turhan kaçar yayınlar


 

 

 

İskenderiye Kilisesinde Şiddet Geleneği Ve Hypatia’nın Ölümü

 

Maria Dzielska, Hypatia of Alexandria, (İng. Çev. F. Lyra, Revaling Antiquity serisi No. 8, editör G.W. Bowersock)  Harvard University Press 1995, xii+157 s.[1]

 

Türkçesi: Gamze Deniz, İskenderiyeli Hypatia, Berfin Yayınları Haziran 1999. 125 s.

 

İskenderiye’li pagan ‘kadın filozof’ Hypatia 415 yılında dinsel fanatizmin politik araç olarak kullanıldığı bir Hıristiyan linç haraketi sonucunda öldürüldü. Cinayetin siyasi yönü İskenderiye piskoposu Cyril’in (412-44), Hypatia’yı Mısır prefekt’i (vali) Orestes ile bozulan ilişkilerin sorumlusu olarak görmesinde yatar; yani Hypatia piskoposun nüfuz alanını daraltan bir figürdür. Dini fanatizm ise, zaten İskenderiye’de uzun zamandan beri potansiyel olarak mevcut olan, şiddet olgusunun piskopos lehine (kasıtlı veya kasıtsız?) yeni bir patlamasıdır ki, bu, Hypatia’nın şehirde Hıristiyanlara karşı oluşan negatif atmosferin müsebbibi olarak propoganda edilmesinden doğar.

 

Eskiçağ İskenderiyesinde şiddet sadece Kilise’nin değil, neredeyse kent kültürünün bir parçasıdır. Bu konuda Bithynia’lı Dio’nun gözlemleri dikkate değer  (Dio of Prusa Orations 32.62; 55 59). İskenderiye kültürünün parçası olan bu şiddet olgusundan Kilise de yeterince yararlanmıştır. Daha Hıristiyanlık yasal bir din değilken bile, İskenderiye’li piskoposlar şiddet vasıtasıyla rakiplerini sindirmekteydiler. Üçüncü yüzyılda papaz Origen (c.230) ve dördüncü yüzyılda Arius’un (c.318) kentten sürülmeleri buna örnektir. Keza Hıristiyanlığın yasallaşmasından sonra da İskenderiye’li piskoposlar yasadışı/dindışı şiddet geleneğini devam ettirmişlerdir. Piskopos Athanasius’un (328-73) şehirdeki Meletian topluma[2] uyguladığı baskı, Theophlius’un (384-412) kendisine muhalif gördüğü keşişlerin bir kanadını bir başka keşiş grubuna katlettirmesi (Nitria hadisesi) hep bilinen şeylerdir. Daha da ilginç olan bir husus, önceki devirlerde örnekleri görülen piskopos kaynaklı şiddetin, bir birini izleyen üç piskopos [Theophilus (384-412), Cyril (412-444) ve Dioskorus (444-451)] devrinde ayyuka çıkması ve bu üç piskoposun da Erken Kilise literatüründe pek de hoş olmayan sıfatlarla anılması tesadüf olmasa gerek.[3]

 

Mısır’ın coğrafi konumu ve İskenderiye piskoposunun çevre piskoposluklar üzerindeki tartışılmaz nüfuzu[4] (ki bu 325’de İznik konsilinde yasallaştırılmıştır, ‘Kanon 6’), özellikle dördüncü yüzyılda çevre çöllerde yaşayan keşişlerin piskoposlar tarafından politik çıkarlar için manipülasyonu, ve piskoposun kent içerisinde kurduğu bağlantılar hep işleri kolaylaştırmada başvurulabilecek çarelerdi. Eskiçağda piskoposlar ömür boyu görev yaptıkları için, bir ya da iki yıl görev yapan valilerden çok daha etkin ve kalıcı konuma sahip olabiliyorlardı, ve bunun yanında piskoposların büyük bir zenginliği kontrol ettiklerini de unutmamak gerekiyor. İlaveten piskoposların veya keşişlerin Hıristiyan olmayan unsurlara karşı giriştikleri tedhiş hareketlerine İmparatorluk  ofisinden gelebilecek tepkiler de yine piskoposlar tarafından manipüle edilmekteydi. Mesela I.Theodosius devrinde (379-95) Milan piskoposu Ambrose (374-97), bu tür tedhiş hareketlerini geçmişin intikamı olarak izah ediyordu (Ambrose Letters 40.6-7).

 

Polonyalı Eskiçağ tarihi profesörü Maria Dzielska, İskenderiyeli kadın filozof Hypatia’nın hayatını anlattığı monografide, hem bu filozofun etrafından örülen efsaneye ve geç 4. ve erken 5. yüzyıl İskenderiyesinin entellektüel iklimine ışık tutmakta hem de İskenderiye Kilisesinin neredeyse bir parçası haline gelen şiddet kültürünün o dönemdeki tarihsel temellerini irdelemektedir. Kitabın İngilizce baskısı üç temel ve bir sonuç olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Buna ilaveten, açıklamalı kaynakça (s.111-19) ve dipnotlar ek bölüm (s.121-151) olarak mevcuttur. Yazarın İngilizce baskıya yazdığı önsözden, kitabın ilk olarak Polonya’da Lehçe olarak yayınlanmış, ve Lehçe orijinalinden İngilizceye çevrilmiş (F. Lyra tarafından), olduğunu öğreniyoruz. Türkçe çevirisi de bu İngilizce baskısı esas alınarak yapılmış, çünkü aksini belirten herhangi bir bilgi notu mevcut değil, hatta Türkçe çevirisi İngilizceye çevireni dahi zikretmiyor.[5] 

 

Türkçe çeviri de İngilizcesi gibi üç temel ve bir sonuç olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Fakat çevirmen kitabın sonunda bulunan açıklamalı kaynakça ve dipnotlar bölümünü dahil etmemiş. İlk bölüm Hypatia ve onun çevresinde örülmüş mitolojiyi konu alan bir literatür araştırması olup bu bölümde eskiçağ bilgisinin değerlendirilmesinin yanısıra Hypatia üzerine modern zamanlarda yapılan tarih ve edebiyat ürünü çalışmalar da kritik bir bakış açısıyla sunulmaktadır.

 

İkinci bölüm Hypatia’nın öğrenci çevresi üzerine prosopografik bir araştırma olmasının yanısıra filozofun entellektüel aktivitelerinin inşası üzerinedir. Bunun nedeni açıktır, çünkü Hypatia’nın biyografisini yeniden inşa etmek (reconstruction) için zorunlu olarak –özellikle birinci el veri azlığında- onun çevresini ortaya koymakla mümkündür. Gerçekten bu bölüm bazı ilginç soruları da beraberinde getirmektedir, mesela ‘erkek hakim’ entellektüel bir ortamda ‘güzel, saygıdeğer ve onurlu’ bir kadının nasıl bir hoca portresi sunduğu önemli bir soru olsa gerek. Hypatia’nın biyografisini inşa etmek zor bir girişim, çünkü bu işi zor kılan hususlardan ilki kendi kaleminden doğrudan bize ulaşan bir literatürün mevcut olmayışı. Burada altı çizilmesi gereken bir başka husus da Eskiçağ’dan günümüze hemen hemen hiç bir kadın yazarın eseri aktarılmamış olmasıdır. Halbuki kadınlar Eskiçağ’da da entellektüel aktivitelerde yer almaktaydılar. Nitekim Eunapius’un aşağıda adı yazılı olan eserinde bir kadın filozofa yer verdiğini biliyoruz, keza kadınların stenografer (stenographer = yazıcı) olarak entellektüel çevrelerde varlığı bilinmektedir.[6] İkincisi; Hypatia’nın çağdaşı Grek yazar Sardis’li Eunapius’un (ö.414 sonrası) neredeyse tamamı 4. yüzyıl pagan filozoflarından oluşan Lives of Philosophers and Sophists [Filozofların ve Sofistlerin Hayatı], adlı kataloğunda, Hypatia’nın yer almaması bir başka zorluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir üçüncü güçlük ise; Cyrene (Libya’da) piskoposu Synesius’un (ö.412), hocası Hypatia’dan önce ölmüş olmasıdır, çünkü Synesius hocasının ölümünü görmüş olsaydı, muhtemelen bu kadın filozof’un hayatına ait daha detaylı bilgilere sahip olabilirdik, zira Hypatia’nın düşünce dünyasına ilişkin bilgilerimizin en geniş çağdaş kaynağı Synesius’un mektuplarıdır.[7]

 

Kitabın üçüncü bölümü Hypatia’nin hayatı ve ölümüne ayrılmıştır. Bu bölüm Hypatia ve babasının (Theon) İskenderiye’deki bilimsel çalışmaları ve kent seçkinleri ile ilişkilerini incelemekte ve buna ilaveten Hypatia’nin 415 yılında öldürülüşünün etrafındaki tarihsel ve siyasal şartları tartışmaktadır. Dzielska’nın Hypatia portresi ‘ılımlı bir pagan’ olarak ortaya çıkıyor, ve yazar buna delil olarak, Hypatia’nın Serapeum tapınağının Hıristiyanlar tarafından yıkılmasına kayıtsız kalmasını gösteriyor (Türkçe çev. s.93). Fakat Serapeum’u yıkan Hıristiyan fanatiklerin Hypatia’nın da sonunu hazırlayacak olmaları kaderin ilginç bir cilvesi olarak tezahür ediyor. Gerçekten Hypatia’nın radikal bir pagan olmadığı Hıristiyan öğrencilerinin ona bağlılığından da anlaşılabiliyor. Burada Hypatia’nın ölümüne ilişkin bir spekülasyon daha yapılabilir. Acaba Hypatia sadece ‘bir pagan entellektüel’ olduğu için mi öldürüldü yoksa kamuoyu önüne fazla çıkan ‘kadın kimliği’ mi tepkinin merkezini oluşturdu?[8] Bu izlemeye değer ilginç bir soru olabilir, çünkü ‘kamu önüne çıkan kadına saldırı’ sadece Hypatia ile sınırlı değil. Palladius’un anlattığına göre zengin ve dindar bir Hıristiyan hanımefendi olan Poimenia devrin ‘mübarek zatları’ olarak kabul gören keşişleri ziyaretinden İskenderiye’ye dönerken yolda saldırıya uğrar ve maiyeti içerisinde yaralananlar ve hatta ölen olur.[9] Bu örnekten yola çıkarak yukarıdaki sorunun esas sahibi İsrail’li kadın tarihçi Hagith S. Sivan’in cevabı saldırının Hypatia’nın ‘kadın kimliğine’ yöneltildiği şeklindedir. Fakat burada bir başka soru ortaya atıp yukarıdaki tezin ne kadar tutarlı olduğunu test edebiliriz. Doğru, Hypatia Eskiçağ toplumunda beklenen kadın standardının dışına düşen bir figür, çünkü bu dönemde kadının entellektüel macerası ya evinde ya da manastırda yaşanabilir bir olgu idi. Fakat Hypatia’nın yerinde bir erkek olsaydı, yani piskopos Cyril’in kent içi hakimiyetine engel olan, vali ile ilişkilerinin bozulmasına neden olan erkek bir entellektüel aynı saldırıya uğramazmıydı? İskenderiye toplumun karnesi bu konuda bize yardımcı olabilir, çünkü bu toplum 361 yılında şehrin Ariusçu piskoposu Kapadokyalı George’uda (356-61) linç ederek öldürmüştü, ve keza 431 yılındaki Efes konsilinde (üçüncü ekümenik konsil) İskenderiye patriarkının rakibi olan İstanbul piskoposu Nestorius (428-31), Cyril’in çapulcularından özel bir muhafız birliği tarafından korunarak kurtulabilmiş ve konsilin toplantı salonuna ise hiç girememişti. Sonuç olarak benim kanaatim, Hypatia’yı ölüme götüren neden onun ‘pagan’ veya ‘entellektüel kadın’ kimliği değil, fakat piskopos Cyril’in politik ilgileri önündeki bir engel olarak ortaya çıkmasında veya piskoposun öyle anlamasında yatar.[10]

 

Sonuç bölümü ise daha önce verilenlerin genel olarak değerlendirildiği bir özet mahiyetindedir. Bu bölümün daha ilk cümlesi bu kitabın tarihi verilere dayalı bir araştırma eseri olduğunu ilan etmekte, fakat garip olan husus elimizdeki Türkçe çevirinin hiç dipnot ve bibliyografya içermemesidir. Ya çeviren bu eseri tercüme ederken bilimsel bir materyal olduğunun farkında değil ya da konunun dipnotlarını ve bibliyografyasını Türk okuyucuları çok da ilgilendirmeyeceği (!) kanaatiyle çeviriye dahil etmemiş.

 

Kitabın Türkçe çevirisinde bazı bariz metodolojik (veya metodsuzluktan neş’ed eden) çeviri yanlışlıkları göze çarpmaktadır. Birincisi, kitap içerisinde geçen bütün İngilizce eser isimleri Türkçeleştirilmiş, fakat Fransızca Almanca veya Latince olanlar orijinal adları ile verilmiş; doğru olanı Türkçe çevirileri basılmamışsa hiç birisinin Türkçeleştirilmemesidir. Daha da garibi hiç bir eser ismi italikle yazılmamış, onun için Türkçe baskıda yer alan İngilizce eserler Türkçeleştirildiklerinden bunların bir kitap adı mı yoksa normal cümle mi olduklarını ayırdetmek neredeyse mümkün değil. Kitaptaki İngilizce literatür içinde Türkçeye çevrilen –benim bildiğim kadarıyla- sadece E. Gibbon’un Roma İmparatorlugunun Gerileyişi ve Çöküşü[11] (The Decline and Fall of Roman Empire). Fakat çevirmen bunun mevcudiyetine ilişkin de herhangi bir ‘farkındalılık’ göstermemektedir.

 

Çevirmen sadece İngilizce modern eser isimlerini Türkçeleştirmekle kalmamış, fakat aynı zamanda eskiçağ yazarlarının İngilizce baskıda italik (ve İngilizce) olarak verilen eser isimlerini de, ve hatta bazan da yanlış olarak Türkçeleştirmiş. Mesela Synesius’un On Providence adlı eserini Cennet Üzerine diye çevirmiş (s.68) ki, doğrusu [Tanrı’nın] İrade Üzerine olmalıydı. Fakat bunu cümle içerisinde öyle kullanmış ki, bu eserin Synesius’a değil de [Alan] Cameron’a ait olduğu şeklinde bir anlam çıkmış. İlgili cümlenin de (s.68) “[Alan] Cameron’un, Synesius’un On Providence (veya İrade Üzerine) adlı eseri üzerine yaptığı bir incelemede ortaya koyduğu gibi….” şeklinde düzeltilmesi gerekir.

 

İngilizce baskısında (s.17) Kilise tarihçisi Sokrates’in Ecclesiastical History adlı eseri Türkçeye dinler tarihi olarak çevrilmiş (mesela s.26) ki, doğrusu Kilise Tarihi olmalıydı. Türkçe baskının pek çok yerinde Cyrene piskoposu Synesius’un (ö.412) İznikli (Nikaea) olduğu sürekli tekrar edilmiştir, daha doğrusu çevirmen Cyrene’yi İznik diye çevirmiş (mesela s.39), ve bu ilgili hemen her yerde aynı şekilde veriliyor. Cyrene Kuzey Afrika’da, (modern Libya’da) bir şehir ve modern adı Shahhât. İznik’in eskiçağdaki adı ise Nikaea. Yanlışın tekrarı çevirmenin eskiçağ bilgisinden mahrumiyetini göstermektedir.

 

Türkçe baskıda yer alan diğer bir çeviri hatası da, İngilizce ‘bishop’ (Grekce episkopos) kelimesi hep ‘rahip’ ya da ‘baş rahip’ olarak çevrilmiş. ‘Bishop’un Türkçe karşılığı –Grekçeden gelerek—piskopos, nitekim (kolay ulaşılabilir) İngilizce-Türkçe sözlüklerde bunu böyle veriyor (bkz. Redhouse veya Oxford). ‘Rahip’ (İngilizcesi ‘abbot’, Koptça ‘apa’dan) kiliseye bağlı ya da bağımsız olarak çalışan manastır organizasyonunun başında veya bu teşkilat içerisinde göreve atfen kullanılan bir kavram. Dolayısıyla ‘bishop’ veya ‘episkopos’, rahip olarak çevrilemez.[12]

 

Sonuç olarak Türkiye’de çok da olmayan feminist literatüre bir katkı olması için çevrilmiş olabileceğini düşündüğüm (?) bu kitap, herhalde daha metodolojik bir yolla tercüme edilmiş olsaydı gerçekten bir katkı olabilirdi. Eskiçağ tarihi çalışmalarında İngilizce literatürde –benim izleyebildiğim kadarıyla- feminizmin klasik devirlerdeki kültürel temellerine ilişkin, kadının toplum içerisindeki konumundan, haklarında tarihi veri bulunabilen ünlü kadınların biyografilerine kadar çok geniş bir kolleksiyon mevcut. Hatta Hıristiyan manastır hayatının kökenlerine ilişkin çalışmalarda kadın konusu o kadar abartılıyor ki, bunun sanki sadece kadınların eseri bir hareket olduğu izlenimi doğuyor. Türkiye’de işin ciddiyetsizliği Eskiçağ tarihi çalışmaları içerisinde böylesine marjinal ve bilimsel bir biyografinin –fakat, herşeyden önce bir biyografi inşası, ve 4-5. yüzyıl İskenderiye kilisesi, kentin entellektüel atmosferinin anlaşılması bakımından da o kadar önemli- gelişigüzel bir çeviri ile zaafa uğratılmasında görülebiliyor. Tanıtmaya çalıştığım kitabın orjinalinin övgüye değer çok yanı var ama elimizdeki Türkçe çeviri ne yazıkki övgüyü hakedecek bir özenle yapılmamış. Belki bilimsel formatın ihmali çevirinin popüler bir tasarım olduğu düşüncesiyle affedilebilirdi, fakat yukarıda sadece bir kısmını belirttiğim hatalar affedilecek kadar az değil, birde popüler bir yeniden inşa sadece dipnotların ve bibliyografyanın atlanmasıyla yapılabilir mi o da ayrı bir soru(n). Nihai olarak anlaşılan o ki, sadece İngilizce bilmek –onuda iyi bilmek gerekiyor- çeviri yapmak için yeterli değil, bunun yanında metodolojik bir yaklaşımla çevrilen eserin anlattığı dönemi ve teknik vokabülerinin de bilinmesi gerekiyor. Ama yine de bu çevirinin bir kazancı varsa o da herhalde ‘bir zamanlar İskenderiye’de genç, güzel, son derece onurlu ve entellektüel bir kadının ve onun hazin sonunun’ Türk okuyucusunun dikkatine sunulmuş olmasıdır.

 

 

 

Turhan Kaçar

 

 

Balıkesir Üniversitesi Tarih Bölümü

 

tkacar@yahoo.com

 

 

 

 ________________________

 

[1] Bu kitabın İngilizce baskısı için –benim tesbit edebildiğim- 10 un üzerinde tanıtım yazısı yazıldı, hatta –İngilizce bilenler için- bunlardan bir iki tanesi internette mevcut. 

 

[2] Mısır’da Diokletianüs’ün başlattığı ‘Büyük Takibat’ (m.303) sonrasında ortaya çıkan ayrılıkçı Hıristiyan grup.

 

[3] Meselâ Cyril öldüğü zaman, piskopos ve tarihçi Theodoret, Antakya piskoposuna yazdığı mektubunda şöyle diyor: “Nihayet!!! Nihayet!!! öldü bu kötü adam. Onun ölümü yaşayanlara sevinç ölülere ise üzüntü verir, çünkü korkum o ki, yakında onlar da Cyril’den usanacaklar ve geri gönderecekler, onun için çok dikkatli olmalısınız [efendim], mezar-kazıcılara emir veriniz Cyril’in mezarı üzerine çok büyük ve ağır bir taş yerleştirsinler ki, bir daha kalkamasın yattığı yerden” Letters 180.

 

[4] 451’deki Kadıköy konsili İskenderiye piskoposu Dioskorus’u azledip Monofizit teolojiyi reddetmişti, konsilde Mısırlı piskoposlara papa Leo’nun doktrinini imzalamaları istendiği zaman bunu reddettiler, gerekçeleride çok ilginçtir; “Şayet biz bunu imzalarsak Mısır’a döndüğümüz vakit bütün bölgeler bize karşı ayaklanır ve hepimiz hiç şüphesiz öldürülürüz” zikreden W.H.C. Frend The Rise of Christianity (1984) s.773. İşte İskenderiye piskoposunun inşa ettiği güç ve korku ağı.

 

[5] Kitap, Lehçe’den İngilizce ve Türkçe dışında Yunanca’ya da çevrilmiştir.

 

[6] Bu konuda bakınız: Haines-Eitzen, Kim (1998) “‘Girls Trained in Beautiful Writing’: Female Scribes in Roman Antiquity and Early Christianity”, Journal of Early Christian Studies vol. 6-4: 629-46.

 

[7] Synesius’un mektuplarından başka elimizde Hypatia’dan bahseden üç tane eskiçağ kaynak var (ne yazıkki sadece ölümü ile sınırlı). Sokrates Kirchengeschicte VII.15.1-7, (Die Griechischen Christlichen Schriftsteller Berlin 1995); Nikiu’lu John’un Chronicle 84.87-103 (R.H. Charles, The Chronicle of John, Coptic Bishop of Nikiu (m.690), Amsterdam 1916 edisyonunun yeni basımı. Ve son olarak 10. yüzyıl Bizans ansiklopedisi Suda, (Suda Lexicon 5 cilt, (Hypatia 4. cilt s. 644-46’da) Ada Adler editörlüğünde, Stuttgart Teubner 1971). Bu kaynaklardan sadece Sokrates kurgusal bir hikaye üretmemeye çalışıyor, Nikiu piskoposu Hypatia’nın sonunun Hıristiyan versiyonunu Suda’nin alıntı yaptığı Damascius ise pagan versiyonunu sunmaktadır.

 

[8] Bu soru esas olarak Hagit S. Sivan tarafından seslendiriliyor, ne yazıkki Sivan’ın metnini internette bulup okuduğum bu kitaba ilişkin tanıtım yazısının referansını bulamadım, hatta kitabın yazarı Prof. Dzielska’da böyle bir yazıdan haberi olmadığını bildirdi.

 

[9] Palladius Lausiac History 35.14.-15, Ancient Christian Writers vol. 34, İng. cev. Robert. T. Meyer Londra 1965.

 

[10] Yukarıda dipnotta alıntıladığım piskopos ve kilise tarihçisi ve ‘Cyril’in dindaşı’ Theodret’in İskenderiye piskoposu hakkındaki düşüncelerinide sanırım burada bir kez daha hatırlamakta fayda var.

 

[11] Asım Baltacıgil çevirisi B/F/S yay. İstanbul 1987-89 (?).

 

[12] Buraya daha uzunca bir liste eklemek mümkün. Meselâ, incarnation ‘bir arada’; populer ‘hafif’; an Alexandrian poet ‘bir İskenderiye şairi’ olarak çevrilmiş. Doğrusu, sırasıyla ‘vücut bulmak’, veya ‘tecessüm etmek’; ‘popüler’; ‘İskenderiyeli bir şair’ olarak çevrilmelidir.