KORKUYU YENMEK ELİMİZDE ...NASIL MI?                                           Dr.İbrahim BİLGEN

PANİK ATAKTAN KURTULMAK İÇİN Öneriler

Son zamanlarda; İş ve aile hayatı, ödemeler, gelecek kaygısı, çocuk yetiştirme ile ilgili kaygılar ve benzeri sorunlar nedeni ile adeta kaygı ile beraber yaşamaya alışmış durumdayız.Anksiyetenin (kaygı-bunaltı) bütün özelliklerini içeren tam bir tanımını vermek oldukça güç olmakla birlikte herkes anksiyete adını verdiğimiz duyguyu bilir. Anksiyete denilen duyguyu çeşitli yaşantılar esnasında yaşamamış insan yoktur, bazen bir sınav öncesinde okula girerken, gecenin yarısı kapı vurulduğunda, bir gürültüyle uyandığımızda ya da buna benzer başka durumlarda. Ama işin bilinmeyen yanı aşırı sersemlik, noktacıklar, benekler görme, bulanık görme, uyuşma, seğirme, adalelerde gerginlik, boğulma ve soluğun kesilmesi derecesine uzanabilen nefes darlığı gibi duyumların da anksiyetenin bir parçası olduğudur. Bu duyumlar ortaya çıktığında kişi neden olduğunu anlayamaz ve kişi o anda önemli bir hastalığı olabileceğini düşündüğü için sıkıntısı panik derecesine ulaşabilir. Anksiyete tehdit veya tehlikeye karşı bir tepkidir. Yani anksiyete bir tehlikeye karşı vücudu uyaran bir bekçidir. Ama bazen her insan gibi bu bekçide yorulabilir ve yanlış yere alarmlar verebilir. Yani burada sizlere, son yılların moda hastalığı haline gelen “Panik Bozukluk” un ne anlama geldiğini anlatmaya çalışıyorum. Panik bozukluk dediğimiz hastalıkta her şey normal olmasına rağmen bir şeyler yanlış yorumlanır ve yanlış yere alarma basılır. “Kalp krizi geçiriyorsun, çıldıracaksın, kontrolü yitirebilirsin vb.” gibi kaygıya neden olabilecek düşünceler aklımızdan hızla geçerler. Ama bizler bu düşünceleri fark etmeyiz bile. Bizler bunlara dünkü yazımda da bahsettiğim gibi“ Otomatik Düşünceler” diyoruz. Ben, bana gelen danışanlarıma terapilere başlarken bu düşünceleri tanıtmaya çalışırım. Çünkü kaygı halinde kişiye kendi doktorunun kendisi olmasını öğretmemiz gerekir. Böylece kişi kaygı ile nasıl mücadele edebileceğini öğrenir. Bunu öğrenirse uçak korkusunu da, panik bozukluğu da, topluluk önünde heyecanlanmamayı da öğrenebilir. Otomatik düşünceler bizim en büyük düşmanımızdır. Kaygıyı, öfkeyi bu düşünceler yaratır. Bunu şöyle anlatabilirim. Bana gelen danışanlarıma bunu sözle değil yaşatarak anlatmaya çalışırım. Tam konuşmanın ortasında bir yerde kendisini dinlerken saatime bakarım. Ve dinlemeye devam ederim. İnanın daha yüzü değişmeyen bir kişi görmedim. Kimisi hemen “Kaç dakikamız var doktor bey” yada “biliyorum süremizi aştım son bir şey daha söyleyip kalkacağım” vb cümleler sarf ederler. Eğer bunu söylemiyorlarsa da ben kendim “Şu an ben saatime baktığımda aklınızdan neler geçti?” diye sorarım. Genelde cevaplar yukarıdaki düşüncelere benzerdir. İşte otomatik düşünce bu derim.”Ben size sadece en iyi niyetimle demin sözle anlattığım “otomatik düşünce” nin ne olduğunu birde uygulamalı olarak anlatabilmek için saatime baktım” derim. “Ama sizin aklınızdan “Zamanımızı mı aştık, süremiz bitti herhalde ben düşüncesizlik yaptım” gibi düşünceler geçti. “Rahat rahat sorunlarınızı anlatırken birden yapılan bir hareketle duygularınız değişebildi”. “Yanlış yorumladınız ve huzursuz oldunuz”. Bizleri kaygılandıranda bu yanlış olarak yorumladığımız ve kesin olarak inandığımız otomatik düşüncelerdir. Bir gaz sancısını, gerginliğe bağlı sık sık kesik kesik aldığımız nefeslerin neden olduğu kas ağrılarını anında bu bir kalp krizi şeklinde yorumlarız. Yani yanlış bir alarm çalar. Buna da “Panik Bozukluk” adı verilir.

Farz edin ki yeni ve pahalı bir araba aldınız . Birde alarm taktırdınız. Herkes bu aralar mahalledeki araba hırsızlıklarını konuşuyor. Tesadüf bu ya, sizde bu dönemde çok pahalı bir araba almışsınız ve evinizin önüne park etmişsiniz. Gece doğal olarak biraz huzursuz yatarsınız ve aniden tam uykuya dalmışken bir alarm sesi ile uyandığınızı düşünün. Bu durumda ne yaparsınız? .... Evet, aşağıya inip bakarsınız. Peki ilk önce neye bakarsınız ,gözleriniz neyi arar? Tabiki arabanızı... Şükür ki arabanız yerinde... sonra neye bakarsınız? .... Cam kırık mı vb . Ama her şey normal. Kapıları da kontrol ettiniz ,etrafta kimsede yok. Çaresizce tekrar yatmaya gidersiniz.Ama gece tekrar alarm çaldı. Sık sık bir şey olmamasına rağmen alarm çalıyor.Ertesi gün neyi kontrol ettirirsiniz? Evet elbetti alarmı....Çünkü her şey normaldir.Sadece alarm hırsız olmamasına rağmen yanlış çalıyordur. Sizde doktora gittiniz her tetkik yapıldı ve normal ise neden hala hırsızlık şube müdürlüğüne başvuruyorsunuz? Hırsız falan yok, sadece alarm bozuk.Bu nedenle de geceleri huzursuz yatıyorsunuz ve ne zaman bu alarm çalacak diye gözünüze uyku girmiyor. Hepsi bu.... “Anlatması kolay birde bana sor doktor bey” diyenleri duyar gibiyim. Haklısınız çok zor bir hastalık ama tedavisi de o kadar kolay bir hastalık. Sağlıcakla Kalın


PANİK ATAKTAN KURTULMAK İÇİN Öneriler

Panik Bozukluk, son yıllarda sıkça rastlanılan bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. En önemli özelliği ise kişinin hiç beklemediği bir anda, hiçbir sıkıntısı yok iken birden ortaya çıkmasıdır. Kişinin göğsünde bir ağrı yada baş dönmesi gibi bir belirti ile başlar ve ardından çarpıntı, titreme, terleme, üşüme, sıcak basması, mide bulantısı, kolunda uyuşma olur. Kişi boğulacağını düşünerek yoğun bir sıkıntı ile pencerelere koşar. Buda yetmeyince kendisini herhangi bir hastanenin acil servisine atar. En önemlisi ise bundan sonra başlayacak dönemdir. Yapılan incelemeler neticesinde doktorun yanına gelerek kendisine organik (fiziksel) bir bulguya rastlanmadığını söylediğinde hasta buna inanmaz ve doktor doktor gezmeye başlar. Hep sonuçları aynı ya da buna benzer açıklamalar ile sonuçlanır.” Sizin hiçbir şeyiniz yok” Kişi kendi kendisine sorar: “ O zaman benim bu yaşadığım neydi? “Bu maalesef bir “Panik Ataktı”…

Panik Atak hastasının en önemli sıkıntısı, bu atağın ne zaman geleceğini bilemediği için her an atak olacakmış gibi endişe duymasıdır. Tıpkı bir mayın tarlasında yürüyüp de her adım attığında patlama olacakmış diye endişe duyması gibi bir şeydir bu durum. Bu sefer hastanın hayatı yeni bir boyut kazanır. Kişi bu hastalık nedeni ile, hayatını panik atağına göre organize etmeye başlar. Evde yalnız kalmaktan çekinebilir. Yalnız kalmamak için veya bu atak geldiğinde birilerinin kendisine yardım edebilmesi için çevresine verici olmaya başlar. Kısacası , hasta artık hayatını kontrol edemez, hastalık kişinin hayatını kontrol etmeye başlar. Bu hastalık nedeni ile kişiler arası ilişkileri, iş ve aile düzeninde bozulmalar başlar. Atak yaşamamak ya da yaşarsa yardımcı olsun diye bazı davranışlarda bulunur ya da kaçınır. Bizler bunlara “Güvenlik Sağlayıcı Davranışlar” diyoruz. Bunlar yapılmaya devam edildiği sürece, hasta rahatlar ama hastalığı da asla düzelmez. Bu öyle bir hastalıktır ki iki tür besinle beslenir. Birincisi kaçınma, diğeri ise bu güvenlik sağlayıcı davranışların yapılmasıdır. Peki! nedir bu güvenlik sağlayıcı davranışlar? Yanında ilaç taşımak ( özellikle yeşil reçeteli ilaçları), yanında sürekli su bulundurmak, spor ve cinsel hayattan kaçınmak. Evde kalırken ya da ayrılırken güvendiği bir kişiyi yanında bulundurmak. Alkol almak. Sık sık nabzını ve tansiyonunu ölçmek. Sinemalarda ya da kapalı yerlerde kapıya yakın oturmak. Bu türden davranışlar hastalarımızı belli süre için rahatlatırken bir diğer taraftan da başka kişilere bağımlı hale getirir.

Panik atakları neden tam “o sırada” ortaya çıkar? Neden pazartesi değil de Salı günü? Neden saat 3:00 değil de 5:00’te? Neden tam “ o sırada”, on beş dakika önce ya da sonra değil? Yapılan çalışmalarda, panik atakların, daha çok, kişide bir takım duygu ve düşüncelerin yoğunlaştığı dönemlerde ortaya çıktığı bulunmuştur. Kişinin terk edildiğini düşündüğü ya da kendi başına kaldığını hissettiği, kullanıldığı düşüncesine kapıldığı, küçük düşürüldüğü ya da kendisini aşağılanmış hissettiği ya da aşağılık duygusu yaşadığı, boyun eğmek zorunda bırakıldığı, çaresizlik içine düştüğü ya da öfkelendiği ama bunu belli edemediği zamanlar panik ataklarının tetiklendiği zamanlar olabilir.
Panik ataklı kişilerin aileleri de bu kişilere uyum sağlamıştır. Ailelerde sinemaya, kapalı alanlara, restoranlara gitmemeye başlarlar. Her zaman ulaşılabilir olmak için sürekli cep telefonu taşımaya başlayabilirler. Sürekli panik ataklı yakınlarına eşlik ederler ve onlara destek olmak için her an hazırda bulunurlar. Hâlbuki bu türden yaklaşımların hastaya kısa zamanda yararı olduğu düşünülse de uzun dönemde çok zararı olur. Kişi, sizlere ve hastalığa iyice bağlanır ve bir daha onu bırakamaz. Panik atak hastaları bu nedenle küçük adımlarla başlayarak başkalarına bağımlı yaşamak yerine, eski hayatlarına kavuşabilmek için girişimlerde bulunmaları gerekir. Eskiden yapılan etkinliklere yeniden başlamak için ufak girişimlerde bulunmak ve kaçınma davranışlarını bırakmak gerekir. Panik Bozukluk başta olmak üzere anksiyete bozukluklarının tedavisinde çoğu zaman hastalarımızın kafaları karışmaktadır. İlaçla tedavi edilen vakaların zaman içerisinde hastalığının yenilemesi ile, geçmişte düzelen moraller tekrar bozulmaktadır. Özellikle geçirilen bir panik atak, kişinin beynine ( kortikal alana) kazınmaktadır. Kişi o anı bir türlü unutamamakta ve sürekli olarak o an tekrar etmesin diye kaçınmaktadır. Yalnız kalamamakta ve insanlara bağımlı bir yaşam sürmek zorunda kalmaktadır. Tedavi sırasında verilen ilaçlar, beyinde bu kortikal alanın alt kısımlarına (subkortikal alana) etki etmektedir. Yani Latinceleri bir kenara bırakacak olursak ilaçlar, yara aynı yerde kalır iken, bu yaranın yapmış olduğu ağrının etki edeceği alanlara etkili olmaktadır. Başka bir deyişle, panik atak normal olan bir bedensel bulgunun, kişi tarafından yanlış yorumlanması neticesinde ortaya çıkan bir korku atağı olduğuna göre, ilaçlar da, bu bedensel duyumları azalttıklarında yanlış yorumlamalarda azalacağı için panik ataklar düzelmektedir. Ama hala kişinin beyni, yanlış yorumlamalara açıktır. Eliniz ağrıdığında, elinizin beyninize giden sinirlerini uyuşturursam ağrı hisseder misiniz? Burada ilacın etkisi de kısmen bu şekilde olmaktadır. Ama ana sorun yok edildiğinde zaten ağrıda düzelecektir. Bu nedenle, kişiye ilaç tedavisi uygulanırken bu hastalıkla mücadele etme yolları da, öğretilecek olursa, hastalığın tekrar etmesi ve hastanın ilaç kullanma süresi, azalacaktır. Panik atağı bir depreme de benzetebiliriz. Deprem de tıpkı panik atağı gibi; ortada görülen hiçbir neden yokken, herhangi bir anda, herhangi bir yerde ve ani olarak ortaya çıkar. Deprem olduktan sonrada insanlar tekrar olursa endişesi yaşarlar. Panik atakta tıpkı deprem gibi tekrarlayıcı özelliktedir. Ülkemizde olan depremlerden sonrada sıkça duyduğumuz bir slogan vardı, o da “deprem insanı öldürmez, binalar öldürür”. Aynı şekilde panik atağı da insanı öldürmez; ancak atak sırasında ne yapacağını bilmek, hastalığın tedavisinde çok önemlidir. Yani kişide normal olarak ortaya çıkmış olan; çarpıntı, uyuşma, baş dönmesi, bayılma hissi, göğüs ağrısı vb. bedensel duyumların, yanlış yorumlamalarına atak anında müdahale etme yolları ve atak anında atağın nasıl söndürülebileceği kişiye öğretilecek olursa işte o zaman tam iyilikten bahsetmek mümkün olabilir. Yoksa, kişi sadece ilaç alarak bunları öğrenmeden tedaviye devam ederse “Ya tekrar atak yaşarsam ne yaparım” diye yalnız kalmaktan kaçınmaya devam eder ve hastalıkta kaçınmalar devam ettiği sürece düzelmemektedir. Tedavide; ilaç ve muhakkak “bilişsel davranışçı terapi” beraber uygulanmalıdır. Yoksa kişi, iyiliğini sadece ilaca atfetmekte ve ilaç kesildiğinde de tekrar hastalanırsam diye yoğun bir kaygı yaşamaktadır. Yapılan bir diğer yanlış ise, iyileşmeye başlayan panik atak hastası, gerçek dışı isteklerde bulunmaya başlar. Hiçbir zaman bir daha kaygı yaşamamak, korkmamak gibi. Hâlbuki bunlar yaşadığımız sürece doğal duygulardır. Önemli olan bu duygularla başa çıkabilmeyi öğrenmektir. Terapilerde bunu öğrenmeyen bir hasta ne kadar ilaç kullansa da sürekli kendisini huzursuz hisseder. Siz uzun bir yola çıkarken yanınızda yedek lastiğiniz olursa mı, yoksa hiç yedek lastiğiniz olmazsa mı kendinizi daha rahat hissedersiniz? Sağlıcakla Kalın

PANİK HASTALARININ ÇEVRELERİNE ANLATAMADIKLARI KORKULARI

Panik Bozukluk gibi anksiyete bozukluğu olan hastaların, çevrelerine anlatamadıkları korkuları vardır. Bu yazımda bu korkular ile ilgili bu konulara değinmeye çalışacağım. Bunlardan ilki;

KALP İLE İLGİLİ KORKULAR: Bizlere başvuran danışanların en sık yakınmaları kalp çarpıntısı, kalp atış hızında artış, kalp atışlarında atlamalar olması ve göğüs ağrısıdır. Her danışanın korkusunun içeriği farklı olabilir. Bu nedenle bilişsel terapi ile ilgilenen terapistlerin her seansta yenilemesi gereken o danışan ile ilgili formulasyonu olmalıdır. Formulasyon, biz terapistlerin yol haritasıdır. Eğer yanlış formulasyonu yapar isek doğru yolu bulmamız da çok zorlaşır. Bu nedenle bir terapist, benim düşünceme göre danışanını dinlerken çok çabuk anlamaması gerekir. İyice anlayana kadar sorunu derinlemesine araştırması gerekir. Yani, hastayı anladığımızı zannedip de kendi kafamızdaki teoriye hastayı oturtmaya çalışırsak çok yanılırız. Doğru olanı, hastadan elde edilen veriler doğrultusunda bir teori geliştirmemizdir. Kendi teorimize hastamızı oturtmaya çalışmak değil. Peki bize gelen panik hastalarının en sık rastlanılan bu korkularının temelinde neler yatmaktadır. Çarpıntı = Kalp Krizi demektir. Bu şekilde düşünen çok sayıda hastam var. Bu yanlış düşünce doğrultusunda kişi neyden kaçınmaya başlar dersiniz? Elbette çarpıntı yapacak her türlü yaşam olayından. Koşmaktan, merdiven çıkmaktan, cinsel hayattan, stresten, heyecandan, sesten vb. Sonuç nedir? Elbette yalnızlık ve başarısızlık. En azından şunu bilmek gerekmektedir. Bunu bilmenin bu rahatsızlığı asla tedavi etmeyeceğini biliyorum ama yine de ben, bu bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum.Çünkü bilinmeyen, yani belirsizlik, kişinin yanlış düşünceler üretmesi için en uygun besi yeridir. “ PANİK ATAKLAR KALP KRİZİNE YOL AÇMAZ. Panik ataklar sırasında çekilen kalp grafilerinde (EKG) yalnızca hafif bir artış saptanır. Gerçek bir kalp krizinin belirtileri, göğüste basınç duyumu, yoğun bir kalp ağrısıdır( bıçakla oyuyorlar gibi) . Bir hastam yıllarca bu ağrıdan kaçınmıştı. Yıllar sonra kalp krizi geçirince bana” Çok yersiz bir korkuymuş doktor bey!Bu ağrıyı geçiren bir kişi, diğer göğüs ağrılarının kalp krizi olmadığını asla bir daha karıştırmayacak kadar iyi anlıyormuş.” demişti. Bu konuya ilerdeki günlerde devam edeceğim. Sağlıcakla Kalın.

“YA BAYILIRSAM VE KİMSE BANA YARDIM ETMEZSE……”


Bazı panik bozukluk hastalarımda rastladığım düşüncelerden bir tanesi de bayılma korkusudur. Kişi bayılacağından ve kimsenin kendisine yardım edemeyeceğinden korkar. Bu nedenle de bu durumu hatırlatan her türlü duyumdan korkmaya ve bu duyumu hissettirecek her türlü etkinlikten de kaçınmaya başlar. Sersemlik hissi, baş dönmesi, bayılacakmış gibi olma duygusu, uyuşukluk, bulanık görme, belirli bir konuya odaklanamama gibi durumlar bu düşüncenin canlanmasına neden olabileceğini düşünür. Sesten, kalabalıktan, kuyruğa girmekten kaçınır. Bir hastam bu nedenle evin en izole bölümünde yaşıyor, televizyon ve yüksek sesli her türlü durumdan kaçınıyordu. Evinde kimse ses yapmıyor, eve misafir çağırılamıyor, telefon sessizde bekliyordu. Bu türde olan panik bozukluk hastaları esasında “bayıldım” derken, bayılacakmış gibi olmayı anlatmak ister. Belki hayatında bir kez çok aç kalmış ve tansiyonu düşmüştür ve bu nedenle bayılmıştır. Ama bu durum o kişi için öyle unutulmaz bir durumdur ki “Ya tekrar aynı durumu yaşarsam diye” her şeyden kaçınmaya başlar. Esasında diğer günlerde de sizlere yazmaya devam edeceğim bu konunun temelinde kişide “Kontrolünü yitirme korkusu” vardır. Zaten bizi etkileyende mantıksız gelmesine rağmen hiç değiştiremediğimiz düşüncelerimiz değil midir? Yoksa hastada bin kez geçirdiği panik ataktan ölmediğini bilir ama bin birinci olduğunda ölecekmiş gibi korkmaya ve kaçınmaya devam eder. Bu nedenle çevremizdeki panik hastalarına “Ne var canım korkmayacaksın, üstüne gideceksin zaten panik ataktan kimse ölmemiştir “ demeyin pek işe yaramaz. Yarar gibi görünse de hasta belirli bir zamanda kendisini iyi hisseder sonra tekrar huzursuz olmaya başlar ama artık size de sıkıntısını söyleyemez çünkü dalga geçeceğinizi düşünür. Yani moral olsun diye iyi niyetli olarak biraz önce söylemiş olduklarınız kişinin kendisini daha da yalnız ve çaresiz hissetmesine neden olmuştur. Panik ataklarda korkulan diğer düşünceleri sizlere yazmaya devam edeceğim. Sağlıcakla Kalın…

“YA ÇILDIRSAM VE SEVDİKLERİME ZARAR VERİRSEM….”


Son günlerde toplumumuzda gün geçtikçe artan kaygı bozukluklarına yer vermekteyim. Sizlerinde bildiği gibi bu rahatsızlıkların en ünlü olanı “Panik Bozukluk” tur. Bu nedenle de bu aralar bu rahatsızlıkta bilinmedikleri yada bilinip de anlatamadıklarınızı ben sizin ağzınızdan yazılarımda anlatmaya çalışmaktayım. Zaten beni de en fazla memnun eden, sizlerden gelen telefonlar ve e mailler aracılığı ile bunu bir parçada gerçekleştirmiş olmamın memnuniyetini yaşamaktayım.Bazı kişiler de “Ya çıldırırsam, kontrolümü kaybedersem ve çevremde sevdiğim kişilere zarar verirsem “ diye endişe duymaktadır. Korkulan duygu çoğu zaman gerçek dışılık ya da benliğinden ayrılmış olma duyguları, odaklanamama ve düşüncelerini toparlayamama, uçuşan düşünceler, yaşanan yoğun korkudan ötürü sinirsel bir çöküş yaşanacağı korkusu, olağandışı düşünceler, şaşılası imgeler ve zihinsel boşluk yaşamadır. Bu kişiler düşüncelerini denetim altında tutamadıkları duygusuna kapıldıkları zaman bunu çıldırmanın ya da aklını kaybetmenin bir başlangıcı olarak yorumlarlar. Halbuki biz psikiyatr’lara “Ben çıldırır mıyım acaba?” diye gelenler çıldırmadığına rastlamaktayız.Tam tersine bize gelen gerçeği değerlendirme yetisini kaybetmiş olan bu türden hastalar asla hastalıklarını kabul etmedikleri gibi bu kaygıyı da hiç taşımazlar. Bu nedenle de tedaviyi genelde kabul etmezler. Ama “Ya çıldırırsam” diye bu türden kaygı duyan hastalar en fazla bu kaygı ile yaşar ve sürekli huzursuzluk hissederler. Bu nedenle evdeki kesici aletleri saklarlar, yalnız kalamazlar, bu türden film ve görüntüleri seyredemez hatta bizler bu durumu hatırlatırız diye bizlere bile gelmekten kaçınırlar. Tabi ki bu kişilerde bunu bilir ama yinede yapmaktan kaçınırlar ve sürekli geçici yöntemlerle rahatlamaya çalışılar. Sık sık etraflarına ya da bizlere “Çıldırmam bunu yapmam değil mi?” diye onay ararlar. Kısa bir süre rahatlarlar ama tekrar bu düşünce akıllarına gelince tekrar rahatsız olurlar. Ya hayatımız sürece bu kısa mutluluklarla devam edecek ama hep hasta kalacağızdır yada biraz sıkıntı çekecek ama hep hastalıksız yaşayacağızdır. Bu nedenle bu tedavide danışanlarında yani sizlerinde biz terapistlere tedavide eşlik etmesi gerekmektedir. Çünkü yapılan araştırmalar iyiliğini sadece ilaca atfedenlerin hastalıkları, ilacı bıraktıktan sonra daha fazla tekrar etmektedir.Sağlıcakla Kalın.


HAYATTA HERŞEYE KAYGILANIYOR VE HERŞEY KONTROLÜNÜZ ALTINDA MI OLSUN İSTİYORSUNUZ?


Bazen hayatımızda düşündüğümüz her şeyin gerçekleşeceğini zannederiz. Hatta bazen gerçekleşmesi çok düşük ihtimalli olayları bile başımıza gelmiş gibi düşünüp kendimizi harap ederiz. Bunu bir örnekle açıklamam gerekirse şöyle; Bir kişi düşünün iş yerinde patronunun kendisine verdiği bir konuyu üst düzey kişilere sunacak. Esasında bu konuyu daha önceleri bir kez daha sunmuş. Bu sunumunda da gayet başarılı olmuş. Ama elinde olmayan nedenlerden dolayı bu seferki bu sunuma o kadarda hazırlanamamış ve doğal olarak da yoğun bir sıkıntı içerisinde. Kişiye soruyorum sizi heyecanlandırın düşünce nedir? Cevap: “Sunuma yeteri kadar hazırlanamadım”. Bu düşüncenin doğru olma ihtimalinin kaç olduğunu sorduğumda ise aldığım yanıt %90’dı. Bu sunumda hazır olmamak demek size göre ne anlama geliyor diye sorduğumda aldığım yanıt ”Başarısız Olmak” oldu. Bu sunumdan başarısız olacağınıza olan inancınız nedir diye sorduğum ise aldığım yanıt %30 idi. Peki sunumdan başarısız olursanız sizi bekleyen felaket nedir? Diye sorduğumda ise aldığım yanıt” İşten atılırım” oldu. Danışanıma bu düşünceye olan inancınız kaçtır diye sorduğumda ise aldığım yanıt hafif bir tebessüm yaparak % 2 oldu. Peki işten atılırsanız sizi bekleyecek ve daha da kaygılanmanıza yol açacak düşünce nedir diye sorduğumda ise aldığım cevap “Asla böyle bir iş bulamayacağım” oldu. Bu düşünceye olan inancınız şu an nedir diye sorduğumda ise aldığım yanıt %1 di. Yani bu kişi bu sunumu düşündüğü gibi sunamaz ise başarısız olacak, işten atılacak ve asla bir daha böyle bir iş bulamayacaktı. Peki böyle bir işi bulamama ihtimali istatistiksel düzeyde nedir biliyor musunuz? 0,9x 0,3x 0,02x 0,01 yani 0,000054. Peki bu ne anlama geliyor? Yani bu kişi bu sunumu düşündüğü gibi anlatamazsa bir daha istediği gibi bir iş bulamama ihtimali yaklaşık yüz binde beş başka bir deyişle yirmi binde bir demek. Hemen şöyle düşüne bilirsiniz? “Bunun bende düşük ihtimalli olduğunu biliyorum ama ya ilk kez başına gelen kişi ben olursam”. Buna da vereceğim cevap şu olur? Hayatta hiçbir şeyin yüzde yüz garantisi yoktur. Arabaya binerek bir yere giderken kaza geçirme ihtimalimiz emin olun bundan fazladır ama bunu göze alarak o arabaya biniyorsunuz. Hayatta bazı riskler var ve bunu bende sizde sıfır yapamazsınız. O zaman bu kadar riskleri de göze alarak elimizden geleni yapar gerisini de oluruna bırakırız. Huzurlu bir gün geçirmeniz dileğiyle. Sağlıcakla Kalın.