Edebiyat
 

Makaleler

ACI AMA GERÇEK

Bugünlerde... Mallarimiz artti, keyfimiz azaldi. Daha büyük evlerde kaliyoruz ama daha küçük ailelerde yasiyoruz. Konforumuz artti ama zamanimiz daraldi. Diplomamiz bol ama sagduyumuz az. Uzmanliklar artti ama sorunlar çogaldi. Ilaçlar çogaldi, hastaliklar artti. Sorumsuzca para harciyoruz ama az gülüyoruz. Trafikte çok hizliyiz ama çabuk parliyoruz. Aksam geç yatiyor, sabah yorgun kalkiyoruz. Az kitap okuyor, çok televizyon seyrediyoruz. Varligimizi arttirdik ama degerlerimizi yitirdik. Çok konusuyor ama az gönül veriyoruz ve bol yalan söylüyoruz. Para kazanmayi ögrendik ama yuva kurmayi beceremedik. Hayata yillar ekledik, yillara hayat katamadik. Aya kadar gidip dönmeyi biliyoruz ama komsumuza geçmek için karsiya geçmiyoruz. Uzaya ulastik ama ruhun derinliklerine inemiyoruz. Havayi temizledik ama ruhlari kirlettik.Atomu parçaladik, önyargilarimizi yikamadik. Çok yaziyor ama az gelisiyoruz. Daha çok plan yapiyoruz ama daha az sonuç aliyoruz. Acele etmeyi ögrendik ama sabirli olmayi asla... Gelirimiz artti, karakterimiz zayifladi. Tanidiklar çogaldi, dostlar eksildi. Çabalar artti ama mutluluklar azaldi. Bilgisayar aglari kuruyoruz, bilgi otoyollari insa ediyoruz ama kendi aramizdaki iletisimde zorlaniyoruz. "Dünya Barisi" der, silahlaniriz! Daha mutlu olmak için "somurtarak" çalisiriz. Yani bugünlerde... Eve çift maasin girdigi ama çiftlerin bosandigi... Güzel evlerin yuva olamadigi... Kisa seyahatlarin, kagit mendil gibi iliskilerin... Yika çik gönüllerin, tek geceliklerin... Kilo dertlerinin ve her derde deva vitaminlerin... Vitrinlerin dolu ama gönüllerin bos oldugu... Günlerde yasiyoruz!



ANNE KALBİ

Delikanlı,katı yürekli bir kızı sevmiş ve onunla evlenmek istemişti.Ancak kız,korkunç bir şart ileri sürerek:Senin sevgini ölçmek istiyorum,dedi.Bunun için de köpeğime yedirmek üzere bana annenin kalbini getireceksin. Delikanlı,tüyler ürperten bu teklif karşısında ne yapacağını şaşırmış ve uzun bir tereddütten sonra hislerine mağlup olup annesini öldürmeye karar vermişti.Annesi,belki de durumu farkettiği için oğluna fazla direnmedi.Ve çocuk,annesini öldürerek kalbini bir mendile koydu.Delikanlı,kızın isteğini yerine getirmiş olmanın heyecanıyla yolda koşarken,ayağı bir taşa takıldı.Kendisi bir tarafa,mendil içindeki kalp bir tarafa fırladı.Canının acısından,ağzından ister istemez"Ah anacığım!"sözleri döküldüğünde annesinin tozlara bulanan ve hala soğumamış olan kalbinden bir ses yükseldi:

-Canım yavrum,bir yerin acıdı mı?



GÜL VE BÜLBÜL

Çok eski zamanlarda birgün birdelikanli varmis...Budelikanli çok zengin bir ailenin kizina asik olmus.Ama kizdelikanli fakir diye ona yüz vermiyormus. Genç bir yilbasi gecesi bütün cesaretini toplamis ve kizi yilbasi gecesi balosuna davet etmek için evine gitmis. Kapiyi genç kiz acmis.Kiza kendisini yilbasi gecesi balosuna davetetmeye geldigini, birlikte dans etmek istedigini söylemis.Kiz kabuletmis ama bir sarti varmis. Ondan balo için diktirdig elbisesinin yakasina takmak için kirmizi bir gül istemis.Delikanli sevinerek oradanayrilmis.Hemen kizin istedigi kirmizi gülü aramaya baslamis. Ama mevsimlerden kis oldugunu ve bu mevsimde bir gül bulamayacagini hic düsünememis.Bütün çiçekçileri dolasmis ama herkes ona kis mevsiminde gül ariyor diye deli gözüyle bakiyorlarmis.Genç çok üzgün bir sekilde evinin yolunu tutmus.Evine girerken bahçede henüz açmamis bir gül dali görmüs ama üzerinde sadece dikenler varmis.Gözlerinden bir damla yas süzülmüs.O sirada delikanlinin bahçesine bir bülbül gelmis.Delikanlinin agladigini gören bülbül buna çok üzülmüs. Sabaha kadar gül dalinin basinda bildigi en guzel sarkilari söylemis bülbül. Bülbülün güzel sesinden etkilenen gul dal? sabaha dogru beyaz bir gül açmis. Oysa ki genç kirmizi bir istiyormus.Beyaz bir gülün açtigini gören bülbül gögsünü dikenlerden birine batirarak kaninin akmasini saglamis.Bülbülün gögsünden akan kanla beyaz gül kirmizi güle dönüsmüs. Sabah bahçesinde kirmizi bir gül açtigini gören genç gülü alarak kizin evine gitmis. Kapiyi yine kiz açmis.Kizin yeni elbisesinin yakasina altindan yapilmis bir gül taktigini görmüs.Kiza istedigi kirmizi gülü getirdigini,baloya birlikte gidip dans edeceklerini hatirlatmis. Oysa ki genç kiz baloya kuyumcu bir gençle gidecegini yakasina da altindan yapilmis bir gül taktigin söylemis ve kapiyi kapatmis.Delikanli çok üzgün bir sekilde oradan ayrılmıis. özlerinden durmak bilmeyen yaslar süzülüyormu?.Caddeden karsiya geçerken elindeki kirmizi gül yere düsmüs.Çamurlu ve karli yolda arabalarin altinda ezilen gül kaybolup gitmis.Genç üzgün sekilde evine dönerken bahçesinde gül dalinin yaninda yerde yatan bir sey görmüs.Hemen yanina gitmis.Yerde gördügü bir hiç ugruna caninveren fedakar bülbülmüs.........!





BİLMEMENİN RAHATLIĞINI DUYUN

Bir zamanlar yaşlı ve bilge bir adamın yaşadığı bir köy varmış.Köylüler ne zaman bir konuda çıkmaza girseler, kaygıya kapılsalar, bu adamın yanına koşarlar ve onun açıklamalarıyla tatmin olurlarmış.Bir gün köyün çiftcilerinden biri büyük bir telaş içinde bilge adama gelmiş. Bilge adam, bana yardım et. Konkunç birşey oldu.Öküzüm öldü, tarlamı sürecek başka hayvanım yok. Söyle bana, bundan daha kötü ber şey olabilirmi? Bilge adam cevap vermiş: OLABİLİR de OLMAYABİLİR de. Adam bir koşu köye dönmüş ve komşularına bilgenin aklını kaçırdığını söylemiş. Tabi ki, başına gelenden daha kötü bir şey olamazmış. Bilge adam bunu nasıl göremiyor diye düşünmüş Ne ki, ertesi gün çiftçi çiftliğinin yakınlarında başıboş gezen genç ve güçlü bir at görmüş. Adamın artık bel ağlayacağı öküzü olmadığı için, aklına bu atı yakalayıp ölen hayvanın yerine kullanmak gelmiş ve atı yakalamış. Ne sevinmiş o güne kadar tarla sürmek hiç bu kadar kolay ve keyifli olmamış. Yanıldığını söyleyip, özür dilemek için bilge adama gitmiş. Haklıymışsın bilge adam Öküzümü yitirmek olabilecek en kötü şey değilmiş. Tersine tanrının bir nimetiymiş eğer başıma bu gelmeseydi yeni atımı yakalamazdım. Sen de kabul edersin ki, bu da olabilecek en güzel şey. Bilge adam bir kez daha OLABİLİR de, OLMAYABİLİR de demiş. Eyvah diye düşünmüş çiftci bu adam gerçekten keçileri kaçırmış.Oysa, çiftçi yine olacaklardan habersizmiş. Birkaç gün sonra oğlu ata binerken düşmüş. Bacağı kırıldığı için artık tarlada babasına yardım edemeyecek duruma gelmiş. Açlıktan öleceğiniz diye hayıflanmış çiftci ve bir kez daha bilge adama koşmuş.Bu kez ona atı bulmanın olabilecek en güzel şey olmadığını nasıl bildin?diye sormuş. Bir kez daha haklı çıktın. Oğlum sakatlandı ve tarlada bana yardım edemez hale geldi. Bu kez artık bundan daha kötü bir şey olamayacağına eminim.Herhalde sen de kabul edersin. Ne varki bilge adam yine sakin bir ifadeyle çiftçinin yüzene bakmış ve onun üzüntüsünü paylaşan bir sesle OLABİLİR de OLMAYABİLİR de, demiş.Bilge adamın bu denli cahil oluşuna öfkelenen çiftçi hışımla tekrar köyüne dönmüş.Ertesi gün köye askerler gelmiş ve yeni patlayan savaş için ne kadar eli ayağı tutan erkek varsa götürmüşler. Köyde bıraktıkları tek genç adam çiftcinin oğluymuş.Böylece orduya alınanlar büyük ihtimalle ölecekken, oğlanın hayatı kurtulmuş.

Yaşanılan ömrün baharı kışı va
Bazen sıcak bir gülüş bazen gözde yaşı var
Gül vermeyi unutup, el vermeyen dostların,
Dar günlere düşünce, hep çatılan kaşı var.
İyi olan insanın kıymeti bilinmiyor

Dostlar kötü olsa da, kalplerden silinmiyor
Karanlık gecelerde bırakıpda gidenler
Gel diye çağırsada yanında gidilmiyor
Senden başka kimseye yenilmedim inanki

Senin gibi yürekten sevilmedim inanki
Her ahar geldiğinde her çiğdem açtığında
Sen olmazsan yanımda sevinmedim inanki
Mutluluk denen rüzgar bizi çoktan unutmuş
Deli gönlü yıllardır hep hasretler avutmuş
Şaka yaptı hep nisan, gönül verdiğim insan
Sevgi bahçelerimde çiğdemleri kurutmuş






SEVGİ, BAŞARI, ZENGİNLİK

Bir kadın, evinden dışarı çıkar ve uzun beyaz sakallı 3 tane yaşlı adamın evinin önünde oturduklarını görür. Onları tanımaz. "Ben sizi tanımıyorum ama aç olmalısınız" der."Lütfen içeriye gelin ve bir şeyler yiyin." "Evin erkeği içerde mi?" diye sorarlar adamlar."Hayır" der kadın. "O dışarıda.""Öyleyse içeri gelemeyiz" diye cevap verirler.Akşam olup kadının kocası eve geldiğinde, kadın başından geçenleri kocasına anlatır. "Git onlara söyle ben evdeyim içeri gelebilirler" der.kadın dışarı çıkar ve onları içeri davet eder."Hepimiz aynı anda içeri girmeyiz." der yaşlı adamlar. Kadın ögrenmek ister; "Niye giremezsiniz?"yaşlı adamlardan bir tanesi açıklar:"Onun adı ZENGİN" der ve bir arkadaşını gösterir, ve bir diğerini işaret eder. "O BAŞARI", ben ise SEVGİ" Sonra ekler ;"Şimdi içeri gir ve kocanla konuş, hangimizi evinizde istersiniz?"kadın içeri girip söylenenleri kocasina anlatir. Adam duyunca neşelenir."Ne güzel!" der, "Madem öyle, Zengini içeri çağıralım ve evimizi zenginlikle doldursun."Karısı itiraz eder; "Canım, niçin Başarıyı çağırmıyoruz?"Bu sırada konuştuklarını evin diğer köşesinde bulunan çocukları duyar. Zıplayarak gelir ve kendi fikrini söyler."Sevgiyi çağırsak daha iyi olmaz mi? Evimiz sevgiyle dolar! ""Kızımızın önerisini dikkate alalım" der adam karısına. "Dışarı çık ve Sevgiyi bizim misafirimiz olması için davet et."kadın dışarı çıkar ve 3 yaşlı adama sorar;"Hanginiz Sevgi? Lütfen içeri gel ve misafirimiz ol".Sevgi ayağa kalkar ve eve doğru yürümeye başlar. diğer iki yaşlı adam da onu takip ederler. kadın şaşırmış bir şekilde Zengin ve Başarı'ya sorar: "Ben sadece Sevgi'yi davet ettim, siz niye geliyorsunuz? "Zengin ve Başarı bir ağızdan cevap verirler: "Eğer Zengini ya da Başarıyı davet etmiş olsaydın diğer ikisi dışarıda kalırdı, ama sen Sevgiyi davet ettin, O nereye giderse biz de oraya gideriz. Nerede Sevgi var ise, orada Başarı ve Zenginlik de vardır!"Sevgiyle hal hayatta her istediğin yerine gelsin



AKIL VE DUYGUNUN SAVAŞI

Buyuk bir savas alanidir insanoglu
Iki buyuk ordunun
Iki buyuk imparatorlugun,
Insanlik tarihi boyunca savastigi bir alan
Insanlik tarihi boyunca insanin kendisi ile yaptigi en buyuk savastir bu
Hep sorulan ve cevaplanamayan sorulardir savas alaninda carpisan
Cevabi aranan:
Savasi kazanan ne kazanacaktir
Ve kimin kazanmasi gerektigidir
Bir yanda akil imparatorlugu
Diger yanda duygu imparatorlugu vardir
Duygu imparatoru savasi kazanmak lazim der.
Insan duygulari ile sever duygu ile guzellik katar yasama
Sevgi ise amactir insan hayatinda
O zaman biz kazanmaliyiz der duygular imparatoru
Atilir hemen akil imparatoru
Insan sevebilmek icin yasamak zorundadir,
Beslenmek, kendini korumak zorundadir
Yasam yoksa nasil olur sevgi,
Nerde olusur sevgi yasam yoksa
Bizim varligimizdir insana nasil beslenecegini
Ve nasil yasami surdurmesi gerektigini ogreten
Biz her zaman daha oncelikliyiz bu yuzden der akil imparatoru
Itiraz hemen yukselir duygu imparatorundan
Ama bizim varligimizla ogrenir insanoglu paylasmanin erdemini
Duygulardir insana yardimlasmanin guzelligini gosteren
Cevabi hazirdir akil imparatorunun
Ama akil olmazsa paylasilacak ne olusabilir ki
Ve akil olmayinca ne icin yardimlasma olacaktir
Ama der duygu imparatoru
Ben ruhun varligiyim onun sozcusuyum bensiz ne olabilirki
Akil imparatoru gulumser ve
Bende ruhun farkindaligiyim benle insan gorur varligini
Benle farkina varir dunyanin isleyisinin muhtesemligine
Algilamak benle olur der duygu gorup algilamamak neye yararki
Ama gormeden neyi algilayabilirsin ki der akil
Bu savas surer gider
Iki tarafta bir galibin olmayacagini gorur
Zeka bilgesine danismaya karar verirler kazanan orda belirlenecektir
Gulumseyerek karsilar onlari zeka bilgesi
Bu savasin yenileni yoktur olmayacaktir der
Olmamasi lazimdir zaten
Ne yapalim diye sorarlar iki ordunun imparatoru
Akil imparatorunun guclu oglu ile
Duygu imparatorunun zarif kizini evlendirmektir tek care der zeka bilgesi
Onlarin cocugu ikinizinde birlesimi olacaktir
Ve insanoglunu yonetmeye en iyi aday o dogacak cocuk olacaktir
Insanoglu ne zaman kararlarini duygu ile aklin kesistigi noktada verir
O zaman dogruyu bulur
O zaman dunya da dogruya yonelir
Ve insanoglunun savasi der zeka bilgesi
Ancak insanin icindeki bu savasi kazanmakla biter
Ve bu savasin kaybedeni asla olmaz....



Arkadaslik

Kötü karakterli bir genç varmis. Bir gün babasi ona çivilerle dolu bir torba vermis. " arkadaslarin
ile tartisip kavga ettigin zaman her sefer bu tahtaperdeye bir çivi çak" demis. Genç, birinci (ilk)
günde tahtaperdeye 37 çivi çakmis. Sonraki haftalarda kendi kendine kontrol etmeye çalismis ve geçen
her gün daha az çivi çakmis.

Nihayet bir gün gelmis ki hiç çivi çakmamis. Babasina gidip söylemis. Babasi onu yeniden tahtaperdenin
önüne götürmüs. Gence "bugünden baslayarak tartismayip kavga etmedigin her gün için tahtaperdelerden
bir çivi çikar sök" demis.

Günler geçmis. Bir gün gelmis ki her çivi çikarilmis. Babasi ona "aferin iyi davrandin ama bu
tahtaperdeye dikkatli bak. artik çok delik var. Artik geçmisteki gibi güzel olmayacak" demis.
Arkadaslarla tartisip kavga edildigi zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara (delik)
birakir. Arkadasina bin defa kendisini affettigini söyleyebilirsin ama bu delik aynen kalacak (kapanmayacak).

Bir arkadas ender bir mücehver gibidir. Seni güldürür, yüreklendirir sen ihtiyaç duydugunda yardimci
olur, seni dinler sana yüregini açar" demis..










ASK VE ZAMAN

Bir zamanlar, bütün duygularin üzerinde yasadigi bir ada varmis: Mutluluk, Üzüntü, Bilgi vetüm digerleri... Ask dahil. Bir gün, adanin batmakta oldugu duygulara haber verilmis. Bunun üzerine hepsi dayi terketmek için sandallarini hazirlamislar. Ask,a adada en sona kalan duygu olmus, çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemis. Ada neredeyse battigi zaman, Ask yardim istemeye karar vermis. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde adanin önünden geçmekteymis. Ask, "Zenginlik, beni de yanina alir misin ?" diye sormus. Zenginlik, "Hayir, alamam Teknemde çok fazla altin ve gümüs var, senin için yer yok" demis. Ask, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibirden yardim istemis. "Kibir, lütfen bana yardim et "Sana yardim edemem, Ask. Sirilsiklamsin ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermis Kibir Üzüntü yakinlardaymis ve Ask yardim istemis: "Üzüntü seninle geleyim." "Of, Ask, o kadar üzgünüm ki, yalniz kalmaya ihtiyacim var." Mutluluk da Askin yanindan geçmis; ama o kadar mutluymus ki Askin çagrisini duymamis. Ask, birden bir ses duymus. "Gel Ask! Seni yanima alacagim..." Bu Asktan daha yaslica birisiymis. Ask o kadar sansli ve mutlu hissetmis ki, onu yanina alanin kim oldugunu ögrenmeyi akil edememis. Yeni bir kara parçasina vardiklarinda, Aska yardim eden yoluna devam etmis. Ona ne kadar borçlu oldugunu farkeden Ask, Bilgiye sormus: "Bana yardim eden kimdi?" "O, Zamandi" diye cevap vermis Bilgi. "Zaman mi? Neden bana yardim etti ki?" diye sormus Ask. Bilgi gülümsemis:

Çünkü sadece Zaman Askin ne kadar büyük oldugunu anlayabilir..."



BİR ÇOCUĞUN MELEĞİ

Bir zamanlar Dünyaya gelmeye hazirlanan bir çocuk varmis. Bir gün tanriya sormus : -Tanrim beni yarin dünyaya gönderecegini söylediler, fakat ben o kadar küçük ve güçsüzüm ki orada nasil yasayacagim?Tüm meleklerin arasindan bir tanesini senin için seçtim. O seni bekliyor olacak ve seni koruyacak.Melegin sana her gün sarki söyleyecek ve gülümseyecek.Böylece sen onun sevgisini hissedecek ve mutlu olacaksin.PEKIII! Insanlar bana birsey söylediklerinde dillerini bilmeden söylenenleri nasil anlayacagim?Melegin sana dünyada duyabilecegin en güzel, en tatli sözcükleri söyleyecek, sana konusmayi dikkatle ve sevgiyle ögretecek.-Peki TANRIM, Ben seninle konusmak istersem ne yapacagim? Melegin sana ellerini açarak bana dua etmeyi ögretecek.Dünyada kötü adamlar oldugunu söylüyorlar, beni kim koruyacak?Melegin seni kendi hayati pahasina dahi olsa daima koruyacak. Fakat ben seni bir daha göremeyecegim için çok üzgünüm. Melegin sana sürekli benden söz edecek ve bana gelmenin yollarini sana ögretecek. ....O sirada CENNETTE bir sessizlik olur ve dünyanin sesleri cennete gelmeye baslar. Çocuk gitmek üzere oldugunu anlar ve son bir soru sorar.TANRIM, eger gitmek üzere isem lütfen çabuk söyle benim melegimin adi ne? Meleginin adinin önemi yok yavrum, sen onu ANNE diye çagiracaksin

Şiirler

Şiirler

OTUZ BEŞ YAŞ ŞİİRİ

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
Cahit Sıtkı TARANCI

İSTANBUL'U DİNLİYORUM

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Birşey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.


Orhan VELİ

ANLATAMIYORUM

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.



Orhan VELİ





Ben bir insan,
ben bir Türk şairi Nazım Hikmet
ben tepeden tırnağa insan
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret...





Ben hem kendimden bahseden şiirler yazmak istiyorum,
hem bir tek insana, hem milyonlara seslenen şiirler.

naxz_n.jpg

ONLAR



Onlar ki toprakta karınca,
suda balık,
havada kuş kadar
çokturlar;
korkak,
cesur,
câhil,
hakîm
ve çocukturlar
ve kahreden
yaratan ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.

Onlar ki uyup hainin iğvâsına
sancaklarını elden yere düşürürler
ve düşmanı meydanda koyup
kaçarlar evlerine
ve onlar ki bir nice murtada hançer üşürürler
ve yeşil bir ağaç gibi gülen
ve merasimsiz ağlayan
ve ana avrat küfreden ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.

Demir,
kömür
ve şeker
ve kırmızı bakır
ve mensucat
ve sevda ve zulüm ve hayat
ve bilcümle sanayi kollarının
ve gökyüzü
ve sahra
ve mavi okyanus
ve kederli nehir yollarının,
sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı
bir şafak vakti değişmiş olur,
bir şafak vakti karanlığın kenarından
onlar ağır ellerini toprağa basıp
doğruldukları zaman.

En bilgin aynalara
en renkli şekilleri aksettiren onlardır.
Asırda onlar yendi, onlar yenildi.
Çok sözler edildi onlara dair
ve onlar için :
zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur,
denildi.



CANAKKALE SEHIDLERINE
Suheda gogdesi, bir baksana daglar taslar...
O, ruku olmasa, dunyada egilmez baslar,

Yaralanmis temiz alnindan uzanmis yatiyor;
Bir hilal ugruna ya Rab, ne gunesler batiyor!

Ey, bu topraklar icin topraga dusmus, asker!
Gokten ecdad inerek opse o pak alni deger.

Ne buyuksun ki kanin kurtariyor Tevhid'i...
Bedr'in aslanlari ancak, bu kadar sanli idi...

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsin?
"gomelim gel seni tarihe!" desem, sigmazsin.

Herc u merc ettigin edvara ya yetmez o kitab...
seni ancak ebediyyetler eder istiab.

"Bu, tasindir" diyerek Kabe'yi diksem basina;
Ruhumun vahyini duysam da gecirsem tasina;

Sonra gok kubbeyi alsam da, rida namiyle,
Kanayan lahdine ceksem butun ecramiyle;

Mor bulutlarla acik turbene catsam da tavan;
Yedi kandilli Sureyya'yi uzatsam oradan;

Sen bu avizenin altinda, burunmus kanina,
Uzanirken gece mehtabi getirsem yanina,

Turbedarin gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gunduzun fecr ile avizeni lebriz etsem;

Tullenen magribi, aksamlari sarsam yarana...
Yine bir sey yapabildim diyemem hatirana.

Sen ki, son ehl-i salibin kirarak savletini,
Sarkin en sevgili sultani Salahaddin'i,

Kilic Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki islami kusatmis, doguyorken husran,

O demir cemberi gogsunde kirip parcaladin;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrami adin;

Sen ki; a'sara gomulsen tasacaksin... Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...

Ey sehid oglu sehid, isteme benden makber,
Sana agusunu acmis duruyor Peygamber.
Mehmed Akif Ersoy




"Hic bilenle bilmeyen bir olurmu?"
(Kuran-i Kerim)

Olmaz ya... Tabii... Biri insan, biri hayvan!
Oyleyse <<cehalet>> denilen yuz karasindan

Kurtulmaya azmatmeli bastan basa millet.
Kafi degilmi, yoksa bu son ders-i felaket?

Son ders-i felaket neye mal oldu? Dusunsen:
Beynin eriyip yas gibi damlardi gozunden!

"Son-ders-i felaket" ne demektir? Su demektir:
Gelmezse eger kendine millet, gidecektir!

Zira, yeni bir sadmeye(carpma) artik dayanilmaz;
Zira, bu sefer uyku olumdur, uyanilmaz!

Coskun, koca bir sel gibi, daim beseriyyet,
Mustakbele kosmakta verip seyrine siddet.

Daglar, ucurumlar, ona yol vermemek ister...
Lakin o, ne yuksek, ne de alcak demez orter!

Akvam(kavimler, milletler) o buyuk nehre katilmis birer irmak...
Elbet katilir... Hangisi ister geri kalmak?

Bizler ki bu muthis, bu muazzam cereyanla
Ugrasmaktayiz... Bak, ne kadar cilginiz anla!

Ugras bakalim, yoksa isin, hey saskin!
Kursun gibi sur'atli, denizler gibi taskin

Bir caglayanin menba-i dehhasina(gayet dehsetli) dogru
Tirmanmaya benzer, yuzerek, baska degil bu!

Ey katre-i avare(zavalli damla), bu cusun, bu hurusun
Ahengine uymazsan, emin ol, bogulursun!

Yillarca, asirlarca suren uykudan artik,
Silkin de muhitindeki zulmetleri yak, yik!

Bir baksana : gokler uyanik, yer uyaniktir;
Dunya uyanikken uyumak maskaraliktir!

Eyvah! Bu zilletlere sensin yine illet...
Ey derd-i cehalet, sana dusmekte bu millet,

Bir hale getirdin ki, ne din kaldi, ne namus!
Ey sine-i islam'a coken kapkara kabus,

Ey hasm-i hakiki, seni oldurmeli evvel:
Sensin bize dusmanlari ustun cikartan el!

Ey millet uyan! Cehline kurban gidiyorsun!
islam'i da <<batsin!>> diye tutmus yediyorsun!

Allahtan utan! bari birak dini elinden...
Gir les gibi topraklara kendin, gireceksen!

Lakin, ne demek bizleri Allah ile iskat(susturmak)?
Allahtan utanmak da olur, ilim ile... Heyhat!



Muslumanlik sizi gayet siki, gayet saglam,
Baglamak lazim iken, anlamadim, anliyamam,

Ayrilik hissi nasil girdi sizin beyninize?
Fikr-i kavmiyyeti seytan mi sokan zihninize?

Birbirinden muteferrik bu kadar akvami,
Ayni milliyetin atlinda tutan islam'i,

Temelinden yikacak zelzele, kavmiyettir.
Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir...

Arnavutlukla, Araplikla bu millet yurumez..
Son siyasetse bu! Hic boyle siyaset yurumez!

Sizi bir aile efradi yaratmis Yaradan;
Kaldirin ayrilik esbabini artik aradan.

Siz bu davada iken yoksa, iyazen-billah,
Ecnebiler olacak sahibi mulkun nagah.

Diye dursun atalar: "Kal'a icinden alinir."
Yok ki hicbir isiden... Millet-i merhume sagir!

Bir degil mahvedilen devlet-i islamiyye...
Girdiler ayni siyasetle butun makbereye.

Girmeden tefrika bir millete, dusman giremez;
Toplu vurdukca yurekler, onu top sindiremez.

Birakin eski hukumetleri meydandakiler
Yetisir, soyle bakip ibret alan varsa eger.

iste Fas, iste Tunus, iste Cezayir, gitti!
iste irak'i da taksim ediyorlar simdi.





Umidin her zaman haib, nasibin daima nekbet;
Hayatin gecti husranlarla ey gun gormeyen millet!
Ne devletsiz basin varmis, ne mel'un tali'in, hayret!
Muebbed bir hayat ummus da icmistin.. Fakat seyret:
Nasil zehr oldu birden diktigin sahba-yi hurriyet!

Meger altust olurmus en muazzam ars-i istiklal;
Meger pamal edermis en bulend akvami izmihlal;
Meger birden olurmus altiyuz yil beslenen amal,
Ufuklar, bak, adem rendinde zulmetlerle malamal..
Ne beklerdik, nasil ciktin sen ey ferda-yi istikbal!

Bu istikbali ruyamizda gorseydik inanmazdik!
"Sabah olmus" dedik, sezmekle bir avare aydinlik.
Ne haybettir: degilmis fecr-i kazibler kadar sadik!
Cahimi bin hatar kat kat yigilmis, gelde yirtip cik!
ilahi! Bir isik goster, bunaldik busbutun artik!

Fakat hey saskin, istimdad icin Hak'dan yuzun var mi?
Kitabullah'a yuksekten bakan gozler de aglar mi?
Muhakkar gordugun kuvvet bu gun bir bak, muhakkar mi?
Demezdin, ruhu Kur'an'in o lakaydiyle muztar mi?
Ya sen muztar kalir, feryad edersen, aldirirlar mi!

Evet, sen boyle bir ferda-yi mahser-hizi ummazdin,
Haberdar eyleyenler oldu; guldun. Pek de kurnazdin!
Kudurmustan beter bir hale geldin, durmadin azdin!
Dusen ma'suma cikmak gayr-i kaabil bin cukur kazdin:
Gomup ahlaki, artik fuhs icin bah-name'ler yazdin!

Utanmak bilmiyorsun, anladik, lakin ne isterdin:
Su milletin ki levsiyyati bir "meslek" deyip verdin?
ibadullahi saptirdin, fakat bir yol mu gosterdin?
Gorursen nerden bir namus, fush-abada gonderdin;
Sezersen kimde na-merdane bir fitrat, kanat gerdin!

*
* *

Biyik kirpik, sakal yontuk da tirnaklar birer parmak;
Yikanmaz bir surat, sol gozde beyzi cam, fakat parlak;
Hamamsiz ensenin sirtinda bir yag var: kayar yavsak!
Su, kalcinlarla kivrik pantalon altinda, kiskivrak
Seken Osmanli centilmeninde hicbir duygu yok mutlak...
Utanmak ver, yeter, kaabilse Allah'im, utandirmak!
Mehmed Akif Ersoy




"Kim Muslumanlarin derdini kendine mal etmezse
onlardan degildir."

Hadis-i Serif


Muslumanlik nerde! Bizden gecmis insanlik bile...
Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!
Kac hakiki musluman gordumse, hep makberdedir;
Muslumanlik, bilmem amma, galiba goklerdedir;
istemem, dursun o payansiz mefahir bir yana...
Gosterin ecdada az cok benziyen kan bana!
isterim sizlerde gormek irkinizdan yadigar,
Cok degil, ancak necip evlada layik tek siar.
Varsa sayet, soyleyin, bir parcacik insafiniz:
Boyle kansiz miydi -hasa- kahraman eslafiniz?
Boyle dusmus muydu herkes ayrilik sevdasina?
Benzeyip sirazesiz bir mushafin eczasina,
Hic gorulmus muydu olsun kayd-i vahdet tarumar?
Boyle olmus muydu millet canevinden rahnedar?
Boyle acliktan bogazlar miydi kardes kardesi?
Boyle adet miydi bi-perva, yemek insan lesi?

Irzimizdir cignenen, evladimizdir dogranan...
Hey sikilmaz, aglamazsan, bari gulmekten utan!...
"His" denen devletliden olsaydi halkin behresi:
Payitahtindan bugun tasmazdi sarhos naresi!

Kurd uzaklardan bakar, dalgin gorurmus merkebi.
Saldirimis ansizin yaydan bosanmis ok gibi.
Lakin, ask olsun ki, aldirmaz otlarmis esek,
Sanki tavsanmis gelen, yahut kiliksiz kostebek!
Kar sayarmis bir tutam ot fazla olsun yutmayi...
Hasmi, derken, cullanirmis yutmadan son lokmayi!...

Bu hakikattir bu, sasmaz, bildigin usluba sok:
Halimiz merkeple kurdun ayni, asla farki yok.
Burnumuzdan tuttu dusman; biz bogaz kaydindayiz;
Bir bakin: hala mi hala ihtiras ardindayiz!
Saygisizlik elverir... Bir parca olsun arlanin:
Vakti coktan geldi, hem gecmektedir arlanmanin!
Davranin haykirmadan nakus-u izmihaliniz...
Oyle bir buhrana sapmistir ki, zira, halimiz:
Zevke dalmak soyle dursun, vaktiniz yok mateme!
Davranin zira gulunc olduk butun bir aleme,
Beklesirken gokte yuz binlerce ervah, intikam;
Yerde kalmis, na'sa benzer kavm icin durmak haram!...
Kahraman ecdadinizdan sizde bir kan yok mudur?
Yoksa, istikbalinizden korkulur, pek korkulur.
Mehmed Akif Ersoy

ÇİLE


Gaiblerden bir ses geldi: Bu adam,
Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
Gök devrildi, künde üstüne künde...

Pencereye koştum: Kızıl kıyâmet!
Dediklerin çıktı ihtiyar bacı!
Sonsuzluk, elinde bir mâvi tülbent,
Ok çekti yukardan, üstüme avcı.

Ateşten zehrini tattım bu okun,
Bir anda kül etti can elmasımı.
Sanki burnum, değdi burnuna "yok"un,
Kustum öz ağzımdan kafatasımı.

Bir bardak su gibi çalkandı dünyâ;
Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
Al sana hakikât, al sana rûyâ!
İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

Ensemin örsünde bir demir balyoz,
Kapandım yatağa son çâre diye.
Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
Yepyeni bir dünyâ etti hediye.

Bu nasıl bir dünyâ, hikâyesi zor;
Mekânı bir satıh, zamânı vehim.
Bütün bir kâinat muşamba dekor,
Bütün bir insanlık yalana teslim.

Nesin sen, hakîkat olsan da çekil!
Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
Otursun yerine bende her şekil;
Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

.
.
.
.
Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
Benliğim bir kazan ve aklım kepçe.
Deliler köyünden bir menzil aşkın,
Her fikir içimde bir çift kelepçe.

Niçin küçülüyor eşyâ uzakta?
Gözsüz görüyorum rûyâda, nasıl?
Zamânın raksı ne, bir yuvarlakta?
Sonum varmış, onu öğrensem asıl?

Bir fikir ki, sıcak yarada kezzab,
Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
Selâm, selâm sana haşmetli azâb;
Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
Ey yedinci kat gök, esrârını aç!
Annemin duâsı, düş de perde ol!
Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!

Uyku kaatillerin bile çeşmesi;
Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
Tesellî pınarı, sabır memesi;
Size serbest, bana kum dolu çanak.

Bu mu, rûyâlarda içtiğim cinnet,
Sırrını ararken patlayan gülle?
Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
Karınca sarayı, kupkuru kelle...

Akrep, nokta nokta rûhumu sokmuş,
Mevsimden mevsime girdim böylece.
Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
Fikir çilesinden büyük işkence.

.
.
.
.

Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
Yetişir çektiğim mesâfelerden!

Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
Yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık.
Her gece rûyâmı yazan sihirbaz,
Tutuyor önümde bir mavi ışık.

Büyücü, büyücü, ne bana hıncın?
Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
Bir zehirli kıymık gibi, beynimde.

Lûgat, bir isim ver bana halimden;
Herkesin bildiği dilden bir isim!
Eski esvablarım, tutun elimden;
Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?


Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
Belâ mîmârının seçtiği arsa;
Hayattan muhâcir; eşyâdan öksüz?

Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim,
Dev sancılarımın budur kaynağı!

Ne yalanlarda var, ne hakîkatta,
Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
Boşuna gezmişim, yok tabîatta,
İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

.
.
.
.

Gece bir hendeğe düşercesine,
Birden kucağına düştüm gerçeğin.
Sanki erdim çetin bilmecesine,
Hem geçmiş zamânın, hem geleceğin.

Açıl susam, açıl! Açıldı kapı;
Atlas sedirinde Mâverâ Dede.
Yandı sırça saray, İlâhî Yapı,
Binbir âvizeyle uçsuz maddede.

Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
Ve çevre çevre nûr, çevre çevre nûr.
İçiçe mîmârî, içiçe benlik;
Bildim seni ey Râb, bilinmez meşhûr!

Nizâm köpürüyor, med vakti deniz;
Nizâm köpürüyor, tâ çenemde su.
Suda bir gizli yol, pırıltılı iz;
Suda ezel fikri, ebed duygusu.

Kaçır beni âheng, al beni birlik!
Artık barınamam gölge varlıkta.
Ver cüceye, onun olsun şâirlik,
Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta!

Öteler, öteler, gayemin malı;
Mesâfe ekinim, zaman mâdenim.
Gökte saman-yolu benim olmalı!
Dipsizlik gölünde, inciler benim.

Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuz'a varmak...


Necip Fazıl KISAKÜREK



ZAMAN

Akışı olmayan bir göl sanıp
Her sabah serin dokunuşlarına uyandığım
Z a m a n
Sana dur demeyeceğim

Parça parça değiştirdin
Yollara
Yıllara böldün beni
Seni sesleniyorum
E e y z a m a n
Belleğimde biriken anıları
Tarihle kirletmeyeceğim

Gövdemde
Paslı hançerlerin açtığı yaralarla
Beni bu yolayrımına bıraktın diye
Yüreğime sapladığın dikenden
Kanımı emerek
Sahte bir cennet yarattın diye
Hançeremi yırtan çığlığa sarılarak
Ölmeyeceğim

A. Galip




KARA TOPRAK
Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yarim kara topraktır
Beyhude dolandım boşa yoruldum
Benim sadık yarim kara topraktır

Nice güzellere bağlandım kaldım
Ne bir vefa gördüm, ne fayda buldum
Her türlü istediğim topraktan aldım
Benim sadık yarim kara topraktır

Koyun verdi , kuzu verdi, süt verdi
Yemek verdi, ekmek verdi, et verdi
Kazma ile döğmeyince kıt verdi
Benim sadık yarim kara topraktır

Ademden bu deme neslim getirdi
Bana türlü türlü meyva yetirdi
Hergün beni tepesinde götürdü
Benim sadık yarim kara topraktır

Karnın yardım kazmayilen, belinen
Yüzün yırttım tırnağinen, elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sadık yarim kara topraktır

İşkence yaptıkça bana gülerdi
Bunda yalan yoktur, herkes de gördü
Bir çekirdek verdim, dört bostan verdi
Benim sadık yarim kara topraktır

Havaya bakarsam hava alırım
Toprağa bakarsam dua alırım
Topraktan ayrılsam nerde kalırım?
Benim sadık yarim kara topraktır

Dileğin var ise, iste Allahtan
Almak için uzak gitme topraktan
Cömertlik verilmiş toprağa Haktan
Benim sadık yarim kara topraktır

Hakikat ararsan açık bir nokta
Allah kula yakın, kul da Allaha
Hakkın gizli hazinesi toprakta
Benim sadık yarim kara topraktır

Bütün kusurlarım toprak gizliyor
Merhem çalıp yaralarım düzlüyor
Kolun açmış yollarımı gözlüyor
Benim sadık yarim kara topraktır

Her kim olursa bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser
Gün gelir veyseli bağrına basar
Benim sadık yarim kara topraktır

ASIK VEYSEL

Güzelligin On Para etmez

Guzelligin on par'etmez
Bu bendeki ask olmasa
Eglenecek yer bulaman
Gonlumdeki kosk olmasa

Tabirin sigmaz kaleme
Derdin dermandir yareme
Ismin yayilmaz aleme
Asklarda mesk olmasa

Kim okurdu kim yazardi
Bu dugumu kim cozerdi
Koyun kurt ile gezerdi
Fikri baska bask'olmasa

Guzel yuzun gorulmezdi
Bu ask bende dirilmezdi
Gule kiymet verilmezdi
Asik ve masuk olmasa

Senden aldim bu feryadi
Bu imis dunyanin tadi
Anilmazdi VEYSEL adi
O sana asik olmasa

ASIK VEYSEL

Hayal Bana Yakin Yar Bana Uzak

Hayal bana yakin yar bana uzak
Sevdasi basima dolanir gitmez
Askina duseli yar bana uzak
Yuz bin ogut versen biri kar etmez

Senin askin beni kildi urusvay
Dusmusum pesinde kosarim hay hay
Kabul et kapinda beni de kul say
Dost yoluna olur asik ar etmez

Ey beni bu derde giriftar eden
Eski muhabbeti kaldirdin neden
Gonul ister kavusmayi olmeden
Gul olmasa bulbul ah u zar etmez

Beni yakan yansin askin narina
Gonul dustu bir zalimin toruna
Bakmaz misin bu VEYSEL'in zarina
Ah ceker aglarim yar elim yetmez.

ASIK VEYSEL

Hepimiz Bu Yurdun Evlatlariyiz

Bu nasil kavgalar cirkin dogusler
Hepimiz bu yurdun evlatlariyiz
Yolumuza engel olur bu isler
Hepimiz bu yurdun evlatlariyiz

Birlesiriz bir bayragin altinda
Biz Turklerin ikilik yok aslinda
Yanar tutusuruz vatan askinda
Hepimiz bu yurdun evlatlariyiz

Hedef alip dovustugun kardesin
Seni yaraliyor attigin tasin
Topluma zararli yersiz savasin
Hepimiz bu yurdun evlatlariyiz

Herkes ilim deryasinda yuzuyor
Cikmis ayin cevresinde geziyor
Yazik bize yollarimiz uzuyor
Hepimiz bu yurdun evlatlariyiz

Kitaplar yazilmis nasihat dolu
Birlikte guclenir gencligin kolu
Genclige emanet Ataturk yolu
Hepimiz bu yurdun evlatlariyiz

Soyler Veysel sozlerinden vazgecmez
Bulanik cesmeden kimse su icmez
Ganadi olmasa kuslar da ucmaz
Hepimiz bu yurdun evlatlariyiz

ASIK VEYSEL

AGLAR VEYSEL CIKMAZ SESI

Ah cektikce erir gider
Yuregimin yagi benim
Seni gorsem durur gider
Dillerimin bagi benim

Gam leskesi saf saf oldu
Hep sozlerim bos laf oldu
Senin yolunda mahv oldu
Gencligimin cagi benim

Ah belimi buken oldu
Gurbet bana diken oldu
Alti aydir mekan oldu
Dibi kirkkiz dagi benim

Sensin derdine dustugum
Hayal oldu konustugum
Her gun yedigim ictigim
Icerimde agu benim

Aglar VEYSEL cikmaz sesi
Gine costu gam deryasi
Garip gonlumun yaylasi
Guzel husnun bagi benim

ASIK VEYSEL

Aldanma Cahilin Kuru Lafina

Aldanma cahilin kuru lafina
Kultursuz insanin kulu yalandir
Hukmetse dunyanin her tarafina
Arzusu hedefi yolu yalandir

Kar suyundan suzen cesme gol olmaz
Gul dikende biter diken gul olmaz
Diz diz eden her sinegin bal'olmaz
Peteksiz arinin bali yalandir

Insan bir deryadir ilimle mahir
Ilimsiz insanin sohreti zahir
Cahilden iyilik beklenmez ahir
Islegi ameli hali yalandir

Cahil okur amma alim olamaz
Kamilik ilmini herkes bilemez
Veysel bu sozlerin halka yaramaz
Sonra sana derler deli yalandir

ASIK VEYSEL

Anama

Dokuz ay koynunda gezdirdi beni
Ne cefalar cekti ne etti Anam
Aci tatli zahmetime katlandi
Ucurdu yuvadan yuruttu Anam

Analarin hakki kolay odenmez
Analara ne yakismaz ne denmez
Kan uykudan gece kalkar gucenmez
Emzirdi salladi uyuttu Anam

Dogurdu beni Sivas ilinde
Sivralan Koyunde tarla yolunda
Azigi sirtinda orak elinde
Tasli tarlalarda avuttu Anam

Ben yururdum Anam bakar gulerdi
Huysuzluk edersem kalkar doverdi
Hemen kucaklayip oksar severdi
Cirkin huylarimi soyuttu Anam

Cocugudum Anam bana ders verdi
Okumami calismami on gordu
Milletine bagli ol da dur derdi
Vatan sevgisini giyitti Anam

Tukenmez borcum var Anama benim
Onun varligindan oldu bedenim
Kimi koylu kizi kimisi hanim
Ta ezel tarihte kayitli Anam

Veysel der kopar mi Analar bagi
Analar dogurmus agayi beyi
Iste budur sozlerimin gercegi
Okuttu ogretti buyuttu Anam

ASIK VEYSEL

Anlatamam Derdimi Dertsiz Insana

Anlatamam derdimi derdsiz insana
Derd cekmeyen derd kiymetini bilemez
Derdim bana derman imis bilmedim
Hic bir zaman gul dikensiz olamaz

Gulu yetistirir dikenli cali
Ari her cicekten yapiyor bali
Kisi sabir ile bulur kemlai
Sabretmeyen maksudunu bulamaz

Ah ceker asiklar aglar zarinan
Yuce daglar sohret bulmus karinan
Caglar deli gonul irmaklarinan
Aglar aglar goz yasini silemez

Veysel gunler gecti yas altmis oldu
Dokuldu yapragim gullerim soldu
Gemi yukun aldi gam ilen doldu
Harekete kimse mani olamaz

ASIK VEYSEL

Aslima Karisip Toprak Olunca

Aslima karisip toprak olunca
Cicek olur mezarimi suslerim
Daglar yesil giyer bulutlar aglar
Gok yuzunde dalgalanir seslerim
Ne zaman toprakla birlesir cismim

Cumle mahluk ile bir olur ismim
Ne hasudum kalir ne de bir hasmim
Eski dusmanlarim olur dostlarim
Evvel de topraktir sonra da adim

Geldim gittim bu sahnede oynadim
Turlu turlu tebdilata ugradim
Gahi viran sen olurdu postlarim
Benden ayrilinca kim ve buguzum

Herkese guzellik gosterir yuzum
Topraktir cesedim gunestir ozum
Hava yagmur uyandirir hislerim

Alemler alemi olcer bicerler
Hamini hasini eller secerler
Bu dunya fanidir konar gocerler
Veysel der ki gel barisak kuslerim

ASIK VEYSEL

Beni Hor Görme Kardesim

Beni hor gorme kardesim
Sen altindin ben tunc muyum
Ayni vardan var olmusuz
Sen gumussun ben sac miyim

Ne varise sende bende
Ayni varlik her bedende
Yarin mezara girende
Sen toksun da be ac miyim

Kimi molla kimi dervis
Allah bize neler vermis
Kimi ari cicek dermis
Sen balsin da ben cec miyim

Topraktandir cumle beden
Nefsini oldur olmeden
Boyle emretmis yaradan
Sen kalemsin ben uc muyum

Tabiata Veysel asik
Topraktan olduk kardasik
Ayni yolcuyuz yoldasik
Sen yolcusun ben bacmiyim

ASIK VEYSE