Giriş‎ > ‎ŞEFAAT DOSYASI‎ > ‎

Kur'an'da şefaat bağlamındaki izin kavramı - Yaşar Düzenli

Kur'an'da şefaat bağlamındaki izin kavramı;

Üslub açısından bu çerçevede belki en çok dikkat edilmesi gereken, gaybî olan konuların anlatılmasında takip edilen usuldür. Muhkem ve müteşâbih kavramlarıyla ortaya konan bu anlatım tarzı, münhasıran Kur'ân'a mahsus ve orijinal bir yöntemdir.

Şefaat meselesi de, ilahi murada uygun olarak anlaşılması için, bu tarzın dikkate alınması gereken önemli gaybî konular arasında yer almaktadır. Detaylı bir şekilde anlatıldığı gibi şe­faat meselesi, nüzul döneminde Kur'ân'ın, muhataplarının zi­hinlerinde saplantılı bir şekilde bağlandıkları bir inanç tarzı olarak bulduğu bir konudur. Kendi sunduğu Allah ve ahiret tasavvuruna uygun bulmadığı için kaldırmak istediği ve fakat diğer tüm emir ve nehiylerinde uyguladığı tedricilik, anlatım­da çeşitlilik, gerekçelendirerek reddetme gibi usullerin her bi­rerlerini değişik vesilelerle kullanarak Kur'ân'ın devre dışı bı­raktığı bu anlayış, maalesef değişik sebep ve yollarla yeniden müslümanların gündemine girebilmiştir.

Anlaşılabildiği kadarıyla şefaat anlayışının oluşması ve ba­zen azalarak, bazen de artarak gündeme gelmesi, bütünüyle sahih Allah inancının durumuyla alakalı olmuştur. Tevhid an­layışının olabildiğince arı-duru anlaşıldığı dönemlerde bu an­layışa iltifat edilmezken, dini inançların kültürel birer motif haline geldiği dönemlerde, yarı ilahların oluşmasına paralel olarak şefaat düşüncesi de gündemdeki yerini almıştır. Şefaat inancının en temel sebebi, antropomorfist Allah anlayışıdır. Allah'ı krala veya herhangi bir padişaha benzeterek, ilişkileride bu seviyeden sürdürme düşüncesi, otomatik olarak aracı şahıs ve kurumları doğurmuştur. Bu anlayış sadece belirli bir coğrafya ve dinle de ilgili değildir. Farklı versiyon ve tezahürleriyle hemen her din ve toplumda kendisini göstermiştir. Be­lirli boyutlarıyla Yahudilerde ve Hristiyanlarda da benzer inançların olduğu tespit edilmiştir.

Mekke müşriklerinin şefaat beklentileri, edindikleri yarı ilahlarının kendilerine daha yakınlığından hareketle bu dünya ölçeğinde olabildiği gibi, daha çok ahiret hayatında olmakta­dır. Kur'ân da, özellikle işin ahiret boyutu üzerinde durmaktadır, izlediği yöntem ise, ahiret hayatının niteliğine dair muh­kem ifadelerle bir çerçeve çizmek, sonra da birçok müteşâbih tablo ile bu hayatı daha canlı ve dinamik bir hale getirmektir.

Ancak bütün bu tablolarda ortak olan husus; Allah'ın yegâne hâkim ve hakem olduğu, insanın ise bir nefs olarak, tek başı­na bütün yapıp ettiklerinin hesabını verme noktasında oldu­ğudur. Yapılan hiçbir şey gizli değildir, kayıp ta olmamıştır. Yine de orada her halükârda, rahmeti öfkesini kuşatmış olan bir Rab vardır.

Konuyla ilgili âyetlerin yapabildiğimiz tasnifine göre, muh­kem âyetlerle bu düşüncenin reddinin dışında başkaca, doğru­dan şefaat düşüncesini devre dışı bırakan âyetlerin sayısı 13'dür. Bu âyetlerde bu düşünce bütünüyle reddedilmektedir, ilgili âyetlerde muhatap, bu tür inanç sahibi olan herkestir. Ne varki, nüzul dönemi dikkate alındığı zaman, bilhassa Mekke müşrikleri en çok uyarıya uğrayan sınıf olarak karşımıza çık­maktadır. Ancak, Ey iman Edenler! hitabıyla mü'minler de bu uyarıdan nasiblerini almışlardır.

Toplam yedi âyette de, daha çok izin kavramına dayalı ola­rak istisna yapılarak, farklı bir dil kullanılmıştır. Öncelikle belirtelim ki, gerek şefaat edecek ve gerekse şefaat edilecekler çerçevesinde yapılan istisnalar da, herhangi bir kişi veya kişi­lere atıf sözkonusu olmamıştır. Sadece Enbiya (21) suresi 28.âyetinde meleklerin şefaatçiliğine yorumlanabilecek bir ifa­deye yer verilmiştir. Ancak ilgili âyetin tahlilinden de anlaşıl­dığı gibi bu ifade, meleklere şefaat görevi vermekten daha çok, onlardan böyle bir beklenti içerisinde olanların beklentilerinin boşa çıkarıldığını ortaya koymaktadır. Özellikle peygamberlerin şefaatinden hiç bahsedilmemektedir.

Şefaate istisna getiren âyetlerde anahtar kavramın izin olduğu anlaşılmaktadır. Bundan dolayı biz çalışmamızın önem­li bir bölümünü ayırdığımız bu kavramın analizinde ulaştığı­mız sonuca göre izin; kullanıldığı alanla ilgili olarak, Allah'ın o şeyle ilgili kendisi için belirlediği yolu, yöntemi, ilkeyi, o şeyi kendisi yapan yasayı ifade etmektedir. Ancak yasa anlamına gelen başka terimlerin yerine izin kelimesinin kullanılmış olması, spontane ve donuk bir ilkelilikten çok, her an Allah'ın denetimi ve gözetimi altında olan, varlığını ve sürekliliğini da­ima O'na borçlu olan, bir yönüyle fizik, diğer yönüyle metafi­zik boyut taşıyan içice bir duruma işaret etmektedir. Her du­rumda Allah'ın izni geçerlidir. Bu izin hangi konuda olursa, o konuda Allah'ın koyduğu yasaları geçerlidir. Bu yasaların hem kefili ve hem de vekili sadece Allah'tır. Öldükten sonra diriliş haktır. Orada Allah mutlak hakimdir. Peygamberlerin etki ve yetkileri bu dünyaya aittir. Bu durum Allah'ın bu çerçevedeki izni, yani temel ilkeleridir.

Bu noktada ilgili âyetler çerçevesinde müfessirlerimizin içine düştükleri ve bize göre kritik edilmesi gereken birkaç yaklaşıma da dikkat çekmek isterim.

a) Yaptıkları tefsirlerde müfessirlerimizin belirli bir ön ka­bulden hareket ettikleri dikkat çekmektedir. Bu ön kabulün oluşmasında mezhebi yaklaşımların ve bu yaklaşımları meşru­laştırmak için kullanıldığı çok belirgin olan hadis rivayetlerinin etkisinin büyük olduğu tespit edilmektedir. Bu noktada dikkat edilen, hadisin sıhhatinden ziyade, ilgili iddiayı destek­ler mahiyette olup olmayışıdır.

b) Bir başka önemli husus, müfessirler arasında, her ne ka­dar Kur'ân'ın Kur'ân'la tefsiri bir ilke olarak her zaman savu­nulmuşsa da, uygulamada bu ilkenin pek fazla dikkate alınmadığı, bu yüzden de Kur'ân'ın bütünlüğünün çoğu kere gözden kaybolduğu görülmüştür. Kur'ân'ın bütünlüğünün gözden uzak tutulması, aynı zamanda Kur'ân'ın dünya ve ahiret görüşünün de parçalanması sonucunu doğurmuştur.

c) Kur'ân'ın nüzul süreci ve bu süreç dâhilinde tedriciliğin sadece ahkâm âyetleri kapsamında düşünülmüş olması, gaybî birçok hususun anlatımında -gaibin şahide kıyası şeklindeki üslup gereği var olan- haberlerdeki tedriciliğin göz ardı edil­mesine sebep olmuştur.

Yaşar Düzenli / Üslub ve Semantik Açıdan Kuran ve Şefaat, S. 287-291.
Comments