ANA SAYFA

*- HAÇLI SEFERLERİ

Mehmet Selim Polat

    >>  8 sefer Hiristiyanlarla savaştık.
      Şimdi,  > > 9.cu haçlı seferi başlamıştır. 

İSRAİL-AMERİKA ve AVRUPA.düşmanımdır.
----------------------
ERDOĞAN KONUŞUYOR:
İSRAİL-AMERİKA ve AVRUPA.DOSTUMUZMUŞ.

YouTube Video

Büyük Ortadoğu Projesi , resmi adıyla Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi.

Büyük Ortadoğu Projesi, ABD'nin batıda Fas, Moritanya, doğuda Orta Asya veMoğolistan, kuzeyde Kafkasya ve Türkiye, güneyde Arap Dünyası'ndan Somali'ye kadar uzanan bir coğrafyada yer alan ülkelere yönelik siyasi, hukuki, bilgi/eğitim, ekonomi, sosyal ve güvenlik boyutlarını içeren kapsamlı bir "islam coğrafyası" dönüşüm stratejisi olup, bu alanlarda uzun vadeli bir değişimi hedeflemektedir. http://tr.wikipedia.org/-_Projesi


       İslâm düşmanı papaların Kudüs'ü müslümanların hakimiyetinden kurtarmak ve müslümanları Anadolu ve Avrupa'dan atmak gayesiyle başlattıkları seferlere verilen âd.

İslâmiyetin hristiyanlığın aksine büyük bir süratle yayılması, müslümanların Suriye, Filistin ve Anadolu'ya hakim olarak İznik'in başkent olduğu yeni bir devleti kurmaları, hristiyan aleminin dini lideri papayı ve hristiyanlığın hâmîsi olarak kabul edilen Bizans imparatorunu ciddi bir şekilde endişelendiriyordu.
Bu yüzden hem İslâmiyetin yayılışını durdurmak hem de sosyal ve ekonomik sıkıntı içinde olan Avrupa'yı bu durumdan kurtarmak için Batı Avrupa'da Vatikan kilisesinin önderliğinde yoğun bir faaliyet başlatıldı. 

Papa II. Urbanus Hz. İsa'nın doğum yeri olan Kudüs'ün ve kutsal saydıkları makamların müslümanlar tarafından kirletildiğini, Kudüs'e giden hristiyan hacı adaylarına zulüm ve işkence yapıldığını öne sürerek böyle mukaddes bir beldenin müslümanların baskısından kurtarılması için bütün hristiyanların canla başla seferber olmaları gerektiğini söyleyerek halkı sefere katılmaları için tahrik ediyordu. Halbuki uzun süredir bu kutsal topraklar hristiyan hacı adayları tarafından ziyaret ediliyor, bu konuda onlara engel olunmak şöyle dursun yardım bile ediliyordu. Filistin'de kendilerine ayrılmış hastaneleri, kilise ve manastırları hatta kütüphaneleri bile vardı. Öte yandan Batı Avrupa'da halkın içine düşmüş olduğu ekonomik kriz ve sıkıntıdan da ancak doğunun baharat yollarının ele geçirilmesiyle kurtulabileceği söylenerek halk bu sefere katılmaya teşvik ediliyordu. Bütün bu gayelerin gerçekleşmesi de ancak hristiyan aleminin yek vücut halinde hareket etmesiyle mümkün olabilirdi.

1.Birinci Haçlı Seferi:

Papa II. Urbanus 18-28 Kasım 1095 tarihleri arasında bütün Batı Avrupa'nın ileri gelen din adamlarının katıldığı bir toplantıda bu büyük harekâta süratle hazırlanmaları gerektiğini hatırlattıktan sonra ilk büyük haçlı kafilesinin harekete geçmesini temin etmiştir. 

Ertesi yıl yani 1096'da Pierre L'Ermitte adlı bir keşişin idaresinde heyecanlı fakat disiplinsiz bir haçlı kitlesi düzensiz bir vaziyette Belgrat, Niş, Sofya, Filibe ve Edirne yoluyla İstanbul'a gelmiş ve 6 Ağustos 1096'da Bizans İmparatoru Alexios Kommenos tarafından Anadolu yakasına geçirilmiştir. Savaş disiplininden uzak bu haçlı kitlesi Eylül 1096'da Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan tarafından bozguna uğratılmıştır.

Bu haçlı sürülerinin Kılıç Arslan tarafından imha edilmesi üzerine Avrupa'da prensler, dükler ve zırhlı askerlerden oluşturulan ordularla yeni bir hareket başlatılmıştır. Birincinin aksine tam bir disiplin içinde bulunan bu ordular savaş kabiliyeti yüksek şövalyelerden oluşuyordu. 

Meşhur kontların idaresinde dört kol halinde harekete geçen yeni haçlı kuvvetleri 1097'de yine İmparator Alexios tarafından Anadolu'ya geçirildi. Mayıs 1097'de İznik'i kuşatan Haçlılar müstahkem surlarla çevrili şehri sıkıştırmaya başladılar. Anadolu Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan bu sırada Malatya'da bulunuyordu. 

Üstün haçlı kuvvetleri karşısında başarılı olamayacaklarını anlayan müslüman askerler şehri Bizans kumandanı Butumites'e teslim etmek üzere müzakerelere başladıkları sırada Kılıç Arslan gelince teslimden vaz geçerek haçlılarla kanlı bir mücadeleye girdiler. Selçuklu sultanı I. Kılıç Arslan ordusunu İznik hisarı önündeki ovada savaşa soktu. Çok çetin geçen bu çarpışmalar sırasında her iki tarafın da ağır kayıpları oldu. Sonunda Kılıç Arslan İznik'i kendi mukadderatına bırakarak haçlıları dağlık bölgelerde ve geçitlerde sıkıştırmak gayesi ile geri çekildi. Haçlılar şiddetli hücumlar sonunda İznik'i ele geçirerek Bizans'a teslim ettiler.

(19 Haziran 1097). Kılıç Arslan böylece yalnız başkentin değil oradaki asker ve hazinelerini de kaybederken haçlı kuvvetleri de Eskişehir istikametinde ileri harekâta devam ettiler. 30 Haziran 1097'de Eskişehir ovasında Haçlıları tekrar sıkıştıran Kılıç Arslan arkadan yetişen zırhlı birlikler karşısında geri çekilmek zorunda kaldı. Anadolu içlerine çekilirken de muhtelif yörelerdeki Türk birliklerini kendisine katılmaya çağırdı. Bu arada Danişmend Gazi ve Kayseri bölgesi emiri Hasan ile ittifak yaptı.

Haçlılar Eskişehir ovasında birkaç gün dinlendikten sonra Bizanslıların tavsiyesine uyarak Konya'ya doğru yola çıktılar. Türk birlikler zaman zaman yaptıkları baskınlarla Haçlılara ağır kayıplar verdirdiler. Hâçlılar Ağustos ortalarında Konya'ya varıp Meram'da bir süre dinlendikten sonra Ereğli'ye hareket ettiler. 

Kılıç Arslan bu sırada tekrar haçlıların karşısına çıktı fakat savaşa girmeye cesaret edemedi. Haçlılar Ereğli de iki kola ayrıldılar. Bir kısmı Kilikya istikametinde yola devam ederken büyük bir bölümü de Kayseri'ye yöneldi. Emir Hasan yol boyunca Haçlılarla kahramanca savaştıysa da müslümanların Kayseri'yi boşaltmalarına engel olamadı. Haçlılar Kayseri'yi geçip Göksün ve Maraş yoluyla Antakya'ya doğru ilerlediler.

Ana Haçlı ordusu Konya Ereğli'sine vardığı sırada Kilikya'ya giden Baudouin de Boulogne, Maraş'ta birleşik haçlı ordusuna katılmış ve daha sonra Antakya istikametinde ilerleyen ordudan tekrar ayrılarak Urfa bölgesine gitmiştir. 

Telbâşir'de bulunduğu sırada kendisine yapılan davet üzerine Urfa'ya hareket etmiş ve 10 Mart 1098'de Urfa Haçlı Kontluğu'nu kurmuştur. Antakya'ya varan haçlı kuvvetleri ise burçlardan birini korumakla görevli Ermeni asıllı Firûz ile anlaşarak 3 Haziran 1098'de şehri işgal etmişler ve burada Antakya prensliğini, kurmuşlardır.

Haçlıların Suriye bölgesine inmeleri ve müslümanların mallarına ve canlarına kastetmeleri sebebiyle beliren hoşnutsuzluk üzerine halife Mustazhir Sultan Berkyaruk'a bir elçi gönderdi ve ordularının gücü kuvveti artmadan haçlılara karşı cihad için gerekli hazırlıklarda bulunmasını istedi. Berkyaruk da askerlerine "Amîdu'd Devle ile birlikte cihada çıkmalarını emretti (491/1097-1098). 

Hille Arap emîri Sadaka da aynı maksatla harekete geçti ve öncü birliklerini Enbar'a gönderdi. Fakat haçlıların çok büyük bir orduya sahip olduğu duyulunca müslümanların cesareti kırıldı. Bu durum Frankların Suriye'de iyice yerleşmeleri ve daha ileri bir harekâta devam ederek Kudüs'ü işgal etmeleriyle neticelenecektir.

Kudüs, Tâcu'd-Devle Tutuş'un hâkimiyetinde idi. Bilâhere Artuk oğlu Sokman'a ikta' etmişti. Haçlıların Antakya'yı işgalini ve bütün müslümanları kılıçtan geçirmelerini fırsat bilen Fâtımîler Efdal b. Bedru'l-Cemâlî'nin komutasında gönderdikleri ordu ile Kudüs'ü muhasara ettiler ve mancınıklarla taş yağmuruna tuttular. Şehri kırk gün koruyan Artukoğlu İl-Gazi ve Sokman sonunda Kudüs'ü onlara teslim etmek zorunda kaldılar.

Haçlılar Antakya'dan sonra asıl hedefleri olan ve Fâtımî emîri İftihâru'd devle tarafından idare edilen Kudüs'e yöneldiler. Aç ve perişan bir halde olan bu kutsal şehri günlerce muhasara ettiler. Nihayet 15 Temmuz 1099 tarihinde ele geçirdiler. Bir kısım müslümanlar Mihrab-ı Davud'a sığınıp 3 gün mücadele verdiler, fakat daha sonra eman ile teslim olmak zorunda kaldılar. Franklar Mescid-i Aksâ'da yetmiş bin müslümanı kılıçtan geçirdiler. Altın ve gümüş kandillere, sayısız denecek kadar değerli eşyaya sahip oldular. Böylece hedeflerine ulaşan haçlılar Kudüs'te Lâtin Devleti'nin ilk krallığını kurdular.

Bu müslüman katliamı karşısında Kadı Ebu Sa'd el-Herevî başkanlığında Suriye'den gelen heyet müslümanların acıklı vaziyetlerini gözler önüne serip yardım diledi. Halife gözleri yaşartan ve gönülleri ürperten bu durum karşısında Kadı Ebu Muhammed ed-Damağânî, Ebu Bekr eş-Şasî, Ebu'l-Kasım ez-Zencânî, Ebu'l-Vefâ b. Ukayl, Ebû Sa'd el-Hulvânî, Ebu'l-Hüseyn b. Semmâk'ı emirleri ve mü'minleri cihada teşvik etsinler diye gönderdi ise de çoğu yaşlılık ve hastalığım bahane etti. 

Bunlardan Ebu'l-Vefâ, Ebû Sa'd el-Hulvânî ve Ebu'l-Hüseyn Hulvân'a geldiklerinde Sultan Berkyaruk'un veziri Mecdu'l-Mülk'ün katledildiğini duyup geri döndüler. Böylece bu hayırlı teşebbüsten de hiç bir şey elde edilemedi. Sultan Berkyaruk ve diğerleri taht kavgalarından fırsat bulup da bu konularla ilgilenemediler.

Hz. Ömer'in Kudüs'ü fethettiği zaman hristiyan halka can ve mal emniyeti, din ve vicdan hürriyeti tanıdığını ve onlara nasıl İslâmî ve insanî bir muamelede bulunduğunu bilenlerin onun bu âlicenap hareketiyle hristiyanların Kudüs'ü işgal ettikleri zaman sergiledikleri vahşice davranışları birbirleriyle mukayese ederek Hz. Ömer'in bu asilce davranışı karşısında saygı ile eğilmeleri gerekir. Ama bu gibi olaylar İslam'ın ve müslümanların merhametli davranışları ile İslâm düşmanlarının gaddarca tavırlarının karşılaştırmak arasında son derece önemlidir.

2.İkinci Haçlı Seferi:

Atabeg İmadeddin Zengi'nin 1144'te Urfa'yı fethi bütün Avrupa'da çok büyük yankı uyandırdı. İslâm dünyasının bağrına bir kama gibi saplanan Urfa Haçlı Kontluğu'nun yıkılması ve Urfa'nın tekrar İslâm topraklarına katılması müslümanları büyük bir sevince boğarken hristiyanları da aynı şekilde üzüntüye sevketti. Urfa'yı üs olarak kullanıp el-Cezire ve Suriye'deki müslüman halka zulüm ve işkence eden hristiyanlar Aziz Bernard'ın teşvikleri ve Papa III. Eugenius'un 1145 tarihli fermanıyla yeni bir haçlı seferi için hazırlıklara başladılar. 

Papanın çağrısı üzerine Fransa kralı VII. Louis ile Alman imparatoru III. Konrad bu sefere katılmaya karar verdiler ve 1147'de ayrı ayrı hareket ettiler. Konrad Dorylaion yakınlarında Anadolu Selçuklu sultanı I. Mesud'a mağlup olarak sıkıntı içinde yoluna devam etti. Kral Louis de Antakya üzerinden Kudüs'e hareketle burada Konrad ile buluştu. İki haçlı lideri Şam'a sardırmaya karar verip 50.000 kişilik büyük bir orduyla harekete geçtiler. Şam âtabeği Emir Üner, Musul atabeği Nureddin Zengi'den yardım istedi. Bir müddet Şam'ı kuşatan haçlılar hiç bir başarı elde edemeden geri döndüler. Böylece ikinci haçlı seferi hedefine ulaşamadan sona erdi (1148).

---------------------------------------------------------------------------

VİDEOLAR:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلاَ يَقْرَبُواْ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هَـذَا وَإِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْنِيكُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ إِن شَاء إِنَّ اللّهَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

(TEVBE suresi 28. ayet) Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir (necis) pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, (biliniz ki) Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir.

 

3.Üçüncü Haçlı Seferi:

Büyük İslâm mücahidi Salâhaddîn-i Eyyûbî'nin Mısır'da hâkimiyeti ele geçirerek Fâtımi devletine son vermesi haçlılar için de ağır bir darbe olmuştu. Salahaddin 1187'de Hittin'de kral Guy de Lussignan'ı mağlup etmiş ve Gerçek Haç'ı ele geçirmişti. Haçlılar İslâm dünyasına geldikleri tarihten beri böyle ağır bir darbeye maruz kalmamışlardı. Salâhaddin-i Eyyubî bu savaşta Kudüs haçlı krallığına bağlı kuvvetlerin büyük bir kısmını imha etmiş olduğu için ciddi bir mukavemetle karşılaşmadan Taberiyye, Nâsıra, Nablus, Akkâ, Hayfa, Sayda, Cübeyl ve Beyrut'u, 4 Eylül 1187'de de Askalan'ı zaptetti. 

20 Eylül 1187'de Kudüs'ü muhasara etmeye başladı ve 2 Ekim 1187 Cuma günü (27 Receb 583) Mirac gecesinde fethetti. Bu zafer İslâm âlemini haklı olarak büyük bir sevince boğdu. Salahaddin-i Eyyubî de tıpkı Hz. Ömer gibi esir alınan hristiyan ahaliye şefkat ve merhametle muamele etti. Şehirdeki haçlılar fidye ödeyerek kurtuldular. Fakirlerden hiçbir fidye alınmadan diledikleri yere gönderildi. Kadınlara, çocuklara ve hristiyan din adamlarına her türlü kolaylık gösterildi. İşte Seksen sekiz yıl önce Kudüs'e giren haçlı zalimlerinin davranışı ile Selahaddini Eyyûbî'nin davranışları arasındaki fark iki ümmet arasındaki farktır.

Kudüs'ün fethi ve Haçlı hakimiyetindeki bir çok şehrin müslümanların eline geçmesi Avrupa'da tepkiyle karşılandı ve Papa VII. Gregorius'un çağrısıyla Kudüs'ü kurtarmak amacıyla yeni bir sefer için hazırlıklara başlandı. Çağrıya ilk katılan Sicilya kralı Guglielmo 1189'da başlatılan sefere katılamadan öldü. Papalığın tahrikiyle Alman imparatoru Friedrich Barbarossa, Fransa kralı Phlippe Auguste ve İngiltere kralı Arslan Yürekli Richard ile İtalyan şehir devletleri de gemileriyle bu sefere katıldılar. 

Haçlılar bu seferde sahip oldukları muazzam donanma sayesinde Selahaddin'e karşı uzun süre mukavemet edebildiler. Kral Philippe ile Richard 1191'de Akkâ önlerinde buluşup şehri muhasara ettiler. Haçlılar karşısında tutunamayan Akka emiri teslim oldu (1191). Bu arada kral Richard ile anlayaşamayan Philippe ülkesine döndü. 1192'de Yafa ile Sur arasındaki sahil şeridi Franklara bırakılarak 3 yıl 8 aylık bir anlaşma imzalandı. Üçüncü Haçlı seferinde haçlıların yegane kazancı Kıbrıs'ı elegeçirmeleriydi. Haçlılar daha sonra burayı önemli bir üs olarak kullandılar.

4.Dördüncü Haçlı Seferi

Dördüncü haçlı seferinin amacından saptırıldığını gören Papa bu düşüncenin bütün Hristiyan alemine yayılmasından korkarak yeni bir sefer için kolları sıvadı. Halk arasında haçlı seferlerine katılma arzusu bütün şiddetiyle devam ediyordu. 1212 yılında binlerce çocuk aynı düşüncelerle sefere katılmıştı. 

Bunun üzerine Papa III. İnnocentius 1215 tarihinde yeni bir sefer için çağrıda bulundu. Kutsal Roma Germen İmparatoru II. Friedrich de bu sefere katılmaya söz vermişti ancak daha sonra ülkesinde kalması uygun bulundu. Papa'nın bu seferi gerçekleştirebilmesi için önemli miktarda paraya ihtiyacı vardı. Venedik ve Cenova'ya müracaat ederek yardım istedi. Onlar ancak Mısır'a bir sefer düzenlenirse para yardımında bulunacaklarını söylediler. Maksat dini olmaktan çok ticârî bir hüviyet kazanmıştı. Uzak Doğu'ya giden ticaret yolunun Mısır ve Kızıl Deniz'den geçmesi sebebiyle bu yöreye hâkim olmak istiyorlardı. 1218'de Kudüs krallığının yasal varisi Jean de Brienne önderliğinde yola çıktılar. 1219'de Dimyat'ı işgal ettiler.
 
5.Beşinci Haçlı Seferi:
 
Bir Fransız birliği de Anadolu istikametinde yola koyuldu. Eyyûbiler endişeye kapılarak Kudüs'ü teslim etmeye razı oldukların bildirdi ve barış talebinde bulundular. Fakat papalık elçisi buna yanaşmadı ve 1221 Temmuzunda Kahire'ye doğru hareket etti, fakat Nil'i geçemedi. Eyyubî hükümdarı el-Melikü'l-Kâmil haçlıları Dimyat'tan uzaklaştırmayı başardı. Neticede haçlılar daha kötü şartlarda bir anlaşmayla razı oldular (1221). Bu sefer papalığın önderliğinde düzenlenen son haçlı seferi oldu.

6.Altıncı Haçlı Seferi:

Bu haçlı seferi karakter bakımından diğerlerinden farklıydı. Papa, III. Honorius Kutsal Roma Germen imparatoru II. Friedrich'i Kudüs'ü elegeçirerek orada krallık tacını giymeye teşvik etti. 

1227 yılında sefere çıkılmak üzereyken salgın bir hastalık yüzünden bundan vazgeçildi ve geri dönüldü. Yeni Papa IX. Gregorius imparatorun hastalığı bahane ederek geri dönmesinden hoşlanmadı ve onu aforoz etti. Bunun üzerine II. Friedrich papalıktan ayrı olarak kendi başına Mısır'a hareket etti. 

 Eyyûbi hükümdarı dahili mücadeleler yüzünden haçlılarla ciddi olarak mücadele edemedi. II. Friedrich ile anlaşarak Kudüs, Nâsıra ve Beytüllahm'ı haçlılara teslim etti (1229). el-Melikü'l-Kâmil'in bu davranışı İslâm alemini üzüntüye boğdu. Salâhaddin-i Eyyûbi'nin binlerce şehit vererek fethettiği bu mukaddes beldeyi onlara teslim etmesi ihanet olarak kabul edildi. Nihayet el-Melikü's-Salih devrinde şehir yeniden müslümanlar eline geçti (1246).

7.Yedinci Haçlı Seferi:

Fransa kralı IX. Louis yeni bir sefer arzusundaydı. Papa IV. İnnocentius da onu destekledi ve 1245'te hristiyanlara yeni bir çağrıda bulundu.

Kral Louis Fransız ve İngilizlerden oluşan bir orduyla yola çıktı (1248). Eylül ayında Kıbrıs'ı alıp Mısır'a doğru yola çıktı. 1249'da Dimyat'ı zaptettiler. Robert de Artois adlı haçlı kumandanı Mansûra'ya bir sefer düzenlediyse de yenilip geri çekildi. Daha sonra bizzat Kral Louis Kahire üzeri ne yürüdü fakat İslâm ordusuna yenilerek Turanşah'a esir düştüyse de serbest bırakıldı.

8.Sekizinci Haçlı Seferi:

Moğolları Aynicâlut'ta ağır bir bozguna uğrattıktan sonra Kutuz'u öldürerek tahta geçen Baybars Haçlılara karşı yoğun bir kampanya başlattı. 

1265'te Kaysâriyye, Hayfa ve Arsuf'u, ertesi yıl Galilea'yı, 1268'de Antakya'yı ele geçirdi ve 1271'de Haspitalier şövalyelerinin karargâhını zaptetti. 

 Bu gelişmeler Avrupa'da büyük yankı uyandırdı. 

IX. Louis yeni bir sefer için hazırlığa başladı ve 1270'de Tunus'u işgal etmek gayesiyle harekete geçti. Onun yolda ölümü üzerine Prens Edward kumandasındaki haçlılar başarı sağlayamadılar. 

1289'da Trablusşam, 1291'de de haçlıların son kalesi Akkâ düştü. Papa IV. Nicholaus ve halefleri doğudaki hristiyanlara yardımcı olmak amacıyla teşebbüse geçtilerse de sonuç alamadılar. 

Fransa ile İngiltere aralarındaki çekişmeler yüzünden bu hareketi yeterince destekleyemediler. 
Üstelik Avrupa ekonomik açıdan da giderek zayıf düşmüştü. Haçlı seferleri daha sonraki asırlarda devam etmekle beraber bunların gayesi artık kutsal toprakları elegeçirmek değil Avrupa'daki Osmanlı ilerleyişini durdurmaktı.

Osmanlıların Balkanlara girip Bulgaristan'ı ve Sırbistan'ın bir kısmını ele geçirmesi üzerine bütün Avrupa Hristiyan dünyası hazırladığı birleşik ordularla Osmanlılar üzerine saldırıya geçtiler. Kurulan Balkan ittifakıyla Bulgarlar, Sırplar, Macarlar, Arnavutlar ve Ulahlar Kosova'da müslümanlara saldırdılarsa da büyük kayıplar vererek geri çekildiler. 

Fakat birkaç yıl sonra Balkan ittifâkına katılan milletlere ek olarak Fransız, İtalyan ve İngilizlerin de yer aldığı büyük bir Haçlı ordusu daha harekete geçip Balkanlarda müslümanlara saldırdı. Niğbolu'da meydana gelen savaşta Haçlılar büyük bir bozguna uğratıldılar.

Günümüze kadar devam eden Batılıların saldırıları I. Dünya savaşında Osmanlıyı yıkarak daha sonraları Kuzey Afrika ve Ortadoğu'yu istila edip birçok küçük devletçikler kurarak emperyalist bir ruhla sömürmeye başlamışlardır. 

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi İslâm dünyasının merkezinde mukaddes Kudüs çevresinde Yahudi devletini kurmakla veya bu devletin kurulması için en büyük yardımı sağlamakla haçlı zihniyetlerini bir kez daha ortaya koydular. Filistin,Irak,Keşmir ve Afganistan'ın işgali Kıbrıs konusundaki tutumları haçlı zihniyetinin bir devamı olarak yaşanırlığını sürdürmektedir.

Abdülkerim ÖZAYDIN
9.DOKUZUNCU HAÇLI SEFERİ ŞİMDİ BAŞLAMIŞ

  • İmam Şafii,Gazze'de Doğmuştur
  • Filistin Kurtuluş Örgütü
  • Osmanlı Devleti ve Komşuları.

    Devletler de, canlılar gibi doğar, büyür ve ölür. Bazısının ömrü kısa, bazısının uzun olur. Büyük bilgin İbn-i Haldun, devletlerin ömürlerinin kısa veya uzun olmasının, halkının manevi değerlere verdiği önemle, adaletli bir şekilde, insani ihtiyaçlarını karşılamakla doğru orantılı olduğunu söyler. Osmanlı ve Kıbrıs'ın Fethi

    Gerçekten de, tarafsız bir şekilde değerlendirildiğinde, devletlerin hayat ve ölümünde, bu şartların ne derecede önemli bir rol oynadığını görmek, pek de zor değildir.

    Bunun en güzel örneğini Osmanlıda görmekteyiz. Ecdadımız, adaletli bir şekilde, idaresi altında bulundurduğu insanlar için ırk ve mezhep farkına bakmadan, Yaradan’ın kulu olarak Müslim veya gayri müslim herkesin istifade edebileceği, insani ihtiyaçlarını görebileceği hayrat ve hasenat müesseseleri tesis etmiştir. Bunun için de ömrü uzun olmuştur.

    Osmanlılar, camiler, medreseler, hastaneler, tımarhaneler, hanlar, kervansaraylar, bentler, çeşmeler, sebiller, sarnıçlar, kuyular, köprüler, yollar, kaldırımlar, imarethaneler vs. hizmetler, Allah rızası için pek mükemmel ve çaplı bir şekilde yürütülmüştür.

    Vakıflar vasıtasıyla yaptığı hizmetlere bakacak olursak, Osmanlının sosyal hayata ne kadar önem verdiği anlaşılır. Bu hizmetlerden bazıları şunlardır: Yaz sıcaklarında çeşme ve sebillerde karla soğutulmuş su vermek, hanlar ve kervansaraylarda yolcuları üç gün parasız misafir etmek, imarethanelerde muhtaçlara her öğün yemek ikramı yapmak, borç yüzünden hapsedilmiş olanların borçlarını ödeyerek onları mahkumiyetten kurtarmak, ölen fakir kimselerin borçlarını ödemek, ihtiyaçlarını söylemekten utanan muhtaçlara, itibarlarını zedelemeden gizlice yardım etmek, köle ve cariye azat etmek, yangınlarda evi yananlardan fakir kimselerin evlerini bedelsiz inşa ettirmek gibi insanların rahat ve huzuru için yapılan faaliyetler...

    Osmanlıda hayrat ve hasenat, yalnız insanları değil, hayvanlar ve nebatları dahi içine alır. Nitekim hayvanları korumak, beslemek için de vakıflar kurulmuştur. Bu vakıflar, sokak köpek ve kedileri, beldenin belli semtlerine et ve ciğer dağıtılarak beslenmiştir.

    Diğer taraftan toplumun akciğerleri olan ağaçların, hatta meyvesiz ve az yapraklı olanlarına varıncaya kadar sulanması için vakıflar tesis olunduğu da bir gerçektir. Bu yüksek ahlaki değerler, bütün dünyanın gözlerini kamaştırmış, muhtelif sebeplerle bizleri sevmeyen ve hatta can düşmanımız olan batılı seyyah ve araştırmacıları dahi asırlar boyunca hayretler içinde bırakmıştır. Bunlardan biri olan Villiamont’un kervansaraylardan bahsettiği eserindeki şu kayıt, bu gerçeğin bir ifadesidir:

    “Ziyaret ettiğim hana tıpkı Müslümanlar gibi Hıristiyanlar da kabul edilip üç gün müddetle iaşeleri temin edilmektedir. Çünkü Osmanlıdaki bu hayrat, din farkına bakılmaksızın bütün insanlara şamildir...

    Hayretle müşahede ettim ki, Osmanlıların bazıları, hayrat olarak yol boylarına susuz yolcular için çeşmeler, bazıları da şehirlerde sokaklardan gelip geçenler için sebiller yaptırıyor. Bunların içine de devlet dairelerinde olduğu gibi aylıklı memurlar konuluyor ki, vazifeleri, isteyenlere su vermektir.

    Yine bu hayrat ve hasenat ruhu, kiminin nehirler üzerine köprüler yaptırmasına, kiminin de yolları tesviye, temizletme ve kaldırım döşetme hizmetlerini kendiliğinden ve severek ifasına vesile oluyor. Bütün bunlardan daha fevkalade ve şayan-ı takdir olanı da, yapılan bu binalarda yaptıranlara ait hiçbir emarenin görülmemesidir....”

    İşte Osmanlıyı Osmanlı yapan değerler... Hem de bir gayri müslimin ağzından. Ne zaman ki, Osmanlıda bu hizmetler aksamaya başladı, fitne sokularak ırkçılık, adaletsizlik, ayırımcılık öne çıkarıldı; çöküş de bunun arkasından geldi. (Mehmet Oruç, Türkiye, 23.11.2001) Filistin Zafer Kazanmıştır ...Osmanlı ve Kıbrıs'ın Fethi......
    9.Dokuzuncu Hacli seferi Simdi Yasanmaktadir.


    CHP'nin Türk ve Müslüman olmayan,İslam Düşmanı Kadınları..
    Aşağıdaki Lingi Tıkla Kafirleri GÖR:

    İslâmî Hakikatler

    ŞİA MEZHEBİ,
    HAK MEZHEP DEĞİLDİR,
    BATILDIR

    ^Yukarı

    https://akilci.files.wordpress.com/2011/04/writing.jpg
    Alt sayfalar (24): Tümünü Görüntüle
    Comments