GİBİ YAPANLAR yazıyor!

 

İdris BAYŞU

 

NEDEN GELİŞEMİYORUZ?

 

Millet olarak gelişmemizin önünde birtakım engeller var; ama bu engelleri bizzat kendimiz yaratıyoruz. Bugün coğrafi konum itibariyle dünya üzerinde vazgeçilmez bir yere sahip olan ülkemiz maalesef gelişmiş ülkelerin arasına girememiştir. Bunda etkili olan neden hiç şüphesiz ülkemizde yaşayan insanlardır. Daha doğrusu bu insanların kafa yapılarıdır(düşünce yapılarıdır).

 

Ülkemizdeki insanların karakteristik özelliklerine baktığımızda onların düşüncesiz, sabırsız, çıkarcı, öfkeli, sinirli, benmerkezci, çabuk kızan, kolay gaza gelen, hazıra konan ve tembelliğe alışmış olduklarını görürüz. Lütfen kimse üstüne alınmasın! Bu saydığım özellikler herkes için geçerli değildir. Tabi ki bunların tam zıttı özelliklere sahip olan insanlarımız da vardır. Yani çalışkan, dürüst, sabırlı, düşünceli insanlar da vardır. Ama bunlar sayıca ne kadar, işte o tartışılır. Herkes kendini hangi kefeye koyacağını biliyor. Bu olumsuz davranışlar birçok millette vardır; ama özellikle bizim millette çokça vardır.

 

Milletimizin hangi olumsuz karakteristik özelliklere sahip olduğunu birkaç örnekle açıklayabiliriz. Gerçi çoğumuz günlük hayatta bu davranışlarla karşılaşıyoruz. En basitinden otobüsteki cep telefonu tartışmaları! Olay iki kişiyle başlıyor, daha sonra yayılıyor. Taraflar birbirlerine öncelikle sözlü sataşmalarla üstünlük kurmaya çalışıyor. Yenilgiyi kimse hazmedemiyor. Öyle ki iş kavgaya kadar gidiyor. Halbuki büyük bir uyarıyla, küçük bir özürle, anlayışlı bir şekilde sorun çözülebilir; ama bunu başaramıyoruz.

 

Başka bir örnek: maç kavgaları! Stadyumlardaki kavgalardan, kahvehanelerdeki maç tartışmalarından bahsetmeyeceğim. Birbiriyle samimi arkadaşların futbol takımları üzerine yaptıkları yorumlara örnek vereceğim. Üniversiteden arkadaşlar, liseden ve hatta ilkokuldan birbiriyle arkadaş olan kişiler, takımlar üzerine konuştuklarında sonu gelmez bir tartışmaya giriyorlar. Hele biri Fenerbahçeli, diğeri Galatasaraylıysa tartışma çoğunlukla kavga ile sonuçlanıyor. En samimi arkadaş bile kendilerine hiçbir faydası olmayan futbol takımları yüzünden kavga ediyor, birbirlerine küfrediyorlar.

 

Diğer bir örnek: kuyruklar! Bunlar hangi kuyruklar diye şaşırabilirsiniz: Çokça kuyruk vardır; ama ben sadece birkaç tanesinden bahsedeceğim. Örneğin; banka ve otobüs duraklarındaki kuyruklar! Gerçi artık bazı yerlerde bankalar numara sistemine geçmiş; ama Türkiye’nin en büyük bölümünde bu sistem yok. Diyelim ki her yerde bu sistem oldu. Sorun yine çözülemiyor. Numara alanlar beklerken araya numara almayan veya numara sırası sonlarda olanlar kaynak yapıyor. Kaynak yapan kişi gişede işlemini yaptırırken asıl sırası gelen kişi bununla tartışmaya başlıyor. Biri “Benim sıramdı.” diyor. Diğeri “Hayır, benim sıram. Az önce hızlı bir şekilde geçti, yetişemedim” diye bahane uyduruyor. Tabi memur da işin verdiği yorgunluktan dolayı numaralara bakmayı unutuyor. Bu sırada tartışma sürerken bir sürü zaman kaybı oluyor ve diğer müşteriler çılgına dönüyor. İşte sabırsızlığın sonucu!

 

Otobüs duraklarındaki sırada da buna benzer durumlar var. İki grup otobüsü beklerken farkında olmadan iki sıra oluşturuyorlar. Otobüs gelince de kapıya üşüşüyorlar. Ondan sonra tartışma başlıyor. Bir de tek sıra oluşturanlar arasında da sırayı bozup öndekini geçenler oluyor. İşte bu da sabırsızlığın sonucu!

 

Üniversiteden bir hocam bununla ilgili bir olay anlattı. Olayı onun ağzından aynen aktarıyorum:

 

“ Bir gün üniversiteli öğrencilerle geziye çıkmıştık. Bir yerde mola verdik. Mola verdiğimiz yerde içecek dağıtılıyordu. Bizim üniversiteli öğrenciler bedava içeceği görünce hemen dağıtıcının başına üşüştüler. İçeceği almak için birbirlerini itiyorlardı. Tesadüfen orada gezi için mola veren bir grup daha vardı. O gruptaki öğrenciler yaşça daha küçüktü ve onlar içeceği almak için hemen bir sıra oluşturdular. İtişip kakışmadan içeceklerini aldılar. Kimmiş bunlar diye merak ettim, gittim, sordum. Meğerse yabancı ülkeden gelen lise öğrencileriymiş. Onların lise öğrencileri bizim üniversite öğrencilerinden daha görgülü davrandılar.” İşte bundan dolayı bu olumsuz davranışlar bizde çokça bulunuyor diye düşünüyorum.

 

Buna benzer bir sürü örnek var. Çevreye verdiğimiz zararlardan tutun da” Devletin malı deniz, yemeyen keriz.” Düşüncesine kadar… Çabuk öfkeleniyoruz, hemen dolduruşa geliyoruz, birbirimizi dinlemiyoruz, anlamıyoruz, küçük şeyleri çok büyütüyoruz, hiç gereği yokken tartışıyor, kavga ediyoruz. En önemlisi, şu dedikodu kültürünü üzerimizden atamıyoruz. Dünya ülkeleri bilim ve teknolojiyle uğraşırken, biz dedikoduyla uğraşıyoruz. Ünlülerin ne yaptıkları, kimin kimle tartıştığı, kimin kimi kıskandığı, hangi ünlünün hangi ünsüzle çıktığı gibi bir sürü boş ve gereksiz konulara kafa yoruyoruz.

 

Bunlarla uğraşacağımıza, çalışan, üreten, topluma, devlete faydalı olan bireyler olmaya çalışmalıyız. Ancak o zaman gelişebilir, dünya devletleriyle yarışabiliriz.

 

Bunlar sadece gelişmenin önündeki küçük engellerdir. Büyük engeller yok mu? Var tabi ki. Savaşlar, kışkırtmalar, olumsuz propagandalar, dini ve etnik provokasyonlar vb. Ama ben bu büyük engellerden bahsetmiyorum. Niçin bu küçük engellere daha çok değiniyorum? Çünkü  biz bu küçük engelleri aşamadıkça diğerlerini hiç aşamayız.Küçük dediğimiz bu olumsuz davranışları değiştirmedikçe, pireyi deve yapmaktan vazgeçmedikçe, dedikodu kültürünü aşmadıkça, millet olarak da devlet olarak da gelişemeyiz.

 

İşe öncelikle küçük adımlardan başlayacağız. İnsanımızın kafa yapısı değişirse, “Devletin malı deniz, yemeyen keriz” düşüncesinden vazgeçilirse gelişmenin önündeki küçük engelleri aşıp büyük sorunları çözmeye başlayacağız. Ancak o zaman gelişmeye doğru yol alabiliriz. 

 

Saygılarımla…

 

İdris Bayşu

1983 Mardin doğumluyum. İlk ve ortaöğrenimimi Mardin'de yaptım. 2002’de girdiğim Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Bölümü’nden 2006'da mezun oldum. Şu an öğretmenlik yapmaktayım.

3. sınıfta Marmara Üniversitesi SKSDB Dans Tiyatrosu eğitimi aldım. 4. sınıfta Gibi Yapanlar Tiyatro Atölyesi'nde 1 yıl tiyatro eğitimi aldım. Son olarak 4. sınıfta Marmara Üniversitesi SKSDB'de tiyatro eğitimi aldım.

İlgi alanlarım: Gezi, coğrafya, tenis. 

Görev aldığı oyunlar: Yaygara, Karma Kabare, Yaşam, Hayaller ve Gerçekler