GİBİ YAPANLAR yazıyor!

 

Gülçin ÖZŞEKER

 

KİŞİSEL FARKINDALIK İÇİN TİYATRO

 

İç dünyanızı ve sizin dışınızda kalan dünyayı, istediğiniz gibi, değiştirmek ve geliştirmek istiyorsanız tiyatronun size çok yararı olacaktır.

 

Herkes, meslek olarak seçmese de, tiyatronun içinde mutlaka bir süre bulunmalı. Bu isteğimi sonuna kadar savunacağım. Bunun olabilmesi için de galiba temel eğitim sistemimizde uygulamalı tiyatro dersi işlenmelidir. Bu da teorik değil, atölye çalışmalarıyla yapılmalıdır. Böylece insanlar tek tiplikten kurtulacak; farklı düşünebilecek, kendini tanıyabilecektir.

 

Bu düşüncemi somutlaştırmak için kendi hayatımdan örnek vereceğim:

 

Okulumdan kupkuru bir diplomayla mezun olmak istemediğimden, üniversiteye başlayınca, Gibi Yapanlar Tiyatro Topluluğu'na katıldım.  İlk gün bana “Neden tiyatro?” diye sorduklarında, “Tiyatroya hep ilgim vardı. Bence insanın sahnede bir başkasını canlandırması çok güzle bir duygu olmalı.” Şeklinde cevap vermiştim. Aslında tiyatronun insana kazandırdığı pek çok şey varmış, düşünebildiğimden çok daha fazlası… Öncelikle kendimi tanımaya başladım; içimdeki benlik ortaya çıkmaya başladı. ‘Ben kimin, nelerden hoşlanıyorum, neyi seviyorum, neyi sevmiyorum?’ gibi sorular sormaya başladım kendime ve cevaplar da açıkça ortaya çıkmaya başladı.

 

Birçok insan başkalarını taklit eder ve onların zevklerine göre yaşar. Kendi öz benliğinin farkında değildir. Özellikle lise çağındaki gençler için bu çok önemli bir durumdur; çünkü meslek seçimi, daha da önemlisi, geleceklerini planlama aşamasındadırlar. Doğru olanı seçebilmek için de kendilerini çok iyi tanımaları gerekmektedir. Rehberlik derslerinde yapılan o saçma sapan testler hiçbir işe yaramamaktadır; kendimden biliyorum. Ben sayısal öğrencisiyim; ama tiyatroya başladığımda edebiyat düşkünü olduğumu fark ettim. Tıp kazanan bir arkadaşımın da sonradan kan görünce bayılma huyu ortaya çıktı. Çevrenizde de bunun gibi bolca örnek olduğundan eminim.

 

Kendimizi tanımaya başladıktan sonra, içimizde bir empati yeteneği gelişmeye başlar. Kendinizi başkasını yerine koymayı öğreniyor ve onun gibi düşünebilme yetisi kazanmaya başlıyorsunuz. Çevremdeki insanları gözlemlemeye başlıyor, hareketlerinin arkasındaki nedenleri sorguladığınızı fark ediyorsunuz. İşte o zaman her hareketin ve sözün ayrı, ayrı değerini anlıyorsunuz. Bu sözcükler ve hareketler kalbinizle beyniniz arasındaki yolda muhakeme edilmeye başlıyor.

 

Ayrıca tiyatro, insanın yaratıcılığını ve düşünce gücünü fevkalade geliştiriyor. Zamanla görmeye başladığınız abuk sabuk rüyalar da bunun açık kanıtı olsa gerek.

Grup çalışmalarında, herkese saygı duymanın yanında, cinsel kimliğin ve karşı cinsin farklılıklarının belirlenmesine yardımcı olur. Bu da bizi modern, bilinçli ve uyumlu bir toplum olmaya götüren etkendir.

 

Kitap okuma alışkanlığınız gelişir. Kendinizi ve çevreyi tanımaya başladıkça, merakınız artar ve daha da çok kitap okumaya başlarsınız. Artık içinizdeki göz görmeye başlamaktadır.

Tiyatronun en önemli öğesi insan olduğu için onu alır; eksik yanlarını tamamlar, kusurlarını düzeltir ve üstüne yeni yetiler ekler. İnsanlar en geç ortaöğretimde tiyatroyla tanıştırılmalı; ben bunun acısını şimdi yaşıyorum. Keşke daha önce tiyatronun içine girebilseydim ve kendimi tanıyabilseydim.

 

Liseli gençler birbirlerini taklit ediyorlar. Bir grup liseli öğrenci gördüğümde onları birbirinden ayırt edemiyorum. Aynı saç modelleri, aynı giyim tarzı, aynı ren tonları, aynı takılar, aynı konuşma tarzı… Bence bu çok acı verici bir durum. Kendilerinin ne istediklerini bilmiyor, başkalarının zevklerine göre yaşıyorlar. Hepsi fabrikadan çıkmış tek tip ürünler gibi. Ben bunu grup uyumu olarak görmüyorum. Farklılıkların ortaya çıkarılarak görüntü ve düşünce zenginliği oluşturulmasından yanayım.

 

Eğer iki tane ‘ben’ varsa, birimiz ne işe yarıyoruz ki? Tiyatro yaşantısı, özellikle gençlere, ‘kendi’ olmayı öğretecektir sanırım. Tiyatronun içinde bulunarak bu farklılaşmayı ve kişisel gelişimi herkes yaşasın isterim.

 

Gülçin ÖZŞEKER

29.08.2007

NOT BIRAKIN

Anasayfa

ziyaretçi sayacı