GİBİ YAPANLAR yazıyor!

Emre Şen


YİRMİ EL, ON ALKIŞ

 

‘Tiyatro nedir?’ sorusunu bir çok arkadaşıma, aileme, hatta herhangi bir yerde tanıştığım birilerine bile sorduğumda tiyatro ile hiç alakası olmayan şeyler duyuyorum. Öyle bir toplumda yaşıyoruz ki hala 'tiyatro nedir?' diye sorulduğu zaman 'hokkabazlık' cevabını alabiliyoruz. Peki sorarım size tiyatro hokkabazlık(!) mıdır? Bunu birlikte irdeleyelim.

 

‘Tiyatro nedir’ sorusunun bir cevabı şudur*: “Bir öyküyü, sahne olarak ayrılmış bir yerde, oyuncuların söz ve hareketleriyle canlandırma sanatı...” Aslında, tiyatronun tanımının göreceli olduğunu varsayarsak, yerine göre, düşünme ve düşündürme sanatı, yerine göre kral çıplak diye bağırabilme, yerine göre ise korkmadan, cesurca eleştirebilmeyi de ekleyebiliriz. Bunu William Shakspeare çok güzel açıklamıştır: “Tiyatro; insanı insana insanca ve insanla anlatma sanatıdır.” İnsanımızı insanlarımıza insanca anlatmak!

 

Bu konuda Türkiye olarak çok şanslıyız sanırım. Çünkü o kadar insan var ki insanı insanca anlatabileceğimiz. O kadar çok tip var ki insanlara aktarabileceğimiz. Bu konuda malzememiz bol. Malzememiz bol olmasına bol da, bu malzemeyi ortaya döktüğümüzde izleyenemiz ne yazıkki bol değil. Bu bolluğu değerli halkımız tiyatro salonunda izleme lütfunda bulunmuyor. Oturup televizyon başında saatlerce vakit geçirmeyi yeğliyor.  Kim kimi vurmuş, kim kime aşık olmuş deyip kendi sorunları azmış gibi, olmayan olayların, olmayan kişilerin sorunlarını da alıp kendi sorunlarına ekliyorlar. Bu da yetmezmiş gibi televizyondaki ablalarına gidip bu dertleri orada saatlerini harcayıp, birlikte ağlayıp, birlikte gülüp zaman geçiriyorlar. En azından 'var' diyebileceğimiz vatandaşlarımız ise özel ya da ödenekli tiyatrolara gidip, tiyatro heveslerini orada tatmin ediyorlar.

 

Ödenekli tiyatroların memuriyet oyunları bir tarafa da, özel tiyatroların bilet fiyetlerının yüksek olması biraz canımı sıkıyor. Hem devletten ödenek alıp hem de bilet fiyetını bu kadar yüksek tutan tiyatroların oyunlarına sadece babası zengin olan seyirciler gidebilmekte galiba. Öyleyse ‘Tiyatro nedir?’ in cevabını onlardan alamayacağız.

 

Diğer tarafta ise 10- 20 YTL’ye değil, 10 elden çıkan 20 alkışa oyun oynayan amatörler var. Asıl konu ise amatör ruhun yüceliği ve bunun yanında seyircisiz kalmanın gerçekliği. Özel ve ödenekli tiyatrolar; reklamlar, büyük prodüksiyonlarla ‘var’ dediğimiz seyirciyi oyunlarına çekebilmektedir. Ama hem ödeneksiz olup hem de bütün imkansızlıklar içinde sanatını var etmeye çalışan amatöre yine ‘hiç’ kalmaktadır. Amatör tiyatrolar, boş salonun en ön koltuğuna oturmuş 10- 20 kişiye oyun oynamakta; bununla yetinmesini bilmektedir. Biliyorlar ki nasıl olsa onu izleyen, onunla aynı duyguları yaşayan başka birileri daha var. Büyük bir azimle, aylarca süren çalışmalar sonunda, her öğesini yoktan var ederek, çıkardıkları oyunu izleyen 20 kişiye oyunu öyle büyük bir heyecan ve zevkle sergiliyorlar ki, seyirciler salondan ayrılırken, karşılıksız aldığı enerjiyle, umutlanıyor; hayattaki olumsuzlukları nasıl aşabileceğini düşünmeye başlıyor. Amatörler, 'seyirci azmış, çokmuş'a aldırmadan oyunlarına devam edederler. Büyük bir heyecanla; sanki salon tıklım tıklım doluymuş gibi,  sanki onu milyonlarca kişi izliyormuş gibi oynarlar oyunlarını. Ve ne olursa olsun oyun sonunda duyduğu on elden çıkan yirmi alkış ile mutlu olurlar. İşte o zaman 'tiyatro nedir' in cevabını almış oluruz galiba.

 

Aslında ‘tiyatro nedir’in cevabını bilmemek bu toplumda çok da ayıp değil. Çünkü günümüz Türkiye'sinde tiyatro, siyasi bir amaca alet ediliyorsa varsın bilmesin milletim. Günümüz Türkiye'sinde sanatçılarımıza, büyükler destek çıkmıyorsa, milletim desin hokkabazlık diye.

 

Şehir tiyatroları bilet fiyatı 1 YTL olduğu zaman bu olaya sevinen insanlardan birisi de bendim(daha fazla oyun izleyebilmek adına). Ancak herkes ile karşılaştığım manzara aynıydı. Salonun yarısı boştu. Milletimiz 1YTL ye bilet alıp sonra 'nasıl olsa 1 YTL' deyip gitmemezlik yapmış(tabi ki işi çıkanlar olmuştur; ama asla herkesin işi aynı anda çıkmış olmaz, olamaz). Peki oradaki oyuncu bunu hakediyor mu? Oradaki  ışıkçı, hatta teknik ekibin tümü bunu hak ediyorlar mı? Oyun bitimindeki yarım salonluk  alkışı, ne oradaki oyuncular ne de tüm ekip hak ediyor. Lütfen bir sorun kendinize 'TİYATRO NEDİR?'. Yarım salonluk alkış mı?

 

Neredeydi hatırlamıyorum; ama bir yer de okumuştum: “Tiyatroyu diğer sanat dallarından ayıran özellik...” diye. Öncelikle her sanat dalı çok çalışma isteyen, ve her sanat dalı çok zor ve çok güzeldir. Ama okuduğum yerde tiyatroyu diğer sanat dallarından ayıran özelliğinden bahsetmişti. Aklımda kalanlarını sizlerle paylaşmak istiyorum: “Bir sergiye gidersin ve ressamın müthiş tablolarına bakarsın, bir müzik dinlersin ve müzisyenin çaldığı  enstrümandan çıkan seslerden etkilenirsin, bir heykeltıraşın sergisine gidersin yaptığı tüm muazzam eserlerine bakarsın, bir davette dansçıların mükemmel dansını görürsün hayretler içinde izlersin; ama bir tiyatroya gidersin ve kendini oyuncu yerine koyup, oyunun içinde ki başrolleri ya da diğer rolleri alıp sen oynarsın oyuncu ile birlikte.” İşte tiyatro budur aynı zamanda.

 

İyi, kötü herşeyi, nedense, ayakta alkışlamaya başladığımız şu günlerde ‘Tiyatro nedir?” diye sormak gerekir arada, gerçek tiyatroyu bulmak adına...

 

Eğer bulursanız gerçek tiyatroyu, lütfen on elden çıkacak yüzlerce alkışı ondan esirgemeyin.

 

Sevgiyle kalın...

 

* http://www.tiyatrotarihi.com/

 

Emre ŞEN

 26.06.2007
NOT BIRAKIN

Anasayfa

ziyaretçi sayacı