GİBİ YAPANLAR yazıyor!


 

ALİ ÇAKIR 

 

KONSERVATUVAR SINAVLARI ÖNCESİ

 

            Konservatuvarların ve Güzel Sanatların Tiyatro bölümü sınavlarına şunun şurasında ne kaldı? Her yıl olduğu gibi şuan birçok kişi sınava hazırlanıyor ve belki de hepsi sınava girecek. Bu birçok kişinin düşünceleri birbirinden farklı değil! Hepsi de kazanacağından emin olmasa bile arzulu ve umutlu. Ben de bu sınav arifesinde bildiğim, gördüğüm birkaç düşünceyi sizle paylaşmak istedim.

 Sınavların zor olduğu düşünülmekte, oysaki zor olan herhangi bir şey yok! Ben de geçen yıl hazırlandım ve girdim. İki ayrı yerde sınava girdim. Birinin diğerine göre daha zor olduğunu söylediler. Ancak sınava girdiğimde tek zorlandığım şey sıra beklemek oldu! Sıra bekleme eziyetinden sonra adın okunuyor, jürinin karşısına geçiyorsun ve çıkıp tiradları oynuyorsun. Şimdi bunun neresinde bir zorluk var anlamadım! Sınava girdiğim iki yerde de aynı şekilde oldu. Hiçbir zorluk yoktu. Yalnızca çıktım oynadım. Sınavın ikinci bölümünde ise varsa zorunlu parça, şiir, ritim, şan- kulak bunlar değerlendiriliyor. Bunlarda zorunlu parça ve şiir yine aynı jürinin karşısına geçip oynuyorsun. Son olarak da ritim, şan-kulak değerlendirilmesi yapılıyor.

İşin zor olan kısmı ne peki? Gördüklerim ve duyduklarım kadarıyla jüriye kendini iyi pazarlamak! Kendi kendinizi iyi bir şekilde pazarlamadıysanız bu iş olmuyor. Bu pazarlama işi nasıl oluyor peki? Gerekenleri yapmak yeterli mi? Sadece tiradları oynamak yeter mi? Bunu herkes yapmıyor mu? Yapıyor. Pazarlamada “yaratıcılık” önemlidir. Tiyatroda da öyle değil midir? O halde jüriden geçer not alabilmek için kendinizi jüriye iyi bir şekilde göstermeniz gerekecek. Jürinin karşısına iyi bir donanımla çıkmak gerek. İyi donanım da ne ola ki? Sınavda istenilenlere tam anlamıyla çalışmak mıdır? İyi de birçok kişi bunu yapıyor. Ancak okulların aldığı öğrenci sayısı belli! Acaba sınavda istenilenden daha fazlasına mı ihtiyaç var? “İyi de sistem ne gerektiriyorsa onu yapmamız yeterli değil midir?” diye düşünebilirsiniz. Ben de size haklısınız derim. Ezberci eğitim sisteminde siz de kazanabilmek için sisteme göre hareket edeceksiniz. Nasıl ki ÖSS de sadece barajı geçmek yetiyorsa!

Sınava giren birçok kişiden biri olarak, jürinin ne istediğini hala anlamış değilim! Başkalarına soruyorum, onlar da tek tek sayıyor; ses yeterliliği, vücut esnekliği, vs. İyi de bunların hepsi tam olduğu zaman ben niye konservatuvara girmek isteyeyim ki! Zaten iyi bir seviyeye gelmişim konservatuvara gitmeden, hemen hemen birçok şeyi öğrenmişim. Akademik eğitim almadan da bunları başarabiliyorsam eğer konservatuvara gitmemin ne lüzumu kalıyor! Zaten kuramsal her türlü bilgiyi kitaplardan öğrenebiliyorsun.

Ayrıca jüri oyuncu adayı ham olsun ister. Zorunlu parça olarak da Shakespeare verir! Bu nasıl iş? Hatta oyuncu adayının daha önce tiyatroda görev almamasını hatta eğitim bile almamasını ister. Peki, şimdi soruyorum: tiyatronun içinde hiç olmamış bir kişi nasıl olur da konservatuvara girmeye ve hayatını bu işe adamaya karar verir? Olabilirliği var mıdır? Böyle bir fikir olsa olsa hevesten öteye geçemez.

Mesela jüri aynı zamanda, duyduğum kadarıyla, yaratıcı olan, herkesten farklı bir şeyler tasarlayan kişileri tercih ediyor. Ne gereği var? Nasıl olsa verdikleri eğitim sistemi tekdüze, sınırlandırılmış. Konservatuvarlardan mezun olanlar ya dizilere ya da devlet tiyatrosuna kapak atmaya çalışıyorlar. Uzun süreden beri yeni bir yöntem deneme yoluna kimse girmeye teşebbüs etmiyor! Bu konservatuvarların monoton eğitim sisteminin devam ettiğini gösteriyor. Pek saygıdeğer hocaları ne yaratmış ki, öğrencileri yaratabilsin?

           Yoksa aldığı öğrenciyi tekrar tekdüze etmek için mi yapıyor böyle bir anlamsızlığı!

Ben bu işin içinden nasıl çıkılır bilmiyorum ancak sınava girecek arkadaşlara şunu söylemek istiyorum; eğer işin mutfağında iyi hazırlanırsanız başarılı olmanız kaçınılmazdır.

Emek veren, sıkı çalışan arkadaşlara başarılar dilerim…

 

ALİ ÇAKIR

13/8/8

Anasayfa

ziyaretçi sayacı 

www.ahmbay.com