GİBİ YAPANLAR yazıyor!

 

Ali ÇAKIR

 

ÇOCUK ŞİMDİ YENİLİK YAPTIĞINI SANIYOR

 

            Sanatta her zaman farklı ve yenilikçi olma isteğimiz var. Sanırım sanata olan ilgi de bundan doğmaktadır. Farklılık doğurduğu için ilgi duyuyoruz. Yeni şeyleri genelde sanatçılar düşünüp buluyor, bilim de bunu gerçek kılıyor. Çünkü sanatçı her zaman yeni ve farklı şeyleri tasarlıyor. Bizim de sanatımızda farklı ve yenilikçi olmamız gerekiyor. Farklı olma konusunda, zaten sanat herkese göre farklıdır diyebiliriz. O zaman bizim asıl sorunumuz yenilikçi olmak. Yeni bir şeyler yapmak, daha önce kimsenin yapmadığı bir şeyi sunmak. Bu düşündüğümüzden de büyük bir sorun. Çünkü sunduğumuz yeni olan, hem bizi ilgilendirecek hem güncel olacak hem de bunu kalıcı kılacağız. Anlayacağınız yapmış olmak için yapmak nafile!

 

            Günümüzde “yenilikçi akım” diye birçok akım var. Bu akımların bize ne gibi yararları var? Benim duyduğum iki veya üç tane: modernizim, postmodernizim aklıma gelenler. Bu akımlara bakıldığında yıllardır süre gelen bir kalıplaşma söz konusu. Hem sanatsal bir akım olarak anlatılıyor hem de kalıplar içersine sokulduğu söyleniyor. Modernizimin belli kalıpları var, postmodernizimin belli kalıpları var. Sanat yapmak baya zor anlaşılan. Kalıbını tutturamadın mı uğraş dur(!)

 

Bu yenilikçi akımlarla ilgili Attila İlhan’ın bir yazısı ilgimi çekti (Akalın, 2006):

 

“Postmodernizim, diye bir akım var. Postmodernizim akımı, şimdi geçerli olan akım sayılıyor. Bu akımın mesajı ne? Postmodernizim akımının mesajı, sanatın esasında kendisi olduğu, sanatçıların da bu işi yaparken, sanatın kendi imkanlarından başka şeyle meşgul olmaması lazım geldiği. Resim yapıyorsan eğer, senin için şekiller ve renkler önemlidir. Bunlarla ne yaparsan yap, o senin sanatçılığındır. Başka şeylerin peşinden gitmeye lüzum yoktur. Şiir yazıyorsan, önemli olan kelimelerdir. Sen kelimeleri nasıl istersen kullanırsın. Bunda anlam aramanın manası yoktur. Ortaya çıkan şey çok güzeldir. Güzelse güzeldir. Bu da sanattır. İşte bu postmodernizimdir, deniyor. Bunun mesajı ne? Bunun mesajı şu: Sanatçı, sadece biçimcilikle uğraşmalıdır. Sosyal işlere karışmamalıdır. Bu, gerici bir ideolojidir. Gerici ideolojiyi sana böyle yutturuyorlar. Bunu yapan çocuk, farkında olmadan zamanın içersinde reaksiyonel kampta yer alıyor. Çocuk şimdi yenilik yaptığını sanıyor. Halbuki farkında olmadan formalizm batağına düşmüş. Halktan kendisini koparmak için ne lazımsa yapıyor. Çünkü kapitalizmin, liberalizmin istediği bu. Çünkü sanatçılar halka örnek oluyor. Bunu nasıl önlersin? Postmodernizim diye bir şey çıkarırsın. Anlamı, içeriği kaldırırsın. Onlar saçmalarlar. Onlar saçmaladıkları zaman, halk onları izlemez. İzlemeyince de istediğini başarmış olur.”

 

            Haydi, gel şimdi çık işin içinden çıkabilirsen! Biz bu yenilik işini fazla mı hafife aldık ne? Görülüyor ki bize bu sanata şekil veren akımlardan da bir şey çıkmayacak!

 

            Bize eğitmenlerimiz de her dönem başında bunu söylemekteler: “Farklı ve yeni bir şeyler yapmalısınız ki izlenesiniz.” Peki, bunu neye dayanarak söylüyor? Günümüzde birçok tiyatro topluluğu yer almakta ve herkes de aynı işi yapıyor. Biz de aynı işi yaptığımız zaman neden gelip seyirci bizi izlesin? Neden aynı şeyi bir daha izlemek için para ödesin? Böyle bir durum olunca da zaten tiyatroya ilgisiz olan seyirci daha da ilgisiz oluyor. Tamam, artık anladık farklı ve yenilikçi olmalıyız da nasıl? Eğitmenlerimiz farklı ve yenilikçi olmamızı söylüyor ama hiç biride nasılını söylemiyor. Bunun yolu nedir? Bizim de suçumuz yok! Bize böyle alıştırmışlar, eğitmen söyleyecek ki bizde yapacağız. Hiç düşündürmemişler bizi!

 

Farklı ve yeni bir şeyler yapacağız ama daha şuan yapılan ne onu bile bilmiyoruz. Diğer tiyatro topluluklarını bilmeden nasıl onlardan farklı olacağız. Diğerlerini izlemeden, görmeden, araştırmadan, incelemeden nasıl bileceğiz? Onların nasıl olduğunu bildikten sonra farklı olup üstüne nasıl bir yenilik katacağız? Araştırmadan, okumadan, kısaca elimizi taşın altına sokmadan o da olmuyor.

 

( Nur AKALIN; “Şehir Filmleri Attila İlhan”, +1Kitap 2006/15, İstanbul, Haziran, 2006) 

ALİ ÇAKIR

26/12/07 

NOT BIRAKIN