GİBİ YAPANLAR yazıyor!

                                                     

                                                       Ali ÇAKIR


                       SEYİRCİYİ NADASA BIRAKMAK

 

Günümüzde tiyatronun dert yandığı acaba seyirci sıkıntısı mı? Yoksa tiyatroya sahip çıkılmaması mı? Tiyatroların bu dönem seyirci sıkıntısını pek yaşadıklarını düşünmüyorum. Zira birçok oyunu izleyebilmek için haftalar öncesinden bileti almak zorundasınız. Ama hala insanların tiyatroya karşı ilgisiz olduğu söylenmektedir.

 

İnsanlar tiyatroya hoşlarına gittiği için ve ilgilerini çektiği için gidiyorlar. Birçoğu da sanatsal tercihini başka bir alanda kullanıyor. Çoğu kişi tiyatroya hiç gitmemiş olduğu halde, tiyatronun nasıl bir şey olduğunu bilmediği halde: “Tiyatroya ben bir kuruş bile harcamam!” diyor.  Hatta bunun da ötesinde tiyatroya gelenlerin bazıları için de tiyatro olsa da olur olmasa da olur. Bizim bunu iyiye götürecek bir imkânımız olamaz mı? İnsanları, ne yapıp da tiyatroya teşvik edeceğiz ve onları “olsa da olur olmasa da olur” düşüncelerinden nasıl kurtaracağız. Bizim toplumumuzda bir de tiyatro “gülmek” için gidilen yer olarak düşünülmektedir. “Komikse gelirim”dir söyledikleri ilk şey! Bir kere bu kafalarındaki tiyatro düşüncesi en başta değiştirmek gerekmektedir. Yoksa seyirci kaybetmemek için sadece komik oyunlar, onların bayılarak sevdiği “belden aşağı küfürler” i söylemek zorunda kalırız! Bu da sanata ve tiyatroya ciddi zarar verir.

 

Biz tiyatronun gelişmesinin en büyük engelini dikkate almayarak başka sorunları düşünmekteyiz. Tiyatronun en büyük engeli seyircisidir. Tiyatroya en büyük zararı veren seyircisidir. Seyirci ne kadar sanatta değer verirse,  ne kadar tiyatroya değer verirse tiyatro da o derece gelişir.

 

Seyircilerin eğitilmesi ile ilgili Muhsin Ertuğrul: 1927’de yeni seyirciler yetiştirmek için “talebe matineleri” yapmış. Seyircilerin “adabını” oluşturmak için iki sayfalık bir broşür hazırlanmış. Muhsin Ertuğrul’un kaleme aldığı “Tiyatro Adabı” adlı bu broşürün baş sayfasına “Bilmeyenler İçin” kaydının konulması da unutulmamış.

 

Broşürde özetle şu bilgiler aktarılmakta (Akçura, 1992):

 

1-     Tiyatro eğlence yeri değil, büyükler mektebidir.

2-     Tiyatroya mümkün mertebe temiz giyinilip gidilir ve gürültüsüzce bir mevki ye oturulur.

3-     Perdenin açılacağını ihbar eden işaretten sonra, perde kapanıncaya kadar artık bir kelime bile konuşulmadan yalnız eder dinlenir. Bir milletin bilgi ve anlayış seviyesi sanat eserlerine ve sanatkârlarına gösterdiği alaka ile ölçülür…

4-     Tiyatroda sigara içmek doğru değildir. Fakat mecburiyetse ancak perde aralarında içilir. (Daha o zaman tiyatro ve sinema salonlarında sigara içmek yasak edilmemişti.)

5-     Perde aralarındaki istirahat müddetleri evvelce tayin ve ilan edilmiştir, sabırsızlanmak bu müddeti kısaltmaz…

6-     Islık çalmak, ayaklarını yere vurmak, (lüzumsuz yerde) alkışlamak takdir etmek demek değildir.

 

Cumhuriyetin başlangıcında yeni yeni oluşan Çağdaş Türk Tiyatrosu için Muhsin Ertuğrul seyirciyi doğru yönlendirmek, eğitmek için talebe matineleri düzenlemiş, tiyatro adabıyla ilgili broşürler bastırmıştır. Günümüzde böyle bilgiler verilemez mi? Tiyatronun eğlence yeri değil de büyükler mektebi olduğu öğretilemez mi? Pekâlâ öğretilir. Ama hiçbir tiyatro bunu göze alamıyor! Maddi kaygılardan dolayı böyle bir işe hiç kimse kalkışmak istemiyor.

 

Nasıl ki toprağın, belli bir dönem ekim yapılmadan, toprakta nem ve mineral birikimini sağlamak amacıyla, nadasa bırakılmaya ihtiyacı varsa, Türk tiyatrosunun da böyle bir nadasa ihtiyacı vardır. Seyircisini yetiştirebilmek için en azından bir dönem bu konuya yönelik çalışmalar yapması gerekir. Yoksa sıkıntısını yaşadığımız dertler hiç bitmez! Çünkü tiyatronun en önemli ihtiyacı olan seyirci, tiyatroya zarar vermektedir.

 

Tiyatronun sadece seyirciye ihtiyacı yok! Tiyatronun bilinçli bir seyirciye, tiyatrosuna ve oyuncusuna sahip çıkan bir seyirciye ihtiyacı var. Tiyatroya gelip de bir bilet almak tiyatroya sahip çıkmak sayılamaz artık. Tiyatroya gönülden destek olmak da yetmiyor artık. Ve bu her sanat dalı için geçerli. Ne yapıp edip seyirciyi, toplumu bilinçlendirmeliyiz. Bunun için de tiyatroların çok büyük bir özveri göstermesi gerekiyor. Ve özellikle “tiyatro” denince akla gelen isimlerin, tiyatro büyüklerimizin bu konuda öncülük etmesi gerekiyor. Bu konuda gerekirse Muhsin Ertuğrul’un yaptığı gibi oyun öncesi seyircilere “Seyirci Adabı” gibi broşürler verilebilir. Bu konuda eğitim panelleri yapılabilir. Toplumu bilinçlendirme adı altında kampanyalar yapılabilir.

 

Tiyatrocular böyle önemli bir konuyu kesinlikle göz ardı etmemeli. Sanatın ilerlemesi için sanatçıların bu büyük engelleri aşması değil, düzeltmesi gerekir.

 

( Gökhan AKÇURA; “Doğumunun yüzüncü yılına armağan Muhsin Ertuğrul” , İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Dairesi Başkanlığı Yayınları No: 6, 1992, İstanbul, 1992 )

 

ALİ ÇAKIR

20.08.07

NOT BIRAKIN

Anasayfa

ziyaretçi sayacı