Merhaba,Ben  ALİHAN 

Öncelikle sayfamı ziyaret eden herkese kucak dolusu sevgiler...

 

0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o

o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0o0


 

 

 

 

                                                                                

 

 

 

 

                                                                                        

                                                              

 

 

 

  

                              

 

 

ALİHAN 2 YAŞINDA

                                         

                                                    8 aylık      

Locations of visitors to this page 

Sitenin Dünya ziyaretçi bölgeleri ve sayısı                                  

 

 

 Last year's total (since 11-January 2007 to 11-January 2008 )

 Running total of visits to the above URL since 11 Jan 2007: 3,003

 Geçen yılın görünümü.


   

 

 

                                                     Dünyada İlk Saatlerim

                                                          Alihan  3 aylık

                                                                                     
 

şapkam nasıl? 

                                                                                     


                                                                                  

                                                                  

                                                                                                                                                                                    

                                                                                                                                                                            

 3.Doğumgünüme kalan zaman;              
 

  

                                    

Lilypie 3rd Birthday Ticker

  

 

 

                                                                                      

                                                                                       

10 Mayis 2006 da dünyaya geldim.

Nihayet özlem bitmis, canim annem Tülin, canım babam Mehmet ve canım ablam İlay en mutlu ve heyecanli günlerinde beni kucaklarina almanin sevincini yasiyorlardi.

Kolay olmamisti; sezaryen ameliyati sirasinda beni dünyaya getirten doktorum Erkan bey, sayemde stresli anlar yasamisti.

Herkesin ayri bir dogum hikayesi var. Benimki de oldukca zorlu sayilir.

Neyse, cok sükür sonunda annecigimin kollarinda ve cok mutluydum.

Henüz 4 aylik cok kücük bir erkek bebegim.

Acikmaktan ,yalniz kalmaktan ve kucakta olmamaktan hic hoslanmiyorum.

Ama büyüdügümde; Dünyada bana verilen zamani iyi kullanabilmeyi ve yararli isler yapabilmeyi cok isterim.

Bu sayfada,Fransiz yazar ve pilot Antoine de Saint -Exupery'nin en ünlü romani olan ÇÜK PRENS ' i okuyabilirsiniz.

Ayrica kitapta Exupery'nin orjinal çizimleri de var. Kitabin devami ve yeni resimlerim diğer sayfalarda.



alihan2 2nd page alihan3 3rd page

alihan 4 4th page alihan 5 5th page

alihan 6 6th page   Ziyaretçi Defteri Guestbook&my Cbox 7th

                      Sayfa Müzikleri == Page musics of site

Homepage :            Abba- I Have a Dream

alihan2 2nd page: TRL.Soundtrack Nepal 02-The Wreckage

alihan3 3rd page:  Demis Roussos- Forever and Ever

alihan4 4th page The Underdog Project- Miami

alihan5 5th page:  Jay Sean- Eyes On You

alihan6 6th page:   Ishtar-Los Ninos de Sara- Baila Maria

Ziyaretçi Defteri  Guestbook& Cbox 7th page: Meav- Ailein Duinn

                                           =================

1Aylık

2 aylıkken..Emzigim nerede ? ..Neyse böyle idare ederim..:)

3 günlük.


Mail adresim:alihan_er2006@yahoo.com.tr

Mail ve msn:Alihaner10@hotmail.com

HazırlayanFerda Uyulan    fferdauyulan@gmail.com

 

  



KÜÇÜK PRENS

ilk kez 1943 de yayimlanan kitapta, kücük prensin yasadigi astreoiti bulanin (b -612) bir Türk astronom oldugu yazilidir. Hatta bu astronom buldugu bu astreoidi uluslararasi bir kongrede anlatmiş, ama fesli olmasi ve dogulu giysilerinden dolayi onu kimse dinlememistir. Ama bir Türk Kral, (kitaba göre) yaptigi bir giysi reformu ile herkesi Avrupali gibi giydirir. Ardindan ayni astronom bu defa modern bir kiyafetle kongreye katilir ve herkes ikna olur. Bu gibi satirlar yüzünden uzun yillar Türk okuyucusu kitabi sansürlü okumustur.

Yazilabilecek en güzel cocuk kitaplarindan biri olan bu kitabin yazari Exupery, kitabi yazdiktan 6 yil sonra , Le Petit Prince adli Lockheed P38 lightening tipi ucagiyla Sahra cölüne dogru ucar ve kendisinden bir daha haber alinamaz.

Kücük Prens , frank ve pullarda;

Yüzeysel bir çocuk kitabı gibi görünen ama aslında yaşam, sevgi ve aşk hakkında derin anlamlar içeren Küçük Prens'de, bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyası anlatılır. issiz çöle düşen pilotun Küçük Prens'le karşılaşması ile başlayan kitapta Küçük Prens'in ağzından Saint-Exupéry, insanların hatalarını ve büyüdükleri zaman unuttukları basit çocuk bakışını vurgular.

1. BÖLÜM

Altı yaşımdayken, ilk çağın ormanlarını anlatan “Gerçek Öyküler” adlı bir kitapta çok güzel bir resim görmüştüm.Bir boa yılanı avını yutmak üzereyken resmedilmişti .İşte bu çizimin bir kopyası:

Kitapta şunlar yazılıydı: “Boa yılanı avını çiğnemeden, bütün olarak yutar ve hareket edemez hale gelir. Sonra da onu sindirebilmek için altı ay boyunca uyur.”

Bu orman maceraları üzerinde uzun uzun düşündüm, sonra renkli bir kalemle ilk resmimi yapmayı başardım. 1 No’lu resmim işte şöyle bir şeydi:

Şaheserimi büyüklere gösterdim ve korkup korkmadıklarını sordum. Ama onlar:”Korkmak mı? Bir şapkadan niye korkalım ki?”dediler.

Oysa çizdiğim resim bir şapkaya ait değildi. Koca bir fili sindirmekte olan bir boa yılanını çizmiştim ben. Neyse, büyükler anlayabilsin diye başka bir resim daha çizdim. Bu kez boa yılanının midesindeki fili açık seçik göstermiştim. Şu büyüklere hep açıklama yapmak gerekiyor. İkinci resmim ise şöyle bir şey oldu.

Bu kez büyüklerin cevabı boa yılanını içten ya da dıştan çizmeyi bir yana bırakıp, coğrafya, tarih, aritmetik ve gramerle ilgilenmemi tavsiye etmek oldu. Böylece altı yaşımdayken resim kariyerimi terk etmek zorunda kaldım. İlk iki resmimin başarısız olması beni hayal kırıklığına uğratmıştı Büyükler kendi başlarına hiçbir şeyi anlayamıyor, çocuklar ise aynı şeyin tekrar tekrar anlatılmasından sıkılıyorlardı.

Bu yüzden başka bir meslek seçmek zorunda kaldım ve pilot oldum. Dünyanın hemen hemen her yerine uçtum. Doğrusunu isterseniz, coğrafya bilgilerim çok işime yaradı. Şimdi bir bakışta Çin ile Arizona’yı birbirinden ayırabiliyorum. Ayrıca gece vakti kaybolduğunuzda coğrafya çok işinize yarar.

Neyse, mesleğim gereği , yaşamım boyunca birçok önemli insanla bir arada bulundum. Büyüklerle çok vakit geçirdim. Ama korkarım bu yakın ilişkiler bile benim onlar hakkındaki düşüncelerimi değiştirmedi.

Ne zaman yeterince zeki olduğunu düşündüğüm biriyle karşılaşsam, ona hemen 1 No’lu resmimi gösterdim. (Bu resmi hep yanımda taşıyordum, çünkü ilk deneyimimdi.) Bakalım onu gerçekten anlayabilecek miydi. Ama hepsi bunun bir şapka olduğunu söylediler. Bu yüzden ben de boa yılanlarından, ilk çağdaki ormanlardan, ya da yıldızlardan bahsetmeyi bırakıp onların seviyesine indim. Onlarla briç, golf, politika ve boyun bağları hakkında konuştum. Böylece bu yetişkinler benim gibi duyarlı biriyle karşılaştıkları için mutlu oldular.

.2.BÖLÜM

İşte böyle. Çevremde gerçek sohbetler yapabileceğim hiç kimse olmadan, tek başıma yaşadım. Ta ki altı yıl önce Sahara Çölü’nde uçağım kaza yapıncaya dek. Motorum arızalanmıştı. Yanımda ne bir teknisyen, ne de bir yolcu olmadığı için, onu kendim tamir etmek zorundaydım. Bu işin güç olacağını biliyor, ama sonunda başaracağımı umuyordum. Bu bir ölüm kalım meselesiydi. Yanımda bana ancak bir hafta yetecek kadar su vardı.

Çöldeki ilk gecem kumların üzerinde uyuyarak geçti. Buraya en yakın yerleşim yeri 1600 kilometre uzaktaydı. Deniz kazası geçirerek okyanusun ortasında kalakalmış bir denizciyi düşünün. Benim durumum böyle bir denizciden çok daha vahimdi. Şimdi güneş doğarken cılız, tuhaf bir sesin beni uyandırmasına ne kadar şaşırdığımı tahmin edebilirsiniz. Bu ses:

“ Lütfen bana bir koyun resmi çizin” diyordu.

“Ne?”

“Bana bir koyun resmi çizin”

Yerimden sıçradım. Şimşek çarpmışa dönmüştüm. Gözlerimi ovuşturdum ve dikkatle etrafıma baktım. Ne gördüm dersiniz? Şaşılacak derecede küçük bir erkek çocuğu gözlerini dikmiş, ciddi ciddi bana bakıyordu. Gördüğünüz bu resmi sonradan yaptım. Onun çizebildiğim en iyi resmiydi. Ama kesinlikle gerçeğinin yarısı kadar bile güzel olmadigini söylemeliyim.

Tabii ki bu benim suçum değil. Altı yaşımdayken büyükler yüzünden resim kariyerime son vermek zorunda kalmış, boa yılanını dıştan ve içten gösteren resimler dışında hiçbir şey çizmeyi öğrenememiştim.

Orada büyük bir şaşkınlık içinde kalakalmıştım. En yakın yerleşim yerine 1600 kilometre uzakta olduğumu unutmayın.

Gel gelelim, bu küçük delikanlı hiç de kaybolmuş, yorgunluktan bitip tükenmiş, açlıktan, susuzluktan ve korkudan ölmüş gibi görünmüyordu. Yerleşim yerlerinden binlerce kilometre uzakta, çölün ortasında kaybolmuş bir çocuğa hiç benzemiyordu.

Nihayet ağzımı açabildim ve ona:” Peki ama, burada ne yapıyorsun sen?” diye sordum.

Sorumu yumuşak, ciddi bir sesle yanıtladı: “Lütfen bana bir koyun çizin.”

Merakım öyle güçlüydü ki, istediğini yapmaya karar verdim. Öyle bir durumda bu yaptığım bana ne kadar saçma gelse de, cebimden bir parça kağıtla bir kalem çıkardım. Fakat aniden eğitimimi coğrafya, tarih, aritmetik ve gramer üzerine yaptığımı hatırladım. Bu yüzden de küçük delikanlıya (biraz da kızgın bir şekilde) resim çizmeyi bilmediğimi söyledim.

“Bunun önemi yok. Bana bir koyun resmi çizin” dedi.

Daha önce hiç koyun resmi çizmemiş olduğum için, ona boa yılanının dıştan görünüşünü temsil eden ilk resmimi çizdim. Duyduğum şey beni hayretler içinde bıraktı: ”Hayır, hayır! Ben fil yutmuş bir boa yılanı istemiyorum. Boa yılanı çok tehlikeli bir hayvandır, fil ise hantaldır. Benim yaşadığım yerde her şey çok küçük. Bana bir koyun lazım. Bana bir koyun resmi çizin.”

Ben de çizdim.

Resme dikkatle baktı ve “Yoo! Bu çok hasta bir koyun. Bana başka bir tane çizin” dedi.Bir tane daha çizdim.

Küçük dostum kibarca ve hoşgörülü bir tavırla:”Bu bir koyun değil, bir koç, bak boynuzları var...” dedi.

Bir çizim daha yaptım, ama bu da diğerleri gibi kabul edilmedi.

Bu çok yaşlı. Ben uzun süre yaşayacak bir koyun istiyorum.”

Sabrım tükenmek üzereydi. Bir an önce motoru tamir etmeye başlamam gerekiyordu. Ben de şu resmi karaladım:

Sonra da bunu ona açıkladım :” Bu sadece bir kutu. İstediğin koyun kutunun içinde.”

Ama küçük adamın gözlerinin parladığını görünce çok şaşırdım. “Evet ben de tam böyle bir şey istiyordum. Sence bu koyuna çok ,fazla çimen gerekir mi?”

“Neden sordun?”

“Çünkü benim yaşadığım yerde her şey çok küçüktür.”

“Bence ona yetecek kadar çimen vardır. Sana oldukça küçük bir koyun çizdim.”

Kağıdın üzerine eğilerek:” O kadar da küçük değil. Bak, uykuya yatmış”dedi.

Sonra da bunu ona açıkladım :” Bu sadece bir kutu. İstediğin koyun kutunun içinde.”

Ama küçük adamın gözlerinin parladığını görünce çok şaşırdım. “Evet ben de tam böyle bir şey istiyordum. Sence bu koyuna çok ,fazla çimen gerekir mi?”

“Neden sordun?”

“Çünkü benim yaşadığım yerde her şey çok küçüktür.”

“Bence ona yetecek kadar çimen vardır. Sana oldukça küçük bir koyun çizdim.”

Kağıdın üzerine eğilerek:” O kadar da küçük değil. Bak, uykuya yatmış”dedi.

İşte küçük prensle böyle tanıştım.

3. BÖLÜM

Nereden geldiğini öğrenmem oldukça uzun sürdü. Bana bu kadar çok soru soran küçük prens, benimkileri hiç duymuyordu. Neyse ki sorduğu soruların cevaplarını biliyordum. Şu saçma dünyada oradan oraya dolaşmak işe yaramıştı.

Örneğin, uçağımı ilk gördüğünde “Şu nesne de nedir?” diye sormuştu. (Ne yazık ki size uçağımı çizemeyeceğim, çünkü bana göre oldukça karmaşık bir şey bu.)

“ O bir nesne değil, benim uçağım. Gökyüzünde uçar.”

Ona uçabildiğimi söylemekten de gurur duymuştum doğrusu. Bunun üzerine “ Ne? Yani gökten mi düştün?” diye haykırdı.

“Evet dedim alçakgönüllü bir tavırla.

“ Ah ne eğlenceli.” Sonra da kahkahalarla gülmeye başladı küçük prens. Bu çok canımı sıkmıştı. Talihsizliğimle alay edilmesinden pek hoşlanmam.

“ O halde sen de gökyüzünden geliyorsun” dedi. “ Peki hangi gezegenden?”

Bir şey yakaladığımı anlamıştım ve hemen onu sorguya çektim.

“ Yani sen başka bir gezegenden mi geldin?”

Ama soruma cevap vermedi. Kibarca başını salladı. Bir yandan da bakışlarıyla uçağımı inceliyordu.

“Bununla pek fazla uzaktan geliyor olamazsın...”

Gözleri daldı. Uzun bir süre sonra cebinden çizdiğim koyun resmini çıkararak bu yeni hazinesini incelemeye koyuldu.

Bu ‘ başka bir gezegen’ konusunda bana kesin bir cevap vermemesinin merakımı nasıl artırdığını tahmin edebilirsiniz. Tabii ki ben de daha fazlasını öğrenmeye çalıştım.

“ Nereden geliyorsun sen küçük dostum? Sözünü ettiğin bu ‘benim yaşadığım yer’ neresi? Çizdiğim koyunu nereye götüreceksin?”

Bir süre düşündükten sonra şöyle dedi: “ Çizdiğin koyunun en iyi yanı ne biliyor musun? Geceleyin onu ev olarak kullanabilecek.”

“ Elbette. Hem iyi bir çocuk olursan sana onu bağlaman için bir ip ve bir direk de çizerim.”

Ama küçük prens bu söylediklerime çok şaşırmıştı.

“Bağlamak mı? Ne komik bir fikir!”

“Ama eğer onu bağlamazsan başıboş kalır ve kaybolur.”

Küçük dostum yine kahkahalara boğuldu. “Ama nereye gidebilir ki?”

“ Her yere, burnunun doğrusuna?”

Bunun üzerine küçük prens ciddi bir tavırla: “Bir şey olmaz. Benim yaşadığım yerde her şey öyle küçük ki... “ dedi.

Ve ardından, belki de biraz üzüntüyle, ekledi: “ Orada burnunun doğrusuna giden birisi, pek fazla uzaklaşamaz.”

4. BÖLÜM

Böylece önemli bir şey daha öğrenmiş oldum. Geldiği gezegen bir evden daha büyük değildi.

Ama aslında bu beni pek de şaşırtmadı. Dünya, Jüpiter, Mars ve Venüs gibi büyük gezegenlerin haricinde isimsiz yüzlerce gezegen olduğunu biliyordum. Bu gezegenlerin bazıları öyle küçüktür ki, onları teleskopla bile fark etmek güçtür. Gökbilimciler bunlardan birini keşfettiklerinde, ona isim yerine bir numara verirler. Örneğin, ‘ Asteroid 325’ derler ona.

Küçük prensin geldiği gezegenin Asteroid B-612 olduğunu zannediyorum. Böyle düşünmek için iyi nedenlerim var. Bu asteroid yalnızca bir kez, bir Türk gökbilimci tarafından 1909 yılında görüldü. Gökbilimci bu keşfini bir Uluslararası Astronomi Kongresi’nde açıkladı. Ama tuhaf giysileri yüzünden kimse ona inanmadı. Büyükler böyledir işte.

Neyse ki, bir Türk diktatörü ölüm döşeğindeyken halkının Avrupa tarzı kıyafetler giymesini emretti ve gökbilimci bu keşfini 1920 yılında, şık bir kıyafet içinde yeniden sergiledi. Bu kez keşfini herkes kabul etti.

Asteroid-B-612 hakkındaki bu açıklamaları sadece büyükler için yapıyorum. Onlar şekillerden hoşlanırlar. Onlara yeni tanıştığınız bir arkadaştan bahsetseniz,asla en önemli soruları sormazlar. Size arkadaşınızın sesinin nasıl olduğunu, hangi oyunları tercih ettiğini, ya da kelebek koleksiyonu yapıp yapmadığını hiçbir zaman sormazlar. “ Kaç yaşında? Kaç kardeşi var? Babası kaç lira kazanıyor? “ gibi şeyler sorarlar. Ancak bunları bildiklerinde onu tanımaya başladıklarını düşünürler.

Onlara “ Pembe tuğlalardan yapılmış bir ev gördüm, pencerelerinin kenarında sardunyalar, çatısında güvercinler vardı” diyecek olsanız, böyle bir evi hayal edemezler bile. Onlara “ Yüz bin dolar değerinde bir ev gördüm “ demeniz gerekir. O zaman “ Ah, ne kadar güzel bir ev! “ diyeceklerdir.

İşte böyle. Bu yüzden de onlara “ Küçük prens çok güzeldi, kahkaha atıyordu ve bir koyun istemişti. İşte bunlar onun var olduğunun kanıtıdır “ deseniz, omuzlarını silkecek ve size çocuk muamelesi yapacaklardır. Ama “ Onun geldiği gezegen Asteroid B-612 “ derseniz, size inanacaklar ve sorular sormaya başlayacaklardır. Onlar böyle işte. Bu zayıflıklarından yararlanmak doğru olmaz. Çocukların yetişkinlere karşı daima anlayışlı olmaları gerekir.

Ama yaşamı gerçekten anlayan bizlerin, şekillere ihtiyacı yoktur. Hikayeme masal anlatır gibi başlayabilirdim. “ Bir zamanlar bir küçük prens vardı, kendisinden pek de büyük olmayan bir gezegende yaşardı ve bir arkadaşa ihtiyacı vardı “ diyebilirdim. Hayatı gerçekten anlayan bizler, bunu daha gerçekçi bulurduk.

Kitabımın baştan savma okunmasını istemediğimden, küçük prensle ilgili anılarımı yazarken çok zorluk çektim. Bu küçük arkadaşım koyunuyla birlikte gittiğinden bu yana tam altı yıl geçti. Onu tarif etmeye çalışıyorum, çünkü onu unutmak istemiyorum. İnsanın bir dostunu unutması üzücüdür. Herkes bir dost sahibi olmayabilir. Ve eğer onu unutursam, şekillerden başka hiçbir şeyle ilgilenmeyen yetişkinlere benzerim.

İşte bu yüzden bir kutu boya kalemi ve birkaç kurşun kalem aldım. Benim yaşımdaki biri için, özellikle de altı yaşındayken yaptığı, içten ve dıştan iki boa yılanı resmi dışında hiçbir şey çizmemiş bir adam için yeniden resim yapmaya başlamak oldukça güç bir iş. Resimlerimin mümkün olduğu kadar gerçekçi olmasına çalışacağım. Ama bunu başarabileceğimden emin değilim. Bir çizim gayet iyi giderken, diğer bir çizim gerçeğine hiç benzemiyor. Küçük prensin boyu konusunda da hatalar yapıyorum. Bazen küçük dostum olduğundan daha uzun boylu, bazen de daha kısa görünüyor. Giysisinin renginden de emin değilim. Bu yüzden de elimden gelenin en iyisini yapıp, el yordamıyla iyi kötü bir şeyler çıkarmaya çalışacağım.

Bazı önemli detayları da yanlış çizebilirim, ama beni bağışlamalısınız. Küçük dostum bana hiçbir şeyi açıklamadı. Herhalde benim de kendisi gibi olduğumu sanıyordu. Ama ne yazık ki ben kutuya baktığımda koyunları göremiyorum. Belki de yetişkinlere bir parça benziyorum. Yaşlanıyorum.

5. BÖLÜM

Biz yine hikayemize dönelim. Orada geçirdiğim her gün, küçük prensin gezegeni , oradan ayrılışı, yolculuğu hakkında yeni şeyler öğrendim. Çok yavaş oluyordu bu. Baobap felaketinden ( Baobap ağacı Hindistan ve Seylan’da yetiştirilir. Geniş gövdesi ve kabuklu, büyük, yenebilen meyveleri vardır.) ancak üçüncü gün haberim olmuştu. Bunu yine çizdiğim koyuna borçluydum. Çünkü bu konuda ciddi bir şüpheye kapılan küçük prens bana aniden: “Koyunlar küçük çalıları yerler, öyle değil mi? “ diye sormuştu.

“ Evet, bu doğru “ dedim.

“ Bunu duyduğuma sevindim.”

Bu konunun neden bu kadar önemli olduğunu anlamamıştım. Küçük prens : O halde baobapları da yerler mi? “ diye sürdürdü sorusunu.

Ona baobapların küçük çalılar olmadığını, birkaç katlı bina büyüklüğündeki ağaçlar olduğunu anlattım. “ Yanında bir fil sürüsü götürsen bile, tek bir baobap ağacını yiyip bitiremezler “ dedim. Küçük prens bu ‘fil sürüsü’ lafına kahkahalarla güldü. “ Götürdüğüm filleri

üst üste dizmem gerekirdi “ dedi. Sonra bilgiç bir tavırla: “Baobaplar da başlangıçta küçüktürler “ diye ekledi. “ Elbette öyle. Peki ama koyunun bu küçük baobapları yemesini neden istiyorsun?

Sanki burada anlaşılmayacak bir şey yokmuş gibi “ Hadii, yapma! “ dedi. Benimse, bunun ne anlama geldiğini çözebilmek için bir hayli düşünmem gerekmişti.

Her gezegende olduğu gibi, küçük prensin gezegeninde de yararlı ve zararlı bitkiler vardı anlaşılan. Yararlı tohumları yararlı bitkiler, zararlı tohumları ise zararlı bitkiler meydana getiriyordu. Ama tohumlar görünmezdirler. Toprağın derinliklerinde uyurlar. Sonra bir gün bir tanesi uyanmaya karar verir. Önce ürkek ürkek gerinir. Sonra yüzünü güneşe çevirmiş sevimli bir filiz olarak çıkar ortaya. Bu haliyle tamamen zararsızdır. Eğer bu bir turp filizi ya da gül fidanıysa, dilediği gibi büyümesine izin verilir. Yok eğer yabani bir bitkiyse, derhal sökülmelidir.

İşte küçük prensin gezegeninde de böyle zararlı tohumlar vardı. Bunlar baobap tohumlarıydı. Küçük gezegenin her yerini istila etmişlerdi. Eğer bir baobap filizini zamanında sökmezseniz, ondan bir daha asla kurtulamazsınız. Gezegenin her yerini kaplar. Kökleri toprağın derinliklerine doğru ilerler. Eğer gezegeniniz çok küçükse ve baobaplar da fazlaysa, o zaman gezegen patlayabilir.

“ Bu bir terbiye meselesi “ demişti küçük prens daha sonraları. Sabahleyin kendi bakımınızı yaptıktan sonra, sıra gezegenin bakımına gelir. Bunu büyük bir dikkatle yapmalısınız. Küçük baobap filizleri gül fidanlarından ayırt edilebilecek kadar büyüdüklerinde, onları sökmelisiniz. Bu sıkıcı bir iştir, ama oldukça kolaydır.

Sonra bir gün bana, tüm bu konuştuklarımızı anlatan bir resim çizmemi öğütledi. Böylece benim yaşadığım yerdeki çocuklar bunları anlayabilecekti. “Eğer bir gün seyahate çıkarlarsa, bunları bilmek işlerine yarayabilir. Bazen insan bu günkü işini yarına bırakabilir. Ama baobaplar konusunda bunu yaparsanız, sonuç felaket olur. Tembel bir adamın gezegeninin baobaplar tarafından istila edildiğini biliyorum ben.”

Bu gördüğünüz resmi küçük prensin tariflerine göre yaptım. Öğüt vermekten pek hoşlanmam. Ama herkes bir gün yolunu kaybedip bir asteroide düşebilir ve baobap tehlikesiyle karşı karşıya gelebilir. Bu yüzden, bir seferlik bunu yapacağım ve: “ Çocuklar! Baobaplara dikkat edin! “ diyeceğim. Bunu yapmamın sebebi, benim gibi baobap tehlikesinden haberdar olmayan dostlarımı uyarmaktır. Bu yüzden de bu resim üzerinde çok çalıştım. Bu resmin neden diğerlerinden daha etkileyici olduğunu merak edebilirsiniz. Denedim, ama diğerleri bu kadar başarılı olmadı işte. Baobapları çizerken önemli bir iş yaptığımı düşünmüştüm çünkü. Dostlarım için endişelenmiştim.

Kitabin devamı, alihan2

alihan22.page

alihan33.page

alihan 4 4.page

alihan 5 5.page

alihan 66.page flash oyunlar, son resimlerim.

Ziyaretçi Defteriguestbook and my Cbox


Lyrics: i have a dream . Abba

I have a dream, a song to sing ..To help me cope with anything
If you see the wonder of a fairy tale..You can take the future even if you fail
I believe in angels..Something good in everything I see
I believe in angels..When I know the time is right for me
Ill cross the stream.. I have a dream
I have a dream, a fantasy..To help me through reality
And my destination makes it worth the while
Pushing through the darkness still another mile
I believe in angels..Something good in everything I see
I believe in angels..When I know the time is right for me
Ill cross the stream .I have a dream..I have a dream, a song to sing
To help me cope with anything..If you see the wonder of a fairy tale
You can take the future even if you fail..I believe in angels
Something good in everything I see..I believe in angels

When I know the time is right for me..Ill cross the stream - I have a dream


Sitenin Dünya Ziyaretçi Bölgeleri Ve Sayısı: