6.SINIF FENVE TEKNOLOJİ


 

HÜCRE

 

 

 

Öğretmeniniz ile birlikte bir kuru tüm soğanı ve 4 e bölünmüş halini çizdireceksiniz. Etli yapraklarını ayırttırıp bir zar çıkarıp büyüteçle inceleyip gördüklerinizi yine çizdireceksiniz. (ressam olamamak elde değil ) Size  şu soruyu öğretmeninizin sorması lazım. "Sizce daha küçük parçalar var mı? Ne görmeyi umuyorsunuz?” bu sorunun cevabı konusundaki düşüncenizi size çizdirecek iyi bir tahminde bulunun ama ünitenin ismi size rehberlik edecektir :)


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bilgi:İncelenmesi en kolay hücrelerden biri soğan zarı hücresidir. Çünkü, soğan zarı saydam ve hücreleri büyüktür. Üzerine iyot çözeltisi damlatılan soğan zarı, basit bir mikroskop yardımıyla incelendiğinde hücrenin temel kısımları görülebilir. İyot çözeltisi, hücrenin kısımlarını boyayarak belirginleşmesini sağlar.

 

 




 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir soğan hücresini mikroskopta aşağıdaki şekilde inceleyeceksiniz;

Sonra çıkardıkları soğan zarını üç parçaya ayırıp, her birini ayrı lam üzerine koyup, damlalık yardımıyla 1. lama bir damla su, 2. lama 1 damla siyah mürekkep, 3. lama 1 damla yeşil  gıda boyası veya metilen mavisi damlatarak üzerlerini lamel ile kapatacaksınız ve hazırladığınız preparatı mikroskopta inceleyeceksiniz.. Gözlem sonuçlarını bir tablo üzerine kaydedip ve gördüğünüz şekilleri aşağıdaki tabloya çizeceksiniz.

Eklenen Madde

Gözlenen Hücre Bölümleri

Su

 

Siyah Mürekkep

 

Yeşil Gıda Boyası

 

   Bu deney sonucunda öğretmen “Sizce tüm canlıların yapısı gördüğünüz şekilde midir?” sorusunu sorarak bir tartışma başlatacak.

Dikkat:

*Tabloya gözlemlerinizi doğru yazınız.

*Öğretmenizin sorduğu soruların cevabı hakkında mutlaka fikir yürütün ve bunu paylaşın.

*Mikroskopta  bir cismin nasıl incelendiğine dikkat edin

 



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİTKİ HÜCRESİNİ TANIYALIM….

 

 

Aşağıda bir bitki hücresi görüyorsunuz. Okla işaretli yerleri tanımlayınız.

 

 

 

B-) Bitki ve hayvan hücrelerinin farklılıklarını düşünerek, aşağıdaki tabloyu tamamlayınız.

 

 

BİTKİ

HÜCRESİNDE

HAYVAN HÜCRESİNDE

BİTKİ VE HAYVAN HÜCRESİNDE

Hücre zarı

 

 

 

Hücre duvarı

 

 

 

Kloroplast

 

 

 

Sitoplazma

 

 

 

Mitokondri

 

 

 

Çekirdek

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hücrenin temel kısımları : Hücre zarı, sitoplazma ve çekirdektir. Çekirdek içerisinde kalıtsal özellikleri taşıyan yapıların vardır.

 

  Bilinen en küçük hücre, bakteridir. En büyük hücreye deve kuşu yumurtasının sarısı, en uzun hücreye de yaklaşık 1 m uzunluğunda olan sinir hücreleri örnek olarak verilebilir.  Bazı ilkel hücrelerde ise çekirdek yoktur, kalıtsal özellikleri taşıyan yapıların sitoplazmada dağınık olarak bu ilkel canlılarda bulunur. Hücre organellerinden  mitokondri, kloroplast ve kofulun sadece görevlerini bilmeniz yeterlidir.                     

 

Organeller ve Görevleri   

 

  

 

 

Koful: Hücre içinde atık madde, su ve besin depolayan kese şeklindeki yapılardır. Tek katlı zardan oluşur. Bitki hücrelerinde büyük(%90’ ını kaplayacak kadar) , hayvan hücrelerinde ise küçüktür.  Yaşlanmış hücrelerde kofullar büyük ve az olur.

 

 Mitokondri: Hücre içinde oksijenli solunum yapar. Hücreye gerekli enerjiyi sağlar. Çift katlı zarla çevrilidir.

·    Karaciğer, kas ve sinir hücreleri, fazla miktarda enerji kullandığından çok sayıda mitokondri içerir.Mitokondrinin resmi aşağıdadır.

 

 

 

 

 

 

  Kloroplâstlar  Bitkiye yeşil renk verir. Yapısındaki klorofil sayesinde, fotosentez yaparak besin ve oksijen üretir. Yapraklarda ve otsu bitkilerin gövdelerinde bulunur.

 

Sentrozom; Hücrede bölünmede görevlidir. Sadece hayvan hücresinde vardır. Bitki hücresinde sentrozom bulunmaz!

 

 Plastitler

Yalnızca bitki hücrelerinde bulunur. Hücrelerde kloroplast, kromoplast ve lökoplast olmak üzere üç tip plastit bulunur.

v Kloroplast: Bitkilerde fotosentez olayının gerçekleştiği, bitkiye yeşil rengi veren plastitlerdir. Kendilerine özgü DNA ları olduğu için v bölünme özelliğine sahiptirler.

v Kromoplast:Bitkilerdeki çiçek ve meyvelere sarı, turuncu ve kırmızı rengi veren plastitlerdir.

v Lökoplast: Bitkilerin ışık görmeyen renksiz plastitleridir. Bitkilerin besinlerinin depolandığı organeldir.

 

Hücre Zarı: 

 

 

 

 

 

 

 

Bütün bitki ve hayvan hücrelerinde bulunan canlı, saydam, esnek ve seçici geçirgen bir zardır. 

v Seçici geçirgenlik, hücre zarının  bazı maddeleri hücre alıp bazılarını almamasıdır.

   Hücre zarının görevleri; 

v Hücreye sekil verme,

v Hücreyi dış etkilerden koruma,

v Hücrenin madde alış-verişini sağlama.

     Akıcı-mozaik zar modeline göre hücre zarı,  iki sıra yağ tabakasıyla bu tabakalarda yüzen farklı büyüklük ve yapıdaki proteinlerden oluşur.  Hücre zarı karbonhidrat,protein ve yağlardan oluşur.
Not;Bitki hücrelerinde hücre zarının dışında selülozdan oluşmuş bir de çeper vardır.Buna hücre duvarı ya da hücre çeperi denir.

 

Çekirdek:

Çekirdek hücrenin hayatsal faaliyetlerini yönetir. Aynı zamanda özellikleri sonraki hücrelere aktararak kalıtsal devamlılığı sağlar.
Çekirdeği çıkartılan bir hücre yaşayamaz.Kalıtsal karakterleri (genleri) taşır. Bakteri ve mavi yeşil alglerde çekirdek yoktur.
Alyuvarların çekirdeği olmadığı için bölünemez.

 

 

 

 

 


İlginç Bilgi :İnsan vücudu yaklaşık 75 trilyon (75.000.000.000.000) hücreden oluşur.
1 saniyede insan vücudunda yaklaşık 120 trilyon (120.000.000.000.000) canlılık reaksiyonu olur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                         Hayvan Hücresi                 Bitki Hücresi
Hücre duvarı->           Yok                               Var
Kloroplast ->             Yok                                Var
Sentrozom ->            Var                               Yok
Koful ->                    Çok,küçük                   Az,büyük
Şekli ->                    Yuvarlak                        Köşeli

 

 

 

 

 

 

 

 

HÜCRE NEDİR BİLİR MİSİN?

Hücre nedir bilir misin?
Canlılarda bulunan.
En küçük parçamızdır,
Canlılık özelliği olan.

Hücre nedir bilir misin?
Kısımlarını söyleyelim,
Zar, sitoplâzma, çekirdek,
Bunları hep bilelim.

Hücre nedir bilir misin?
Yönetim merkezi olan,
Buna çekirdek denir,
Organelleri yöneten.

Hücre nedir bilir misin?
Sitoplâzması olan,
Burada çeşitli görevleri yapan,
Organelleri bulunan.

Hücre nedir bilir misin?
İşte bazı organelleri,
Mitokondri, ribozom, koful,
Golgi aygıt ve diğerleri.

Hücre nedir bilir misin?
Mitokondri enerji üretir.
Ribozom ise protein.
Endoplazmik retikulum ise
Madde taşır her daim.

Salih Zeki GÖKÇE
*** Fen ve Teknoloji–6 dersi yeni müfredatı konu anlatımı için www.fenokulu.net de yayınlanmak üzere yazılmıştır.(25.09.2006)

 

BİTKİ VE HAYVAN HÜCRELERİ

Hücreyi daha önce işledik,
Bilgilerimizi tazeledik,
Bitki ve hayvanlarda bulunan,
Hücreleri inceledik.

Haydi, şimdi hep birlikte,
Bitkiler ve hayvanlarda,
Hücreleri hatırlayalım,
Farklı ve benzer yönlerini,
Derinlemesine inceleyelim.

Bitki hücreleri köşeli şekilde,
Hayvan hücreleri yuvarlaktır,
Öğretmenim söyledi ki,
Hücre zarları ikisinde de vardır.

Kloroplast vardır,
Bitki hücrelerinde,
Hayvan hücrelerinde ise,
Ara bakalım nerede?

Kofullar çok sayıda ve küçüktür,
Hayvan hücrelerinde,
Bitki hücrelerinde ise,
Az sayıda ve büyüktür.

Sentrozomu vardır,
Hayvan hücrelerinin,
Bitki hücrelerinde yoktur izi,
Sentrozom organelinin.

Mitokondri, golgi, ribozom
Ve Endoplazmik retikulum,
Bulunur her ikisinde de,
Bitki ve hayvan hücrelerinin.
 

Salih Zeki GÖKÇE
*** Fen ve Teknoloji–6 dersi yeni müfredatı konu anlatımı için www.fenokulu.net de yayınlanmak üzere yazılmıştır.(25.09.2006)

 

 HÜCRE

Ben küçücük bir hücreyim
İnsanların vücudunda
Minicik ve küçüçeğim
Hep zirvenin tam ucunda
 

Sitoplazma ve çekirdeği
Hep en içimde taşırım
Güzel besinleri görünce
Kandan alır aşırırım

Hücre zarı sarar beni
Etkilerden korur beni
Sıcak soğuk etkilenmem
Çepeçevre sarar beni

Hücre duvarım yok benim
Çünkü hayvan hücresiyim
Dostlarımla tek farkım bu
Ama sonuçta hücreyim
 

ÜMRAN ERGÜL

 

ORGANELLER


Prokaryot olarak sadece ribozom bilinir,
Ribozomun görevi ise protein sentezidir.
=====
Üst üste dizilmiş yassı keselerdir,
Salgı üreten deyince akla golgi cisimciği gelir.
=====
Dik olarak duran ince çubuklar,
Hayvanlarda bulunur iğ ipliklerini oluştururlar.
=====
Plastidler üç çeşittir;
Kloroplast, kromoplast ve lökoplasttır.
=====
Fotosentez yapımında kloroplast görev alır,
Diğer görevi ise yeşil renk taşımasıdır.
=====
Hücre çeperi sadece bitkilerde vardır,
Selülozdan oluşmuş koruma tabakasıdır.
=====
Bitkilerde çeper hayvanlarda yoktur,
Hayvanlarda koful bitkilerde çoktur.
=====
Oksijenli solumun yaparak, bize enerji üretendir
Enerji ocağı olarak bilinen yer mitokondridir.
=====
Bu benim hücrede kara yolum
Taşımacılık yapan endoplazmik retikulum.
=====
Organeller birleşip hücreyi oluşturur,
Hücreler birleşip bizi oluşturur.

Not: Fenokulu üyelerinden tütenezgi tarafından yazılmıştır.(2006-Eylül)

 

Dokular: Belirli görevleri yapmak üzere özelleşmiş hücre gruplarına doku denir.

Bitki yapısında farklı görevleri yüklenmiş hücre grupları: Bitkisel dokular: Yüksek yapılı bitkilerin kök, gövde, yaprak, çiçek gibi organları dokulardan oluşur.

 

 

 

 

Yapıları ve görevleri aynı olan hücreler dokuları, değişik dokularda bir araya gelerek organları oluşturur. Belirli görevleri yapan organlar bir araya gelerek sistemleri oluşturur.

 

Benzer özellikte ve yapıdaki hücreler belli bir görevi yapmak üzere bir araya gelerek dokuları oluştururlar.
Kemik dokusu, kas dokusu v.b.
Belirli bir görevi yapmak üzere bir araya gelen dokular, organları meydana getirirler.
Kalp, mide,göz v.b.
Bir görevi yapmak için birlikte çalışan organların oluşturduğu grup sistem adını alır.
Sinir sistemi, solunum sistemi gibi.
Vücudumuzdaki tüm sistemler birbirine bağlanarak insan vücudunu (organizmayı) meydana getirirler.
 

Hücreler dokuları, dokular organları, organlar sistemleri, sistemler de bir araya gelerek canlı organizmayı oluşturur. Canlının bütününe, organizma denir.

Bir soru:

 

 

Yukarıdaki grafikte 0 – 20 yaş arasındaki kız ve erkeklerin yaşlarına göre ortalama boy uzunlukları verilmiştir. Buna göre aşağıdaki yorumlardan hangisi yapılamaz?

a) 5 – 7 yaş grubunda kızlar erkeklerden daha kısadır.
b) 11 – 15 yaş grubunda kızlar erkeklerden daha uzundur.
c) 16 – 20 yaş grubunda erkekler kızlardan uzundur.
d) 8 – 10 yaş grubundaki kız ve erkek sayısı eşittir.
 

Sorunun önemli bir noktası var :Yukarıda size bir veri verilmiş.Bu Kız ve erkeklerin yaşlarına göre ortalama boy uzunlukları . Bu çok önemli çünkü artık sistem sizden hazır daha önce olduğu gibi bilgiye dayalı cevap istemiyor. Konuyu çok iyi bilmenize rağmen artık konu içinde hiç karşılaşmadığınız sorular ile karşılaşabilirsiniz. Bu anlamda soruyu anlama , yorum yapma verileri değerlendirme , sonuç çıkarma çok önemli. Bunu da ancak derslerdeki etkinlikleri doğru bir şekilde anlama ve değerlendirme ile mümkündür.Bu tür sorular çok da basittir. Yeter ki anlamaya çalışın Aman Dikkat

 

İnsanlarda Üreme , Büyüme ve gelişme

 

 

 

 

.

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

CANLININ ÖZELLİKLERİ VE GELECEĞİNDEN SORUMLU YAPI: Canlının ortak özelliklerinden biri de çoğalmadır. Canlılar nesillerini sürdürebilmek için çoğalırlar. Çoğalma olayına, üreme de denir. Üreme, canlıların kendilerine benzer yeni bir canlı oluşturmasıdır.
Çoğalma (üreme) olayının temel amacı türün sürmesini sağlamaktır.
 

CANLILARIN KENDİLERİNE BENZER CANLILAR OLUŞTURMASI:
Eşeyli üreme: Eşeyli üreme, üreme hücreleri olan dişi ve erkek gametlerin birleşmesiyle olur. Bu üremede erkeklerdeki sperm hücresi, dişilerdeki yumurta hücresini döller. Döllenmiş yumurta hücresi (zigot) gelişmesini tamamlayarak yeni bir birey oluşturur. İki değişik gametin birleşmesiyle olan bu üremeye, eşeyli üreme denir.
Çiçekli bitkilerin hepsinde eşeyli üreme görülür. Kara ve suda yaşayan hayvanların çoğu eşeyli olarak ürer.
Eşeyli üremede sperm ve yumurta hücreleri “n” sayılarda birleşerek “2n” sayıda kromozom taşıyan zigot oluşur. Zigot gelişerek embriyoyu oluşturur. Embriyo da gelişmesini tamamlayarak yavru canlıyı oluşturur.
Eşeyli üreme ile değişik gen kombinasyonlarındaki gametler birleştiği için canlılarda çeşitliliğin oluşması sağlanır. Eşeyli üreyen canlılar, ortam koşullarındaki değişmelere çok çabuk uyum sağlar. Canlının uyum özelliği artar.

Şekil: Yumurta ve sperm hücresi ile döllenme olayı.

 

Zigottan embriyoya, yavruya, ergine doğru gelişme


-Embriyonun geliştiği ortam, bu ortamda embriyo için oluşan plasenta:Zigotun embriyoyu oluşturması döl yatağında olur. Zigot, embriyoyu oluşturmak için mitoz bölünmeler geçirir. Zigot, mitoz bölünmeyle önce iki hücreli, daha sonra dört hücreli, sekiz hücreli olacak biçimde katlanarak hücre sayısını arttırır. Oluşan hücre yığını küreye benzer bir biçim alır. Daha sonra hücreler kenara çekilerek içi boş topu andıran bir şekil alır. İlerleyen evrelerde bazı bölgelerdeki hücreler içe çökmeye başlar. Bunun sonunda hücre tabakaları oluşur. Bu tabakalar, dış deri, iç deri ve orta deri olarak bilinir. Gelişmenin ileri evrelerine doğru bütün dokular bu tabakalardan oluşur.


Gebeliğin ilk haftalarında embriyonun çevresinde koruyucu zardan döl yatağına doğru uzantılar oluşur. Bu uzantıların içinde kılcal damarlar bulunur. Bu uzantılar ile bu bölgedeki uterus duvarının dokularına, plasenta denir. Plasenta ve embriyo göbek bağı ile birbirine bağlıdır.
Zigotun arka arkaya bölünmeler geçirmesiyle oluşan embriyo, anne karnında plasentadan gelişmesini tamamlar. Embriyonun beslenmesi ve gelişmesi için plasenta oldukça elverişli bir yapıdır.
Embriyonun besin alış verişi plasentadan sağlanır. Plasenta, yavru doğana kadar anneden besin ve oksijen taşımakla görevlidir.
-İnsanda yavru olana kadar embriyo nasıl korunur, beslenir, solunum yapar, büyür ve gelişir?: Embriyonun gelişmesi sırasında gerekli olan bütün maddeleri plasenta aracılığı ile anneden alır. Artık maddeleri de plasenta yoluyla anneye verir. Anne karnında gelişmesini tamamlayan yavru doğum yoluyla dünyaya gelir.
Embriyonun anne karnında sağlıklı gelişmesi için dikkat edilmesi gereken hususlar şu şekildedir:
-Öncelikle anne kendi sağlığına dikkat etmelidir.
-Anne dengeli ve düzenli beslenmelidir.
-Annenin aldığı alkol ve uyuşturucular da embriyonun gelişmesini olumsuz yönden etkiler. Alkol ve uyuşturucu kullanan gebe annelerin bebeklerinde bedensel gerilik ve zeka gelişiminde anormallik görülür.
-Anne, gebeliği süresince kesinlikle röntgen çektirmemelidir. Röntgen ışınları embriyonun gelişmesini olumsuz etkileyerek sakat doğumlara neden olur. Özellikle de gebeliğin ilk aylarında çekilen röntgenin embriyoya olan olumsuz etkisi oldukça fazladır.
Annenin sigara içmesi anne karnındaki embriyoyu olumsuz etkiler. Sigara içen anne yeterince oksijen almadığından anne karnındaki bebek de (embriyo) oksijensiz kalır. Bunun sonucunda bebeğin beyin gelişiminde gerilikler olur.
-Annenin gebelik süresinde geçirdiği ateşli hastalıklar da bebeğin gelişimini olumsuz etkiler.
-Anne gebelik süresince doktor önerisi olmadan ilaç kullanmamalıdır.

 

 BÜYÜME VE GELİŞME NELERDEN ETKİLENİR?:

 

Bütün canlılar büyür. Canlının hücre sayısının ve boyutlarının artmasına, büyüme denir. Canlının büyümesi ile birlikte yeteneklerinin artmasına ise gelişme denir.
Büyüyüp gelişen canlı erginleşerek üreme yeteneği kazanır.
-Sağlıklı büyümemiz ve gelişmemiz için neler önemlidir?:
-Yeterli ve dengeli beslenme: Vücudumuzu oluşturan doku ve organlarımızın uyum içinde büyüyüp gelişmesi gerekir. Sağılıklı gelişme olmadığı zaman vücudumuzda ruhsal ve fiziksel bozukluklar oluşur. Sağlıklı yaşama, dengeli beslenme ile olur. Dengeli beslenme değişik besin maddelerinden gerektiği kadar almakla olur.
Büyüme ve gelişmede genetik etmenlerin yanı sıra beslenme de önemlidir. Yetersiz ve dengesiz beslenenlerde gelişim bozuklukları görülür.
Kişinin günlük tükettiği enerjiden daha az enerji alacak biçimde beslenmesine, yetersiz beslenme; besinlerin tek yönlü alınmasına da dengesiz beslenme denir.
Aşırı beslenme, günlük tüketilen enerjiden daha fazla enerji alacak biçimde besin alınmasıyla ortaya çıkar ve şişmanlığa yol açar.
Yetersiz ve dengesiz beslenme gibi aşırı beslenme de sağlık sorunudur.
Bazı nedenler sindirim organının sağlığını bozabilir. Bu durumda düzenli beslenmek ve sağlıklı olmak zorlaşır.
Sindirim sisteminin sağılığını bozan nedenler:
-Yediğimiz besinlerin çok sıcak veya çok soğuk olması.
-Yemeklerin aşırı baharatlı olması.
-Çok ekşi veya çok acı yiyecekler.
-Yıkanmamış veya temizlenmemiş sebze veya meyveler.
-İçki ve sigara.
-Yanmış yağlarla hazırlanmış yiyecekler.
-Bayat ve çürümüş yiyecekler.
-Temizlik: Kişisel temizlik ve yaşanılan ortamın temizliği sağlıkla yakından ilgilidir. Temiz olmayan ortamlar birçok mikrobun kaynağıdır. Sağlığın korunması için düzenli olarak vücut temizliği yapılmalıdır. Ayrıca, yiyeceklerin de temiz olmasına dikkat edilmelidir.


Uyulması gereken kişisel temizlik kuralları şunlardır:
-Yemeklerden sonra dişler fırçalanmalıdır. Diş sağlığına gereken önem verilmelidir. Çok sıcak ve çok soğuk yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Fazla şekerli yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Dişler ile sert kabuklu yiyecekler kırılmamalıdır. Çürükler görüldüğündü diş doktoruna gidilmelidir.
-Yemek öncesi ve sonrası ve tuvaletten çıkıldığında eller sabunlu su ile yıkanmalıdır.
-Haftada en az bir defa banyo yapılmalı ve çamaşır değiştirilmelidir.
-Haftada bir kez el ve ayak tırnakları kesilmelidir.
-Temiz olmayan yiyecekler yenmemelidir. Meyve ve sebzeler yıkanmadan yenmemelidir.
-Yaşanılan ortamın temiz olmasına dikkat edilmelidir.
-Soğuktan korunmalı, içilen suyun temiz olmasına özen gösterilmeli, mikroplu sular ile oynanmamalıdır.
-Dinlenme: Uyku dinlenmenin en iyi şeklidir. Uyku sırasında tüm organlar dinlenir. Beyinin dış ortamla bağlantısı kesildiği için tam bir dinlenmeye girer. İstemli çalışan kaslar ve gözler dinlenir. Ayrıca diğer organ ve dokuların da etkinlikleri azalır. Örneğin; solunum yavaşlar, daha düzenli nefes alınır, kan basıncı düşer.
Uykuda sentez ve onarım işlemleri gerçekleştirilir. Sinir hücrelerinde protein yapımı hızlanır. Büyüme hormonu düzeyini arttırarak büyüme ve onarımı olumlu yönde etkiler. Sağlıklı ve yetişkin bir insanın günde 7-8 saat uykuya ihtiyacı vardır. Küçük çocukların daha uzun süre uyumaları gerekir. Çocukların 6-8 yaşlarında 11-12 saat, 9-10 yaşlarında 9-10 saat uyumaları gerekir.
Uyuma karanlık ve sessiz ortamda olmalıdır.
Uykunun dışında müzik dinlemek, resim yapmak, kısa yürüyüşler yapmak gibi etkinlikler de dinlenmede önemlidir.
-Spor: Spor, sağlıklı yaşamın temel kurallarında biridir. Spor yapmak kan dolaşımı ve solunumu hızlandırır. Hızlı dolaşan kan damar çeperlerinde yağ birikimine engel olur. Spor yaparken damarlarda kan dolaşımını engelleyici giysiler giyilmemeli, iskelet yapısını aşırı derecede zorlayıcı sporlardan uzak durulmalıdır.
Spor, kasları geliştirir, kalbin düzenli çalışmasını sağlar, vücudu dinlendirir.
Masa başında çalışan hareketsiz insanlarda şeker hastalığı, kalp hastalığı ve şişmanlık sık görülür. Bu nedenle spor yaparak hareketlilik sağlanmalıdır.
Spor yapan kişilerin içki ve sigaradan uzak durmaları gerekir.
Sporun beden sağlığı yanında kişilik geliştirmeye ve ruh sağlığına olumlu etkileri vardır. Spor yapan bireyler, topluca çalışmayı, yardımlaşmayı; davranışlarını ve heyecanlarını denetim altına almayı öğrenirler.
Düzgün ve sağlıklı bir vücut için duruş, oturuş biçimlerine dikkat edilmesi gerekir. Sına sandalye ve masada eğri oturmak, ayakta iken eğik durmak iskelet yapısına olumsuz etki yapar. Böyle durumlarda kamburluk ve kemiklerin yanlış biçim alması gibi iskelet bozuklukları oluşur.
-Serbest zaman etkinlikleri: Yeni ve değişik etkinlikler yaparak kendimizi, çevremizi ve ailemizi tanımamıza imkan sağlayan serbest zamanlar yaşantımızın çok önemli bir parçasıdır.
-Olumlu psikolojik etkiler: Sağlık, yalnızca hasta veya sakat olmakla değil bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik durumudur.
Beden sağlığı ruh sağlığını da etkiler. Bunlardan biri bozulduğu zaman diğeri de etkilenerek bozulur. Aile içerisindeki sevgi, saygı ve hoşgörüye dayalı ilişkiler kişinin ruhsal ve kişilik yönünden gelişimini etkiler. Sevgiye dayalı, tutarlı ilişkiler kişinin sorunlarını kolayca aşmasını sağlar.
Gençlik (ergenlik) döneminde anne, baba ve öğretmenlerin bu dönemin özelliklerin bilerek hoşgörü ile yaklaşmaları çocuğun olumlu yönden etkilenmesini sağlar. Çocuğu dinlemek, bazı konularda görüşünü almak, kendisi ile ilgili konularda karar vermesini sağlamak çocuğun kendine güvenini arttırır.
 


ÇOCUKLUKTAN ERGİNLİĞE DOĞRU DEĞİŞME:

 

İnsanların büyüyüp gelişmesi diğer canlılara göre değişiklik gösterir. Bu değişikliklerden biri de ergenlik dönemidir. İnsanların çocukluktan yetişkinliğe geçiş sürecini, ergenlik dönemi denir.
İnsanların anne karnından başlayarak ölünceye kadar geçirdiği dönemler:
1.Doğum öncesi dönem.
2.Çocukluk dönemi.
3.Gençlik (ergenlik) dönemi.
4.Yetişkinlik ve yaşlılık dönemi.
-Doğum öncesi dönem: Gebelik süresince anne karnındaki dönemdir. Bu dönem doğuma kadar sürer. Bu süre yaklaşık 40 haftadır.
-Çocukluk dönemi: 0-12 yaş arasındaki dönemdir. 0-1 yaş arasındaki bebeklik süresi de bu dönemin içindedir. Çocukluk döneminde çocuğun boyu ve kilosu artar. Çocuk yürümeye başlar, çevreyi ve çevredeki araçları tanır. Oyun oynar ve okula başlar. Çocukluk döneminde 6-12 yaşlar arası okul dönemi olarak kabul edilir.
-Gençlik (ergenlik) dönemi: Ergenlik dönemi gençlik döneminin başlangıcıdır. Kişiliğin oluşması bakımından oldukça önemlidir.
Ergenlik döneminin başlangıcı çocuğun yaşadığı iklim şartlarına göre değişir. Ergenlik dönemine sıcak ülkelerde daha erken yaşlarda girilir. Bu dönem ortalama olarak 12-21 yaşları arasındadır. Kız çocukların erginliğe girmeleri erkeklere göre 2 yıl daha önce başlar.
Ergenlik dönemindeki değişmeler çok hızlı olur. Ergen hem ruhsal hem de bedensel değişiklikler içindedir. Kız ve erkekte boy uzar, bütün organlar gelişir. Bu dönemi yaşayan gençlerde sinir gerginliği, iç sıkıntıları ve heyecan gibi sorunlar görülür.
Ergenler dönemindeki kızlarda oluşan bedensel değişiklikler şunlardır:
-Boy uzar.
-Kilo artar.
-Koltuk altı ve cinsel organlarda kıllanmalar olur.
-Göğüsler belirmeye başlar.
-Kaslar, erkeklere göre daha yavaş gelişir ve narindir.
-Derilerin erkeklerin derilerine oranla daha incedir.
-Vücut hatları belirgin durum almaya başlar.
-Yüzde sivilceler çıkabilir.
-Üreme organları gelişir.
-Yumurta oluşmaya başlar. Olgunlaşan yumurta biraz kanla birlikte dışarıya atılır. Bu dönemi, ay hali veya regl hali (adet kanaması) denir.
Ergenlik dönemindeki erkeklerde oluşan bedensel değişiklikler şunlardır:
-Boy uzar.
-Kilo artar.
-Koltuk altı ve cinsel bölgelerde kıllanmalar olur.
-Kaslar, kızların kaslarına oranla daha fazla gelişir.
-Derilerin kızların derilerine oranla daha kalındır.
-Gırtlak gelişir, ses kalınlaşır ve gırtlak kemiği önde belirgin olarak görülür.
-Yüzde sivilceler çıkabilir.
-Üreme organları gelişir.
-Spermler oluşmaya başlar.
Ayrıca ergenlik döneminde ruhsal değişmelerde olur. Kişi bu dönemlerde, düş kırıklığı ve çelişkiler yaşayabilir. Baş ağrısı, hırçınlık, bencillik gibi olumsuzluklar görülebilir. Bir süre sonra bu durum düzelir. Davranışlarda taşkınlık, içe kapanıklık gibi değişiklikler olabilir.

 

Bir soru:

Yukarıda kelebeğin yumurtadan itibaren gelişimi ile ilgili veriler yer almaktadır.
Buna göre aşağıdaki yorumlardan hangisi yapılamaz?
a) Kelebeğin başkalaşım evreleri sırasıyla yumurta, pupa ve larva dönemleridir.
b) Yumurtadan pupa oluşumu yaklaşık 40 gün sürer.
c) Bir pupanın yumurta oluşturabilmesi için 1 aylık zamana gereksinim vardır.
d) Yumurtadan ergin kelebek oluşma süresi yaklaşık 60 gündür.
 

Sorunun önemli bir noktası var :Yukarıda size bir veri verilmiş.Bu Kelebeğin Yumurta - Yetişkin evrelerinin dönüşümü . Bu çok önemli çünkü artık sistem sizden hazır daha önce olduğu gibi bilgiye dayalı cevap istemiyor. Konuyu çok iyi bilmenize rağmen artık konu içinde hiç karşılaşmadığınız sorular ile karşılaşabilirsiniz. Bu anlamda soruyu anlama , yorum yapma verileri değerlendirme , sonuç çıkarma çok önemli. Bunuda ancak derslerdeki etkinlikleri doğru bir şekilde anlama ve değerlendirme ile mümkündür.

                             Çiçekli bir bitkide üreme


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çiçek. Yüksek yapılı bitkilerin üreme organıdır. Çiçeğin yapısında; çanak yapraklar, taç yapraklar, erkek organ ve dişi organ bulunur.
Çanak yaprak, taç yaprak, erkek organ ve dişi organın hepsini taşıyan çiçeğe, tam çiçek denir. Çiçekli bitlilerin bir bölümünde erkek organ ve dişi organdan biri bulunmaz. Eğer erkek organ yoksa bu çiçeğe, dişi çiçek denir. Çiçekte yalnız erkek organ bulunursa, bu çiçeğe erkek çiçek denir. Çiçekte bulunan çiçek sapı, çiçeği bitkinin dalına bağlar. Çiçek sapının ucunda ise çiçek tablası bulunur.
Çiçeğin bölümleri:
1.Çanak yaprak: Çiçeğin en dış bölümündeki yeşil yapraklardır. Yapısı normal yaprağa benzer. Tomurcuğu dıştan örter. Bu yapraklar çiçeği korur.
2.Taç yaprak: Çiçeğin dıştan ikinci bölümünü oluşturur. Değişik renklerde olabilir. Taç yaprakların renkleri ve çiçekten salgılanan bal özü böceklerin ilgisini çeker. Bu nedenle çiçeğe konan böcekler tozlaşmayı sağlar. Taç yaprakların renkli oluşu bu açıdan önemlidir.
3.Erkek organ: Bir çiçekte çok sayıda erkek organ bulunabilir. İki bölümden oluşur. Bunlar sapçık ve başçıktır. Sapçık bölümü, başçık bölümünü çiçeğe bağlar. Başçık bölümü dört kesecikten oluşur. Bu keseciklere, polen (çiçek tozu) keseleri de denir. Polen çiçekteki erkek üreme hücreleridir. Polenler olgunlaşınca polen keseleri patlar ve olgunlaşmış polenler çevreye yayılır.
4.Dişi organ: Çiçeğin en iç bölümünde bulunur. Kaba bir sürahiye benzer. Dişi organ, dişicik tepesi, dişicik borusu ve yumurtalıktan (ovaryum) oluşur. Dişicik tepesi nemli ve yapışkan durumdadır. Polenler dişicik tepesine yapışarak burada çimlenir. Dişicik tepesi ile ovaryum arasındaki bölüme ise dişicik borusu denir. Dişicik borusu çimlenen polenin ovaryuma ulaşmasını sağlar. Yumurtalık ise en alttaki şişkin bölümdür. Burada yumurta hücresi bulunur.
-Çiçekli bitkilerde tozlaşma ve döllenme arasındaki ilişki: Erkek organların başçığındaki polenlerin dişi organın tepeciğine taşınmasına, tozlaşma denir. Tozlaşma olayı, böceklerle, kuşlarla, rüzgarla, insan eliyle veya başka yollarla olur.
Tozlaşma olayı genellikle canlılar tarafından gerçekleşir. Böcekler ve kuşlar çiçeklerin bal özüyle beslenirken bir çiçekten diğerine de polenleri taşır. Böceklerin ve hayvanların yanı sıra rüzgar yoluyla da tozlaşma olur. Batıklık ve sularda yaşayan bitkilerde tozlaşma su yoluyla olur. Bazen bitkilerde verimi yükseltmede veya bilimsel çalışmalarda insan eliyle yapay tozlaşma da yapılır.
Döllenme: Tozlaşma ile dişicik tepesine yapışan polenler burada çimlenerek döllenme borusunu oluşturur. Bu boruda sperm çekirdeği ilerleyerek yumurtalıktaki yumurta hücresinin çekirdeği ile birleşir. Bu olaya, döllenme denir. Döllenmiş yumurta hücresine, zigot adı verilir. Döllenmiş yumurta hücresi bölünerek embriyoyu oluşturur. Embriyoya bitki taslağı da denir. Embriyoda bitkinin kök, gövde ve yaprağın ilk taslağı oluşur.

 


 

 

 

 


-Bitkilerin geleceği meyve ve tohum: Tozlaşma ve döllenmeden oluşan embriyo gelişerek tohumu oluşturur. Koruyucu bir kabukla çevrili olan embriyo ve besin maddesinden oluşan yapıya, tohum denir. Tohum canlının bütün özelliklerini taşıyan canlı yapıdır. Tohumda su oranı çok düşüktür. Uygun koşullar olursa çimlenir. Çimlenme için yeterli su ve ısının olması gerekir.
Tohumdan bitkinin türüne göre bir veya iki tane çenek bulunur. Çenekler bitkinin çimlenip fotosentez yapıncaya kadar besin ihtiyacını karşılayan yapıdır. Bitkiler tohumdaki çenek durumuna göre tek çenekli ve çift çenekli bitki olarak ikiye ayrılır. Örneğin; buğday ve mısır gibi bitkiler tek çenekli, fasulye gibi bitkiler çift çeneklidir.
Döllenme sonucunda yumurtalık değişikliğe uğrayarak tohumlarla birlikte meyveyi oluşturur. Meyve oluşumu bazı bitkilerde değişiklik gösterir. Böylece değişik meyveler oluşur.

 

Oyun Oynayalım:

Aşağıda birbiri ile bağlantılı Doğru(D)/Yanlış(Y) tipindeki cümleleri içeren, tanılayıcı dallanmış ağaç tekniğinde bir etkinlik verilmiştir. Her bir D/Y kararı bir sonraki maddeyi etkiler. Vereceğiniz D/Y yanıtlarıyla, farklı yollardan sekiz çıkış noktası elde edilir. Çıkışlara kadar izlediğiniz yol puanlandırılacaktır.
Örneğin: 1. maddenin Doğru /Yanlış olduğu belirtilir. Doğru ise 2. maddeye, yanlış ise 3. maddeye ulaşılır. 2. maddenin Doğru /Yanlış olduğu belirtilir. Doğru ise 4. maddeye, yanlış ise 5. maddeye ulaşılır. 4. maddenin Doğru /Yanlış olduğu belirtilir. Doğru ise 1.çıkışa, yanlış ise 2. çıkışa ulaşılır.


 

Bu oyunun veya değerlendirmenin kuralı şu;

1.Tanım  doğru ise D yi işaretleyip devam edeceğiz yanlış İse Y yönünde gideceğiz böylece bir çıkışa ulaşıyoruz. Buradan öğretmeninize sorarak kaç doğru ve yanlış doğrunuz olduğunu öğrenebilirsiniz. Bu tür değerlendirmelere alışın.

 

 

 

Mantar bir bitki midir? Ve hücreleri bitki gibi dikdörtgen mi yoksa hayvan hücreleri gibi yuvarlak mıdır?


Mantarlar, bitkiler aleminin değil, fungi aleminin üyeleri. Hem bitkilerden, hem de hayvanlardan ayrı olarak inceleniyorlar. Hücrelerinin çevresinde, bitki hücrelerinde bulunan görevdeşlerine benzeyen, ancak selüloz yerine kitin içeren hücre duvarları bulunuyor. Hücrenin şekli de, bu kitin içerikli hücre duvarının yapısına göre değişkenlik gösterebiliyor. Dolayısıyla, mantar hücreleri için sabit bir şekil söylemek olanaklı değil.

Çok hücreli mantarlarda yan yana gelen hücreler, düzgün dizilebilmek için biraz daha kompakt şekiller alırken, tek hücreli mantarlarda hücreler çok daha farklı ve hatta asimetrik şekillerde bile olabiliyor.

Farklı mantar tipleri ve bir hücreli mantarların şekilleri hakkında biraz daha ayrıntılı bilgi almak için, “Canlılar Dünyası” sitemizi de ziyaret edebilirsiniz.

 

KUVVET VE HAREKET

 

 

KUVVET

 

Durmakta olan cismi hareket ettiren, hareket durumundaki cismi durduran, hızını veya yönünü değiştiren ya da cisimlerin biçimini değiştiren etkiye kuvvet denir. “F” ile gösterilir. Vektörel (yönlü) bir büyüklüktür.


Kuvvetin elemanları: Etki noktası, etki doğrultusu, etki yönü ve büyüklük.
Kuvvetin etkileri:Kuvvetin; hareket ettirici, durdurucu ve yön değiştirici etkileri vardır.
 

 

Kuvveti nasıl ölçeriz?: Kuvvetin ölçülmesi için maddelerin esnekliğinden yararlanılır. Cisimlerin esneklik özelliklerinden yararlanılarak yapılan araçlara dinamometre, el kantarı ya da yaylı kantar adı verilir. Dinamometreler, kuvvet ölçmede kullanılır. Kuvvetin birimi Newton’ dur. Kısaca “N” ile gösterilir.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Basit bir dinamometre nasıl yapılır? Dinamometre yapımı

Malzemeler:
Yay , üçayak , 1 kg lık bir ağırlık , karton şerit , ip
Deneyin Yapılışı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir cismin ağırlığını veya cisme etkiyen kuvveti ölçmeye yarayan alete “dinamometre” denir. Sarma yayın bir ucuna kancalı bağlama parçasını geçirin. Yayın alt ucuna ise hidrostatik terazinin özel kefesini asınız. Karton şeridi, sarma yaya paralel olacak şekilde yerleştirin. Kefe boşken gösterge olarak kullandığımız telin hizasını karton şerit üzerinde işaretleyip sıfır yazınız. Kefeye 1 kg'lık kütleyi koyunuz. Sarma yay dengeye geldiğinde göstergenin karton şerit üzerinde gösterdiği hizayı işaretleyip 10 yazınız. Cetvel yardımıyla O ile 10 arasını 10 eşit parçaya bölünüz. Yaptığınız basit bir dinamometredir.
Bununla ağırlığı 10 N'u geçmeyen cisimlerin ağırlıklarını ölçebilirsiniz.

Dinamometreler “Esnek cisimlere eşit kuvvetler uygulandığında, uzama miktarları da eşit olur” kuralından yararlanılarak yapılmıştır.

Dinamometreler, hangi konumda ölçüm yapılacaksa o konuma göre ayarlanmalıdır.

***Önemli not: Dinamometreler değişik ağırlıklara göre ayarlanmıştır(100g-f, 200g-f, 400g-f, 1kg-f...vb.). Örneğin 300g-f ağırlığındaki bir cismi, 100g-f ‘lik bir dinamometrede tartmaya çalışırsak, dinamometrenin esneklik özelliği kaybolacağından dolayı bozulacaktır.

1 kg’ lık kütleye etki eden yer çekimi kuvveti 9,8 N’ dur. Bu değer yaklaşık 10 N alınır.

 

Kuvvet, kuvvetle dengelenir:Her etkiye karşılık eşit büyüklükte zıt yönlü bir tepki kuvveti vardır.

Bir cisme etkiyen kuvvet, başka bir kuvvetle dengelenir. Yani her etki kuvvetine karşı bir tepki kuvveti oluşur. Etki ve tepki kuvveti birbirini dengeler.
Bileşke kuvvet birden fazla kuvvetin ortak etkisini tek başına yaratır:

Bir cisme uygulanan birden fazla kuvvetin yapmış olduğu etkiyi tek başına yapan kuvvete bileşke kuvvet denir. Bileşke kuvvet “R” ile gösterilir. Bileşkeyi oluşturan kuvvetlerin her birine de bileşen kuvvet denir. Bileşen kuvvet F1, F2, ........... ile gösterilir.
 

Aynı yönlü ve aynı doğrultulu iki kuvvetin bileşkesi:Doğrultuları ve yönleri aynı olan iki kuvvetin bileşkesi, uygulanan kuvvetlerin toplamına eşittir. Bileşke kuvvet bu kuvvetle aynı yöndedir.

 

 



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dikkat:

*Bir kuvveti dengeleyen diğer kuvvetin bu kuvvete eşit büyüklükte; fakat zıt yönde olması gerekir..

*Sabit süratli hareket de dengelenmiş kuvvetlerin bir sonucu oluşur.

 

 

 

 

                                                      ATOM

Maddelerin, gözle görülemeyecek kadar küçük olan yapı taşlarına “atom” denir. Atom kelimesi Yunanca “bölünemez” anlamına gelen “atomos” kelimesinden gelir.
Atomlar küre şeklindedir.
Aşağıda bazı atom modelleri verilmiştir:





Atomların yapısında atomdan daha da küçük tanecikler bulunur. Bu tanecikler; ‘proton’, ‘elektron’ ve ‘nötron’dur.

TARİH BOYUNCA ATOM KAVRAMI :

DEMOCRİTUS :
Maddenin küçük ve bölünemez parçacıklardan oluştuğu fikrini ortaya atan ilk kişi, Yunanlı filozof “Democritus”dur. Democritus’a göre bütün maddeler aynı tür (özdeş) atomlardan oluşuyordu. Maddelerin farklı görünmesinin sebebi, atomların farklı şekilde dizilmesiydi.

JOHN DALTON :
İngiliz bilim adamı Dalton’a göre; maddenin en küçük yapı taşı atomdur. Atomlar bölünemez. Bir maddenin bütün atomları aynıdır. Farklı maddelerin atomları da farklıdır.

J.J.THOMSON :
Atomun yapısında atomdan daha da küçük parçacıkların olduğunu keşfetti. Yaptığı çalışmalar sonucunda atomu, içinde erik parçacıkları bulunan bir pudinge benzetti.

ERNEST RUTHERFORD :
Thomson’un bulduğu küçük parçacıkların atomun içinde değil atom merkezinin (çekirdek) etrafında dolaştığını ileri sürdü. Rutherford atom için geliştirdiği modeli, Güneş’in etrafında dönen gezegenlere benzetti.

NİELS BOHR :
Danimarkalı bilim adamı Bohr, elektronların atomun çevresinde belirli yörüngeler izlediğini belirtti.


* Bugün kullanılan atom modeli “Bulut modeli”dir. Bu modele göre; atomun merkezinde (çekirdeğinde) (+) yüklü protonlar ve yüksüz nötronlar bulunur. Atom çekirdeğinin çevresinde ise (-) yüklü elektronlar sürekli hareket halindedir.



ELEMENTLER :

Aynı cins atomlardan oluşan saf maddelere “element” denir.
Örnekler : Demir, bakır, gümüş, altın, oksijen, hidrojen, iyot ve karbon birer elementtir.

* Farklı cins atomlar içeren maddeler, element olamaz.


SORU : Aşağıda verilen madde modellerinden hangisi element değildir?









ÇÖZÜM : A,B ve C seçeneklerindeki madde modellerini incelediğimizde bu modellerin aynı cins atomlardan oluştuklarını görürüz. Ancak D seçeneğindeki modelde farklı cins atomlar olduğu için bir element olamaz.

BİLEŞİKLER :

Aynı tür atomlardan oluşan maddelere element dendiğini öğrendik. O halde farklı cins atomlardan oluşan maddelere ne ad verilir?

Doğada; tuz, su, sabun, şeker, alkol gibi farklı cins atomlar içeren pek çok madde vardır. Farklı cins atomlardan oluşan saf maddelere “bileşik” denir.


SORU : Aşağıdaki madde modellerinden hangisi bileşik değildir?






ÇÖZÜM : A, B ve D seçeneklerindeki modelleri incelediğimizde farklı cins atomlardan oluştuklarını görürüz. Ancak C seçeneğindeki model, aynı cins atomlardan oluşmuştur. Dolayısıyla A, B ve D seçenekleri bileşik, C seçeneği ise elementtir.




MOLEKÜLLER :

Birden fazla atomun bir arada bulunduğu atom gruplarına “molekül” denir.

Moleküller 2’ye ayrılır :
• Element molekülü
• Bileşik molekülü


ELEMENT MOLEKÜLLERİ :

Aynı cins atomlardan oluşan moleküllere “element molekülü” denir.

Element moleküllerine örnekler :








BİLEŞİK MOLEKÜLLERİ :

Farklı cins atomlardan oluşan moleküllere “bileşik molekülü” denir.

Bileşik moleküllerine örnekler :



FİZİKSEL VE KİMYASAL DEĞİŞMELER :

Günlük hayatımızda çeşitli etkiler sonucunda maddelerde bazı değişimler olduğunu görürüz. Örneğin bir kağıdı yaktığımızda kağıdın kül olduğunu, bir buz parçasını sıcak bir yere koyduğumuzda buzun eridiğini, annemizin çeşitli sebzeleri pişirerek yemek yaptığını hepimiz görmüşüzdür.
Maddelerde meydana gelen değişimler 2 grupta incelenebilir:
• Fiziksel değişmeler
• Kimyasal değişmeler

FİZİKSEL DEĞİŞMELER :

Maddenin yapısı değişmeden sadece dış görünüşünde meydana gelen değişmelerdir. Fiziksel değişmeler sonucunda yeni maddeler oluşmaz. Sadece maddenin renk, şekil, büyüklük gibi özellikleri değişir. Fiziksel değişmeler sonucunda maddenin kimliği değişmez.

ÖRNEKLER :

• Buzun erimesi
• Kağıdın yırtılması
• Tebeşirin toz haline getirilmesi
• Küp şekerin ezilerek toz şeker haline getirilmesi
• Suyun donması
• Çaydanlıktaki suyun buharlaşması
• Camın buğulanması
• Akşamları gökyüzünün renginin maviden kızıla dönüşmesi
• Altından bilezik yapılması
• Odunun kırılması
• Camın kırılması
• Yemek tuzunun suda çözünmesi
• Yoğurttan ayran yapılması
• Bakırdan tencere yapılması
• Havucun rendelenmesi

KİMYASAL DEĞİŞMELER :


Maddenin iç yapısında meydana gelen değişmelerdir. Kimyasal değişmeler sonucunda maddenin kimliği değişir ve yeni maddeler oluşur. Kimyasal değişmeye uğrayan maddeler eski haline döndürülemez.

ÖRNEKLER :


• Kömürün yanması
• Sütten yoğurt ve peynir yapılması
• Demirin paslanması
• Meyvelerin çürümesi
• Un ve sudan hamur yapılması
• Kumdan cam yapılması
• Ekmeğin küflenmesi
• Kabartma tozunun üzerine limon sıkılması
• Canlıların ölmesi
• İnsanın sindirim ve solunum yapması
• Bitkilerin fotosentez yapması
• Üzüm suyundan sirke yapılması
• Doğalgazın yanması
• Dişlerimizin çürümesi
• Yumurtanın haşlanması
• Gümüşün açık havada zamanla kararması

NOT : Kimyasal değişmeler sonucunda hem maddenin görünümü değişir hem de yeni maddeler oluşur.

HAL DEĞİŞİM OLAYLARI

Bir maddenin dışarıdan ısı (enerji) alarak veya dışarıya ısı (enerji) vererek bir halden başka bir hale geçmesine; “hal değiştirme” denir.


 






KARIŞIMLAR :


Elementlerin aynı cins atomlardan, bileşiklerin ise farklı cins atomlardan oluştuğunu öğrendik. Peki, hem farklı cins atomlardan hem de farklı cins moleküllerden oluşan maddelere ne ad verilir?

Aynı cins atom veya moleküllerden oluşan maddelere “saf madde” denir. Elementler ve bileşikler saf maddelerdir.

Farklı cins atomlardan ve farklı cins moleküllerden oluşan maddelere “karışım” denir. Karışımlar saf olmayan maddelerdir.

Karışım modellerine örnekler :








KARIŞIM ÇEŞİTLERİ :

HOMOJEN KARIŞIMLAR :

Dışarıdan bakıldığında tek bir madde gibi görünen karışımlardır. Homojen karışımlara “çözelti” adı verilir.

Örnekler : Tuzlu su, şekerli su, kolonya, hava, metal para vb.

HETEROJEN KARIŞIMLAR :

Her tarafında aynı özelliği göstermeyen karışımlardır.

Örnekler : Çamurlu su, kumlu su, tebeşir tozu katılmış su, ayran, zeytinyağlı su vb.



MADDELERİN KATI, SIVI, GAZ OLARAK
SINIFLANDIRILMASI :



Kütlesi ve hacmi olan, boşlukta yer kaplayan her şeye “madde” denir.

Çevremizde gördüğümüz maddeleri katı, sıvı ve gaz olarak sınıflandırabiliriz.






KATILARIN ÖZELLİKLERİ :


• Katı hali, maddenin en düzenli halidir.
• Katıları oluşturan tanecikler arasındaki boşluklar yok denecek kadar azdır.
• Katı tanecikleri arasındaki çekim kuvveti çok fazladır.
• Katıların belirli bir şekli ve belirli bir hacmi vardır.
• Katılar sıkıştırılamaz.



SIVILARIN ÖZELLİKLERİ :


• Sıvılar, katılara göre daha düzensizdir.
• Sıvıları oluşturan tanecikler arasındaki boşluklar, katılara göre daha fazladır.
• Sıvı tanecikleri arasındaki çekim kuvveti, katılardakine göre daha azdır.
• Sıvıların belirli bir şekli yoktur. Bulundukları kabın şeklini alırlar.
• Sıvıların belirli bir hacmi vardır.
• Sıvılar, akışkandır.
• Sıvılar çok az sıkıştırılabilir.



GAZLARIN ÖZELLİKLERİ :


• Gaz hali, maddenin en düzensiz halidir.
• Gazları oluşturan tanecikler arasındaki boşluklar çok fazladır.
• Gazları oluşturan tanecikler arasındaki çekim kuvveti çok azdır.
• Gazların belirli bir şekli yoktur. Bulundukları kabın şeklini alırlar.
• Gazların belirli bir hacmi yoktur. Bulundukları kabın hacmini alırlar.
• Gazlar, uçucudur.
• Gazlar rahatlıkla sıkıştırılabilir.


 

MADDENİN HALLERİ


Öğretmenim söyledi
Atomlar çok küçükmüş
Çok büyük zorluklarla
Geçerek bölünürmüş


Birde maddeler varmış
3 halde bağlanırmış
Bak birisi katıymış
En düzenlisi oymuş

Birde sıvılar varmış
Atomu biraz ayrıymış
Kabın şeklini alırmış
Soğuk olunca donarmış

Gazlara çok örnek var
Ayrıdır onda otomlar
Özgürce dolaşırmış
Gazlardaki atomlar

Biraz farklıymış ama
Birbirine dönermiş
Onlar hep arkadaşmış
Birbirini severmiş

Bir birine özenip
Katı olur donarlar
Sıvı olur coşarlar
Gaz olur hep oynarlar

Isıdan güç alırlar
Bunu en çok gaz yapar
Katı ve sıvıda yapar ama
Ondan biraz az yapar

Sıkıştırılmış gazlar
Katıları kıskanırmış
Gazlar hep hava atar
Sıvılar dona kalırmış
Ümran ERGÜL
Aslı AKYASAN –Selçuk KARAMEŞE
FEN BİLGİSİ ÖĞRETMENİ: Mustafa DEMİR


Aşağıdaki açılan flash sunumu 6. sınıf ders kitabınızla beraber takip ediniz

 

 

Maddenin En Küçük Yapıtaşı mı?

Atom

Atom nedir? "Maddenin en küçük yapıtaşı! Peki, "madde" nedir? Elle tutup gözle gördüğümüz her şey! Aslında, doğru olmasına doğru bu yanıtların hepsi ama biraz eksik... Örneğin ben bir maddeyim; yani benim de en küçük yapıtaşım atomlar. Yani atom denen minik "yaratıklar"dan oluştum. Aynı şekilde yediğimiz elma, oturduğumuz sandalye, yazı yazdığımız kalem ve hatta onun mürekkebi, içtiğimiz su, soluduğumuz hava... Bunların hepsi madde ve hepsi de atomlardan oluşmuş. Peki nedir bu atom? Etrafımızda gördüğümüz tüm maddelerden sorumlu bu "minik" nesneler neye benzer? Herşeyden önemlisi, acaba onların da yapıtaşları var mı?

Aslına bakarsanız, bu sorular yüzyıllar öncesinden de sorulmuş. Hatta "atom" sözcüğünün ilk ortaya çıkışı İ.Ö. 460 yılına kadar uzanıyor. O dönemde yaşamış Demokritus adlı bir filozof, bir elmayı örnek vererek atomu ve anlamını açıklamış: Bir elma alın ve onu ikiye bölün. Sonra bu yarım elmalardan birini tekrar ikiye bölün ve böylece sürdürün... Demokritus'a göre, bu şekilde yarım parçaları bölmeye devam ederseniz, sonunda öyle bir an gelecek ki, artık bölemeyeceğiniz kadar küçük bir parça elde edeceksiniz (ama bıçağınız kesemediği için değil, bölmek mümkün olmadığı için!). İşte, bölünmesi olanaksız bu parçaya Demokritus Yunanca'da 'bölünemez" anlamına gelen "atomos" adını vermiş.
Demokritus, bu kavramı ortaya atmış atmasına ama bunu o dönemin diğer bilim adamlarına inandıramamış. Özellikle de dönemin en büyük filozofu Aristo'ya. Zaten Aristo reddedince, bir bildiği vardır diye diğerleri de inanmamış. Hatta Demokritus öldükten yüzyıllar sonra bile kimse atomdan bahsetmemiş.
Ta ki, 2000 yıl kadar sonraya, yani 1800'li yılların başına kadar. Bilim adamları maddenin doğasını anlamaya yönelik çalışmaları sırasında ister istemez bu minik parçacıklarla karşılaşmışlar. İngiliz bilim adamı Dalton, deneyleri sırasında, maddeyi oluşturan ama yapısını tanımlayamadığı bu temel ögelere ilişkin ilk kanıtları elde etmiş. Ondan sonra da keşifler ardı sıra devam etmiş.
Atomun varlığı kanıtlandıktan sonra da, yapısını anlamaya yönelik bir çok kuram ortaya atılmış. Bunlardan ilki J. J. Thomson adlı bir İngiliz fizikçi'den geliyor.
Thomson, 1897 yılında atomun bir parçası olan eksi yüklü elektronları keşfetmiş. Thomson'a göre atomun içinde eksi yüklü elektronları dengeleyecek artı yüklü parçacıklar olması gerekiyordu. Thomson, atomu bir "üzümlü kek"e benzetmişti: Üzümler eksi yüklü elektronlar, kekin diğer kısımları ise artı yüklü madde.
Bundan daha doğru bir modeli, 1911 yılında atomun içinde artı yüklü bir çekirdeğin olması gerektiğini keşfeden Ernest Rutherford geliştirmiş. Rutherford'un atom modeli, Güneş Sistemi'mizin yapısına benziyor. Ortada Güneş, yani artı yüklü çekirdek ve çevresinde dolanan gezegenler, yani eksi yüklü elektronlar. Rutherford'un bu modeline göre çekirdek atomun çok küçük bir parçası: Örneğin atomun boyutunu Dünya kadar büyütsek bile içindeki çekirdek en fazla bir futbol stadyumu kadar kalıyordu. Rutherford daha da
önemli bir adım atarak, çekirdek içinde artı yüklü parçacıkları yani protonları keşfetmiş ve protonların elektronlardan 1836 kez daha ağır
olduğunu bulmuş.
Fakat bu model de bazı kuramsal sorunlar çıkarmış. 1912 yılında Danimarkalı fizikçi Niels Bohr, bu kuramsal sorunları çözecek bir model oluşturmuş. Bohr'un atom modelinde, yine ortada artı yüklü bir çekirdek, fakat sadece belli yörüngelerde dolanabilen eksi yüklü elektronlar var. Bundan sonraki gelişmeler, Bohr'un atom modelini düzeltmeye yönelik. Bu gelişmelerden biri, çekirdekte artı yüklü proton dışında, yüksüz "nötron" adı verilen parçacıkların da olduğu. Nötronları da 1932 yılında, James Chadwick, kendisinin yaptığı derme çatma bir detektörle keşfetmiş.
Atomun tam bir modelini oluşturmadaki en önemli yöntem, Kuantum Mekaniği adı verilen fizik dalının gelişmesiyle oldu. Bugünkü bilgilerimizin tamamı bu fizik dalının gelişmesiyle elde edildi. Artık bugün atom ve yapısı hakkında epeyce bilgiye sahibiz. Kuantum kuramına göre, atom, artı yüklü bir çekirdek ve etrafında dalga gibi de hareket edebilen elektronların bulutundan oluşan minik bir "nesne"...

Atomdan Öte Köy Var Mı?
Aslında, atomlar her ne kadar maddenin yapıtaşları olarak tanımlansa da, gördüğümüz gibi onların da daha küçük yapıtaşları var. Demokritus'un elma örneğinde bir bıçak değil de, günümüzün modern mikroskoplarını kullandığımızı düşünelim. Tabii ki, elmayı keserek değil, büyüterek yapabiliriz bunu. Elmanın bir parçasının görüntüsünü mikroskop altında büyütelim. Önce elmanın detaylarına, daha büyütmeye devam edersek molekül adını verdiğimiz atom gruplarına ulaşırız. Moleküller, iki ya da daha fazla atomun "kimyasal bağ" adı verilen işlemle biraraya gelmesi sonucu oluşur. İşte, madde dediğimiz nesnelerin katı (elma gibi), sıvı (su gibi) veya gaz (hava gibi) olmasını sağlayan şey, bu moleküllerin biraraya geliş biçimi. Moleküller birbirleriyle çok sıkı sıkıya bağlanmış ve yerlerinden kıpırdayamıyorlarsa madde katı halde; atomlar, kopmamak şartıyla birbirleri etrafında hareket edebiliyorlarsa sıvı halde; atomların oluşturduğu moleküller serbestçe hareket edebiliyorlarsa gaz halinde oluyor.
Demek ki, biraz daha büyütürsek atomlara ulaşacağız. Tanımımız gereği, atomlar madde değil. Çünkü madde olabilmesi için en azından katı, sıvı veya gaz halinde olabilmeli. Fakat, bu hallerden birisi için kimyasal bir bağa, yani en az iki atoma gereksinim var. Dolayısıyla tek başına bir atom ne katı, ne sıvı, ne de gaz yani ne de madde. Ancak biraraya gelirlerse madde oluşturuyorlar. Bu anlamıyla maddenin yapıtaşı! Atomu, mikroskobumuzda büyütmeye devam ettiğimizde (aslında bunu yapabilecek mikroskoplar yok, fakat bilim adamları başka işlemlerle bunu yapabiliyorlar. Biz yine de yapabildiğimizi varsayalım) başta da söylediğimiz gibi, Güneş Sistemi'ne benzer bir yapıyla karşılaşıyoruz. Ortada bir çekirdek ve etrafında dolanan elektronlar. Elektron bulutundan geçip içeri dalıyoruz ve merkezde yer alan çekirdeği görüyoruz. Büyütmeye devam ediyoruz ve çekirdeğin içine bakıyoruz. Burada nötron ve protonlarla karşılaşıyoruz.
Elektronlar eksi yüklü ve hafif, protonlar artı yüklü ve ağır, nötronlar ise yüksüz ve ağır parçacıklar. Yük ve kütle gibi kavramlar atomları birbirinden ayırdetmekte kullanılıyor. Çünkü çok sayıda atom var ve bunların hepsinin, elektron, proton ve nötron sayıları farklı. Bir atomdaki elektronların sayısı, o atomun atom numarasını (AN) veriyor, bu sayı aynı zamanda o atomun çekirdeğindeki proton sayısına da eşit. Proton ve nötron sayılarının toplamı ise atomun kütle numarasını (KN) veriyor. Örneğin en basit yapıya sahip atomlardan biri olan helyumun atom numarası 2 ve kütle numarası 4 (yani 2 proton, 2 elektron ve 2 nötronu var) ve 4He2 şeklinde simgeleniyor.  Havada bulunan oksijen atomunun ise atom numarası 8 ve kütle numarası 16 vb...
Daha sonuna gelmedik. Son bir gayretle proton ve nötronun da içine bakıyoruz ve orada da daha temel parçacıklar görüyoruz. Bunlara da "kuark" adı veriliyor. İşte, maddenin içine yolculuğumuzun "şimdilik" son durağı burasıymış gibi görünüyor. Buradan daha ileri gitmemiz mümkün değil.
Artık bir sonuç çıkarabiliriz: Maddenin en küçük yapıtaşı kuarklar. Kuarklar bir araya gelerek proton ve nötronları, bunlar ve elektronlar biraraya gelerek atomları, atomlar molekülleri, moleküller de maddeyi (elma örneği gibi) oluşturuyor.
Gördüğümüz kadarıyla atomdan öteye köy var, yani kuarklar! Peki kuarklardan öteye? Bunu henüz bilemiyoruz. Ancak bu, hiç bilemeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Demokritus'tan bugüne katettiğimiz yol, bilimin, her alanda olduğu gibi, maddenin temel yapısını anlamada da bize vereceği daha pek çok şey olduğunun bir göstergesi.

Hava saf maddemidir? Yoksa Karışım mıdır? 

Hava saf madde değildir. Bir maddenin saf madde olması için tek bir elementten oluşması gerekir. Fakat havada oksijen,karbondioksit,çeşitli kirletici gazlar(kükürt ve karbon bileşikleri) , nem gibi birçok farklı madde bulunur. Bu yüzden hava saf değildir. Karışımdır.

Isı, ışık, ses madde midir?


Isı , maddeyi oluşturan atom veya molekül gibi parçacıkların ortalama kinetik enerjilerinde bağıl bir enerji türü olup, madde değildir. Nasıl ki hareket halindeki bir topun kinetik enerjisi, topun madde yapısından bağımsız bir unsur ise, ısı da öyle... Işık , parçacık davranışı foton adıyla etiketlenen ve durağan kütlesi sıfır olan elektromanyetik dalgalar tarafından taşınan enerji biçimi olup, keza madde değildir. Nasıl ki, elektrik ve manyetik alanlar madde parçacıklarından oluşmuyorsa, ışık da öyle... Ses , hava veya bir başka gazın moleküllerininin, ortalama kinetik enerjilerindeki ve buna paralel olarak basıncındaki değişimlerin dalgalanmalarından oluşur. Nasıl ki, birim yüzey alanı başına kuvveti temsil eden basınç, madde olmayıp, maddeyi oluşturan parçacıkların yol açtığı bir etki ise, ses de öyle...

           Yaşamımızdaki Elektrik

 

 

 

Yaşamımızdaki Elektrik Konusuna Ait Kavram Haritası

 

İLETKEN VE YALITKAN MADDELER NELERDİR?

Basit bir elektrik devresi nasıl yapılır? İletken ve yalıtkan maddeler koleksiyonu yapalım

Malzemeler:
Pil yatağı ,ampul ,duy ,bağlantı kabloları , 2 tane vida , saç teli ,plastik ve cam çubuk ,
mum, bakır tel

Deneyin Yapılışı



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tahta takoz üzerine 6 cm aralık olacak şekilde vidaları çakınız. Bu çivilere kabloları bağlayınız. Açıkta kalan kablonun bir tanesinin ucunu pilin bir kutbuna, diğer ucunu da önce duya sonra pilin diğer kutbuna şekildeki görüldüğü gibi bağlayınız. Böylece basit bir elektrik devresi hazırlamış oldunuz. Bu durumda ampul yanmaz .
Böyle bi elektrik devresine açık elektrik devresi denir. Şimdi sırasıyla vidalar arasına, vidalarla temas edecek şekilde mum, saç teli paket lâstiği, ebonit çubuk, ipek iplik koyunuz. Her defasında ampule bakınız.
Ampul ışık vermediği maddeler elektrik akımını iletmeyen yalıtkan maddelerdir. Bu sefer de çivilerin arasına sırasıyla bakır tel, çinko tel koyunuz. Her seferinde ampulün ışık verdiğini görürsünüz. Ampul ışık verdiğine göre bu maddeler iletken maddelerdir

Basit Elektrik Devresi Ve Kısa Devre

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Basit bir elektrik devresi yapımı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İletkenin direnci İletkenin Uzunluğu Arttıkça artar

 

 

 

İletkenin direnci İletkenin Kesit Alanı  Arttıkça Azalır

 

 

 

 

İletkenin direnci İletkenin Cinsi değiştikçe değişir.

 

 

 

 

 

 

 

BASİT BİR AMPUL YAPILMASI

Araç ve Gereçler
Cam şişe, mantar tıpa, bakır tel (25 cm), gelin teli (sırma), Yalıtılmış tel ,4 tane seri), bağlantı kabloları, pil, pil yatağı, anahtar
Deneyin Yapılışı


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

25 cm uzunluğundaki bakır teli ortasından kopartarak iki eşit parçaya ayırınız. Her iki eşit parçayı şekilde görüldüğü gibi karşılıklı olarak mantara batırınız. Bakır telin uçlarını mantarın altından çıkartarak gelin teli ile birbirine bağlayınız. Mantarı cam şişenin ağzına sıkıca yerleştiriniz. Daha sonra krokodil ve bağlantı kablolarını kullanarak şekilde görülen düzeneği hazırlayınız. Anahtarı kapattığınızda devreden akım geçer ve gergin tel ısınmaya başlar. Kısa bir süre sonra akkor hâle gelerek ışık yaymaya başlar. Pil sayısı arttıkça ampulün verdiği ışığın şiddeti de artar. Aynı zamanda anahtarı uzun bir zaman kapalı tutarsak, telin koptuğu gözlenir. Çünkü, tel oksijenle temas halindedir.
Evlerimizde kullanılan ampullerdeki telin uzun süre kopmamasının nedeni; ampul içindeki gaz basıncının düşük olmasıdır

Pilin Çalışması

 

Reosta nedir? Basit reosta modeli yapımı
Basit reosta modeli nasıl yapılır?

 
Bir iletkenin direncini değiştirmek için kullanılan alete reosta denir. Reostaya ayarlı dirençte denilir. Kısa devre prensibi geçerlidir.  Akım devamlı suretle en az dirençli  yolu tercih ettiğinden, akıl ayarlanan yolu kullanarak direnç azaltılıp akım şiddeti arttırılmış olur.

Aşağıdaki Deney ile Basit reosta modeli yapacağız.

Reosta akımı azaltıp, çoğaltabileceğimiz değişken bir dirençtir.
Deney malzemesi olarak pil ,ampul ,bakır tel gereklidir.
Şekildeki düzeneği hazırlayıp bakır telin üzerin de , lambayı hareket ettirdiğimiz zaman ampulün ışık şiddetinin , pilde uzaklaştırdıkça azaldığını , pile yaklaştırdıkça da artığını göreceğiz. Eğer direnç gösteren bakır tel yerine kurşun kalemin içini kullanırsak bu olayı daha net görebiliriz.
 

Başka bir şekilde reosta yapımı

Basit bir termostat yapalım  Basit bir termostat nasıl yapılır?

Termostat ısıyı ölçmekle kalmaz, ona göre tepki verir. Isı çok yüksekse, ısınma işlemini sonlandırır, düşükse ısınma işlemini başlatır.

Termostat, sıcaklığı istenen ölçüde sabit tutabilen bir tür kontrol sistemidir. Sıcaklıktaki değişim, termostattaki duyarlı bir parçaya tesir ederek bunun elektrik veya basınç sinyali göndererek bir ısıtma veya soğutma sistemini kontrol etmesini sağlar. Termostat binalarda, su ısıtmalarda, fırınlarda, elektrik ütülerinde, otomobil radyatörlerinde ve önceden belirlenen sabit sıcaklığın gerekli olduğu cihazlarda kullanılır.

Basit bir termostat yapmak için metallerin genleşerek uzamasından faydalanabiliriz.

 

Termostat olarak kullanacağımız düzenek sadece soyulmuş uzun bir iletken telden oluşmaktadır.Bu hale getirdiğimiz telin birbirine deymemesine dikkat edelim. Tel i ne kadar fazla bu şekilde çevirirsek hassasiyeti artar.

Ortamın sıcaklığı arttığında uzayan tel devreyi kapatıp 1 numara ile gösterilen tel 2 numara ile gösterilen tele değer ve devre kapanıp  lambanın yanmasını sağlayacaktır. Ortam soğuduğunda telin kısaldığını ve iletken tel ile olan bağını koparıp lambanın söndüğünü görebiliriz . Genel olarak termostatların çalışması bu basit olarak bu şekildedir.

 

İletken ve yalıtkan maddeler nedir? İletkenlik ve yalıtkanlık nedir?

İletken malzemeler; en dış yörünge kabuğunda, bağlı bulunduğu atomdan kolayca ayrılarak serbestçe dolaşabilen en az bir ‘değerlik’ (‘valens’) elektronu olan atomlardan oluşur. Malzemeye iletkenlik özelliğini, bu; serbestçe dolaşarak yük taşıyıcı görevi yapabilen elektronlar verir. Benzer şekilde, malzemenin bir tarafı ısıtıldığında, bu hareketli elektronlar kinetik enerjilerindeki artışı, malzemenin diğer bölgelerine taşıyıp, uğradıkları çarpışmalar sonucunda oralara aktarırlar. Metallerin ısı ve elektrik iletkenliği, bu yüzden yüksektir. Değerlik elektronlarının sayısı ne kadar fazla, iyonlaşma enerjileri ne kadar düşükse; metalin yapısı o kadar iletken olur.

Yarıiletken maddeler; saf halde iken yalıtkan olmakla beraber, yapılarına başka bir elementin atomlarından az miktarda (‘safsızlık’) katılması halinde yük taşıyıcıları oluşturabilen maddeler. Örneğin n tipi yarıiletkenler, silikon gibi dört tane değerlik elektronuna sahip bir elementin kristal halinin, fosfor ya da arsenik gibi beş tane değerlik elektronuna sahip elementlerle katkılanması sonucunda elde edilir. Katkı atomunun değerlik elektronlarından dördü, civardaki dört silikon atomuyla paylaşılırken, boşta kalan beşincisi, eksi yük taşıyıcısı haline gelerek, aksi halde yalıtkan olan silikon kristale bir miktar iletkenlik kazandırır. Eğer katkılamada, boron ya da galyum gibi üç tane değerlik elektronuna sahip bir element kullanılırsa, p tipi yarıiletken elde edilir. Çünkü, katkı atomundaki üç değerlik elektronu, civardaki dört silikon atomundan üçüyle bağ oluştururken, dördüncü silikon atomu, bir elektron eksikliğiyle karşı karşıya kalmıştır. ‘Deşik’ de denilen bu elektron eksikliği, artı yüklü bir bölge gibi davranır ve komşu bağları oluşturan elektronlardan birisi bu deşiğe düştüğünde, deşik, elektronun geldiği konuma kaymış gibi göründüğünden, yer değiştirmiş olur. Dolayısıyla, deşikler de artı yük taşıyıcıları gibi davranarak, aksi halde yalıtkan olan silikon kristaline bir miktar iletkenlik kazandırırlar.

Yalıtkan maddelerde ise, atomlarından kolayca ayrılarak elektrik yükü ve kinetik enerji taşıma işlevini yerine getirecek ‘değerlik elektronları’ bulunmuyor.
 

Üzerinden geçen elektrik akımına karşı maddelerin gösterdiği kolaylık iletkenliktir. Bir madde elektrik akımına karşı ne kadar az direnç gösterirse o kadar iyi iletkendir. Maddelerdeki elektrik akımı iletkenliği elektronların hareketi ve iyonların hareketi ile ilgilidir. Elementlerden metaller elektrik akımını iletir, ametaller iletmez İyonik bağlı katı kristaller elektrik akımını iletmezler. Bunlar sıvı hâlde ve sulu çözelti hâlinde elektrik akımını iletirler.

Hangi metallerin elektrik iletkenliği daha fazladır?

Metallerin elektrik iletkenlilerine göre sıralanması

Metallerin elektrik iletilenliği periyodik tabloda  sağdan sola yukarıdan aşağıya gittikçe artar. Buna göre K un elektrik iletkenliği Ca dan fazla dır. Yine aynı gurupta ise örnek verecek olursak K un elektrik iletkenliği Na dan daha  fazladır. Bu şekilde yukarıda mavi ile gösterilen metal elementlerin elektrik iletkenliklerini birbirleri ile kıyaslayabilirsiniz.

Direnç nedir ?


Devreye uygulanan gerilim ve akım bir uçtan diğer uca ulaşıncaya kadar izlediği yolda birtakım zorluklarla karşılaşır. Bu zorluklar elektronların geçişin etkileyen veya geciktiren kuvvetlerdir. İşte bu kuvvetlere DİRENÇ denebilir.

Kısaca Ω ohm ile gösterilir. Başka bir değişle elektrik akımına karşı gösterilen zorluğa DİRENÇ denir. “R” harfi ile sembollendirilir.

 Birimi ise “W” Ohm’dur. Ohm Kanunu Kapalı bir elektrik devresinde direnç; devre gerilimi ile devreden geçen akımın bölümüne eşittir.
Elektrik, elektronik devrelerinde en yaygın olarak kullanılan devre elemanları dirençlerdir. Direncin iki temel görevi vardır; akımı sınırlamak ve gerilimi bölmek. Dirençler 1 ohm’dan daha küçük değerlerden 100 Mega ohm’dan daha büyük değerlere kadar geniş bir yelpazede çeşitli omik değerlerde üretilmektedir.




 

Elektrik Çarpması Nedir?

Elektrik çarpması evlerdeki prizler-elektrikli aletlerden kaynaklanan elektrik kaçakları, enerji iletim kablolarının kopması ya da direklere tırmanılması, yıldırım düşmesi ile ortaya çıkabilir.

Vücuttan geçen elektrik akımları yüksek voltajdaysa, şok, kalp durması, solunum durması, ölüm gibi sonuçlar doğurabilir.

Elektrik şoku solunumu ve kalp atışlarını etkileyebilir. Akım vücuttan ne kadar uzun süre geçerse oluşan tahribat da o kadar büyük olur.

Elektrik şoku solunumu ve kalp atışlarını etkileyebilir. Akım vücuttan ne kadar uzun süre geçerse oluşan tahribat da o kadar büyük olur.

Elektrik çarpmasının damarlar üzerindeki etkisi, kalıcı, geç ortaya çıkan sorunlar yaratabilir. Kimi kısa süreli, düşük voltajlı elektrik çarpmalarında kazazedenin bilinci açık olup, cilt üzerinde dahi hiç iz bulunmayabilir.

Elektrik Çarpmasının Belirtileri nelerdir?

• Kızarıklıklar

• Deri üzerinde yanık, derinin akımın giriş ve çıkış noktalarında kararması ve yanması

• Bilinç kaybı

• Solunum ve dolaşım sisteminin bozulması

• Şok belirtileri


Elektrik Çarpmasının İlkyardımı


• Elektrik akımı şalterden kesilmeli, bu yapılamıyorsa çıplak kablo ile kazazedenin teması iletken olmayan bir cisim kullanılarak kesilmelidir. İlkyardımcı bunu yaparken, kendi hayatını tehlikeye atmamalıdır.

• Kaza ortamında hemen ilkyardımın ABC’si kontrol edilmeli ve sağlanmalı, bilinç kaybı var ise koma pozisyonu verilmelidir. Kalp masajı gerekiyorsa, önce kalp masajı uygulama bölgesine şoklama amacıyla bir yumruk vurulur.

• Yanık ve buna bağlı yaralanma varsa bakımı yapılır, kazazede ayağa kaldırılmadan nakli sağlanır.

                DOLAŞIM SİSTEMİ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 DOLAŞMIŞTA RAHATLAMIŞ

Ayşe evde çok daralmış
Dışarı çıkmış rahatlamış
Derin derin nefes almış
Burnu oksijeni kapmış


Oksijen burundan kaçmış
Gitmiş yutağa saklanmış
Yutak da duramamış
Hemen gırtlağa atlamış

O gırtlaktan hoşlanmamış
Nefes borusuna kaçmış
Karşısında iki yol varmış
Sağlı sollu “cup” atlamış

Önce bronşlara dalmış
Sonra bronşçuğa atlamış
Alveollerede gidince
Az birazcık rahatlamış

Bir de bakmış dışlarında
Kılcal kan damarları varmış
Oradan kana atlayınca
Kanla beraber dolaşmış


Kan dan hücreye geçmiş
Mitekontride kaynamış
Oradan atıklarını da
Koful organ eline atmış


Oradan yine kılcal damar
Alveollere gitmiş
Aynı yolu izleyip
Ağızdan dışarı çıkmış

Ümran ERGÜL
ARILI İLKÖĞRETİM OKULU
FEN TEKNOLOJİ ÖĞRETMENİ
Mustafa DEMİR



BEN BİR OKSİJEN MOLEKÜLÜ
Burundan başlayıp
Karbondioksit dışlayıp
Ulaşmışım yutağa
Oradan ta gırtlağa

Geçtim soluk borusuna
Oradan ayrıldım iki yola
Yani bronşlara
Sonra geçtim bronşçuklara

Birde bakmışım
Alveollere ulaşmışım
Kanlar bulaşmışım
Hücrelere dağılmışım

Tuba TERZİOĞLU


Sıra sıra odacıklar bil bakalım içinde ve var
Kalp
Selçuk KARAMEŞE

Her insanda bir tanedir bilin bakalım bu nedir
Kalp
Osman ŞİŞMAN

Kalbin yanındadırlar hem toplar hem atarlar
Damarlar
Aslıhan AKYASAN

Küçük küçük odalar birbirini kovalar
Kulakçık ve karıncıklar
Kadriye AKYASAN

Sağ kolum mavi sol kolum kırmızı bilin bakalım bu kimin kızı
Kalp
Musa KARAMEŞE

Kirli kan girmeyen kalbe ne girer
Temiz kan



Kafa ve kasın ilk üç harfini alınca ne çıkar
Kafkas

Kemiğin ortasında ne var
M harfi var


Ümran ERGÜL

Benim bir burnum var bilin bakalım ucunda ne var
Kıkırdak
Karman çorman damarlar için de kan kanı kovalar
Kılcal damarlar


Tak tak sesim var kırmızı fesim var
Kalp kapakçıkları
Tuba TERZİOĞLU

Ben bir boruyum kan ile doluyum
Damar

Birgül İNCE


Benim bir kalbim var bilin bakalım içinde ne var
Kulakçık ve karıncıklar
Osman ŞİŞMAN

Oksijeni taşırım besini aşırırım
Alyuvarlar

Tuba Ümran

Bol miktarda kanım var bil bakalım içinde ne var
Alyuvarlar akyuvarlar kan pulcukları

Aslıhan AKYASAN

Vücudu savunurum düşmanı savururum
Akyuvarlar

Tuba Ümran


Vücuduma baksam eklemleri saysam nasıl saysam sen saysana
Oynar eklem, oynamaz eklem, yarı oynar eklem

Küçük küçük şişeler durmadan kanı içerler
Hücre

Her maddede farklıdır bilin bakalım nedir bu
Atom

Telden gelir evlere ışık yapar bizlere
Elektrik

Sıra sıra duvarlar bilin bakalım bu hangi hücrede var
Bitki hücresi

Hareket eder ayağı yok
Hücreye can verir kendisinin canı yok
Atom
Musa KARAMEŞE


 

 

           DOLAŞIM SİSTEMİ

Kalp, kan ve kanı hücrelere kadar taşıyan damarlar dolaşım sistemini oluşturur. Bu sistemin görevleri ise;

1. Taşıma görevleri
a) Sindirilen besinleri hücrelere götürmek
b) Akciğerlerden alınan oksijeni hücrelere götürmek
c) Artık ürünleri ve karbondioksiti hücrelerden almak, boşaltım organlarına götürmek
d) Vücudun bütün parçalarındaki daha aktif dokularda üretilen ısıyı yaymak, vücut ısısını dengede tutmak ve ayarlamak
e) Üretilen hormonları ilgili organlara götürmek

2. Düzenleme ile ilgili görevleri (Asit-baz dengesini sağlamak)

3. Bağışıklık olaylarını gerçekleştirmek (Savunma görevi)



Kan damarları:
Atardamarlar: Kalpten çıkan kanı organ ve dokulara taşıyan damarlardır. Atardamarlar geniş, esnek ve sağlam bir yapıdadır. Dokuları oluşturan hücrelere besin ve oksijen taşırlar. Kalpten akciğer atardamarı ve aort damarları çıkar. Akciğer atardamarı hariç bütün atardamarlar temiz kan taşır. Akciğer atardamarı kirli kan taşır. Atardamarlar karıncıklardan çıkarlar.

Toplardamarlar: Tüm organlara yayılan kanı, yeniden kalbe getiren damarlardır. En önemlileri, vücutta kirlenen kanı taşıyan alt ve üst ana toplardamarlardır. Akciğer toplardamarı ise akciğerde temizlenen kanı kalbin sol kulakçığına taşır. Toplardamarlar vücuttaki kanı, kulakçıklara getirir.

Kılcal damarlar: Kandaki besin ve oksijenin hücrelere geçmesini sağlayan damarlardır. Atardamarlar ve toplardamarlar arasında bulunurlar. Vücudu bir ağ gibi sararlar. Kılcal damarların ince duvarından sindirim ürünleri ve oksijen hücrelere geçer. Hücrelerde oluşan karbon dioksit ve diğer artık maddeler, toplardamarların kılcal uçlarına verilir. Kısaca madde alış-verişi kılcallarda sağlanır.

Kanın kalpten pompalandıktan sonra vücudu dolaşarak yeniden kalbe dönmesine, kan dolaşımı denir.Kan dolaşımlarını anlatmadan önce şu hatırlatmalarda bulunmak gerekir.
*Kalbin sağ tarafında kirli sol tarafında temiz kan bulunur.
*Kalbe giren damarlar (toplardamarlar) kulakçıklardan girerken, kalpten çıkan damarlar (atardamarlar) karıncıklardan çıkar.

a. Büyük kan dolaşımı: Sol karıncıktan aort ile çıkan temiz kanın tüm vücudu dolaşarak oksijeni azalıp karbondioksiti çoğaldıktan sonra, alt ve üst ana toplardamarlarla kalbin sağ kulakçığına gelmesine büyük dolaşım denir.

Sol karıncık -->AORT Organ atar damarları -->Kılcallar -->Organ
toplar damarları -->Üst ve alt ana toplar damarı -->Sağ kulakçık

b. Küçük kan dolaşımı: Sağ karıncıktan akciğer atardamarı ile çıkan kirli kanın akciğerlere gidip temizlendikten sonra, akciğer toplardamarı ile kalbin sol kulakçığına gelmesine küçük dolaşım denir.

Sağ karıncık -->Akciğer atar damarı -->Akciğer kılcalları -->Akciğer toplar damarları -->Sol kulakçık

BİLİYOR MUSUNUZ?
Yüz altmış sekiz ton ağırlığındaki bir mavi balinanın kalbinin otomobil kadar, damarlarının bebek emekleyebilecek kadar büyük olduğunu ve kalbinin dakikada üç defa attığını biliyor musunuz?

Kan Hücreleri
Alyuvar: Yapılarındaki hemoglobinden dolayı kana kırmızı rengini veren hücrelerdir. Oluştuklarında çekirdeklidirler, ancak olgunlaştıklarında çekirdeklerini kaybederler.
Alyuvarlar, solunum organlarından aldıkları oksijeni dokulara taşır ve dokulardan alınan karbondioksitin solunum organlarına taşınmasına yardımcı olurlar. Kandaki sayıları yaş, cinsiyet, yapılan iş ve yaşam ortamının yüksekliğine göre değişir. Kemik iliğinde yapılarak kana verilirler.

Akyuvarlar: Beyaz renkli iri çekirdekli, büyük ve sabit bir şekli olmayan kan hücreleridir. Kemik iliği ile lenf düğümlerinde ve dalak, timüs gibi lenf dokularında üretilirler. Ömürleri birkaç gündür. Akyuvarlar, mikropları yutarak veya onlara karşı antikor üreterek vücudun savunmasını sağlarlar. Yapı olarak alyuvarlardan daha büyüktürler.

Kan pulcukları: Kemik iliğindeki iri yapılı hücrelerden oluşan kandaki en küçük parçacıklardır. Tam bir hücre yapısında olmadıklarından ömürleri kısadır. Kanın pıhtılaşmasını sağlar. Böylece kan kaybını önlerler.
insanlarda A, B, AB, 0 olmak üzere dört çeşit kan grubu vardır. Kan grupları bu adları, iki çeşit proteinden almıştır. Kanda bu proteinlerden hangisi varsa kan grubu o harfle adlandırılır. A proteinini taşıyanlar A grubu, B proteinini taşıyanlar B grubu, bu proteinlerden hiç birini taşımayanlar 0 grubu ve her ikisini de taşıyanlar AB grubudur. Her kan grubunun taşıdığı antikorlar da birbirinden farklıdır.

 

 

Teknolojik gelişmelerin dolaşım sistemi ile ilgili hastalıkların tedavisinde kullanımı


Hastalıklara karşı önlem almak, hastalıkları tedavi etmekten daha kolaydır. Önlem almak, bedensel, zihinsel ve ruhsal rahatlığı sağlamaya çalışmaktır. Hastalık hali ise, aşırı güçsüzlükler nedeniyle bedenin belirtiler vermeye başlamasıdır. Bu belirtilerin oluşması bazen yıllarca sürebilir, çünkü bedenimiz, hemen teslim olmadan, uzun süre savaşabilecek güce sahiptir. Genellikle yavaş, ama süreklilik gösteren bir kötüye gidiştir bu! Kendimizi geçen yılki gibi güçlü ve zinde bulmayız, sağlık durumumuz gerektiğince iyi değildir artık. Bu durum zamanla bir hastalık haline dönüşmeye başlar, ama biz durumumuzu ancak belirtiler açıkça ortaya çıktığında fark ederiz. Burada, kalp ve damar sistemi ile ilgili ayrıntılara değineceğiz. Bu ayrıntılar yalnızca adı geçen sistemlerle ilgili sorunları olanları ilgilendirmiyor. Onlar, yaşamları boyunca bu tür rahatsızlıklardan uzak kalmak isteyen her sağlıklı kişi için de geçerli. Konuyla ilgili dört etken göz önünde bulundurulmalıdır

Hareketlilik

Kullanılması, arada bir de olsa, elden geldiğince zorlanması, sistem için yaşamsal öneme sahiptir. Kalbin ve damar sisteminin gerçekten zorlandığının anlaşılabilmesi, ancak, kalp atışımızın hızlanmasına ve soluk soluğa kalmamıza neden olabilecek kadar yoğun bedensel hareketleri yapmakla mümkün olabilir. Ama bu yöntem, her gün soluksuz kalana kadar koşuşturmamız gerektiği biçiminde algılanılmamalıdır. Doğrusu, rahatlatıcı ve eğlendirici olabilen, belirli bir günlük disiplinle sürdürülen beden hareketleridir. Önemli olan, beden hareketleri de dahil olmak üzere, günlük yaşamın her alanında ölçüyü aşmamaktır.

Beslenme


Dolaşım sisteminin sağlığı, tüm besin maddelerinin içinde öncelikle yağ tüketiminin miktarına bağlıdır ve pek çoğumuz gereğinden fazla yağ tüketiriz. Son yıllarda, öncelikle hayvansal yağların kandaki kolesterol düzeyinin artmasında başlıca etken olduğu ve bu gelişmenin çeşitli dolaşım sistemi hastalıklarına yol açtığı savunuldu. Genel anlamda, hayvansal yağ tüketiminden vazgeçilerek, bitkisel yağ tüketimine geçişin yararları vurgulandı. Ama yapılan son araştırmaların sonuçlarına göre, konu bu kadar basit değil. Pek çok bulgu, bitkisel yağların da kolesterolü arttırıcı etki içerdiğini gösteriyor. Bu durumda seçilebilecek tek güvenli yol, her tür yağın tüketimini kısıtlamaktır. Bunun anlamı öncelikle, görünen yağlardan kaçınmak (et, tereyağı, sıvı yağlar) ve ayrıca, yağ tüketiminde önemli yer tutan, görünmeyen yağlardan da uzak durmaya çalışmaktır (süt, peynir, süt ürünleri, mayonez, pasta ve kurabiye). Bu tür gıdaların yerine, bolca taze sebze ve meyve, kepekli tahıl ürünleri ve baklagiller (fasulye, bezelye, nohut) tüketilmelidir. Özellikle baklagillerin ve yulafın kandaki kolesterol düzeyinin azalmasına yardımcı olabilecekleri ise unutulmamalıdır.

Tütün ve alkol

Sağlığına özen gösteren, öncelikle kalp ve damar sisteminin sağlığı ile yakından ilgilenen herkesin sigarayı bırakması ve alkol tüketimini kabul edilebilir düzeye indirmesi gerekir.

Stres

Günümüzün hızlı yaşam biçiminden kaynaklanan stres, başta kalp ve dolaşım sistemi rahatsızlıkları ve sinir sistemi rahatsızlıkları olmak üzere, pek çok hastalığa yol açmaktadır. Stres görece bir kavramdır, yani etkileri kişiliklere göre değişebilir. Ama stres etkilerini araştırmak yerine, kişilerin günlük yaşamda stresle nasıl başa çıkabildiklerinin araştırılması herhalde daha doğru olurdu. Stres etkilerinden ve duygusal rahatsızlıklardan korunarak, yaşamımızla ve sağlığımızla ilgili sorumluluklar yüklenebilmemiz için, çağımızın bize sunduğu çeşitli olanaklardan yararlanmayı öğrenmemiz gerekir. Stresten kaynaklanan rahatsızlıklara ve gerginliklere karşı şifalı bitkilerden de yararlanabiliriz. Ama çok daha doğru ve gerçekçi sayılabilecek yaklaşım, bu rahatsızlıklara yol açan nedenleri kendimizde aramak ve değiştirmeye çalışmaktır. Böylesi bir arayışa ve değişikliğe yönelmek için bilinç ve bazen de cesaret gerekir.


 

Soluk alıp verme mekanizması yapımı

 

 

 

 

 

Akciğer Modeli

 

 

Yöntem:

1. Pet şişeyi şekildeki gibi yarısından kesin
2. 3 pipeti bir miktar oyun hamuru ve bant kullanarak hava kaçırmayacak şekilde birleştirin.
3. Balonları pipet uçlarına hava sızdırmayacak şekilde yerleştirin.
4. Pet şişenin kesik tarafını balonla kapatın. Balon bu modelde elastik zar görevindedir.
5. Pet şişenin ucunu oyun hamuru kullanarak pipet ucu dışarıda kalacak şekilde kapatılır.
6. Elastik zarı aşağıya ve yukarıya doğru hareket ettiriniz. Diğer iki balondaki değişimleri gözleyiniz.

Çalışma 1:
 

 

 

 

Çalışma 2:


 

Hazırladığınız modeldeki parçaların insan solunum sistemindeki neleri temsil ettiklerini bulunuz.



Neden?


Hazırladığınız modelde elastik zarı aşağıya doğru çektiğinizde üstteki balonlardaki değişimin sebebini tahmin ediniz

P. V = n . R. T

P: Basınç
V: Hacim
N: mol sayısı
R: Sabit değer
T: Sıcaklık

 

Soluk alıp verme mekanizması , Soluk alıp verme mekanizması yapımı


 

 

 

 

Teknolojik gelişmelerin solunum sistemi sağlığına olumlu, olumsuz etkileri  Solunum hastalıklarına karşı önlemler

Yalnızca beslenmemiz değil, solumamız da bizi biçimlendirir. Solunum yalnızca başka organları ve sistemleri etkilemekle kalmaz, hastalıklara da yol açabilir. Beden bir bütün olduğuna göre, bu etkileşimin ters yönde gerçekleşmesi de olasıdır. Akciğer tedavisinde, dolaşım sisteminin durumu da göz önünde bulundurulmalıdır. Kalp ve dolaşım sistemi hakkında öğrendiklerimiz, akciğerler için de önemlidir. Bu doğrultuda, sindirim sisteminin ve özellikle dışkılama organlarının durumuyla da ilgilenmek gerekir; çünkü akciğerler, bağırsakların, böbreklerin ve derinin görevini, yani bedende oluşan atıkların dışkılanma görevini paylaşır. Bu organlardan herhangi birinde bir problem oluştuğunda, beden, öteki organlara daha fazla görev yükleyerek, dengeyi sağlamaya çalışır. Ama, atıkların dışkılanmasında akciğerlerin rolü sınırlıdır. Örneğin, bağırsaklardaki bir tıkanıklığa akciğerler çözüm üretemez.

Doku ortamı sürekli olarak oksijenle beslendiğinde, pek çok hastalıklı doku değişiklikleri önlenmiş olur. Kan dolaşımı yoluyla dokulara taşınan oksijenin miktarı ise, öncelikle solumaya bağlıdır.

Değinilen konulara bakıldığında, bu sistem için öngörülecek olan önlemlerin, öncelikle düzenli beden hareketleri yapmak ve doğru solumak olduğu görülür. Solumak, farkına varılmadan gerçekleşen bir işlevdir, ama doğru ve bilinçli solunumun değeri anlatılmakla bitmez.

Tüm hastalıklarda olduğu gibi, burada da geçerli olan başlıca kural şudur: En etkili önlem, doğru yaşam biçimidir. Beslenme, hareketlilik ve yaşam kalitesi, akciğerlerin sağlığını büyük ölçüde etkiler. Akciğerlerin sağlığının korunabilmesi için, kişinin iç dünyası ve dış dünyası uyumlu bir akış içinde olmalıdır. Soluduğumuz hava eğer kirli ise, ormanların yapısında bozulmalar olduğu gibi, akciğerlerin yapısında da bozulmalar başlar. Kimyasal atıklarla, gazlarla ve dumanla kirletilmiş havadan kaçınmak gerekir. Duman konusu açılmışken, sigaradan da söz etmek gerekir. Tütün kullanımı, birey ile çevresi arasında katran ve külden bir katman oluşturarak, akciğerlerin ekolojik işlevini sınırlar. Bu durum, bronşitten kansere kadar uzanabilen çok önemli problemlere yol açabilir. Ayrıca, bedenin geri kalan bölümünün gereksinimi olan oksijen miktarının azalmasından kaynaklanabilecek oluşumları da unutmamak gerekir. Eğer kendimizi ve çevremizi iyileştirmek istiyorsak, sigarayı bırakarak iyi bir başlangıç yapabiliriz.

Ayrıca, tanınması ve kaçınılması gereken daha başka türsel tehlikeler de var. Bir enfeksiyondan (bulaşıcıdan) korunmanın en basit yolu, o enfeksiyon kaynağından uzak kalmaktır. Ama her zaman ve her yerde böyle davranamayacağımıza göre, bedenimizin savunma ve bağışıklık sisteminin hep sağlıklı ve çalışır durumda tutulması kaçınılmazdır. Bu şansa sahip olan beden, dış etkenlere karşı kendini korumada olağanüstü başarılara ulaşabilir. Ama bu düzeye ulaşabilmesi için onu, çeşitli vitaminleri içeren dengeli bir beslenmeyle ve düşüncelerin, duyguların, davranışların dengeli ve sağlığı destekleyici olduğu bir yaşam biçimiyle güçlendirmemiz gerekir. Bu bağlamda, gereksiz yere veya gereğinden fazla antibiyotik kullanımına son verilmesi doğru olur. Gerektiğinde ve gereğince kullanıldığında hayat kurtarabilen bu tür ilaçlar, sağlığımızı korumakla görevli olan savunma ve bağışıklık sistemini tam anlamıyla iflas ettirebilme gücüne de sahiptirler.

Ayrıca, antibiyotikler, uzun süreli kullanımları sürecinde, alışılmışın üstünde dirençli bakterilerin üremesini sağlayabilirler ve bu durum, söz konusu hastalığın tedavisinin giderek zorlaşmasına yol açar. Doktorların gözlemlerine göre, bu tür gelişmeler son otuz yıl içinde giderek endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Doğru bir yaşam biçimi ve uygun şifalı bitkiler seçimi sayesinde, çoğu zaman antibiyotik kullanımına gerek kalmayabilir.

 

 

SOLUNUM

Vücutta bulunan bütün sistemler (sindirim, dolaşım, solunum ve boşaltım)
birbirleriyle uyum ve işbirliği içinde çalışırlar. Şekilde bu sistemlerin
birbirleriyle olan ilişkileri ve bağlantıları görülüyor.


Solunum hassas dengeler üzerine kuruludur. Solurken ciğerlerimize çektiğimiz
havanın soğuk ve kirli olması sağlığımızı olumsuz yönde etkiler. Bu yüzden
havanın önceden temizlenmiş ve ısıtılmış olması gerekmektedir. Burnumuz tam
da bu işe uygun olarak yaratılmıştır; burun duvarlarında bulunan kıllar ve
içerideki yapışkan madde, içeri giren havadaki tozları yutarak süzme işini
gerçekleştirir. Ayrıca hava, burun içindeki kıvrımlardan geçerek ısınır.
Burun kemikleri içinde öyle özel bir yapı vardır ki içeri giren hava, burun
içinde ancak birkaç tur attıktan ve ısındıktan sonra ciğerlere gidebilir.
Küçücük bir kemiğin içinde hava akımına bir kaç tur attıracak yapı ancak
özel bir tasarım sayesinde ortaya çıkabilir.
Bütün bu saydığımız basamaklar sonucunda içeri giren hava nemlendirilmiş ve
tozlardan arınmış şekilde nefes borusuna gelir.

 

 

Soluk alıp verme mekanizması

 

 

 

 

 

 

 

 

İYİ NEFES ALMA
İnsanda Solunum Sistemi:
Solunum elemanları sırası ile; ağız ve burun-gırtlak-soluk borusu-bronş-bronşcuk-alveol kesesi şeklindedir.
Burun boşluğunu döşeyen zar nemli ve kıllıdır. Hava burada temizlenir ve ısınır.
O2 alveollerden akciğer kılcallarına geçer.
Soluk borusu, yemek borusunun önünde yer alır. Besinler yutulurken epiglottis (gırtlak kapağı) otomatik olarak soluk borusunu kapatır.
Solunum merkezi omurilik soğanındadır.
Diyafram:
Göğüs boşluğunu karın boşluğundan ayıran kas tabakasıdır. Memelilerin karakteristik özelliğidir, kuşlarda bulunmaz.
Pleura Zarı:
Akciğerleri saran ince zardır

 

 

Solunum Hızını Etkileyen Faktörler
1.Sinir impusları
2.Kaburga kaslarının kasılıp gevşemesi
3.Diyaframın Kasılıp gevşemesi
4.Akciğerde ki basınç azlığı ve fazlalığı
5.Kanda ki CO2 konsantrasyonu (CO2 artarsa asitlik artar ve solunum hızlanır)

Soluk Alıp Verme Mekanizması
Nefes alma sırasında; diyafram kasılarak düzleşir, kaburga kasları kasılır, göğüs boşluğu genişler ve akciğerde ki hava basıncı düşer.
Nefes verme sırasında; diyafram gevşeyerek kubbeleşir, kaburga kasları gevşer. Göğüs boşluğu daralır ve akciğerde ki hava basıncı artar.
Canlılarda çeşitli O2 taşıyıcı pigmentler (hemoglobin, hemosiyanin) bulunur.


 


 

 

 

 


Vidad Elemin

 

Bebekler doğarken 300 kemikle doğarlar.Daha sonra bu kemikler birleşerek 206 kemiğe düşerler.Bunun sebebi nedir?

 

İnsanlar vücutlarında 300 kemik ile doğarken, gelişim sürecinde bazı kemikler kaynaşarak birleştiğinden  ergenlikte bulunan kemik sayısı 206 ya iner..

 

İskelet 206 ayrı parçanın birleştirilmesinden oluşmuş gerçek bir mühendislik
harikasıdır. İnsan vücudu, birbirine eklenmiş bu parçalar sayesinde
olağanüstü bir hareket kabiliyetine sahip olur. Bugüne kadar yapılmış hiçbir
robot, insan vücudunun hareket kabiliyetini taklit edememiştir.

İskelet modeli yapımı İskelet modeli nasıl yapılır?

İskelet başlı başına bir mühendislik harikasıdır. Vücudun yapısal destek
sistemidir. Aynı zamanda beyin, kalp, akciğer gibi hayati organların
korumasını yapar, iç organlara destek olur. İnsan vücuduna, hiçbir yapay
makina tarafından taklit edilemeyen üstün bir hareket kabiliyeti verir.
Dahası kemik dokusu çoğu kimsenin zannettiği gibi cansız değildir. Kemik
dokusu vücudun kalsiyum, fosfat ve birçok önemli mineralinin bankasıdır.
Vücudun ihtiyacına göre bu mineralleri depo eder veya daha önceden depo
ettiklerini vücuda verir. Bütün bunların yanı sıra kırmızı kan hücrelerinin
üretimi kemikler tarafından yapılır.

İskelet bütün olarak mükemmel bir işleve sahip olmasının yanında, iskeleti
oluşturan kemikler de üstün bir yapıya sahiptirler. Vücudun taşınması ve
korunması gibi önemli bir görevi üstlenen kemikler, bu işi rahatlıkla yerine
getirebilecek kapasitede ve sağlamlıkta yaratılmışlardır. Vücudun
karşılaşacağı zor durumlar da hesaba katılmıştır. Örneğin; uyluk kemiği,
dikey durumda bir ton ağırlığı kaldırabilecek kapasitededir. Nitekim atılan
her adımda bu kemiğimize, vücut ağırlığımızın üç katı kadar bir yük
binmektedir. Hatta sırıkla yüksek atlama yapan bir atlet yere inerken kalça
kemiğinin her santimetrekaresi 1400 kiloluk bir basınca maruz kalır. Peki
kemik denen ve bir tek hücrenin bölünmesi sonucunda ortaya çıkan bu yapıyı,
bu kadar kuvvetli kılan nedir? Sorunun cevabı kemiklerin eşsiz yaratılışında
gizlidir.

Konuyu daha iyi anlamak için günümüz teknolojisinden bir örnek vermek
yerinde olacaktır. Büyük ve yüksek yapıların inşasında kafes sistemleri
kullanılır. Bu inşaat tekniğinde yapının taşıyıcı elemanları, yekpare yapıda
değil, birbiri içine geçmiş, kafes şeklinde çubuklardan oluşur. Ancak
bilgisayarlarla yapılabilecek karmaşık hesaplar sayesinde, büyük köprüler ve
endüstriyel yapılar çok daha dayanıklı ve daha ucuza inşa edilmektedirler.

İnsan vücuduna ait uzun kemiklerin içindeki muhteşem organizasyon ve kemik
kesitinin mikrografiği. Kan hücreleri üreten, vücudun mineral bankası olan
kemikler canlıdırlar .




İşte kemiklerin iç yapısı da, insanların binalarda ve köprülerde kullandığı
bu kafes yapı sistemiyle benzer bir yapıdadır. Önemli bir farkla; kemik
içindeki sistem, insanların geliştirdiğinden çok daha üstün ve karmaşıktır.
Bu sayede kemikler, hem son derece sağlam, hem de rahatlıkla
kullanılabilecek hafifliktedirler. Eğer aksi olsaydı, yani kemiklerin içi,
dışı gibi sert ve tamamen dolu olsaydı, hem kemik ağırlığı insanın
taşıyabileceğinin çok üzerinde olurdu, hem de kemiğin yapısı gevrek ve sert
olup en küçük bir darbede çatlama ve kırılma yapardı.

Kemiklerimizin bu mükemmel tasarımı, bizim son derece rahat bir hayat
sürmemizi, çok zor hareketleri kolaylıkla ve hiç acı duymadan yapabilmemizi
sağlamaktadır. Kemiğin yapısının bir başka özelliği de vücudun gerekli
bölgelerinde esnek bir yapıya sahip olmasıdır. Örneğin göğüs kafesi; kalp ve
akciğer gibi hayati organları korurken, bir yandan da akciğerlere havanın
dolmasını ve boşalmasını sağlayacak şekilde genişler ve büzülür.

Kemiklerin esneklikleri zamanla değişebilir. Örneğin kadınlarda leğen kuşağı
kemikleri, hamileliğin son aylarına doğru gevşer ve birbirlerinden biraz
ayrılırlar. Bu son derece önemli bir ayrıntıdır, çünkü bu gevşeme sayesinde
bebeğin başı doğum sırasında ezilmeden dışarı çıkabilir.

Kemikteki mucizeler bunlarla da sınırlı kalmaz. Kemikler esneklikleri,
dayanıklılıkları ve hafifliklerinin yanı sıra, kendilerini tamir etme
özelliğine de sahiptirler.Bu da vücuttaki pek çok işlem gibi, milyonlarca
hücrenin beraber çalışmasıyla gerçekleşir.

İskeletin hareket kabiliyeti de üzerinde durulması gereken önemli bir
ayrıntıdır. Her adım atışımızda omurgamızı oluşturan omurlar birbiri üstünde
hareket ederler. Bu sürekli hareket ve sürtünme, omurların aşınmasına
sebebiyet verecekken bu tehlikeyi önlemek için her bir omur arasına disk
denen dayanıklı kıkırdaklar yerleştirilmiştir. Bu diskler amortisör görevi
yaparlar. Dahası her adım atışta, vücut ağırlığından kaynaklanan bir tepki
kuvveti yerden vücuda gelir. Bu kuvvet, omurganın sahip olduğu amortisörler
ve "kuvvet dağıtıcı" kıvrımlı şekli sayesinde, vücuda zarar vermez. Eğer
tepkiyi azaltan esneklik ve özel yapı olmasa, ortaya çıkan kuvvet direk
kafatasına iletilirdi ve omurganın üst ucu, kafatası kemiklerini
parçalayarak beynin içine girerdi.

Kemiklerin birbirlerine eklendikleri yerlerde de yaratılışın delilleri
görülür. Eklemler bir ömür boyunca hareket ettikleri halde yağlanmaya
ihtiyaç duymazlar. Biyologlar bunun nedenini araştırdılar: Eklemlerdeki
sürtünme nasıl ortadan kalkıyordu?

Bilim adamları, olayın "tam bir yaratılış mucizesi" olarak
nitelendirilebilecek bir sistemle çözüldüğünü gördüler: Eklemlerin sürtünme
yüzeyleri, ince ve gözenekli bir kıkırdak tabakasıyla kaplanmıştır ve bu
tabakaların altında ağdalı ve kaygan bir sıvı bulunur. Kemik, eklemin bir
yerine baskıda bulunursa bu sıvı gözeneklerden dışarı fışkırır ve eklem
yüzeyinin "yağ gibi" kaymasını sağlar.

Atılan her adımda, vücudun ağırlığı yüzünden, yerden vücuda doğru bir tepki
kuvveti doğar. Eğer omurlar arasında bulunan amortisörler olmasa ve omurga
dümdüz bir yapıya sahip olsaydı, bu kuvvet direkt olarak kafatasına
iletilirdi. Bunun sonucunda, omurganın üst ucu, beynin içine girer, kafatası
kemiklerini parçalardı.



Tüm bunlar insan bedeninin çok mükemmel bir tasarımın, daha doğrusu üstün
bir yaratışın ürünü olduğunu göstermektedir. İnsan bu mükemmel tasarım
sayesinde birbirinden çok farklı hareketleri büyük bir hız ve rahatlık
içinde yerine getirir.

Herşeyin bu kadar mükemmel olmadığını mesela tüm bacağımızın tek bir uzun
kemikten meydana geldiğini düşünün. Yürümek büyük bir sorun haline gelecek,
son derece hantal ve hareketsiz bir bedenimiz olacaktı. Bir yere oturmak
bile güçleşecek, bu tür hareketler sırasındaki zorlamalar nedeniyle bacak
kemiği kolaylıkla kırılabilecekti. Oysa insanın iskeleti, vücudunun her
hareketine kolaylıkla izin verecek bir yapıdadır.


 

 

 

 


KONU:1)MADDENİN TANECİKLİ YAPISI VE ISI

 


Anahtar kelimeler…Madde,molekül,molekül yığını,ısı,tanecik,…

Madde: Hacmi ve kütlesi olan her şey.
Molekül:Aynı ya da farklı cins atomlardan oluşmuş, bir maddenin tüm özelliğini taşıyan en küçük parçası.
Molekül yığını: Çok sayıda molekülden oluşan molekül topluluğu.
Isı: Bir enerji türü.
Tanecik: Maddeleri oluşturan moleküller,parçacıklar.

ETKİNLİK-1 ile işe başlayalım…


 

 

 

Araç –gereçlerimiz:
İspirto ocağı,beherglas veya deney tüpü, su,pamuk, vs.

Öğretmenimizle bir beherin veya deney tüpünün üçte ikisine kadar su doldurup yavaş yavaş ısıtalım.Su içindeki hareketleri gözlemleyelim. (Su kaynamadan önce içine küçük pamuk kümecikleri atılarak su içindeki hareketleri şahaneleştirebiliriz.)

Haydi canlarım soruları irdeleyelim:
Beherdeki suyun ısınması sırasında sudaki hareket nasıl etkilendi?
Hareket edenler tek bir molekül mü yoksa molekül kümeleri midir?
Bu deneyde ısı veren ve ısı alan maddeler nelerdir?
Su ısı kaynağından ısıyı nasıl almış olabilir?

Bilgilerimizi tazeleyelim:
Isı ve hareket ilişkisi sıvılarda ve gazlarda kolayca görünürleştirilebilir.Görünen hareket moleküllerin hareketidir.Fakat görünen şeyler molekül değil,moleküllerin yığınıdır.Üçüncü üniteden hatırlarsak moleküller tek tek gözle görülemeyecek kadar küçüktür.Suyu ısıttığımızda hareket eden çok sayıda molekülün oluşturduğu molekül kümeleridir.Bunlar “molekül yığını” olarak adlandırılabilir.
ETKİNLİK-2 ile çalışmaya devam edelim…


 




Araç-gereçlerimiz : Elektrik sobası,güç kaynağı,el feneri,vs.
Bir elektrik sobası veya ocağını, çıplak direnç telleri üste gelecek şekilde yerleştirilip güç kaynağına takalım. Ocağın 20-30 cm üstünden geçen bir cep feneriyle oluşturulmuş ışık huzmesini, beyaz bir arka zemine (duvar olabilir) düşürelim. Direnç akkor hâline gelirken ısınan havanın içinde hareket olup olmadığını arka planda gözlemleyelim.

Şimdi de sorularımıza bakalım:
Isınma sırasında havadaki hareket nasıl etkilendi?Neler gözlemlediniz?
Hava ısı kaynağından ısıyı nasıl almış olabilir?

Bilgi:
Etkinliklerimizdeki ısı alış-verişi kısmen, doğrudan temas ile olmuştur, teldeki veya alevdeki hızlı moleküller hava veya su moleküllerine çarpıp onları hızlandırmıştır.


Gel gelelim özetimize:
***Bütün maddeler tanecikli yapıdadır.Bu katı,sıvı veya gaz halindeki maddelerin ortak özelliklerindendir.
***Maddenin tanecikli yapısı nedeniyle ısıtılan maddedeki tanecikler sıcaklığın etkisiyle enerji kazanarak hızlanırlar,birbirlerine daha çok çarparlar.
***Maddelerde ısıttığımızda hareketini gözlemlediğimiz şeyler tek molekül değil,molekül yığınlarıdır. Çünkü molekül gözle görülemeyecek kadar küçüktür.

ETKİNLİK -1, 2)SONUCUMUZ MADDELER ISINDIKÇA MOLEKÜLLER HIZLANIR.
 

ETKİNLİK-3 ile devam ediyoruz.





 



Araç- gereçlerimiz: İki adet bilye,vs.
Düz bir zemin üzerinde biri yavaş,diğeri hızlı iki cam bilyeyi çarpıştırma denemeleri yapalım. Bilyelerin çarpışmadan önceki ve sonraki hareketlerine dikkat edelim.


------->                   <--------

 

 


               Şimdi çarpışıyoruz.

Not edelim:
Çarpışma sırasında hangi bilgenin hızlandığını,hangi bilgenin yavaşladığını not edelim.

Dikkat: Güvenilir sonuçlar elde edebilmek için denemeleri ard arda yapınız.

Soru:
Bu deneyde acaba hangi bilye sıcak,hangi bilye soğuk molekülü temsil ediyor?

Bilgi:
Çarpışan bilyelerin kiminin yavaşlayıp kiminin hızlanması, atomlar-moleküller arası ısı alış-verişi ile doğrudan ilintili olup önemli bir gözlemdir. Bu gözlemle, hızlı→sıcak ve yavaş→soğuk anlayışının yerleşmesi beklenmektedir.

ETKİNLİK-3 ) SONUCUMUZ SICAK MOLEKÜLLER HIZLI,SOĞUK MOLEKÜLLER YAVAŞ HAREKET EDER.

Sera Etkisi ve Küresel Isınma


Dünya atmosferi çeşitli gazlardan oluşur. Ayrıca küçük miktarlarda bazı asal gazlar bulunmaktadır. Güneşten gelen ışınlar (ısı ışınları/kısa dalgalı ışınlar), atmosferi geçerek yeryüzünü ısıtır. Atmosferdeki gazlar yeryüzündeki ısının bir kısmını tutar ve yeryüzünün ısı kaybına engel olurlar. (CO2, havada en çok ısı tutma özelliği olan gazdır.)

Atmosferin, ışığı geçirme ve ısıyı tutma özelliği vardır. Atmosferin ısıyı tutma yeteneği sayesinde suların sıcaklığı dengede kalır. Böylece nehirlerin ve okyanusların donması engellenmiş olur. Bu şekilde oluşan, atmosferin ısıtma ve yalıtma etkisine sera etkisi denir. Dünya atmosferi cam seralara benzer bir özellik gösterir.

Son yıllarda atmosferdeki CO2 miktarı hava kirlenmesine bağlı olarak hızla artmaktadır. Metan, ozon ve kloroflorokarbon (CFC) gibi sera gazları çeşitli insan aktiviteleri ile atmosfere katılmaktadır. Bu gazların tamamının ısı tutma özelliği vardır.

CO2 ve ısıyı tutan diğer gazların miktarındaki artış, atmosferin ısısının yükselmesine sebep olmaktadır. Bu da küresel ısınma olarak ifade edilir. Bu durumun, buzulların erimesi ve okyanusların yükselmesi gibi ciddi sonuçlar doğuracak iklim değişmelerine yol açmasından endişe edilmektedir.

İnsanların çeşitli faaliyetlerinin küresel ısınmaya katkısı şöyledir:
• Enerji kullanımı %49,
• Endüstrileşme %24,
• Ormansızlaşma %14,
• Tarım %13'tür.
 

MADDE VE ISI - Maddenin Tanecikli Yapısı ve Isı - Isının Yayılması - Isı Yalıtımı

 


 

KONU2) ISININ YAYILMASI

 


Anahtar Kelimeler: Konveksiyon,ışıma,iletim,enerji,yansıtıcı yüzey, …
Konveksiyon: Parçacıkların birbirlerine hareket halinde iken çarparak(yer değiştirerek) enerjinin taşınması.(Örn: Kaloriferin evi ısıtması)
Işıma: Parçacıkların hareketi olmadan ısının yayılması.(Örn:Güneş ışınlarının dünyayı ısıtması)
İletim: Isı enerjisinin metallerde yayılması ,parçacıktan parçacığa enerji geçişi ile olur.(Örn:Sıcak çorbaya atılan demir kaşığın sapının ısınması)
Enerji:Isı bir enerji türüdür.Enerji iş yapabilme yeteneği olarak bilinir.
Yansıtıcı yüzey: Isı veya ışığın tamamını yansıtan parlak yüzeyler.(Örn:Termosun iç yüzü)


Isı iletim aleti :Laboratuarda ısı iletim deneylerinde kullanılan alettir.

 

 

 

 

 

 


:::ISININ İLETİM YOLUYLA YAYILMASI:::
ETKİNLİK-1 ile yola koyulalım…

 


Araç-gereçlerimiz:Metal(bakır) tel,ısıtıcı(veya mum), metal vetahta kaşıklar,kaynar su,beherglas.
Bir arkadaşımız metal ince bir telin(10 cm yeterlidir.) bir ucundan tutarken biz de telin diğer ucunu yavaş yavaş ısıtalım.Arkadaşımıza “Hey arkadaş senin tuttuğun taraf ısındı mı?” diye soralım.(Muhtemelen bir müddet sonra eli yanıp teli bırakacaktır.)
Sonucumuz:Isı ,metal telde iletim yoluyla yayılır.
Şimdi de bir beher içerisinde bulunan kaynar suyun içine biri tahta diğeri metal iki kaşık koyalım.Bir süre sonra kaşıkların saplarından tutup ısınma farkını hissedelim.Gözlemlerimizi anlatalım.
Soru: Hangi maddeden yapılmış kaşık ısıyı daha kolay iletti?
Bu da soru mu elbette metal kaşık diyeceksiniz.
*Aynı deneyi cam,plastik,vb. maddelerden yapılmış çubuklarla tekrarlayıp gözlemlerimizi yazalım.
Bilgi: Isıyı iyi ileten demir,bakır gibi maddelere ısı iletkeni,iyi iletmeyen tahta gibi maddelere de ısı yalıtkanı denir.
İyi ısı iletkenlerine örnekler : Demir,bakır,alüminyum,…



İyi ısı yalıtkanlarına örnekler :

 


cam yünü  asbest çift camlı plastik köpük  pencere (strafor)

 


:::ISININ IŞIMA YOLUYLA YAYILMASI:::
***Soğuk bir kış gününde, güneş altında kalan bir otonun camları ve kaportası soğuk iken içinin nasıl ısındığı tartışacaksınız.Öğretmeninizin kılavuzluğunda, oto içindeki havanın camdan veya metal kaportadan ısı iletimi ile ısınmış olamayacağı, öyle olsaydı otonun dışının da sıcak olması gerektiği sonucunu çıkarabilirsiniz. Buradan, oto içindeki havaya doğrudan temas olmadan ısı aktarılmış olacağı sonucuna varılır.

 

 

Soru:“Oto içine güneş girmeseydi, güneş altında kalan otonun içi aynı şekilde ısınır mıydı?”
Açıklama: Bu soruya cevabınız elbette ki hayır olacaktır.
Güney yönünde olan evlerin kuzey yönünde olan evlerden daha sıcak olması tartışılır. Buradan görünür ışınların ısı taşıdığı çıkarımına varılır. Bu şekilde ısı yayılmasının “ışıma ile yayılma” olduğu vurgulanır.


*Isı ışıma yoluyla(görünmez ışınlarla) yayılabilir.
Bilgi: Kışın güneşli günlerde, dışarıda sıcaklık sıfırın altında iken güney yönünde olan ve iyi güneş alan evlerin içinin soba gerektirmeyecek kadar ısınması, ışıma yolu ile ısı yayılmasına iyi bir örnektir.


Soru: Dünya’mız Nasıl Isınır, Neden Soğur?

 


Açıklama:Sevgili öğrenciler, “Dünyayı ısıtan enerji nereden geliyor?” sorusunu tartışacaksınız.Farklı mevsimlerde ve Dünya’nın farklı enlemlerinde ısınmanın farklı olması ile gelen güneş ışınlarının bolluğu ilişkilendirilir.
Öğretmeniniz geceleri gözlenen soğumanın, Dünya’dan uzaya görünmez ışınların yayılması sonucu olduğu vurgulayacaktır.“Dünya’nın soğuması” konusuna; atmosferin sera etkisi, sera gazları, bu gazların miktarca çoğalmasının dünya iklimi üzerindeki uzun vadeli olası etkileri, buna bağlı deniz seviyesinin yükselmesi tehlikesi gibi konuları içine alan bir proje çalışması hazırlamaya ne dersiniz?


Bilgi:Atmosferi olmayan gezegenlerde gündüz-gece arasındaki sıcaklık farkı çok fazladır.

Soru:Neden kışın koyu,yazın açık renkli kıyafet giyeriz?
Açıklama:Yüzeyin açıklığı-koyuluğu ile ısı tutma özelliği arasındaki ilişki “ışın soğurma”, “ışın yutma olayıyla ilgilidir.Açık rekli giysiler ışığın çoğunu yansıtır,yazın açık renkli giysi giyersek serin hissederiz.Koyu renkli giysiler ışığı yutar-soğurur,bizi ısıtır,onun için kışın koyu renkli elbise giyeriz.
Yansıtan Yüzeyler Isıyı da Yansıtır.


Sınıfa getirilen bir termosun hangi amaçla kullanıldığı hatırlandıktan sonra, kapağı açılıp iç yüzeyi inceleyeceksiniz. İç yüzeyin neden ayna gibi parlak tasarlandığı tartışacaksınız. Yansıtan renksiz yüzeylerin ışınları tutmadıkları için ısınmadıkları sonucu çıkarılır.
Açıklama: Yansıtıcı yüzeylerin ısı yalıtımı sağlaması gerçeğinin günlük hayata yansıyan bir uygulaması da ayna cepheli modern binalardır.


:::ISININ KONVEKSİYON(TAŞINMA) YOLUYLA YAYILMASI:::
ETKİNLİK-2 yi yapmaya ne dersiniz?(Evet dediğinizi duyar gibiyim.)

 


Araç-gereçlerimiz:Mürekkep,soğuk su, sıcak su,dar bir cam veya plastik kap,

Dar bir cam veya plastik kaba önce üçte biri dolacak kadar mürekkep katılmış soğuk su, sonra, yavaş yavaş ve yaklaşık aynı hacimde, 50-60 oC’a ısıtılmış mürekkepsiz sıcak su konur. Üstteki suyun soğuyup soğumadığı elle kontrol edilir. Alttaki rengin suyun üst yüzeyine doğru yavaş yavaş hareket ettiği gözlemi vurgulanır. Kabın tamamı karıştırılıp sıcaklık yeniden elle kontrol edilir. Karıştırmanın sıcak ve soğuk su arasındaki ısı alış-verişini hızlandırdığını öğrenciler ifade eder. Karıştırmadan önce ve sonra ısının nasıl yayıldığı öğretmence yönlendirilen bir tartışmaya açılır.
Aynı deney, kaba önce sıcak ve renkli, sonra soğuk ve renksiz su konularak tekrarlanır, soğuk altta, sıcak üstte iken iletimle ısı aktarımının yavaş; sıcak altta soğuk üstte iken kendiliğinden karışma (konveksiyon) gerçekleştiği için bu aktarımın hızlı olduğu sonucunu çıkaracak şekilde, öğretmence yönlendirilen bir beyin fırtınası yapılır. Öğretmen, soğuk suyun sıcak sudan daha yoğun olduğunu hatırlatır. Sıcak su altta iken yoğunluk farkı nedeni ile yukarı hareket ettiğini; bunun konveksiyon olduğunu vurgular. Sıvılarda ve gazlarda karışma ile ısı yayılmasına konveksiyon dendiği vurgulanır.
Bilgi: Su ısındıkça mürekkebin hızlı yayılması, radyatör üzerindeki havanın yükselmesi ile benzer bir olaydır.

BASİT BİR YANARDAĞ YAPALIM


Isınan cisimlerin hacmi büyür. Hacmi büyüyen bu cisimlerin kütlesi değişmediği için yoğunluğu azalır . Dolayısıyla kendisinden az yoğunlukta olan aynı türden cisimlerin üzerine çıkarlar. Cisimlerin yüzmesi , uçan balonun yükselmesi , ısınan havanın tavana doğru yükselmesi , Rüzgar hep bu yoğunluk farkı ile açıklanır.
Biz de bu olaydan faydalanarak sıcak mürekkepli suyun , soğuk su içinde yükselmesi ile bir yanardağ yapalım.
İlk yapmamız gereken iki delikli plastik veya mantar tıpaya şekildeki gibi iki cam boruyu veya damlalığın cam kısmını geçirelim.
Daha sonra tıpayı geçireceğimiz ufak bir şişenin içine 1, 2 damla mürekkep (veya gıda boyası) damlatıp üzerine sıcak su dökelim. Tıpayı kapatalım.
Büyükçe bir şeffaf kaba soğuk su doldurduktan sonda hazırladığımız şişeyi şekildeki gibi suyun içine yerleştirelim.
Şişeden dışarı uzanan borudan aynı bir yanardağ gibi mürekkepli suyun yükseldiğini görürüz. Peki burada ne oldu;
Soğuk su şişenin içine doğru uzanan borudan içeri girecek , dışarı doğru uzanan borudan mürekkepli suyu itecektir. Sıcak mürekkepli suyun yoğunluğu soğuk sudan az olduğundan hemen yüzeye çıkmak isteyecektir.




(Radyatörde ısının konveksiyonla yayılması ,ısınan hava yükseldiği için önce odanın üst kısımları ısınır.)



Dikkat: “Konveksiyon sırasında sıcak (hızlı) moleküllerin yukarıya yönlenmesi, ısının su kütlesi içinde taşınması anlamına gelir.”
Sonucumuz:Sıvılarda ve gazlarda ısının taşıma-karışma yoluyla yayılmasına konveksiyonla yayılma denir.
Toplu Değerlendirme:
Isının yayılması ile ilgili yapılan deneyler hatırlatılır. Öğrenciler, bu deneyleri birbiriyle karşılaştırıp değerlendirerek, ısının iletim, ışıma ve konveksiyon adı verilen üç ayrı yolla yayılabildiği genellemesine ulaşacak şekilde öğretmen kılavuzluğunda beyin fırtınası yaparlar.
Soru:Aşağıdaki şemada boşlukları doldurunuz.

 

 

SERALAR DA NELER OLUYOR?

Bu deneme için bir ayakkabı kutusu, bir duvar termometresi bir parça saydam plastik levha gereklidir.
Güneşli bir havada, açıkta bırakılan termometrenin gösterdiği sıcaklığı bir yere not alın.
Sonra termometreyi ayakkabı kutusu içine koyup kutunun ağzını saydam plastik levha ile iyice kapatın. Yanlardan ve üstten açık bir ye kalmasın. Bunun için ya kutu bir plastik torba içine alın veya plastik parçayı kutuya yapıştırın. Hazırladığın bu kutuyu saydam yüzü güneşe gelecek şekilde bırakıp kutunun içindeki sıcaklığı 15 dakika sonra termometreden okuyun. Kutu içindeki havanın sıcaklığı ile dışarıda ki sıcaklığı karşılaştırın.
Sera güneşe bakan ön tarafı cam ya da plastik olan yapılardır. Güneşten gelen ışınlar havadan ve camdan kolaylıkla geçerek sera içinde bulunan her şeyi ısıtır. Işıyan enerjiden meydana gelen bu camdan dışarı çıkamaz ve sera içinde kalır. Böylece hem bitkiler için gerekli gün ışığı hem de sera içinde yüksek sıcaklık sağlanmış olur.

6.ÜNİTE: MADDE VE ISI
 


Bu ünitenin konu anlatımını Salih Zeki GÖKÇE hazırlamaktadır.


 

 

KONU3) ISI YALITIMI

Anahtar Kelimeler: Yalıtım,yalıtmak,yalıtım malzemesi,…
Yalıtım: Bir maddeyi sıcak veya soğuk tutmak için ısı alış-verişini önleme işlemi.(Örneğin binaların pencerelerine evi sıcak tutmak için çift camlı pencere takılması.)
Yalıtmak: Yalıtım işi.
Yalıtım malzemesi:Yalıtım işinde kullanılan asbest cam yünü,strafor,vs. gibi malzemeler.

:::Yalıtım Nerede Gereklidir?:::

Buzdolabı ve onun bir bölmesi olan buzluk ne işe yarar?Hiç düşündünüz mü?(Şimdi bu da soru mu dediğinizi duyar gibiyim.)Bu soruyu öğretmeninizin kontrolünde sınıfta arkadaşlarınızla tartışabilirsiniz.
Açıklama:Buzdolabı besin maddelerini uzun süre soğuk tutarak bakterilerin üremesini önlemek,besinlerin daha uzun süre saklanmasını sağlamak için icat edilmiş çok faydalı bir makinedir.
Günlük hayatta soğuk tutulması gereken maddeler ile sıcak tutulması gereken maddelerin listesini yapınız.(Örneğin: Çay sıcak tutulmalı,su soğuk tutulmalı gibi.)
Öğretmeniniz size bir maddeyi uzun süre sıcak veya soğuk tutmak için ne yapılabileceğini soracaktır.İşte yalıtım burada karşımıza çıkıyor.

:::Bazen Isının İyi İletilmesi İstenir.:::

Soru: Tencere, tava gibi özellikle ısıyı iyi iletmesi istenen mutfak eşyalarının neden iletken(yani ısıyı iyi ileten) olması gerekir?
“Tencerede ve tavada ısı yalıtkanı kullanılarak yapılan kısımlar nelerdir?”
***Yalıtım yerine iletimin tercih edildiği durumlar da vardır.
İletken özellikli malzemelerin tercih edildiği uygulamalara başka örnekler veriniz.

Açıklama: Pişirme amaçlı kap kacak seçiminde iyi ısı iletme özelliği aranan tek özellik olmayabilir. Toprak kapların pişirme amacı ile kullanılması, bir bakıma fırının yüksek sıcaklığına dayanım, bir bakıma da ısıyı yavaş ve düzgün iletmenin pişme kalitesine getireceği katkı içindir. Bu konuyu öğretmeninizin öncülüğünde tartışabilirsiniz.

:::İyi Yalıtkanlar:::


Yaygın ısı yalıtım malzemesi olarak plastik köpük(strafor), ahşap, asbest, volkan tüfleri, katran, fosfatlar, cam yünü, silikon yünü vb. maddeler kullanılır.

İnşaat duvarlarında, pencerelerde, tavanlarda, su depolarında, buhar borularında, kısa süreli gıda paketlerinde ve soğuk hava depolarında hangi yalıtım malzemelerinin kullanıldığını tartışacaksınız.Tartışma sırasında, farklı yalıtım malzemelerinin kullanım ömrü, yanma özelliği, yoğunluğu ile ilgili bilgileri içeren, kitapta verilmiş çizelge kullanacaksınız.Öğretmeniniz eksik olan bilgilerinizi tamamlayacak.

*Değişik yalıtım uygulamalarında ısının hangi yönden hangi yöne geçişinin engellendiğini düşünün.(Örneğin; Çift camlı pencere ısının evin içinden dışa geçmesini engeller.)

Soru: “Dondurmanın nakli, fırınların, bahçedeki su deposunun yalıtımı için hangi malzeme seçilir, neden?”

Bilgi:Yaygın ısı yalıtım malzemelerinin kolay tutuşmama ve ısıya ve yanmaya dayanıklı olma gibi özellikleri vardır.

:::İyi Yalıtım Tasarruf Sağlar:::
Kışın ısıtılan veya yazın soğutulan bir mesken veya büroda, yalıtma olmazsa, ısıtma veya soğutma giderleri artar mı?
Elbette artar.Çünkü enerji kaybı olacaktır.

Açıklama: İyi yalıtım ; çatı, kapı, pencere ve buhar iletim borularında ekonomik yönden bize kazanç sağlar.Yalıtım iyi olursa ısı enerjisi kaybı olur.Daha az soba veya kalorifer kullanırız.Ekonomimiz rahatlar.


SLOGAN BULDUM! Yalıtımını iyi yap paran cebinde kalsın.
(Siz de bu konuyla ilgili slogan üretin.)

::::::::::Etkinlik-1::::::::::
Kavram Haritası Oluşturma (Isının İletimi)
A- Aşağıdaki kavramları ve kavramlar arası ilişkileri içeren ve başlangıç cümlesi verilen metni tamamlayınız.
Kavramlar : Işıma Konveksiyon İletim Isı
Katı Sıvı Gaz

Isının çeşitli yollarla yayıldığını fark ettim…………………………………………………………………………………………. .……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..

B- Daha sonra oluşturduğunuz metni kavram haritasına dönüştürünüz.

::::::::::Etkinlik-2::::::::::
Isı Akışını Yavaşlatalım!
Bazen ısı akışını yavaşlatmaya çalışırız. Örneğin; kış aylarında evimizde ısı kaybı istemeyiz ve bunun için çeşitli önlemler alırız. Bazı maddeler ısı alış-verişini yavaşlatır (ısı yalıtkanları).
Bu bilgilerden yararlanarak boyutu belirli olan buz küplerinin erimesini engellemek için bir proje çalışması yapınız.
Çalışmaya başlamadan önce aşağıdaki soruları cevaplamaya çalışınız.
Elimizde bulunan bir kâse buzun erimeden kalması için ne yapabilirsin?
Olabildiği kadar uzun bir süre buzu buz olarak koruyabilir misin?
Soğuk hava depolarında sıcaklık nasıl değişmeden kalır?
Gıda maddelerini taşımak için kullanılan araçlardaki yalıtım sistemi nasıl çalışır?
Pikniğe gittiğinizde suyu soğuk olarak saklayabilmek için ne kullanmayı önerirsiniz?
Çalışma : Öğrenciler bu projede seçecekleri malzemelerle buzun buz halini korumak için neler yapabilecekleri ve ne kadar süre buz olarak koruyabilecekleri konusunda bir çalışma planı yaparak hazırladıkları tasarımı uygularlar.
Not: Bu çalışmada önemli olan öğrenci/ öğrenci gruplarının kullanacakları buz küpünün boyutlarının aynı olmasıdır. Öğrenci / öğrenci gruplarının yaptıkları projelerde belirledikleri süre sonunda buzların ne kadar büyüklükte kaldığı tespit edilir.

Önerilen malzemeler:
Gazete kağıdı, strafor (plastik köpük), plastik poşet, talaş, pamuk, kumaş, yün, vb.
 

7.ÜNİTE: IŞIK VE SES


 


Işık Madde ile Karşılaşınca Ne Olur?

 

 

 

 

 

 


 

Çeşitli Yüzeylerde Yansıma

 

 

 

 

 

 

 

 

Aynalar ve Kullanım Alanları

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

Ses Madde ile Karşılaşınca Ne Olur?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Ses Oyunu:Yankı

 

 

 

 



 

 

 

Sesin Soğurulması

 

 

 

 

 

 

KONU:1) IŞIK MADDE İLE KARŞILAŞINCA NE OLUR?


Bu ünitenin konu anlatımını Salih Zeki GÖKÇE hazırlamaktadır.






Anahtar kelimeler…ışık,madde, yansıma…

Işık: ?
Madde: ?
Yansıma: ?


Konunun başlangıcında öğretmeniniz aşağıdaki soruları düşünmenizi isteyebilir:
Işık madde ile etkileştiğinde neler olabilir?
Işığın görmedeki rolü nedir?
Bazı cisimler neden parlak görünür?
Işık nasıl yayılıyor?
Işığın yayılması nasıl gösterilir?
Not: Öğretmeniniz ışıkla ilgili daha önce öğrendiğiniz bilgileri hatırlamanızı isteyecektir.
ETKİNLİK: Isı Madde İle Etkileşiyor.
“Işığın önüne bir cisim konulduğunda neler olabilir?” sorusuna yapacağımız bir deneyle cevap arayacağız.
Araç-gereçlerimiz:


 

 

 


Kâğıtlar(teksir, kuşe) Alüminyum folyo Karbon kağıdı Pencere camı

El feneri Kumaş parçası Düz ayna Metal kaşık

Öğrenciler, “Işığın önüne bir cisim konulduğunda neler olabilir?” sorusuna yapacakları deneylerle cevap arar. Bunun için bir el fenerinden gelen ışık ile sınıfa getirdikleri çeşitli cisimlerin (saman kâğıdı, kuşe kâğıt, pencere camı, CD, düz ayna, karbon kâğıdı, alüminyum folyo, metal kaşık, kumaş parçası, cilâlı tahta blok vb.) etkileşimlerini gözlemler. Gözlemlerini kaydeder. Gözlem sonuçlarına göre bu etkileşimleri ışık, cisimden geçer, geçemez, yansır vb. kelimelerle betimler. Deneyde kullandığı cisimleri ışıkla etkileşim şekillerine göre sınıflandırır(ışığı geçiren-geçirmeyen gibi)

ETKİNLİK: Işığı Yönlendirelim.
Öğrenciler, bir düz ayna kullanarak güneş veya sınıftaki herhangi bir ışık kaynağının ışığını, istenen hedefe doğru yönlendirir. Örneğin; bir hedef tahtası hazırlayarak hedefi, yansıtılan ışık demetiyle aydınlatmaya çalışır. Hedefi aydınlattıktan sonra gelen ve yansıyan ışınların izlediği yolu tahmin eder. Öğrenciler, ışığın gelme ve yansıma doğrultularını ip kullanarak gösterir. Gelme ve yansıma doğrultuları ile ilgili tahminlerini gözlem yaparak test eder.

Bilgi: Işık madde ile etkileşince ona çarpıp yansıyabilir. Böylece cisimleri görürüz. Karanlık ortam da ışık maddeye çarpıp yansımadığı için cisimleri göremiyoruz.

 


Soru: Ay, bir ışık kaynağı olmamasına rağmen gece gökyüzünde neden görünür?
Çünkü ay, güneşten gelen ışığı dünyaya yansıtıyor. Böylece ayı görüyoruz.

(Uyarı: Bazı öğrenciler, ışığın gözden çıkıp cisimlere çarptığını ve böylece görme olayının gerçekleştiğini düşünebilir. Bu yanlış bir bilgidir.)

ETKİNLİK: Sihirli Tozlar
Öğrenciler, karton bir ayakkabı kutusunun iki kenarına karşılıklı iki delik açar. Kutunun üst kapağına da bir gözetleme yeri açarlar. Bir el feneriyle veya oyuncak lazer ile, kenarlardaki deliklerin birinden kutunun içine ışık tutarlar. Gözetleme yerinden bakarak ışığın kutunun içinde izlediği yolu görmeye çalışırlar. “Işık diğer delikten çıktığı hâlde neden kutunun içinden geçen bir ışık demeti gözlemlenemedi?” sorusuna tartışarak cevap ararlar. Daha sonra tebeşir veya un kullanarak kutunun içinde tozlu bir ortam oluştururlar ve deneyin birinci kısmındaki gibi kutunun içinden geçen ışık demetini gözlemlemeye çalışırlar. İki gözlemdeki farklılığın nedenlerini tartışırlar. Işık demetini, ışığın toz zerrelerinden yansıması sayesinde görebildikleri sonucuna ulaşırlar. Elbiselerini önce güneşli sonra gölge bir yerde çırparak gözlem yaparlar. Gözlem sonuçlarını ışığın yansımasıyla ilişkilendirerek karşılaştırırlar.

ETKİNLİK: Işık Kaynağı Değil Ama Görebiliyoruz
Öğrenciler, “Karanlık ortamda göremediğimiz bir cismi neden aydınlık ortamda görebiliyoruz?” sorusuna cevap arar. Öğrenciler, ışık kaynağı olmayan bir cismin ve ışık kaynağının bulunduğu bir ortamın resmini inceler, ışık ışınlarının gözlemcinin gözüne gelmeden önce izlediği yolları tahmin ederler. Tahminlerini, yansıyan ışık ışınlarını çizerek gösterirler. Tahminlerini gözlemleriyle ilişkilendirerek ışık kaynağı olmayan cisimlerin görülebilme nedenini ışığın yansımasıyla açıklarlar.

 

 


Düzlem aynaya gelen ve yansıyan ışınlar görülüyor.

ETKİNLİK: Yansımanın da Kuralı Var.
Öğrenciler, bir el fenerinin veya bir ışık kaynağının önüne tek bir yerinden ince çizgi hâlinde kesilmiş bir karton yerleştirerek bir ışık demeti elde ederler. Kareli defter kâğıdını masanın üzerine yerleştirirler. Sonra bir düzlem aynayı, masaya dik olacak şekilde -kâğıdın üzerindeki çizgilerden birinin üzerine- yerleştirirler. Işık demetini masa üzerindeki kâğıdı teğet geçecek şekilde düzlem ayna üzerine çeşitli açılarla gönderirler. Aynadan yansıyan ışık demetinin de kâğıdı teğet geçtiğini gözlemlerler. Buradan gelen ve yansıyan ışınların aynı kâğıt düzleminde olduğunu (yansımanın birinci yasasını) keşfederler. Düzlem aynaya gelen ve aynadan yansıyan ışınların normalle (kareli kâğıt üzerindeki aynaya dik çizgilerden biri olabilir) yaptığı açıları, öğretmenlerinin yardımıyla açı ölçer ile ölçerler, ölçümlerini hazırladıkları veri tablosuna kaydederler. Tablodaki verileri yorumlayarak yansımanın ikinci yasasını keşfederler. Öğretmen yansıma yasalarının sadece düz yüzeylerde değil, eğri yüzeylerde de geçerli olduğunu vurgular.




Bilgi: Düzlem aynada ışığın yansıması Normalle eşit açı yapacak şekildedir. Yüzey normali ışığın aynaya çarptığı noktadan ayna düzlemine dik olarak çizilir. Gelen ışığın normalle yaptığı açı gelme açısı (i), yansıyan ışığın normalle yaptığı açı yansıma açısıdır (r). Gelme açısı yansıma açısına eşittir.


 

Temel der ki: Ha uşaklar, ben bu konuyi biraz anladum, umarum siz de anlamişsinuzdur.
***Düz yüzeylerde yansımayı açıklayan bir poster hazırlayabilirsiniz.

 

Aynaların kullanım alanları


Tümsek aynalar, seyahat otobüslerinde dikiz aynası olarak yaygın kullanılma alanı bulmaktadır. Teleskop imalinde de kullanılır. Tepe noktası delinmiş tümsek aynalar ise kulak, burun, boğaz boşluklarını incelemede kullanılır. Bu tür aynalar ile yapılan incelemeler başarılı neticeler verir. Çukur aynalar ise mikroskoplarda ve tuvalet aynası olarak kullanılır
Panayır yerlerinde ve fuarlarda eğlence maksadıyla parabolik aynalar kullanılır

 

Aynanın Tarihi ve Aynalar

Çatalhöyük’te bulunan obsidiyen aynaların tarihi İÖ 6000 yılına kadar uzanmaktadır. Eski Mısır’da 2900, İndus’ta 2800, Çin’de 1500 yıllık metal aynalar bulunmuştur. Cam ayna Fenikeliler tarafından bulunmuşsa da, 13. yüzyıla kadar Avrupa’ya girmemiş ve modern zamanlara kadar yaygınlaşmamıştır.
Aynaya Uygurlar közgü demişlerdi; Anadolu ağızlarında da şu adlar verilir: bakanak, bakar, bakbakı, gözgeç, gözgör, gözünke, kılıklık, yüzgörgü, yüzgörgüsü…
17. yüzyılda Osmanlı dünyasında aynalı köşk ve kasrlar yaptırmak moda olmuştu. 18. yüzyılda boy aynaları halen krallar arasında hediye edilebilecek değerdeydi.
Tuvalet masaları, banyo ve hollerde, konsol üstlerindeki aynalardan başka masa aynaları, kadın çantasının değişmez eşyası el aynaları veya arkası kuş ve horozlu cep aynaları evlerde, üstümüzde, dikiz aynaları arabalarda bize bakıyor.
ışığı yansıtarak karşısındaki nesnenin görüntüsünü veren parlak yüzeylere ayna diyoruz. Yüzyıllarca önce (17.yüzyıla kadar), yüzeyi iyice parlatılmış düz metal levhalardan yapılan aynalar, daha sonraları yerlerini bir yüzü çok ince bir metal katmanıyla kaplanmış cam levhalara bıraktılar. Sır adı verilen bu metal kaplama, aynanın ışığı yansıtarak görüntü vermesini sağlar.
Ayna yapımında Venedikliler'in kullandığı yöntem özetle şöyleydi; İnce bir kalay yaprak düz bir şekilde yayılır, üstü cıva ile kaplanır. Cıvanın fazlası sıkıştırılarak alındıktan sonra, üstüne bir kâğıt ve onun da üstüne bir cam levha konur. Şimdi sıra aradaki kâğıdın yavaşça çekilip alınmasına gelmiştir. Bu sırada kalay ve cıva bir amalgam oluşturarak camın alt yüzeyini kaplar. Şimdi tek yapılacak şey camın arkasına sırı koruyacak bir sırt geçirilmesinden ibarettir.Günümüzden yalnızca üç yüzyıl öncesine kadar Venedik Cumhuriyeti, Avrupa'da cam eşya ve özellikle de ayna yapımının gizine sahip tek ülkeydi. Venedikliler bu sırrı büyük bir özenle saklıyorlardı.

Ayna ve cam eşya fabrikalarını Murano adasında kurmuşlardı ve bu adaya camcı ustalarından başkasının girmesine de izin vermiyorlardı.
AYNALAR N A S I L? Aynalar Fonograf Venediklilerin sırrıKolayca şekil verilip cilalanabilmeleri, böylelikle pürüzsüz hale getirilebilmeleri ve dayanıklı olmaları nedeniyle metaller, ayna yapımında çok eskiden beri kullanılırdı. Milattan önceki zamanlarda Mısırlılar, Etrüskler, Yunanlılar ve Romalılar'ın bronz el aynaları kullandığı bilinmektedir. Daha değerli olanları ise gümüşten yapılırdı. Çok eskiden metalle kaplanmış cam aynaların kullanıldığına dair kayıtlara da rastlanmaktadır. Fakat bu yöntem o zamanlar yaygınlaşmamıştır.Venedikliler'in kullandığı yöntem, 19. Yüzyılda yerini yeni bir yönteme bırakmıştır. Alman kimyacı Justus von Liebig (1803-1873), camın üzerine bir çözeltiyle gümüş kaplama yöntemini bulmuş, bu yöntem günümüzde bile günlük amaçlar için kullanılan aynaların üretiminde uygulanmaya başlanmıştır. Yumuşak gümüş tabakasının çizilmemesi için bakır sülfat gibi maddelerle kaplama ve boyama işlemleri yapılmaktadır.Bilimsel çalışmalarda kullanılan aynalarda ise, camın ışığın bir bölümünü soğurmasını önlemek amacıyla ön yüzler de gümüşlenir.
Öte yandan modern teleskoplarda kullanılan aynalarda çok daha özel yöntemlere başvurulur. Ayrıca belirli aralıklarla aynalar tekrar tekrar kaplanır. Bu nedenle her büyük teleskopun yanında kaplama tesisi de bulunmaktadır.
Bu sırrı Fransızlar, adadan zorla kaçırdıkları dört usta sayesinde öğrendiler ve bundan sonra ayna yapımı bir giz olmaktan çıkmaya başladı.
Ayna (yansıma)

AynaAyna, ışığın % 100'e yakın bir kısmını düzgün olarak yansıtan cilalı yüzey. Metal yüzeylerin parlatılmasıyla ilk ayna elde edilmiştir. Daha sonraları ise, cam levhaların bir yüzeyleri civa amalgamaları ile kaplanarak, ayna elde edilmiştir. Günümüzde ise, genellikle cam levhaların bir yüzü, ince bir gümüş tabakası ile sırlanarak elde edilir. Bazan gümüş yerine alüminyum, altın, hatta platin dahi kullanılır. Alüminyum sırlı aynalar, dalga boyu 0,4 mikrondan küçük olan morötesi ışınları da yansıtırlar. Aynalar; düz, küresel ve parabolik diye üç gruba ayrılırlar.

Tarihçe ve yapım tekniği Yüzyıllarca önce (17.yüzyıla kadar), yüzeyi iyice parlatılmış düz metal levhalardan yapılan aynalar, daha sonraları yerlerini bir yüzü çok ince bir metal katmanıyla kaplanmış cam levhalara bıraktılar. Sır adı verilen bu metal kaplama, aynanın ışığı yansıtarak görüntü vermesini sağlar. Kolayca şekil verilip cilalanabilmeleri, böylelikle pürüzsüz hale getirilebilmeleri ve dayanıklı olmaları nedeniyle metaller, ayna yapımında çok eskiden beri kullanılırdı. Milattan önceki zamanlarda Mısırlılar, Etrüskler, Yunanlılar ve Romalılar'ın bronz el aynaları kullandığı bilinmektedir. Daha değerli olanları ise gümüşten yapılırdı. Çok eskiden metalle kaplanmış cam aynaların kullanıldığına dair kayıtlara da rastlanmaktadır. Fakat bu yöntem o zamanlar yaygınlaşmamıştır.

Günümüzden yalnızca üç yüzyıl öncesine kadar Venedik Cumhuriyeti, Avrupa'da cam eşya ve özellikle de ayna yapımının gizine sahip tek ülkeydi. Venedikliler bu sırrı büyük bir özenle saklıyorlardı. Ayna ve cam eşya fabrikalarını Murano adasında kurmuşlardı ve bu adaya camcı ustalarından başkasının girmesine de izin vermiyorlardı. Bu sırrı Fransızlar, adadan zorla kaçırdıkları dört usta sayesinde öğrendiler ve bundan sonra ayna yapımı bir giz olmaktan çıkmaya başladı.

Ayna yapımında Venedikliler'in kullandığı yöntem özetle şöyleydi; İnce bir kalay yaprak düz bir şekilde yayılır, üstü cıva ile kaplanır. Cıvanın fazlası sıkıştırılarak alındıktan sonra, üstüne bir kâğıt ve onun da üstüne bir cam levha konur. Şimdi sıra aradaki kâğıdın yavaşça çekilip alınmasına gelmiştir. Bu sırada kalay ve cıva bir amalgam oluşturarak camın alt yüzeyini kaplar. Şimdi tek yapılacak şey camın arkasına sırı koruyacak bir sırt geçirilmesinden ibarettir.

Venedikliler'in kullandığı yöntem, 19. Yüzyılda yerini yeni bir yönteme bırakmıştır. Alman kimyacı Justus von Liebig (1803-1873), camın üzerine bir çözeltiyle gümüş kaplama yöntemini bulmuş, bu yöntem günümüzde bile günlük amaçlar için kullanılan aynaların üretiminde uygulanmaya başlanmıştır. Yumuşak gümüş tabakasının çizilmemesi için bakır sülfat gibi maddelerle kaplama ve boyama işlemleri yapılmaktadır.

Bilimsel çalışmalarda kullanılan aynalarda ise, camın ışığın bir bölümünü soğurmasını önlemek amacıyla ön yüzler de gümüşlenir.

Düz aynalar Bir cismin veya noktanın düz bir aynada görünen şekline görüntü denir. Düzlem aynada görüntü, cismin tam simetriğidir. Yani cisim ve görüntünün, aynaya uzaklıkları ve boyları birbirine eşittir. Görüntü gerçek değildir, zahiridir(gerçek olmayan). Çünkü, aynanın içinde imiş gibi görünür. Zahiri görüntüyü bir ekran üzerine düşürmek mümkün değildir.yani mümkündür yani degıldır salla işte ayna ayna dır.bir ozellıgıde duz aynanın duzz olsudur adı ustunde duz ayna


Küresel aynalar Yansıtıcı yüzeyi, küre kapağı şeklinde olan aynalardır. Yansıtıcı yüzey, küre kapağının iç yüzeyi ise bu aynalara çukur, konkav veya iç bükey aynalar denir. Yansıtıcı yüzey, küre kapağının dış yüzeyi ise böyle aynalara tümsek, konveks veya dış bükey aynalar denir.

Küresel yüzeyin merkezinden geçen eksene asal eksen veya optik eksen denir. Asal eksenin aynayı kestiği noktaya tepe noktası, tepe noktası ile merkezin tam ortasına da odak noktası adı verilir. Asal eksene paralel olarak gelen ışınlar, yansıdıktan sonra odaktan geçerler. Odaktan geçerek gelen ışınlar ise asal eksene paralel olarak yansırlar. Merkezden geçen ışınlar aynı yoldan geriye yansırlar. Tepe noktasına gelen ışınlar ise asal eksen ile meydana getirdiği açı kadar diğer tarafta açı yaparak yansırlar.

Çukur aynada, merkezin dış tarafındaki bir cismin görüntüsü, merkez ile odak arasında cisimden küçük, ters ve gerçek bir görüntüdür. Cisim merkezyken görüntüsü de merkezde ters, gerçek ve boyu cismin boyuna eşittir. Cisim merkezle odak arasındayken görüntü merkezin dışında ters, gerçek ve cisimden büyüktür. Cisim odak ile ayna arasında ise, görüntüsü aynanın arkasında düz, zahiri ve cisimden büyüktür.

Tümsek aynanın önünde bulunan bir cismin görüntüsü ise, daima odak ile ayna arasında, cisimden küçük, düz ve zahiridir. Cisim, aynanın tepe noktasına geldiği zaman, görüntünün boyu cismin boyuna eşit olur.

Aynalarda ışıkların yansıması kanunlarını bulan, İbn-i Heysem'dir.


Kullanıldığı yerler Tümsek aynalar, seyahat otobüslerinde dikiz aynası olarak yaygın kullanılma alanı bulmaktadır. Teleskop imalinde de kullanılır. Tepe noktası delinmiş tümsek aynalar ise kulak, burun, boğaz boşluklarını incelemede kullanılır. Bu tür aynalar ile yapılan incelemeler başarılı neticeler verir. Çukur aynalar ise mikroskoplarda ve tuvalet aynası olarak kullanılır.

 

 

 

 KONU:1)KAYAÇLARI SINIFLANDIRALIM

 

Anahtar kelimeler…kayaç,kayaç döngüsü,maden …

Kayaç: Mineral ve taş parçacığı topluluklarına verilen ad.

Kayaç döngüsü: Farklı kayaçların zaman içinde birbirine dönüşmesi

Maden: Kıymetli kayaç ve mineraller.

Bilgi: Kayaçlar magmatik,başkalaşım ve tortul kayaçlar olmak üzere üç grupta incelenir.

 Not: Öğretmeniniz kayaçlarla ilgili daha önce öğrendiğiniz bilgileri hatırlamanızı isteyecektir.

Konuyu kolay anlamanız için yapılabilecek etkinlikler :

* Sınıfa çeşitli kayaç örnekleri getirebilirsiniz.

* Kayaç çeşitleri ile ilgili poster hazırlayabilirsiniz.

* Konu ile ilgili araştırma yaparak sunu şeklinde sınıfta sunabilirsiniz.

MAGMATİK KAYAÇLAR :Magmanın yükselerek yer kabuğunun içerisine girmesi ve yer kabuğunun derinliklerinde, yeryüzüne yakın veya yeryüzünde soğuyarak katılaşması sonucu oluşan kayaçlardır.

Magmanın soğuması ve katılaşması derinlerde meydana gelirse ortaya çıkan kayaçlara plütonik kayaçlar(derinlik kayaçları) denir(örnek: granit).

 Bu soğuma ve katılaşma yüzeyde meydana gelirse volkanik(yüzey) kayaçları(örnek: andezit,bazalt),

Derinlik kayaçları ile volkanik kayaçlar arasında bir geçiş safhasında oluşmuşsa yarı derinlik(damar) kayaçları denir(örnek: diyabaz).

TORTUL KAYAÇLAR: Genellikle katmanlıdırlar ve çoğu kez fosil içerirler.Kökenlerine ve oluşum ortamlarına göre, kırıntılı, organik ve kimyasal olmak üzere üçe ayrılırlar. Kırıntılı tortul kayaçlar, aşınma, taşınma ve çökelme süreçlerinden geçerek oluşurlar(örnek: kumtaşı).

 Organik tortul kayaçlar, algler, süngerler ve mercanlar gibi taş yapan organizmalardan veya bunların irili-ufaklı parçalarından, kırıntılarından oluşan kayaçlardır. Organizmaların katı olan kısımları burada taşlaşmış, fosil haline gelmişlerdir(örnek: radyolarit).

 Kimyasal tortul kayaçlar, doygun eriyiklerin çökelmesi ve tuzlu suların buharlaşması sonucu meydana gelen tortulardır(örnek: traverten).

METAMORFİK KAYAÇLAR(BAŞKALAŞIM KAYAÇLARI): Başka kayaçların altında kalan kayaçların değişime uğramasıyla oluşan kayaçlardır

KONU:2) MADENLER VE TEKNOLOJİ

 



Anahtar kelimeler… MADEN, TEKNOLOJİ…

Maden: Kıymetli kayaç ve mineraller.
Konuyu kolay anlamanız için yapılabilecek etkinlikler :
* Sınıfa çeşitli maden örnekleri getirebilirsiniz.
* Madenlerle ilgili poster hazırlayabilirsiniz.
* Konu ile ilgili araştırma yaparak sunu şeklinde sınıfta sunabilirsiniz.





Yukarıdaki resimlerde kömür,altın-gümüş,kükürt ve bakır madenleri görülüyor.

Siz de öğretmeniniz yardımıyla kendinize madenler seçip bunlarla ilgili araştırmalar yapıp sınıfta sunacaksınız.
Evinizde madenlerle yapılan hangi aletleri ve hangi takıları kullanıyorsunuz?
Tencere,tava,buzdolabı,bilezik,sıra ,masa, gümüş takımları,çivi,pense,çatal,kaşık, vs gibi sayısız eşyamızın yapımında madenler kullanılır.
*** MADENLER TEKNOLOJİDE BÜYÜK ÖNEME SAHİPTİR.
*** HAMMADDE OLARAK KULLANILIRLAR.

Sanayide otomobil yapımında,silah sanayisinde,teknolojik elektronik aletlerin yapımında madenler sıklıkla kullanılmaktadır.

Örnek: Bazı madenler ve teknolojide kullanıldığı yerleri bulalım.

Altın ,Gümüş - TAKI SANAYİSİNDE
Bakır,alüminyum - EŞYA VE ELEKTRİK SANAYİSİNDE.
Silisyum - …………………………………….
Civa -………………………………………
Bor -………………………………….

Not: Bor madeni ülkemizde bol bulunmaktadır.Dünya Bor madenlerinin yarısından çoğu ülkemiz topraklarındadır.
Bu mineralin ülkemiz için önemini kullanıldığı yerleri araştırabilirsiniz.

Aşağıda Bor (değişik yarlerde çıkarılan) madenlerini görüyorsunuz.).

 

KONU:3) GEÇMİŞ HAKKINDA BİZE REHBERLİK EDEN FOSİLLER

Bu ünitenin konu anlatımını Salih Zeki GÖKÇE hazırlamaktadır.



Fosil: Tortul kayaçlar içinde uzun yıllar kalan canlı atıkları.
Paleontoloji: Fosillerle ilgili incelemeler yapan bilim dalı.
Konuyu kolay anlamanız için yapılabilecek etkinlikler :
* Fosillerle ilgili poster hazırlayabilirsiniz.
* Konu ile ilgili araştırma yaparak sunu şeklinde sınıfta sunabilirsiniz.

 


Yukarıdaki fosil resimlerini inceleyiniz.

Yukarıdakiler nelere benziyor?Tahmin edelim. Gördükleriniz milyonlarca önce yaşamış olan canlılara ait fosil resimleridir.
Siz de sınıfınıza bulduğunuz resimleri getirebilirsiniz.
Soru: Acaba fosiller nasıl ve nerede ne kadar zamanda oluşuyorlar?
• Fosiller tortul kayaçlar içerisinde çok uzun bir zamanda oluşurlar.
• Eski zamanlardan kalma canlı kalıntıları (kemik, iskelet, kabuk, yaprak vb.), gövde kalıpları veya izleri fosil olarak nitelendirilir.
• Kayaç içinde gözle görünemeyecek kadar küçük olan fosiller de bulunabilir.
ETKİNLİK-1
FOSİLLERİ TANIYALIM

Öğrenciler, sınıfa çeşitli fosil resimleri getirir.
Fosilleşmenin nasıl gerçekleştiği ve nelerin fosil olarak nitelendirilebileceği konusunda farklı kaynaklardan (ansiklopedi, kütüphane, internet vb.) yararlanarak araştırma yapar ve sonuçlarını çeşitli şekillerde sunar ve tartışırlar.

Öğrenciler, edindikleri çeşitli hayvan kabuklarını (midye, salyangoz vb.) ve bitki artıklarını sınıfa getirir. Bunların neden fosil olarak nitelendirilemeyeceği konusu etrafında bir tartışma başlatılarak fosilleşmenin oluşumu üzerinde durulur. Getirilen materyallerin gelecekte fosil olup olamayacağı konusunda bir beyin fırtınası yapılır.

***Fosilleri inceleyen bilim dalına paleontoloji , bu işle uğraşanlara ise paleontolog adı verilir.
İlerde kim bilir ne fosiller bulunacak,bu işle uğraşmak oldukça eğlenceli ve bilgilendirici olsa gerek değil mi?
Biliyor musunuz?


Bizim Temel diyor ki:
-Habu fosiller canlularun yaşlaruni belurlemede kullanıliy biliy misinuz?
Hatta taşların kayaçların yaşları da içindeki fosilin yaşına bakılarak hesaplanıyor.
Polisler suçluların öldürdüğü kişilerin ne zaman öldürüldüğünü üzerindeki canlı artıklarını inceleyerek yeni bir yöntemle bulabiliyorlar.
Araştırma:
Geçmişe ilişkin bilgi edinmede fosillerden nasıl yararlanılır?Örneklerle açıklamanız konuyu anlamanızı kolaylaştıracaktır.
Çevrenizde fosil bilimiyle uğraşan kazı yapan kişiler tanıyor musunuz?Üniversitesi bulunan bir şehirdeyseniz bu konunun uzmanı bir öğretim elemanıyla sesli röportaj yapıp gazeteci yönünüzü ortaya çıkarmaya ne dersiniz?


Fosillerden yakıt olarak da faydalanırız. Örneğin petrol,kömür,doğalgaz fosil yakıtlar olup günümüzdeki enerji ihtiyacının çoğunu karşılıyor.
ETKİNLİK-2
FOSİL YAPALIM

Öğrenciler sınıfa deniz kabuğu, kurumuş bir ağaç dalı, büyük bir böcek ölüsü (çekirge gibi), ceviz, çam kozalağı gibi örnekler getirirler. Daha sonra öğrenciler gruplara ayrılır ve her grup bir örnek seçer. Gruplar kilden hamur kıvamında bir çamur yapar ve seçtiği bu örneği çamura bastırıp dikkatlice kaldırır ve çamurda oluşan izi, büyüteçle incelerler. Gruplar daha sonra küçük bir kâsede 4-5 kaşık alçı tozunu birkaç kaşık suyla karıştırır. Karışım uygun kıvama geldiğinde çamurun üstüne döküp katılaşmasını beklerler. Katılaştıktan sonra dikkatlice kalıptan çıkarıp büyüteçle incelerler. Öğrenciler, gözlem sonuçlarına dayanarak fosillerin oluşum süreci ve canlıların tanımlanmasındaki rolü hakkında tartışırlar.
ETKİNLİK-3
AH ŞU FOSİLLERİN DİLİ OLSA DA KONUŞSA!

Öğrenciler, fosillerden nasıl yararlanıldığını çeşitli kaynaklardan (ansiklopediler, kütüphane, internet, varsa video-CD vb.) araştırır. Araştırma sonuçlarını farklı şekillerde (poster, sunu vb.) sunar ve tartışırlar.
Öğretmen rehberliğinde fosillerin eski yaşam ortamları hakkında bilgi verdikleri ve paleontologların bu konularda araştırma yaptıkları bilgisi verilerek tartışma yönlendirilir. Fosillerin içinde bulunduğu kayacın yaşı hakkında fikir verebileceği belirtilir. Bu konu hakkında öğrencilere bir proje hazırlatılabilir.
Daha sonra öğrenciler, fosilleşmenin özel bir hali olan fosil yakıtların teknolojiye katkıları (fosil yakıtlarla çalışan motorların geliştirilmesi, otomotiv sanayi, bu yakıtlarla çalışan fabrikalar, elektrik santralleri vb.) konusunda tartışır.
Sevgili öğrenciler, yukarıdaki etkinlikleri öğretmeninizin yönlendirmesiyle yaparak konuyu rahatlıkla kavrayacaksınız.