Miniklerin Yemek Keyfi


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sevgili Arkadaşımız

Dr. Nüvis Kaya Tataroğlu'nun kitabımıza önsözü:

GÜNEY'in doktoru olma ayrıcalığıyla, bu eseri sizlerden önce okuduğum için, çok çarpıcı bulduğum üç noktayı belirtmek istiyorum. Bu kitap bebek ve çocuk beslenmesinin hem psikolojik yönünü, hem fizyolojik yönünü, hem de besinlerin hazırlanma aşamasını incelemektedir. Bunların tümü bir Çocuk Hekiminin bebek izlemi sırasında en çok zorlandığı durumlardır. Bir yanda geleneksel inanışlar, diğer yanda çevre baskısı ile en doğruyu yapmaya çabalayan anne-baba bile şaşkınlaşmaktadır. Toplumumuzda hala kilolu bebeğin sağlıklı olduğu inanışının sürmesi, annenin çocuk büyütme konusundaki yeterliliğinin çocuğun tartısı ile ölçülür olması sevgili annelerimizi iyice bunaltmaktadır. Bebek beslemesi sırasında sık yapılan hatalardan biri henüz sindirim sistemi olgunlaşmamış ama ağzına konan her lokmayı refleks olarak yiyen ve yutan bebeğe her türlü yiyeceğin sunulması veya yemeğini yemeyen bebeğe/ çocuğa çeşit çeşit oyunlarla ya da işkencelerle öğünlerin zorla bitirtilmesidir. Bebeklerin bu zorlamalara verdikleri yanıtlar ise allerji, ishal veya zorla yedirilen öğünü tam son kaşıkta kusmaktır. Bir başka davranış tipi ise oyunlar sonsuza dek sürsün diye kaşıklara ağzını açmamaktır.
Bu arada Çocuk Hekimleri olarak bizlerin de yemeğin çeşitliliği konusunda yeterli olduğumuz tartışılır. Önerdiğimiz basit karışımların dışında beslenme çeşidi ya da seçeneği oluşturamamamızın önemli nedenlerinden biri bizlerin yemek pişirmeyi bilmememizdir. Annelere öneri olarak "Artık biraz da ev yemeği benzeri yemekler verelim, örneğin ....... çorbası yap" dediğim her muayenede anne bana nasıl pişiriliyor diye soracak diye korkuyla beklerim, çünkü hayatımda hiç böyle bir yemek yapmamışımdır.
Herşeyden önce TUNÇER ailesine anne ve babalara yol gösterici bu eserlerinden dolayı tüm Çocuk Hekimleri adına teşekkür ederim. Bizlerin birer profesyonel aşçı olmadığımız, hatta mutfak yüzünü bile görmediğimiz zaten bilinen bir gerçek. Teori ile pratiği, bilimsel gerçek ile damak tadını birleştirdikleri için ve bizleri yemek tarifi yapmaktan kurtardıkları için sağ olsunlar...
Tüm Çocuk Hekimleri adına bu esere verdiğiniz emek için çok teşekkürler.
Dr. Nüvis KAYA TATAROĞLU
Çocuk Hastalıkları Uzmanı
 

Yemekleri küçük gurmeler seçti

 Büyüklerin yemeklerinden hazzetmeyen çocuklar yaşadı. Nathalie Tunçer'in bebeklerin en sevdiği yemek tariflerini bir araya getirdiği kitap ağzının tadını bilen küçükler için...
Büyüklerin damak zevkine göre yemek kitabı olur da, çocuklar hatta bebekler için olmaz mı? "Miniklerin Yemek Keyfi" adlı kitapta 0-7 yaş arası çocuklar için yemek tarifleri var...
Bilimsel konularda eşinden de destek alan Nathalie, tanıdığı tüm çocuklu annelerden bebeklerin en iştahla yediği yemekleri öğrendi. "Kitap fikri oğlum Güney'le doğdu" diyen annne Nathalie Tunçer, "Güney bu yemekleri denedi ve sevdi, Yabancı mutfaklardan da Türk çocuklarının damak tadına uygun yemekleri kitaba koydum" dedi.
Milliyet Gazetesi, 28/06/2003, Ümran Avcı'nın haberi.

...Bugün gerçekten de harika bir kitap keşfettim.  Miniklerin Yemek Keyfi adını taşıyan bu kitabı Nathalie Tunçer ve Dr. Ozan Tunçer yazmış. İyi de yapmışlar çünkü inanılmaz faydalı bilgilerle dolu... Çocuklar için ne yararlı, ne zararlı ve acaba hangi yemeği çocuğun keyif alarak yemesini sağlarsınız? ... bir sürü değişik bilgi. Belik çoğu anne bunları yakından biliyordur ama yeni anne adayları için bulunmaz bir cevher...
Sabah gazetesi Pazar, 06/07/ 2003, Balçiçek Pamir.

... hoşuma giden ve işimi gören bir başka kitap da Dr. Ozan Tunçer ve Nathalie Tunçer'in hazırladığı  Miniklerin Yemek Keyfi...
... bu kitap pratikliği ile kütüphaneme girdi.
Kitapta çocukların ağız tadına ve göz zevkine uygun bir sürü yemek tarifi var. Kolay ve çabuk yemeklerin, nefis pastaların yanı sıra pek çok mutfak bilgisi de bulunuyor. Yemeklerin resimlerinin olmaması başta biraz zorluyor sizi ama tariflerin bol ve pratik olması işlevsel. Böyleece mercimek sevmeyen çocuğunuza değişik bir tarif sayesinde mercimeği sevdirebiliyor ya da en azından yedirebiliyorsunuz. Pilavı küçük değişikliklerle yedi ayrı şekilde pişirebiliyorsunuz: Baharatlı, sebzeli, nohutlu, şehriyeli... Gibi...
Kahvaltı, ikindi, akşam yemeği benzeri günün farklı öğünleri için kullanabileceğiniz bu tariflerle dolu kitabı, yemek pişirme konusunda gerçekten zayıf bir anne olarak hararetle öneririm.
Hürriyet gazetesi Cumartesi, 19/07/2003, Nora Romi.

 

 Oğlumuz Güney 6 aylık kadardı. 

Deniz kenarında keyifli bir sabah gezintisi yapıyorduk. Güneş pırıldıyor, kuşlar ötüşüyor, Güney de kendi dilinde onlara cevap yetiştiriyordu. O sırada yanımızdan 2 yaşlarındaki çocuğuyla geçen bir anne, yanındaki genç kıza "Hadi, eve dönelim artık. İşkence saati yaklaştı" dedi. İşkence saatiyle tabii ki yemeği kastediyordu.

Elinizdeki kitabı yazma kararını böyle bir cümleye tepki olarak aldım. Aslında, bu düşünce aklımı bir süredir, - özellikle de Güney 'in doğumundan beri - meşgul ediyordu. Çevremizdeki bebeklerin çoğu öğlen sebze maması, akşam paketten hazırlanmış muhallebiye mahkum büyüyorlardı. Üstelik mamalara bol şeker eklenip (bebek kolayca kabul etsin diye), televizyon karşısında

 miniklere sunuluyordu.

Halbuki yemekleri devamlı tekdüze olan bir çocuğun, tat alma duyusu körelir ve yemek saatleri hüzünlü bir mecburiyete dönüşür.

Bebekler, heyecanla, kendilerini, çevreleyen dünyanın keşfine çıktıklarında, ellerine geçen her şeyi ağızlarına götürürler, bir yandan nesnelerin tadına bakarlar, bir yandan da biçimleri, kıvamları ve kokuları öğrenirler. Tabii tattıkları şeylerin bazılarından hoşlanır, bazılarından hoşlanmazlar. Anne-baba olarak tepkilerine dikkat ederseniz, hoşlanma-keyif alma duygusunun gelişmesine katkıda bulunur, dünyayı anlama çabasına yardımcı olursunuz.

Tat alma duyusunun uyanması, eğitilmesi ve geliştirilmesine ne kadar erken başlanırsa o denli başarılı olunur. Bu eğitimde sihirli anahtarlar ise, güven ve sevinçtir. Bebeğin tanımadığı şeylerle tanışması huzurlu, sakin ortamlarda gerçekleşmelidir. Sizin aceleniz varsa, ya da o gün stresliyseniz yeni besinleri tattırma deneylerini, bir başka güne bırakmanızı tavsiye ederim.

Evet, beslenmek doğal aynı zamanda yaşamsal önemde bir gereksinimdir, ama bir yandan da hayatın büyük zevklerinden biridir. Bu zevki çocuklarınıza aktarma göreviyse size düşüyor.

Bir çocuğun önüne harfleri koyup, kendi başına bıraksanız, ona okuma-yazmayı öğretmiş olmazsınız. Biz büyükler de yabancı bir dili, resim yapmayı, müzik aleti çalmayı öğrenmek istediğimizde aynı süreçle karşı karşıyayızdır. Bazı temel bilgilere gereksinimimiz vardır. Bebeğinizin beslenmeyi öğrenmesi için de temellere ihtiyaç duyması çok doğaldır.

Çocuğunuzun beslenmesini bu açıdan değerlendirip, öğünleri keyifli ve huzurlu öğrenim dakikalarına, birlikte olmanın zevkinin yaşandığı anlara dönüştürmek elinizdedir. Zamanınızın bir bölümünü, bebeğinizin yeni keşiflerini paylaşmaya ayırın. Göreceksiniz, sizin onun yanında ve dikkatli olduğunuzu fark ettiğinde yemekten zevk alacaktır.

Endişeye hiç gerek yok. Üstleneceğiniz bu görev ne çok güç, ne de can sıkıcı. Hele çocuğunuzla yavaş yavaş bir masa etrafındaki keyif ve sevinci paylaşmaya başladığınızda siz de çok mutlu olacaksınız.

Elinizdeki kitabın tek amacı ve iddiası size bazı yararlı önerilerde bulunmak, fikirler sunmak, hayal gücünüzü harekete geçirmeye katkı sağlamak. Buna karşın harfi harfine izlenmesi gereken bir beslenme kitabı olmak iddiasını ve niyetini hiç mi hiç taşımıyor.

Hekim eşim Ozan ve ben, el ele verip, bu kitabı kotardık. Böylece bir yandan mutfak sanatı ve tıp bilgilerimizi, öte yandan İtalyan - Fransız ve Türk kökenlerimizi - kültürlerimizi birleştirip, yararlı ve kullanımı kolay bir yapıt ortaya çıkarmak için uğraş verdik.

Siz de fark edeceksiniz ki, yemek tariflerinin büyük çoğunluğu kolay ve çabuk hazırlanabilir, çünkü bebeklerin, zamanlarını tencere-kap kaçakla geçiren değil, kendilerine sevgi vermeye ayıran annelere ve babalara gereksinimi var. Üstelik günümüzde birçok anne, çalıştığı için mutfakta kısıtlı zaman geçirebiliyor.

Tariflerin kendi yaşına uyanlarını, sevgili oğlumuz Güney denedi ve işin doğrusu bir çoğunu beğendi. Öte yandan kuzenleri diğer yemekleri zevkle tattılar. (Ailemiz biraz kalabalık, Güney'in 13 kuzeni var).

Türkiye'de bebekler için, kutuda, kavanozda ya da toz halinde hazır ürünler çeşidi oldukça az ve bence bu büyük bir şans.

Bu tür ürünler batı ülkelerinde çok boldur. Bir çok kontrolden sonra piyasaya sürülürler, ancak pahalı ve tatsızdırlar. Etiketler çok ayrıntılıdır, bence iyi ki de böyledir, çünkü etiketi okumadan, bu püreleri tadıp da içinde ne olduğunu söylemek hiç de kolay değildir. Bu tür ürünlerin asıl eksikliği ise, bir mutfağın kendine özgü atmosferi içinde, iştah açıcı kokularla yemek hazırlama sürecinden yoksun olmalarıdır. Çocukların anılara ihtiyacı vardır. Yemek saati yaklaşırken mutfakta birbirine karışan kokular, renkler, gürültüler ne kadar eğlencelidir.

Günümüzde, anne babaların rolü, belki her zamankinden fazla, çocuklarının sağlıklı ve dengeli beslenmesine özen göstermektir. Gün geçmiyor ki, basında, televizyonda besin zehirlenmeleri, katkı maddelerine alerjiler, hızlı endüstrileşmenin tabağımıza kadar getirdiği tehlikelerden bahsedilmesin.

Bu kitapta sizlere sebzelerin, meyvelerin yararlarından, basit ama vazgeçilmez besin öğelerinin bedene katkılarından bol bol söz edeceğim. Meyveler, sebzeler üzerinde özellikle duracağım, çünkü geleneksel doğal beslenmenin yerine göz diken hazır gıdalar, endüstriyel besinler tabağımızı tehdit ediyor. Unutmayın çocuklukta kazanılan doğru beslenme alışkanlıkları tüm bir yaşam boyu devam eder.

Bir küçük tavsiye: hiç kimse bebeğinizi sizden daha iyi tanıyamaz; çevrenizin olur olmaz uyarılarına kulak asmak yerine tüm sorularınızı, doğumundan itibaren çocuğunuzun sağlığını teslim ettiğiniz ve güvendiğiniz çocuk doktoruna yöneltin. Çocuk doktorunun rolü sadece hastalıklarla sınırlı değildir.

Nathalie Tunçer'in "Miniklerin Yemek Keyfi"ne önsözü...