Ana Sayfa‎ > ‎İslâm’da Laiklik Yoktur.إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ Allah katında tek Din İslâmdır.‎ > ‎Türkiye’de laiklik , Atatürk’çülük ve Demokrasi‎ > ‎Demokratik çalışma ve amel ilişkisi‎ > ‎Demokratik yöntem ile İslam’ı hakim kılmak olamaz mı?‎ > ‎Seçim sandığına giden bir vatandaşın bu davranışının anlamı nedir ?‎ > ‎Milletvekili adayı olmanın anlamı nedir?‎ > ‎Demokratik düzenlerin iddiaları nelerdir ?‎ > ‎İslam’i hareket ve demokrasi‎ > ‎Demokrasi ve seçimler‎ > ‎Demokratik çalışmayı savunanların bazı gerekçeleri‎ > ‎Hüküm koyma ; Allah’a muhalif kanun koymanın ve koydurtmanın hükmü nedir?‎ > ‎Allah’ın ayetlerinin inkar ya da alay edildiği meclislerde oturulabilir mi?‎ > ‎Parlementoyu hep dinsizler mi ele geçirsin; adamlarımız olmasın mı ?‎ > ‎Sert olmayalım , particilere karşı yumuşak davranalım .‎ > ‎Bu kadar alim , hoca var ;onlar bilmiyorlar mı bunu ?‎ > ‎Yusuf (a.s.) parti gibi başa geçmiştir ; bizde onun gibi çalışıyoruz‎ > ‎Hılfu’l - Fudul Andlaşması oy vermeye delil midir ?‎ > ‎Medine vesikası ve Hudeybiye anlaşması, Necaşi delil midir ?‎ > ‎Parti yoluyla İslam’a casus ve ajanlık hizmeti ediyoruz‎ > ‎Ehven-i şer: / İslam’i duyarlılığı olan partiye destek ehveni şer midir ?‎ > ‎Said Nursi bile siyaset yapmıştır. Bizde yapıyoruz‎ > ‎İslam’a göre dost ve düşmanlık : Dostluğun gerekleri‎ > ‎Allah’tan başkası için yemin etmek ; hükmü nedir ?‎ > ‎Takiyye nedir , ne zaman olur , şartları nedir ?‎ > ‎Meydanı İslam düşmanlarına mı bırakalım ?‎ > ‎İslam partisi olamaz mı ?‎ > ‎Küfrü meşrulaştırmak‎ > ‎Beşeri düzenin bazı kurum ve görevleri‎ > ‎Demokratik Mücadele Kurumu ; Partiler:‎ > ‎Bakanlık ve Üst Düzey Bürokratlığı‎ > ‎Doktor , Mühendis , Öğretmen ve diğer memuriyetler‎ > ‎Hakimlik , Savcılık , avukatlık‎ > ‎İslam’dan Çıktıkları Halde Kendilerini Müslüman Zannedenler‎ > ‎Tek Ümmete Doğru‎ > ‎

Şehid Abdullah Azzam’a göre “parlementoya girmenin hükmü

 
PARLEMENTOYA GİRMENİN HÜKMÜ

Şehid Abdullah Azzam; "Allah'ın indirdikleri ile hükmetmeyen, Allah'ın şeriatına ve Resulullah'ın sünnetine zıt bir kanun koyan, o kanunu uygun gören veya destekleyip imzalayan kimseler için kafir olurlar ve İslam milletinden çıkarlar" dedikten sonra, "beşeri sistemlerin gölgesinde parlementoya girmenin hükmü" konusuna değinmiştir. 

Bu konu son dönemde İslam aleminde çok sorulduğu için bu konu hakkında müstakil bir bölüm açmayı uygun gördük.Şehid Abdullah Azzam'a parlementoya girmenin hükmü soruldu. O şöyle cevap verdi: "Parlemento bakanlar kurulu tarafından çıkarılmış kanunları inceleyen bir mercidir. 

Allah'ın indirdikleri hariç kanun yapmak insanı dinden çıkarır. Dolayısı ile parlemento beşeri kanunlara uyarsa dini ve akidevi yönden büyük bir tehlikededir.(Bu paragraftan da anlaşıldığı gibi Arap ülkelerinde ki parlamentolar direk olarak kanun çıkaran bir kurum değil, bilakis çıkan kanunları inceleyen bir kurumdur.(y.y)Ama şayet müslümanların maslahatı ve kafir sistemi durdurup karşı çıkmak için parlementoya girseler bu konu müslümanların genel maslahatına bağlıdır. 

Müslümanlar için hangisi güzel olursa onu yapması gerekir. Fakat harama girmemek şartıyla. 

" Maslahatın genel şartları: 

1- Maslahat Şeriat sahihinin maksatlarına uygun olup asli hükümlere muhalif olmamalı ve açık naslara aykırılık teşkil etmemelidir. 

2-Maslahat selim akıl sahipleri tarafından anlaşılabilen bir nitelik arz etmelidir. 

3-Maslahatın zaruret olması ya bir zaruretin muhafazası yada bir güçlüğün defi için olmalıdır, (y.y) Nevap (vekil) kelimesi naibin çoğuludur. Bu kelime vekil manasına gelen naibin mi, yoksa musibet manasına gelen naibenin mi çoğulu olduğunu bilemiyoruz. Zira bunların çoğu vekil değil musibettir. 

Ve şu anda memleketimizde ki parlemento da bir oyuncak gibidir. Haşim er-Rıfai, parlemento, Abdunnasır, ve benzeri şeyler hakkında yazdığı "Hatırat Şiirlerinde şunları zikrediyor:

Ey Nasır! işte milletvekillerini Onları çocuk oyuncağı gibi Dilediğin şekilde hareket ettirebilirsin Senin arzuladığın bir şeyde Ağızlarını dahi açmazlar Biz çok iyi biliyoruz ki onlar sırf Konuştuğunda seni alkışlamak için Oraya biriktirilmişlerdir.Senden önce zulmetmek zehirli bir mantarken, Şimdi zulüm senin elinde organizeli bir örgüt oldu.

İslam'a zıt sadece tek bir kanunu dahi desteklemek, imzalamak, doğrulamak parlamentonun hakkı değildir. Kim ki İslam'a zıt sadece tek bir kanunu dahi uygun görürse, İslam milletinden çıkar.

Mesela erkek ve kadın eşittir kanunu gibi.İslam'a zıt bir kanuna karşı çıkması tüm parlamenterler üzerine vaciptir. Şayet o kanuna karşı çıkmayıp uygun görseler İslam dininden çıkarlar.

Yalnız biz parlamentoya dinimizi ve davamızı anlatmak için girersek o zaman bir beis yoktur. Fakat bakanlar meclisine girilemez. Çünkü bakanlar meclisi kanunu uygulayan yerdir. Müslümanlar oraya giremez. Ama parlamento ise, devleti gözeten bir yer olduğu için istediğini söyleyebilirsin. Bakanlar meclisi ise öyle değildir.Bizim için parlamentoya girip onların rüşvetçi olduğunu veya hırsız olduğunu ve hain olduğunu açıklamamızda şayet devlet izin verirse bir beis yoktur inşaallah.Sonuçta bu benim görüşümdür.
Bu fetvada doğruda olabilirim yanlışta olabilirim Şayet yanlış yaparsam şeytandan, 
isabet etmişsem Allah'tandır.

Allah'tan temennim hakkı bildirsin, batıldan uzaklaştırsın."Anlattıklarımızdan şunu özetleyebiliriz: Şehid Abdullah Azzam bazı şartlar dahilinde parlamentoya girilmesini caiz görüyor. O şartlar şunlardır:

1-Beşeri sistemlere karşı olmak ve durdurulması niyeti ile girmek.

2-Şer'i bir maslahatı gözetmek. Mesela İslam davasına yardım ve müdafaa etmek. Zulme karşı durmak, toplumun kanını içen hırsızları ve hainleri belirlemek için...vs

3-Allah'ın kitabına, Resulullah'ın sünnetine zıt hiç bir kanunu desteklemeyip imzalamamak. Şayet bir madde dahi imzalayıp uyarsa kafir olur İslam milletinden çıkar. ''Daha önce de belirttiğimiz gibi Arap ülkelerinde mevcut parlamenter sistem ile Türkiye sınırlarındaki parlamenter sistem yapıları itibarı ile tamamen farklılık arz etmekledir.

Türkiye'deki parlamento. Kanun çıkaran bir kurumdur. Ve yine Türk parlamentosuna haram sınırlarını çiğnemeden girebilmek kesinlikle mümkün değildir. Hatta ve hatta parlamentoya giden yolda her adım Küfür ve Şirk fiilleri ile doludur. Daha ilk adımda demokrasinin korunması için edilen bağlılık yeminini buna örnek olarak verebiliriz.

Tamamen küfür sözleri ile dolu bu yemin metni hangi maksatla ve hangi niyetle söylenirse söylensin kesinlikle sahibini İslam sınırları içerisinden çıkarmaktadır, (çünkü bilinen bir kuraldır ki ikrah şartları haricinde küfür sözlerini ikrar etmek kesinlikle küfürdür. 

Yine bugünkü parlamento işlevi itibarı ile Allah'ın dinine düşman olmuş bir yapı sergilemektedir. Çıkartılan her kanun Allah'ın kitabından kaynaklanmayıp beşeri iradelerin ürünüdür.

Bu şartlar altında kim ki maslahat icabı bu parlamentoya girilebileceğini iddia ederse tamamen hiç bir ilmi temele dayanmayan bir iddiada bulunmuş olur. Açık olarak söyleyebiliriz ki: bu parlamentoya ne amaçla olursa olsun girmek de. Ve yine. ne amaçla olursa olsun girilebilineceğini iddia etmek de sahibini Allah'a karşı müşrik ve kafir durumuna düşürmektedir. (y.y)
( Abdullah Azzam “ HAKİMİYET MEVHUMU “ kitabından alınmıştır.)
____________
 ŞEHİD DR. ABDULLAH AZZAM

Filistin'e bağlı Sila el-Harisiye kasabasında 1941 yılında doğdu.Şam Üniversitesi Şeriat Fakültesi'nden pekiyi derece ile 1966 yılında lisans diploması aldı. Daha sonra kısa bir süre Amman'da lisede öğretmenlik yaptı.Batı Şeria ve Mescid-i Aksa'nın 1967 yılında yahudilerin eline geçmesinden sonra, 1969'da Müslüman Kardeşler'in Mücahidler Birliğine katıldı. Yahudilerin, müslümanları alay konusu etmeleri ve onları küçümseyişleri ona ağır geldi. Ancak Fedaiyyun ile Ürdün ordusu arasında meydana gelen Kara Eylül olayları Filistin toprakları üzerinde cihadını sürdürmesine imkan vermedi.1969 yılında Usul-u Fıkıh master yaptı. Amhud Şeriat Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak çalıştıktan sonra doktora yapmak üzere Kahire'ye gitti. Usul-u Fıkıh'ta birinci şeref derecesiyle 1973'de doktorasını tamamladı. 1973-1980 yılları arasında Ürdün Üniversitesinde öğretim üyeliği yaptı.
Ürdün genel askeri hakiminin kararı gereğince 1980 yılında, Ürdün üniversitelerinden uzaklaştırıldı. 1981 yılında Cidde Kral Abdülaziz Üniversitesi'nde çalışmaya başladı. Daha sonra 1981 yılında Afganistan cihadına daha yakın olmak maksadı ile İslamabad'daki Uluslararası İslâm Üniversitesi'nde çalışma talebinde bulundu. Ve ünüversitede çalışması kabul edildi. 1984 yılında Kral Abdülaziz Üniversitesi'nden istifa ederek, Afgan cihadında eğitim müsteşarı oldu. Bütün mesaisini de bu işe hasretti.Bazı Arap kardeşleri ile birlikte, "Mücahitlere Hizmet Bürosu"nu kurdu. Afgan cihadı hizmeti doğrultusundaki çalışmalarını sürdürmekteydi. Afganistan'a gelen Arap mücahitlerin büyük çoğunluğu bu büro etrafında toplandılar. Bu büro, hemen hemen bütün Afganistan'da ve bütün mücahidler arasında bir çok öğretim, eğitim, askeri, sıhhi, sosyal ve haberleşme dallarında hizmetler yapmıştır. Kasım 1989'da hain bir pusu sonucu iki oğlu ile beraber şehid edildi. Allah şehadetini kabul etsin..
  • İslâm'a Gönül Verenler