Biyoloji konu anlatımları                         Sayfa-3

      Önceki Sayfa          Ana Sayfa      Sonraki Sayfa 


*  Fotosentez Kemosentez

**  Bilimsel Çalışma

***  Sınıflandırma

Fotosentez ve Kemosentez

 

Canlılar beslenme biçimlerine göre ikiye ayrılır. Kendi besinini kendi üreten canlılara ototrof, besinlerini dışarıdan hazır olarak alanlara da hetorotrof canlılar denir.

Fotosentezin önemi: Dünya üzerinde bütün canlıların hayatını devam ettirebilmesi için enerji dönüşümü gereklidir. Canlıların ihtiyaç duyduğu besinler fotosentez reaksiyonları ile üretilir.

Yeşil bitkilerin yapraklarında, otsu bitkilerin gövdelerinde, öglena ve bazı bakterilerde görülür. Mantarlarda fotosentez görülmez. Çünkü, klorofilleri yoktur.

Fotosentetik canlılar, ışık enerjisiyle inorganik maddelerden organik madde sentezlerken enerji dönüşümü gerçekleştirir.

Yeşil bitkiler fotosentezle ürettiği besinin bir kısmını kendileri kullanırken, geri kalanını da diğer canlılar için depo ederler. Fotosentez ile ışık enerjisi kimyasal bağ enerjisine dönüştürülür.

Fotosentez için gerekli olan faktörler; su, karbondioksit, klorofil, ışık ve mineraldir.

Bitkiler, en çok ışık için rekabet eder. Bunu, en iyi ekvator ormanlarından anlayabiliriz. Ayrıca, su ve mineral için de rekabet az da olsa vardır. CO2 nin rekabeti olmaz. Çünkü atmosferdeki oranı bellidir.

Bakterilerdeki fotosentez:

Bakterilerdeki fotosentez reaksiyonları bitkilerdekinden biraz farklıdır. Bakterilerde fotosentez kloroplastlarda değil, sitoplâzmada gerçekleşir. Kullandıkları elektron kaynakları farklıdır. Su yerine, H2S veya H2 kullanırlar. Buna bağlı olarak, oluşturdukları yan ürünlerde de farklılık görülür.

           

CO2 + H2O.....C6H12O6 + O6 + H2O (bitki, öglena, mavi-yeşil alg,    

                                                                          bakteri)  

CO2 + H2S.....C6H12O6 + S2 + H2O    (bakteri)

                  

CO2 + H2.....C6H12O6   (bakteri)

 

–    Fotosentez ve solunum birbirinin tersidir. Fotosentez, doğal olarak sadece gündüz gerçekleşmektedir. Solunum ise, gece ve gündüz sürekli olmaktadır.

–    Fotosentez hızı, gündüz solunum hızından daha yüksektir.

 

Klorofil:

– Yapısında  C, H, O, N, Mg bulunur. Klorofile yeşil rengi veren yapısındaki Mg atomudur.

– Görevi ışığı absorbe etmektir.

– Klorofil hem elektron vericisi hem de elektron alıcısıdır.

– Klorofilden elektron kopartan faktör ışık enerjisidir.

– Yapraklarda bulunan kromoplastlar ışığı soğurmada klorofile yardımcı olur.

– Klorofil ökaryot canlılarda kloroplast içinde bulunur.

– İki çeşit klorofil vardır. Bunlar, Klorofil a ve Klorofil b dir.

– Klorofil a yüksek spektrumlu ışıkta, klorofil b ise düşük spektrumlu ışıkta daha çok faaliyet gösterir.

  

Demir:

– Klorofil sentezinde katalizör olarak görev yapar.

– Klorofilden kopan elektronun ilk yakalayıcısı olan ferrodoksin’in yapısına katılır.

– Klorofilin yapısında demir olmamasına rağmen, fotosentez reaksiyonları için demir çok önemlidir.

Not : Klorofil ile omurgalıların kanına kırmızı rengi veren hemoglobin pigmenti yapısal olarak bir bakıma benzerdir.

 

FOTOSENTEZ REAKSİYONLARI

A - Işıklı Devre Reaksiyonları:

Işık sayesinde ATP üretimini sağladığı için fotofosforilasyon olarak da adlandırılır.

–  Işık kullanılır.

–  Granada meydana gelir.

–  Su iyonlaşır ( fotoliz).

–  ETS etkilidir.

–  O2 üretilir.

–  ATP ve NADPH2 elde edilir.

–  Klorofil a ve klorofil b görev alır.

Klorofili terk eden elektronun izlediği yola göre ikiye ayrılır:

 

1. Devirli Fotofosforilasyon:

– Granada gerçekleşir.

– Sadece, 2 ATP sentezlenir.

– Elektron kaynağı klorofil a’dır.

– Klorofil a kaybettiği aynı elektronu tekrar geri alır.

– Ferrodoksin ilk elektron yakalayıcıdır.

– Klorofil a’dan elektron kopartan, ışık enerjisidir.

              

2. Devirsiz Fotofosforilasyon:

– Granada gerçekleşir.

– 1 ATP ve 2 NADPH2 üretilir.

– Su kullanılır, yani fotoliz gerçekleşir.

– Klorofil b kaybettiği elektronu sudan alır.

– Klorofil a ve klorofil b görev alır.

– Su üç işe yarar:

    1- Klorofil b’ye elektron kaynağıdır.

    2- Karanlık devreye hidrojen kaynağıdır.

    3- Atmosfere verilen O2 nin kaynağıdır.

 

B - Karanlık Devre Reaksiyonları:

– Işık kullanılmadığı için bu şekilde isimlendirilir. Gündüz gerçekleşir.

– Enzimler etkilidir. Bu yüzden sıcaklık değişiminden daha çabuk etkilenir.

– CO2 kullanılır.

– Organik madde üretilir.

– Stromada meydana gelir.

– ATP ve NADPH2 harcanır.

            

FOTOSENTEZ HIZINI ETKiLEYEN FAKTÖRLER

A)  Çevresel Faktörler:

1- Işık Şiddeti: Bitkiler klorofil taşısa bile karanlıkta fotosentez yapamazlar. Işık şiddeti fotosentezi artırır. Ancak bu artış uzun gün bitkilerinde daha fazladır.

 

2- Işığın Dalga Boyu: T. Engelmann yaptığı bir deneyde fotosentezde ışığın dalga boyunun da önemini ortaya çıkardı. Bu deney sayesinde; fotosentezin en fazla kırmızı ve mor ışıkta, en az yeşil ışıkta gerçekleştiği anlaşıldı

 

3- Sıcaklık:  Fotosentezin özellikle karanlık devre reaksiyonları sıcaklıktan etkilenir. Çünkü bu devre enzimlerin kontrolünde gerçekleşir.

 

4- CO2 Yoğunluğu:

                      

5-  Mineraller : Bazılarının görevi,

Mg: Klorofilin yapısına katılır.

P ve Ca: Aktivatör olarak iş görür.

Fe: Klorofilin sentezinde ara reaksiyonlarda ve ETS elemanlarının yapısında kullanılır.

 

6-  Su : Su miktarı en çok terlemeye etki eder. Ortam sıcaklığı ve topraktaki su miktarı fazla ise terlemede hızlıdır. Öğle saatlerinde sıcaklık maksimum olduğu için terlemeye maksimumdur. Geceleri ise terleme minimumdur.

            

B) Genetik (iç) Faktörler:

–    Bitkinin yaprak genişliği ve kalınlığı

–    Stoma sayısı ve sıklığı

–    Kloroplast sayısı

–    Kutikula kalınlığı

–    Bitkinin kök sistemi

–    iletim demetlerinin sıklığı

FOTOSENTEZ                      OKSİJENLİ SOLUNUM

– Enzimatiktir.                     – Enzimatiktir.

– ETS görev alır.                  – ETS görev alır.

– Besin ve O2 üretilir.           – Besin ve O2 tüketilir.

– Işık gereklidir.                   – Işık gerekmez.

– Endergonik reaksiyondur.    – Ekzergonik reaksiyondur.

– Su ve CO2 kullanılır            – Su ve CO2 oluşur.

– Işık enerjisini kimyasal         – Kimyasal bağ enerjisini

  enerjiye dönüştürür.              ATP şekline dönüştürür.

 

KEMOSENTEZ

Yeryüzünde yaşayan bazı bakteriler klorofil taşımadıkları için besin sentezinde ışık  enerjisini kullanamazlar. Bu bakteriler önce, ortamda bulunan inorganik maddeleri oksitleyerek gerekli enerjiyi elde eder. Sonra bu enerji ile su ve CO2’i birleştirp organik madde sentezler.

Kimyasal enerji ile organik madde sentezlenmesine kemosentez denir.

Not: Kemosentetik bakteriler genelde oksijenli  solunum yapmaktadır.

Kemosentetik bazı bakteriler azot döngüsünde de etkilidir. Bitkiler azotu amonyak olarak alamazlar. Azot;  nitrit ve nitrat tuzlarına dönüştükten sonra bitkiler tarafından kullanabilir. NH3’ün kemosentetik bazı bakteriler tarafından nitrit ve nitrat tuzlarına dönüştürülmesine nitrifikasyon adı verilmektedir.

Enerji elde edilmesi;

2NH3 + 3O2.....2HNO2 + 2H2O + 158 cal (Oksidasyon enerjisi)

2HNO2 + O2.....2HNO3 + 38 cal (Oksidasyon enerjisi)

Kemosentez reaksiyonu:

                  Kimyasal enerji

CO2 + H2O........................C2H12O6 + O2

Kemosentez reaksiyonlarında enerji kaynağı olarak kesinlikle HNO3 kullanılmaz. HNO3’ ü bitkiler  tuz  olarak  alır ve azot ihtiyacını karşılar.

– Gece - gündüz aralıksız gerçekleşir.

– Işığa ihtiyaç yoktur.

– Kimyasal enerji kullanılır.

– inorganik maddelerden organik maddeler üretilir.

– CH4, NH3, NO2, Fe3, Fe2, H2S,  S gibi inorganik bileşikler oksitlenerek kemosentetik bakterilerde kalori cinsinden gerekli enerji temin edilir.

Not: Birçok kemosentetik bakteri bazı endüstriyel ürünlerin eldesinde ve  çevre kirliliğini ortadan kaldırmada kullanılmaktadır.

Bilimsel Çalışma

 

Bilim, gerçekleri bulma, bunlarla ilgili bilgileri düzenleme, yeni gerçekler toplama ve yeni teoriler gerçekleştirmek için yapılan uğraşların tümüdür. Canlı, cansız bütün doğa ve ilgi duyulan her şey bilimin konusunu oluşturur.

Her bilimin amacı; gözlenen olayların açıklamasını yaparak, olaylar arasındaki ilişkiler hakkında yargıya varacak genellemeler yapmaktadır. Bu açıklamalar ve genellemelere Bilimsel Yöntem denilen akılcı düzenleme ile ulaşılabilir. Bilimsel yöntemin temel ilkelerinden biri, bir kişi öyle söylüyor diye o fikri kabul etmemektir Bilimsel yöntemin esası, ön yargıdan uzak, mümkün olduğu kadar nicel olarak yapılan deneyler ve gözlemlerdir.

Bilimsel Problemler Nasıl Doğar?

İnsanlar ilgi duydukları her şeye neden ve nasıl sorularını sorarlar. Bu meraklı sorular bilimde araştırmanın itici güçlerinin başında gelir. Merak edilen sorular, bilimsel problemleri doğurur.

 

A. BİR PROBLEMİN ÇÖZÜM YOLU

Bilim adamının iyi bir inceleme yapıp, iyi bir neticeye varabilmesi için yapacağı çalışmalar şu aşamalardan geçmelidir.

 

1. Problem veya Konu Tespiti

Bilim adamının çalışmaları tıpkı dedektifin çalışmalarına benzer. Her ikisinin de takip ettikleri yollar aynıdır. Her ikisinin de önce soru şeklinde bir problemi tespit etmesi gerekir. Problem olmadan çalışma yapılamaz. Örneğin; Bitkiler ışığı nasıl soğurur? Şimdi yapacak iş bu probleme çözüm aramaktır.

 

2. Gözlem Yapmak

Problem ve konu tespitinden sonra yapılacak en önemli unsur gözlem yapmaktır.

Gözlem: Beş duyu organıyla yapılan incelemelere gözlem denir. Gözlemler iki çeşittir;

Nitel Gözlem: bir yapıyla veya konuyla ilgili değerlerin kabaca ortaya çıkarılmasıdır. Örneğin; elmanın rengi, kokusu gibi. Bunlar sadece duyu organlarıyla yapılan gözlemlere olduğu için kişiden kişiye değişebilir.

Nicel Gözlem: Bir yapıyla veya konuyla ilgili olarak sayısal değerlerin “ölçü aleti kullanarak” ortaya çıkarılmasıdır. Örneğin; terazi ile ağırlığın, cetvelle boy, en ve yüksekliğin, termometreyle sıcaklığın ölçülmesi gibi. Bu gözlem kişiden kişiye değişmez. Kesin sonuç verir. Bundan dolayı bilim adamı yapacağı incelemelerde nicel gözlemlere öncelik vermelidir.

 

3. Verileri Toplamak

Bilim adamı yaptığı gözlemler sonucunda veriler ortaya çıkarmış olur. Veri, özel bir probleme ait gerçeklerdir. Gerçek, çeşitli kişiler tarafından aynı şartlar altında yapıldığında aynı sonuçlarla tekrarlanan gözlemler ve bilinen doğrulardır.

 

4. Hipotez Kurmak

Gözlemler sonucunda gerçekler toplanır, gerçekler arasında bağlantı kurularak hipotez ortaya atılır.

Hipotez: Bir probleme sunulan geçici çözüm yoludur. Geçicidir, çünkü doğrulunun araştırılıp bulunması gerekir. Yanlış da olabilir. İyi bir hipotez şu özellikleri kapsamalıdır.

–    Eldeki gerçeklere (verilere) aykırı olmamalı

–    Probleme çözüm önermiş olmalı

–    Yeni gerçeklere ve tahminlere yol açabilmeli

–    Deney ve gözlemlere açık olmalı

 

5. Tahmin Yapmak

Hipotez kurulduktan sonra yapılacak iş, hipoteze dayalı tahminlerde bulunarak yeni sonuçları, yeni gerçekleri ortaya çıkarmaktır.

Tahmin: Akla, mantığa, sezgiye ya da bazı verilere dayanarak gelecek bir şeyi, ya da olayı kestirme, düşünme, yaklaşık olarak hesap etmedir. Örneğin; eğer hipotezim doğru ise ................ olmalıdır. denilerek hipotezden yeni sonuçlar çıkarabilir.

 

6. Hipotezi Kontrollü Deneylerle Denemek

“Eğer hipotezim doğru ise ................ olmalıdır.”

Gerçekten de öyle olup olmadığı kontrollü deneylerle denenip ortaya çıkarılmalıdır. Örneğin; A bakteri B hastalığını yapar. hipotezine dayanılarak, “hipotezim doğru ise her B hastasında A bakterisi olmalıdır.” denilerek hipoteze dayalı tahmin yapılır. Bu tahmin kontrollü deneylerle denenip gerçekten B hastasının vücudunda A bakterisinin olup olmadığını ispatlamak gerekir.

Kontrollü Deney: Bir deneyde, bir etten hariç diğer bütün etkenler sabit bırakılır. Bu etken ile değişen değerlerin deneye olan etkisinin ortaya çıkarılmasına kontrollü deney denir. Örneğin; aynı büyüklükte 5 saksı alınır. İçine aynı miktarda toprak, su, aynı ağırlıkta ve sayıda tohum konulur.

Bu saksılar, sırasıyla 10, 20, 30, 40, 50 oC lik ortamlara yerleştirilirse bu deneyde değişen sadece sıcaklıktır. Öyleyse deneyin gayesi değişen sıcaklıkların çimlenmeye olan etkisini ölçmektir.

 

7. Doğruluğuna Göre Karar Vermek

Hipoteze dayalı tahmin yapılır. Doğru olup olmadığı kontrollü deneylerle araştırılır. Deneylerin neticesine göre iki durum vardır.

–    Hipotez doğru: Yapılan kontrollü deneyler sonucunda hipotezin doğruluğu ispat edilirse hipotez geçerlidir.

–    Hipotez yanlış: Yapılan kontrollü deneyler sonucunda hipotez yanlış çıkarsa hipotez kesinlikle terk edilmez, yalnız değiştirilir. Yeni bir hipotez kurulur ve işlemler aynen tekrarlanır.

 

8. Teorinin Oluşması

Kökleşmiş hipotezlerdir. Doğruluğu tam ispatlanmadığı gibi, çürütülememiş ve yeni bulgularla devamlı desteklenen hipotezlere denir. Hipoteze oranla gerçeklere daha yakındır. Fakat, ilerleyen süreçte çürütülmesi mümkün olabilir.

 

9. Kanun ve Gerçek

Herkes tarafından aynı sonuçlarla tekralanabilen gözlemlerdir. Teoriler çürütülemezlerse ve geniş bir geçerlilik kazanılırsa kanun ve gerçeklere dönüşürler. Gerçek her bilim adamı  tarafından kabul edilir. Bilimsel çalışmanın son aşamasıdır.

 

 

Canlıların Sınıflandırılması

 

Canlıların, aralarındaki ortak özelliklere göre gruplandırılmasıdır.

Sınılandırmayla ilgili ilk çalışmayı M.Ö 350 yıllarında Aristo yapmıştır.

 

1- Ampirik Sınıflandırma (Suni):

Şu an geçerliliği olmayan bir görüştür. Canlıların sadece birkaç dış özelliğine göre yapılan sınıflandırmadır. Aristo’nun yaptığı sınıflandırma şeklidir. Nitel gözlemlere dayanır.

Analog Organ: Görevleri aynı, kökenleri farklı olan organlardır. Örnek; yarasa ve sinek kanadı gibi. ikisi de uçmaya yarar, ancak kökenleri farklıdır.

 

2- Doğal (Filogenetik) Sınıflandırma:

Canlıların köken bağıntılarına bakılarak yapılır. Anatomik benzerlik, akrabalık, protein yapıları dikkate alınarak yapılır.

Homolog Organ: Kökenleri aynı, görevleri farklı olan organlardır. Örnek;  insan kolu, Yarasa kanadı, Balina yüzgeci gibi. Üçünün de kökenleri mezoderm olmasına rağmen,  görevleri farklıdır.

Canlıların isimlendirilmesi: Canlıları isimlendirmek için birçok kişi çalışma  yapmış, fakat bunlardan en geçerli ve kullanışlı olanını LiNNE ortaya koymuştur.  Linne sistematikte temel birim olarak türü kabul etmiş ve her türün isimlendirilmesi  için iki (binominal) kelime kullanmıştır. isimlendirmede latince ortak dil olarak kullanılır. Linne, sınıflandırmayı iki görüş ileri sürerek yapmıştır;

1-  Her tür için ideal tip vardır.

2- Türlerin sayı ve çeşitleri sabittir ve değişmez.

3- Türler ikili adlandırma (binominal) ile adlandırılır.

Köpek = Canıs familiaris

Kurt = Canis lopus

NOT: Benzer türlere bakarsak aynı cinste toplanmıştır.

 

SİSTEMATİK BİRİMLER

Tür, cins, aile, takım, sınıf, şube, alem olmak üzere 7 ana sistematik grub vardır.

Tür: Yapı ve görev bakımından birbirine benzer organ sistemlerine sahip, çiftleştiklerinde kısır olmayan döller meydana getirebilen canlı topluluğudur.

Cins: Birbirine yakın türlerin oluşturduğu daha büyük gruplandırır.

 

                               Alem   : Hayvanlar (Animalia)

                               Şube   : Omurgalılar (Chordata)

                               Sınıf    : Memeliler (Mammalia)

                               Takım : Etçiller (Karnivora)

                               Aile     : Kedigiller (Felis)

                               Tür     : Ev kedisi (Felis domesticus)

Canlılar; Monera, Protista, Mantarlar, Bitkiler ve Hayvanlar olmak üzere beş alemde incelenir.

Virüsler ve Monera Alemi

 

VİRÜSLER

Virüs latincede “zehir” anlamına gelmektedir. Virüsler ilk defa tütün bitkisinde 1892’de keşfedildi. 1935’de bulundukları ortamdan izole edilebildiler. Bu işlem sonucu virüslerin kendi başına yaşayamadıkları görüldü. Ancak, bir canlı hücre içinde  canlılık faaliyeti gösterebilmektedirler.

Bu yüzden ‘Virüsler canlılar ile cansızlar arasında geçit teşkil ederler’ düşüncesine varılmıştır. Hücresel yapı göstermezler.

 

VİRÜSLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ

1. Kalıtım maddesi olarak DNA veya RNA  bulundururlar. Yönetici moleküllerine genom adı verilir. Nükleik asit etrafında protein kılıfları vardır. Buna kapsit adı verilir.

2. Mecburi hücre içi parazitidirler.

3. Enzim bulundurur ve enzim kullanabilirler. Bu enzimi kalıtsal materyalin başka bir hücreye aktarılması için kullanırlar. Ancak, enzim sistemleri yoktur.

4. Enzim sistemleri olmadığı için antibiyotiklerden etkilenmezler. Bundan dolayı, virütik hastalıklar antibiyotikle tedavi edilemez.

5. Virüslerde konak hücre zarını eritebilecek enzimler bulunur. Bu enzimler her virüs için özeldir. Yani, her virüs her canlıyı enfekte edemez..

6. Virüsler, üreme hariç canlıların ortak özelliklerini gösteremezler. Üremeleri de başka bir hücrenin içinde gerçekleşir.

7. Virüs çeşitlerinin konak seçimi özgüldür.

8. Canlı ortam bulamadıkları zaman kristalleşirler. Bu özellik onların cansızlık özelliğidir.

9. Virüsler beslenmez, büyümez ve enerji üretip harcayamazlar.

10. Vücut virüslere karşı interferon denen maddeler üreterek savunma sistemini oluşturur. Örneğin kızamık, kabakulak gibi hastalıkları geçirenler bu hastalıklara bir daha yakalanmazlar. interferonu aşabilen virüsler hücre içine girerek çoğalır ve canlıyı tekrar enfekte eder.

11. Virüsler pH, yüksek sıcaklık,  radyoaktif ışınlar gibi fiziksel ve kimyasal faktörlerden etkilenir.

 

Virüslerin etki şekilleri:

Transformasyon: Virüsün içine girdiği hücrenin DNA'sıyla kendi genomunu birleştirmesi sonucu  konak hücrenin şekil değiştirmesidir.

Lizis: Virüsün içine girdiği konak hücreyi patlatarak onun hayatına son vermesidir.

Reprodüksiyon: Bazen, virüsler içine girdiği hücrenin normal görevini bozarak onun hızlı ve düzensiz çoğalmasına sebep olur. Kanserin bir çeşidinin de bu şekilde ortaya çıktığı düşünülmektedir.

 

Virüslerin Sınıflandırılması

1.   Genetik Maddelerine göre:

      a) DNA virüsleri

      b) RNA virüsleri

2. Bulundukları Canlılara Göre:

      a) Bitki virüsleri

      b) Hayvan virüsleri

      c) Bakteri virüsleri (Bakteriyofaj)

 

VİRÜSLERİN (BAKTERİOFAJ) ÜREMESİ

1. Fajlar bakteri etrafını sarar (enfeksiyon)

2. Bakteriye tutunan faj, hidrolitik enzimi ile bakterinin hücre örtülerini eriterek içeriye DNA sını  enjekte eder. Protein kılıfı dışarıda kalır.

3. Faj DNA sı, önce içeride bakterinin malzemelerini kullanarak kendini eşler.

4. Yeni protein kılıflar ve enzimler için protein sentezi yaptırır.

5. Yeni faj DNA’ları protein kılıfların içine girdikten sonra yeni fajlar oluşur.

6. Etkili enzimle bakterinin parçalanması sonucu yeni fajlar serbest kalır.

– Virüslerde üreme geometrik dizi şeklinde değildir.

– DNA ları tek zincir olduğu için virüslerin  mutasyona uğrama  oranları çok yüksektir.

 

Virüslerin Canlılık Özellikleri:

–  Çoğalabilirler.

–  Enzimleri vardır.

–  Yönetici molekülleri vardır.

–  Özel protein yapıları vardır.

 

Virüslerin Cansızlık Özellikleri:

–  Enzim sistemleri yoktur.

–  Kristalleşirler.

–  Hücre zarı ve ribozomları yoktur.

 

MONERA ALEMİ

Prokaryot hücre yapısında olduğu için çekirdek ve zarlı organel taşımazlar. Hepsi çeperlidir. Fotosentez  yapanların sitoplazmalarında klorofil bulunur.

 

MAVİ-YEŞİL ALGLER

Fikosiyanin pigmentinden dolayı mavi, klorofil pigmentinden dolayı yeşil renklidir. Tamamı fotosentetiktir. Musilaj denile bir salgı maddesi salgılar.

 

BAKTERİLER

Bakteriler, monera alemine ait canlılardır. Bakterilerde sadece ribozom organeli bulunur. Prokaryot hücre yapısına sahiptirler.

 

BAKTERİLERİN GENEL ÖZELLiKLERi

1. Protein, yağ ve karbonhidrattan yapılmış çeper bulundururlar. Çeperleri selüloz değildir.

2. Glikojen depolarlar.

3. Çekirdek zarı ve çekirdekçikleri yoktur.

4. Hücre zarı, sitoplazma, ribozom, nükleik asit taşırlar.

5. DNA ve RNA taşırlar.

6. Zarlı organelleri yoktur.

7. Oksijenli solunum yapanlarında mitokondri yerine mesozom bulunur. Mesozom, hücre zarının içe kıvrılmasıyla oluşur.

8. ETS enzimleri sitoplazmada ve hücre zarının iç kısmında bulunur.

9. Fotosentez yapanlarda klorofil bulunur. Bu klorofiller sitoplazmada dağınık halde değil, hücre zarından oluşan özel yapılar içinde bulunur. Bu yapılara tilakoit adı verilmektedir.

10. Bakterilerde kalıtım maddesi DNA olup bir tanedir. Bunun özel adına ise nükleoid denir.

11. Bakterilerin bir kısmı kamçılıdır. Bunlar aktif hareket edebilirler. Kamçısızlar ise, pasif hareket eder.

12. Bakteriler her yerde yaşayabilir. Özellikle, et suyu ve agarlı besin ortamlarını severler.

13. Bazı bakteriler polisakkarit yapıda kapsül oluşturabilirler.

 

BAKTERİLERİN SINIFLANDIRILMASI

A) Şekillerine Göre Bakteriler

1. Çubuk (basillus) şeklinde olan bakteriler: Örnek: Şarbon etkeni olan Bacillus anthrax

2. Küre (coccus) şeklinde olan bakteriler: Örnek: Zatürreye neden olan pneumococcus bakterisi

3. Virgül (vibriyon) şeklinde olan bakteriler: Örnek: Koleraya neden olan Vibrio colera

4. Spiral (spirillum) şeklinde olan bakteriler: Örnek: Dişlerde bulunan spiroketler

 

B) Gram Boyasına Göre Bakteriler

Bakteriler, Gram adında bilim adamının geliştirdiği boyama tekniğine göre ikiye ayrılır. Bu metod, daha çok eczacılıkta kullanılmaktadır.

1- Gram pozitif bakteriler: Gram boyası ile boyanan bakterilerdir. Hücre çeperleri daha kalındır.

2- Gram negatif bakteriler: Gram boyası ile boyandıktan sonra boyayı içinde tutamayan bakterilerdir.

 

C) Beslenmelerine Göre Bakteriler

1. Heterotroflar Bakteriler:

Besinlerini diğer canlılardan elde eden bakterilerdir. Bunların yaşayabilmesi için mutlaka ortamda organik madde ve vitamin gereklidir. 2’ye ayrılır.

a- Saprofit bakteriler:

Bu bakteriler hücre dışına salgıladıkları enzimlerle organik maddeleri parçalayarak inorganik maddelere dönüştürürler. Madde döngülerinde önemli rol alırlar. Besin ve enerji ihtiyaçlarını bu şekilde karşılarlar.

b- Parazit bakteriler:

Sindirim enzimleri yoktur. Bundan dolayı üzerinde yaşadığı canlının sindirmiş olduğu besinlerle beslenirler. Üzerinde yaşadığı canlıda hastalık yaparlar. Bunlara Patojen bakteriler denir. Patojen bakterilerin çoğunun dışında kapsül bulunur.

I. Ototroflar Bakteriler:

Kendi besinlerini kendileri sentezleyen bakterilerdir.

a- Fotoototrof  bakteriler:

Işık enerjisi yardımıyla inorganik maddelerden organik madde sentezleyen bakterilerdir. Bu bakteriler hidrojen kaynağı olarak H2O, H2S ve H2’yi kullanırlar. Hepsinin yapısında klorofil bulunur. Karbon kaynağı olarak atmosferin CO2’sini kullanırlar.

b- Kemoototrof bakteriler:

inorganik maddelerin oksitlenmesi sonucu elde edilen kimyasal enerjiyi kullanarak organik madde sentezleyen bakterilerdir. Bu olayda ışık ve klorofil kullanılmaz.

 

D) Solunum Şekillerine Göre Bakteriler

1- Zorunlu anaerob bakteriler:

Yaşamlarını devam ettirebilmek için mutlaka oksijensiz ortama gereksinim duyarlar. Fermantasyon sonucu çeşitli mayalanma olayları gerçekleştirilir. Protein ve amino asitlerin fermantasyonuna Pütrifikasyon denir.

2- Zorunlu aerob bakteriler:

Yaşamlarını devam ettirebilmek için mutlaka oksijen ortamda bulunmalıdır. Oksijenli solunum enzimleri mesozom veya hücre zarında bulunur.

3- Fakültatif bakteriler:

Hem oksijenli hem de oksijensiz ortamda yaşayabilirler. Geçici aerob ve geçici anaaerob olarak adlandırılırlar.

 

BAKTERİLERDE ÜREME:

1- Eşeysiz Çoğalma (Bölünme): Bütün bakteri türlerinin esas üreme şekli bölünmedir. Bölünme, eşeysiz üreme şeklidir. Su, besin ve sıcaklığın uygun olduğu ortamlarda çok hızlı bölünürler. Bu bölünme her 20 dakikada bir gerçekleşir.

Fakat bu durum uzun sürmez. Özellikle fermantasyan yapan bakteriler solunumları sonucu oluşan maddelerden olumsuz etkilenirler. Örneğin; bira mayası için alkol oranı %18’i geçerse zehir etkisi yapar.

 

2- Eşeyli Üreme (Konjugasyon): Bakteriler bölünerek çok hızlı üremelerine, olumsuz şartları da endospor oluşturarak geçirmelerine rağmen; düzensiz de olsa eşeyli üreme  gerçekleştirirler. Çünkü, bu sayede kalıtsal çeşitliliklerini artırarak değişen ortamlara uyum yapma imkanı bulurlar.

 

Endospor oluşumu:

Bazı bakteriler olumsuz ortam koşullarında endospor oluştururlar. Bakteri bu durumda su kaybeder, sitoplazma küçülür, küçülen sitoplazmanın içeriği bir yerde toplanır ve dayanıklı bir çeperle çevrilir. Endospor nem, sıcaklık ve besin bakımından uygun bir ortama rastlandığında büyür ve gelişir. Yeni bir bakteri oluşmasını gerçekleştirir.

Protista Alemi

 

Tek hücreli tatlı su ve denizlerde yaşayan mikroskobik canlılardır. Çekirdek ve zarlı organeller taşırlar.

 

a- Kök ayaklılar (Amip):

Bunlar yalancı ayakları sayesinde hareket eder ve besinlerini yakarlar. Amipli dizanteriye sebep olurlar. Tatlı su da yaşayan türlerinde kontraktil koful bulunur.

 

b- Sililer (Paramesyum):

Bunlarda hareket siller yardımıyla sağlanır. Yapılarında bulunan trikosist savunmadan sorumludur. Biri büyük diğeri küçük 2 çekirdek bulunur. Büyük çekirdek hayatsal olayları küçük çekirdek hayatsal olayları küçük çekirdek üremeyi sağlar. Bölünerek ve konjugasyonla ürerler. Tatlı suda yaşadıklarından hücre zarını çevreleyen pelikula ve kontraktil kofulları vardır. Tamamı heterotroftur.

 

c- Kamçılılar:

Bu canlılarda hareket kamçı tarafından sağlanır. Ototrof ve heterotrof alanları vardır. Öglena kloroplast bulundurur ve fotosentez yaparak besin üretir. Tripanasoma ise heterotroftur. Uyku hastalığı yapar. Omurgalıların kanında yaşar.

 

d- Sporlular:

Hareket organelleri yoktur. Tamamı parazittir. Sporla çoğalırlar. Eşeyli üremelerini sivrisinekte, eşeysiz üremelerini ise insanda tamamlarlar. (Metagenez: Döl alması)

 

e- Cıvık Mantarlar

Belirli bir hücre şekli yoktur. Sitoplazmalarında birden çok çekirdek vardır. Amip’e benzerler. Üremeleri saplı sporlarıyla olur. Bu yapıların uç kısımlarında spor keseleri vardır. Çoğu saprofit bazıları ise parazit olarak beslenirler.

Mantarlar Alemi

 

Mantarları inceleyen bilim dalına mikoloji denir. Mantarların tamamı heterotroftur. Besinlerini saprofit ya da parazit olarak temin ederler. Likenlerdeki gibi mutualist yaşayanlarıda vardır. Fotosentez yapamazlar. Hücre çeperi vardır. Glikozu glikojen şekilnde depo ederler. Mantarların hiçbir çeşidinde gerçek kök, gövde ve yaprak yoktur. Maya mantarları gibi bazı türler hariç genellikle çok hücrelidirler. Eşeyli olarak sporla eşeysiz olarak tomurcuklanmayla çoğalırlar. Genellikle tek hücrelidir. Besin ve ilaç yapımında da kullanılmaktadır.

Gerçek mantarlar 4 çeşittir.

– Maya mantarları: Hamur mayalamada, peynir ve bazı içeceklerin hazırlanmasında kullanılır.

– Küf mantarları: Gıdaların küflenerek bozulmasına neden olurlar.

– Şapkalı mantarlar: Kültür mantarları bu sınıfa girer.

– Enfeksiyon yapan mantarlar: insanda üreme organları, akciğer, deri ve saçlarda çeşitli hastalıklar yapar.

Mantarlar Alemi

 

Mantarları inceleyen bilim dalına mikoloji denir. Mantarların tamamı heterotroftur. Besinlerini saprofit ya da parazit olarak temin ederler. Likenlerdeki gibi mutualist yaşayanlarıda vardır. Fotosentez yapamazlar. Hücre çeperi vardır. Glikozu glikojen şekilnde depo ederler. Mantarların hiçbir çeşidinde gerçek kök, gövde ve yaprak yoktur. Maya mantarları gibi bazı türler hariç genellikle çok hücrelidirler. Eşeyli olarak sporla eşeysiz olarak tomurcuklanmayla çoğalırlar. Genellikle tek hücrelidir. Besin ve ilaç yapımında da kullanılmaktadır.

Gerçek mantarlar 4 çeşittir.

– Maya mantarları: Hamur mayalamada, peynir ve bazı içeceklerin hazırlanmasında kullanılır.

– Küf mantarları: Gıdaların küflenerek bozulmasına neden olurlar.

– Şapkalı mantarlar: Kültür mantarları bu sınıfa girer.

– Enfeksiyon yapan mantarlar: insanda üreme organları, akciğer, deri ve saçlarda çeşitli hastalıklar yapar.

Bitkiler Alemi

 

Hepsi ototrof ve çok hücrelidir. Kloroplast taşırlar ve fotosentetiktir. Hücre çeperleri vardır ve glikozu nişasta olarak depo ederler. Aktif hareket edemezler.

 

A. DAMARSIZ BİTKİLER:

Madde taşınmasında görevli iletim demetleri olmayan bitkilerdir. Bu nedenle madde taşınması difüzyon ve osmozla yapılır. Üremeleri: Sporla ya da eşeysiz ve eşeyli üremenin birbirini takip ettiği döl almaşı ile gerçekleştirirler.

 

a. Su yosunları (Algler): iletim demetleri yoktur. Sularda yaşarlar. Gerçek kök, gövde ve yaprakları yoktur. Çoğu haploid (n) kromozom taşır. Yeşil, kahverengi esmer, kırmızı renkli olanları vardır. Üremeleri vejetatif olarak, sporla ve izogamiyle olur.

 

b. Kara yosunları: Kök, gövde ve yaprakları bulunmaz. Nemli yerlerde yaşarlar. iletim demetleri yoktur. Döl almaşıyla ürerler.

 

B. DAMARLI BİTKİLER:

Bunların iletim demetleri vardır. Spor veya tohum oluşturmalarına göre iki gruba ayrılır.

 

a. Damarlı Sporlu Bitkiler: Gerçek kök ve yaprakları yoktur. iletim demeti bulundururlar. Üremeleri karayosununa benzer. Eğreltiler, at kuyrukları, kibrit otları örnek gösterilebilir.

 

b. Tohumlu (Çiçekli) Bitkiler: Eşeyli üremelerini çiçek ile gerçekleştirirler. Böylece döllenme sonucu tohum oluşur. Bu bitkilere tohumlu bitkiler denir. iletim demetleri gelişmiştir. Gerçek kök, gövde ve yaprakları bulunur. birçok türü çeşitli yollarla eşeysiz olarak üreyebilirler. (Gül, çilek, patates gibi).

 

– Açık Tohumlular (Kozalaklı bitkiler): Tohum taslakları ovaryum tarafından örtülmemiştir. Besi doku döllenme olmadan gelişir. n kromozomludur. Otsu formu yoktur. Genellikle ağaç ve çalı şeklindedir. Çam, ardıç, ladin ve köknar bu gruptandır.                                                               

– Kapalı Tohumlular: Tohum taslakları ovaryum tarafından örtülmüştür. Ovaryum gelişerek meyveyi oluşturur. Besidoku döllenme sonucu oluşur. 3n kromozomludur. Otsu ve odunsu formları vardır. Elma, armut, şeftali. 2’ye ayrılır:

 

1- Tek Çenekliler (Monokotil): Embriyolarında tek çenek bulunan bitkilerdir. Çiçek kısımları üçlü gruplar halinde yaprakları paralel damarlıdır. Gövde ve damar demetleri dağınıktır. Çoğu tek yıllık otsu bitkilerdir. Tahılgiller, zambakgiller, baklagiller, soğangiller bu tek çeneklidir. Kambiyumları yoktur.

 

2- Çift Çenekliler (Dikotil): Embriyolarında iki çenek vardır. Çiçekleri dörtlü veya beşli gruplar halinde yaprakları ağ damarlıdır. Gövdelerinde kambiyum vardır. iletim demetleri gövdeye düzenli olarak dizilmiştir. Bezelye, badem, elma, gülgiller, asmagiller örnek olarak gösterilebilir.

 Hayvanlar Alemi

 

Çok hücreli, heterotrof beslenen çoğu serbest ve hareketli canlılardır. 2’ye ayrılır.

 

1. Şube: Omurgasızlar

iç iskelete sahip olmayan canlılardır.

 

a- Süngerler: Tatlı su ve denizlerde bulunan en basit omurgasız canlılardır. Kas ve sinir sistemi bulunmaz. 2 hücre tabakasından oluşmuş vücutları vardır.

 

b- Sölenterler: Vücutları 2 hücre tabakasından oluşmuştur. iç deri kıvrılarak sindirim boşluğunu meydana getirir. Bu boşluk ağız ve anüs görevi yapar. Bu boşluk dış ortamla irtibatlıdır. Hidra, mercan, deniz anası örnek olarak verilebilir.

 

c- Yassı solucanlar: Tek açıklığa sahip solucanlardır. Vücutları yassı, oval ve uzundur. Çoğu parazit yaşar. Aynı açıklık hem anüs hem de ağız görevi yapar. Hermofrodit yaşayanları vardır. Planarya, Tenya karaciğer kelebeği örnek olarak verilebilir.

 

d- Yuvarlak solucanlar: Çift açıklığa sahiptir. Vücutları yuvarlaktır. Parazit olarak yaşarlar. Vücut boşluğu vardır. Bağırsak solucanı, kancalı kurt en çok bilinen örnekleridir.

 

e- Halkalı solucanlar: Çift açıklığa sahiptirler. Deniz, tatlı su ve nemli yerlerde yaşarlar. Vücutları segmentlidir. Sindirim sistemleri özel bölmelere ayrılmıştır. Kapalı dolaşım sistemine sahiptirler. Toprak solucanı, sülük bu gruba dahildir.

 

f- Yumuşakcalar: Vücutları yumuşak, segmentsiz ve bazıları kabukludur. Solungaç solunumu yaparlar. Solungaçlar, iç organları örten manto, manto boşluğu ve karın kısmında kaslı ayak bulunur. Örnek: Salyangoz, midye, mürekkep balıkları ve ahtapotlar bu gruba dahildir.

 

g- Eklembacaklılar: Vücutları segmentli bir yapı gösteren vücudu dışarıdan saran kitin kabuk bulunur. Açık dolaşıma sahiptirler. Solungaçlar veya trakeler ile yapılır. Eklembacaklılar 4’e ayrılır;

 Araknidler: Antenleri yoktur. Eklemli dört çift ayağa sahiptir. Örümcek, akrep, kene gibi.

– Böcekler: Kitinden yapılmış dış iskelet bulunur. Vücutları baş, göğüs ve karın olmak üzere üç kısımda incelenir. Genellikle 3 çift bacak, 2 çift kanat, 1 çift anten bulunur. Arı kelebek, karınca gibi.

– Kabuklular: Eklemli üyelere sahiptir. Dış iskelet bulunur. Karides, yengeç, istakoz gibi.

– Çok ayaklılar: Vücutları bölmelidir ve her bölmeden bir ayak çıkar. Kırkayak, çiyan gibi.

 

h- Derisidikenliler: Tamamı denizlerde yaşar. Vücutları dikenlidir. Dolaşım sistemi açıktır. Solunum deri, solungaç veya vücut boşluğuna bağlı dış keselerle gerçekleşir. Deniz yıldızı, deniz hıyarı, deniz kestanesi

 

2. Şube: Omurgalılar

Omurgalı hayvanlar beş sınıfta toplanmıştır. Sırtlarında omurga ve sinir şeridi bulunur. iskeletleri kemik veya kıkırdaktan oluşmuştur.

Genel özellikleri şunlardır;

– iskelet bulunur.

– Sırt kısımlarında omurga vardır.

– Kapalı dolaşım sistemi vardır.

– Omurganın içinde sinir kordonu vardır.

 

a- Balıklar: Vücutları pullarla kaplıdır. Solungaç solunumu yaparlar. iç iskeletleri kemik ve kıkırdak yapıdadır. Solungaç solunumu yaparlar. Kalpleri iki gözlüdür. Köpek balığı ve vatoz balığının iskeleti kıkırdaktır. Kış uykusuna yatmazlar. Dış döllenme, dış gelişim görülür.

 

b- Kurbağalar: Karada ve suda yaşayan canlılardır. Başkalaşım görülür. Larva döneminde solungaç ergin dönemde akciğer ve deri solunumu görülür. Soğuk kanlı canlılardır. Kalp üç gözlüdür. Parmaklar tırnaksızdır. Soğuk kanlıdır. Dış döllenme, dış gelişim görülür. Semender, kara ve su kurbağaları.

 

c- Sürüngenler: Vücutları pullarla kaplıdır. Akciğer solunumu yaparlar. Gömlek değişimi görülür. Soğuk kanlı canlılardır. iç döllenme, dış gelişim görülür. Timsah hariç kalpleri üç odacıklıdır. Yılan, timsah, kertenkele, dinazor, kaplumbağa

 

d- Kuşlar: Vücutları tüylerle kaplıdır. Sıcak kanlı hayvanlardır. Akciğer solunumu yaparlar. Kemiklerinin içi boştur. dişleri yoktur. Kalpleri dört gözlüdür. iç döllenme, dış gelişim görülür. Kartal, güvercin, keklik vs.

 

e- Memeliler: Vücutları kıllarla kaplıdır. Yavrularını sütle besleyen, diyaframa sahip canlılardır. Derilerinde ter bezleri vardır. Sıcak kanlı canlılardır. Kalpleri dört gözlüdür. Yavrular canlı doğarlar. Sütle beslenirler. iç döllenme görülür. Gagalı memeli, plasentalı memeli ve keseli memeli olmak üzere üçe ayrılır. Balina, yunus, at, maymun, kirpi, insan vs.