Ana Sayfa‎ > ‎

vip oyun 4

Gray Matter

Resim

1. Unrar
2. Burn or mount the image
3. Install the game.
4. Copy over the cracked content from the /Crack dir on the DVD to your
install dir
5. Play the game


Gray.Matter-RELOADED
http://vip7.indirgani.com/Gray.Matter-RELOADED.rar


İNCELEME

Oyun birkaç yıl önce karısını kaybeden bir bilim adamıyla sokaklarda küçük gösteriler yaparakhayatını kazanan bir genç hanımın yollarının kesişmesiyle başlıyor.Ve ortaya romantik değil,doğaüstü olaylarıngerçekleştiği,psikolojik deneylerin beklenmedik sonuçlarının ortalığı karıştırdığı son derece gerilimli bir hikaye çıkıyor...
Dread Hill House isimli ve ismi kadar şirin bir kasabada geçen oyunda hiçbir yer o kadar da güvenli ve huzlurlu bir yer kesinlikle değil. 

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Sistem Gereksinimleri:
OS: Windows XP / Vista / 7
Processor: Intel Core 2 Duo E6600 / AMD Phenom X3 8750
RAM: 2 GB
Video card: GeForce 8600GT / ATI Radeon X1950 Pro
VRAM: 256 MB
HDD: 8 GB


Two Worlds II


1. Unrar
2. Burn or mount the image
3. Install the game.
4. Block the main executable in your firewall software, start the game, and
use our keygen located in the /Crack dir on the DVD to activate using
phone
5. Play the game


Two.Worlds.II-RELOADED
http://vip8.indirgani.com/Two.Worlds.II-RELOADED.rar

Video oyunlarının en çok ilgi çeken yanı şüphesiz, kendimizi hiç olamayacağımız karakterlerin yerine koyup, var olamayacağımız fantastik dünyalarda, eşi benzeri görülmemiş kahramanlıklar yapmamızdır. Aslında gerçek değil, sanal bir serüven yaşıyoruz, belki sadece oyun kumandamızın tuşları bozulmadığı sürece vuruş gücüne sahibiz… Monitör veya televizyon ekranına muhtaç olan düşmanların bizi öldürmesi veya yaralaması mümkün değil. Böyle bir ortamda kahraman olmak da, kaslara ve zekâya değil, daha çok reflekslere hitap ediyor.

Resim

Sofistike hikâye

Two Worlds yeni bir rol yapma oyunu (Role Playing Game). Aziraal isimli savaş tanrısı kaybolur ve halk onu aramaya çıkar. Binlerce yıl boyu süren aramalar sonucu savaş tanrısına ait bir mezar bulunamaz. Bu süre boyunca gezegende çıkan gizli savaş, halkları huzursuz eder. Irkların liderlerinin suikastlara kurban gitmesi de olayların boyutunu farklı noktalara çekmektedir. Oluşan kaos ortamında her ırktan toplamda 4 kişi seçilir ve kendilerini tehdit eden doğaüstü güçlere karşı çetin bir sınav vermek üzere yola koyulur. Çünkü aralarından hayatta kalan sadece bir kişi, düşmanla girilecek ölümcül mücadele için doğaüstü güçlerle donatılacaktır!

Resim


PC ve X360 için geliştirilen yapımı Reality Pump hazırlıyor. Geçtiğimiz yıl Earth 2160’a da imzasını atan ekip, geniş ve çizgisel olmayan bir kurgu hazırlamış. Hatta Two World ile oyuncuya kendi kaderini belirleme özgürlüğünü tanıyacaklar.

Resim

Oyunun en önemli özelliklerinden biri dövüş koreografisi. Reality Pump dövüş sistemi için özel ve dinamik bir koreografi hazırlamış. Göze hoş ve gerçekçi gelen bu uygulama için yapımcılar “etkileyici” olacağı görüşünde. Bu savaşlarda kullanabileceğiniz at, dev kertenkele ve çeşitli büyük hayvanlar da olacak. Bunlar hem bir yerden başka bir yere ulaşımınızı kolaylaştıracak hem de dövüşlerde size yardımcı olacak.

Resim

Bununla bunu birleştirince bak ne oluyor

RPG oyunlarında item’lerin yeri büyüktür. Yapımda ne kadar çok ve etkili item varsa o kadar iyidir. Bu konuda Diablo 2: Lord of Destruction’ın ne denli başarılı olduğunu hatırlarsınız. Two Worlds, geniş ve çeşitli item yelpazesiyle oyunculara özel bir deneyim sunmaya çalışıyor. Item’larınızı tematik ve çeşitli kombinasyonlarla kullanabileceğiniz gibi farklı ekipmanları almak için de harcayabilirsiniz.

Resim

Two Worlds’ün dikkatleri üzerinde toplayacağı bir diğer nokta da fizik motoru olacak. Başta gerçekçi çevre tasarımları ve üzerlerindeki bitki örtüsü, fizik motorunun yeteneklerini sergileyecek. Reality Pump, oyuncuya her şeyiyle yaşayan bir dünyada olduklarını hissettirmek istiyor.

Resim

İçerisinde Multiplayer modu da bulunduracak olan Two Worlds, senfonik müzikleri, HDR ve Pixel Shader 2.0/3.0’ı destekleyen grafik teknolojisi, sofistike hikâyesi ve geliştirilmiş yapay zekâsıyla, 2007’nin Mart ayında RPG severlerin beğenisine sunulacak. Hem X360 hem de PC için geliştirilen yapım, TopWare tarafından yayınlanacak.

Resim

Resim

Resim



SİSTEM ÖZELLİKLERİ

En az sistem gereksinimi:

CPU: Intel yada AMD CPU (2.0 GHz)
RAM: 1 GB (2 GB with Windows Vista or Windows 7 OS)
EKRAN: Radeon HD series, Geforce 8800 GT (Shader 3.0 and 512 MB RAM)
DX: DirectX 9.0 yada OpenGL
OS: Windows XP or Snow Leopard
HDD: 8GB boş alan
SES: Ses kartı


Önerilen sistem gereksinimi:

CPU: Intel yada AMD çift çekirdekli CPU (2.6 GHz)
RAM: 4 GB
EKRAN: Radeon HD 2900, Geforce 8800 GTX
DX: DirectX 11.0 yada OpenGL
OS: Windows Vista, Windows 7, Snow Leopard
HDD: 8GB boş alan
SES: 5.1 channel ses kartı



Emergency 2012


Resim

1. Unrar
2. Burn or mount the image
3. Install the game.
4. Copy over the cracked content
5. Play the game


Emergency.2012-RELOADED
http://vip5.indirgani.com/Emergency.2012-RELOADED.rar

İNCELEME

Arkadaşlar bu kez herzamanki oyun tarzı anlayışından çok daha farklı oyunla karşınızdayız. Acil servislerden İtfaiyecilik yapacağız. Bu oyunda ki amacımız farklı ülkelerdeki yangın felaketini önleyeceğiz. Ve oyun gerçekten çok ayrıntılı. Sadece yangın söndürme ile uğraşmıyorsunuz. Can kurtarıyorsunuz. Doktorlara yardım ediyorsunuz. Vs. Vs. Upgrade özellikleri de mevcut. Oyunda bayaa farklı görevlerle karşılacaksınız. Ama gerçekten de hoşunuza gideceğinden eminim. İyi oyunlar.... 

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim










SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

İşletim Sistemi: Windows XP / Vista / 7
İşlemci: Dual-Core 2 Ghz
RAM: 1 GB RAM
HDD: 5 GB Boş Alan
Ekran Kartı: DX9 uyumlu (en az GeForce 8) 256 MB Video Kartı

Metro 2033


1. Extract RARs
2. Mount or Burn image
3. Run Installer.exe (when it ask for SID file you have to select it on your
dvd drive
4. Copy the whole content from crack dir to your install folder



Metro_2033_Proper-Razor1911
http://vip6.indirgani.com/Metro_2033_Pr ... or1911.rar

Oyun Hakkında Bilgi
Rus Glukhovsky'nin gizem, aksiyon ve bilim kurguyu harmanlayarak oluşturduğu Metro 2033 romanı Rusya'da ilk çıktığı haftada 400.000'i aşkın satarak büyük bir rekora imza atmıştı. Nükleer savaş yüzünden yaşanılmayacak haline gelen Moskova halkını ve bu halkın yaşadıklarını konu alan oyunumuz, isminden de anlaşılabileceği gibi insanların metro istasyonlarındaki yaşam mücadelesini ve gizemli olayları bilimkurgu ile harmanlayarak anlatıyor. Yeryüzünü unutan, güneşin varlığını sadece yaşlılardan dinleyerek öğrenmiş olan “Metro” halkı, yıllardır tünel ve istasyonlarda yaşamaya mahkum kalıyorlar. İstasyonları minyatür şehir haline getiren bu “yeraltı” insanları için istasyon şehirler arasında yolculuğa çıkmak olabilecek en tehlikeli şeylerden biri, çünkü metro tünellerinde envai çeşit mutant, yaratıklar ve haydutlar cirit atıyor.

2011 yılında patlayan nükleer bomba yüzünden yeryüzünün yeni hakimleri mutantlar oluyor. Radyasyon ve aşırı sıcak yüzünden zaten yaşanılmayacak hale gelen Moskova'yı terkeden Rus'lar çareyi metro istasyonunda yaşamakta buluyorlar ve günışığının özlemiyle yıllardır yanıp tutuşuyorlar. Yeryüzünün güvenli olmaması şehirlerin güvenli olduğunu göstermiyor. Minyatür metro şehirlerinde Sağ-sol görüşüne benzer bir şekilde, Neo-komünistler ve Neo-Naziler olmak üzere 2 ayrı örgüt hakim...

Bunların yanısıra oyunda en çok dikkat çekecek farklı bir örgüt daha var. “Dark Ones” yani “Karanlık Kişiler” lakabı takılan bu örgüt gizemli yaratıklardan oluşuyor ve insanlara neden saldırdıkları bilinmiyor. Oyuna çok büyük bir gizem katacak olan “Dark Ones” örgütü ile karşılaşmamak için can atacağınızı söylemeliyim. Çünkü oyunda en çetin ceviz onların olacağı söyleniyor.

Oyunumuz nükleer patlamanın yıllar sonrasını konu ediniyor ve oyunun isminde yazdığı gibi 2033 yılında geçiyor. Artyom adlı karakteri kontrol edeceğimiz Metro 2033'de kurgunun en çok yoğunlaşacağı konulardan biri “Dark Ones” örgütü olacak. “Dark Ones” örgütü gizemli ve psişik güçlere sahip yaratıklardan oluşuyorlar. Herhangi bir insan “Dark Ones” örgütünün psişik güçleri karşısında bilincini kaybedip yere kapaklanabiliyor, ancak neden olduğu bilinmez bir biçimde bu yaratıkların psişik güçleri, Artyom'a etki etmiyor. Bu da Artyom'u “Dark Ones” örgütünün ne olduğunu ve ne amaçladığını anlayabilecek yegane insan yapıyor. Bu arada ana karakterimizin ismini de öğrenmiş oldunuz...

Artyom'un psişik güçlere olan bu direncinin gördüğü imgelemlerden veya hayallerden olduğu düşünülüyor, ancak bu kesin değil. Oyunda epey bir ölü insan göreceğimiz de belirtiliyor, ancak bunun Artyom'un macerası ve konuyla nasıl bir bağlantısı olacağını şimdilik bilemiyoruz. Oyunun FPS olmasının yanısıra herhangi bir yerde karşılaşacağımız NPC'lerle de olan diyaloglarımızın oyunun akışını oldukça etkileyeceği söyleniyor. Bu da oyunun sosyal yönünün varlığını gösteriyor. Oyunda başarılı olmak istiyorsak, Metro halkıyla iyi diyaloglar kurmamız gerekecek. Ayrıca çeşitli extra görevler de alabileceğimiz NPC'ler ekipmanlarımızın güçlenmesi yolunda en büyük adım oluyorlar.

Metro 2033'ün şimdilik gösterilen ilk sahnesine bakıldığında Artyom'un basit bir istasyon arabasını 3 tünel kazıcısı ile bir istasyondan diğerine ulaştırmaya çalıştığını görüyoruz. Bir süre sonra bahsettiğim “Dark Ones” ortaya çıkınca yaratıkların psişik güçleri kazıcıları bayıltıyor, Artyom ise dimdik ayakta kalıp bir yandan kazıcıları uyandırmaya çalışırken diğer yandan bu gizemli yaratıklara karşı direnmeye çalışıyor. Oyunun neredeyse ilk 1 saati boyunca silahımız olmadan savunmasız bir şekilde ilerleme kaydettikten sonra ilk dostumuz olan Bourbon ile karşılaşıyoruz. Bourbon, ona yardım etmemizden dolayı Artyom'a ilk silahımız olan AK-47'yi hediye ediyor.

Oyunda silahları 2 sınıfa ayırmak gerekiyor; biri yeryüzü silahları, diğeri ise yeraltı silahları. Yeryüzü silahları, nükleer savaşdan önce makineler tarafından son teknoloji ile oluşturulmuş silahlar oluyor. Bu silahları bulduğunuz zaman asla bırakmak istemeyeceksiniz, çünkü nişan alma kapasiteleri ve güçleri yeraltı silahlarına göre çok daha iyi. Yeraltı silahları ise, kısıtlı imkanlarla Metro halkının yaptığı hurda silahlardan oluşuyor. Bourbon'un silahı yeryüzü silahı olduğu için bir süre ona sarılı gezmek en mantıklısı olacaktır.

Oyunda bir diğer ilginç detay ise mermilerin para olarak geçmesi oluyor.satıcılardan yeni ekipman alabilecek, ya da bu mermileri silahınızda kullanabileceksiniz. Oyunda birşeyin para olarak geçmesi çok doğal tabii, sonuçta nükleer bir savaş patlak vermiş ve ekonomi adına bir şey kalmamış, ancak mermilerin bu konuda kullanılması bana oldukça enterasan ve parlak bir fikir olarak geldi. Yeryüzü mermilerini para olarak kullanarak şehirlerde bulacağınız çeşitli

Metro 2033'de gizlilik teması da hakim olacak. Oyunun büyük çoğunluğunun yer altı mekanlarda geçeceğini varsayarsak bunun olması da gerekiyordu zaten... Oyunda karşılaşacağınız bazı bölgeleri düşmanlar sizi görmeden geçmeye çalışıyorsunuz. Artyom'un kol saati de böyle zamanlarda çok işe yarayacak. Saatinde bulunan bir sensör sayesinde gölgelerde ne kadar belirgin olduğunu anlayabileceksiniz. Oyunumuzda gerektiğinde bazı bölümlerde yer yüzüne de çıkmak zorunda kalacağız. Ancak bu bölümlerde doğal olarak, radyasyonun etki halinde olması nedeniyle gaz maskesi giymeden yaşamak mümkün olmuyor. Bu bölümleri oynarken oldukça zor anlar yaşayacağınızı söylemeliyim. Gaz maskesinin filtresinin belli bir dayanıklılık süresi var, ve bu süre bitene kadar o mekandaki işinizi bitirmeniz gerekiyor.

Eğer bir de bu bölümlerdeki yaratıklar tarafından saldırıya uğrarsanız işte o zaman işler daha da sarpa sarıyor. Gaz maskesini takıyorsanız, daha dikkatli ve daha iyi bir nişancı olmak zorundasınız, çünkü eğer hasar alırsanız gaz maskenizin kırılma olasılığı var. Kırılınca ise gaz maskesi bir işe yaramıyor ve dolayısıyla ölmek kaçınılmaz oluyor. Neyse ki etrafta birçok ceset bulacağınızdan, bu cesetlerdeki gaz maskelerini alarak yenileme imkanına sahibiz.

THQ, Metro 2033'ün romana çok sadık kalacağını açıkladı. Eğer az çok roman ile ilgili bilgi sahibiyseniz, büyük “spoiler” ların çoğunu yediniz demektir. Ancak oyunun konusunun bazı yerlerde roman ile aynı gitmeyeceği açıklandı. Yani romanı okuma şansı bulanlar veya bulacaklar, oyunda farklı şeylerle de karşılaşabilecekler. Bu arada THQ ile Glukhovsky'nin romanın hakları konusunda anlaşmaya varmalarının yanısıra yazarın, oyunun 3 senelik geliştirme sürecinde 4A Games'e

Metro 2033'de oyuncularını hayal kırıklığına uğratacak en büyük şeyin, oyunun sadece Tek-kişilik oyuncu modundan ibaret olması olacaktır sanırım... Metro 2033 tünellerinde birbirini avlamak isteyen oyuncular bu konuda avuçlarını yalayacaklar. Bu gerçekten çok üzücü, 3 senelik geliştirme sürecinde 4A Games bunu neden düşünmedi, ya da düşündü de yapmadı çok merak ediyorum... Herhalde oyuncuların sadece tünel olan bölümlerde, birbirlerinin gaz maskelerini veya mermilerini çalarak mücadele etmelerinin sıkıcı olduğunu düşündüler veya zamanları yoktu, bilemiyorum. Ancak kesin olan tek bir şey var o da Metro 2033'ün ana hikayesinin çok derin ve etkileyici olacağı ve multiplayer modunu pek aratmayacağı... Multiplayer modunun belki ileride olası bir DLC'den temin edilebileceği tahmin ediliyor. Multiplayer modu için de para vermek çok sıradışı olacak sanırım... yardımcı olduğu da belirtildi.

Minimum
- Çift çekirdekli işlemci
- DirectX 9 ve Shader Model 3.0 destekli ekran kartı
- 1 GB RAM

Önerilen
- Dört çekirdekli işlemci
- DirectX 10 destekli ekran kartı
- 2 GB RAM

Optimum
- i7 işlemci
- DirectX 11 destekli ekran kartı
- 8 GB RAM

Resident Evil 5


Minimum Sistem Gereksinimi
* İntel PentiumD ya da AMD Athlon64 X2 işlemci
* XP için 512 MB, Vista için 1 GB RAM
* 8 GB boş disk alanı
* Shader 3.0 destekli 256 MB ekran kartı

Tavsiye Edilen Sistem Gereksinimi
* İntel Core2Quad ya da AMD Phenom X4 işlemci
* XP için 1 GB, Vista için 2 GB RAM
* 8 GB boş disk alanı
* 512 MB ekran kartı Shader 3.0 destekli

1. Unrar
2. Burn or mount the image
3. Install the game.
4. Copy over the cracked content
5. Play the game


Resident.Evil.5-RELOADED
http://vip5.indirgani.com/2/ResidentEvil5.rar

Kane and Lynch 2-Dog Days


1. Unrar
2. Burn or mount the image
3. Install the game.
4. Copy over the cracked content
5. Play the game


Kane.and.Lynch.2.Dog.Days-RELOADED
http://vip5.indirgani.com/Kane.and.Lync ... LOADED.rar


Oyun oynamayı çok seviyoruz. Sevdiğimiz bu oyunlarda eminim herkesin kendine göre kıstasları vardır. Kimisi oyunun hikayesinden etkilenirken kimisi kurgusuna bakar. Sadece grafiklerin bile oldukça önemli olduğu ve bu oyunu başarılı kıldığı bir çok oyun örneği de şimdiye dek karşımıza çıkmıştır.

Oyunlardaki bu hikaye, sunum, grafik gibi kıstaslar haricinde tabi ki karakterlerin önemi de bir hayli fazla. Karakterlerin böylesine ön planda olduğu oyunlara eminim hepinizin bir çok örneği vardır. Tüm bunların aksine bazı oyunlar ise kalitesiz bir yapıda olsa da sahip oldukları karakterleri ile fazlasıyla öne çıkabiliyor. Bunun son zamanlardaki en iyi örneği ise şüphesiz Kane & Lynch : Dead Men olmuştur.

Resim

“Oyun dünyasının psikopat ikilisi” damgasını yiyen Kane ve Lynch, bu tanımlamayı fazlasıyla hakeden bir kişilik yapısına sahipler. Tabi ki ölü olarakta lanse edilen bu karakterleri psikopatlaştıran bir çok neden de bulunuyor. Bir çanta dolusu elmasın peşine düştüğümüz ilk oyunda karakterlerin geçmişlerine dair bilgilere ulaşmıştık. Evdeki silahının çocuğunun ölümüne neden olan Kane, daha fazla dayanamayarak evden kaçıyor ve kendisini suç dünyasının tamda ortasında buluyordu. Bir diğer psikopatımız Lynch’in en büyük özelliği ise birini vurduktan sonra bile on saniye öncesini hatırlayamaması olabiliyor. Kısacası neresinden tutarsanız tutun, geçmişleri acıyla dolu bu karakterler gerçektende bu işin zirve noktasında yer alıyor.

Karakterleri kadar ilk oyunumuzda oldukça ilginç bir oyun yapısına sahipti. Bir çok artı yönü bulunan ilk oyun eksilerinin daha fazla olmasından dolayı büyük eleştiriler almış ve vasat bir görünüm sergilemişti. Buna rağmen satışları bir hayli iyi giden oyun, ikinci versiyonunu da garantilemiş oldu. Bizde demosu da çıkan oyunun preview yani ön inceleme sürümünü deneme fırsatını yakaladık. Bakalım Kane ve Lynch ile birlikte psikopatlaşmak için gerekli nedenleri oyunda bulabilecek miyiz?
Kane & Lynch 2 ilk oyunun aksine çok farklı bir mekanda geçiyor. Psikopat ikilimizi bu sefer son zamanlarda bir çok oyuna da ev sahipliği yapan Shangai’da buluyoruz. Yeni bir iş peşinde koşan Lynch, sürekli laf yarışına girse de ekürisi haline gelen Kane’i de bu işin gerisinde bırakmıyor. Ve belalı ikilimizin yolları da yapılan bir telefon görüşmesi sonucu, Shangai’ın arka sokaklarında bir kez daha kesişiyor.

Resim

Kane & Lynch 2 : Dog Days ilk olarak bir el kamerası önünde açılışını yapıyor. Kamera gerileyip sahneyi daha geniş bir açıdan gördüğümüz oyunun daha ilk dakikalarından atmosferin nasıl şekilleneceğini anlayabiliyoruz. Psikopat ikilimiz birer sandalyeye bağlanmış. Bu sahnede uzak doğulu bir karakteri Lynch’in vücudunu jilet ile kesip, façasını bozarken görüyoruz. Ne olduğunu anlayamadığımız bu sahne Kane’in çığlıkları ile birlikte kararıyor ve yaşanan bu ilginç olaydan iki gün öncesine dönüyoruz.

Oyunun ön inceleme ürümünde farklı dört bölüm kendisine yer bulmuş. Bunlardan ilkinde oyunun bir çok videosunda da karşımıza çıkan bir kovalamacaya şahit oluyoruz. Kovalama sahneleri oyunun önemli bir yerini kapsıyor. Burada bir parantez açarak oyunun kamera açısından da bahsemek istiyorum. Çünkü kovalama sahnelerini bu kadar farklı kılan etkenlerden birisi de oyundaki farklı kamera açısı olmuş. Oyun tamamen bir el kamerasından sunuluyor. Bu farklı kamera açısının kullanılmasındaki en büyük neden ise oyunculara daha gerçekçi bir atmosfer sunabilmek. Bunda başarılı olunsa da bazı aksaklıklar gene kendisine yer bulmuş.

Özellikle kovalama sahnelerinde karakteri arkasından takip eden kamera sistemi, özellikle dönüş anlarında kontrolü bir hayli zorlaştırıyor. Kamera sistemindeki en büyük antipati ise uzun süre oynadıktan sonra baş ağrısı yapması. Oyunun bu demo bölümlerini oynarken bile arada bir kalkıp tur atma ihtiyacı hissettiğimi söylemeliyim.

Kane & Lynch 2’nin bir diğer hoş ayrıntısı da sansür uygulaması olmuş. Örneğin yoldan geçen masum birisini vurdunuz, vurduğunuz bu kişinin suratı ve vurduğunuz uzvu hemen sansürleniyor. Veya oyunun hikayesi gereği karşılaştığınız bazı çıplak sanelerde gene bu sansür kurgusu uygulanmış. Burada oyundaki büyük ve gerçekçiliği öldüren bir detaydan da bahsetmek istiyorum.

Resim

Bazı hazır scptler ile oluşturulan sahnlere müdahale ettiğinizde bir sonuç alamıyorsunuz. Örneğin az önce de bahsettiğim kovalama sahnesinde kaçan karakter, ilerki bir noktada demir parmaklıklardan oluşan bir kapıyı kilitliyor ve kaçmaya çalışıyor. Siz bu parmaklıklar ardındaki kısa süre içerisinde karaktere ateş ederek vurabiliyorsunuz. Fakat karakter kurşun geçirmez misali yoluna devam edebiliyor. Bu da oyunun gerçekçiliğini baltalayan unsurlardan birisi olmuş.

Resim

Kane & Lynch 2’nin ön inceleme sürümündeki bir diğer eksi yön ise vuruş hissi. Silahlar arasındaki fark ve ses efektleri iyi ayarlanmasına karşın aynı şeyi vur hissi için söylemek zor. Bir tabanca veya bir pompalı ile vuduğunuz düşmanınızdan bu iki silah arasındaki farklılığı hissedemiyorsunuz. Bunun için farklı bir yöntem uygulanmış ve düşmanlarınızın üzrinde vurduğunuz kısımda küçük bir çarpı işareti görüyorsunuz. Vuruş hissine gelmişken oyundaki çatışmalardan da bahsetmem lazım çünkü belki de oyunun en etkileyici noktası bu oluyor. Yapay zeka namına çok etkileyici bir oyun olmasa da çatışma hissi iyi yansıtılmış. Yani klasik benzer oyunlarda bazı uzun çatışma sahnelerinden sıkılıp patır patır düşmanlarınızı öldürürken, aynı şeyi Kane & Lynch 2’de ise yapamıyorsunuz. Sürekli tetikte olmalı ve takım halinde ilerlemelisiniz. Oyunda buna uygun bir co-op modu olduğundan bahsetmeme gerek yok sanırım çünkü ilk oyunun da en büyük özeliği buydu zaten. Çatışmalardaki bu zorluk için ortaya çevre ile etkileşim özellikleri çıkıyor. Etrafta gördüğünüz baz objeleri düşmanlarınız üzerinde kullanabiliyorsunuz. Örneğn yangın söndürücü veya yerde duran bir benzin bidonunu rakibinize atabilir ve ateş ederek havada patlamasını salayabilirsiniz.

Kane & Lynch 2: Dog Days grafik ve teknik kısımları ile çok etkileyici gözükmese de gene de kendi atmosferini yakalamayı başarmış. El kamerası ve çevre detayları çok iyi bir şekilde birleştirilmiş. Örneğin polis sirenlerinin yansımasını sanki gerçek bir kameradan izliyormuş şeklinde görebiliyorsunuz. Baz açılarda siren ışıkları tüm ekrana yansıyabiliyor. Ayrıca Shangai’ın yapı ve arka sokakları iyi bir şekilde tasarlanmış. Karakter ve bazı detaylarda ise aynı özveri söz konus değil. Zaten yapımcıların açıklamalarında da grafiklerden çok atmosfere özendikleri belirtilmişti. Buna rağmen bu sürümde olan bazı grafiksel hataların oyunun tam sürümünde düzeltilmesi gerektiğini söylemeden de geçemeyeceğim.

Resim

Kane & Lynch 2: Dog Days oldukça geniş bir çoklu oyuncu seçenekleri ile de gelecek. Frag Aliance ve Undercover Cop gibi oyuna özel bölümlerde takım olarak banka soygununa girişebileceksiniz. Üstelik öldürdüğünüz kişi başına pastadan daha büyük bir dilimi de alabilirsiniz. Dikkat etmeniz gereken nokta ise yanlışlıkla takım arkadaşınızı rehin olarak yakalamamak. Böyle bir durumda direk olarak hain dagası yiyebilirsiniz :) Bu özel arcade modlar dışında klasik çklu oyuncu mdları da oyun içerisinde kendine yer edinecek.

Sonuç olarak Kane & Lynch 2: Dog Days, ilk oyundan daha iddialı bir şekilde karşımıza çıkacağa benziyor. Yani klasik bir oyun olmasa da özellikle co-op modu ile bu sfer bekleneni verebilir. Özellikle takım oyununda ön plana çıkan oyun umarım bazı eksiklerini de gidererek karşımıza çıkar ve daha başarılı bir görüntü çizmeyi başarır. Bunu öğrenmek için neyse ki fazla beklememiz gerekmeyecek.

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ :
[*] Operating System: Windows XP / Vista / Seven 
[*] Processor: Intel 3.0 GHz / AMD 2.5 GHz 
[*] RAM: 1 GB (XP) / 2 GB (Vista) 
[*] Video Card: nVidia 7800 / ATI x1800 Nvidia 7800 / ATI X1800 or better (Shader Model 3.0, 512 MB Video Memory)
[*] Sound Card: Sound device compatible with DirectX ® 9.0

Devil May Cry 4



http://vip5.indirgani.com/Devil.May.Cry.4-RELOADED.rar

İNCELEME

Bir yerlerde sevdiğin birini kaybettiğinde, bir şeytan bile ağlayabilir.” Lady, kaybettiği kardeşi Vergil’ın ardından gözyaşı dökemeyen Dante’ye işte bu sözleri söyledi. Bizi içine alan Dante’nin iblis avcısı dükkanı “Devil May Cry” bu şekilde doğmuş oldu. Capcom’un Resident Evil gibi bir korku efsanenin ardından, aksiyon türünde de yapılmış en iyi oyunlardan birine imza atarak, ortaya çıkardığı Devil May Cry’ı oldukça uzun bir zamandır evlerimize konuk ediyoruz. İkinci oyunu es geçersek, yaklaşık 7 yıl önce karşılaştığımız ilk DMC oyunuyla, 2 yıl önce çıkan DMC 3 her konuda tatmin edici olmuş ve konusu olsun, karakterleri olsun, oynanışı olsun müthiş beğeni toplamıştı. Bir aksiyon oyunu içerisinde ne olması gerekiyorsa DMC bu özelliklerin hepsine sahipti. Özellikle yarı iblis, yarı insan olan, müthiş bir egoya sahip ve düşmanlarına karşı alaycı konuşmalarıyla dalga geçen Kara Şövalye Sparda’nın oğlu karizmatik Dante, bu seride en göze çarpandı. Belki de oyunun bu kadar sevilmesinin en büyük nedenlerinden biriydi. Neredeyse boyu kadar olan Rebellion adındaki kılıcı, Ebony & Ivory adındaki silahları ve de Devil Trigger özelliği sayesinde yapabildikleri, oyuncuya müthiş bir zevk, eğlence ve özgürlük sunuyordu. Böylesine kusursuz bir karakterin olduğu bir oyuna, özenle düşünülmüş, güzel bir kurguya sahip konuda eklenince, Devil May Cry gelmiş geçmiş en iyi aksiyon oyunları içerisine rahatlıkla girmeyi başarıyordu. İşte böyle bir serinin yeni oyunu ilk başta sadece PlayStation 3 için duyurulmasına rağmen, daha sonra Xbox 360 ve PC platformlarına da çıkacağı belirtildi ve şu günlerde de Next-gen diye adlandırdığımız konsollarımıza çıkmış bulunmakta.

Büyüt (gerçek boyut: 790 x 444)Resim

Oyun duyurulduğunda büyük bir heyecan yaratsa da, Capcom’dan gelen açıklama birçok kişiyi üzmüştü. Devil May Cry’ı, Devil May Cry yapan Dante ana karakter olarak yer almayacak, onun yerine Nero adında yeni yaratılmış farklı bir karakteri kontrol edeceğimiz söylendi. Oldukça büyük bir hayal kırıklığına sebep olan bu açıklamanın üstüne, yeni oyunun yapımında yer alan ekibinde ikinci oyunu yapanlar olduğu ortaya çıkınca DMC 4’ün kesinlikle hayal kırıklığı olacağı düşünülmeye başlandı. Zamanla gösterilen resimler ve videolar oyunun başarılı olacağını gösteriyor gibiydi. Yeni karakter Nero’nun da oldukça Dante’ye olan benzerliği dikkat çekiciydi. Değişen bu karakterden dolayımıdır bilemem ama oyun hakkında 2007 yılında oldukça bilgi verildi. Oyuncuları merak içinde bıraktılar ve iki erteleme sonunda oynayıp bitirme imkanına kavuştuk.

Büyüt (gerçek boyut: 790 x 426)Resim


Macera başlıyor

Öncelikle değişen karakterle beraber doğal olarak değişen konu hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Oyunumuz Fortuna adındaki bir kalede yer alan ve kılıcın emri adı altında Sparda’yı tanrı olarak görüp ona tapan bir kutsal şövalye yoldaşlığının amacını anlatıyor. Oyunda yönettiğimiz ana karakter olan Nero ise, bu yoldaşlığın içinde yer alan insanlardan sadece biri. Yani oldukça sıradan bir karakter. Ancak görkemli bir açılış videosuyla ortaya çıkan Dante’nin yaptıklarına kadar bu içinde bulunduğu durum hakkında en ufak bilgisi olmayan Nero, gördüklerinden sonra ortada neler döndüğü, Dante’nin kim olduğu gibi şeyleri öğrenmek için yola koyuluyor ve bizde bu sayede olanları ve olacakları Nero’nun gözünden görmeye başlıyoruz. Bunun dışında DMC’de görmeye pek alışık olmadığımız ve konuyla ilgili güzel bir aşk hikayesi de var. Oyunu oynamayan birçok arkadaşımın olduğunu düşünerek konuyla ilgili daha fazla bilgi vermeden diğer ayrıntılara geçiyorum. Bilindiği gibi ilk başlarda çok yadırgansa da, Dante’nin yerini doldurabilecek mi ya da aynı havayı hissettirebilecek mi gibi kafalarda sürekli soru işareti bırakan, yeni karakter Nero, açıkçası oyuna fazlasıyla ayak uyduruyor. Belki Dante kadar karizmatik değil, ayrıca oldukça çabuk sinirlenen ve pekte alaycı bir tavrı olmayan ciddi bir kişiliğe sahip, bir de başında aşk belası var. Doğal olarak Nero’yla oynarken kendinizi sizde o ciddiyete kaptırabiliyorsunuz. Oyunun yaklaşık %70’e yakın bir bölümünü Nero’yla oynuyoruz ve eski DMC’lere göre en ufak farklılık hissetmiyorsunuz. Çünkü Nero, oldukça sıradan bir karaktermiş gibi görünüyor olsa da, Capcom belli ki oyuncuların aynı zevki alması için Nero’ya baya özen göstermiş.

Büyüt (gerçek boyut: 790 x 444)Resim

Nero, Red Queen adında, bir motosiklete gaz verirmiş gibi kılıcın kabzasını da o şekilde döndürerek, iri kıyım bir kılıçla, Blue Rose adında Magnumu andıran ama çift atar büyük bir silaha sahip. Bu iki güç oyun boyunca oldukça yardımı dokunan özellikler. Red Queen ile oldukça fazla sayıda sanırım 20 kadar hareket yapmak mümkün, tabi silahı da dahil ettiğimizde çeşit ve yapılan kombolar artıyor. Bunun dışında Nero’nun da aynı Dante gibi Devil Trigger özelliği var. Bunu yaparken de Sparda’dan hatıra olarak Vergil’a kalan Yamato’yu kullanıyor. Şimdi burada Vergil’ın kılıcı Nero’da ne arıyor, ne alaka? Diyebilirsiniz, onu da oynayınca göreceksiniz. Neyse, Nero’nun sahip olduğu Devil Trigger özelliği de hızlı ve güçlü yapılmış, oyun boyunca oldukça işinize yarıyor, ama Capcom madem karakteri değiştirdik yeni bir şeyler sunmak lazım demiş olacak ki, Nero’ya Devil Bringer adında şeytani bir kol yaratmış ve bu müthiş özellik oyun boyunca kullanması inanılmaz zevkli. Çok yararlı bir özellik olmuş.

Büyüt (gerçek boyut: 790 x 444)Resim

Buster, Snatch ve Hell Bound adında üç özelliği var, bir de Blue Rose ile aynı anda kullanılabilen Hold özelliği mevcut. Bu özelliklerin hepsini Devil Trigger modunda da kullanabiliyorsunuz. Mesela, Devil Bringer’ın özelliklerinden biri olan Buster, düşmanları yakalayıp tabiri caiz ise yerden yere vuruyor ve bunu yaparken ortaya çıkan görüntü her düşmanda farklılaşıyor. Scarecrow adındaki düşmanları yakaladığında birkaç defa yere vuruyor, Frost’ları yakaladığında etrafında döndürüp fırlatıyor ya da Bianco Angelo’lardan birini yakaladığında düşmanın mızrağını alıp defalarca sokup çıkartıyor ve fırlatıyor. Yani Nero, düşmanlarda görmeye değer hareketler yapıyor. Aynı şekilde Boss savaşlarında da Devil Bringer özelliği her Boss’ta farklı hareketler yaparak zevkle izlenilen görüntüler ortaya çıkartıyor. Devil Bringer’ı, Devil Trigger’la birleştirdiğimizde Nero’nun gücü inanılmaz boyutlara çıkabiliyor, bu açıdan baktığımız zaman Nero’da inanılmaz güçlü ve kesinlikle oyuna zevk katan bir karakter olmuş diyebiliriz. Fakat yinede Dante’ye oranla sahip olduğu aksesuar ve yapabildiği hareketler az ki Nero’nun yapabildiği 43 çeşit hareket varken, Dante’nin tam 83 farklı hareketi mevcut. Bu yüzden Capcom her ne kadar Nero gibi başarılı bir karakter yaratmış olsa da, yapabildiği hareketleri biraz daha fazlalaştırabilseymiş gerçekten Nero’da kusursuz bir karakter olabilirmiş, çünkü sahip olduğu Devil Bringer özelliği farklı hareket ve kombolar yapmaya çok yatkın müthiş bir güç.

Büyüt (gerçek boyut: 790 x 426)Resim

İçeriksel değişimler

Öncelikle oyunumuzu çalıştırdıktan sonra bizi yaklaşık 20 dakika süren bir yükleme süresi bekliyor. Bu süre içinde oyun oldukça büyük bir boyutta HDD yüklemesi yapıyor, tabi bu uzun arada Capcom, oyuncuların sıkılmasını engellemek için DMC 1, 2 ve 3’ü kısaca hatırlatıyor. Bu yükleme her ne kadar sıkıcı bir durum gibi gözüküyor olsa da, Loading sürelerini ve ara sahnelere geçişi gözle görülür bir süre azaltıyor, ayrıca menülere ve oyun içine geçiş süresini de az da olsa kısaltıyor, o yüzden bu yükleme oldukça yararlı diyebiliriz. DMC 4 oynanış olarak da, ilerleme olarak da serinin eskileriyle aynı. Ayrıca yine eski oyunlarda yer alan Secret Mission, Orb, Item ve Key Item’lar yine mevcut. Biraz da bunlardan bahsetmek istiyorum. Bildiğiniz gibi Secret Mission, gizli yerlere yerleştirmiş(Merdiven altı, aynanın arkası, ağacın görünmeyen kısmı vs…) küçük bölümlerden oluşuyor. Bu bölümlerde size yapmanız gereken şey belirtiliyor ve eğer başarılı olursanız Blue Orb Fragment yani Blue Orb’un yarısını kazanıyorsunuz. Bu Blue Orb’ları kazanıp birleştirdiğinizde sağlık barınız bir kademe yükseliyor ve toplamda sanırım 16 kademe yükseltebiliyorsunuz, ama ben 13 kademe yükseltebildim. Orb’lar demişken bunlardan da bahsedelim. Eski oyunlarda ki gibi kırmızı, yeşil, beyaz, mavi, mor ve altın Orb’lar yine var. Kırmızı Orb’lar sürekli bir çok yerden çıkan Orb çeşidi ve en önemlilerden biri diyebiliriz, çünkü kırmızı Orb’lar Power up bölümünden Item satın almamızı sağlıyor. Bunun dışında, yeşil orb kaybedilen gücü yerine getiriyor, beyaz orb kırmızı orb yerine geçebiliyor, altın orb ise öldüğünüz yerden başlamanıza olanak sağlıyor. Item’ler DMC 4’teki önemli özelliklerden biri, çünkü savaşırken azalan canımızı yükseltmek için oldukça gerekli şeyler. Bunlar içinde sağlığımızı yükselten Vital Star var ve S-M-L diye büyüklük sıraları mevcut. Her aldığınızda fiyatları da yükseliyor. Ayrıca Devil Trigger barınızı yükselten Devil Star, savaş esnasında düşman ya da düşmanların enerjisini azaltan veya öldüren Holy Water var. Son olarak da Key Item içinde Proud Soul sayesinde karakterinizin Skill’lerini yükseltebiliyorsunuz, onun dışında yer alan Evil Legacy sayesinde Devil Bringer özelliğinizle Hell Bound yapabiliyorsunuz ve bunlar gibi işe yarayan birçok key item mevcut.

Büyüt (gerçek boyut: 790 x 444)Resim

Son zamanlarda birçok oyuncu çıkmış aksiyon oyunlarının her ne kadar kaliteli olsa da kısa olmasından yakınıyordu. DMC ise, bu durumu tamamen ortadan kaldırmış, çünkü gerçekten uzun, tam 20 bölümden oluşuyor ve doya doya oynuyorsunuz diyebilirim. Fakat DMC 4, eski oyunlara göre biraz kolay olmuş. Oyun size Hunter ve Devil Hunter diye iki farklı zorluk seviyesi ve hareketlerin otomatik olarak yapılmasını sağlayan Automatic seçeneğini sunuyor. Ama benim size tavsiyem Automatic seçeneğini kapatmanız yönünde, çünkü oyundan zevk almanızı oldukça etkileyen bir faktör olmuş. Ayrıca oyunu her bitirdiğinizde yeni zorluk seviyesinin çıktığını görüyorsunuz, “Son of Sparda”, “Dante must die” gibi ve eski oyunlarda da yer alan Bloody Place adında belirli bir zaman içinde aşama aşama ilerleyerek düşmanları öldürdüğünüz başka bir oyun seçeneği çıkıyor. Kısaca içerik olarak da oldukça zengin DMC 4. Ancak bazı AI, bug ve kamera sorunları da maalesef mevcut.

Büyüt (gerçek boyut: 790 x 444)Resim

Diğer karakterler

Uzun bir süre Nero’yla oynadıktan sonra yaşanan olaylardan dolayı kontrol Dante’ye geçiyor. İşte bu noktada hem seviniyorsunuz hem de üzülüyorsunuz. Sevinilen nokta, tabi kontrolün Dante’ye geçmesi çünkü Dante o kadar zengin bir karakter ki oynamaya başladığınız anda sanki DMC 4’e yeni başlamışsınız gibi hissediyorsunuz, yani her ne kadar Nero oynanması zevkli bir karakter olmuş olsa da, DMC’nin kendisini yani Dante’yi oynamak apayrı bir zevk ve eğlence oluyor. Mesela, Dante’nin sahip olduğu aksesuarlara baktığımız zaman içinde Rebellion, Ebony&Ivory, Coyote-A gibi kadim dostlarımızın dışında, DMC 1’den hatırlayacağımız Ifrit benzeri; Gilgamesh, Lucifer, Yamato ve Pandora gibi yepyeni, kullanması çok zevkli silahlar mevcut. Bunun dışında Dante, sahip olduğu bu aksesuarlarla daha öncede söylediğim gibi 83 çeşit hareket ve Combo yapabiliyor ve Devil Trigger özelliğini de unutmamak gerekir. Açıkçası Nero’la geçtiğiniz Boss’ları Dante’yle dalga geçerek çok daha rahat bir şekilde öldürebiliyorsunuz. Fakat oyundaki konumuz eski oyunlara göre derin olmadığı için belli bir yerde tıkanıyor ve ne yazık ki, Dante’le oynamaya başladıktan sonra işte üzülmenize sebep olan durumda kendini burada gösteriyor, çünkü ufak tefek farklılıklar dışında Nero’yla geçtiğimiz bölümlerin tamamını tekrardan geçip, tekrardan aynı Boss’larla savaşıyoruz. Doğal olarak bu da oyunu monoton bir hale sokuyor, yani her ne kadar farklı bir karakterle oynuyor olsak da, tekrardan aynı yerlerden geçmek açıkçası pekte zevk vermiyor. Çünkü son bölüme kadar geçeceğiniz yerleri, öldüreceğiniz yaratıkları biliyor olacaksınız. Bu da oyundan soğumak için büyük bir etken diyebiliriz. Bunun dışında bir diğer eksiyse, Capcom’un yeni gelen karakteriyle pek de oturmuş bir senaryo yazamadığı ve aslında yapımın oldukça kısa olduğu için uzatılmaya çalışıldığını gösteren bazı faktörler var. Dante’le aynı yerleri oynamanın dışında, bazı bölümler ve Boss’larla oyun içinde ne yazık ki tam üç defa karşı karşıya gelebiliyoruz, bu durum bir yerden sonra sıkıyor. DMC 4’ü sonlarına kadar çok büyük bir zevkle oynamış olmama rağmen, bazı yerlerde inanılmaz derecede soğudum diyebilirim. Ayrıca Kyrie, Credo, Sanctus ve Agnus gibi yeni karakterlerin dışında DMC 1 ve 2 ‘den hatırladığımız ve Dante ile Vergil’ın annesi Eva’nın tıpatıp ikizi olan güzel sarışın bayanımız Trish’le, DMC 3’de gördüğümüz bir gözü mavi diğeri kırmızı şirin bayanımız, Mary, ama Dante’nin koyduğu ismiyle Lady’de yer alıyor.

Büyüt (gerçek boyut: 790 x 426)Resim

DMC 4, 720p destekli ve 60 FPS olarak çalışıyor ancak her ne kadar 720p yazıyor olsa da oyunun PS3 ve 360’daki gerçek çözünürlüğü 640p olarak açıklandı. Ayrıca orman ve şehir bölümleri dışında öyle görmeye değer bir grafik ne yazık ki yok. Aslında o söylemiş olduğum bölümlerde de öyle üst düzey bir görsellik söz konusu değil, ama ışıklandırma konusunda oldukça başarılı bir iş çıkartan Capcom, o bölümlerde oyuncunun dikkatini çekmeyi başarmış. Yapım gerçekten çok başarılı ve gerçekçi aydınlatmaya sahip. Ancak ışıklandırmaya rağmen bazı bölümlerde tam tersi oldukça kötü görünüyor, bil hasa zayıf kaplamalar rahatsız edici ve kutu, sandalye gibi şeyler dışında çevreyle etkileşim ne yazık ki yok. Onun dışında oyunda öyle belirgin bir AA ya da AF eksikliği de söz konusu değil. Ama bahsetmek istediğim başka bir şey var ki o da ara sahneler. Capcom bu konuda baya özenmiş, çünkü her bir ara sahne resmen film tadında. Oyunu oynarken bir sonraki ara sahneyi izlemek için bazı bölümleri hızlıca geçtiğimi biliyorum, hatta DMC 4 bittikten sonra ara sahneleri kaçar defa izledim hatırlamıyorum bile. Ayrıca oyun içi grafiklerle CGI arasında da çok belirgin bir fark yok, hemen hemen bir birine yakın görüntüler var, ama tabii ara sahneler daha kaliteli. Ancak oyunun grafik kalitesini belli etmek için şöyle bir karşılaştırma yapabilirim. DMC 4’ün CGI grafikleri bile, Uncharted: Drake’s Fortune’nın oyun içi grafiklerine yaklaşamıyor. Yani grafik olarak büyük umutlar içinde olmayın derim.

Büyüt (gerçek boyut: 790 x 444)Resim

Kapanış

DMC serilerinde görmeye alışık olduğumuz, dövüş esnasında çalmaya başlayan sert müzikler aynen bu oyunda da devam ediyor. Ama insanı o kadar gaza getiren bir durum olduğunu söyleyemem ya da ben pek etkilenmedim bilemiyorum. Ayrıca oyundaki diğer seslerinde başarılı olduğunu söyleyebilirim. Bil hasa Dante ve Nero’nun seslendirmesi oldukça başarılı olmuş.

Büyüt (gerçek boyut: 790 x 444)Resim

Devil May Cry, belki grafik olarak çok üst düzey değil, konu olarak da düşünüldüğü kadar etkileyici olmayabilir, ancak kesinlikle son zamanlarda çıkmış en iyi aksiyon oyunlarından bir tanesi. Verdiği zevk ve eğlence çok üst seviyede bir oyun. Oldukça uzun oyun süresiyle, her ne kadar bir noktadan sonra aynı yerlerde geçiyor olsa da, sıkılmadan oynuyorsunuz. Capcom son derece başarılı bir iş çıkartarak yeni nesile yakışan bir DMC yaratmayı başarmış. Eğer, uzun süre eğlenebileceğiniz iyi bir aksiyon oyunu arıyorsanız DMC 4 kesinlikle doğru tercih.

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

En Düşük Sistem Gereksinimleri
İşletim Sistemi: Windows XP/Vista
İşlemci: Pentium 4 @ 3 GHz
Bellek (Ram): 512 MB (Vista için 1 gb)
Vidyo Belleği: 256 MB (nVidia GeForce 6600 SM3 Gerekli)
DirectX: 9.0c

Önerilen Sistem Gereksinimleri
İşletim Sistemi: Windows XP/Vista
İşlemci: Intel Core 2 DUO
Bellek (Ram): 1 GB (Vista için 2 gb)
Vidyo Belleği: 512 MB (nVidia GeForce 8600)

Dead Rising 2


1. Unpack release
2. Mount image or burn it
3. Install
4. Copy the content from the SKIDROW folder on the DVD to your
installation directory and overwrite
5. Play the game


Dead.Rising.2-SKIDROW
http://vip5.indirgani.com/Dead.Rising.2-SKIDROW.rar

CRACK: http://vip5.indirgani.com/Dead.Rising.2 ... k.Only.rar

İNCELEME

Capcom’ın oyun dünyasına armağanı olan Resident Evil serisi, zombilerin başrolde olduğu bir kabus ile tanıştırmıştı bizleri. Aynı Capcom kendi yarattığı kültle alay eden, korkuyla komedinin kırıldığı bir yapımla karşımıza çıkmıştı 2006 yılında.

Dead Rising isimli bu oyun XBOX 360′a özel olarak geliştirilmiş ve kendi çapında bir hit olmuştu. Yapımcı Keiji Inafune bu oyun ile değişik bir tür yaratmayı hedeflemişti. George Romero’nun zombi mitini yaratan kült film serisini temel alan oyun, bizi yaşayan ölülerle dolu bir alışveriş merkezine hapsetmiş ancak ciddi bir dil yerine oldukça esprili ve alaycı bir ton kullanmıştı. Komediye göz kırpan yapısı sayesinde Dead Rising kolayca dikkatleri çekmiş ve başarılı sayılabilecek satış rakamlarına ulaşmıştı. Satış başarısı demek devam oyununu garantilemek demek sonuçta. Capcom 4 yıl aradan sonra devam oyununu yayımlamış bulunuyor. İlk oyundan bağımsız bir hikayeye sahip olması sayesinde, Dead Rising 2′ yi oynayan PS3 kullanıcıları da yabancılık çekmeyecekler. Capcom devam oyununa oldukça güveniyor. Esprili tonu iyice absürd bir atmosfere bırakan Dead Rising 2, iddiasını haklı çıkartıp ölüleri bile şaşırtabilecek mi bakalım?



SUNUM:

Kısa bir ön yüklemenin ardından Dead Rising 2′nin ana menüsüne ulaşıyoruz. Burada Fortune City isimli hayali şehrin alışveriş merkezi karşımıza çıkıyor. İlk başlarda sakin gözüken kareyi yavaş adımlarla ilerleyen zombiler doldurmaya başlıyorlar. Amaçsızca gezinen zombiler sizinle hiç ilgilenmiyor gibiler, merak etmeyin. START tuşuna basarak seçeneklerin yer aldığı menüye ulaşıyoruz. Burada bize sunulanlar ise şöyle;

Main Game - Oyunun hikaye moduna buradan ulaşıyoruz.

Join Co-op Game - Bu bölümde hikaye modunu online olarak herhangi biriyle veya arkadaşınızla co-op olarak oynayabilirsiniz.

Terror is Reality - Diğer oyuncularla kapıştığınız online multiplayer modu. Detaylarını daha sonra açıklayacağız ancak çılgın bir eğlenceyle karşılaşacağınızı şimdiden söyleyebiliriz.

Options - Ayarlar menüsü.

Menü oldukça sade bir tasarıma sahip. Oyuna başlayınca karşınıza çıkacak absürd aksiyonun ve eğlencenin habercisi olmak istemiyor bu menü. Sanki bilinçli bir şekilde tüm eğlenceyi sizi şaşırtmak için saklıyor. Böyle bir oyun için biraz fazla sade bir tasarım belki, çılgın bir gösterişten bilinçli şekilde uzak duruyor.

Resim 

ÖYKÜ:

Hikayemiz ilk oyundan tam 5 yıl sonra start alıyor. Dead Rising’deki fotoğrafçı Frank West, devam oyununda yerini daha renkli bir karakter olan Chuck Greene’e bırakmış durumda. Greene eski bir motorsiklet şampiyonu, zombilerin yarattığı kaosun içindeki tek yaşama sebebi ise kızı Katey. Aylar öncesine kısa bir tur atalım hemen; Chuck’ın eşi enfeksiyon kapıp bir zombiye dönüşmüş ve kendi kızı Katey’i ısırmıştır (sevgi dolu bir ısırık değil bu, muhtemelen kızını iri bir köfte olarak görüyordu bu arsız bayan) . Katey’nin dönüşüm geçirip bir zombi haline gelmemesi için düzenli olarak Zombrex isimli ilacı alması gerekmektedir. Chuck’ın tek amacı kızını hayatta tutan bu ilacı alabilecek parayı kazanmaktır artık.

Günümüze geri dönelim. Chuck para kazanma amacıyla Terror is Reality isimli bir programda yarışçı olarak yer almaktadır. Katılımcılar çeşitli zombi kıyımı oyunlarında birinci gelmeye ve büyük ödülü kazanmaya çalışmaktadırlar. Ancak bilinmeyen bir grup tarafından yarışmanın düzenlendiği binaya suikast düzenlenir ve Fortune City sokaklarında salınan milyonlarca zombi binaya giriş yapar. Ordunun şehri tahliye edip kurtarma operasyonu düzenlemesine daha 3 gün vardır. Üstelik; suikast eylemi kahramanımız Chuck’ın üzerine atılır. Bir anda suçlu konumuna düşen Chuck güvensiz Fortune City’de hem kızını hayatta tutan ilaçları bulmalı, hem de kendisini aklayacak delilleri ortaya çıkarmalıdır.

Resim

Dead Rising 2 oldukça ciddi bir hikayeye sahip gibi görünüyor, değil mi? Yapımcılar bu ciddi havayı bozacak komik unsurları oyunun her saniyesine yedirmiş durumda. En ciddi anlarda bile gülmenizi sağlayacak garipliklere rastlarsanız şaşırmayın. Oyun hikaye anlatımı işini elinden geldiğince iyi yapıyor. Kendi içinde özgür bir harita sunması sebebiyle öykü gelişimi zaman zaman aksayabiliyor ancak oyuna hakim absürd atmosfer sayesinde bu aksaklıkları kafaya takmıyorsunuz.

Resim 

GRAFİKLER:

Dead Rising 2 son zamanların en kaliteli grafiklerine sahip değil, oyunun da böyle bir iddiası yok zaten. Teknik açıdan da muhteşem grafiklere ulaşmak en azından Dead Rising 2 için imkansız. Neden mi? Aynı anda ekrana 7000 zombi sığdırabiliyor oyunumuz. İlk oyunda 800 olan bu sayının bizi hayrete düşürdüğünü belirtmeliyiz. Binanın avlusunda ve meydanlarda kendi gözlerinizden şüphe etmenizi sağlayacak kadar çok zombi dolaşıyor. Hepsi amaçsız bir şekilde salınıyorlar. Sizi görenler ise biraz kımıldanıp kollarını öne açıyor ve bir ısırık almak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ekranı uçsuz bucaksız gösteren bu görüntü elbette şaşırtıcı.

Karakterlerin yüz animasyonları oldukça ortalama. Bu konuda en başarılı kişi oyun boyu yüzünü göreceğimiz kahramanımız Chuck elbette. İçinde bulunduğu vahim duruma ait endişelerini yüzünden okumanızı sağlayacak animasyonlarla zenginleştirilmiş Chuck. Ancak hikayenin diğer karakterleri aynı kaliteli işçiliğe kavuşamamışlar ne yazık ki. Örneğin; küçük kızımız Katey oldukça şirin bir karakter ancak yüzündeki donukluk bir insandan çok androide aitmiş gibi duruyor. Hikayede rol kesen bayan karakterlerin çoğu sorunlu aslında. Dudak animasyonları ciddi şekilde sırıtıyor, gözlerdeki donuk ifade ise hiç kaybolmuyor. Ne o, kadın düşmanı bir oyun musun sen Dead Rising 2?

Beden animasyonları için kaliteli diyebiliriz. Özellikle Chuck (aynen yüz animasyonlarında olduğu gibi) kaliteli beden animasyonuyla dikkat çekiyor. Koşarken biraz hantal görünse de, aksiyon sırasında güzel detaylar ortaya çıkıyor. Örneğin; ağır bir nesneyi kucaklayıp zombilere savururken, darbenin şiddetini Chuck’ın bedeninde hissedebiliyorsunuz. Zombilerin animasyonları da oldukça başarılı. Tek ekranda 7000 zombinin her birinin farklı tasarıma sahip olmasını beklemek hayalcilik olacak. O yüzden birbirinin kopyası zombileri kalabalık içinde seçeceksiniz ancak oyunun teknik başarısını mümkün kılan basit bir eksiklik bu. Kullandığınız silahlara göre tepki verip ölen zombiler gerçeklikten uzak ama renkli animasyonlara sahip. Eğer orijinal silahlar yaratabilirseniz, evlere şenlik görsellerin doğmasını sağlayabilirsiniz. Örneğin; elektrikli matkapları bir kovaya monte edin ve kovayı karşınıza ilk çıkan talihsiz zombinin kafasına geçirin. Elbette matkaplar çalışıyor bu esnada ve zavallı zombimiz kuyruğu kapıya sıkışmış kedi gibi tepinmeye, etrafındaki diğer zombilere zarar vermeye başlıyor. Bu örnek oyundaki sayısız komik animasyondan sadece biri.

Resim

Dead Rising 2 fazlasıyla sert ve kanlı bir oyun. Absürdlüğüyle sertliği kırıyor elbette ancak oluk oluk akan kanın önüne geçebilecek hiç bir şey yok. Bu yüzden küçük yaştaki oyuncuları kesinlikle bu oyundan uzak tutun. Sonra rüyasında zombileri görüp uykuda sizin aklınızı almasınlar. Oyunda görebileceğiniz nesnelerin çoğunu saldırmak için alabiliyorsunuz. Her nesnenin düşman üzerindeki görsel etkisi de başka oluyor. Örneğin; çivili bir beyzbol sopasıyla saldırdığımızda karşımızdaki zombinin kafasını patlatabiliyor, elektrikli testere ile kalabalığa daldığımızda kol, bacak, el, bel altı, bel üstü ne varsa havaya uçtuğunu görebiliyoruz.

Mekanları pek sevemedik sevgili okurlar. Orijinal mekan tasarımlarının yoksunluğu çabucak hissediliyor. Bir binanın ve alışveriş merkezinin koridorlarında koşturuyorsunuz oyun boyunca. Bütün ilgi ekranı dolduran sayısız zombiye çevrildiği için bu soruna dikkat etmeyebilirsiniz. Ancak aksiyonun biraz durulduğu anlarda hep aynı yolları arşınladığınızı farkedip şaşırabilirsiniz. Elbette hikaye ilerledikçe yeni mekanlar çıkıyor karşımıza, ancak bunların hiç biri fark yaratıp görsel bir zenginlik sağlamıyorlar. Aynı mekanlardan oyun boyunca defalarca geçmeniz de bir diğer olumsuzluk.

Resim

Gene de arada yüzünüzü güldürecek mekanlar yok değil. Bunların başında Casino geliyor. Şahsen durup baktığımda en çok güldüğüm mekan Casino’ydu. Kumar makinelerinin başına kolları çekip duran, zar atmaya çalışan zombiler inanılmaz eğlenceli anlar yaşattı bana. Üstelik ince göndermeler de yok değil. Kumar denen illetin oynayanı zombiye çevirdiğini anlatmaya çalışıyordu sanki Dead Rising 2. Oyun boyunca sizi gördüğü anda üzerinize atılan zombiler, kumar makinelerinin renkli cümbüşünde benimle kolay kolay ilgilenmediler. Alınmadım dersem yalan olur. Oysa ki ne silahlar hazırlamıştım onlar için.

Büyüt (gerçek boyut: 804 x 441)Resim

Kaplamalar konusunda da pek bir çaba sarfetmiyor Dead Rising 2. Karakterler dışında kalan tüm nesneler ve mekanlar ortalama kaplamalara sahip. Burada da teknik sorunların devreye girdiği kesin. Oyunun bizleri bir karede 7000 zombiyle karşılaştırmaya çalışması, başka özelliklerden kısılması sorununu doğuruyor. Elbette oyunun bu özelliğini göstererek tüm sorunları görmezden gelemeyiz. Sonuçta her saniye 7000 zombiyle karşılaşmıyoruz. Dinamik ışıklandırmada da ortalama bir işe imza atmış yapım ekibi. Etliye sütlüye bulaşmadan işini yapmaya çalışıyor ışıklandırma efektleri. Patlama efektleri ise biraz daha kaliteli. Özellikle kalabalık zombi gruplarının arasına dinamit savurduğunuzda oluşan görüntü çok hoş. Alevler, ardından siyah duman ve duman da kaybolunca parçalanmış zombiler…

Büyüt (gerçek boyut: 804 x 423)Resim

Oyunun kamerası sorunsuza yakın işliyor diyebilirim. Genelde manuel olarak kontrolünüzde olduğu için pek sıkıntı çekmeyeceksiniz. Burada manuel kamera ile arası iyi olmayan oyuncular için bir sıkıntı mevcut. Görevleri gerçekleştirmek için zombilerin hüküm sürdüğü mekanlara çıktığınızda dört bir yanınız yaşayan ölülerle dolu olacak, bundan emin olun. Bu da her açıdan saldırıya uğrama riski taşıdığınız anlamına geliyor. Eğer kamerayı hareketli bir şekilde kullanamaz ve doğru açılara konumlandıramazsanız, kör bir noktadan size doğru uçup boğazınıza dişlerini geçiren bir zombi ile tanışma ihtimaliniz çok yüksek. Böyle bir buluşmanın başrol oyuncusu olmak isteyeceğinizi hiç sanmıyoruz.

Oyunda tek ekrana binlerce zombi sığdırıldığından bahsedip duruyoruz. Peki böylesine ciddi bir teknik başarının yan etkisi olarak yavaşlama problemi var mı? Bir çoğunuzun bu soruyu sorduğunu duyar gibiyim. Yapımcılar bu konuda alkışı hakediyor çünkü onlarca zombiyle kapıştığınız, aynı esnada fonda da amaçsızca dolaşan binlerce zombinin yer aldığı anlarda dahi ağırlaşıp oyun zevkinizin üstüne pislemiyor Dead Rising 2 (en masum şekilde anlatabilmenin yolu ”pislemek”ten geçti). Aksiyonun ve zombi kalabalığının en çok arttığı anlarda bile yavaşlamıyor oyun ve akıcı bir oynanabilirlik sunarak zevk veriyor kullanıcısına.

Resim

Karakterimizin en çılgın şekillerde kişiselleştirilebildiği oyun olarak adlandırabiliriz Dead Rising 2′yi. Zombilerin istila ettiği dükkanlarda satış elemanı kalmadığı için (veya artık insan olmadıkları için) dilediğiniz ürünü bedava olarak üzerinize giyebiliyorsunuz, buna kadın kıyafetleri de dahil! Belli bir karizması olan Chuck’ı iki tuş yardımıyla maymuna çevirebilirsiniz. İşin güzel tarafı; bu kostümler ara videolarda bile karşımıza çıkıp bizi gülme krizine sokabiliyor. Ciddi bir diyaloğun yaşandığı dramatik bir sahnede mini etekli, göğüs dekolteli ve Blanka maskeli bir Chuck’a gülmeyecek insan evladı var mı şu dünyada?

Dead Rising 2′nin yükleme ekranları canınızı sıkacak, bunu hemen söyleyelim. İki mekan arası geçişlerde, video geçişlerinde, oyunu save ederken, kısacası sıklıkla yükleme ekranıyla karşılaşacaksınız. Üstelik bu yüklemelerin bazıları hiç de kısa değil. Oyunda tek ekranda 7000 zombi…… Tamam, tamam, artık bunu bahane olarak kullanamayacağım.

Son olarak; Dead Rising 2′de Capcom tarihine ait pek çok referans ve göndermenin yer aldığını belirtelim. Bu detayları keşfetmesi oldukça keyifli. Örnek vermezsek çatlarız tabii ki, siz sormadan biz yazalım. Zombilerden kaçıp girdiğiniz bir oyuncak mağazasında ansızın karşınıza çıkan Street Fighter delisi Blanka’nın dev maskesini kafanıza geçirip oynayabilirsiniz örneğin. Bir yere koştururken gördüğünüz Mega Man’in, aynı zamanda kızınız Katey’nin PSP benzeri el konsolunda oynadığı oyun olduğunu görünce şaşırabilirsiniz. Bunun gibi sayısız gönderme mevcut Dead Rising 2′de, yeter ki gözlerinizi iyice açın.

Büyüt (gerçek boyut: 1280 x 720)Resim

OYNANABİLİRLİK:

Dead Rising 2 ilk oyunun izinden gidiyor ve gene zamanın büyük rol oynadığı görev yapısıyla dikkat çekiyor. Oyunda sürekli olarak diken üstündesiniz, çünkü gerçekleştirmeniz gereken görevlerin çoğunda zaman kısıtlaması var. Özellikle kızımız Katey’nin küçük bir zombi (zombiş) olmasını istemiyorsanız, Zombrex isimli ilacı bulmamız gereken görevlerde oldukça seri olmalıyız. Elbette bu yapı oyundaki tüm görevler için geçerli değil. Bazıları bizi daha serbest bırakıp zombiler üzerinde orijinal eylemler (daha sert yazamıyorum) gerçekleştirmemize izin veriyor.

Oyunumuzda 3 güne yayılmış bir hikaye mevcut ve görevler bir dizi izliyormuşuz gibi bölümler halinde karşımıza çıkıyor. Aynı anda birden fazla göreve sahip olabilirsiniz ancak hepsini aynı anda yapmaya vaktiniz asla olmayacak. O yüzden seri olup görevleri tek tek yerine getirmeye çalışmak daha mantıklı. Aldığınız görevleri gerçekleştireceğiniz yere gitmenize yardımcı olan faydalı bir ok mevcut ekranın en üstünde. Bu oku takip ederseniz, kaybolmanız neredeyse imkansız. Gene de ”Ben görevlerimin detaylarını ve kalan zamanımı göreyim” derseniz sol ok ile kol saatinizi açıyorsunuz. Burada karşınıza çıkan ekranda görevi tamamlamak için kalan süreyi ve görevin detaylarını görebilirsiniz. Dahası; birden fazla göreviniz varsa, aralarında geçiş yapıp X’e basarsanız görev değişimi yapabilirsiniz. Bunu yaptığınız takdirde tepedeki okunuz size yeni görevin yönünü gösterecek. Bu arada kalan zamanınızı görmek için illa kol saatinizi açmanıza gerek yok. Sağda görevinizin özeti ve hemen altında bir bar yer alıyor. Sürekli kısalan bu bar, kalan zamanınızı temsil ediyor.

Resim

Dead Rising 2 silah olarak elimize aldığımız herşeyi kullanmamıza izin veriyor. Oturma bankları, saksı, süpürge, kova, matkap, tahta, oyuncak ayı, tabak, şapka, çivi kutusu, yangın söndürme tüpü, bir şişe ketçap…. Daha saymamıza gerek var mı? Bu nesnelerin hepsi Chuck’ın elinde birer silaha dönüşüyor. Bu objeleri sonsuza kadar kullanamıyoruz haliyle. Ekranın sağ üst köşesinde silahımızın enerjisini gösteren bir halka var ve burası boşaldığında silahımızı kaybediyoruz. Hemen koşup yeni bir tane alın! Hikaye ilerledikçe araba ve motorsiklet gibi araçlar da müthiş silahlar olarak hizmetinize sunuluyor, belirtmeden geçmeyelim. Oyun aynı anda dört tane obje taşımanıza izin veriyor. L1 ve R1 ile objeler arası geçiş yapıp dilediğinizi kullanabilirsiniz. Bu slotlarda büyük nesneleri taşıyamıyoruz tabii. Oturma bankını cebinize sokmaya çalışmayın sakın.

Sağlık sisteminden kısaca bahsedelim. Chuck’ın enerjisi kutular şeklinde tasarlanmış durumda. Zombilerin sizi her yakalayıp ısırışı, bir tane enerji kutunuzu götürüyor. Üstelik bu kutular kendi kendini yenilemiyor. Bunun için sağda solda bulacağınız gıda malzemelerini gözden kaçırmayın. Cips, pizza, donut gibi besinleri yediğiniz zaman enerji kutularınız doluyor. Bir yiyecek = bir kutu. Ancak bazı istisnalar da mevcut. Alkollü içkiler birden fazla enerji kutunuzu doldurma yeteneğine sahip ancak çok sık içerseniz Chuck hasta oluyor, dahası kusmaya başlıyor. Zombilerin cirit attığı bir mekanda durup kusmak sizin için hiç de iyi olmayacaktır. Böyle bir durumla karşılaşırsanız en azından tadını çıkartın; kusarken zombiler tarafından yenilen ilk insan siz olacaksınız. Unutmadan belirtelim; dört nesne taşıyabildiğinizden bahsetmiştik bir üst paragrafta. Burada sağlık veren besinleri de taşıma şansına sahipsiniz. Yani dört bölümün ikisini silahlarınız, ikisini de enerji veren gıdalar için kullanabilirsiniz. Bu gıdaları da seçtikten sonra saldırı tuşuna (Kare) basarak yiyebilirsiniz.

Dead Rising 2′yi özel kılan şey; orijinal ve çılgın silahlar yaratabilmenize olanak tanıyan sistem. Oyunda Maintenance Room denen özel ve kırmızı kapılı odalar var. Bu bölümlere girdiğinizde iki veya daha fazla objeyi birleştirerek akla hayale gelmeyecek silahlar yaratabiliyorsunuz. Her objeyi birleştirme şansınız olmasa da, olasılıkların sayısı ciddi şekilde fazla. Favori silahım matkapların takılı olduğu kova olsa da, silahların çoğu orijinal ve absürd. Kopmuş bir zombi elini sopa ucuna takıp yaşayan ölülerin gözüne parmak bile sokabilirsiniz. Burada yarattığınız orijinal silahların slotta sadece bir tane yer tutması da işinizi kolaylaştırıyor.

Resim

Oyunda öldürmeye ve başarıya dayalı bir puan sistemi mevcut. Öldürdüğünüz her zombi size puan olarak geri dönüyor (Yaşayan Puanların Gecesi). Eğer yarattığınız bir silahla zombi öldürürseniz daha fazla puan kazanıyorsunuz. Bu puanlar da yeni teknik ve kombolar açmamızı sağlıyor. Aldığımız görevleri tamamladığımızda insanların saklandığı sığınağa geri dönmemiz gerekiyor. Dönüş yolunda yaşayan birini bulup sağsalim bir şekilde sığınağa götürebilirsek ekstra puan kazanıyoruz. Ancak yaşlı bir insana denk gelirseniz kucağınıza alıp taşımalısınız. Bana sorarsanız gereksiz zaman kaybı yaratıyor bu durum. ”Zaten yeterince yaşamışsın sen kuzum” deyip zombilerin arasına salmakta fayda var. Son olarak; durduk yere zombi öldüren psikopatlarla da karşılaşacaksınız oyunda (sanki biz onlardan biri değilmişiz gibi). Bu şahısları öldürdüğünüzde de ekstra puanlar sizin olacak.

Save sisteminin biraz sıkıntılı olduğunu söylemeliyim. Oyun sadece görevleri başarıyla tamamladığımızda Save etmek isteyip istemediğimizi soruyor. Bunun dışında görev aktifken otomatik Save gibi bir durum söz konusu değil. Manuel olarak gerçekleştirmelisiniz bu eylemi. Bu da tuvaletlerde gerçekleşiyor. Yanlış duymadınız, eğer oyunu görev hala aktifken Save etmek istiyorsanız (-ki bunu sıklıkla yapmanızı öneririm) haritanızı açıp bir tuvalet bulun ve oraya gidin. Burada oyunu Save ettikten sonra yolunuza devam edebilirsiniz. Zaman zaman bu işlemi unutabilirsiniz. Eğer uzun süre Save etmeyip ilerler ve ölürseniz, oyun sizi en son Save ettiğiniz noktaya kadar geri götürüyor. Bunun can acıtan bir sistem olduğunu söylememe gerek var mı? Onca şeyi boşuna yapmış oluyorsunuz, harcadığınız süreye üzülüyorsunuz. O yüzden siz siz olun, oyunu sıklıkla Save’lemeyi unutmayın.

Resim

Hikaye boyunca sayısız zombinin arasına dalacak, gene sayısını hatırlamakta zorlanacağınız kadar zombiyi öldüreceksiniz. Bu işin kolay kısmı, çünkü zombiler çok ağırlar ve atak hareketler sergileyemiyorlar. Ancak zaman zaman karşınıza çıkacak Boss’lar canınıza ot tıkamak için dayanılmaz bir arzu içerisindeler. Oyunun özellikle Boss savaşlarında sizi çok zorlayacağını belirteyim. Üstelik ölüp son Save noktanıza geri dönmek ve tüm yolu tekrar koşturmak can sıkabilir. Bu yüzden Dead Rising 2′nin tüm oyuncuları etkilemekte zorlanacağını, daha çok hardcore kitleye hitap ettiğini söylemeliyiz. Bu zor yapının bir getirisi de var elbette. Her ne kadar önüne gelen zombiye dalma isteği uyandıran bir oyun olsa da, sizi taktik yapmaya ve geliştirdiğiniz taktiğe sadık kalarak ilerlemeye zorluyor sizi Dead Rising 2. Eğer gideceğiniz yolu önceden harita üzerinde oluşturur ve uğrayacağınız noktaları not alırsanız, bir de kendinize özel silahlar geliştirip yola çıkarsanız, çok daha etkili ve zevkli bir oynanabilirlik size eşlik edecek.

Resim 

Hikaye modu 10-12 saatte bitiyor ancak Dead Rising 2′nin size sunacakları bununla sınırlı değil. Öncelikle online co-op modunun oyuna çok yakıştığını belirtelim. Bu modu bir arkadaşınızla oynayabilirsiniz ve maksimumda zevk alma ihtimaliniz çok yüksek. Burada hikaye modunu co-op oynadığımızı da söyleyelim, karışıklık olmasın. Sizin oyununuza katılan arkadaşınız görevlerde size yardım ediyor ancak puan kazanamıyor ve oyunu Save etme yetkisine sahip değil. Hiç önemli değil, sonuçta en önemli eylemi, yani zombi kıyma işini rahatlıkla yapabilir. Görevleri iki kişi gerçekleştirmenin inanılmaz zevkli olduğunu söylemeliyim. Bu sayede oyunun ömrü uzuyor ve tekrar baştan almak için büyük bir istek duyuyorsunuz. Bunun dışında tanımadığınız bir oyuncu da oyuna katılmak isteyebiliyor. Kendi başınıza oynarken ekranın sol alt köşesinde telsiziniz titrediğinde sağ ok tuşuna basın. Dışarıdan bir oyuncunun oyununuza katılmak istediğini göreceksiniz. Kabul edin ve aksiyona iki kişi devam edin. Kısacası; hiçbir arkadaşınızda Dead Rising 2 yok diye online co-op eğlencesinden mahrum kalacaksınız diye bir şey yok.

Oyunumuzun haritası ilk başlarda size pek iyi davranmıyor. Gidilecek noktaya sürekli aynı noktadan başladığınız için çok zaman kaybediyorsunuz ve stres basıyor bünyenizi. Ancak hikayede ilerledikçe kestirme yollara ulaşabileceğiniz kapıları ve odaları açabiliyorsunuz. Bu sayede görevi tamamlamak için sığınağa dönerken kestirme yolları kullanabilir, farklı silahlar yaratabileceğiniz Maintenance Room’lara haritanın pek çok bölgesinde rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Kısacası; ilerledikçe güzelleşen, keyif almanızı kolaylaştıran bir oyun Dead Rising 2.


Gelelim online multiplayer moduna. Terror is Reality adı altında sunulan multiplayer modu, hikayemizin başında Chuck’ın yer aldığı yarış programı temasını taşıyor. Zamanında televizyonlarımızda da karşımıza çıkmış olan American Gladiators programının zombili ve bol kanlı versiyonu diyebiliriz Terror is Reality için. Bu mod 4 oyuncuya kadar destek veriyor ve dört turun sonunda en çok puan kazanan oyuncu yarışmanın galibi olup yüksek miktarda para kazanıyor. Terror is Reality’de 9 çeşit oyun var ancak her yarışmada sadece 4 oyun oynuyoruz. Final yarışı her daim aynı; testereli motorsiklet oyunu olan Sliceycles, önceki 3 raunt ise geriye kalan 8 oyun arasından rastgele seçiliyor. Bu mini oyunların bazıları oldukça eğlenceli. Testereli motorsikletle arenada amaçsızca salınan zavallı zombilerin arasına dalıyor ve en fazla zombi dilimi oluşturan yarışmacı olmak için ter döküyoruz. Ramsterball da eğlenceli mini oyunlardan biri. Burada da büyük bir kürenin içine girip (Hamsterball’da olduğu gibi) kendimizi yuvarlıyor ve kaçışan zombileri ezmeye çalışıyoruz.

Resim

Bu mini oyunların hepsi eğlenceli değil ne yazık ki. Zombilerin kafasına dinamit dolu kovaları sokmaya çalıştığımız Headache ve geyik boynuzlarından oluşan kasketin yardımıyla koşarak zombilere tosladığımız ve arkadaki platforma fırlatmaya çalıştığımız Pounds of Flesh pek de eğlenceli oyunlar değiller. Neyse ki her bir tur kısa sürede sonlanıyor ve eğlenmediğiniz bir oyundan çabuk kurtulabiliyorsunuz. Terror is Reality’nin bir diğer sıkıntısı da sürekli aynı oyunları karşınıza çıkartıyor olması. Final turu hariç geriye kalan 3 turda genelde hep aynı oyunlarla yüz yüze geliyorsunuz. Final oyununda da adil olmayan bir durum söz konusu; ilk üç turun sonunda 1.liği elinde bulunduran yarışmacı motoruyla herkesten daha erken yarışa dahil oluyor. Diğer yarışmacılar ise aldıkları ceza süresi dolmadan yarışa giremiyorlar. Zaten puan olarak önde olan 1. yarışmacının final turuna da erken dahil olması, geçilmesini neredeyse imkansız hale getiriyor. Keşke daha adil bir sistem geliştirseymiş yapımcılar. Sonuç olarak baktığımızda; Dead Rising 2′nin ömrünü uzatabilecek bir eğlence sunuyor Terror is Reality. Mini oyunların hepsi iyi değil belki ve can sıkıcı bazı ufak sorunlara da sahip ama bunları unutturmayı başaracak kadar eğlenceli olduğunu söylemeliyim.

Dead Rising 2 muhteşem kontrollere sahip değil. Özellikle kahramanımız Chuck’ın hantal oluşu ilk başlarda can sıkabilir. Yeterince hızlı hareket etmeyen ve koşamayan Chuck, zombi panayırı içerisinde sizi zor durumlarda bırakabiliyor. İsteklerinize geç tepki vermesi yüzünden bol bol sağlık kutusu kaybetmeye hazırlıklı olun. Ancak alışılmayacak bir sorun değil bu. Oyuna yeterli süreyi tanır ve kontrollere odaklanırsanız, Chuck üzerinde daha net bir hakimiyet elde edeceğinizden emin olun. Kahramanımızın ağır hareketleri ise sanki bilinçli bir tercih gibi duruyor. Zombi kalabalığının içinde kendimizi fazlasıyla güvende hissettirecek bir hıza ve çevikliğe sahip olmamızı istememiş yapımcılar. Bu sayede oyuna hissedilir oranda tansiyon yüklendiğini göreceksiniz.

Resim 

SESLER:

Oyunun seslendirme çalışması ortalama bir kaliteye sahip. Chuck dışında hiçbir karakter çok ince bir işçiliğe sahip değil. Oyunun büyük bölümünü zombiler arasında geçirdiğiniz için, bu ortalama ses işçiliği büyük bir eksiklik olarak göze (kulağa) batmıyor. En az Chuck kadar rol kesen zombiler ise eğlenceli ama çok dikkat çekmeyen ses efektlerine sahipler.

Ses efektleri fazlasıyla abartılı. Abartı, Dead Rising evreninde oldukça sevilen bir kelime olduğu için bunu bir artı olarak dikkate alıyoruz. Zombilere her vurduğunuzda gerçeklikten uzak, absürd efektler duyacaksınız. Fışkıran kanların püskürme sesi, uzuvlar koparken ortaya çıkan parçalanma efektleri ve sert bir şekilde yere düşen zombilerden gelen tok ses efektleri sizi bir saniye bile rahat bırakmayacak. Bundan şikayetçi miyiz peki? Tabii ki hayır.

Dead Rising 2 müzikleriyle dikkat çekmekten çok uzak. Akılda kalan çarpıcı melodileri başka bir oyunda arayacağız sizin anlayacağınız. Görevlerin peşinde koştururken zaten pek müzik duymayacaksınız. Ara videolarda ve kilit sahnelerde kendisini gösteren şarkılar da oyuncuyu etkilemekten uzak, ”İşimi yapayım, gideyim” der gibi adeta.


SONUÇ:

Dead Rising 2 beklediğimiz gibi oldukça eğlenceli bir oyun. Sertliği absürdlükle karıştıran Dead Rising 2, farklı modlarla birlikte sunduğu uzun oyun süresiyle verilen parayı hakediyor. Ancak zorlayıcı görev yapısı, can sıkan Save sistemi ve zaman zaman delirtecek kadar zorlaşan Boss savaşlarıyla herkese önerebileceğimiz bir oyun değil bu. Daha çok zoru seven, taktik geliştirmekten zevk alan hardcore oyunculara göz kırpıyor Dead Rising 2. Online co-op özelliği ve Terror is Reality moduyla birlikte uzun süre elinizden bırakmayacağınız oyun, teknik açıdan da şaşırtıcı işlere imza atıyor. Sonuçta; daha önce hangi oyunda tek ekranda bu kadar sayıda (o sayıyı söylemeyeceğim, zorlamayın) zombi gördünüz ve hepsini biçme özgürlüğü size sunuldu? Ayrıca; üzerine ketçap sıkarak zombi öldürme şansını da bir tek bu oyunda bulacaksınız. 

Sunum: 8.4 / 10
Öykü: 8.2 / 10
Grafikler: 8.5 / 10
Oynanabilirlik: 8.8 / 10
Sesler: 8.2 / 10
GENEL: 8.4 / 10

ARTILAR:
- 7000 zombi… Tek ekranda… Şaşırmadınız değil mi?
- Eğlenceli oynanabilirlik,
- Başarılı animasyonlar,
- Durmak bilmeyen zombi katliamı,
- Uzun oyun süresi,
- Online co-op ve multiplayer modlarının varlığı,
- Karakterimizi absürd şekilde kişiselleştirebilme özelliği,
- Orijinal silah yaratma sistemi,
- Capcom dünyasına dair muhteşem göndermeler

EKSİLER:
- Can sıkıcı Save sistemi,
- Görevlerdeki süre kısıtlamasının oyuncuyu telaşa sürüklemesi,
- Özellikle kadın karakterlerdeki kötü yüz animasyonları,
- Özensiz mekan tasarımları,
- Hantal kontroller,
- Terror is Reality modundaki bazı aksaklıklar,
- Ortalama kaplamalar,
- Dikkat çekmekten uzak müzikler

Yapımcı: Blue Castle & Capcom 
Yayıncı: Capcom
Tür: Aksiyon – Korku – Beat’em up
Yaş Sınırı: 18+
Online: Online co-op, Online multiplayer modları
Trophy Desteği: Var


SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

OS: Windows Vista / XP, Windows 7
Processor Intel Core 2 Duo 2.4 Ghz or better, AMD Athlon X2 2.2 Ghz or better
Memory:2 GB RAM
Graphics:NVIDIA GeForce 8800GTS or better, ATI Radeon HD 3850 or better
DirectX: DirectX 9.0c and DirectX 10 (Enhanced for: DirectX 10, 64-bit, multi-core)
Hard Drive: 8.5 GB free hard drive space
Sound: Standard audio device


SBK X: Superbike World Championship


İNCELEME
Superbike World Championship SBK X oyunu motor yarışı sevenler için tasarlanmış süper bir oyun. Oyundaki görsel efekleri gerçekten büyüleyici boyutlarda.Seçtiğiniz motor ile şampiyonluğa katılıyorsunuz ve yarışları derece ile tamamlayarak şampiyon olmaya çalışıyorsunuz.

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim


Tavsiye Edilen Sistem Gereksinimleri

- Operating system: Windows XP or Vista
- Processor: Intel 2,4 GHz or the analog AMD
- RAM: 2 GB
- Video card: GeForce 6600 or ATI X700 or above (with support for pixel shader 3.0 version)
- Sound device compatible with DirectX 9.0
- Free space on HDD: 7 GB


SBK.X.Superbike.World.Championship-iTWINS
http://vip5.indirgani.com/SBK.X.Superbi ... iTWINS.rar

No_DVD_Patch
http://vip5.indirgani.com/SB.X.No.dvd.patch.rar


Arkadaşlar Bu oyunda crack derdi falan yok. Yalnız bunda da imagenin devamlı takılı olması gerekiyor. Aşağıda verdiğim No_dvd patchle bu sorunu halledebilirsiniz.
http://hotfile.com/dl/57050507/72a2d63/SB_X_No_dvd_patch.rar.html


Warhammer 40000 Dawn Of War II Chaos Rising


1. Extract RARs
2. Mount or Burn image
3. Run Installer.exe (when it ask for SID file you have to select it on your
dvd drive
4. Copy the whole content from crack dir to your install folder
5. Install xlive from your install folder xxxxxInstallgfwlivesetup.exe
6. Start DOW2.exe


Warhammer_40000_Dawn_Of_War_II_Chaos_Rising-Razor1911
http://vip5.indirgani.com/Warhammer_400 ... or1911.rar


THQ, Relic Entertainment tarafından geliştirilen RTS oyunu Warhammer 40,000: Dawn of War 2'nin ilk genişleme paketi Chaos Rising'in ilk videosunu ve yeni ekran görüntülerini yayımladı. 15 yeni tek kişilik görev ve çoklu oyuncu için Chaos Space Marines'i bulunduracak genişleme paketi 2010'un ilkbahar aylarında yayımlanacak ve ana oyun olmadan tek başına çalışabilecek. 

Sistem Gereksinimleri
o OS: Windows XP SP2 or Windows Vista SP1
o Processor: P4 3.2 GHz (single core) or any Dual Core processor
o Memory: 1 GB RAM (XP), 1.5 GB RAM (Vista)
o Graphics: A 128MB Video Card (Shader Model 3) - Nvidia GeForce 6600 GT / ATI X1600, or equivalent
o Hard Drive: 6.5 GB of uncompressed Hard Drive space
o Other Requirements: Online play requires log-in to Games For Windows - Live


2010 yılının piyasaya çıkışı yılan hikayesine dönen oyunlarından birisiydi Alpha Protocol. İçine düştüğü mali kriz yetmezmiş gibi bir de art arda piyasaya sürdüğü niteliksiz oyunlarla güç kaybetmeye devam eden SEGA‘nın da şüphesiz 2010 yılındaki en iddialı oyunlarından birisi oldu. Üzerinde büyük bir reklam kampanyası yapılan Alpha Protocol’ü piyasaya henüz çıkmadan inceleme fırsatı bulduk. Bakalım, 2010 yılının en iddialı oyunlarından birisi olan aksiyon soslu bu RPG-espionage (role playing game-casusluk) oyunu beklentileri ne ölçüde karşılayabiliyor.

Resim

ÖYKÜ:

Yıl 2009. Dünya genelinde ekonomik ve siyasi tansiyonun yüksek seyrettiği bir döneme girilmektedir. Ülkeler arası silahlanma yarışı yeniden hız kazanmıştır. Artan siyasi tansiyon, Avrupa üzerindeki uçuşunu tamamlamak üzereyken ABD yapımı bir füze tarafından düşürülen sivil bir yolcu uçağının etkisiyle doruk noktasına ulaşmıştır. Her zaman olduğu gibi ABD, düşen uçakla ilgili sorumluluk kabul etmez ve olayı araştırması için CIA’in en yetenekli ajanlarından birisi olan Michael Thornton‘ı görevlendirir. Ancak, Thornton görevinin gerektiği delilleri toplamakta başarısız olur. Bu olaydan sonra kızağa alınan Thornton, kendisine CIA’deki ekip arkadaşları tarafından yanıltıcı bilgi verildiğinden şüphelenmeye başlar.

Resim

Tam bu sırada Arabistan kaynaklı uluslararası yasadışı silah ticaretinin kaynağı olan ve aynı zamanda ülkeler arasında yaşanan huzursuzluğu körükleyen ünlü iş adamı Al-Shaheed tehdidi baş gösterir. Yaptığı araştırmalar sonucu CIA’de Al-Shaheed’e bilgi sızdıran ajanlar olduğunu anlayan Thornton, yeni yetme güzeller güzeli ajan Mina Tang ve kıskanç nişanlısı Sean Darcy‘nin yardımıyla üst düzeye ulaşmaya çalışır. Tüm bunlar, Thornton için “Alpha Protocol” adı verilen CIA’in en üst düzey gizlilik protokolünün başlangıcı olur. Bundan böyle Thornton hem düşen uçağın sorumlularını bulmak için mücadele verecek, hem CIA içerisindeki köstebekleri ortaya çıkarmaya çalışacak, hem de Al-Shaheed ve adamlarının çıkarları uğruna dünyayı sürüklemek istedikleri kaosu durdurmaya çalışacaktır.

Resim

OYUN:

Oyunumuz sade bir video ve basit ama kullanışlı bir menüyle açılıyor. Gerekli ayarları yaptıktan ve zorluk seviyesini belirledikten sonra oyun bizden 4 farklı ajan türünden birini seçmemizi istiyor. Bu türlerden Soldier‘da -adı üzerinde- silah kullanmak, çatışma taktikleri gibi askeri konularda ön plana çıkan bir ajanımız oluyor. Technical Specialist, bilgisayarları hack etmek, kapıları ve kasaları açmak gibi konularda uzmanlaşmış bir ajan türü. Field Agent başta stealth (gizlenme) ve yakın dövüş (hand-to-hand combat) olmak üzere temel ajanlık konularında uzman bir ajan türünü oluşturuyor. Dördüncü ajan türümüz Freelancer ise tam anlamıyla bir Rambo diyebiliriz.

Resim

Ben oyuna Field Agent’ı seçerek başladım ama bu aslında çok bir şey farkettirmiyor, çünkü oyunda bir upgrade sistemi var. Kontrol ettiğiniz ajan türü bir konuda (örneğin, hacking, kilitli kapıları açma becerisi vb.) eksik ya da yetersiz olsa bile kazanacağımız deneyim puanları sayesinde eksik yönlerimizi tamamlayabiliyor ve karakterimizi istediğimiz gibi geliştirebiliyoruz. Genel olarak, Alpha Protocol’ün başarılı bir upgrade sistemi olduğunu söylemek isterim.

Resim

Şimdi oyunumuzu incelemeye grafiklerden devam edelim isterseniz. Öncelikle şunu söylesek abartmış olmayız diye düşünüyoruz: “Alpha Protocol, PlayStation 2′den kalma grafiklerle karşılıyor bizi!”. Bu söylediğimizin abartı olmadığını; ayrıntı fukarası karakter tasarımları, kaplamalardaki düşük sayılabilecek piksel işçiliği, yetersiz ışıklandırma ve gölgelendirmeler ile ara ekran videolarındaki yetersiz görsel işçilik kanıtlıyor diye düşünüyoruz. Öncelikle, Alpha Protocol’deki karakterlerde detaya inilmediğini görüyoruz. Tamam, ana karakterimiz Michael’ın görünüşünü oyunda bulabileceğimiz locker’lardan (kişisel eşya dolabı) değiştirebiliyoruz. Bu özellik güzel. Lakin genele baktığımızda, oyundaki karakterlerin tasarımında yeterince detay göremiyoruz.

Resim

Kaplamalardaki piksel işçiliği de sırıtıyor oyunumuzda. Yeterince yakından bakınca eşyaların üzerinde koca koca piksel desteleri görmek hoş olmuyor. Gölgelendirme ve ışıklandırmalar orta karar bir düzeyde seyrediyor. Ara ekran videoları ise -başta son derece üstünkörü hazırlanmış görüntü efekleri olmak üzere- bizi tatmin edemiyor değerli PST okuyucuları. Tüm bunları toplayınca da Alpha Protocol’e grafiklerden kırık düzeyinde bir not verebiliyoruz ancak.

Resim

Oynanışla devam edelim. Alpha Protocol RPG öğeleri ile aksiyonu harmanlamaya çalışan ve diyaloğa önem veren bir oyun. Oyundaki ana karakterler ve düşmanlarımızla çeşitli konuşmalar yapıyoruz. Ekranda beliren her konuşma kutucuğunda bize sorulan sorulara üç (bazen duruma göre dört) farklı şekilde cevap verebiliyoruz. Tıpkı Jason Bourne gibi “professional” olarak, James Bond gibi “suave (tatlı dilli)” olarak ya da Jack Bauer gibi “aggressive (saldırgan bir biçimde)” cevap verebiliyoruz. Seçtiğimiz bu seçenekler bize duruma göre olumlu ya da olumsuz reputation (ün) sağlıyor. Olumlu ün üstlerimize karşı elimizi güçlendirirken, olumsuz ün özellikle düşmanlarımız üzerinde psikolojik baskı kurmamızı sağlıyor. Aynı zamanda oyunu iyi ya da kötü şöhretle bitirmek de bizim elimizde. Görüldüğü gibi; Alpha Protocol, Bourne Identity, 24 ve James Bond serisi gibi önemli casusluk ve polisiye eserlerinde etkilenmiş bir oyun yapısına sahip. Temel casusluk öğelerini ön plana alan oyun, RPG öğelerinde diyaloğa dayanan oyun yapısı ile kısmen de olsa başarılı olabiliyor

Resim

Görevlere baktığımızda “şuraya git, şunu bul, oraya suikast yap” şeklinde bir yapı var. Klasik anlayacağınız. Lakin, görev sıramızı biz seçiyoruz. Bu görevler esnasında ilerleyebilmek için bazen kapıları açmak (çilingir misali “picklock” olayı), bilgisayarları hack etmek ve alarmları etkisiz hale getirmek zorunda kalabiliyoruz. Kapıları açmak genellikle biraz zor ama zevkli. Ekrandaki üç kilit yayını teker teker yukarı doğru kaldırıyoruz. Sağda gözüken ışık yandığı zaman ise yayları sabitliyor ve kapıları böylece açmış oluyoruz. Alamları etkisiz hale getirirken 1,2,3 ve 4 no.lu kondüktörleri numara sırasına göre aktif hale getirmemiz gerekiyor.

Resim

Bilgisayarları hack etmek ise en zor gözüken kısım. Fakat gözünüz korkmasın buna da alışıyoruz. Ekranın sağ ve solunda görüken şifreleri altta geçmekte olan matrisin içerisinde bulmaya çalışıyoruz. Biraz bekleyince şifrelere kendiliğinde beliriyor zaten. Her ne kadar kilit açmak ve hacking işlemleri ilk başlarda zor gibi gözükse de ilerledikçe bunları yapmaya alışıyoruz. Oyunda bazıları gerçek hayatta mevcut olmayan pek çok silah var. Silahların özellikle tepmeleri gerçekçi bir şekilde yapılmış. Görevlere dönecek olursak, SEGA’nın Alpha Protocol’ün görevlerine çeşitlilik katmak için uğraştığını görüyoruz. Yine de, bunu yaparklen oyunun sahip olduğu lineer yapıyı kırabildiğini pek söyleyemeyiz.

Resim

Oyunumuz dört farklı mekanda geçiyor. Bunlar Suudi Arabistan, Roma, Moskova ve Taipei. Eh. bu farklı mimarideki, değişik kültürlerin yaşadığı şehirleri görmek güzel olurdu öyle değil mi? Maalesef Alpha Protocol, bu şehir ve ülkelerin son derece kötü tasarımlarıyla karşımıza çıkıyor. Sanki bu şehirlerden hiç doğru düzgün mimari eser ya da bina yokmuş gibi, bu şehirlerin hep harap ve virane hallerini görüyoruz. Oysa ki biz Alpha Protocol’de, tıpkı Assassin’s Creed serisinde olduğu gibi oynadığımız şehirlerin mimari dokusunu görebilmek ve tanıyabilmek isterdik. İşte bu yüzden, Alpha Protocol’ün atmosfer notunu da kırıyoruz.

SES & MÜZİK & EFEKT:

Alpha Protocol’de seslendirmeler genel olarak başarılı. Görüntü ve ses efektleri ise orta karar bir seviyede seyrediyor. Özellikle patlama efektleri daha iyi olabilirdi diye düşünüyoruz. Efektler kategorisinde en iyisi hiç kuşkusuz silahlarımızın çıkardığı sesler. Alpha Protocol silah seslerinde gerçekçi bir işçilik çıkarmış. Son olarak, müziklerin az sayıda ve orkestrasyonlarının da zaman zaman kulağımızı tırmaladığına şahit olduk diyebiliriz. Müzikler daha iyi olabilirdi kanımızca.

YAPAY ZEKA:

Nereden ateş edildiğini anlamayan ve siper almayı beceremeyen pek çok düşmanımız var oyunda. Eh, elbette bu bizim oyuncu olarak görmek istediğimiz bir şey değil. Ancak, bir konuyu atlamamalıyız ki; düşmanlarımız nerede olduğumuzu isabetli bir şekilde kestirebiliyor ve yanımıza kadar sokulabiliyorlar. Bu son husus, bir artı puan oluyor Alpha Protocol için ve oyun kötü bir yapay zeka notu almaktan son anda kurtuluyor.

SONUÇ:

Alpha Protocol ilginç bir oyun. Belli ki, oyunumuzda pek çok farklı casusluk eserinden alıntı yapılarak özgün bir tarz oluşturulmaya çalışılmış. Ama bunda ne kadar başarılı oluduğu bizce tartışmalı. Açıkçası, yazımızın başında dediğimiz gibi SEGA bu oyunda çok iddialıydı. Biz PST olarak bu iddiaların altının dolu olmadığını düşünüyoruz. Önümüzde hiçbir özelliğiyle sivrilemeyen, her haliyle orta karar bir oyun var. O nedenle, her zaman olduğu gibi seçimi değerli okuyucularımıza bırakıyor ve bu oyunu sadece aksiyon-RPG meraklılarına “zaman geçirmek” amaçlı olarak tavsiye edebiliyoruz.

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

İşlemci : Pentium 4 2.66GHz - Athlon XP 2400+
Ekran Kartı : Geforce 7900 GT - Radeon X1800 Series 256MB
RAM : 2 Gbs
Hard Disk : 12 Gbs
Direct X : 9



The Sims 3 High End Loft Stuff


Unpack
Burn or mount
Install the addon (The Sims 3 must be installed before addon)
Use the following serial: V677-YLAC-SCRM-E201-0VTY
Copy over crack


The.Sims.3.High.End.Loft.Stuff-ViTALiTY
http://vip5.indirgani.com/The.Sims.3.Hi ... TALiTY.rar

UPDATE: http://vip5.indirgani.com/The.Sims.3.Hi ... TALiTY.rar

The Sims 3’teki karakterlerinize daha teknolojik bir hayat yaşatmak istiyorsanız High-End Loft Stuff paketini kaçırmayın.Sayısız elektronik cihazı oyuna ekleyecek olan pakette elektro gitardan akvaryuma kadar birçok ilginç materyal de bulunuyor. 

Sistem gereksinimleri:
İşletim Sistemi: Windows XP Sp2 / Vista / Windows 7
İşlrmci: 2.0 GHz Pentium 4
RAM: 1 GB
Ekran Kartı: 128 MB,Pixel Shader 2
HDD: 6,5 GB


Armed Assault 2 Operation Arrowhead


1. Unrar.
2. Burn or mount the image.
3. Install the game, use 61GJ-K7RGA-FLCYE-8M86T-SMPLH when asked for a
serial.
4. Use Patch 1.00 to 1.02.58134 to update the game to version 1.02.
5. Copy the crack from the included Crack folder to the installation dir.
6. Play the game.
7. Support the software developers. If you like this Game. BUY IT!
Size : 8.2 GB

Arma.II-RELOADED
http://vip5.indirgani.com/rld-arm2.rar

CD KEY

61GJ-K7RGA-FLCYE-8M86T-SMPLH

System Requirements

Minimum Requirements

* CPU: Dual Core Intel Pentium 4 3.0 GHz / Intel Core 2.0 GHz / AMD Athlon 3200+ or faster
RAM: 1 GB
Video Card: NVIDIA GeForce 7800 / ATI Radeon 1800 with Shader Model 3 and 256 MB VRAM or faster
OS: Windows XP

Recommended Requirements

* CPU: Intel Core 2.8 GHz / AMD Athlon 64 X2 4400+ or faster
RAM: 2 GB
Video Card: NVIDIA GeForce 8800GT / ATI Radeon 4850 with Shader Model 3 and 512 MB VRAM or faster
OS: Windows XP or Vista

Multiplayer Functions Online Play: 50 Versus


Monkey Island 2 Special Edition: LeChuck's Revenge



http://vip5.indirgani.com/Monkey.Island ... KIDROW.rar

NOT: ARKADAŞLAR İMAGEYİ AÇTIKTAN SONRA DVD İÇERİĞİNİ MASAÜSTÜNE KLASÖR OLUŞTURUP İÇİNE ATIN VE KURUN SEBEBİ ADAMLAR TEK SETUP EXE OLARaK YAPMIŞLAR ODA 1.34 GB PC Yİ KASIYOR.. KOLAY GELSİN.

İNCELEME

Resim

Aslında bugünün geleceğini biliyorduk ama resmi açıklama yapılmadan da emin olamıyorduk. The Secret of Monkey Island’ın yeniden yapımı o kadar başarılı oldu ki ikinci oyunun da bu şekilde bizlere sunulması için çeşitli voodoo büyüleri yapmaya kalkışanlar oldu. Elbette voodoo büyülerine karşı dirençli olan LucasArts çalışanları bu yersiz çabalardan hiç etkilenmediler ancak sevenlerinin isteklerini de görmezden gelemeyeceklerini anladılar. Bunun sonucu olarak da Monkey Island 2: LeChuck’s Revenge Special Edition resmi olarak duyuruldu.

Resim

Oyunun resmi sitesine girdiğimizde elden geçirilmiş grafiklerle bir Monkey Island 2 sahnesi bizleri karşılıyor. Yayınlanan ekran görüntülerine de baktığımızda grafik kalitesinin ilk oyunun yeniden yapımı düzeyinde yani muazzam olacağı ortada. Yine bu oyunda da tek bir tuşla eski yapıma geri dönüp, nostalji yaşayabileceğiz. Serinin ruhuna uygun müzikler ve seslendirmeler ile 2010 yazında gelmeye hazırlanan oyun, kutulu olarak satışa çıkmayacak ve PC, Xbox 360 ve PS3 için indirilebilir şekilde bizlere sunulacak.

Resim

Resim

Resim



SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

* OS: Windows XP veya Windows Vista
* İşlemci: Intel Pentium 4 3GHz veya AMD Athlon 64 3000 +
* Hafıza: 256 MB RAM, Vista için 512 MB 
* Graphics: 128 MB Shader Model 2.0 özelliği ile
* DirectX: 9.0c (Mart 2009)
* Sabit Disk: 2.5GB boş sabit sürücü alanı
* Ses: DirectX 9.0c uyumlu ses kartı

Dark Void


1. Unrar.
2. Burn or mount the image.
3. Install the game.
4. Copy over the cracked content.
5. Play the game.


Dark.Void.REPACK-RELOADED
http://vip2.indirgani.com/Dark.Void.REPACK-RELOADED.rar

Oyun dünyasının duayen firmalarından Capcom‘ın Airtight işbirliğiyle piyasaya sürdüğü Dark Void, övgü içeren ön incelemeleriyle belli başlı yabancı oyun dergilerinde kendine yer edinen ve bizleri merak içinde bırakan oyunlardan birisiydi şüphesiz. Bakalım ünlü oyuncu Brad Pitt‘in film haklarını daha piyasaya çıkmadan satın aldığı third-person-shooter tarzındaki oyunumuz aksiyon oyunlarına yeni bir soluk getirebilecek mi?

Resim

ÖYKÜ:

Oyunumuz önce Ağustos 1938′e götürüyor bizleri. Tarihin eskiliği sizi yanıltmasın; tarih eski bile olsa oyunumuz futuristik bir paralel evrende geçiyor. II. Dünya Savaşı’nın en sıcak günlerinde görev alan bir kargo pilotu olan William Augustus Grey (Will), yeni görevi gereği Nazi üstlerine baskın yapacak olan Müttefik devletlere cephane taşımak üzere görevlendirilir. Ancak, uçağı yolculuğunu tamamlayamadan Bermuda Adaları yakınında düşer (Bermuda şeytan üçgeni olayı yani). Uçağın enkazından kurtulan Will ve eski sevgilisi Ava için düştükleri yerin anormal bir yer olduğunun farkına varmaları fazla zaman almayacaktır. Çünkü her yönden saldıran ve kendilerine Watchers (gözcüler) adı verilen, mekanik kaplı bedenlere sahip ürkütücü yaratıklar etrafa ölüm saçmaktadır. Aslında insan nesli ile Watchers arasında süre gelen savaş yeni bir savaş değildir. Bundan yüzyıllar önce insanlar Watchers’ları yenmeyi başarmış ve onları Void adı verilen paralel evrene geri göndermişlerdir. Ancak, aradan geçen yüzyıllar boyunca Watchers’lar teknolojik gelişme yolunda insan neslinin önüne geçmiş ve Void’den kurtulmanın bir yolunu bularak intikam hırsıyla insan neslini esaret altına almak için her türlü katliamı yapmaya başlamışlardır. Will ve Ava’ya düşen görev ise adada kalan bir avuç insanla işbirliği yaparak bu katliama bir son verebilmektir.

Resim

OYUN:

Oyunumuz sade bir menüyle açılıyor. Zorluk seçenekleri ve temel menü ayarlarını yaptıktan sonra daha fazla sabırsızlanmadan oyunumuza geçebiliriz. Dark Void, bizi daha ilk ekranda aksiyonun içerisine sokuyor. Sırtında bir jet-pack (jet motoru) taşıyan adamımızı yönlendirerek uçan daire benzeri düşman saldırılarını bertaraf etmeye çalışıyoruz. Jet-pack’imize bağlı makineli tüfeklerin mermilerinin hiç bitmemesi bizim için oynanış kolaylığı sağlıyor. Yalnız, oyunun ileriki bölümlerinde sıklıkla kullanacağımız hava kontrollerine alışmamız biraz zaman gerektiriyor. Alıştıktan sonra ise gayet rahat hareket edebiliyoruz.
Bu aksiyonlu açılıştan sonra kafamızı grafiklere gömüp incelememize başlayabiliriz. Dark Void’in grafikleri vasat bir seviyede seyrediyor. Hemen her ortalama third-person-shooter oyununda karşımıza çıkabilecek, fazla bir çekiciliği olmayan grafikler bunlar. Mekan tasarımları da gayet alışıldık gözüküyor. Oyunun başına hükmeden tropik orman ve dağ modellemeleri çekici olmayan bir şekilde tasarlanmış. Yürüdüğümüz yollar ve patikalar zaten tek bir yöne doğru götürüyor. Kaybolma şansımız yok. Kaplamalara gelince; Dark Void kaplamalar konusunda tam anlamıyla çuvallıyor. Yakından bakmamıza bile gerek kalmadan kaplamalardaki özensizlik ve piksel düşüklüğü kendini her açıdan ele veriyor. Karakter modellemeleri ve ara ekranlar da bu özensizlikten nasibini almış bir şekilde son derece sıradan gözüküyor. Görüntü efektleri de aynı özensizlikten nasibini alıyor. Hele su ve patlama efektleri yeni nesil bir oyuna yakışmayacak cinsten. Genel olarak bahsedecek olursak eğer, Dark Void’in aksiyon oyuncularının kalburüstü bir aksiyondan bekleyebilecekleri iyi tasarlanmış bir atmosfer yapısını taşımadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Oyunda düşmanlarımızın Watchers adıyla anıldığını söylemiştik. Mavi ile metalik grinin temel alınarak tasarlandığı Watchers askerleri atletik bir yapıya sahip nano-teknoloji robotlarından oluşuyor. Dark Void’de birkaç çeşit Watchers görüyoruz. Bunlardan açık gri olanları sıradan Watchers askerleri. Bize büyük bir tehlike yaratmıyorlar. Mavi olanlar ellerinde enerji topu atan bir silah taşıyorlar. Bu silah enerjimizi büyük ölçüde götürüyor. O nedenle mavi Watchers’larla karşılaştığımızda kendimize bir siper bulsak iyi olur. Kırmızı Watchers’lar isabet aldıkları zaman yere düşmenden önce kendilerini imha ediyorlar. Bu nedenle yakınlarında durmayın, aksi halde siz de onların imha olurken neden oldukları patlamalardan etkilenebilirsiniz. Knights adı verilen kuyruklu ve havada uçabilen dev robotlar ise son derece tehlikeli. Ama onların da bir zayıf noktası var: eğer karınlarında bulunan sarı noktalara sürekli ateş ederseniz onları patlatarak imha edebilirsiniz. Bunun dışında sürüngenler de oyunumuzdaki diğer düşmanlarımızı oluşturuyor. Yine de bu durumu kurtarmıyor ve Dark Void’i düşman çeşidi açısından kısır oyunlar arasında üst sıralara taşıyor.

Capcom’ın Dark Void’de en iddialı olduğu konu şüphesiz ki oyunumuzun hava hakimiyetine ve savaşlarına önem veren yapısı olsa gerek. Dark Void bizleri ”Vertical Combat” (dikey savaş) adı verilen yeni bir kavramla tanıştırıyor. Kahramanımız Will, gidecek bir yol bulamadığında aşağı ya da yukarı bakıyor. Eğer aşağıda ya da yukarıda bir kaya çıkıntısı ya da bir platform görürsek ona doğru atlayabiliyor ve tutunabiliyoruz. Bu sayede yukarı ya da aşağıya dikey olarak atlayışlar yaparak ilerleyebiliyor, bu esnada karşımıza çıkan düşmanlarla da savaşabiliyoruz. Kabul etmeliyiz ki, Dark Void vertical combat’ı genel olarak başarılı bir şekilde bize sunuyor. Oyunun vasat grafiklerinden ve tekdüze yapısından sıkıldığımız zamanlarda vertical combat sahneleri heyecan verici bir aksiyon deneyimi yaşatabiliyor bizlere. Ayrıca, Dark Void’in hava savaşlarında da iddialı olduğunu söylemiştik. Gerçekten de jet-pack’imizi kullanarak yaptığımız uçuşlarda kahramanımız Will akrobatik hareketler yaparak düşmana saldırabiliyor. Bu da vertical combat ile birlikte Dark Void’in vasat yapısına bir nebze dahi olsa hareket katıyor.

Resim

Dark Void’in tekdüze bir oyun olduğunu söylemiştik. Bunu iddiada bırakmayalım ve kanıtlayalım isterseniz. Oyunda gidebileceğimiz yön zaten belli. Öyle bazı duayen yeni nesil oyunlarda olduğu gibi üç-beş farklı yoldan hedefe gidemiyoruz. İlla ki, genellikle Watchers’lardan başka bir engel olmayan tek bir yolu kullanmak zorundayız. Mekan bulmacası ara ki bulasın. Vertical combat şüphesiz ki Dark Void’in en iyi ve heyecan verici yönü.Havadayken düşmanı görmek ayrı bir dert. Hover olarak havada asılı kalabiliyoruz ama bu sefer de hareket kabiliyetimiz bir nebze kısıtlanıyor.Oyunda ilerledikçe öykü anlatımının ön plana çıkmak bir yana, daha da geride bırakıldığını görüyoruz. Ara ekranlar hikayeye hemen hiçbir şey katmıyor. Ama asıl inanılmaz olan, Will ve Ava’nın 1938 yılında olmalarına rağmen ellerine ilk geçen lazer silahına hiçbir şaşırma belirtisi vermemeleri oluyor. Nedense kahramanlarımız, bir saniyede yüzyıllar ötesinin teknolojisine sahip olmayı hiç de yadırgamıyorlar! Zaten sıradan bir konusu olan Dark Void, bu sıradan konuyu oyunun ilerleyen bölümlerinde biraz olsun renklendirmeyi bile başaramıyor.

Büyüt (gerçek boyut: 807 x 454)Resim

Büyüt (gerçek boyut: 1280 x 720)Resim


FIFA Manager 10


1. Unrar.
2. Burn or mount the image.
3. Install the game, use 1GMV-HK7K-9ABC-QEFG-HIJK when asked for a
serial.
4. Copy over the cracked content.
5. Play the game.


FIFA.Manager.10-RELOADED
http://vip3.indirgani.com/2/FifaManager10.rar

Saints Row 2


İNCELEME

Büyük şehirler, şehir halkı, özgür oynanabilirlik, kısacası ikinci bir hayat. Bu tarzda oyunların hitap ettiği kitle diğer oyunlara göre daha fazladır. Çünkü bu tür oyunların içinde araç sürmek, silahla çatışmaya girmek, yüzmek, tekne kullanmak, kavga etmek ve bunun gibi birçok seçenek vardır. Bunları en iyi sunan oyun olarak bildiğimiz GTA serisinin taklitleri de mecburen olacaktır. Taklitten öteye gidemeyen oyun Saints Row 2 huzurlarınızda.

Resim

Volition Inc ve THQ yapımı Saints Row serisi bilgisayarlara ilk defa uğruyor. Serinin ilk oyunu bilgisayarda çıkmamıştı ve yanlış hatırlamıyorsam sadece X-Box 360’lar için piyasaya sürülmüştü. İlk oyun birçok oyuncu tarafından beğenilmişti. Bundan dolayı bu oyunu bekleyenlerin sayısı az değildi. THQ firmasını sevdiğim oyunlar arasında yerini kaybetmeyen The Punisher’den ve WWE oyunlarından biliyorum. Saints Row 2’nin de iyi bir oyun olabileceğini düşünmüştüm bu nedenle, ta ki oyunla yüz yüze gelinceye dek.

İlk ve Son

Ana menüye geldiğimde şık müziklerden biriyle karşılaştım. Şarkının nakaratında ‘I love it’ geçiyordu sürekli. Gerçekten sevdim şarkıyı ve bu şarkıya güzel bir oyun yakışır diye düşündüm. Bu şarkıdan sonra oyunun müzikler dışında beni mest eden başka bir yeriyle karşılaşmadım maalesef. Menüde ‘Multiplayer’ ve ‘Co-op’ seçenekleri de dikkatimi çekti. GTA’da rastladığımız ‘Multiplayer’ seçeneği bu tür oyunların artık vazgeçilmezleri olacak gibi. ‘Co-op’ düşünülmesi güzel olmuş fakat bu oyunu bizle oynayacak bir arkadaş bulabilirsek ne ala.

Resim

Oyuna başlamadan önce The Godfather’dan hatırladığımız karakter oluşturma bölümü karşımıza çıkıyor. Kapsamlı bir bölüm olmuş, tüm vücudun şekline biz karar veriyoruz. Irkını, cinsiyetini, vücut oranlarını belirleyebiliyoruz. İşin ilginç yanı cinsiyeti erkek seçip, vücut oranlarıyla oynayıp onu kadın vücuduna sokabiliyoruz. Yapımcılar özgür oynanabilirlik kavramını oyunun her alanında hissettirmek istemiş olabilir.

Hapishaneden Kaçış

Oldukça tipsiz bir karakter oluşturduktan sonra oyuna başlıyoruz. Karakterimiz bir mahkumdur, hastalanmış olsa gerek hapishanedeki doktorun yanındadır. Karakterimizin adı var mıydı, yok muydu unuttum. Adı varsa bile aklımda kalmamış demek ki. Neyse, yan tarafımızdaki yatakta yatan bir genç bizimkinin aklını çeliyor ve kaçmak için ikna ediyor ve Saints Row 2 böylece başlıyor.

İlk bölümde istersek ‘Tutorial’ olarak hazırlanmış kısmı oynuyoruz, istersek oynamadan devam ediyoruz. Karşımıza çıkan polisleri bir bir etkisiz hale getiriyoruz. Dövüş sistemi fena olmamış, arada özel hareketler yapması güzel görünüyor. Koca bir polis topluluğunu gayet rahat bir şekilde öldürüp kaçıyoruz. Daha sonra hapishane kıyafetlerimizi değiştirmemiz gerekiyor ve bunu da yapıp, şehir yaşantımıza başlıyoruz. Karakterimizin evi var ve elindeki paraya göre evin dekorasyonunu değiştirebiliyoruz. Burada televizyon karşısına geçip oyun içi videoları izleyebiliyor, ya da video oyunları oynayabiliyoruz.

Resim

Yapımcılar GTA 4’teki kadar belki de daha büyük bir şehir hazırlamışlar. Şehir halkının hareketleri de genel itibariyle iyi, dokunmadığınız sürece tabi. Onlara bulaştıktan sonra yapay zekadan eser kalmıyor, gerçekçilikten de. Gazete okuyan, yağmur yağdığında koşuşan veya şemsiyesini açan, sağda solda dilenen insanlara rastlamak mümkün. Bastonuyla veya oksijen tüpüyle dolaşan yaşlılar da var. Hatta araba ile bir iki şov yaptıktan sonra sizi alkışlayanlar, tezahürat yapan insanlar bile oluyor. Bilinçli vatandaşlar, bir suç işlediğiniz de derhal polisi arıyor. Kaykaylarıyla kayan gençler ve birini döverken resmimizi çeken kendini bilmez insanlar da şehrin içinde dolanıyor.

Suç Şehri

GTA San Andreas’ta şehir çeteleri vardır hatırlarsanız, bu oyunda da gangsterler ve çeteler var. 3rd Saints, Ronin, Sons of Samedi, Brotherhood gibi çetelerin yanında Utor Corporation adında önemli kişilerin bulunduğu karanlık bir suç örgütü var. Sokakta gezerken çete mensuplarına sataşıp çete savaşları başlatabiliyoruz. Ne kadar çok düşman öldürürsek, ne kadar iyi araç kullanırsak ve ne kadar çok görev tamamlarsak itibarımız o kadar artıyor.

Resim

Polis tarafından aranma sistemi GTA’da ki gibi yıldızlarla belirleniyor, uzun süre polislerden uzak durabilince aranma seviyesi düşüyor. Yine GTA’dan bildiğimiz radyo dinleyebilme özelliği bu oyunda da var. Araçlarda istediğimiz radyo istasyonunu açabiliyoruz. Saints Row 2’de de cep telefonu mevcut ama GTA’daki gibi bir şey beklemeyin sakın. 911’i arıyorum, ‘Acil servis size yardımcı olacaktır, sakin olun’ gibi bir şey diyor bir bayan. Ben daha polis mi, itfaiye mi, ambulans mı lazım, onu bile söylemedim, suratıma kapandı telefon.

Görevler ise gerçekçilikten uzak ama bazen zevkli olabiliyor. Etrafa zarar verdikçe puan toplayarak geçtiğimiz görevler benim en beğendiğim görev türü. Oyun zaten çılgınlık üstüne kurulmuş, maksat oyuncular bu kargaşa ile eğlensin. Fakat öyle çok da eğlenilecek bir durum yok. Nedenini açıklayacağım biraz sonra.

Resim

Yine GTA 4’ten bildiğimiz ön camdan fırlama olayı Saints Row 2’de de var. Duvara veya başka bir yere hızla çarptığımız zaman adamımız ön camdan fırlayıveriyor. Ancak başka araçla çarpıştığımız zaman ön camdan fırlayan taraf karşımızdaki oluyor, nedense bize hiç nasip olmuyor öyle durumlarda. Duvara çarptığımızda duvarda hasarın oluşması güzel olmuş. Oyunda çevreyle ve çevrede olan nesnelerle etkileşim de çok iyi hazırlanmış. Bazı nesneleri yerden sökebiliyoruz, çöp bidonlarını, sandalyeleri fırlatabiliyoruz, masaları devirebiliyoruz.

2009’a girdik biz, ya siz?

Oyunun grafikleri ne THQ’ya yakışıyor ne de 2009 yılına. Fizik modellemeleri vasat, hasar modellemesi ise berbat. Çok büyük bir kaza oluyor ama aracın sadece ön tamponu hafif hasar görüyor, takla atıyoruz camlar sağlam yerli yerinde. Hele dikiz aynalarının durumu çok vahim, her kazada kopup fırlıyorlar. Aslında kaplamalar, ışıklar ve yansımalar fena değil ama saydığım eksiklerden dolayı onlar da durumu kurtaramıyor.

Ayrıca oyun esnasında ara ara takılmalar ve donmalar meydana geldi bilgisayarımda. Araçların görünümlerinin de kötü olduğunu söylemem gerek. Paslı demir çubukları birleştirerek oluşturulan araçlar kimsenin hoşuna gitmez. Hem araç sürüşü de iğrenç ötesi. Sanki çarpışan araba kullanıyoruz, birden hızlanan, aniden yavaşlayabilen, sağa sola anında dönebilen kıvrak icatlar. Yapımcılar istedikleri kadar büyük şehir sunsunlar, istedikleri kadar özgürlük versinler, o araç sürüş sistemiyle hiçbir işe yaramaz.

Sesler de felaket zincirine dahil edilmeli. Duvara çarpın, başka bir araca çarpın yada gidin direğe çarpın; hep aynı ses gelecek kulağınıza. Araçlar çarpışınca, sanki birkaç yüz kilo demiri yere çalmışsınız gibi ses gelirse şaşırmayın. Motor sesleri ise ayrı bir tuhaflık barındırıyor. Araba sürmüyorsunuz da elektrik süpürgesi açmış onu dinliyorsunuz, hiçbir fark yok.

Saçmalıklar

Bu başlığı diğer incelemelerimden hatırlayabilirsiniz, zaten yakında ünlü olacak bu gidişle. Farcry 2 ile başladığım ‘Saçmalıklar’ serüvenine burada devam ediyorum. Saints Row 2’nin hangi saçmalığından başlayacağım şaşırdım doğrusu. Araçlar diyelim ilk, ne denli kötü sürüş olduğunu söylemiştim, bir de bu hurda gibi duran araçların önemli bir özelliği var; kapıları otomatik kapanıyor. Siz kapıyı açıp bırakıp iniyorsunuz araçtan ve kapı kendiliğinden kapanıyor.


Karakterimiz insan gibi davranmıyor, daha çok maymun gibi hareket ediyor. Çok hızlı, çok atik, çok kıvrak, bastığınız tuşlara çok tuhaf tepkiler veriyor. Kavga etme şekli dışında hiçbir hareketi insanı andırmıyor. Suya atladığımız zaman önce suyun üstünde ölü taklidi yapıyor, hareketsiz kalıyor sonra yüzmeye başlıyor. Tik olmuş galiba, ondan böyle davranıyor.

Yolda giderken önünüzde bulunan bir araç bir anda yok olabilir, yada hemen arkanızda 1 saniye öncesine kadar olmayan bir araç belirebilir. Bir başkasının arabasına çarptığınız zaman hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam ediyor kendisi. Midtown Madness’ta bile ki kaç yıl öncesinin oyunu, birisine çarptığınız zaman duruyor, 4’lüleri yakıyor ve ‘Menyaak!’ diye bağırıyordu.

Gelelim karakterimizin nişan alma kabiliyetine; tek kelimeyle insanüstü bir yeteneğe sahip, ben böyle bir şey görmedim daha önce. 200 metreden sektirmeden adam vurabiliyoruz. Bitmedi; dönüp bakmadan arkasındakileri vurabiliyor, sadece bileğini ters çevirip silahı arkaya doğru uzatması yeterli. İnsanların fizik kurallarına aykırı bir şekilde balon gibi oradan oraya uçması da bambaşka bir vaka.

Saçmalıklar kısmının son paragrafında yaptığım bir görevde yaşananları anlatayım. Mahkemeye çıkan bir arkadaşımızı mahkemeden kaçıracağız. Binanın önünde haberciler, kameralar, polisler var, her şey normal. Kamerayla haber yapmaya çalışan muhabirin arasına giriyorum ama muhabir hiçbir şey olmamış gibi elinde mikrofonuyla konuşuyor. Mahkeme başlamıştır, arkadaşımız hakime güzel hakaretler etmektedir. Hakim de yaşlı bir teyzedir, sükunetini korur küfürler karşısında. Biz silahla içeri dalarız ve arkadaşımızı alırız yanımıza. Doğal olarak bir sürü polis gelir, hepsini vururuz, keklik avlar gibi. Bir de ne göreyim; yaşlı hakim teyzemiz almış eline pompalıyı bizi kovalıyor. Ben daha yorum yapmayayım isterseniz.

Sonuç

Saints Row 2 en başta dediğim gibi basit bir taklit olmaktan öteye gidememiş. Bazı zevkli görevler ve SWAT ekibinin zırhlı araçlarıyla etrafı yakıp yıkmak dışında ilgimi çeken pek bir şey yok oyunda. Adam kaçırma, rehin alma gibi orijinal olan ve GTA’da bulunmayan olaylar da oyunu alınabilir hale getirememiş. Saints Row 2’yi arada bir stres atmak için oynayabilirsiniz ama o araç sürüş sistemi sizi yeniden strese sokabilir. Eğlence bir yere kadar götürür bu oyunu. Sadece müzikleri dinlemek için de açabilirsiniz; Young Jeezy’e ait ‘I love it’ adlı parça hoşunuza gidebilir.

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

Minimum:
2.0 Ghz Dual Core işlemci
1 GB RAM
15 GB sabit disk
Shader Model 3.0 destekli 128 MB ekran kartı

Önerilen:
3.2 Ghz Dual Core işlemci
2 GB RAM
15 GB sabit disk
Shader Model 3.0 destekli 256 MB ekran kartı


Saints_Row_2-Razor1911
http://vip5.indirgani.com/Saints_Row_2-Razor1911.rar



Just Cause 2


1. Unrar
2. Burn or mount the image
3. Install the game.
4. Copy over the cracked content
5. Play the game


Just.Cause.2-RELOADED
http://vip5.indirgani.com/Just.Cause.2-RELOADED.rar

Oyun Hakkında BiLgi..

Ben ki aksiyon oyunlarına karşı ziyadesiyle ilgili, bol aksiyon içeren sahnelerin müdavimi bir oyuncu olarak “Bu kadar da abartı olmaz!” sözlerini savuruyorsam, Just Cause 2’nin nasıl bir yapım olduğunu siz hesap edin. Tek kişilik ordu olma sorumluluğunu üstlenmeye alıştık, ama hareket halindeki araçlar üzerinde seksek oynamak, bitmek tükenmek bilmeyen paraşütlerimizle gök yüzünde süzülmek ve etrafta ne varsa sorgu sual dinlemeden patlatmak konusu hala fazlasıyla abartılı geliyor insana. Eğer dinmek bilmeyen bir tempo ile hikayeyi fazla kafaya takmadan, etrafta ne var ne yok parçalamak istiyorsanız, peşime takılın...

Resim

Dozaj hesabı

2006 yılının sonlarında piyasaya sürülen ve GTA’ya benzeyen yapısı ile ilgi toplayan Just Cause, içerdiği abartılı aksiyon sahneleri ile gündemdeki yerini korumuştu. Sandbox diye tabir edilen, özgür bir oynanışa sahip olan yapımda karşımıza çıkan her aracı kullanabiliyor, binbir akrobatik hareket ile düşmanlarımızı öbür dünyaya yollarken terlemelerini sağlıyorduk. Başarılı görselleri ve dev haritası ise dikkat çeken yapımın ikinci bölümünde her şeyin dozajı biraz daha artırılmış.

Resim

Panau isimli tropik bir adaya damdan düşer gibi inen kahramanımız, daha ilk sahneden itibaren bizleri ne kadar hareketli bir maceranın beklediğinin sinyalini veriyor. Gökyüzünde süzülürken haritanın ne kadar büyük olduğunu hissedebiliyorsunuz. Zaten oyunun içine girdikten sonra haritaya bir göz atarsanız neresinden başlayıp nasıl sonuna kadar gideceğinizin endişesini yaşıyorsunuz. Bunca yıldır oynadığım oyunlar arasında en büyük haritanın burada karşıma çıktığını söyleyebilirim.


Yeni oyunda helikopter de kullanabiliyoruz

Kısaca tanımlamak gerekirse, GTA’ya fazlasıyla benzeyen bir oyun olan Just Cause’da özgürlük seviyesinin biraz daha geniş olduğu söylenebilir. Açık arazide dilediğimiz gibi dolaşıyor, çevreye istediğimiz seviyede zarar verebiliyoruz. Kullanamayacağımız araç, kurşunlayamayacağımız canlı yok. Öte yandan bindiğimiz araçların üstüne bir dublör gibi çıkmak ve oradan düşmanları avlamak gibi enteresan becerilere sahibiz. Görev yapın ya da yapmayın etrafa verdiğimiz zararın bol bol getirisi olduğu için son merminizi dahi patlama ihtimali olan her türlü cisme göndermeniz lehinize oluyor. Basit bir görevi yaparken bile etrafa ne kadar hasar verirseniz o kadar kaos puanı kazanıyorsunuz ve bu size hem yeni silah, araç alma hem de elinizdekileri yükseltme konusunda yardımcı oluyor.

Maceranın içine daldığımızda ise serinin ilk bölümünü denemiş kullanıcıların hemen fark edeceği bazı yenilikler göze çarpıyor. Bunlardan ilki daha oyunun hemen başında kullandığımız kancalı ipimiz. Bu ip sayesinde akla hayale sığmayacak işlerin üstesinden gelebiliyoruz. Karşınızda 50 m yüksekliğinde bir bina mı var? Hiç sorun değil, birkaç kanca atışı ve işte en tepeye çıktınız bile! Bu kanca her derde deva. Kulenin tepesinden ateş eden bir düşman ile karşılaştınız diyelim. Ne acı tesadüftür ki, elinizde avucunuzda tek bir mermi bile kalmamış. Fırlatın kancanızı ve birkaç saniye içerisinde düşman ayaklarınızın dibine düşüversin.

Gökyüzünde süzülen helikopterlere tutunmak mı dersiniz, hareket halindeki araçları yakalamak mı dersiniz, her şeyi bu kanca ile yapmak mümkün. Çamura saplanmış aracınızı bu kanca sayesinde traktöre bağlayarak kurtarabiliyorsunuz. Kısacası bu kanca ile hayal gücünüz dahilinde her şeyi yapabilirsiniz. Ulaşamamanız gereken noktalara ulaşmanızı sağlaması da kimi zaman oyunun fazlasıyla kolaylaşmasına neden olabiliyor. Söz gelimi gökdelenin tepesine ulaşmamız istenen görevde aslında karşımıza çıkanı öldürmemiz ve herkes öldükten sonra da adamımıza erişmemiz gerekiyor. Oysa ki bu kanca sayesinde ters taraftan gidip, binanın tepesine çıktıktan sonra adamın arkasından yaklaşarak tek bir mermi bile harcamadan görevi tamamlamanız mümkün.

Yapay zeka yoksunu

Henüz ilk oyunun dumanı tüterken yeni oyun hakkında bilgiler veren ve bizleri heyecanlandıran yapımcılar, ilk bölümdeki en büyük problemlerden biri olan yapay zekanın geliştirileceğini iddia etmişti. Burada gördük ki, bu iddialarını gerçeğe çevirmeye yaklaşmamışlar bile. Siperlerin ardında saklanan düşmanlara rastlasak da anlamsızca ortalık yerde duran ve üzerimize gönderdiği mermilerden medet uman düşmanlarla daha fazla karşılaşıyoruz. Daha da kötüsü, bu düşmanlar her ne hikmetse patlayıcı madde yüklü varillerin yanında durmaya da bayılıyor. Hal böyle olunca varillere nişan alarak rahatlıkla düşmanları alt edebiliyorsunuz.

Resim

Helikoptere tutunabilmek üstün becerilerimizden sadece biri

Hazır düşmanlardan bahsetmişken kontrollere de değinmek gerekli. Öncelikle konsollara hazırlanıp daha sonra PC’ye uygun hale getirildiği için kontrol konusunda da bir yenilik karşımıza çıkıyor. Yeni nişan alma tekniği konsol kullanıcıları için rahat bir kontrol sağlıyor. İmleci düşmana yakın bir noktaya getirsek bile yine de düşmanın üzerinde kırmızı nişan alma ibaresi geliyor. Bu sayede hareket halindeyken rahatlıkla düşman avlayabiliyoruz. PC kullanıcıları ise fare ile rahat nişan alabileceği için bunun önemli bir gelişim olduğunu söyleyemeyiz.

Resim

Sayısız silah ve araç içeriği sunan Just Cause 2’de, traktörden, askeri kamyona, hatta helikoptere kadar pek çok aracı kullanabiliyoruz. Öldürdüğümüz rakiplerden düşen veya etraftaki sandıkların içerisinden çıkan silahları almak size yetmiyorsa bir de kara borsa seçeneğimiz var. Maceranın istediğiniz anında “Black Market” seçeneğine girerek silah ve araç satıcısı helikopterin tepemizde bitmesini sağlayabiliyoruz. Helikopter gelince yeni bir arabirime geçiyor ve dilediğimiz gibi alış veriş yapabiliyoruz. Burada silahları ve araçları geliştirme imkanına da sahibiz. Bunun için haritanın ücra köşelerinde bulunan araç ve silah parçalarını bulmamız gerekiyor. Yapımcıların söylediğine göre harita üzerinde tam 2000 parça var ve her geliştirme işlemi için bu parçaların belli kısmını kullanmamız gerekiyor.

Resim

Yeni motor, yeni heyecan

İlk oyunun kullandığı Avalanche Engine oyun motorunun ikinci sürümü ile karşımıza çıkan Just Cause 2, daha geniş harita, daha detaylı tasarım ve daha etkileyici patlama efektleri ile dikkat çekiyor. İçinde bulunduğumuz harita çok büyük ve görevler arasındaki seyahatlerimizde bu uçsuz bucaksız haritada kaybolmamız son derece doğal. Grafikler için ise hem iyi hem de kötü fikirler üretebiliriz. Yeri geliyor çok etkileyici bir sahne ile karşılaşıyorken, başka bir sahnede fizik kurallarına aykırı saçma bir görüntüyle yüzyüze gelebiliyoruz. Oyunun demo’sunda da karşımıza çıkan, uçurumdan aşağı yürüme veya yukarı tırmanma sorunu tam sürümde de aynen duruyor. Araç takip sahnelerinde garip hatalarla da karşılaşmaya devam ediyoruz. Düşmanlar, aldıkları mermi darbelerine aşırı tepki veriyor. Bu baştan güzel gelse de bir süre sonra insanın gözüne batmaya başlıyor.

Resim

Bu tip aksiyon sahneleriyle sık sık karşılaşıyoruz

Just Cause 2’nin saf aksiyondan hoşlanan, kafasına hiçbir şey takmadan, sadece karşısına çıkanı öldürmeyi hedefleyen oyunculara hitap ettiğini söyleyebiliriz. İçerisinde aksiyon yapımlarında öne çıkan her öğeden biraz bulundurması nedeniyle hiçbir konuda üst düzey başarı gösteremiyor. Uçsuz bucaksız haritada, çılgın bir macera ve bol patlama efekti görmek istiyorsanız, iyi bir seçim olabilir. Oyunlarda gerçekçilik arayanlardansanız, Just Cause 2’den uzak durun!

Resim


Game Trailer 

http://www.gametrailers.com/video/revie ... se-2/63610

Sistem Gereksinimleri

İşletim Sistemi: Windows 7 veya Vista (Windows XP desteklemiyor)
İşlemci: Athlon X2 4200 veya Pentium Dual-Core 3Ghz (SSE3 destekli olacak)
Ekran Kartı: Nvidia 8800 serisi veya 256 MB lik ATI Radeon HD 2600 veya 256MB lık DirectX 10 u destekleyen dengi kart
Ram: 2 GB Ram
DirectX: Microsoft DirectX 10
Hard disk: 10 GB boş hard disk alanı
Ses Kartı: %100 DirectX 10 uyumlu ses kartı


The Club (PC)



http://vip5.indirgani.com/The.Club.PROPER-ViTALiTY.rar

İNCELEME

fazla film izliyorsanız eğer bazı klişe sahnelerden sıkılmaya, aynı sahnelerin etmesinden rahatsızlık duymaya başlarsınız. Konu aynı olsa da anlatımın ve kurgunun güzel olduğu filmler sizi etkiler, mutlu eder. Aynen oyunlar da böyledir. Konu sıkıntısı hiçbir zaman olmaz ama gelin görün ki oyun dünyası birbirini kopyalamaktan özgün yapımlar sunmaktan genel olarak uzaktır. Alışılmışı insanlara sevdirmek daha kolaydır ama özgün yapımlar ile de sahneye çıkmaya bayılırlar. Kimisi çok sıra dışıdır firmayı batırır. Kimisi o kadar muhteşem olur ki zihninize kazınır. Bizarre Creations işte böyle bir firmadır Xbox oyuncuları için. PGR ile yeni bir sayfa açmış beklentileri üst düzeye taşımıştır. Geçtiğimiz aylarda ise Microsoft ile yollarını ayırdıkları çoklu platform için yeni projelere imza atacaklarını açıkladılar. İşte The Club'da bu projelerden bir tanesi. Bakalım klişe bir oyun mu yoksa PGR'nin yakaladığı başarı gibi yeni bir sayfa açabilecek mi görelim?

Resim

Hayatta kalmak istiyorsan sekreteri dinle!

Hani yazının başında dedim ya klişe konular vardır, klişe sahneler vardır diye işte The Club'da böyle klişe bir sahneyle başlıyor. Her karakter aksiyon esnasında tanıtılıyor. Birçok sıradan filmde rastlayabilirsiniz bu sahnelere. Hatta daha önce birçok oyunda da olduğu gibi. The Club, hayatta kalma mücadelesi verdiğiniz bir özel gruba mensup üyelerin seçildiği bir kulüp. Siz ise kulübe seçilen üyelerden birsiniz. Göreviniz yer altında örgütlenmiş illegal yapılanmalara karşı durmak. Oynamak istediğiniz karakteri seçmek ise size kalmış. Çok özgün değil mi! Aslında bu sıradan oyuna kızmalı mıyım yoksa sevmeli miyim çok da karar veremedim. Neden diyecek olursanız parmaklarım ağrıyana kadar oynadığıma, mantar tabancası gibi ses çıkaran bu taramalı sesine tahammül ettiğine göre seviyor olmalıyım ya da bir an önce bitsin diye kasıyor olmalıyım.

Oyunda oynayabileceğiniz sekiz karakter var. Oyunun başında bunların bazıları kapalı ve oyunda bölüm ilerledikçe açılan yeni haritalar gibi karakterlerde oynanabilir hale geliyor. Karakterleri tek tek anlatacak değilim hepsinin ayrı bir hikayesi var ve bu hikayeler ise oyunda hiçbir işinize yaramıyor. O yüzden hoşunuza giden karakteri seçip oyuna başlayıverin. Karakterlerin farklı olarak her birinin ayrı birer silah kullanım tarzı ve çeşitliliği var. Karakterlerin dayanıklılık, hız ve güç özellikleri ise oynayışınıza etki edecek özelliklerden. Karakter ekranında bu özellikler zaten yıldız olarak gösteriliyor tercih size kalmış.

Resim

Oyun öncelikle tamamıyla arcade bir oynanışa sahip ve Arcade Shooter diye tabir ettiğimiz türden. Önünüze çıkan her düşmanı öldürmeli ve bitiş noktasına ulaşmalısınız. Oyunu çekici kılan tek yanı ise oyun boyunca yapacağınız combo ve ekranda sizi sürekli gaza getiren ***** Shot, Head Shot, Snap Shot, Death Roll, Gate Crasher gibi ibarelerle sizi gazlaması. Bu gaz ise sizin Kill Bar'ınızda ki bu aralıksız öldürdüğünüz düşman sayısına göre kombolarınızı gösteren X1, X2 .. diye giden bir çubuk. Eğer yeterli hızda değilseniz bu Kill Bar'ınızın düşmesi ve kombolarınızı kaybetmeniz ile ruhsal bir çöküntü yaşamanıza sebep olabilir! Oynanış tamamıyla kombolor üstüne kurulmuş durumda. Aksiyon hareketleri ile oyuna hakim olabilmeniz ise size kalmış. O yüzden ne kadar çok adam öldürürseniz ya da farklı çeşitte silahlar kullanırsanız eğlencenizde o oranla artacaktır. Aldığınız puan ve kombolar ise bölümün sonunda skor board'da sizin hanenize eklenecek ve ne sırada olduğunuzu görüp kasılabileceksiniz.

Oyunun tek kişilik bölümünde 8 harita ,bölüm yer alıyor. Bu bölümleri oynadıkça bir sonraki bölüm açılıyor. Her bölümün farklı bir amacı var. Kimi bölümde zaman bitmeden çok sayıda adam öldürmeniz gerekiyor, kimi bölümlerde belli bir alanda çok sayıda adam öldürmeniz gerekiyor, kimi bölümlerde ise bölümün sonuna ulaşana kadar adam öldürüyorsunuz. Hatta kimi bölümlerde gene adam öldürüyorsunuz.. Ama merak etmeyin bunun için oyunda kullanabileceğiniz silah çeşitliği ise arcade bir oyuna göre oldukça yeterli sayıda. Tabanca çeşitleri, taramalı çeşitleri, sniper tüfekler, el bombaları, ağır makinalı ve bazuka gibi silahlar ile oyunu oynayabilirsiniz.

Düşmanlarınız ise bölümler ilerledikçe sizi zorlayacak bir yapıya sahip. Bonus'lar ise tek eğlenceniz diyebilirim. Zorluk derecesini ise çok düşürmez iseniz eğlenceniz de biraz daha artacaktır. Zaten kısa olan bir oyunu hemen bitirmek istemezsiniz. Oyundan sizi soğutmayacak şeylerden bir diğeri ise etrafta görüp vurmanız gereken Skull Shot diye tabir edilen kuru kafa levhaları ve benzer atraksiyonel levhalar. Bölüm aralarındaki gizli bölümlerde ise Hidden Treasure levhalarını bulup ateş edebilirsiniz. Bunları vurmak ise eğlenceli sayılacak bir yapıya sahip. Yani adam öldürürken bir taraftan levha vurmanın nasıl kötü bir yanı olabilir ki? '100 Skull Shot' Achievment Unlocked diye bir ibare gördüğümde ise nasıl bir tatmin yaşayacağımı da tahmin edemiyorum.

Aslında The Club merakla beklediğim oyunlar arasındaydı. Özgün bir yapım olacağını, PS3 demosunu oynadığımda fena görünmediğini düşünmüştüm. Oyun çıktıktan sonra hemen oynamaya başladım bir solukta bitirdim. Sonra baktım elimdekilere ancak göremedim beklediğim oyunu. Ama hani hoş bir tat da bırakmadı değil bende. Yani eğer vur patlasın çal oynasın türündeki oyunları seviyorsanız seveceksinizdir eminim. Zaten bu aralar PC'de oynayacağınız düzgün bir tek kişilik oyunda yok. Zaman geçirebileceğiniz, amaçsızca adam öldürebileceğiniz bir oyun The Club. Oynarsanız bir şey kazanmazsınız ama oynamazsanız da bir şey kaybedeceğinizi düşünmüyorum.



Resim


Oyunun çoklu oyuncu kısmı ise bir hayli farklı moda sahip (Kill Match , Score Match , Hunted Killer , Team Kill Match , Team Capture , Team Siege , Team Skull Shot ) tek kişilik oyundan daha çok eğleneceğinizi ve oyunun hakkını vereceğinize de eminim. Oyunu bitirdiğinizde ise bölümleri tek tek oynayabileceğiniz Gun Play ve Turnuva modu da açılıyor bilmem ilgilenir misiniz.

Oyunun grafik ve seslerine gelecek olursam. Oyunun tema müziği feci şekilde *****down'a benziyor. Ya da ben *****down'ı çok sevdiğim için öyle geldi. Ama Silah sesleri, patlama ve atmosfer seslerine gelecek olursam silah sesleri sanki ilk GTA'dan kalmış gibi. Mantar tabacası gibi, kulakları tırmalayan bir yapıda sürekli ateş ettiğiniz bir oyunda tahmin edilemeyecek bir durum. Onun dışında patlama ve atmosfer ambiyansı ise kötü sayılmayacak iyi de durmayan bir yapıya sahip. Aslında Bizarre'den bu kadar vasat bir durum beklemiyordum desem de yeridir. Grafikler ise neyse ki sesler kadar kötü değil ve bazı bölümler gerçekten çok güzel gözüküyor, ışıklandırma ile harika bir görsellik sunuyor. Bazı bölümler ise sanki aynı oyundan değilde farklı bir oyundan gibi kararsız bir yapıya sahip. Arcade Shooter olması özelliği ile bu kadar fazla beklenti olmaz diye mi düşündüler yoksa şu an 50MB'lık bir oyunda bile sunulan harika grafiklerden haberleri mi yok emin de değilim.

Genel olarak The Club bekleneni veremeyen bir oyun gibi gözükse de başında eğlenceli vakit geçirebileceğiniz., stres atabileceğiniz ya da amaçsızca adam öldürebileceğiniz farklı olmaya çalışan ama bunu hakkıyla yerine getiremeyen bir oyun. Dediğim gibi oynarsanız bir şey kazanmayacağınız oynamazsanız da bir şey kaybetmeyeceğiniz bir oyun The Club. Oyunsuz kalmayın, iyi eğlenceler.

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

Hardware Requirements:
* CPU Speed: Intel Pentium 4 2.0Ghz / AMD Athlon XP 2000+ processor
* RAM: 512MB system RAM
* Video Card: 100% DirectX 9.0c compatible 64MB video card with latest manufacturer drivers (see supported chipsets below)
* Hard Drive: 2.2GB of uncompressed free hard drive space
* Operating System: Microsoft Windows 2000 or XP with latest service pack installed DirectX Version: DirectX 9.0c (included on disc)

Recommended Requirements:
* CPU Speed: Intel Pentium 4 2.5Ghz / AMD Athlon XP 2500+ processor
* RAM: 1GB system RAM
* Video Card: ATI Radeon X800 series or higher video card with latest manufacturer drivers



Napoleon Total War


1. Extract RARs
2. Mount or Burn images
3. Run Installer.exe (when it ask for SID file you have to select it on your
dvd drive
4. Copy the content from crack dir on dvd1 to your install folder


Napoleon_Total_War-Razor1911
DVD1: http://vip5.indirgani.com/Napoleon_Tota ... 1-DVD1.rar
DVD2: http://vip5.indirgani.com/Napoleon_Tota ... 1-DVD2.rar

Yetenek, fırsat olmadan bir hiçtir!
Total War serisi ilk çıktığı andan beri, oyuncuların geleneksel strateji anlayışına yeni bir soluk getirmeye devam ediyor. Haritaların böylesine büyük ve gerçekçi, savaşların bu kadar stratejik ve taktiksel olduğu başka bir RTS ortalarda yoktu. Diplomasi, teknolojik ilerleme ve askeri içerik, öncesinde olmadığı şekilde iyi işlenmiş, tarihi olaylar en ince detayına kadar anlatılmıştı.
Serinin ilki Shogun: Total War'da savaşmakla kalmıyor, diğer ülkelere elçiler yollayabiliyor, karşı imparatoru ninja suikastçimizle öldürebiliyorduk. Savaş, Japonya'yla sınırlı kalmadı, oradan Avrupa'ya, Avrupa'dan Amerika'ya kadar yayıldı.

Kıtadan kıtaya savaşlara koşarken, 19. yüzyılın çehresini değiştirmiş bir ikonu, Fransa’nın o dönemdeki askeri ve politik lideri, Fransız İmparatoru Napolyon Bonapart'ı konu almamak büyük hata olurdu. Savaşların gerçekçiliğine önem veren Total War serisiyle, böylesine bir komutanın kesişmesi bakalım neler doğuruyor. Girişte etkileyici bir videoyla karşılaşıyoruz. Napolyon gözlerimizin içine bakarak iddialı konuşmasıyla bizi teşvik ediyor. Fransızca bilen arkadaşlarınızın “Alléz! Alléz!” (Alle alle: Hadi hadi!) diye bağıracaklarını düşünerek, sakin olmalarını telkin etmenizi öneriyoruz, aman diyelim.
Ana menüyle karşılaştığımızda muhteşem müzikler ilgimizi çekiyor. Açıkçası daha önce hiçbir Total War oyununda bu kadar etkileyici müziklerle karşılaşmadığımı söyleyebilirim. Orkestral tarzda olan müzikler beklentilerimizin üzerinde. Bu yazıyı kaleme alırken, ana menü açık duruyordu ve çalan müzik yüzünden yazıyı bırakıp oyuna dönmemek için kendimi zor tuttum.
Options menüsünü ayrıntılı şekilde ayarlayabiliyoruz. Özellikle grafik ayarları en ince ayrıntısına kadar değiştirilebiliyor ve bir çok seçenek sunulmuş. Hazır bu ekrandayken size çok iyi optimize edildiğini söylemem gerekiyor. Düşük konfigürasyonlu bir bilgisayarda, tüm ayarları düşürseniz bile, oyunun size verdiği zevk azalmıyor.

Resim

Single Player modunda nasıl oynayacağınızı anlatan Tutorial, farklı senaryolar oynayabileceğimiz Napoleon's Campaigns ve önemli savaşları yönetebileceğiniz Napoleon's Battles adında üç ayrı seçenek bulunuyor.Tutorial kısmına baktığımızda ise bize bölüklerimizi nasıl kullanacağımız kısa ve anlaşılır şekilde anlatılmış. Sol üstte size yardımcı olan asistanınız tek tek hangi tuşlara ne zaman basacağınız, bölüklerinizi nasıl hareket ettirebileceğiniz gibi basit kontrolleri anlatıyor. Oyunun dinamiklerine alışmanız için bu bölümü oynamanızı ve es geçmemenizi tavsiye ediyorum.

Resim

Senaryo moduna 5 farklı seçenek var. İlki kısa bir Tutorial, diğerleri ise İtalya, Mısır, Avrupa ve Waterloo olarak sıralanıyor. Elimizdeki versiyonda Tutorial ve İtalya senaryoları oynanabilir durumdaydı. Seçimimizden sonra bizi yine sürükleyici bir ara video karşılıyor. Seçilen senaryoyla ilgili bilgileri de aldığımız ara videolar, Total War ruhunu tam anlamıyla yansıtıyor. Ardından karşımıza o bildiğimiz harita ekranı geliyor. Harita daha ayrıntılı ve etkileyici görünüyor. Kısa bir şekilde içinde bulunduğumuz durumu asistanımızdan dinliyor ve izliyoruz.

Resim

Menüler biraz olsun kafa karışıklığına yol açmıyor değil ancak zamanla alışılacak cinsten. Alıştığımız Total War menülerinden daha detaylı ve daha güzel gözüküyor. İlk girdiğinizde menüleri okumak işkence gibi gelecek. Zaten siz de 1-2 turn'den sonra dayanamayıp "Hemen savaşayım" diyeceksiniz. Ancak bizden söylemesi, bu menüler o kadar ayrıntılı ki, yazıları okuyarak o dönemle ilgili bir çok ayrıntılı bilgiye sahip olabiliyorsunuz. Buna rağmen biz de dayanamayıp hemen savaşa giriyor ve Alman ordusuna saldırıyoruz.
Savaş ekranlarının grafikleri daha güzel ve optimizasyonlardan sonra kötü bir sisteminiz olsa bile rahatça bu savaşları oynayabiliyorsunuz. Artık otomatik olarak sonucu görmek istemeyeceksiniz. Animasyonlar çok gerçekçi ve kaplamalar çok ayrıntılı görünüyor. Sesler ise ortalama bir savaş oyunundan daha iyi. Arkadaşlarınız sizi izlerken sıkılmayacak ve hatta dayanamayıp size “Şu birlikleri öbür tepeye götür” gibi cümleler kuracaklar. (Biz oynarken heyecanlanan arkadaşlarımız oldu.)
Moralinizi bozmayın
Savaşlara eklenen birçok yeni özellik bulunuyor. Bunlardan biri ordunuzun, hava koşullarına göre tepkiler vermesi. Örneğin çok soğuk bir havada donarak ölen askerleriniz olacak. Neyseki savaştığımız haritada normal bir hava durumu mevcuttu ki kayıplarımız az oldu. Savaşlar alıştığımız Total War savaşları ancak kumandanlara verilen "morale boost" benzeri bir özellik de bulunuyor. Belli aralıklarla kullanabildiğimiz bu özellikle, morali düşen bölüklerimizin morallerini yükseltebiliyoruz.
Harita ekranına döndüğümüzde, elimizdeki basın versiyonu olduğundan, sadece paramızı çoğaltmak için kullanabileceğimiz binalar yaptırabiliyor ve yeni bölükler üretebiliyoruz. Bunlar dışında tam sürümde eğitim ve teknolojiyle ilgili binalar da mevcut olacak. Aynı zamanda deneyemediğimiz kısımlar arasında deniz savaşları da mevcut. Napoleon’s Battles modunu seçtiğimizde, Napolyon’un katıldığı ünlü savaşları oynayabiliyoruz. Bizi karşılayan Avrupa haritasından, Trafalgar, Waterloo, Ligny, Dresden, Arcole, Asuterlitz, Borodino, Nil ve Piramitler gibi savaşları seçebiliyoruz.

Elimizdeki versiyonda oynanabilen Ligny Savaşı’nı deneme fırsatımız oldu. İlk olarak söylemek gerekirse savaşlar çok gerçekçi ve en kolay seviyede oynasanız bile sizi oldukça zorluyor. Senaryo modundaki savaşlar, Battle modundaki zor ve büyük boyutlardaki savaşlara geçmeden önce, pratik yapmanıza imkan sunuyor. Ayrıca bu modla seçilen savaşların daha zevkli ve uzun sürdüğünü de belirtelim. Bu gördüklerimiz dışında oyun piyasaya çıktığı zaman, birçok değişik özelliğe sahip Multiplayer modu da bulunacak. Napoleon: Total War’ın tek kişilik modu bile insanı bu kadar eğlendiriyorken; Multiplayer'ın oyuncuları zevkten titreterek, yerlerde süründürmesini beklememiz pek de garip olmaz herhalde.
Sonuç olarak Napoleon: Total War bir ek paket. Ancak oyunun tam sürümüne ihtiyaç duymaması ve farkettirmeden sizi içine alan yapısıyla bambaşka bir oyun. Creative Assembly tipik ek paket anlayışı olan ek sınıf, ek harita tarzını benimsemeyip, farklı bir hikaye ve oynanabilirlikle sizi ele geçirecek diyebiliriz.


İşletim Sistemi: Microsoft Windows Vista/XP/Windows 7
İşlemci: Intel [ Core 2 Duo E6700 2.66 GHz] / AMD [Athlon 64 X2 Dual Core 5600+]
Ekran Kartı: Nvidia - Geforce 8800 GT 256 MB / ATI -Radeon X1800 serisi 256 MB
RAM : 4 GB
HDD: 15 GB
Direct X 9



Venetica


1. Unrar.
2. Burn or mount the image.
3. Install the game.
4. Install the patch from the crack dir to update your game to version 1.02.
5. Copy over the cracked content.
6. Play the game.


Venetica-RELOADED
http://vip6.indirgani.com/Venetica-RELOADED.rar

Company of Heroes: Tales of Valor


SIZE....: DVD9 
COMPANY.: THQ PROTECTION.: Securom 
DATE....: 8 April 2009 GAME TYPE..: Strategy 

1. Unrar 
2. Install the game using the serial: 
3. Block RelicCoH.exe and RelicDownloader.exe in firewall else it will force you to create a user account. 
3. Run using Daemon tools pro 

CD-KEY : 0AA5-37B3-F914-4FD3-910A


Company.of.Heroes.Tales.of.Valor.CLONEDVD-AVENGED 7,78 GB
http://vip5.indirgani.com/Company.of.He ... VENGED.rar


Brothers in Arms Hells Highway


1. Unrar.
2. Burn or mount the image.
3. Install the game.
4. Copy over the cracked content located in the /Crack dir on the disc to
your installationBinaries directory.


Brothers.in.Arms.Hells.Highway-RELOADED
http://vip5.indirgani.com/Brothers.in.A ... LOADED.rar


Brothers in Arms serisinin üçüncü oyunu olan Hell's Highway uzun bekleyişlerin ardından piyasaya çıktı! Hell's Highway yapım aşamasının bu kadar uzun sürmesi ve belirtilen ilk tarihten itibaren birkaç kez ertelenmesinin ardından piyasaya bomba gibi düştü. Piyasa'da Call of Duty gibi bir rakibi varken başarısı ne kadar olur bilinmez fakat benim için Brothers in Arms serisinin ayrı bir yeri var. Eminim benim gibi birçok kişi taktiksel FPS'lerde çığır niteliğinde olan Brothers in Arms serisinin yeni oyunu Hell's Highway'i büyük bir hevesle bekliyordu. Brothers in Arms Hell's Highway bu beklentileri karşıladı mı tartışılır fakat Gearbox Software her zaman ki gibi iyi bir iş çıkarttı denebilir!

Resim

Giriş

Hell's Highway'de daha önceki Brothers in Arms oyunlarında olduğu gibi bir grup askerin lideri konumundayız. Diğer savaş oyunlarının aksine Brothers in Arms serisinde savaş en gerçekçi haliyle bize yansıtılıyor. Brothers in Arms serisi Call of Duty gibi terminatörümsü bir durumun aksine takım çalışmasına ve taktiklere dayalı olarak ilerliyor, bu nedenle savaşın ortasına pat diye giremiyoruz! Daha önceki Brothers in Arms serilerini oynayanlar bu konuda bir zorluk çekmeyecektir fakat benim hala anlayamadığım bir konu var. Almanların WW2 zamanında sesleri neden bu kadar cırtlak?

Resim
Konuya gelelim

Oyunun hikayesini tam olarak anlayabilmeniz için serinin eski oyunlarını da oynamanız gerekiyor. Hell's Highway bir nevi konu olarak devam niteliği taşıyor. Mareşal Bernard Montgomery WW2'nin sonlarında bir plan hazırlıyor ve bu plana göre havadan üç birlik indirilecek. Bu birliklerden ikisi Amerikan biriside İngilizlerden oluşuyor. Plana göre bu birlikler Hollandada düşman bölgesinin arkasına indirilicek. Bu birliklerden biri de biziz tabiki. Oyunda Matt Baker adlı karakteri yönetiyoruz.Oyundaki asıl amacımız Eindhoven adlı bölgeyi ele geçirmek ve güvenlik altına almak. Tabi bu görev yazıldığı kadar kolay olmasa gerek!

Resim

Psikolojik askerler


Brothers in Arms Hell's Highway seriye bir çok yeni özellik getiriyor. Artık yönettiğimiz grup sadece klasik askerlerden değil bazuka, sniper, machine gun, assault, base gibi gruplardan oluşuyor. Önceki Brothers in Arms oyunlarındaki gibi askerlerimize "Beni takip et" , "Burada kalın" gibi komutlar verebiliyoruz.Savaş taktiklerinide kuş bakışı bir kamera açısından verebiliyoruz fakat bu taktikleri gerçekten düşünerek vermemiz gerekiyor!


Resim

Oyunda başarılı olmak istiyorsak takımımızı iyi kontrol etmeyi bilmemiz gerekiyor.Savaşlar diğer Brothers in Arms oyunlarına göre çok interaktif olmuş, neredeyse çevredeki tüm objeleri kendimize bir siper olarak kullanabiliyoruz, bir varilin, kutunun, duvarın, çitin arkasına saklanabiliyoruz. Böylece savaş daha gerçekçi bir hal alıyor.Rainbow Six Vegas ve Gears of War oyunlarındada gördüğümüz bu sistem oyunda en çok kullanmamız gereken özellik haline gelmiş! Oyundaki 'Health' sistemi de değiştirilmiş, Call of Duty serilerinden hatırlayacağımız gibi vurulunca ekran kırmızıya dönüyor ve yaralandığımızı gösteriyor fakat hemen bir siper bulup saklanırsak canımız tekrardan düzeliyor ve eski haline geliyor. Böylece oyun bizi sürekli taktiksel oynayıp siper almaya zorluyor.

Oyun bu kadar geliştirilirken tabi düşmanların yapay zekasıda unutulmamış. Beni en çok etkileyen özelliklerden birisi artık düşmanlar çok akıllı ve sizi gafil avlayabiliyor. Düşmanlar sadece ateş etmekle kalmayıp saklanarak arkanıza kadar gelebiliyorlar! Bunun gibi detaylar sayesinde oyun daha bir hız ve gerçekçilik kazanmış.

Oyunun en büyük özelliği ise artık Brothers in Arms serisinde klasikleşmiş 'Pin-meter' özelliği. Düşmanınızı yoğun ateş altında tutabilirseniz 'Pin-down' oluyor ve düşmanınız saklanmak zorunda kalıyor Pin-meter yüksekte olduğu sürece düşman hatalar yapıyor ve saklandığı yerden çıkamıyor. Bu durum sizin askerlerinizinde başına gelebiliyor, bu yüzden savaş taktiklerini iyi ayarlamak gerekiyor.Düşmanların saklandıkları yerden çıkamamaları eskiden sıkıcı gelebiliyordu fakat şimdi eğlenceli bir hal almış çünkü neredeyse tüm siperler yıkılabiliyor.

Brothers in Arms'ın bize verdiği senaryolarda tank, sniper, machine gun kullanacağımız bir sürü görevler sunuyor. Tank kullanacağımız görevler oldukça zevkli adeta bir terminatör hissi veriyor. FPS oyunlarının vazgeçilmez silahı Sniper'ın kullanımı ise gayet kolay ve zevkli. Machine gun oyunda çoğu zaman karşımıza çıkıcaktır. Machine gun düşman askerlerinin Pin-meter seviyesini saniyeler içinde tavana vurduruyor böylece düşman askerleri siz Machine gun'ı alır almaz kaçmak zorunda kalıyor.

Resim

Oyuna yeni eklenen bir özellik ise şu sıralar moda olan "Slow Motion" ölümler. Örneğin çatışma sırasında bir düşmanı kafasından vurursanız düşman Slow Motion olarak yere düşüyor ve bu olay gayette güzel gerçekleşiyor.

Oyundaki deforme sistemine bakarsak gerçekten süper tasarlanmış. Saklandığınız her siper ,çevrenizdeki her eşya yıkılabiliyor. Binalarda yıkılma söz konusu değil fakat çok güzel sahneler ortaya çıkabiliyor. Tahtaların , çitlerin parçalanışını oturup izleyesi geliyor insanın.

Resim

Oyundaki detaylar oldukça fazla düşmanınızı yakından öldürürseniz silahın üstüne kan sıçraması gibi hoş detaylarda oyunda mevcut. Yanınızda bir arkadaşınız vurulursa Slow motion moda geçip onu yerden kaldırmak gibi detaylarda oyunda mevcut. Multiplayer mod klasiğin dışına çıkamıyor, FPS oyunlarında oynadığımız klasik modlar Brothers in Arms serisinde de bize sunulmuş.

Resim

Oyunda sol altta bir pusulamız var, sağ üst köşede ise verdiğimiz emirleri gösteriyor. Diğer FPS oyunlarının aksine hiçbir zaman elimizde tam bir bilgi yok ve pusulamıza göre giderken sivil halka sorular sormamız gerekebiliyor.

Oyundaki kan ve şiddet önceki serilere göre muhteşem bir şekilde arttırılmış. Attığınız bombayla düşman askerlerinin kopartamayacağınız yeri yok! Vurulunca çıkan kanda cabası...Oyun size şiddet olarak Rambo IV'ü hatırlatabilir ! Hatta Rambo IV'ün şiddeti bu oyunun yanında az kalır! Unutmadan bir not geçeyim, bu tip parçalanma olayları WW2 oyunlarına bir ilk. Oynanış hakkında yeterince konuştuk , grafiklere gelelim!


Savaşı bırak manzaraya bak!

Brothers in Arms Hell's Highway'in grafiklerine gelirsek , oyun Unreal Engine 3 grafik motorunu kullanıyor.Oyunun geçtiği günlük güneşlik yerlerde manzara gerçekten muhteşem tasarlanmış insanın bazen silahı bırakıp manzarayı izleyesi geliyor. Her mekan birbirinden farklı, benzerlik oyunda söz konusu değil. Oyunun aman aman grafikleri olmasa da ses ve konuyla birleşince muhteşem bir atmosfer yaşatıyor. Grafikler genel olarak güzel fakat çiçeklere yaklaştığınız zaman 2D çiçekler insanın hevesini kaçırabiliyor, bina textureleri ne kadar güzel olsada yerdeki bitkiler, çiçekler gerçektende vasat. Bu tip detaylarda çevreye konulan koyunlarla biraz olsun örtülüyor! Evet yanlış duymadınız savaşın tam ortasında önünüzden koyun sürüleri geçebiliyor , aralarına bomba atmak bir hayli eğlenceli olabiliyor.Bu oyuncuya göre değişebilen bir eğlence tabi...

Yastık mı vurdum ben?

Başlık sanırsam herşeyi anlatıyor, oyundaki fizik motoru bazen dengesizlikler yaşatabiliyor askerler sanki sert bir yastık gibi düşüyor yere. Örneğin bomba attığınız düşman askeri havada dönüyor ve bir yaprak gibi yere iniyor. Fizik bugları bu kadarlada kalmayıp bir duvara saklanmış giderken aniden sebepsiz bir şekilde ölebiliyorsunuz. Bu konuda çok acil bir patch gerekiyor. Oyunun en büyük eksiğinin bu olduğunu söylemek yanlış olmaz heralde. Slow Motion death özelliği ve kullanılan yoğun kan bu hatayı biraz olsun kapatıyor fakat yinede düşmanı anlının ortasından vurunca yükseklere havalanıp düşmesi garip birşey... Fizik sistemine tamamen kötü demek çok büyük yanlış olur ne kadar eksiği olsada bir o kadarda artısı var. Çitlerin parçalanması tahtaların kopması gerçekten çok hoş gözüküyor. Son olarak oyunun seslerine geçelim.




Hollywood filmi

Oyunun sesleri oldukça güzel, zaten FPS oyunlarında en çok dikkat edilmesi gereken unsurlardan biri sestir. Brothers in Arms sesleri sayesinde atmosferi çok iyi yakalıyor. Sesler tüylerinizi diken diken eden sahnelerle birleşince tadından yenmez bir hale geliyor oyun! Neden Hollywood filmi dedim, çünkü Brothers in Arms diğer FPS oyunlarına göre daha dramatik bir oyun Baker ara sahnelerde sürekli kaybettiği arkadaşlarından bahsediyor, bu adamları hayatta tutmalıyım gibi duygulu konuşmalar yapıyor.Henüz ağlayanı görmedim ama gaza geleni çok gördüm... Oyunun seslerinin güzel olmasının dışında konuşmalarda çok gerçekçi, fakat benim hala anlayamadığım konu Almanların sesleri WW2 zamanında niye bu kadar cırtlak?

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

İşlemci : 2.6 GHz dual-core (Intel Pentium D 925 için 3 GHz)
Ram : 1 GB (2 GB önerilen)
Ekran Kartı : 128 MB DirectX 9.0c(Shader Model 3.0) destekli, ATI RADEON X1600/1650/1950/HD 2000/3000 serisi ve NVIDIA GeForce 6800/7/8/9 serisi
Sound Card : DirectX 9.0 ya da 10.0 destekli
Sabit Disk Alanı : 8 GB


Borderlands


1. Unrar
2. Burn or mount the image
3. Install the game.
4. Copy over the cracked content to Binaries of your installation
directory.
5. Play the game


Borderlands-RELOADED
http://vip3.indirgani.com/2/Borderlands.rar



OS: Windows XP/Vista
Processor: 2.4 Ghz or equivalent processor
Memory: 1GB System RAM (2GB recommended with Vista)
Hard Drive: 8 GB free
Video Memory: 256mb video ram or better (GeForce 9 series or higher/Radeon R8xx series)
Sound Card: Windows compatible sound card
DirectX: 9.0c


STALKER Call Of Pripyat




1. Extract RARs
2. Mount or burn image
3. Install game
4. When setup asks for a serial number, click on next button
5. Copy crack to GameDirbin


STALKER.Call.Of.Pripyat-Razor1911
http://vip6.indirgani.com/STALKER.Call. ... or1911.rar

CRACK FiX: http://vip6.indirgani.com/StalkerCrackFix.rar

NOT: İlk hazırlanan iso dosyasındaki crack dosyasında problem olduğundan crack fixide kullanmanız gerekmektedir



Fifa 10

1. Extract RARs
2. Mount or burn image
3. Install
4. Copy the files from the Razor1911 dir to your installation dir overwriting
the existing one
5. Run the game using FIFA10.exe


Fifa_10-Razor1911
http://vip3.indirgani.com/2/Fifa10.rar

Sistem Gereksinimleri
· Windows XP SP2/SP3 veya Vista
· 2 GB RAM
· 512 MB ekran kartı (NWDİA 7000 ve sonrası) PIXEL SHADER 3
· 8 GB HDD
· EAX DİRECT X 9c destekli ses kartı
· ADSL İnternet Bağlantısı (Online etkinlikler için)
· windows 7'de çalışıyor test edilmiştir.

Crash Time III


1. Unpack release
2. Mount image or burn it
3. Install
4. Copy the content from the SKIDROW directory on the DVD to
your installation directory and overwrite
5. Play the game


Crash.Time.III-SKIDROW
http://vip6.indirgani.com/Crash.Time.III-SKIDROW.rar


Section 8


Tech Info
Published by: SouthPeak Games
Developed by: TimeGate
Release Date: September 4, 2009
Genre: First-Person Shooter

Minimum System Requirements
• OS: Windows Vista (Service Pack 1), XP (Service Pack 3), Windows 7
• Processor: Intel Pentium 4 3.0 GHz or Dual Core, AMD Athlon 64 3000 +
• Memory: 1 GB (XP), 2 GB (Vista)
• Free space: 6 GB
• Video: DirectX 9.0c (Shader Model 3.0), 256MB (NVIDIA GeForce 7800, ATI X1800)

Recommended System Requirements
• OS: Windows Vista (Service Pack 1), XP (Service Pack 3), Windows 7
• Processor: Intel Dual or Quad Core 2.4 GHz, AMD Athlon X2 4000 +
• Memory: 2 GB
• Free space: 6 GB
• Video: DirectX 9.0c (Shader Model 3.0), 512MB

Install Notes:

1. Unpack release
2. Mount image or burn it
3, Install (also Games for Windows Live)
4. Copy the content from the SKIDROW directory on the DVD to
your installation directory and overwrite
5. Start game and create an offline Games for Windows Live
account, if you don't have one already
6. Play the game

Section.8-SKIDROW
http://vip5.indirgani.com/2/Section8.rar




Comments