Ana Sayfa‎ > ‎

vip oyun

Super Meat Boy

Hunted: The Demon's Forge

Resim

DOWNLOAD

DVD 1 : http://vip5.indirgani.com/Hunted.The.De ... W.DVD1.rar
DVD 2 : http://vip5.indirgani.com/Hunted.The.De ... W.DVD2.rar


İNCELEME

Bethesda Softworks ve inXile Entertainment işbirliği ile piyasaya çıkacağı duyurulan Hunted the Demon’s Forge adına görseller ve videolar yayınlandıkça, oyun severlerin merakı da artıyor. Peki 2011’de piyasaya çıkacak olan bu karanlık atmosferli RPG bizlere neler sunacak? Bu soruya birlikte cevap bulalım.

Resim

Karanlık çöktüğünde üşüşen şeytanlar

Hikayemiz Kala Moor’un derinliklerinde güçlenen şeytani varlıkların yeryüzüne çıkması ve dünyayı tehdit etmesiyle başlayacak. Karanlık çöktüğü vakit etrafa üşüşen şeytani yaratıklar, kasaba halkından bazı insanları kaçırmaya başladığında, iki savaşçı ön plana çıkacak ve kaybolan kasaba halkının peşine düşecek. Ölümler ve fedakarlıklarla dolu karanlık macera da bu noktadan Kala Moor’un derinliklerine doğru hızla ilerleyecek.

İki kahraman Kala Moor’da yan yana

Maceraya Caddoc ve E’lara isimli iki kahraman savaşçı ile başlayacağız. Kooperatif olarak ilerleyecek bu macerada Caddoc güçlü ve karizmatik bir savaşçı, E’lara ise çevik ve narin ama oldukça tehlikeli bir okçu olarak tasarlanmış. Bu iki karakterin sinerjisiyle çözebileceğimiz oyun içi bulmacalar macera boyunca sık sık karşımıza çıkacak. Oyunun resmi sitesinde üstü kapalı iki karakter daha mevcut, ama bu karakterleri görebilmek için oyunun çıkış tarihine kadar beklememiz gerekecek.

Resim

Caddoc ve E’lara macera boyunca ofansif ve defansif yetenekleri ile büyülerini kullanarak birbirlerine destek olacak. Yapılan açıklamalara göre oyunda iki karakterin de ofansif ve defansif yetenek ağacı olacak. Her RPG oyunun değişilmez öğesi olarak macera ilerledikçe karakterlerimizi şekillendireceğiz. Yetenekleri ve büyüleri maceramız boyunca toplayacağımız sihirli kristaller aracılığıyla geliştireceğiz. Oyunun temel değer birimini bu kristaller olarak nitelendirebiliriz.

Karizmatik savaşçı Caddoc

Oyunumuzda kas gücünü temsil eden Caddoc, karizmatik, sert mizaçlı, plansız hareket etmeyen ve duygusallıktan uzak bir savaşçı. Gençliğinde yaptığı plansız davranışlar sevgilisinin canına mal olunca düşünmeden hareket etmemeyi prensip edinmiş. Hikayeye göre, aklı hep silahlarda, savaşta ve bu maceradan elde edeceği altınlardan payını alıp gitmekten başka düşüncesi yok.

Resim

Caddoc oyuna çelik dikenli, ağır topuzu ve ejder derisi kalkanı ile başlayacak. Macera ilerledikçe güçlü kılıçlar ve kalkanlar bularak yoluna devam edecek. Caddoc Dragon’s Breath isimli büyüsüyle düşmanlarına şimşekler çaktıracak. Ayrıca Caddoc, ilerleyen bölümlerde Levitation yeteneği sayesinde güçlü bir darbeyle rakiplerinin ayaklarını yerden kesip havaya fırlatabilecek.

Agresif okçu E’lara

Keskin nişancı E’lara, sağ kalan son elflerden biri. E’lara, Caddoc’un aksine biraz fazla atak ve düşüncesiz bir karakter olarak nitelendirilmiş. Bu agresif elf savaşmak için yaşıyor ve son derece tehlikeli bir mizaca sahip. Elf halkı, Minatour adlı yaratık tarafından katledilmiş. Bu katliamdan sağ kurtulan birkaç elften biri olan E’lara o günden itibaren ileriyi fazla düşünmeden yaşamaya karar vermiş. Bu da onu son derece agresif ve sert bir karakter haline getirmiş.

Resim

E’lara’nın başlangıç silahı Sky Splitter isimli elf yayı. İnanılmaz uzun mesafelere şiddetli vuruşlar yapabilen bu yayla E’lara çok canlar yakacak. Agresif karakterimizin başlangıç büyüsü de Caddoc’da olduğu gibi Dragon’s Breath olarak belirlenmiş. Ayrıca E’lara ilerleyen bölümlerde dondurucu oklar ve ateşli oklar gibi karakteristik özelliklere de sahip olarak yeteneklerini çeşitlendirecek.

Kooperatif aksiyonlar

Caddoc ve E’lara, Hunted the Demon’s Forge macerası boyunca çeşitli engellerle, bulmacalarla ve düşman gruplarıyla mücadele edecek. Birlikte savaşırken özel yetenekleri doğrultusunda sinerji oluşturdukları da olacak.

Resim

Örneğin E’lara’nın attığı dondurucu okun ardından Caddoc donmuş rakibi tek vuruşla tuzla buz edebilecek. Ya da Caddoc’un Levitation yeteneğini kullanarak havaya kaldırdığı düşmanı E’lara yere inmeden öldürebilecek. Genel olarak Caddoc’un kas gücü ve zekası ile E’lara’nın nişancılığı ve agresif ruhuna dayalı aksiyonlar oyun içinde karşımıza çıkacak. Ayrıca oyun içerisinde Death Stone adlı bir taş kullanarak etraftaki ruhların duyulmayan seslerini duyabileceğiz. Death Stone aracılığıyla iletişime geçebileceğimiz ruhlar bize yakınlardaki silahların, ganimetlerin yerini ya da içinde bulunduğumuz bölümün çıkış yolunu fısıldayabilecek.

Hunted the Demon’s Forge ümit veriyor

Bethesda ve inXile Entertainment bu oyunla birlikte karanlık, fantastik ve eğlenceli bir kooperatif aksiyon-rpg tecrübesi sunacağının sözünü veriyor. Grafiklerinden ve içeriğinden anlaşıldığı kadarıyla bekleneni verebilecek bir kapasiteye sahip olduğunu söyleyebiliriz.

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

OS: Windows XP/Vista/7
Processor: 2.0 GHz dual core or better
Memory: 2 GB system RAM
Graphics: 512 MB video RAM or better (GeForce 9800 GTX or better/Radeon HD 4330 or better)
Hard Drive: 12 GB


Super Meat Boy


Resim

DOWNLOAD

http://vip5.indirgani.com/Super.Meat.Bo ... -THETA.rar

İNCELEME


Büyüt (gerçek boyut: 1280 x 720)Resim

Super Meat Boy

Super Meat Boy derisiz ve şekilsiz küçük bir oğlan çocuğu. Evet, çok garip… Ama garip olmayan tek şey tam 350 farklı seviye boyunca kız arkadaşını kurtarmaya çalışacak olması. Bu sayfalara genelde konuk olan oyunların arasında biraz sırıtsa da bu ayın çok büyük bir kısmını bu oyunu oynayarak geçirdik. Görünüşe bakılırsa dünyanın geri kalanı da bizden çok farklı değil. Kafamızı nereye çevirsek bu oyunu görür olduk son günlerde. Eski moda ve basit oyunları sevenlerdenseniz yeni takıntınız olacak Super Meat Boy’la 
tanıştırmak istiyoruz sizi. Biz çok ama çok sevdik. Biliyoruz ki ilk denemenizin ardından siz de bırakamayacaksınız.

Büyüt (gerçek boyut: 1280 x 720)Resim

AŞK İÇİN YAPILANLAR

Büyüt (gerçek boyut: 1280 x 720)Resim

Super Meat Boy su katılmamış bir platform oyunu. Farklı şekillerde tasarlanmış bölümler içinde atlayıp zıplayıp tutunarak hedefe varmaya çalışıyorsunuz. Meat Boy, kız arkadaşı Bandage Girl’ü, şeytani Dr. Fetus’un elinden kurtarmak istiyor ve sizin ona yardım etmenizi bekliyor. Fakat önünde türlü türlü engeller varp; hızarlar, kayalar ve en önemlisi de tuz… Derisiz bir varlığın tuzdan nasıl etkilenebileceğini düşünebiliyor musunuz? Oyunun bu kendine has espri anlayışı da oyun süresince emin olun sizi çok eğlendirecek. Super Meat Boy’un genel oynanışı geleneksel platform oyunlarına benziyor. Mario, Mega Man gibi oyunlara aşinalığınız varsa çok çabuk alışabilirsiniz oyuna. Aslına bakarsanız oyunun basitliği ve sadeliği sayesinde hayatınızda hiç oyun oynamamış olsanız bile, direkt olarak nasıl oynayacağınızı kapabilirsiniz. Oyun boyunca gereken en önemli şey refleksleriniz ve aklınız. Bazı bölümlerde de boss kıvamı düşmanlarla kapışmanız gerekecek.

Büyüt (gerçek boyut: 1280 x 720)Resim

TUZLAMA YER MİSİN?

Büyüt (gerçek boyut: 1280 x 720)Resim

Bölümleri tamamlama hızınıza göre oyun size bir not veriyor. Eğer A+ notunu almayı başarabilirseniz tamamlamış olduğunuz bölümün biraz daha zor olan bir modu açılıyor. Oyunda gizli saklı bir ton karakter bulunuyor. Eğer indie oyunlara bir aşinalığınız varsa bu karakterlerin çoğunu hemen tanıyacaksınız. Bölümlerde gizlenmiş bandajları buldukça bu gizli karakterlere erişebiliyorsunuz. Bu define avcılığına bir kere sardınız mı hepsini bulmadan rahat edemiyorsunuz. Son olarak oyunun PC sürümü için bir harita editörünün de yolda olduğunu belirtelim. Artık varın içeriğin nasıl zengin olacağını siz düşünün… Super Meat Boy tüm oyunseverlere şiddetle tavsiyemizdir. Kesinlikle denenmeli.

Büyüt (gerçek boyut: 1280 x 720)Resim

Super Meat Boy

Büyüt (gerçek boyut: 1280 x 720)Resim

Oyunun keyfine tavan yaptıran bir başka unsursa iyi bir müzik sistemi. Eğer oyunu sağlam bir ses sisteminde oynarsanız ciddi anlamda bir konser atmosferine giriyorsunuz. Kim bilir, belki komşularınız da eşlik eder size.

Büyüt (gerçek boyut: 1280 x 720)Resim

Büyüt (gerçek boyut: 1280 x 720)Resim


SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

Windows XP/Vista/7
İşlemci: Intel Pentium 4 1,5 GHz veya AMD Athlon XP 1500+
RAM: 1 GB
Ekran Kartı: nVidia GeForce 6600 veya ATI Radeon X1300
vRAM: 128 MB


Shaun White Skateboarding


Resim

DOWNLOAD

http://vip5.indirgani.com/Shaun.White.S ... KIDROW.rar

CRACK

http://vip5.indirgani.com/Shaun.White.S ... KIDROW.rar

ÖNEMLİ NOT

BİND KEY NOT DİYE PENCERE GELECEK. CANCEL DEYİP GEÇECEKSİNİZ..

İNCELEME

FARKLILIK ARAYANLAR İÇİN ÇOK GÜZEL BİR ARTERNATİF


Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

Shaun White Skateboarding Sistem gereksinimi
* İşletim Sistemi: Windows XP / Windows Vista / Windows 7
* İşlemci: Intel Pentium D Dual Core@2.6 GHz / AMD Athlon 64 X2 3800 +
* Ram: 1 Gb
* Ekran: ATI Radeon HD 2600 / NVIDIA GeForce 8600 GT (256 MB)
* Ses Kartı : DirectX 9.0 compatible
* Gerekli Disk Alanı : 8 GB


Call of Juarez: The Cartel



Resim


ÖNEMLİ NOT 

SKİDROW KLASÖRÜ İÇERİSİNDEKİ DOSYALARI OYUNUN İÇİNE ATACAKSINIZ. UBİSOFT LAUNCHERİN İÇİNE DEĞİL...

DOWNLOAD

http://vip5.indirgani.com/Call.of.Juare ... KIDROW.rar

İNCELEME

Takvimler 2007 yılının haziran ayını gösterdiği zaman diliminde, ilk CALL OF JUAREZ piyasaya sürülmüştü. Hali ile, oyun camiasını yakından markaja almış ve western temalı oyunların azlığından yakınan ben tipinde oyun severlerin ilgisine mazhar olmayı gayet kolay bir şekilde başarmıştı. COJ; fps türüne yenilik getirmiyordu ama görsellik ve atmosfer olarak gerçekten mükemmeldi. Mesele oyun olduğu vakit, bu iki özellik inanın bana grafiklerden çok daha etkili bir şekilde kendilerini barındıran oyunları '' güzel oyun'' mertebesine yükseltebiliyor. Atmosfer ile beraber ilk COJ, RAY McCALL isimli unutulmaz bir karakter sunuyordu oyun dünyasına. Oyun tuttu, sevildi, oynandı. Ve tüm bu elementler kaçınılmaz bir şekilde ikinci yapım için yapımcıları heveslendirmiş, oyunu sevenleride bir heyecana gark etmişti.

İkinci oyun CALL OF JUAREZ BOUND IN BLOOD; 2009 yılında ve yine haziran ayında sevenlerine kavuşmuştu. Senaryo olarak ilk oyunun öncesi anlatılan sözde devam oyunun da (devam oyunu dediğin ileri doğru gider değil mi ) ilk oyun gibi oldukça başarılıydı. Atası konumunda ki ilk oyundaki platform öğeleri kaldırılmış, daha hızlı bir oynanışa sahip hale gelen yapım kişisel kanaatimce ilkinden daha başarılı bir yapım oluvermişti.

Resim

İlk iki oyunu oldukça sevmiş (bilhassa ikincisini) ve bitirmiş bir oyuncu olarak, üçüncü oyunun duyurulmasına hayli sevinmiştim. At üzerinde ve RAY McCALL kontrolüm altında, vahşi batıyı toza dumana katacağımı hayal ederken; oyunun günümüzde geçeceğini öğrendiğimde biraz hayal kırıklığına uğradığımı söylemek abartı olmaz. Lakin önceki oyunların kaliteli olması ve iki oyunda da firmanın iyi iş çıkarmış olduğunu görmenin üzerimde bıraktığı rahat bir hava vardı. Referanslar sağlam olunca; nasıl olsa vasat bir yapıma imza atmazlar diye düşünüyordum. Sağlam bir aksiyon, iyi bir konu, oyuna uygun atmosfer ve bir şekilde günümüze uyarlanmış alıştığımız COJ öğelerinin içinde olduğu güzel bir yapım bizi bekler diyerek kendimi avuttum durdum . Derken Temmuz ayının son haftalarına doğru oyunumuz görücüye çıktı. Oyunu aldım. İçimde tatlı bir sevinçle oyunun karşısına geçtim...... Keşke geçmez olsaydım. Bu girizgahın incelemenin başında biraz sert olduğunun farkındayım ve bunu kabul ediyorum. Bu sebeple buradaki cümlelerimi incelemenin en sonuna bırakmak sanırım daha uygun olacaktır. Gelelim ŞAHANE!! oyunumuza.

Evvela Konu

Meksika tanjantlı bir uyuşturucu şebekesi, merkezi Los Angeles’ta bulunan ABD Adalet Bakanlığı’na bağlı Uyuşturucu İle Mücadele Ajansı’na (DEA) bombalı bir saldırı yapar. Saldırı; birçok polis memurunun ölümüyle sonuçlanır. Bu saldırının ardından devreye biz ve ekibimiz gireriz ve olayları derinlemesine araştırmaya başlayarak maceranın orta yerine balıklama dalarız..

Saldırının hemen akabinde, Meksika hükümetine karşı sert tavrını derhal gösteren ABD hükümeti (ki bu en iyi yaptıkları şey), ülkeler arasında yıllardır süre gelen barış ortamının tekrar imar edilmesi için (ahanda bu da en iyi yaptıkları ikinci şey) olayların izini sürüp faillerin ortaya çıkarılmasını sağlamak amacı ile üç kişilik özel bir tim kurar. LAPD'den (Los Angeles Polis Teşkilatı) Ben McCall (Anlayacağınız üzere ilk oyundaki McCall kardeşlerin 40. göbek akrabası ehü ehü), DEA’dan (Drug Enforcement Administration) Eddie Guerra ve tabiki FBI’dan Kimberly Evans. Hal böyle iken oyun başlar ve gidişat içerisinde hikaye örgüsü, basit bir devlet sorunu ve uyuşturucu şebekesi operasyonu olmaktan çıkar. Mevzular dallanır, budaklanır.

Resim

Başlarken
Ön yükleme v.s istemeden, The Cartel ani bir hareketle hemen başlar. Ana menüden önce sahne alan intro, en başta ben olmak üzere serinin hayranlarını oldukça şaşırtmıştır eminim. Bir türlü sevemediğim Rap müziği desteğini ardına alan video, bende hiç te iyi hissiyatlar uyandırmadı. Ana menü ise çok sade (kötü demek istemiyorum, o sebeple sade kelimesini dikkatle seçtim) ve tasarım son derece özensiz. Fikir ise çok iyi ve orjinal hehe. Siyah zemin üzerine kondurulmuş büyük bir tabanca resmi. Aman ne fikir ne fikir..
Seçenekler kısmı ekranın sağ köşesinde. Günlük hayatımda bile her daim sadelik tercihimdir. Doğru kullanılan sade tasarım, cafcaflı ve bol renkli ekranlardan daha çok işe yarayıp, daha akılda kalıcı olabilir ve çok çarpıcı sonuçlar çıkarabilir. Örnekleri çoktur. Limbo mesela. Ancak Call of Juarez: The Cartel bu konuda da fena halde eksik puan alarak, bozuk siciline bir çeltik daha kazandı diyebiliriz.

Call of Juarez: The Cartel Başlıyor

Emirimize sunulan üç karakterinde farklı özellikleri var. Pek çoğunuz gibi bende, önceki oyunlardan tanıdığım RAY McCALL’un soyundan gelen BENJAMIN McCALL’u seçtim ve oyuna daldım. Bizim oyuna başladığımız zaman dilimi olayların 3 hafta sonrasını gösteren bir flashforward ile start alıyor ve aksiyonun içine dalıyoruz. Otobanda sıkı bir kovalamaca sahnesiyle başlıyoruz hemde. Ancak filmlerdeki sahneleri oldukça etkileyici olan bu kovalamaca hadisesi (Hadise mi? Bayılırım :=)) oynanış, patlama efektleri ve grafikler açısında hiç mi hiç tat vermiyor. Hani keçi boynuzu gibi bir şey. Kemir kemir bir şey yok. Kurgu ve olaylar olabildiğine basit. Bu sahnenin ardından gelen orman bölümü, oyunun en güzel bölümü kanımca. Kıymetini bilin. Ben oranın kıymetini; oyun bitene kadar can havli ile oynadığım toplam on beş bölümün ardından anlayabildim.

Resim

Oyunlarda normal işleyiş esasında şu şekildedir. Oyun çıkar, oynanır. Beğenilir ise devamı çıkar. Ve devam oyunları şayet başarıyı sürdürmek istiyorlar sa, önceki oyunlardan daha iyi olmak zorundadırlar. Bu her konuda geçerli olan bir kaide olmakla beraber, günümüzde en ön planda olan şey olması sebebi ile grafik konusunda da baskın bir şekilde böyledir. Call of Juarez: The Cartel maalesef grafik konusunda olumlu hiç bir gelişime imza atamamış. Özellikle ikinci oyun Bound in Blood’ın kalitesinin yerinde yeller esiyor. Burada asıl tuhaf olan şey ise; Techland'in yeni grafik motorunu kullandığı Call of Juarez: The Cartel'in eski oyunlara rahmet okutmak bir tarafa, kendine bile fayda sağlayamamış bir yapım olması. Al sana bir çeltik daha.

Karakter modellemeleri için söylenecek en uygun tabir standart olmaları diyebiliriz. BENJAMIN McCALL, önceki oyunlardan bildiğimiz Ray McCall’un nerede ise tek yumurta ikizi. Kim Evans nisbeten daha iyi hazırlanmış bir karakter. Birine benzetiyorum ama, tam manası ile budur diyemeyeceğim. Fakat birini felaket anımsatıyor.

Resim

Animasyon kısmı ise ayrı bir facia. Karakterler yumuşak hareket etmekten ziyade, yek pare robot gibi adeta. Yüzlerdeki bakışlar sabit, hissiz ve donuklar. Özellikle oyun içinde bunu fark etmek aşırı derecede can sıkıcı ve atmosferden uzaklaştırıcı bir etki yapıyor doğrusu. Bu felaket durum maalesef ara videolarda da ara vermeden devam ediyor. Görünmeyen duvarlar ve arkamızda koşarken bir anda önümüzde beliren düşmanları ise hiç saymıyorum bile. Yapay zeka agresif ama çok iyi değil. Yanımızdaki iki eleman siperin arkasındaki düşmanın yanına gidip öldüreceğine, sırtını ona dönüp mal gibi bekleyebiliyor ve o geri zekalı düşmanda onları vuracağına uzakta olmama rağmen bana saldırıyor. Bu bizzat yaşanmış bir tecrübe inanın.

Düşmanlar animasyon konusunda bir parça daha özenli. Vuruldukları zaman yere düşüş animasyonları oldukça başarılı. Kurşun vuruş hissiyatı ve vurulan yerde beliren yara izleri ve havaya püsküren kan efekti aksiyonu olumlu yönde etkileyebiliyor. Ancak bölgesel atış ve tepkime beklemeyin. Bu konudaki büyük üstad Soldier of Fortune'ye kocaman bir selam ola (Sadece ilk oyun). İlk oyunun mirası ağır çekim modu, bu oyunda da karşımıza çıkıyor. Düşmanları öldürdükçe bu moda bağlı olan bar doluyor ve dilediğimiz zaman aktif ediyoruz. Oyuna birde level atlama sistemi dâhil edilmiş ki; ne siz sorun, ne de ben söyleyeyim. Sağda, solda bulduğumuz cüzdan, telsiz gibi objeleri toplayarak seviye atlıyoruz. Gerçekten dâhiyane bir fikir. Firmaya kocaman bir alkış yapmaktan başka ne yapabiliriz ki? Çıldırmamak isten değil doğrusu. Bulduğumuz malzemeler ile seviye atladıkça da kilitli olan farklı silahlara ulaşabiliyoruz.

Resim

Bitirirken

Oynanış olarak hiçbir yenilik getirmediği gibi, güzelim seriyi böyle dandik bir oyunla lekelemelerine hala bir anlam veremiyorum. Ulan anladık seriyi modernize edeceğiz, farklı bir hikâye anlatacağız falan dediniz eyvAllah, takdir ediyorum. Bari adam gibi titizlikle bir iş çıkarında bizde helal olsun, adamlar devrim yapmışlar ama iyi olmuş diyelim. Gerçekten bu oyundan çok büyük beklentilerim vardı. Ama maalesef hevesim kursağımda kaldı. Ancak yine de oyunu midem bulanarak dahi olsa da bitirdim. Ve diğer iki karakterle bitirmeyi, mükafatı ne olur sa olsun aklımdan bile geçirmedim. Benden size tavsiye; ne yapın ne edin sakın bu oyuna bulaşmayın, uğraşacak başka şeyler bulun. Pişman olma garantinizi ben veriyorum arkadaşlar... Eski oyunları tekrar tekrar oynayın. Sonbahar, kış sezonunda çıkacak ve çoğunun klasik olacağını umduğum oyunları hayal ederek, bu şoktan kurtulmaya çalışacağım. Ancak bu nokta söylemeliyim ki benim bu sertliğim, oyunun üzerimde bıraktığı negatif etki ve sempatimin üzerine vurduğu hayal kırıklığı damgasının, inanın yanına dahi yaklaşamaz. Net olarak hayatımın en kötü oyun tecrübelerinden birini yaşadığımı söyleyebilirim. Oyun başlangıç bölümünde fena değildi aslında. Ama sonrasında rezalet ötesi diyebileceğim anlar yaşadım ve bunlara değinmek dahi istemiyorum.

Son olarak şunu söyleyeceğim. Yılın son çeyreğinde hepinizin malumu bir oyun tufanı olacak. Beklenen ve reklam kampanyaları ile şişirilmiş oyunlar çıkmayı başladı bile. The First Templar, Hunted: The Demon's Forge , Dragon Age 2 ve son olarak ise CALL OF JUAREZ CARTEL beklediğim ve hayal dünyama derin darbeler vuran oyunlar olarak tarih (daha doğrusu boşa harcanan zaman için küfür) sayfasında yerlerini aldılar. Şişirilmiş beklentiler, arkalarında sadece hayal kırıklığı bırakmaya başladı. Sonu hayır ola. Ama ya o beklediklerimden bir kaçı daha böyle olursa?))))))


SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

Call of Juarez: The Cartel minimum sistem gereksinimleri

İşlemci: Intel Core 2 Duo 2GHz / AMD Athlon 64 X2 2Ghz
RAM: XP 1 GB RAM / Vista yada W7 2 GB
Ekran kartı: Nvidia 8800GT / ATI 3850
DirectX: 9
Hafıza: 8 GB boş alana sahip harddisk
İşletim sistemi: WinXP / vista / Windows 7
Call of Juarez: The Cartel önerilen sistem gereksinimleri

İşlemci: Intel Core 2 Duo 3GHz / AMD Athlon 64 X2 3Ghz yada daha iyi
RAM: XP 2 GB RAM / Vista yada W7 3 GB
Ekran kartı: Nvidia GTX 260 / ATI 4870 yada daha iyi
DirectX: 9
Hafıza: 8 GB boş alana sahip harddisk
İşletim sistemi: WinXP / vista / Windows 7


Duke Nukem Forever


Resim

DOWNLOAD 

http://vip8.indirgani.com/Duke_Nukem_Fo ... or1911.rar

KURULUM VİDEO

http://vip5.indirgani.com/KURULUM.CRACK.rar

İNCELEME

Yıllardan 1997, Duke Nukem 3D ile FPS oyunlarının nasıl olması gerektiğini bizlere gösteren 3D Realms, Duke Nukem 3D'nin devamı olan Duke Nukem Forever üzerinde çalıştığını duyuruyor ve o zamandan bu zamana oyun dünyası artık eskisi gibi bir yer olmuyor. İlk olarak Quake 2 grafik motoru ile geliştirilmeye başlanan oyun, 1998 yılında Unreal'ın piyasaya sürülmesi ve grafik standartlarını belirlemesiyle artık Unreal 1 grafik motoru ile geliştirilmeye başlanıyor. Tabii bu sırada yıllar akıp geçiyor ve oyunun 2001 yılında çıkacağı söylentileri ortalığı kasıp kavuruyor derken 3D Realms oyunun grafik motorunun değiştirildiğini söylüyor ve artık Unreal 2.0 grafik motorunu kullandıklarını belirtiyor. Yıllar yine su gibi akıyor ve 2007 yılında 3D Realms oyundan yeni bir video yayımlıyor, bu video da bizlere Duke'un halen daha yaşadığını gösteriyor. 2009 yılına kadar birkaç ekran görüntüsü dışında sessizlik sürüyor ve sonunda 3D Realms bu işi başaramadığını ve iflas ettiğini duyuruyor. Biz tam Duke artık öldü ve onu bir daha göremeyeceğiz derken Borderlands, Brothers in Arms ve Half-Life: Opposing Force gibi oyunlarla oyuncuların sevgisini kazanan ve Duke Nukem 3D'nin de yapımında çalışmış olan Randy Pitchford'un yöneticiliğini üstlendiği Gearbox Software oyunun yapımını devraldığını açıklıyor ve oyunun 2011 yılında piyasaya çıkacağını duyuruyor. Tabii buna biz dahil olmak üzere hiçbir oyun medyası inanmıyor veya inanamıyor. Ancak sanırım artık buna inanmalıyız çünkü şu anda oyun elimde duruyor ve onu 14 yılın (bu 14 yıl boyunca oyun dünyasında neler olduğunu bir başka yazıda dile getirebiliriz sanırım) verdiği özlemle saatlerce oynadım, oynuyorum ve oynayacağım. Kralımız geri döndü sayın oyunseverler ancak bakalım kralımız eskisi gibi mi yoksa çıplak mı?

Resim


Hail to the King!

Duke Nukem Forever, Duke Nukem 3D'den 12 yıl sonra yaşanan olayları konu alıyor. 12 yıl önce Duke'tan sıkı bir tekme yiyen uzaylılar bu defa oldukça güçlenerek Duke'tan intikam almak için geri dönüyorlar ve kızları kaçırmaya başlıyorlar. Kızlarla yakın ilişki içinde olan Duke ise bu duruma bir son vermek istiyor ve dünyayı uzaylılardan kurtarmaya çalışıyor. Oyunun hikayesi kısaca böyle, Duke oyunlarında hikaye pek önemli olmadığı için her ne kadar klişe olsa da oyun kendini oynattırmayı biliyor. Pek oyun neden kendini oynattırıyor, gelin buna hep birlikte bakalım. Duke Nukem 3D bizlere oyunlarda çevre ile etkileşimin ne kadar önemli olabileceğini göstermişti. Hatırlarsanız çevredeki her türlü nesne ile etkileşime girebiliyorduk, bilardo oynayabiliyorduk, ışıkları ve muslukları açıp kapatabiliyorduk, video oyunları oynayabiliyorduk, kameralardan bakabiliyorduk, tuvalete gidebiliyorduk ve daha sayamadığım tonlarcasını yapabiliyorduk... Bu saydıklarım şimdiki zaman oyunları için sıradan gelebilir ancak 1996 yılında bir oyunda çevre ile bu tür etkileşime girebilmek oyuncuların akıllarını başından alıyordu, tabii Duke'un yaptığı esprileri ve konuşmaları da unutmamak gerek. Duke Nukem Forever'da da bu etkileşim fazlasıyla devam ediyor. Mesela dolaptan bir patlamış mısır paketini alıp, mikrodalga fırına koyup, mısır patlatıp, onu yiyebiliyorsunuz, uzaktan kumandalı bir arabayı yönetebiliyorsunuz, tahtaya veya defterlere yazı yazıp silebiliyorsunuz yine video oyunları oynayabiliyorsunuz. Bunları yapmak son derecede eğlenceli. Senaryo boyunca sizlere görevler veriliyor ve onları yapmaya çalışıyorsunuz, görevler son derece sıradan olsa da bölüm dizaynları, eğlence faktörü, silahların güzelliği, Duke'un sesi oyunu oynatıyor. Özellikle araç kullandığınız bölümler çok hoşuma gitti. Silahlar demişken Duke'ın eski silahları bu oyunda da yer alıyor (küçültme ve dondurma silahlarının hastasıyız), onların haricinde tabii ki yeni silahlar oyuna eklenmiş ve hepsini kullanmak da insanı eğlendiriyor. Duke'un ekipmanları bu oyunda da bulunuyor. Efsanevi el bombası, lazerli mayın, düşmanları kandıran Duke'un hologramı ve daha fazlası (hatta bira içerek daha dayanıklı veya streoid hapları içerek daha güçlü olabiliyorsunuz). Oyunun oynanışı aynı eski FPS oyunları gibi ve oynanışta herhangi bir sorun bulunmuyor, eğer hayatınızda herhangi bir FPS oyunu oynadıysanız kendinizi evinizde hissedebilirsiniz. İsterseniz biraz da oyunda bulunan ve gözüme takılan eksilerden bahsedeyim.

Resim

Oyun süresince yanınızda sadece 2 adet silah taşıyabiliyorsunuz bu durumu çoğu kişi sevmeyebilir ve kötü olarak algılayabilir ancak ben gerçekçiliği arttırdığı için pek de sorun etmedim. Bunun yanısıra düşmanlarınızın yapay zekası çok iyi değil ve üzerinize ölmek için koşarak atlıyorlar, zaten hangi Duke oyununda düşmanların yapay zekası iyiydi ki? Yine eksi olarak nitelendirebileceğim bir diğer konu ise oyunda istediğiniz yerde kayıt edemiyorsunuz ve bunun yerine "Checkpoint" sistemi yer alıyor. 2011 yılındayız ve PC'de FPS oynuyoruz ancak istediğimiz yerde kayıt edemiyoruz bu tam anlamıyla bir facia ancak neyse ki "Checkpoint"ler arası mesafeler oldukça az, bu da pek sorun teşkil etmiyor. Bir diğer sevmediğim unsur ise sağlığınızın aynı Call of Duty'de olduğu gibi ateşten kaçıp biraz bekleyince iyileşmesi oldu, bu tamamiyle Duke'un ruhuna aykırı. Keşke eski sağlık barı ve sağlık paketleri bu oyunda da yer alsaydı. Senaryonun işlenişi, haritalar ise çizgisel ve eski FPS oyunları gibi. Senaryoyu eğer her yeri gezerek oynarsanız yaklaşık 15 - 20 saatte bitirebiliyorsunuz ki bu günümüz standartlarına göre oldukça iyi bir süre. Senaryoyu bitirdikten sonra ise devreye çoklu oyunculu modlar giriyor.

Resim

"Etrafta bir sürü Duke dolaşıyor ne yapayım?"

Duke Nukem Forever çoklu oyunculu modları ile de adından oldukça fazla söz ettirecek gibi duruyor, duruyor diyorum ve kesin olarak söz ettirecek demiyorum çünkü oyunda ne yazık ki sürekli sunucu (dedicated server) desteği bulunmuyor. Bu nedenle oynadığınız karşılaşmalarda lag ve ping sorunu yaşanabiliyor. Tabii bunların haricinde oyunun çoklu oyunculu kısmının sırf bu nedenle fazla uzun ömürlü olmayacağını söyleyebiliriz. Çünkü FPS oyunları çok çabuk tüketiliyor ve bir yeni oyun çıkınca hemen diğerine atlanıyor. Sürekli sunucu bulunmaması da oyunun çoklu oyunculu kısmının kısa zamanda öleceğini niteler gibi gözüküyor. Çoklu oyunculu moda direkt kötü taraflarını sıralayarak girmek istemezdim ancak bunları söylemek daha doğru olur diye düşündüm. Bu eksilerin haricinde Duke Nukem Forever'ın çoklu oyunculu modları son derece zevkli. Çoklu oyunculu modlar ise "Duke Match", "Team Duke Match", "Capture the Babe" ve "Hail to the King" olmak üzere 4 adet. "Duke Match" diğer oyunlarından bildiğiniz "Deatmatch", "Team Duke Match" ise yine "Team Deathmatch", "Capture the Babe" ise bildiğiniz "Capture the Flag" ancak bu kez bayrak yerine kızları kaçırıyorsunuz (kadınlar ve kızlar buna çok ama çok kızacaklar). "Hail to the King" modu ise "King of the Hill" modunun aynısı, belirli bir yeri elinizde tutmaya çalışıyorsunuz. Çoklu oyunculu haritalar çok eğlenceli hatta "Duke Burger" haritasına bayıldığımı söylemek istiyorum. Çoklu oyunculu kısımda artık diğer FPS'lerde de standart haline gelen seviye atlama sistemi bulunuyor. Ancak seviye atladıkça diğer oyunlardaki gibi silah açmak yerine (tüm silahları zaten haritalarda bulabiliyorsunuz) karakterinize yeni giysiler, yeni şapkalar ve Duke'un evi için yeni eşyalar ve kızlar açıyorsunuz. Evet, çoklu oyunculu kısımda Duke'un evi de bulunuyor. Eve istediğiniz gibi girebiliyor ve açtığınız eşyalarla etkileşim içine girebiliyorsunuz bu da insanı seviye atlamaya teşvik ediyor. Kısacası çoklu oyunculu modlarda oynarken bir insanı küçültme silahı ile küçültüp üzerine basmak veya dondurma silahı ile dondurup tekme atarak parçalamak çok ama çok zevkli ah bir de oyunda sürekli sunucu (dedicated server) desteği bulunsaydı...

Resim


Soru: "Bu oyun hangi grafik motorunu kullanıyor?" Cevap: "Hangisini kullanmıyor ki?"

Yapımına 1997 yılında başlanan ve 14 yıldır geliştirilen bir oyunun grafikleri nasıl olmalıdır açıkçası bunu ben de bilmiyorum, kaç yıldır bu işi yapıyorum ancak yine de daha önceden böyle bir olayla karşılaşmadım. Duke Nukem Forever yıllar boyunca aynı "çorap değiştirir gibi sevgili değiştiriyor" cümlesi gibi grafik motoru değiştirdi. Quake II, Unreal 1, Unreal 1.5 ve 2.0 derken 2011 yılına geldiğimizde oyun Unreal 2.5 grafik motoru üzerine hayli eklemeler yapılarak ve tabiri caizse tüm kodları değiştirilerek oluşturulmuş Duke Nukem Forever'a has bir grafik motoru kullanılarak piyasaya sürüldü. CryENGINE 3, Unreal Engine 3.5 gibi grafik motorunun kol gezdiği günümüzde Duke Nukem Forever'ın Unreal 2.5 grafik motoru ile hazırlanması kulağa pek hoş gelmiyor olabilir ancak Gearbox Software ortaya güzel bir iş çıkarmış. Dediğim gibi Unreal 2.5 grafik motoru oldukça modifiye edilmiş; çevre grafikleri, modellemeler, animasyonlar, patlamalar, yaratıkların parçalanmaları ve birçok grafik efekti göze hoş geliyor. Tabii grafiklerden bir CrySis 2 beklemeyin ve beklentilerinizi biraz alçak tutun. Grafikler konusunda bana göre tek sıkıntı silah modellemeleri. Açıkçası silah modellemelerini pek beğenmedim ve bana biraz baştan savma olarak yapılmış olarak geldi. Tüm oyun boyunca elimizdeki silahı gördüğümüz bir FPS oyununda silah modellemelerine özen gösterilmemesi gerçekten de üzücü bir durum. Bunun haricinde Duke Nukem Forever her ne kadar eski bir grafik motoru kullanıyor olsa da optimizasyonu pek de iyi değil. Intel Core 2 Quad 3.0 GHz, 4 GB RAM ve nVidia GeForce GTX 570'e sahip olan bilgisayarımda 1920 x 1080 çözünürlükte tüm grafik ayarları sondayken zaman zaman gereksiz takılmalar yaşadım ki bu sistemle CrySis 2'yi sorunsuz olarak oynayabiliyorum. Umarım Gearbox Software yakında optimizasyon sorunları düzelten bir yama yayımlar.

Resim


"Born to be wild!" şarkısı Duke için gelsin!

Polis bir domuzun nasıl bir ses çıkarttığını veya bir yaratığı küçültme silahı ile küçülterek ayağımızla ezdiğimizde nasıl bir ses çıktığını ilk olarak Duke Nukem'den öğrenmiştik hatırlarsanız. Duke Nukem Forever'da da Gearbox Software geleneği bozmamış ve oyunun ses efektleri konusunda oldukça özen göstermiş. Atmosfer sesleri, silahların sesleri, düşmanların sesleri ve ses namına her şey son derece profesyonelce hazırlanmış. Yoldan geçen ve hayatında oyun oynamamış insanlara Duke'un sesini dinletseniz o sesin Duke Nukem'e ait olduğunu bilirler. İşte bu oyunun seslerinin ve seslendirmenin gücüdür, Duke Nukem Forever'da Duke'u gene Jon St. John seslendiriyor ve işini yine mükemmel yapıyor. Duke Nukem 3D'den ezberlediğimiz replikler Forever'da da yerlerini koruyor ve oyun yine seve seve ezberleyeceğimiz yeni replikler sunuyor. Duke dışında diğer karakterlerin seslendirmeleri de son derece başarılı ve atmosfere katkı sağlıyorlar, hele Duke'un kızlarının seslendirmeleri insanın başını döndürüyor. Zaten 2K Games'in piyasaya sürdüğü hangi oyunda kötü seslendirme ile karşılaştınız ki? Duke Nukem Forever'ın müzikleri de aynen Duke Nukem 3D'de olduğu gibi oyunun havasına katkı sağlıyorlar, Megadeth'in efsanevi Duke Nukem tema müziği bu oyunda da farklı versiyonu ile yer alıyor, onun haricindeki müzikler de dediğim gibi son derece başarılılar.

Resim


14 yıldır bekledim seni, sen gelmez oldun, sen gelmez oldun!

Duke Nukem Forever'ı oynadım ve bitirdim, bundan dolayı son derece mutluyum. Mutlu olduğum bir diğer konu ise bu süreçte kıyamet kopmadı ve oyun çıktığında kıyamet kopacak diyen medyumların yalanları ise bir bir ortaya çıktı. O yüzden ne diyoruz "fala inanmayın ancak falsız da kalmayın". Duke Nukem Forever'ı yaklaşık 14 yıldır bekliyoruz, o yüzden bu incelemeyi de "acaba beklediğimize değdi mi?"sorusunu baz alarak yazdım. Yazıyı buraya kadar okuduysanız bunun yanıtını kendiniz de verebilirsiniz ancak ben gene de kendi düşüncemi belirteyim. 2 adet silah taşıma sınırı (bana göre bir eksi olmasa da yazmak istiyorum), çoklu oyunculu modda sürekli sunucu (dedicated server) desteğinin olmayışı, optimizasyon sorunları ve çağın gerisindeki grafiklerine rağmen evet, Duke Nukem Forever beklediğimize değmiş ve oldukça eğlenceli ancak hiçbir oyun 14 sene beklemeye değmez, bunu da belirtmek istiyorum. Eğer bir Duke Nukem hayranı iseniz oyunu zaten almışsınızdır ancak Duke'u tanımıyorsanız oyunun demosunu deneyebilirsiniz ve fiyatı ucuzladığında satın alabilirsiniz, yani kararı gene sizlere bırakıyorum. Duke Nukem Forever 2 incelemesinde 20 yıl sonra görüşmek üzere (veya benim çocuğum inceler onu artık orasını bilemeyeceğim). Herkese iyi oyunlar.

Resim

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

Minimum
İşlemci: Intel Core 2 Duo 2.0 Ghz / AMD Athlon 64 X2 2.0 Ghz
Grafik kartı: NIVIDIA GeForce 7600 / ATI Radeon HD 2600
RAM: 1GB
Hard Disk Alanı: 10GB


Tavsiye Edilen:
İşlemci: Intel Core 2 Duo 2.4 Ghz / AMD Athlon 64 X2 2.6 Ghz
Grafik kartı: NVIDIA GeForce 8800 GTS / ATI Radeon HD 3850
RAM: 2GB
Hard Disk Alanı: 10GB


Dead Island


Resim

DOWNLOAD

http://vip5.indirgani.com/Dead.Island-RELOADED.rar

ÖNEMLİ NOT: ARKADAŞLAR SANAL SÜRÜCÜYE İNDİRDİĞİNİZ İMAGEYİ KOYDUĞUNUZDA DİREK KURULUM BAŞLAYACAK ORDAN C:\ Yİ SEÇİN KURULUM BİTTİKTEN SONRA C:\Dead Island KLASÖRÜNÜN İÇİNE CRACK KLASÖRÜ İÇİNDEKİ HERŞEYİ ATIP TIKLAYIP ÇALIŞTIRIN. BAZI VİRÜS PROGRAMLARI VİRÜS OLARAK GÖREBİLİYOR. VİRÜS OLDUĞU İÇİN DEĞİL ÜZERİNDE OYNANMASI İLE ALAKALI BİR DURUM

UPDATE

http://vip5.indirgani.com/Dead.Island.U ... LOADED.rar


İNCELEME


DEAD ISLAND Nedir, Kimdir, Yenir Mi?

Ada:Zombilerin Düğünü adlı yerli filmi izlemediyseniz çok şey kaybetmişsinizdir. Esprileri ve ara ara inceden gerilimiyle gayet başarılı bir yapımdır kendileri ve absürd başarıda tavan yapmıştır. Hele bir zombilere kendini feda etme sahnesi var ki filmde "Guiza'ya selam söyleyin" nidasıyla, diz çöküp "okçu" işaretini yaparak gülme devinimimi tavan yaptıran bir filmdir. Eğitim hayatımın önemli bölümünü Üsküdar'da geçirmiş biri olarak filmden bir replik daha sunarak incelememize geçmek istiyorum: Zombiyi hakladıktan sonra kurulan cümle "Biz üsküdar çocuğuyuz olum!" Neyse siz bulun bu filmi izleyin bi yerden, biz şimdi Dead Island'a geri dönelim. NedirDead Island hacım?
Yeni nesil zombi oyunudur kendileri, net üzerinde oyunun türü olarak Allah ne verdiyse yazmaktadır aksiyon-macera-rpg-shooter-fps-sanbox vb. gibi geride tür bırakmamacasına. Sandbox (oyun alanında istediğiniz yere hareket özgürlüğünüz olan) oyun alanına sahip, zombi konulu bir FPS Dead Island oyunu özet olarak.

Resim

Oyunun yapımcısı Polonya merkezli Techland firması, dağıtımcılığını ise Almanya merkezli Deep Silver firması üstlenecek. Amerika dağıtımında ise Square Enix devreye girecek. İlk olarak 2006 yılındaki E3 fuarında duyurulan oyunun son bir yıldır önemli derecede reklamı yapılarak satışa hazırlandığını söylemek gerek. “Peki, bu Techland firmasının daha önce yapımına imza attığı oyunlar neler?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Hemen cevaplayalım; Nail’d, Xpand Rally gibi vasat yarış oyunlarının yanı sıra Call of Juarez serisinin 3 oyununa da imza atmıştır bu şirket. Şöyle de cevaplayabiliriz, adam gibi tek oyunu olan Call of Juarez’i, Bound in Blood alt adlı 2. Oyunuyla zirveye çıkartıp serinin adını The Cartel adlı 3. Oyunla yerin dibine sokan dengesiz bir firmadır Techyard. Dağıtımcı koltuğunda oturan Deep Silver’ın ise popüler kültürde öne çıkan öyle çok başarılı bir yapımı dağıtmışlığı yoktur ama önemli hayran kitlelerine sahip yapımların dağıtımcılığını yapan, nispeten başarılı bir şirkettir.

Oyunun Konusu ve Abidik Gubidik Bilgiler

2011 yılı başında oyunun resmi duyurusu olarak yayınlanan bir trailer var ki kısa film ödülü bile aldı Cannes’da. İşin ilginci duyurulduktan sonra (2006 yılı) çıkması gereken yıldan (2008 yılı) sonraki 2,5 yıllık sessizliğin ardından yayına verilen bu duyuru videosu ilgi ve oyundan beklenti bağlamında beklenenin üstünde etki yarattı. Projenin ürün müdürlerinden olan bir zat ise “oyunla tüketici arasında duygusal bağ kurmak için çekildi video, oyun bundan farklı olacaktır, çocuk zombi kullanmadık, dram olarak bir Heavy Rain de değil bizim oyunumuz ama hikâyenin geçmişini iyi kurgulayacağız zombiler gökten düşmüş gibi olmayacak” korkak cümlesini sarf etti ve hatta oyun kelimesini de kullanmadı ürün kelimesini kullandı.

Resim

Gelgelelim oyunun hikâyesine; ilk duyurulduğunda aktarılan hikâye kız arkadaşımızla tatile giderken bir ada yakınlarında okyanusa düşen uçak sonrasında adada kimsenin olmamasını ve ardından zombilerin oluşumuna neyin sebep olduğunu anlamaya çalışırken, kız arkadaşımızı bulana kadar zombilerin bizi yememesini sağlamak idi. Bu sene başında yayınlanan video ile konu tatilini geçirmek için Bonai adasındaki Royal Palm Resort Hotel’e gelen ailenin dram ve umutsuzluk dolu hayatta kalma mücadelesi olarak yansıdı bizlere. İşi yanlış enformasyonlardan ve duygu aldatmacasından ayırıp dillendirirsek oyunumuzun konusu şu oluyor, Bonai adasındaki yazlık tesiste bir nedenle insanlar zombileşiyor ve biz yaşam mücadelesi veriyoruz. Bu tanımlamayla oyunu sıradan, ilgi çekmeyecek bir hale indirgedim yapımcılar görmesin.

Bu noktada aktarmamız gereken bilgi ise internet üzerinden mini dizi olarak yayınlanan Dead Nation kısa filmleri. Oyun öncesinde hikayeyi bilmek, kurguyu öğrenmek ve oyuna bağlanmak adına çok da başarılı bir yöntem (Mortal Kombat da uygulamıştı oradan biliyoruz). Dead Island: Secret Origins olarak arattırıp önce teaser bölümünü ardından da 2-4 dk süren diğer bölümlerini izleyebilir, bölümler yayınlandıkça da takip edebilirsiniz. Ayrıca eğer oyun gerçekten başarılı olursa tam bir fenomene dönüşeceği kanısındayım ki oyunun kitabı da roman olarak hazırlanmakta.

Resim

Bonai adası deyip durduk yukarıda, gerçekte var böyle bir ada ve Papua Yeni Gine yakınlarında, okyanusta bir ada lakin oyundaki ada yerleşke olarak tamamen kurgusal. Palm Resort Hotels de merkezi Amerika’da olan bir tatil otelleri, tatil tesisleri, tatil köyleri vb. tatil unsuru barındıran mekânları olan, dünyanın her yanına kapitalist ağlarını örerek çöreklenmiş bir şirket ki bir otelleri de bizim Kemer’de bu arkadaşların ve hatta oyunun ekran görüntülerindeki mekân bizim Türkiye’de olan versiyonunu da oldukça andırmakta diyenler var (ben diyenin yalancısıyım).

Ahan da kafası yarıldı! – Ne koydun la kafana!

Oyunumuzun kısaca FPS olduğunu belirtmiştik ama bir türlerle ilgili bir tanım kargaşasından da nasibini aldığını belirtmiştik, şimdi bu durumu izah edelim. Sandbox, open world ya da açık dünya dediğimiz tarzda bir oyun, yani oyun içerisinde istediğimiz gibi gezinebileceğiz mekânda. RPG öğeleri ise zombileri tamamen öldürdüğümüzde hanemize işleyen yetenek puanlarının bize sağladığı ne bileyim vücut dayanıklılığı, hız ya da yeni silah vb. güzellikler için dillendiriliyor. Bunun haricinde zombi olur da aksiyon ve macera olmaz mı, hem de en ketçaplısından olur. Bir de malum hayatta kalmak gibi bir durum söz konusu bu da “survival horror” demek İngilizcede ki oyunu ifade etmek için kullanılan tüm tarzları da aktardık böylece.

Oyunun teknik özelliklerine gelirsek Call of Juarez Bound of Blood da kullanılan Chrome Engine 4 motorunun yeni versiyonu Chrome Engine 5 kullanılmakta. Çevreyle etkileşimin maksimum düzeyde olacağı söyleniyor. Metroda sizi kovalayan zombilerden kaçtınız, merdivenleri çıktınız, orda bir çöp varili mi gördünüz hemen merdivenden aşağı yuvarlayabilirsiniz ya da dar bir otel koridorunda silahsız olarak yakalandınız duvardan yangın tüpünü alabilirsiniz ya da silah olarak kullandığınız bir sopanın ucuna sivri başka nesneler ekleyebilirsiniz. Bir de kademeli hasar etkisi diye bir şey geliştirmiş yapımcılar ki zombiye vurduğunuzda önce derisi zedeleniyor, ardından iç organları zedeleniyor ve ardından vurduğunuz bölge parçalanıyor gibi vuruş hissini ve gerçekçiliği arttıran aynı zamanda oynanışa de görsellik katan bir özellik olması sebebiyle dikkat çekiyor. Oyunun 4 oyuncuya kadar destekli online co-op desteği bulunmakta.

Resim

Dead Island Co-op desteğiyle beraber bir XBOX360 özel oyunu olan Left 4 Dead’a olan benzerliği öne çıkabilir. Oyunun pek çok başka özelliği de Left 4 Dead’a benzemekte (zombilerin toplu saldırısı, farklı zombi tiplerinin özel adları, farklı zombi tiplerinin farklı zekâ düzeyleri vb.) lakin atmosfer, ortam ve görsellik olarak Dead Rising’i andırmakta. Bizce, bize sunulan görseller, videolar sahte değilse, atmosfer ve çevre anlamında çıtayı oldukça yukarı çekecek Dead Island. Malum Left 4 Dead online ve çoklu oyuncu modu üzerine inşa edilen grafiği neredeyse es geçilen bir yapımdı, Dead Rising ise tam anlamıyla aksiyonu veremiyordu ki Dead Island’ın eğer ciddi bir satış yakalama gayesi varsa bu çıtanın üstüne çıkması zaten şart.


SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

Dead Island Pc Minumun Sistem Gereksinimleri

Windows Xp, Windows Vista, Windows 7
Intel Core 2 Duo @ 2.66 Ghz
512 MB NVIDIA GeForce 8600 / ATI Radeon 2600XT
1 GB Ram
2 GB Sabit Disk Alanı
Direct X 9.0c uyumlu ses kartı
klavye, mouse

Dead Island Tavsiye Edilen Sistem Gereksinimleri

Windows 7
Intel Core 2 Duo @ 2.66 Ghz
1 GB NVIDIA GeForce 9600
4 GB Ram
2 GB Sabit Disk Alanı
Direct X 9.0c uyumlu ses kartı
klavye, mouse



Wasteland Angel


Resim

DOWNLOAD


http://vip5.indirgani.com/Wasteland.Angel-TiNYiSO.rar


İNCELEME

FARKLI BİR OYUN TÜRÜ DAHA


Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

Operating system: Windows XP/Vista/7

Processor: Intel® 2.0GHz CPU

Memory: 2GB

Hard disk space: 4GB

Video: 256 MB of dedicated video memory with support for pixel shader 3.0. (nVidia 8600 or equivalent)

HDD: 1 GB



Angry Birds


Resim

DOWNLOAD

http://vip5.indirgani.com/Angry.Birds.rar

ÖNEMLİ NOT

ARKADAŞLAR OYUNU KURUP CRACK YAPTIKTAN SONRA ACTİVATİON FULL VERSİYON YAZIYOR ORAYA TIKLAYARAK AŞAĞIDAKİ KEYİ YAZIN OYUN FULL SÜRÜM OLACAKTIR

KEY

111111111111

İNCELEME

Dünyanın en popüler mobil oyunu olan Angry Birds şimdide Windows’a resmen geldi.İlk olarak iPhone için çıkarılan Angry Birds oyunu yakaladığı inanılmaz başarının ardında sırası ile Android, Symbian ve Blackberry için de duyuruldu.Bilgisayar için gelmesi sabırsızlıkla beklenen oyun en sonunda Windows için de duyuruldu

Resim

Oyunu fazla anlatmaya gerek yok.Domuzlar tarafından yumurtaları çalınan kızgın kuşların intikamını almaya çalışıyorsunuz.Kızgın kuşları sapanla domuzlara doğru fırlatıyoruz. Yok edilen her domuz ve yapı taşı için puan topluyoruz. Bunu yaparken de en az sayıda kuş kullanmaya çalışıyoruz.

Resim

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

Windows XP SP2 veya üstü,
1 GHz işlemci
512 MB bellek.
Grafik OpenGL 1.3 uyumlu



Medal of Honor


Resim

Alternatif Link 2
http://vip6.indirgani.com/Medal.Of.Honor.rar

Alternatif Link 3
http://vip5.indirgani.com/Medal.Of.Honor.rar 

CRACK
http://vip5.indirgani.com/tvm-moh10.rar

Not: Arkadaşlar linklerin hepsi aynı ancak serverlarda yoğunluk olacağı için 3 alternatif link eklendi. istediğinizi seçebilirsiniz.

Call Of Duty‘nin zirveye taşıdığı, eski zamanlarda geçen savaş oyunları serisini herkez tadmiştir. Arkasından gelen Modern Warfare serisi efekleri, kurgusu, konusu, akıcılığı ve soluksuz oynatan tadıyla bizleri büyüledi ve arkasından firma Modern Warfare 2‘yi çıkarttı. Mart ayının başlarında fırmanın sebebsiz yere kovduğu Modern Warfare yaratıcıları Jason West ve Vince Zampella‘un EA Games bünyesine geçmesiyle diğer ekiptekiler ardı ardına istifaya başladılar.

Resim

Akıllara gelen ve şüphesiz doğru olan fikir ise EA Games şirketinin Modern Warfare geliştiricisi iki kişiyi Medal of Honor 2010 ve diğer modern serileri için aldığı şeklinde. Bence Medal of Honor 2011 gibi serilerinde bu kişilerin etkilerini göreceğiz. Medal of Honor 2010 oyunu görsellik açısından harika modern silahların güzel modellemeleri ve karakterlerin yapıları çok orjinal. Oyun senaryo ve akıcılık açısından harika. Oyun içerisinde kırılan kapılardan çıkan kıymıklar vb. ayrıntıların dikkatle incelenmil ve işlenmiş olması gözden kaçmıyor. Oyun sahnelerinde hep vasat olan ve bu konuda doyurucu olan Modern Warfare dışında pek oyun olmayan bir etken oyunda dikkatlice işlenmiş. Gerçekci kaplamalar ve bunları doğal kılan ışık gölgeler. Resim sanatında ışık ve gölgenin önemi anlaşılalı çok olsada oyun sanatçıları arasında anlaşılan son 2-3 belkide 5 yıldır önemi kavranmış ve bence yeni oyunlardaki gerçekci efeklerin en büyük gizli aktörlerinden tekide ışık gölgeler.

Medal of Honor deyince fazla söze gerek kalmıyor aslında. Özetle, bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az sayıda olan savaş içerikli oyunların arasında (Kaliteli yapımlardan bahsediyorum tabii ki.) önemli bir yerde durduğunu söyleyebilirim. Şu an savaş içerikli oyunları iki isim temsil ediyor: Call of Duty: Modern Warfare 2 ve Battlefield: Bad Company 2. Özellikle Battlefield serisinin son oyunu, -Infinity Ward bünyesinde yaşanan çalkantılardan da destekle- şu an zirveye oturmuş durumda. Aslında şu anki konumuz bu oyunları birbirine çarpıp polemik yaratmak değil ama gözle görünür bir rekabet söz konusu. Üstelik bu rekabete bir süre sonra bir oyun daha eklenecek ve piyasa iyiden iyiye kızışacak. Medal of Honor (MoH), modern savaş fikrini bir de kendi cephesinden gözler önüne serecek ve bu konudaki büyük iddiasını ortaya dökmeye başladı bile.

Resim

Savaşın modern yüzü...

Modern savaş fikriyle yeniden doğmaya hazırlanan MoH, bu yılki Game Developers Conference’a etkileyici bir demoyla katıldı. Bu konunun detaylarına gireceğiz birazdan ama öncelikle MoH’un genel olarak nasıl bir oyun olacağını özetlemekte yarar var. Her şeyden önce bu iştah açıcı projenin arkasında EA Los Angeles gibi bir markanın olduğunu söyleyerek temeli sağlama alalım. Üstelik bu proje için sadece bu ekip çalışmıyor. Battlefield: Bad Company 2 ile piyasaya bomba gibi düşen EA DICE, oyunun multiplayer platformu üzerinde çalışıyor. Ancak bu konuyla, yani oyunun multiplayer tarafıyla ilgili herhangi bir bilgi gün ışığına çıkmış değil henüz.

Resim

EA Los Angeles, oyunun hikayesiyle ilgili detayları vermemek konusunda hala ısrarlı. Kabaca belirtmek gerekirse, oyunun Afganistan sınırları içerisinde geçeceğini ve ABD ordusunun "Tier 1 Operators" adlı birliğinin savaş tecrübelerini yaşayacağımızı söyleyebilirim. Ayrıca bu özel birlikten önemli isimlerle birebir iletişim halinde olunduğunu ve bu süreçten çıkan detayların da oyuna eklenmekte olduğunu belirtmek lazım. Hikaye boyunca farklı isimlerdeki Tier 1 askerleriyle oynayacağız ama senaryonun temeli tek bir karakter üzerinden ilerleyecek. Bu süreç zarfında operasyon liderlerinden sürekli direktifler gelecek ve muhtemelen bu liderler gerçek şahıslardan oluşacak. Tabii ki operasyonlarda tek başımıza değil, bir ekiple beraber yol alacağız.

Resim

Gelelim MoH’un GDC 10’da boy gösteren demosuna... Oyunun senaryo modunda yer alacak olan bir görev senaryosunu konu alıyordu demomuz. Tier 1 askerleri, Afganistan’ın dağlık bir arazisine yayılmış vaziyetteler, görevleriyse bir uçaksavarı yok etmek. Takım, yoluna gizlenerek ve sürünerek devam ederken ekipten biri, iki Afgan askerini fark ederek diğerlerini uyarıyor. Tam bu esnada ilginç bir detay çıkıyor ortaya. Normalde bu iki düşman askerinin ikisini birden sizin indirmeniz beklenir. Burada ise oyunun tek kişilik modundaki takım oyununun ne derece işe yarar olabileceğinin küçük bir örnek sahnesi sergileniyor. Askerlerden birisine siz ateş açıyorsunuz ve diğerini takımınız anında yere indiriyor.
Bu kolay başlangıcı zorlanmadan ve sükuneti bozmadan atlatan ekip, yoluna devam ediyor. Ancak bu sefer karşılarına daha kalabalık bir düşman grubu çıkıyor. Neyse ki bu zavallılar, yaktıkları ateşin başına üşüşmüşler ve ecellerinin kapıya dayandığının farkında değiller. Yine sessizliği bozmamak adına alana yayılarak ateşin etrafına tünemiş düşman askerlerinin çevresine daire şeklinde yerleşiyor Tier 1 askerleri. Herkes uygun pozisyonu aldıktan sonra silahlar patlıyor ve iki saniye sonra bu aşama da ortalığı ayağa kaldırmadan tamamlanmış oluyor.

Resim

Bütün bu sessizliğin ardından büyük bir gürültü kopuyor ve anlıyorsunuz ki yakınlarda bir yerlerde yoğun bir çatışma var. Olay yerine vardığınızda Afgan askerlerini kurşun yağmuruna tutan bir uçağı ve bu uçağı düşürmeye çalışan bir uçaksavarı fark ediyorsunuz. Göreviniz bu uçaksavarı yok etmek tabii ki. Tam bu esnada o bilindik çatışma sahneleri başlıyor. Siperlerin arkasına saklan, takımınla birlikte hareket et ve teker teker düşman askerlerini temizle...

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

Minimum sistem gereksinimleri;
İşletim Sistemi: XP SP1, SP3 / Vista
İşlemci: Intel Core 2 Duo 1,4 GHz / Athlon 64 X2 1.8 GHz
RAM: 1 GB RAM
HDD: 20 GB boş sabit disk alanı
Ekran Kartı: 128 MB GeForce 6600/Radeon X850
DirectX 9.0c

Önerilen sistem gereksinimleri;
İşletim Sistemi: XP SP1, SP3 / Vista
İşlemci: Intel Core 2 Quad Q6600 2,4 GHz / Phenom II X3 720 2.8 GHz
RAM: 2 GB RAM
HDD: 20 GB boş sabit disk alanı
Ekran Kartı: 512 MB 8800 GTS / Radeon HD 3850
DirectX 10


SBK 2011: Superbike World Championship (PC)


Resim

DOWNLOAD

http://vip7.indirgani.com/SBK.Superbike ... LOADED.rar

CRACK

http://vip7.indirgani.com/SBK.Superbike ... LOADED.rar

İNCELEME

SBK 2011 yeni bir marka olarak motora sanatsal bir yön katıyor, oyuncuların beklentilerini karşılayabilmek için en güncel benzetim ve grafik motoru kullanılmış.
Şimdiye kadar web üzerinde toplanan bilgiler oyunun sunumunun gayet çekici olduğunu gösteriyor.
Menüler, ortamlar, 3D nesneler, ışık efektleri ve daha fazlası oldukça iyi düşünülmüş.
Oynanabilirlik daha da kolaylaştırılarak tamamen oyuncuların motordan zevk almaları düşünülmüş.


Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim


SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

Operating System: Windows XP SP2, Windows Vista or Windows 7;
Processor: Intel 2.4Ghz or similar;
Hard disk space: 3 GB;
RAM: 1GB;
Video Card: NVIDIA Geforce 7600 or ATI X1600 or higher (it must be able to manage Pixel Shader 3.0) with at least 512MB of display memory;
Online Gaming: Broadband internet connection;




DiRT 3


Resim

DOWNLOAD

ALTERNATİF LİNK 1 : http://vip7.indirgani.com/Dirt.3-SKIDROW.rar
ALTERNATİF LİNK 2 : http://vip5.indirgani.com/Dirt.3-SKIDROW.rar

OYUN KURULUMU + CRACK YAPIMI VİDEO

http://vip5.indirgani.com/DiRT.3.KURULUM.CRACK.rar

İNCELEME

Güle güle Colin McRae...

Sonuçta yarış yarıştır değil mi? Belli bir alanda döner durursunuz ya da bir noktadan bir noktaya hızlıca ulaşmaya çalışırsınız. İşte ralli oyunları böyle bir deneyim sunmaz insana.

Çok daha farklıdır. Eğer benim gibi arcade yarış oyunlarına alışıksanız hele, oyuna başlayınca gazı köklersiniz ve ilk gördüğünüz duvara, ağaca, taşa kafadan giriverirsiniz. İşte o an anlarsınız rallinin başka bir şey olduğunu.

Resim

Tabii eğer serinin sevenlerindenseniz ve ralliye karşı ilgili bir insansanız zaten size her şey normal gelecektir ama benim gibi hamlamış ralli oyuncuları için birkaç deneme yarışı yaparak en azından kontrollerin hassaslığına alışmak gerekiyor.

Özellikle analog çubuklarla oyunu oynamak çok zor oluyor ama benim için herhangi bir yarış oyunu da analog çubuklarla çok zor olduğundan hemen ayarlardan D-Pad seçeneğini aktif ederek oynadım ve çok daha rahat ettim. Tabii kişisel görüşüm olduğundan iki türlü de deneyebilir ve size rahat geleni kullanabilirsiniz.

Oyuna girdiğinizde sizi öncelikle profilinizi yaratmanızı isteyen bir ekran karşılıyor. Bu ekranda isminizi ve cisminizi belirledikten sonra, çoklu oyunculu modu, tek kişilik "quick race" denilebilecek yarış modunu ya da oyunun can damarı olan DiRT Tour'u seçerek oyuna başlıyorsunuz.

Ayrıca bu ekranda, My DiRT adı altında oyunun DLC’lerine göz atabileceğiniz, oyunla ilgili son haberlere, istatistiklerinize ve garajınıza erişebileceğiniz bir opsiyon daha bulunuyor.

DiRT Tour oyunun can damarı çünkü kariyer modu olarak yer alıyor. Oyuna başlarken yarattığınız profil sizin oyundaki karakteriniz ve DiRT Tour'da yarışlara katılarak dört sezon sürecek bir maceraya atılacaksınız.

Resim

Sezonları bitirdikçe yeni sezona geçeceksiniz. Bir sezonu bitirebilmek için öncelikle kendi içerisinde önce dörde bölünen bir sezona başlayacak, kendi içerisinde bölündüğü dört seçenekten birini seçerek, bu kez dört yarıştan oluşan sezonun ilk parçasını tamamlamaya çalışacaksınız.

Karışıklığı gidermek amacıyla söylüyorum, her sezon dört parçadan oluşuyor ve her parça da dört yarışa sahip. Yani bir sezonu bitirmek için 16 yarışı bitirmeniz gerekiyor. 16 yarış bittiğinde yeni sezon açılacak ve yeni 16 yarış daha sizleri bekleyecek demektir.

Bir, iki, üç, DiRT

PlayStation 3 sürümünü oynadık ve grafiklerine hayran olduk diyebiliriz. Araç modellemeleri o kadar detaylı yapılmış ki, söylenecek çok az söz bırakıyor insana. Yarışa başlamadan önce giren yükleme ekranlarında aracınızı R2 ve L2 tuşları ile yakınlaştırıp uzaklaştırabiliyor ve bu sayede aracınızın detaylarını görme şansına sahip oluyorsunuz.

Hazır yükleme ekranı demişken, o kadar uzun süreli yükleme ekranları var ki, zaten bu araç inceleme işi biraz mecburiyetten konulmuş gibi duruyor. İki yarışın arasında neredeyse iki dakikalık yükleme süresiyle beni benden aldı Colin McRae DiRT 3. Fakat bu yükleme süresi haricinde oyunun neredeyse hiç eksiği yok demek mümkün.

Resim

Özellikle çevre grafikleri ülkeleri öyle güzel yansıtmış ki, Kenya'da üzerime bir kaplanın koşmasını beklemedim dersem yalan söylemiş olurum. Serinin önceki oyunlarında da kullanılan EGO adlı grafik motoru daha da makyajlanmış ve ortaya geceli gündüzlü yarışlarda oldukça güzel bir grafik düzeyi yakalanmış. Arabaların birbirine girdiği kazalarda ya da sert bir cisme çarptığınızda, aracınızda oluşacak hasarın modellemesi de çok gerçekçi yapılmış.

Grafikleri övmüş olabilirim ama önemli bir sıkıntı olduğundan da bahsetmem gerekiyor. Oyunda yarış sırasında etrafta göreceğiniz gazeteciler, seyirciler ya da görevlilerin çizimleri ve modellenmeleri o kadar kötü görünüyor ki anlatmak mümkün değil.

Bir de yarışlara heyecan katması amacıyla bir anda parkurun ortasından koşmaya başlayan görevlileri gördükçe oyuna olan ilginiz azalacak. Herkes vampir gibi bembeyaz görünüyor. Siyah bir insanı bile beyazlatabilmeyi başarmış Codemasters.

Dirt 3'ün araç sesleri ve atmosferi de oldukça iyi yansıtılmış. Her aracın sesi oldukça sağlıklı ve temiz bir şekilde duyulurken, gerçek seslerine de oldukça yakın olduğunu söylemem gerek. Ayrıca kaza sesleri de çok gerçekçi ve net olmuş.

Resim

Bir tek yanınızda oturan yardımcı pilotunuzun yol tarifleri biraz sönük kalarak anlaşılamayabiliyor. Ona da sesi ayarlarından yapacağınız ufak bir ayar ile çözüm getirmek mümkün. Ayrıca oyunun atmosferini de grafikler ve sesler sağladığından atmosfere de oldukça başarılı diyebilirim.

DiRT 3 oynamak isteyen kaleye mum diksin

DiRT 3’ü arkadaşlarınızla oynamak istiyorsanız bunun için Multiplayer adlı seçeneğe doğru yollanmanız gerekiyor. Bu seçenekte ise tek kişilik oyunda bulunmayan yarış modlarıyla karşılaşmanız mümkün. Örneğin Capture The Flag adlı bir oyun modu mevcut ve adından da tahmin edebileceğiniz gibi rakibin bayrağını kendi alanınıza taşımak şeklinde ilerliyor.

Ayrıca daha ciddi ralli oyuncuları çoklu oyuncuda Time Trial ya da Leaderboards seçeneklerini kullanarak kıyasıya yarışabilir, Hardcore modu seçerek kokpit görüşü zorunlu olan yarışlara katılabilir ve hatta sekiz kişiye kadar destekleyen yarışlarda birbirlerine karşı mücadele edebilirler. Bu son modda her yarışçı diğerlerini hayalet araba olarak görüyor ve en iyi süreyi yapmaya çalışıyor.

Eğer oyunun tek kişilik senaryosunu oynayıp bitirdiyseniz kesinlikle size ilaç gibi gelecektir bu oyun modları. Çünkü oyun tek kişilik senaryo modu bittikten sonra uzun süre daha sizi yarışlarda tutmaya yetecek kadar çok farklı moda sahip.

Resim

Yayında ve yapımda emeği geçen herkese...

DiRT 3 için oldukça başarılı bir ralli oyunu diyebiliriz rahatlıkla. Yaşadığım sıkıntılar oyunun özellikle başında anlatıcının sürekli olarak bir şeyler anlatıyor olması ve bunu geçemediğimiz gibi, dinlerken menüde de hareket edemeyişimiz başta olmak üzere, uzun süreli yükleme ekranları, simülasyon gibi görünse de aslında tam bir simülasyon olmayan sürüş hissi diyebilirim.

Gerçi bu ralli fanatikleri hariç yarış oyunu sevenlere bir eksi olarak görünmeyecektir kesinlikle. Fakat oldukça güzel görünen grafikleri, sesleri ve yarış atmosferiyle Codemasters iyi denebilecek bir ralli oyununu bizlere sunmayı başarmış. İyi eğlenceler dilerim.

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

Intel işlemci -Core i3-530 2.9GHz GD cpu

AMD işlemci - Phenom II X4 905e

Nvidia Ekran kartı - GeForce 8800 GTS 512MB

ATI Ekran Kartı - Radeon HD 4770 512MB

RAM Hafıza - 3 GB

Boş Alan- 10 GB



IL-2 Sturmovik: Cliffs of Dover


Resim

DOWNLOAD


http://vip5.indirgani.com/IL-2_Sturmovi ... er-FLT.rar


NOT: FAİRLİGHT KLASÖRÜ İÇİNDEKİ İNSTALLERE TIKLAYARAK KURULUM YAPILACAK CRACK VS. KENDİSİ HALLEDİYOR..


Resim

Resim

Resim

Resim

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

* Operating system: Windows 7 / Vista SP2 / Windows XP SP3
* Processor: Pentium Dual-Core 2.0GHz or Athlon X2 3800
* Memory: 2GB (4GB recommended)
* Hard disk space: 10 GB
* Video: ATI or NVidia card w/ 256 MB RAM*
* Sound: DirectX 9.0c compatible
* Multiplay: Broadband connection with 128 kbps upstream or faster


Football Manager 2011


Resim

1. Unrar
2. Burn or mount the image
3. Install the game (select offline version
4. Play the game


Football.Manager.2011.PROPER-RELOADED
http://vip6.indirgani.com/Football.Mana ... LOADED.rar

Update

http://www.footballmanager.com/index.php?p=patches

Crack

http://vip5.indirgani.com/sr-fm1121.rar

RELOADED sunum eklenip eski sunum silinmiştir
Yeni sunum daha pratik ve onaylı bir grup tarafından hazırlanmıştır



Brink (PC)


Resim

DOWNLOAD
http://vip7.indirgani.com/Brink-SKIDROW.rar

UPDATE + CRACK
http://vip7.indirgani.com/Brink.Update.1-SKIDROW.rar

İNCELEME

2035 yılı... Al Gore’un tüm çığırmalarına rağmen küresel ısınmanın önüne geçemeyen insanoğlu, her şeye rağmen hayatta kalmayı başarır ancak denizlerin yükselmesiyle elverişli yaşam alanları gittikçe azalır. Yüzen bir şehre sığınan mülteciler, bu adanın sahip olduğu teknoloji sayesinde, sıfır kirlilik yayan yenilenebilir enerji kaynakları ile mutlu mesut yaşamaktadırlar.

Resim

Ancak bir şeyi unuturlar; doğum kontrolünü! 5.000 kişinin yaşayabilmesi için dizayn edilen yüzer-şehir-ada The Ark, 50.000 kişiye ev sahipliği yapmaya başlar. Kaynaklar yetersiz kalır ve bu devasa duba, kaosun -her kurgu şehrin en az bir defa düştüğü- kucağına düşüverir. İç savaşın kıyısına kadar gelen, yüzer-şehir-ada sakinlerinden siz, ya güvenliği sağlayacak ya da kaosun sağ kolu olacaksınız.

Resim

Doom III’ün oyun motoru id Tech 4 ile hazırlanan Brink, yeni fikirleri ile dikkatleri üzerine çekiyor. Brink’in, yeni nesil FPS oyunlarına önderlik yapacağı iddia ediliyor. Gönüllerin şahı Wolfenstein: Enemy Territory’nin yapımcısı Splash Damage, bu yeni oyununda da bir diğer oyunu Enemy Territory: Quake Wars gibi multiplayer özelliği ön plana çıkaracak.

Resim

Brink’in can alıcı özelliği ise dinamik görev yaratma sistemi. Oyunda hikayenin akışına uygun olarak yaratılacak görevler, belli başlı taktiklerin uygulanmasını zorunlu kılacak. Aynı anda birden fazla görevin listelendiği görev çarkından canınızın istediğini seçtikten sonra, o an sunucuda olan takım arkadaşlarınızın da görev listeleri otomatik olarak bu seçim sonrasında güncellenecek. Diğer oyuncuların size yardım edip etmeyeceği onların bileceği iş deyip geçmemek lazım. Dinamik görev yapısı burada devreye giriyor. Sizin veya diğer oyuncuların, görevler sırasında aldığı kararlar direkt olarak görevin gereklerini etkileyecek. Ancak konu hakkında daha fazla bilgiye ulaşma çabamız, sıkı ağızlı yapımcı sayesinde hüsranla sonuçlandı.

Resim

Karakterinizin görünümünden silahlarına, kişisel özelliklerinden yeteneklerine kadar her şey tarafınızdan değiştirilebilir olacak ve işin güzel kısmı ise yaptığınız değişiklikleri -anladığımız kadarıyla- bir şekilde geri alabiliyor olmanız. Görevin icap ettirdiği taktiğe uygun bir biçimde yapabileceğiniz bu değişikleri, o ana kadar kazandığınız tecrübe puanlarını kaybetmeden hem tek kişilik oyunda, hem de multiplayer oyunlarda uygulayabileceksiniz. Yani keskin nişancı özelliklerine sahip olmak yerine patlayıcı uzmanı olabilirsiniz. Online olarak kazandığınız tecrübe puanlarınızı ise tek kişilik oyunlarda da kullanabileceksiniz. (Terside mümkün.) 

Resim

Her ne kadar karakterler gerçek zamanlı bir şekilde değiştirilebilseler de firma, aldığınız kararların karakterin üzerinde fark edilebilir etkileri olacağını belirtiyor. Oyunun grafikleri, hafiften bir akım haline gelmeye başlayan çizgi roman benzeri bir biçimde hazırlanıyor. id Tech 4’ün geliştirilmiş sürümünün, açık alanlarda hangi makineler tarafından çalıştırılabileceği sorusuna verilecek cevap, bizce oyunun FPS türüne liderlik yapmasından daha da büyük bir ilgi kaynağı olacağa benziyor.

Resim

Multiplayer veya tek kişilik, iki farklı taraf için 15’er bölüm hazırlanacağı doğrulanan Brink, multiplayer oyunlarda platform farklılığı gözetmeksizin sekiz kişinin aynı anda oynayabilmesine olanak tanıyacak. Gördüğümüz kadarıyla grafiklerin çok iyi durumda olduğunu da belirtmekte fayda var.
Brink’te de, serbest koşu öğelerinin olacağını belirtelim. S.M.A.R.T. denen ve bir tuşa basarak aktif hale getireceğimiz bu sistem sayesinde gerek bulmaca çözümü, gerekse strateji çeşitlemesi amacıyla karakterimiz, fikir babası oyuna göre daha kolay bir biçimde olsa da, çevreyi kullanarak hoplayıp zıplayabilecek. Mirror’s Edge’in çatışma konularında kısır kaldığını düşünenlere duyurulur.

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

Minimum sistem özellikleri:

Intel Core 2 Duo 2.4GHz
2GB RAM
NVIDIA 8800GS / AMD Radeon HD 2900 Pro
Windows XP (SP3)/Vista/Windows 7
8GB boş HDD alanı

Tavsiye edilen sistem özellikleri:

Intel Quad Core i5
3GB RAM
Nvidia GeForce GTX 460 / AMD Radeon HD 5850
Windows XP (SP3)/Vista/Windows 7
8GB boş HDD alanı

A New Beginning


Resim

DOWNLOAD

http://vip5.indirgani.com/A.New.Beginning-SKIDROW.rar

İNCELEME

İnsanlığın yok olmasına sebep olan ekolojik felaketten sonra yeni bir başlangıç geliyor.
Dengede asılı olan Dünya 4 köşesinden asılı durmaktadır.
Eğlence ve macerayı içinde bulunduran oyun içerisinde fay ekiplerine kadar tüm ayrıntıyı taşımakta.
Tarhin akışını değiştirmek size kalmış.

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ


İşletim Sistemi: Windows 2000/XP/Vista/7
İşlemci: 2 GHz Single Core / 1,8 GHz Dual Core
RAM: 1 GB RAM (Vista/7: 1,5 GB RAM)
Ekran Kartı: OpenGL 2.0 / 256 MB / ATI Radeon - Nvidia Geforce
HDD: 3,5 Gb




Dungeon Siege 3


Resim

DOWNLOAD

http://vip8.indirgani.com/Dungeon.Siege ... LOADED.rar

İNCELEME

Dungeon Siege RPG-Hack'N Slash fanatiği oyuncular tarafından gayet iyi bilinen bir isim. Hatta Diablo, Neverwinter Nights serileri gibi yolunu gözleyen kitlelere sahip bir oyun. Serinin önceki oyunları takım oyununa getirdiği yeniliklerle RPG'ler arasında iyi bir yer edinmişti. 2005'de çıkan Dungeon Siege 2'den sonra yapımcı firmadan uzun bir süre ses soluk çıkmadı ve geçtiğimiz aylarda yeni oyun Dungeon Siege 3 duyuruldu. Yeni oyun ise bu sefer Gas Powered Games tarafından yapılmıyor. Dungeon Siege 3 Obsidian Entertainment tarafından geliştiriliyor fakat hemen hayal kırıklığına uğramanıza gerek yok çünkü yapımın başında yine önceki oyunların yaratıcısı Chris Taylor bulunacak. Yayıncı firmanın yerini ise RPG severlerin Final Fantasy, Kingdom Hearts gibi oyunlardan tanıdığı Square Enix almış durumda. Henüz oyunla ilgili sinematik trailerler ve bir kaç resim dışında pek bir materyal bulunmasa da elime geçen tüm bilgileri bir araya getirdim.

Resim

Öncelikli müjde konsol sahibi oyunculara. Çünkü Dungeon Siege daha önce PC tabanlı bir oyundu ve bu 3. oyun ile değişmekte. Kısacası multi platforma geçen oyunumuz PC'nin yanında PS3 ve XBOX 360 için de çıkacak. Multiplayer konusunda ise önceki oyunda da var olan Co-Op seçeneği geliştirilerek oyuncuların beğenisine sunulacak. Bu şekilde oyuncular iş birliği yaparak hem bossları daha kolay öldürüp hem de oyunda daha çabuk ilerleyecektir. Ek olarak ölen arkadaşınızı yeniden canlandırma şansınız olacak, split screen modu ise multiplayer seçenekleri arasında bulunmuyor.

Resim


En önemli nokta ise Obsidian Entertainment yeni geliştirdiği Onyx adlı grafik motorunu ilk defa bu oyunda kullanacak. Sonuçlar teknik açıdan da gayet etkileyici. Dinamik ışık efektleri, rag-doll fizikleri ve verilen kare sayısı ile grafiksel olarak beklentilerin yüksek olduğu bir oyun olacak Dungeon Siege 3. İlk görüntüler her ne kadar yanıltıcı olabilse de oyun gayet güzel gözüküyor zaten ki oynanabilirlik açısından olmasa da grafiksel olarak Diablo 3'ü şimdiden geride bırakabileceğini söyleyebilirim. Her ne kadar benim için grafikler daima oynanabilirliğin gerisinde kalmış olsa da... Oynanabilirlikte ise Dungeon Siege 3 yine sıkı bir takım deneyimi sunacağa benziyor. Bunun yanında ilginç diyaloglar ve tek düze ilerlemeyen bir senaryo bekliyor bizi. Oyunda kararlar ve diyalogların kontrolünün bizde olacağı söyleniyor. Diğer karakterlerle ilişkilerimiz de bu diyalog ve davranışlarımıza göre şekillenecek. Sonuç olarak aldığımız kararlara göre oyunun hikayesi farklı şekillerde bitecek. Evet söylenen bu ama umarım uygulamada da başarılı olunur. Çünkü daha önce bir çok RPG'nin bunları vaad etmesine rağmen gerçekleştirmediğini gördük. Yine de ben Dungeon Siege 3'ün bunu başaracağına inanıyorum.

Resim

Oyunun kamera açıları ise geleneksel olarak ana karakteri arkasından takip eder şekilde, alışık olduğumuz Diablo kamerası diyelim buna da. Tabi değiştirme imkanımız da var. Ayrıca oyunda kullanılacak olan kuş bakışı kamera sayesinde de işler oldukça kolaylaşacak. Bu harita sayesinde dağların doruklarını, vadiler içindeki köyleri vs. görebilme imkanımız olacak ve avantaj elde edebileceğiz. Oyun isminden de anlaşılacağı gibi zindan temalı olacak ve senaryo derinliğinin yanında gayet güzel "combat" ve "loot" sistemi de sunacağa benziyor. Oyunda farklı seviyelere göre açılacak farklı özel ataklar da bulunuyor; "Fall From Heaven" gibi. Kısacası şimdiden merak uyandırıyor skiller de.

Resim

Hepsini bir kenara koyarsak, Dungeon Siege 3 sırf ilk oyunların hatrına bile alıp oynanacak bir yapım olacaktır. Ama buna fırsat vermeyeceğini düşünüyorum zaten, çünkü hoş grafikleri, takım oyunu ve lineer olmayan senaryosuyla mutlaka kalbur üstü bir oyun olacağına inanıyorum.

SİSTEM GEREKSİMLERİ

Dungeon Siege 3 Sistem Gereksinimleri
İşletim Sistemi: Windows XP SP3, Vista SP1, Windows 7
İşlemci: Core 2 Duo 2.5 GHz veya eşdeğer
RAM: 1.5 GB
Ekran Kartı: ATI Radeon HD 3870 veya NVIDIA 9800 GT
DirectX: DirectX® 9.0c
HDD: 4 GB boş disk alanı



Section 8: Prejudice (PC)


Resim

DOWNLOAD

http://vip7.indirgani.com/Section.8.Pre ... KIDROW.rar

İNCELEME

TimeGate Studios 2009’da piyasaya sürdüğü Section 8 için farklı bir devam oyunu stratejisi uygulayacak.Haberleri bir süredir dolaşan yeni Section 8 oyununu beklerken TimeGate Studios yeni oyun çıkarmak yerine geniş kapsamlı bir dijital içerik paketi sunacağını açıkladı. Sunulacak paket dahilinde, tek kişilik bir hikaye modu ile “Swarm” isimli 4’lü gruplarla oynanan 32 kişilik bir kooperatif oyun seçeneği olacak.

Resim

Resim

Resim

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

İşletim Sistemi: Windows XP / Windows Vista / Windows 7
İşlemci: Intel Core 2 Duo 2.6 GHz or AMD Athlon 64 X2 3800+ or better
RAM: 1 GB (Windows XP) / 2 GB (Windows Vista/7)
Ekran Kartı: 512 MB
HDD: 5 GB

Harry Potter and the Deathly Hallows: Part 2 (PC)


Resim


DOWNLOAD

http://vip5.indirgani.com/Harry.Potter. ... KIDROW.rar

CD KEY

18P7-2B1Q-119S-SKID-ROW0

1DZH-KJ19-117S-SKID-ROW1

1UNE-FP1A-114S-SKID-ROW2


İNCELEME

J.K. Rowling'in fenomen haline gelen serisi Harry Potter efsanesi Ölüm Yadigarları ile sona eriyor. Tıpkı sinemada olduğu gibi oyun dünyasına da iki parça halinde adım atan Ölüm Yadigarları'nın bu ikinci yapımında maceranın sonuna tanıklık ediyoruz.


Resim


Harry Potter ve büyü dünyasını derinden sarsan Lord Voldemort savaşının nihayete ereceği ikinci kısımda, maceranın son savaşı da gözler önüne seriliyor. ilk bölümdekine benzer bir oynanış vaat eden Ölüm Yadigarları Bölüm 2'de, serinin ünlü karakterlerini yönetiyoruz.

Resim


Resim

Resim

Resim

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ


√ Operating system: Windows XP (SP2) / Vista / 7
√ Processor: Intel Core 2 Duo E6420 2.13 GHz or equivalent AMD Athlon
√ Memory: 1 GB
√ Video: 512 MB DirectX 9.0c compatible
√ Sound Card: DirectX 9.0c compatible
√ Free hard drive space: 9 GB


Angry Birds Rio


Resim

DOWNLOAD

http://vip5.indirgani.com/Angry.Birds.Rio.rar

İNCLEME

Bir yanımızda muhteşem grafikli Crysis 2 gibi, diğer yanımızda Assassin's Creed gibi fantastik hikayelere sahip yapımlar var. Bir yandan da tüm basitliğine rağmen milyonlarca kişi tarafından oynanan Angry Birds var. Grafik ve senaryo kısmını bir yana bırakalım orijinalliği bile olmayan bir oyun, internette şöyle biraz aransak kendisinin onlarca benzerini görebiliriz. Telefonlarımızdan giriş yapan Angry Birds karşılaştığı yoğun ilgi sayesinde PS 3, Xbox 360 ve PC'lerimize kadar konuk oldu ve hatta şimdi bir televizyon programı yapılması bile söz konusu. Şimdi kızgın kuşlarımız telefonlarımıza geri dönüyor, bu kez bir senaryo dahilinde ve çok daha zorlu şekilde.

Resim

Uzaklara uçma kuşum

Şimdi olabildiğince subjektif bir yorumla başlıyorum zira bu konuda içimi biraz dökmem lazım. Angry Birds bu kadar tutmuş olmasına rağmen benim gözümde oyunun yapımcısı olan ekip yaratıcılıktan pek nasibini almamış, oyunun türe herhangi bir yenilik getirdiğini söylemek zor. Lakin haklarını yemeyelim çok sevimli ve özellikle sırf sesleri için oynanabilecek bir yapım (en azından benim açımdan). Rovio Mobile güzel bir iş çıkartıp Angry Birds'ü inanılmaz popüler hale getirmişti, o basitliğine rağmen PS 3 ve Xbox 360'ta oynanır olmuştu. Ardından Angry Birds Season piyasaya salınınca hayran kitlesi daha da arttı, zaten oyun sürekli güncellendiğinden popülerliğinden bir şey kaybetmiyordu.

Resim

Bu kadar popüler olmasına rağmen şimdiye dek yapımın doğru düzgün bir senaryosu yoktu lakin Rio ile seri biraz raya oturmuş gibi. Aslına bakarsanız yine özgün bir şeyler yok ortada, oyun yakında piyasaya çıkacak olan Rio filminin üzerine kurulu. Animasyonlara olan ilgimden ötürü beklediğim bir yapımdı zaten, Angry Birds sayesinde biraz daha zevkle izleyeceğim filmi muhtemelen. Filmin konusu türünün son örneği olan 2 kuşun üzerine kurulu, sahibi Blu'nun türünün tek erkeği olduğunu öğrenince kuşuyla birlikte Rio'ya gelir ve Jewel isimli türünün tek dişisiyle çiftleşip türün devamını sağlamaları için Blu ve Jewel aynı kafese konur. Jewel ömrü boyunca özgür olma hayali kurduğundan fırsatını bulduğu anda kaçmaya çalışır lakin Blu türünün son erkeği olmasının yanı sıra uçmayı bilmeyen bir kuştur (daha fazla anlatmasam iyi olacak). Oyunda ise Nigel isimli kötü papağan bir çok değerli kuşu kaçırmıştır, en son olarak ise bizim agresif dostlarımıza dadanınca başına belayı almıştır.

Resim

Benim ülkemin kuşu bile Avrupa'nın kuşundan farklı bakıyor

Değişiklikler sadece senaryoyla da kalmıyor, senaryo dahilinde hedeflerimiz de değişiyor. Kafeslere hapsedilmiş olan kuşları kurtarmaya çalışıyoruz ve ilerledikçe maymunlarla savaşıyoruz. Üstelik bu kez işler daha da zor zira artık hareketli hedefler de var, mesela ilerleyen bölümlerde Nigel ile savaşıyoruz ve kendisi pek yerinde durmadığı için baya uğraştırabiliyor. Üstüne bir de çok daha zorlu engeller çıkıyor, tabi bu engelleri kendi lehimizde de kullanabiliyoruz. Mesela bazı bölümlerde yukarıda sallanan lambalar duruyor, bunları kullanarak kutuları devirmeniz veya ulaşamadığınız noktalara ulaşmanız mümkün. Keza zincirler ve palmiye ağaçları da bize baya zorluk çıkartıyor. Lakin bunlar hep bir yandan da oyunu görsel açıdan güzelleştiriyor, bu sefer basit arka planlar yerine çok daha renkli mekanlarda görevleri tamamlamaya çalışıyoruz. Görsellere sesler de eşlik ediyor. Oyunun tema müziği çok daha güzel olmuş hatta açıkca söyleyebilirim ana ekranda durup defalarca dinledim. Bölümler sırasında ise domuzcukların homurtuları yerine kuş cıvıltıları eşlik ediyor. Fakat atarlı kuşlarımızın seslerinde herhangi bir değişiklik yok. Ayrıca kullanabileceğimiz yeni bir kuşun olmaması da eksik (bazı bölümlerde Blu ve Jewel'i kullanabiliyoruz).

Resim

Oyun ne yazık ki biraz kısa, sadece 60 bölüm var şuanlık fakat 3 yıldız almaya uğraşırsanız baya vakit öldürmenizi sağlayacaktır. 30 bölüm kuşları kurtarma üzerine geçerken sonraki 30 bölümde maymunlarla savaşıyoruz. Ne yazık ki bu kez bonus bölümler eklenmemiş, halbuki oyunda toplamaya çalıştığımız muz, ananas gibi archievement öğeleri var. En azından Mayıs, Temmuz, Ekim ve Kasım içersinde yeni bölümler de açılacağı için yapımın daha da güzelleşeceğini öngörmek mümkün. Keza Angry Birds ve Angry Birds Season için yeni bölümler eklecektir, yani yine oyundan kopamayacağız gibi görünüyor.

Herkese bol oyun dolu günler. Ben şimdi sapanla kuş avlamaya gidiyorum.

Windows XP SP2 veya üstü,
1 GHz işlemci
512 MB bellek.
Grafik OpenGL 1.3 uyumlu



The First Templar (PC)


Resim

DOWNLOAD

http://vip7.indirgani.com/The_First_Tem ... or1911.rar

İNCELEME

Tapınak Şövalyelerinin efsanevi macerası

13. yüzyıl Avrupası denince epey karanlık bir dönem gelir akıllara. Yoğun feodalite, din baskıları, bir yandan kıtlık, diğer yandan veba hastalığı, yaşamayı imkansız hale getirmektedir. Bir de, o dönem iki yüzyıla damgasını vurmuş olan Tapınak Şövalyeleri (Templars) bulunuyor. Katolik Kilisesi ve Papa'ya bağlı olan bu şövalyeler zamanla o kadar güçleniyor ki, ülkelere kafa tutacak hale geliyor. Avrupa'da ve Kutsal Topraklar'da varlığını sürdüren Tapınak Şövalyelerini Assassin's Creed gibi oyunlardan da tanıyoruz; beyaz elbiseler üzerine kırmızı haçlarıyla. Çeşitli yerlerde karargahları bulunan bu örgüt ayrıca birçok büyük muharebe ve kuşatmada da yer alıyor. Olaya siyasetin de dahil olmasıyla 14. yy'da tarikat kaldırılıyor, üstelik epey vahşi yöntemlerle. Yakında çıkacak olan The First Templar adlı oyun ise tam da bu bahsettiğimiz dönemi konu alan bir yapım. Tabii olaylara biraz daha gerçek dışı ve fantastik bir pencereden bakıyor. Ben de tarihi, dolayısıyla tarihi oyunları seven biri olduğumdan bu oyun da hemen ilgimi çekti.

Resim

Tapınak şövalyeleri iş başında

Tropico 3'ten hatırlayacağımız Haemimont Games tarafından geliştirilen The First Templar, senaryo olarak genç bir Fransız tapınak şövalyesinin macerasını anlatıyor. Haçlı seferleri dönemi ve Tapınak Şövalyeleri yavaş yavaş Katolik Kilisesi üzerindeki nüfusunu kaybediyor. Kahramanımızın görevi ise Kutsal Kase'yi (Hz. İsa'nın son yemeğini yediği kase) bulmak. Avrupa'nın çeşitli tarihi mekanlarına da uğrayacağımız bu macerada, hikaye iki ana karakter üzerinden ilerleyecek ve istediğimiz zaman aralarında değişiklik yapabileceğiz. Tabii durum böyle olunca, oyunu co-op modunda arkadaşlarınızla oynama fırsatınız da bulunacak.

Resim

The First Templar, şu haliyle geniş bir içeriğe sahip ve her oyuncuya hitap edebilecek türden bir yapım olarak gözüküyor. Action-Adventure kategorisine soktuğumuz oyunda RPG ve Stealth-Action öğelerine de rastlamak mümkün. Örneğin; bir bölümde şehri işgalden korumak için mancınık başına geçeceksiniz veya düşman üslerine sızmanız gerekebilecek. Ayrıca yolculuk esnasında karşınıza çıkan sandıklarda yeni elbiseler bulabilecek ve "Zeal" adı verilen özel gücünüzü doldurabileceksiniz. İlginç mekanlara sahip olan The First Templar'da, bölüm sonlarında oldukça iri ve güçlü boss'larla da dövüşeceğiz. Oyun Hack'n Slash tarzında olduğu için dövüş sistemi de epey iddialı. Yani oyunun asıl odak noktası dövüşler zaten. Derin bir kombo sistemi sunmayı planlayan The First Templar'da oyuncular karakterlerini bu alanda özelleştirebilecek.

Resim

Ne kadar yeteneklisiniz?

RPG elementlerinin etkisiyle bir skill ağacı da bulunuyor. Belirli tecrübe puanlarını topladığınızda da burada bulunan çeşitli yetenekleri kullanabiliyorsunuz. Aslında ağaçtan öte bir "haç" şeklinde tasarlanmış ve haçın ortasından gelişmeye başlayan skill'ler zamanla yayılıyor. Tüm bunlara rağmen bana çok da yaratıcı gelmedi dövüş sistemi. Yani genel olarak hareketler kısıtlı ve düşmanları öldürme yöntemleri zamanla tekrar ediyor kendini. Yine de özellikle co-op seçeneğinde oyun daha eğlenceli hale gelecektir çünkü burada gerçek bir işbirliği söz konusu. Örneğin; arkadaşınız düşmanı arkadan yakalayıp etkisiz hale getirmişken siz son darbeyi vurabileceksiniz. Tek başınıza oynamanız halinde ise diğer karakterin kontrolünü otomatik olarak yapay zeka alıyor. Tabii oyun esnasında diğer karakterin özel yeteneklerinden faydalanmak isterseniz ona da geçiş yapabileceksiniz. Bu da bence oyunu monotonluktan uzaklaştıran bir etmen.

Resim

Teknik pencereden baktığımızda ise grafiksel anlamda oldukça başarılı bir iş görüyoruz. Yüksek çözünürlüklü kaplamalar, sağlam ışıklandırmalar, başarılı gölgelendirmeler ve su efektleri buna dahil. İşin ilginç tarafı, Haemimont Games, Tropico 3'de kullandığı grafik motorunu bu oyunda da kullanmış. Tropico'nun kuş bakışı bir simülasyon oyunu olduğunu hatırlayınca insan ister istemez bu duruma şaşırıyor. Yine de 2011 yılında görmek istemediğimiz grafik hataları mevcut, yüz animasyonlarında ise özellikle sıkıntı var. Demek istediğim, biraz fazla yapay gözüküyor. Aynı şekilde birtakım nesneler ve çevre detayları da 10 sene öncesinden kalma gibi ama yine de fazla göze batmıyor tüm bunlar. Oyunda çeşitli mekanların olduğundan da bahsetmiştim ve gerçekten iyi tasarlanmışlar. Dönemin mimari yapısı üzerinde de durulmuş ve tüm bu mekanlar da birbirinden farklı. Yani karanlık zindanlar, ormanlar, göz alıcı köyler veya kaleler bunlardan bazıları.

Resim

Başarılı co-op seçeneği

Şöyle bir toparlarsak; sanmıyorum ki The First Templar, Assassin's Creed oyunlarıyla aşık atabilecek türden bir yapım olsun, ama zaten oyunun asıl odak noktası başarılı bir co-op deneyimi sağlamak ki, şu an için umut vaat ediyor. Dövüş sistemi biraz daha geliştirildiği ve grafikler de cilalandığı takdirde bu tarz oyunları sevenler için bulunmaz nimet olacaktır. Dönemin kültürel ve mimari yapısı, zengin tarihi de oyunun arka planını oluşturunca zengin bir içerik bizi bekliyor

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

İşletim Sistemi: Windows XP / Vista / Windows 7
İşlemci: Intel Core 2 Duo 2.0GHz / Athlon 64 X2 Dual Core 4600 eşdeğer veya daha iyisi
RAM: 1 GB ( Vista ve Win7 için 2 GB)
Ekran Kartı: 256 MB
HDD: 4 GB boş disk alanı



Alice: Madness Returns


Resim

DOWNLOAD

http://vip5.indirgani.com/Alice.Madness ... KIDROW.rar

İNCELEME

Bundan 11 yıl önce piyasaya sürüldüğünde kullandığı Quake 3 oyun motoru sayesinde oldukça gelişmiş grafikleriyle piyasayı sallayan American McGee’s Alice’i hatırlıyorsunuzdur eminim. Alice’in çıkan yangın sonucu bütün ailesini kaybetmesi ve aklını yitirmesi sonucu, zaten karanlık olan zihninin daha da boğucu, çarpık ve sürreal imgelerle dolu bir hal alması ve Alice’in bu durumdan kurtulup kafasının içerisindeki şeytani güçlerden arınmaya çalışmasını ele alan hikayesiyle, platform ve aksiyon öğelerini birleştiren, üzerine de bulmacalar serpiştiren bir oyundu Alice.

Eğer ilk oyunu oynayanlardansanız, Alice’in kafasının içerisindeki şeytanlardan kurtulmak için mücadele ettiğimizi ve sonuç olarak Red Queen’i yenmeyi başararak akıl sağlımızı yeniden kazandığımızı hatırlıyorsunuzdur. Hatırlamıyorsanız da, artık öğrenmiş oldunuz. Gerçekten 11 sene gibi uzun bir süre bekleten bu devam oyunu sayesinde, Alice’in aslında kafasındaki sapkın düşünceleri uzaklaştırmayı başaramadığını ve ilk oyunun sonunda gördüklerimizin geçici bir çözüm olduğunu, Alice’in yalnızca zihninin değil, aslında yaşadığı dünyanında oldukça çarpık bir dünya olduğunu anlıyoruz.

Resim

Delilik bir hastalık değil, bambaşka bir dünyadır

Alice: Madness Returns, bir akıl hastanesinde tedavi gören Alice’in ilk kabusuyla başlıyor. Uyanmasının ardından tanıştığımız doktoru, inatla geçmişini unutmasını söylerken, bunun akıl sağlığını geri kazanması için tek yol olduğunu da belirtiyor. Ardından sokağa çıkıp, beyaz tavşanı değil de beyaz kediyi takip etmeye başladığımızda işler gerçekten garip bir hal almaya başlıyor.

Alice’in çarpık zihni yeniden harekete geçiyor ve bir kez daha Harikalar Diyarı’nda buluyoruz kendimizi. Karşımızda Cheshire duruyor. İşlerin eskisine göre oldukça değiştiğini ve artık yepyeni kanunların geçerli olduğunu öğreniyoruz. Alice’in buradan giderken değiştirdiklerinin Harikalar Diyarı’nı aslında hiç de iyi etkilemediğini anlamış oluyoruz. Alice, kendisini kurtarmak için öncelikle Harikalar Diyarı’nı kurtarmak zorunda.

Bu Harikalar Diyarı, fark edeceğiniz üzere Lewis Carroll’un Alice’s Adventures in Wonderland’i yazarken kafasındakilerle aynı şeyler değil elbette. McGee’nin tasarladığı Harikalar Diyarı, çok daha karanlık ve ürkütücüyken, Kızıl Kraliçe’nin iskambil kağıdı askerleri artık yerlerini ölümsüz uşaklara bırakmış, tahta çubuklardan yapılan oyuncak atlar ise oyuncak değil, ölümcül silahlara dönüşmüş durumda.

Harikalar Diyarı’nı bu kadar ballandıra ballandıra ve uzun olarak anlatmamın sebebi, aslında oyunun en iyi yanı olması. Yaratılan karanlık ve çarpık atmosfer o kadar etkileyici ki, bazen işi gücü bırakıp etrafınızda olan olayları izlediğinizi fark edeceksiniz. Her yer öyle hareketli ve ilginç imgelerle dolu ki, zaten istemeseniz bile gözünüz takılacak ve birkaç saniye gözünüzü alamayacaksınız.

Oyunun her bölümü farklı bir temaya sahip ve bu temaları size anlatmaya kalksam emin olun ki görmeden anlamanız, daha doğrusu benim bu temaları birkaç kelimeyle anlatmam mümkün değil. Ben yine de şansımı denemek istiyorum ve şöyle örnekliyorum: Sarı arka planın önünde farklı renklerde bulutlar ve önlerinde paslanmış kahverengi platformların, akrep ve yelkovanı çatallar ve çaydanlık ucundan oluşan dev saat kulelerinin yanında hareket ettiğini hayal edin.

Yalnızca oyunda bulunan mekanlar değil tabii bu garipliklerden nasibini alan. Oyunda Alice’in her bölümde üzerindeki kıyafet değişiyor ve o temaya uygun bir hal alıyor. Karşımıza çıkan her türlü düşman ya da dost karakterin de ne kadar ilginç bir görünüme sahip olduğunu anlatabilmem için ise, çaydanlıktan iki kol ve bacağın çıktığını ve size demliğinin ucundan bombalar attığını düşünün desem, herhalde işime yarar bir anlatım olacaktır.


Resim


Binerim alamete, giderim kıyamete

Alice’in kıyafetleri ve diğer karakterlerden bahsetmişken, oyunun grafiklerinden de yavaş yavaş bahsetmemiz gerekiyor aslında. Öncelikle oyunun tek geçtiği bölge Harikalar Diyarı değil ve Alice’in Harikalar Diyarı’nda yaptığı yolculuğu sırasında her kendine gelişinde, Londra sokaklarında olduğumuzu fark edeceksiniz. Soğuk, gri ve yağışlı Londra sokakları, oyunun atmosferini tamamlayıcı bir etken olarak görünüyor.

Alice'den söz edelim isterseniz. Öncelikle Alice’in Londra versiyonu ile Harikalar Diyarı versiyonu arasında dağlar var, bunu söylemeliyim. Londra’da pısırık ve ezik karakterli bir insanken, kafasında yarattığı Harikalar Diyarı’nda ise, içindeki kaplan ortaya çıkıyor dersek yeridir. Bu durumda Alice’in animasyonlarının bile değişmesi yüzünden grafikleri için iki ayrı yorum yapmam gerekiyor.

Alice’in Londra versiyonu oldukça başarısız animasyonlara sahip. Aslında bu biraz kalp kırıcı olacak. Yürüyüş animasyonunda öyle büyük sıkıntılar var ki, Unreal motoru ile yapılan bu oyun sanki seneler önceki Unreal Tournament'ları hatırlatıyor bize. Yürümeye başladığınız anda kaymaya başlayan Alice, ilk adımını atana kadar öylesine çirkin bir görüntü oluşturuyor ki, akıllara Buzda Dans yarışmasını ya da Michael Jackson’ın Ay Yürüyüşü’nü getiriyor. 

Resim

Bunun haricinde Harikalar Diyarı’na geçtiğimizde kaplana dönüşen Alice’in yürüme animasyonu değişmese de, hamlelerden kaçmak için kelebeklere dönüşerek uçması ve tüm saldırı animasyonları oldukça başarılı. Hatta gereğinden fazla başarılı bulduğumu da belirtmeliyim. Tabii Harikalar Diyarı olsa bile burada da ufak tefek grafik hataları var ve “clipping” denilen, karakterlerin nesne ve duvarların içerisinden geçmesini oldukça sık göreceğinizi söylemeliyim.

Ayrıca Londra da olsa Harikalar Diyarı da olsa, nedense Alice oldukça kötü modellenmiş gibi geldi bana. Alice dışında bütün karakterler oldukça detaylı hazırlanırken, Alice’in yüz hatlarında en ufak girinti-çıkıntı bile olmaması çok itici duruyor. Fakat dediğim gibi Alice'in haricindeki her karakter oldukça iyi modellenmiş ve detaylı. Tabii ki grafikler günümüz standartlarına göre muhteşem denilecek düzeyde değil, ama bu oyunun zaten öyle grafiklere ihtiyacı yok, çünkü kendine has çizimleriyle zaten belli bir kaliteyi tutturabilmiş durumda.

Yine mi beyaz tavşan yahu?

Peki ya oynanış? Oyunun başına ilk oturuşumda aralıksız yaklaşık dört saat boyunca başından ayrılamadım. Bunun sebebi ise, oyunun sürekli farklı temalardaki mekanlarda geçiyor olması ve basit de olsa bulmacalarıyla tam bir platform oyunu olmayı başarabilmesi. Fakat bulmacaların genelinin, "bir yerdeki tuşa bas, kapı açılsın, kapı kapanmadan 5-6 platformdan atla, kapıdan geç, hop bitti veya türevleri" olduğunu belirtmem gerekiyor.


Resim


Aksiyon öğeleri ise bütün silahları (zaten toplam beş adet silahınız var) bulduktan sonra tamamıyla aynı şekilde ilerliyor. Her düşmanın belli zayıf noktaları var ve her silahınız farklı düşmanda, farklı etkiler gösteriyor. Tabii ilk oyunda aynı olmayan bu silahlarla artık kombolar yapabiliyorsunuz, ama merak etmeyin, oyunda kombo sistemi diye bir şey yok. Siz artık içinizden sayarsınız 6-7-8 diye.

Oynanış kendini tekrar ediyor olsa da, bu kesinlikle başında geçirdiğiniz zamanı çöpe atacağınız anlamına gelmiyor. Sonuçta farklı düşmanlara, farklı silahları kullanmanız ve bu silahları peşpeşe farklı varyasyonlarla deneyerek ortaya karışık saldırı çeşitleri çıkarmanız mümkün oluyor. Bu tür oyunların piyasada çok fazla olmaması, dinazor oyuncular haricinde bir kitleye hitap etmiyor oluşu sanırım.

Oynanış ile ilgili söylemem gereken birkaç şey daha var. Alice’in küçülme yeteneği bu oyunda daha da kullanışlı hale gelmiş. Artık R1 ya da RT tuşuna basarak istediğiniz an küçülebilir ve anahtar deliği şeklindeki küçük kapılardan ya da normal boyunuzla geçemeyeceğiniz herhangi bir aralıktan geçebilirsiniz. Bu küçülme olayı yalnızca bununla yetinmiyor. Shrink Sense denilen, etrafta normal gözlerle göremediğiniz objeleri de görebilmenize yarayan özelliği kullanımınıza sunuyor.

“Shrink Sense” sayesinde duvarlarda veya yerlerde bulunan çizimleri görebilir, normalde göremediğiniz platformları görerek üzerlerinden yürüyebilirsiniz. Bu çizimler tamamıyla size yol göstermek amacıyla yapılmış. Eğer oyun içerisinde kaybolduğunuzu düşünürseniz, kendinizi küçülterek etrafa iyice göz atarsanız, ne yapmanız gerektiğini kolaylıkla bulabilirsiniz.

Histerik misin arkadaşım?

Alice’in sağlığı dibe dayandığında, Hysteria modu aktif hale gelebiliyor. Bunu istediğinizde sol analog çubuğa basarak yapabilir, Alice’i histerik moda sokarak hasar almanızı önleyebilir ve düşmanlarınıza çok daha fazla hasar verebilirsiniz. Histerik modun da kendine has, oldukça güzel renkleri ve çizimleri var.

Son olarak da, Harikalar Diyarı’nda gezinirken birçok gizli geçit, kapı ve yol bulacak, bu yolların sonucunda şişeler ve dişler toplayacaksınız. Topladığınız dişler, oyunun başında işlevsiz gibi görünse de, bir süre oynadıktan sonra silahlarınıza “Upgrade” yani geliştirme yapmanıza yaradığını öğreneceksiniz. Böylece her gördüğünüz kutuyu, salyangoz kabuğunu kıracak ve içlerindeki dişleri alacaksınız. Beyaz dişler bir sayılırken, altın diş bulduğunuzda beş diş olarak sayılacaktır.

Alice’in son sözleri

Seslendirmeler oldukça güzel, aksanlı konuşmalar anlaşılmayacak düzeyde değil ve altyazı seçeneği hep aktif şekilde durduğundan konuşulanları rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. İngilizcesi yeterli olmayan arkadaşlar biraz zorlanacaklar, zira topladığınız “anı” parçaları sesli mesajlar olarak gelecek ve bu anı parçaları geçmişinizle ilgili birçok detayı ortaya dökecek.


Resim


Karakterlerin sesleri, konuşmaları oldukça başarılıyken, savaşlarda çıkan sesler de bir aksiyon aratmayacak düzeyde. Müziklerine gelirsek, atmosferi daha da ilginç hale getiren müzikler oyun içerisinde çalarken, bir anda aksiyonun başlaması ile alttan alttan oyuncuya gazı veren müziklerin çalmaya başlaması da etkileyici.

Alice: Madness Returns'ün çoklu oyunculu seçenekleri olmaması da bir eksi sayılabilir. Gerçi bu oyunun çoklu oyunculu olması ne işe yarar, onu da sorgulamak gerek. Çünkü zaten bulmacalar çok zorlayıcı değiller ve aksiyona da dayalı bir oynanışın çoklu oyunculu seçeneklerle desteklenmesi bana pek mümkün görünmedi zaten. Belki çok klasikleşen Deathmach, Capture the Flag gibi çoklu oyunculu modları oyuna eklenebilirdi, ama eklense de uzun süreli bir oynanışa sahip olacağını söylemek biraz yalan olur gibi.

Bunlar da benim son sözlerim

Alice: Madness Returns, benim gibi dinazor oyuncular için çok nadir bulunan oyunlardan birisi olarak nitelendirilebilir. Piyasada böyle oyunlar o kadar az bulunuyor ki haliyle bulduğumuz zaman da kaçırmamamız gerekiyor. İlk oyunu oynayıp beğendiyseniz, Alice: Madness Returns size fazla bir yenilik sunmayacak belki, ama yine de kesinlikle vakit kaybı olmayacaktır.

Platform oyunlarını seven biriyseniz ve birkaç ufak grafik hatasını göz ardı edebilirseniz, Alice: Madness Returns, verdiğiniz paranın hakkını size geri ödeyecektir. İyi eğlenceler dilerim.

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

İşletim Sistemi: Windows 7 / Vista / XP
İşlemci: Intel Core 2 Duo E6600 2.4GHz / AMD Athlon 7750 Dual Core eşdeğer veya daha iyi bir işlemci
RAM: 2 GB (XP) / 3 GB (Vista / 7)
Ekran Kartı: Nvidia GeForce GT 240 / AMD Radeon HD 3850 eşdeğer veya daha iyi bir ekran kartı
HDD: 6 GB boş disk alanı


LEGO Pirates of the Caribbean: The Video Game (PC)


Resim

DOWNLOAD 

http://vip5.indirgani.com/LEGO.Pirates. ... KIDROW.rar

İNCELEME

Küçükken, her çocuk gibi ben de LEGO oyuncaklarına bayılırdım. Üstelik o sıralarda bir çekilişte LEGO’nun ambulans uçak kutusunu bile kazanmıştım. İnanılmaz bir şeydi, çünkü hayatımda ilk defa bir şey kazanmıştım ve eve gelen paket o sıralarda boyumun yarısı kadardı. Yıllarca bıkmadan usanmadan onunla oynamış ve diğer LEGO parçalarımla da birleştirip farklı farklı şeyler ortaya çıkartmıştım.

Şimdilerde ise LEGO çocukların oyuncağından çok gözüme büyüklerin inanılmaz tasarımlar yapmasını sağlayan bir eğlence aracı gibi duruyor. Hatta yanlış hatırlamıyorsam da 5-6 ay önce bir İngiliz, LEGO parçalarını kullanarak Star Trek’teki ünlü Atılgan gemisinin bir insan boyundaki maketini yapmıştı.

LEGO’nun hayatın her alanına bu kadar yayılması elbette büyük bir başarı göstergesidir. Hoş, bundan 50 yıl sonra da durum aynı olur mu bilinmez ancak video oyunları dünyasında halen için sağlam bir yere sahip olduğu kesin.

LEGO oyunlarının en büyük özelliği dönemin en ünlü ve fantastik filmlerinden esinlenerek onlara daha esprili, biraz değişik ve LEGO’ca bir tavır ile yaklaşmasıydı. İşte LEGO: Pirates of Caribbean da böyle bir oyun.

Resim

Kılıç balığı ile kılıç düellosu yapabilir misiniz bay Turner?

Lego Pirates of the Caribbean: The Video Game, Traveller’s Tale tarafından geliştirilip, film serisinin de yapımcısı olan Disney tarafından dağıtılıyor. Oyunun belki de en büyük özelliği hikayesinin şu ana kadar çıkmış olan ilk üç filmi ve kısa zamanda gösterime girecek olan dördüncü film On Stranger Tides’ı da kapsıyor olması. Dolayısı ile filmi izlemeden önce bu oyunu oynamanız film için size SPOILER verecektir. Şimdiden bilgilendirilelim.

Ben oyunu PlayStation 3’te oynadım, dolayısı ile oyundan örnek verirken kontrolleri buna göre belirteceğim. Lakin şunu da söyleyelim, oyunumuz her zamanki gibi PC, Xbox 360, PSP, Nintendo DS, Nintendo 3DS, Wii’ye çıkıyor.

Demin de bahsettiğim gibi bütün oyun, serinin dört filminin de hikayesini toplayıp sizin önünüze getiriyor. Sadece arada çok ufak detaylarda bazı değişiklikler yapılmış ve işin içine daha çok espri katılmış. Evet biliyorum LEGO oyunlarının en büyük özelliğidir ancak, oyunlarda hiç konuşma olmaması bazen biraz sıkıntı yaratıyor. Birinci filmden başlayarak dördüncü filme kadar oynuyorsunuz. LEGO Pirates of the Caribbean: The Video Game’de toplamda 20 adet bölüm mevcut ve her bir film için beş bölüm ayrılmış. Bir bölümün ortalama yarım saat kadar sürdüğünü düşünürseniz bu da size nereden baksanız 10 saatlik bir oynanış süresi sunuyor. Elbette bölümlerdeki bulmacaları çözerken geçireceğiniz zamanın az ya da çok olması da bir hayli fark ettirecektir.

Kaptan… Kaptan Jack Sparrow

LEGO Pirates of the Caribbean: The Video Game’in mantığı eski LEGO oyunlarla aynı. Filmdeki aynı sahnede başlıyorsunuz ve size belirtilen görevleri yaparak ilerliyorsunuz. Ancak elbette bu sırada düşmanlarla dövüşler, bir araya getirmeniz gereken LEGO parçaları, parçalamanız gereken sandıklar ve diğer eşyalar ile platform bulmacalarını da çözmeniz gerekiyor. Nitekim oynanışta bir fark yok.

Kontroller oldukça rahat ve kullanışlı ancak kamera açısı için her zaman bunu söylemek doğru olmaz. Bazı noktalarda kamera açısı yetersiz kalıyor ve bu durumda bulmacanın çözümünü görmekte zorlanabiliyorsunuz. Bunun yanında gerek platform gerek eşya bulmacaları oyunda o kadar da zor değil. Zaten oyun size neyin/kimin hangi eşyaya ihtiyacı olduğunu belirttiği için size bir tek o eşyayı çevrede aratıp bulmak kalıyor. Zaten diğer durumlarda ekranın altında beliren yazılarda bir sonraki hamleniz için ipucu veriyor.

LEGO Pirates of the Caribbean: The Video Game’de multiplayer özelliği mevcut değil ancak son üç oyunda olduğu gibi (LEGO Indiana Jones 2: The Adventure Continues, LEGO Harry Potter: Years 1-4 ve LEGO Star Wars III: The Clone Wars) bu oyunda da co-op modu mevcut. Üstelik bir arcade oyunu tarzında ikinci kişi dilediği an oyuna girip çıkabiliyor.

Resim

Bu gemiyi iki kişi kullanamaz… Ama o gemiyi kullanabilir

Co-op modu hakkında söylemek istediğim bir iki şey de öncelikle yine split screen dediğimiz ekranın ikiye bölünmesi olayı gerçekten çok kullanışlı. İki karakter yan yana geldiğinde ekran bir bütün halini alırken birbirinizden ayrıldığınız anda ekranı iki üçgen oluşturacak şekilde köşelerden bölerek her karakterin kendi bulunduğu bölgeyi göstermeye başlıyor. Karakterler tekrardan yan yana gelirken de ekran yavaş yavaş bir bütün halini almaya başlıyor. Ancak co-op’taki bu rahatlığa rağmen sıklıkla kafanızın karışma ihtimali de muhtemel.

Başlarda oyunda aynı anda 2-3 karakter yönetiyorsunuz, ancak ilerleyen bölümlerde bu sayı arttıkça ortalık daha da bir kalabalıklaşıyor ve ekranın yarısını da kaybedince etrafta ne var ne yok görememeye başlıyorsunuz. Üstüne bir de henüz tuşlara alışmamışsanız yanlışlıkla sürekli bir karakter değiştirme döngüsünde bulabiliyorsunuz kendinizi. Ancak bunun haricinde oyundaki co-op modu çok güzel hazırlanmış. Özellikle ikinci oyuncunun dilediği zaman girip dilediği zaman çıkması ve bunun oyuna hiçbir olumsuz etkisi olmaması diğer oyunlarda olduğu gibi bu oyunun da en büyük artısı.

Bu arada oyunun 3DS versiyonunda, cihazın en büyük özelliği olan Street Pass’ı kullanarak kılıç dövüşleri yapma imkanınız da olacak.

Karakter demişken oyunda 70’in üzerinde karakter mevcut. Dört filmdeki bütün ana ve yan karakterler oyunda da bulunuyor. Dediğimiz gibi oyunun oyun mekaniği diğer oyunlarla aynı. Yine etraftaki eşyaları kırarak topladığınız ufak LEGO parçaları, oyun para birimini oluşturuyor ve bu parçalar ile karakterleri, ekstraları ve farklı korsan gemilerini açabiliyorsunuz.

Ah Tortuga... Aşıklar adası...

LEGO Pirates of the Caribbean: The Video Game’de oyuna başlangıç noktanız olan Port Royal aynı zamanda sizin hub bölgeniz, yani oyun boyunca yaptıklarınızı kontrol ettiğiniz alanınız oluyor. Buradan daha önceden tamamladığınız bölümleri tekrardan ister hikaye modunda isterseniz serbest modda oynayabiliyorsunuz. Serbest modun esas amacı daha önceki bölümlerde açamadığınız yerleri yeni kazandığınız karakterler ile açarak buradaki ödülleri de toplamak.

Her karakterin kendine has bir özelliği var. Jack Sparrow pusulasını kullanarak bir sonraki bölümün yolunu bulurken, Will balta fırlatıyor, bunun yanında kadın karakterler erkeklerden daha yukarı zıplarken, kel cüce Marty ise ateşli silahlar kullanabiliyor.

Resim

Yüzme imkanımız da bulunuyor. Bunun yanında insan karakterler için oksijen ihtiyacı mevcut. Dolayısı ile dakikalarca suyun altında kalamıyoruz. Ancak zombi karakterler için bu kısıtlama mevcut değil.

Teknik detayına inecek olursak, grafikler hakkında bir LEGO oyunundan beklendiği kadar. Renkler oldukça canlı ve ışıklandırmalar gayet başarılı. Karakter modellemelerinden veya animasyonlar klasik LEGO oyunlarındaki gibi.

Bunun yanında oyundaki tüm müzikler filmdekilerden alındığı için oldukça güzel ve dinlemesi zevkli. Üstelik filmin önemli sahnelerinde hangi müzikler çalıyorsa, oyundaki aynı sahnelerde de aynı müzikler çalıyor. Seslere gelince, oyunda diyaloglar olmasa da çevre sesleri ve efektler oldukça başarılı. Kılıç sesleri ve patlama efektleri kulağı tırmalamıyor.

Resim

Ölü adamın sandığı üstünde 15 kişiydik

En büyük sıkıntı, ara sahnelerin hiçbir şekilde geçilemiyor olması. Tamam bu sahneler hikayeyi anlatıyor vs. ancak özellikle filmden filme geçerkenki ilk görüntüler oldukça uzun ve filmleri önceden izlediğiniz için %90’ı bildiğimiz sahneler.

Bunun yanında oyunda bölüm yüklemeleri çok fazla. Bir haritada bazen 4-5 farklı mekana girmeniz gerekebiliyor, üstelik bazen bu yerlere birkaç kez girmeniz gerekiyor. Hal böyle olunca bölümü 40 dakikada bitirdiyseniz bunun toplam 10 dakikası sadece yüklemelerle geçiyor.

Resim


Genel anlamda söylemek gerekirse LEGO Pirates of the Caribbean: The Video Game, LEGO serisinin severleri için zaten sıradaki oynanacaklar listesinde bulunması gereken bir yapım. Bu seriyi daha önce denememiş kişiler için ise tavsiye edeceğim bir oyun. Özellikle co-op modu ile oldukça eğlenceli vakitler geçireceğinizi düşünüyorum.

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

OS: XP(SP3)/Vista/Windows 7
Processor: Pentium D 3.0GHz / Athlon 64 X2 Dual Core TK-53
Memory: 1GB RAM
Hard Drive: 8GB of free space
Graphics: GeForce GT 120 / Radeon HD 2600 XT



The Witcher 2: Assassins of Kings


Resim

DOWNLOAD


DVD: 1 http://vip5.indirgani.com/The.Witcher.2 ... W.DVD1.rar
DVD: 2 http://vip5.indirgani.com/The.Witcher.2 ... W.DVD2.rar


NOT: DVD 2 NİN İÇİNDE Patcher_EFIGS VAR BUNU TIKLAYARAK İLK ÖNCE PATCH YAPACAKSINIZ. DAHA SONRA BİN KLASÖRÜ İÇİNDEKİ PAUL.DLL KOPYALANACAK BEN AVG KULLANIYORUM.. RESİDENT SHİELD TEN İZİN VER OLARAK AYARLADIKTAN SONRA ÇALIŞTIRABİLİYORUM YOKSA VİRÜS OLARAK GÖRÜYOR...

İNCELEME

Geçmisini hatirlamayan adamin dönüsü

Polonyali yazar Andrzej Sapkowski'nin kitaplari temel alinarak hazirlanan The Witcher, 2007 yilinin eylül ayinda piyasalara çikmis ve beklenmedik bir basari yakalamisti. Yapimci firmanin ilk oyunu olmasina ragmen "Yilin En Iyi RPG'si" ödülü de dahil, farkli dallarda yüzü askin ödüle layik görülen ve sadece PC platformunda çikmasina ragmen 1.5 milyon satan bir oyun olmustu. Tabii ki her basarili oyun gibi onun da bir devam oyunun çikmasi kaçinilmaz olmustu ki The Witcher 2: Assassins of Kings'in duyurulmasi gecikmedi.

Resim

Eger bir gecikme olmazsa 2010 yilinin dördüncü çeyreginde bizlerle bulusacak olan Witcher 2, bugüne kadar yapilmis en iyi RPG olma iddaasiyla geliyor. Yapimcilarin bunu destekler nitelikteki söylemleri ve daha da önemlisi bizlere sunduklari yeni özellikleri bunun çok da uzak olmadigini gösteriyor.

Kararlariniz bizim için degerlidir!

Rol yapma oyunlarinin en önemli ve oyunculari oyuna baglayan unsuru; oyun senaryosu, Witcher 2'de farkli bir boyuta tasiniyor. Macera içerisinde verdigimiz her karar, söyledigimiz her söz ve yaptigimiz her davranis, senaryonun ilerleyisini degistirecek. Yani tam anlamiyla o hayatin içindeymis gibi, RPG türünün hakkini verircesine, kararlarimiz, gidisatimizi etkileyecek. Gamescom'da gösterilen oynanis videolarinda da bu özellik kendini açik bir sekilde belli ediyordu zaten. Ilk oyunda yer alan diyalog sistemi de bu özellikle orantili olarak iyilestirilmis. Artik karakterler arasindaki pembe dizi diyaloglari yerini daha akici ve mantikli konusmalara birakacak.

Resim

Witcher 2, hikaye olarak ilk oyunun sona erdigi zamanin birkaç ay sonrasinda geçecek ve bu sefer ilk oyundaki uzun oynanis ve hikayenin aksine daha derin, ancak daha kisa bir senaryo ile oyun bizlerle olacak.

Renkli karakterler, renkli atmosfer

Elf, insan ve beyaz kurtlarin muhtesem karmasi Geralt karakteri, Witcher 2'de de basrolde yer buluyor ancak; yardimci roller bu sefer çok da ikinci planda kalmayacak gibi. Ilk oyunda yer alan karakterlerin yaninda bu oyuna özgü yeni karakterler de yaratilmis. Ilk oyuna nazaran artik arkadaslarimiz bizle beraber daha etkili bir sekilde düsmanla çarpisiyor ve hayatta kalmamizi sagliyorlar.
Ayrica Witcher 2'de çesitli görevlerde bas karakter yerine seçtigimiz yardimci karakterle de görevi tamamlamamiz mümkün olacak. Geralt'in yaninda tamamen bizden bagimsiz olarak hareket eden Zoltan, Dandelion, Triss ve Iorweth maceramiz boyunca bizlere eslik edecek.

Resim

Ilk oyunda yer alan BioWare patentli Aurora oyun motorunun da yerini, yapimci firma CD Project'in yarattigi yeni grafik motoru aliyor. Yapimcilara göre bu grafik motoruyla oyuncular, essiz bir deneyim yasayacak. Yine Gamescom gösterimlerini referans alarak konusmak gerekirse, ilk oyundaki hantal, ruhsuz ve duygusuz karakter modellemeleri bu oyunda göze oldukça hos gelen bir modellemeye ve karakter animasyonlarina sahip. Karakterlerin hepsi ve oyunda yer alan animasyonlar ilk oyuna göre tamamen farkli bir boyuta tasinmis. Bunun yaninda atmosfer de yeni oyun motorunun nimetlerinden nasipleniyor. Witcher 2'de ilk oyunda yer alan yasayan çevre kavrami daha canli kilinmis ve oyunun fantastik öyküsü renkli bir atmosferi de beraberinde getirmis. Artik sehirler arasindaki kilometrelerce yürüyüs bir eziyetten çok bir romanin yapraklari arasindaki büyülü dünyada dolasmak kadar zevkli olacak.

Resim

Yenilenen dövüs sistemi ve karakter gelistirme

Yapimcilar üzerine basa basa hala gelistirme asamasindayiz deseler de, Witcher 2'de yer alan dövüs sisteminin ilk oyuna göre çok iyi bir yerde oldugunu söyleyebiliriz. Dövüs sistemine eklenen yeni özellikler ve animasyonlar sayesinde Witcher 2, çogu aksiyon oyunuyla yarisacak düzeye getirilmis. Tabii hala bosa giden ve bazen önümüzde hareket etmeden duran düsmanlarimiza ragmen bu böyle ancak yapimcilarinda dedigi gibi "Henüz gelistirme asamasinda".

Ilk oyunda yer alan bütün iyi özellikler yerini korurken, RPG'lerin olmazsa olmazi karakter gelistirme ekranlari da Witcher 2'de iyilestirilmis. Artik çok daha sade ve islevsel bir gelistirme ekraniyla karsi karsiyayiz. Yine ilk oyunda yer alan itemlerin ve silahlarin kat kat fazlasini Witcher 2'de bulacagimizi da belirtelim.

Resim

Beklentiler yüksek, beklemesi zor

Yenilenen bir grafik motoru, çok satan bir roman temel alinarak hazirlanan bir oyunun basariya aç ve istikrarli bir yapimci kadrosu ve birçok RPG'de bulunmayan kendine has birçok özellik Witcher 2'de bir araya geliyor. Bize de tüm bu özelliklerin bizlere yasatacagi keyifli dakikalari düsünerek "Yaratik av sezonunun" açilmasini beklemek kaliyor. Açikçasi Witcher 2 çok saglam geliyor. 

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

Miminum Sistem Gereksinimleri:

- İşletim Sistemi: Windows XP SP2 / Windows Vista SP2 / Windows 7 (32/64-bit)
- İşlemci: Intel Core 2 Duo 2.2 Ghz veya AMD Athlon 64 X2 5000+
- Bellek: Windows XP için 1 GB / Windows Vista ve Windows 7 için 2 GB
- Ekran kartı: Pixel Shader 3.0 destekli 512 MB RAM'li ekran kartı (Nvidia GeForce 8800 veya ATI Radeon HD3850)

Tavsiye edilen sistem gereksinimleri:

- İşletim sistemi: Windows XP SP2 / Windows Vista SP2 / Windows 7 (32/64-bit)
- İşlemci: Intel Core 2 Quad veya AMD Phenom X4
- Bellek: Windows XP için 3 GB / Windows Vista ve Windows 7 için 4 GB
- Ekran Kartı: Pixel Shader 3.0 destekli 1 GB RAM'li ekran kartı (Nvidia GeForce GTX260 veya ATI Radeon HD4850)

Ek olarak:

- Ses kartı: DirectX 9.0c uyumlu ses kartı
- Sabit Disk: 16 GB boş alan
- Disk Sürücüsü: DVD x8, DVD9 uyumlu


Alice: Madness Returns


Resim

DOWNLOAD

http://vip5.indirgani.com/Alice.Madness ... KIDROW.rar

İNCELEME

Bundan 11 yıl önce piyasaya sürüldüğünde kullandığı Quake 3 oyun motoru sayesinde oldukça gelişmiş grafikleriyle piyasayı sallayan American McGee’s Alice’i hatırlıyorsunuzdur eminim. Alice’in çıkan yangın sonucu bütün ailesini kaybetmesi ve aklını yitirmesi sonucu, zaten karanlık olan zihninin daha da boğucu, çarpık ve sürreal imgelerle dolu bir hal alması ve Alice’in bu durumdan kurtulup kafasının içerisindeki şeytani güçlerden arınmaya çalışmasını ele alan hikayesiyle, platform ve aksiyon öğelerini birleştiren, üzerine de bulmacalar serpiştiren bir oyundu Alice.

Eğer ilk oyunu oynayanlardansanız, Alice’in kafasının içerisindeki şeytanlardan kurtulmak için mücadele ettiğimizi ve sonuç olarak Red Queen’i yenmeyi başararak akıl sağlımızı yeniden kazandığımızı hatırlıyorsunuzdur. Hatırlamıyorsanız da, artık öğrenmiş oldunuz. Gerçekten 11 sene gibi uzun bir süre bekleten bu devam oyunu sayesinde, Alice’in aslında kafasındaki sapkın düşünceleri uzaklaştırmayı başaramadığını ve ilk oyunun sonunda gördüklerimizin geçici bir çözüm olduğunu, Alice’in yalnızca zihninin değil, aslında yaşadığı dünyanında oldukça çarpık bir dünya olduğunu anlıyoruz.

Resim

Delilik bir hastalık değil, bambaşka bir dünyadır

Alice: Madness Returns, bir akıl hastanesinde tedavi gören Alice’in ilk kabusuyla başlıyor. Uyanmasının ardından tanıştığımız doktoru, inatla geçmişini unutmasını söylerken, bunun akıl sağlığını geri kazanması için tek yol olduğunu da belirtiyor. Ardından sokağa çıkıp, beyaz tavşanı değil de beyaz kediyi takip etmeye başladığımızda işler gerçekten garip bir hal almaya başlıyor.

Alice’in çarpık zihni yeniden harekete geçiyor ve bir kez daha Harikalar Diyarı’nda buluyoruz kendimizi. Karşımızda Cheshire duruyor. İşlerin eskisine göre oldukça değiştiğini ve artık yepyeni kanunların geçerli olduğunu öğreniyoruz. Alice’in buradan giderken değiştirdiklerinin Harikalar Diyarı’nı aslında hiç de iyi etkilemediğini anlamış oluyoruz. Alice, kendisini kurtarmak için öncelikle Harikalar Diyarı’nı kurtarmak zorunda.

Bu Harikalar Diyarı, fark edeceğiniz üzere Lewis Carroll’un Alice’s Adventures in Wonderland’i yazarken kafasındakilerle aynı şeyler değil elbette. McGee’nin tasarladığı Harikalar Diyarı, çok daha karanlık ve ürkütücüyken, Kızıl Kraliçe’nin iskambil kağıdı askerleri artık yerlerini ölümsüz uşaklara bırakmış, tahta çubuklardan yapılan oyuncak atlar ise oyuncak değil, ölümcül silahlara dönüşmüş durumda.

Harikalar Diyarı’nı bu kadar ballandıra ballandıra ve uzun olarak anlatmamın sebebi, aslında oyunun en iyi yanı olması. Yaratılan karanlık ve çarpık atmosfer o kadar etkileyici ki, bazen işi gücü bırakıp etrafınızda olan olayları izlediğinizi fark edeceksiniz. Her yer öyle hareketli ve ilginç imgelerle dolu ki, zaten istemeseniz bile gözünüz takılacak ve birkaç saniye gözünüzü alamayacaksınız.

Oyunun her bölümü farklı bir temaya sahip ve bu temaları size anlatmaya kalksam emin olun ki görmeden anlamanız, daha doğrusu benim bu temaları birkaç kelimeyle anlatmam mümkün değil. Ben yine de şansımı denemek istiyorum ve şöyle örnekliyorum: Sarı arka planın önünde farklı renklerde bulutlar ve önlerinde paslanmış kahverengi platformların, akrep ve yelkovanı çatallar ve çaydanlık ucundan oluşan dev saat kulelerinin yanında hareket ettiğini hayal edin.

Yalnızca oyunda bulunan mekanlar değil tabii bu garipliklerden nasibini alan. Oyunda Alice’in her bölümde üzerindeki kıyafet değişiyor ve o temaya uygun bir hal alıyor. Karşımıza çıkan her türlü düşman ya da dost karakterin de ne kadar ilginç bir görünüme sahip olduğunu anlatabilmem için ise, çaydanlıktan iki kol ve bacağın çıktığını ve size demliğinin ucundan bombalar attığını düşünün desem, herhalde işime yarar bir anlatım olacaktır.


Resim


Binerim alamete, giderim kıyamete

Alice’in kıyafetleri ve diğer karakterlerden bahsetmişken, oyunun grafiklerinden de yavaş yavaş bahsetmemiz gerekiyor aslında. Öncelikle oyunun tek geçtiği bölge Harikalar Diyarı değil ve Alice’in Harikalar Diyarı’nda yaptığı yolculuğu sırasında her kendine gelişinde, Londra sokaklarında olduğumuzu fark edeceksiniz. Soğuk, gri ve yağışlı Londra sokakları, oyunun atmosferini tamamlayıcı bir etken olarak görünüyor.

Alice'den söz edelim isterseniz. Öncelikle Alice’in Londra versiyonu ile Harikalar Diyarı versiyonu arasında dağlar var, bunu söylemeliyim. Londra’da pısırık ve ezik karakterli bir insanken, kafasında yarattığı Harikalar Diyarı’nda ise, içindeki kaplan ortaya çıkıyor dersek yeridir. Bu durumda Alice’in animasyonlarının bile değişmesi yüzünden grafikleri için iki ayrı yorum yapmam gerekiyor.

Alice’in Londra versiyonu oldukça başarısız animasyonlara sahip. Aslında bu biraz kalp kırıcı olacak. Yürüyüş animasyonunda öyle büyük sıkıntılar var ki, Unreal motoru ile yapılan bu oyun sanki seneler önceki Unreal Tournament'ları hatırlatıyor bize. Yürümeye başladığınız anda kaymaya başlayan Alice, ilk adımını atana kadar öylesine çirkin bir görüntü oluşturuyor ki, akıllara Buzda Dans yarışmasını ya da Michael Jackson’ın Ay Yürüyüşü’nü getiriyor. 

Resim

Bunun haricinde Harikalar Diyarı’na geçtiğimizde kaplana dönüşen Alice’in yürüme animasyonu değişmese de, hamlelerden kaçmak için kelebeklere dönüşerek uçması ve tüm saldırı animasyonları oldukça başarılı. Hatta gereğinden fazla başarılı bulduğumu da belirtmeliyim. Tabii Harikalar Diyarı olsa bile burada da ufak tefek grafik hataları var ve “clipping” denilen, karakterlerin nesne ve duvarların içerisinden geçmesini oldukça sık göreceğinizi söylemeliyim.

Ayrıca Londra da olsa Harikalar Diyarı da olsa, nedense Alice oldukça kötü modellenmiş gibi geldi bana. Alice dışında bütün karakterler oldukça detaylı hazırlanırken, Alice’in yüz hatlarında en ufak girinti-çıkıntı bile olmaması çok itici duruyor. Fakat dediğim gibi Alice'in haricindeki her karakter oldukça iyi modellenmiş ve detaylı. Tabii ki grafikler günümüz standartlarına göre muhteşem denilecek düzeyde değil, ama bu oyunun zaten öyle grafiklere ihtiyacı yok, çünkü kendine has çizimleriyle zaten belli bir kaliteyi tutturabilmiş durumda.

Yine mi beyaz tavşan yahu?

Peki ya oynanış? Oyunun başına ilk oturuşumda aralıksız yaklaşık dört saat boyunca başından ayrılamadım. Bunun sebebi ise, oyunun sürekli farklı temalardaki mekanlarda geçiyor olması ve basit de olsa bulmacalarıyla tam bir platform oyunu olmayı başarabilmesi. Fakat bulmacaların genelinin, "bir yerdeki tuşa bas, kapı açılsın, kapı kapanmadan 5-6 platformdan atla, kapıdan geç, hop bitti veya türevleri" olduğunu belirtmem gerekiyor.


Resim


Aksiyon öğeleri ise bütün silahları (zaten toplam beş adet silahınız var) bulduktan sonra tamamıyla aynı şekilde ilerliyor. Her düşmanın belli zayıf noktaları var ve her silahınız farklı düşmanda, farklı etkiler gösteriyor. Tabii ilk oyunda aynı olmayan bu silahlarla artık kombolar yapabiliyorsunuz, ama merak etmeyin, oyunda kombo sistemi diye bir şey yok. Siz artık içinizden sayarsınız 6-7-8 diye.

Oynanış kendini tekrar ediyor olsa da, bu kesinlikle başında geçirdiğiniz zamanı çöpe atacağınız anlamına gelmiyor. Sonuçta farklı düşmanlara, farklı silahları kullanmanız ve bu silahları peşpeşe farklı varyasyonlarla deneyerek ortaya karışık saldırı çeşitleri çıkarmanız mümkün oluyor. Bu tür oyunların piyasada çok fazla olmaması, dinazor oyuncular haricinde bir kitleye hitap etmiyor oluşu sanırım.

Oynanış ile ilgili söylemem gereken birkaç şey daha var. Alice’in küçülme yeteneği bu oyunda daha da kullanışlı hale gelmiş. Artık R1 ya da RT tuşuna basarak istediğiniz an küçülebilir ve anahtar deliği şeklindeki küçük kapılardan ya da normal boyunuzla geçemeyeceğiniz herhangi bir aralıktan geçebilirsiniz. Bu küçülme olayı yalnızca bununla yetinmiyor. Shrink Sense denilen, etrafta normal gözlerle göremediğiniz objeleri de görebilmenize yarayan özelliği kullanımınıza sunuyor.

“Shrink Sense” sayesinde duvarlarda veya yerlerde bulunan çizimleri görebilir, normalde göremediğiniz platformları görerek üzerlerinden yürüyebilirsiniz. Bu çizimler tamamıyla size yol göstermek amacıyla yapılmış. Eğer oyun içerisinde kaybolduğunuzu düşünürseniz, kendinizi küçülterek etrafa iyice göz atarsanız, ne yapmanız gerektiğini kolaylıkla bulabilirsiniz.

Histerik misin arkadaşım?

Alice’in sağlığı dibe dayandığında, Hysteria modu aktif hale gelebiliyor. Bunu istediğinizde sol analog çubuğa basarak yapabilir, Alice’i histerik moda sokarak hasar almanızı önleyebilir ve düşmanlarınıza çok daha fazla hasar verebilirsiniz. Histerik modun da kendine has, oldukça güzel renkleri ve çizimleri var.

Son olarak da, Harikalar Diyarı’nda gezinirken birçok gizli geçit, kapı ve yol bulacak, bu yolların sonucunda şişeler ve dişler toplayacaksınız. Topladığınız dişler, oyunun başında işlevsiz gibi görünse de, bir süre oynadıktan sonra silahlarınıza “Upgrade” yani geliştirme yapmanıza yaradığını öğreneceksiniz. Böylece her gördüğünüz kutuyu, salyangoz kabuğunu kıracak ve içlerindeki dişleri alacaksınız. Beyaz dişler bir sayılırken, altın diş bulduğunuzda beş diş olarak sayılacaktır.

Alice’in son sözleri

Seslendirmeler oldukça güzel, aksanlı konuşmalar anlaşılmayacak düzeyde değil ve altyazı seçeneği hep aktif şekilde durduğundan konuşulanları rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. İngilizcesi yeterli olmayan arkadaşlar biraz zorlanacaklar, zira topladığınız “anı” parçaları sesli mesajlar olarak gelecek ve bu anı parçaları geçmişinizle ilgili birçok detayı ortaya dökecek.


Resim


Karakterlerin sesleri, konuşmaları oldukça başarılıyken, savaşlarda çıkan sesler de bir aksiyon aratmayacak düzeyde. Müziklerine gelirsek, atmosferi daha da ilginç hale getiren müzikler oyun içerisinde çalarken, bir anda aksiyonun başlaması ile alttan alttan oyuncuya gazı veren müziklerin çalmaya başlaması da etkileyici.

Alice: Madness Returns'ün çoklu oyunculu seçenekleri olmaması da bir eksi sayılabilir. Gerçi bu oyunun çoklu oyunculu olması ne işe yarar, onu da sorgulamak gerek. Çünkü zaten bulmacalar çok zorlayıcı değiller ve aksiyona da dayalı bir oynanışın çoklu oyunculu seçeneklerle desteklenmesi bana pek mümkün görünmedi zaten. Belki çok klasikleşen Deathmach, Capture the Flag gibi çoklu oyunculu modları oyuna eklenebilirdi, ama eklense de uzun süreli bir oynanışa sahip olacağını söylemek biraz yalan olur gibi.

Bunlar da benim son sözlerim

Alice: Madness Returns, benim gibi dinazor oyuncular için çok nadir bulunan oyunlardan birisi olarak nitelendirilebilir. Piyasada böyle oyunlar o kadar az bulunuyor ki haliyle bulduğumuz zaman da kaçırmamamız gerekiyor. İlk oyunu oynayıp beğendiyseniz, Alice: Madness Returns size fazla bir yenilik sunmayacak belki, ama yine de kesinlikle vakit kaybı olmayacaktır.

Platform oyunlarını seven biriyseniz ve birkaç ufak grafik hatasını göz ardı edebilirseniz, Alice: Madness Returns, verdiğiniz paranın hakkını size geri ödeyecektir. İyi eğlenceler dilerim.

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

İşletim Sistemi: Windows 7 / Vista / XP
İşlemci: Intel Core 2 Duo E6600 2.4GHz / AMD Athlon 7750 Dual Core eşdeğer veya daha iyi bir işlemci
RAM: 2 GB (XP) / 3 GB (Vista / 7)
Ekran Kartı: Nvidia GeForce GT 240 / AMD Radeon HD 3850 eşdeğer veya daha iyi bir ekran kartı
HDD: 6 GB boş disk alanı



Dungeons & Dragons: Daggerdale


Resim

DOWNLOAD 

http://vip5.indirgani.com/Dungeons.and. ... KIDROW.rar

İNCELEME

Dungeons & Dragons oyunu rgp oyunlarına yön veren efsane oyunun nihayet yeni sürümü karşımızda gerçekten bu tarz rpg sever kardeşlerin sabırla ve heyecanla beklediği oyun. İyi oyunlar. 

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ


OS: Windows XP / Vista / 7
Processor: Intel Core 2 Duo E4300 / AMD Athlon X2 4400+
RAM: 1 GB
Video card: ATI Radeon HD 2900 / NVIDIA GeForce 8800 or faster
HDD: 4 GB


Operation Flashpoint: Red River (PC)


Resim

DOWNLOAD 

http://vip7.indirgani.com/Operation.Fla ... LOADED.rar

ÖNEMLİ: CRACK YAPTIKTAN SONRA LAUNCHERC YE TIKLAYARAK AÇACAKSINIZ...

İNCELEME

Operation Flashpoint serisi, özellikle gerçekçi askeri dinamikleri ve bir nevi simülatör olmasıyla sevilmişti. Bazı ordu talimlerinde Operation Flashpoint’in simülatörlük özelliğinden faydalanılmış ve bu sayede dünya üzerindeki ününü arttırmıştı. Son olarak geçtiğimiz sene içerisinde Operation Flashpoint: Dragon Rising’i oynama şansına sahip olmuştuk. Şimdi yepyeni bir yapım olan Red River’ı bekliyoruz. yeni oyun daha gerçekçi özellikler ve oynanış ile karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. Bu seferki durağımız Tacikistan ve yine kendimizi sıcak çatışmaların eşiğinde bulacağız.

Resim

Savaşın ta kendisi

Tacikistan, 90’lı yıllarda eski Sovyetler Birliği’nden ayrılmış ülkelerden bir tanesi ve başkenti de Duşanbe. Bağımsız bir devlet olmasına rağmen, mimarı yapı olarak halen eski Sovyetler’in özelliklerini taşımaya devam ediyor. Dağların arasında yer almakla birlikte, kendine has bir coğrafi yapısı var. Neden ülke hakkında bilgi verdiğimizi az çok tahmin etmişsinizdir. Operation Flashpoint: Red River, eski Sovyetler’in bir parçası olan Tacikistan’da geçiyor. Senaryo şu şekilde gelişiyor; Afganlar bir şekilde bu ülkeyi istila ederler ve buna müdahale etmek yine Amerikan Ordusu’na düşer. Hal böyle olunca bu sefer olaya Çin müdahale eder ve sıcak savaş kaçınılmaz olur. Oyunun aslında üç perdeden oluşacağı belirtiliyor; ülkenin istilası, püskürtülmemiz ve yeni bir saldırıya başlamamız. Bu konu eşliğinde birçok görevimiz olacak ve başarılı olmaya çalışacağız.

Resim


Red River’da görseller için Ego motoru kullanılacak. Bu motorun gücüyle birlikte Tacikistan’ın tüm gerçekçi yer şekilleri, coğrafi özellikleri ve mimarisi oyun içerisinde bulunacak. Ego motoru, aynı zamanda askeri dinamiklerin de gerçekçi olmasını sağlayacak. Bir asker olarak oyun sırasında gerçek hayattaki gibi hareket etmeli ve görevimizi yaparken hayatta kalmak için stratejik düşünmeliyiz. Operation Flashpoint’teki en temel özelliklerden biri bu. Hareket ederken çevreyi iyi kolaçan etmeli, sürünme ya da çömelmeleri iyi kullanmalı ve siper almayı her zaman aklımızda tutmalıyız. Bunlar ve daha fazla askeri detay ince olarak düşünüldüğü için, Operation Flashpoint konsepti bir nevi askeri simülatör olarak geçiyor.

Resim

Seçebileceğimiz dört karakter sınıfı olacak ve hepsinin de kendine has farklı özellikleri bulunacak. Bunlar; rifleman, grenadier, scout ve auto rifleman. Rifleman, her türlü savaş donanımına sahip bir asker ve çatışmalar sırasında sağlam silahları kullanabilme özelliğine sahip. Grenadier ise isminden de anlaşılacağı üzere patlayıcılar üzerine uzmanlaşmış ve aynı zamanda Shotgun konusunda gelişmiş bir karakter sınıfı. Scout ile düşmanları uzak mesafelerden avlayabiliyoruz. Diğer deyişle bir Sniper karakteri. Son olarak Auto Rifleman ile çatışmalarda destek ya da püskürtme ateşi sağlayabiliyoruz. Görevlerde başarı sağladıkça karakterlerimiz deneyim puanları kazanacaklar. Bu puanlar ile daha kuvvetli ve modifiyeli silahlara ulaşabilecek ya da karakterlerimize yeni özel yetenekler ekleyebileceğiz. Her karakterin kendine has yeteneklerinin bulunduğunu da belirtelim. 

Resim

Yat, kalk, sürün

Red River’ın, serideki en kanlı oyunlardan biri olacağı belirtiliyor. Oyundaki askerlerin vücutları parçalı bir şekilde programlanıyorlar. Buna göre, düşmanlar vuruldukları bölgelere göre gerçekçi biçimde yaralanacak, parçalanacak ve hatta patlayacaklar. Aynı durum sizler için de söz konusu. Örneğin ayağımızdan vurulduğumuzda hareket kabiliyetimiz sınırlanacak ve koşamayacak duruma geleceğiz. Kritik bir yara aldığımız zaman da, kısa zaman içerisinde ya kendi kendimize ya da başka bir arkadaşımız tarafından tedavi edilmemiz gerekiyor. Aksi takdirde kan kaybından ölmemiz kaçınılmaz olacaktır. Kafadan aldığımız bir darbenin direkt olarak ölüm demek olduğunu zaten belirtmeye gerek yok. Bizimle birikte yanımızda savaşan başka askerler de olacak. Onlara baktığımız yöne göre esnek biçimde komutlar verebileceğiz. Red River’da kullanabileceğimiz Humvee ve cip tarzı araçlar olacak ancak yapımcılar helikopter ya da daha üst düzey araçların kullanılmayacağını belirtiyor. Bunun sebebi olarak da, araçsız savaşma sistemine daha çok yoğunlaşmayı gösteriyorlar.

Resim


Tek kişilik görevleri co-operative olarak oynayabileceğimiz yapımda farklı multiplayer mod’lar üzerinde de duruluyor. Bazılarından bahsetmek gerekirse; Combat Sweep’te üstümüze gerçekleştirilmekte olan saldırıyı püskürmeye çalışacağız. Bunun için çeşitli sabit makineli silahlar da kullanabileceğiz. Convoy modunda başkaları tarafından seçilmiş bir hedefe eskortluk ederek onu korumaya çalışacağız. Bunların yanında duyurulan bir başka mod da Last Stand. Multiplayer mod’lar, tek kişilk görevlerle aynı yerlerde değil de, Tacikistan’ın başka bölgelerinde geçecek.

Savaş senfonisi

Operation Flashpoint: Red River, bir önceki oyunlarla kıyaslandıktan sonra oluşan oyuncu düşünceleri doğrultusunda hazırlanıyor. Bu da oldukça mantıklı bir hareket çünkü böylelikle okuyucuların istekleri bir şekilde doğrudan karşılanmış oluyor. Serinin müdavimleri zaten kaçırmayacaklardır, daha önce denememiş olanlara için ise, gerçek bir askeri simülasyon deneyimi yaşamak için aklınızda bulunsun diyebiliriz.

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

İşletim sistemi: XP 32bit/Vista/Windows 7
İşlemci: AMD Athlon 64 X2, Core 2 duo 2.4 Ghz
Bellek: 1GB RAM (2GB Vista/Windows 7)
Boş alan: 6GB boş alan
Ekran kartı: ATI Radeon X1800, NVIDIA GeForce 7800



Elements of War (PC)


Resim

DOWNLOAD

http://vip7.indirgani.com/Elements.of.War-SKIDROW.rar

İNCELEME

Genellikle oyun içi görüntülerden oluşan videoda her ne kadar daha çok tank, helikopter gibi gerçekçi birimlere yer verilse de son kısımda oyuna adını veren elementlerden havanın bir savaştaki etkisini görebiliyoruz.

Resim

Resim

Resim

Sistem Gereksinimleri

- İşletim sistemi: Windows 7 / Vista / XP
- İşlemci: Intel Pentium 4 3 GHz, AMD Athlon 64 3000+ veya benzeri
- Ram: Windows XP için 1 GB, Windows Vista / 7 için 2 GB
- Hard disk alanı: 4GB
- Ekran kartı: 256 MB NVIDIA GeForce 7600 veya 256 MB ATI Radeon X1600



Crazy Machines 2 Complete (PC)


Resim

DOWNLOAD

http://vip7.indirgani.com/CRAZY.MACHINE ... MORTEM.rar

İNCELEME

Crazy Machines 2′nin oyun Rube Goldberg, dolaylı yollarla basit görevleri yerine karmaşık cihazlarının bina kaptırdım bir mucit esinlenmiştir. Oyun yeni bir şey ve hisse bir sürü ortak eski Incredible Machine oyunları ile. Temelde, özgün film Back to Future, birden çok karmaşık aşamaları geçtikten sonra, köpek maması bir kutu açılır ve üzerine bunu dökülmeleri ve uzun soluklu tuhaf mekanizma gösteren açılış sahnesi hatırlayabilir gördüyseniz kat. Crazy Machines 2′de, tuning müzik aletleri ile balık kızartma için mankenler de yayını çekim her şeyi yapmaya zorlar benzer aygıtlar inşa edilecektir.

Resim

Crazy Machines 2 Henüz wackiest “Rube Goldberg tarzı” contraptions oluşturmanıza yardımcı olacak tüm yeni özellikler ile doludur! Tüm yeni unsurlar, artı inanılmaz 3D fizik motoru daha da karmaşık alet ve etkileri zanaat sağlar.

Resim

çılgın profesör ile turneye gidin ve dünyanın dört bir yanından sorunlarla test etmek için beceri koymak. Seyahat, Karayip beyaz kumları ile Mısır çarşılar, ardından bu dünya bir oyun deneyimi bir çıkış için uzaya havalanmak. Crazy Machines topluluk çevrimiçi göz atın! Post makineleri, oluşturduğunuz ve başkaları tarafından yapılan bu download. Tropies ve yüksek derecelendirme için yarışın.

Resim

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

OS: Win 7, Vista and XP
Processor: 2.0 GHz
RAM: 512 MB
Hard Drive: 545 MB
Video Card: Nvidia GeForce 6600 or ATI X700 or higher
Additional Info: 64 MB minimum and Pixelshader 2.0



Sanctum (PC)


Resim

DOWNLOAD

http://vip7.indirgani.com/Sanctum-RELOADED.rar

İNCELEME

Kutsal sen gizemli uzaylı yaratıkların ordularını gelen Skye olarak rolü Elysion biri onu evine korumak için dışarı gönderdi elit bir asker çekmek bir First Person Shooter Tower Defense olduğunu. başarılı olmak için inşa ve savunma yapılarının yükseltme var. Ne Sanctum diğer Tower Defense oyunlardan eşsiz tahribat başladığında kendi silahlarla eylem içine atlamak ve savunma anahtar bir rol oynayabilir yapar. Kutsal bir şey tamamen benzersiz oluşturmak First Person Shooter ve Tower Defense oyunlarından en iyi özelliklerini almıştır. 

Resim

Resim

Temel Özellikler:
- Türlerin Deneyim yepyeni bir karışım!
- Co-op modunda bir arkadaşıyla Takım kadar!
- Kendi stratejisi geliştirilmesi ve özel labirentine kurmak
- Benzersiz stratejik imkânına sahip güzel ortamlar üzerinden çal
- Unreal Teknoloji Powered by Sanctum dünyanın en iyi görünümlü bağımsız gelişmiş oyunlarından biri!
- Içerik güncellemeleri ve DLC geliyor.

Resim

SİSTEM GEREKSİNİMELERİ

Sistem Gereksinimleri:
OS: Windows XP SP2 Vista 7
İşlemci: 2.0 + GHz Core 2 Duo
Bellek: 2 GB
Sabit Disk Alanı: 3 GB boş sabit disk alanı
Ekran Kartı: Shader Model 3 - uyumlu ekran kartı
DirectX: 9.0c veya daha yüksek


Assassins Creed:Brotherhood


Resim

1. Unpack the release
2. Mount or burn image
3. Install
4. Copy all files from the SKIDROW folder to the game installation
5. Play the game


Assassins.Creed.Brotherhood-SKIDROW

UPDATE: http://vip5.indirgani.com/Assassins.Cre ... KIDROW.rar


ALTERNATİF:1 http://vip7.indirgani.com/Assassins.Cre ... KIDROW.rar
ALTERNATİF:2 http://vip8.indirgani.com/Assassins.Cre ... KIDROW.rar
ALTERNATİF:3 http://vip5.indirgani.com/Assassins.Cre ... KIDROW.rar


İkinci oyunda seriye dahil olan Ezio’nun bir kez daha başrolü üstlendiği Brotherhood, online multiplayer moduyla da seride bir ilki temsil ediyor. İkinci oyundan çok kısa bir süre sonra sahne alan ve bu yüzden bazı endişeler taşımamıza yol açan Brotherhood’un tam sürümü sonunda elimizde. Bakalım bizleri utandıracak bir oyun mu geliştirmiş Ubisoft?


Resim


SUNUM:

İlk oyundan itibaren yaratılan atmosferin dışına çıkmıyor Brotherhood ve kendi güvenli sularında yüzmeyi tercih ediyor. Yaklaşık 3 GB’lik bir ön yükleme ile karşılıyor oyun bizleri. Bu yüklemenin ardından beyaz rengin odanızı aydınlatacağı kısa bir yükleme ekranına daha hazırlıklı olun. Herşeyi atlattıktan sonra Animus’un menüsünde buluyoruz kendimizi ve START tuşuna basarak geçmişe ışınlanıyoruz.

Assassin’s Creed serisinde beyaz rengin önemi büyük. Ana menüden yükleme ekranlarına kadar her yerde bembeyaz bir ekran sizi karşılıyor ve gece lambası gibi odanızı aydınlatıyor. Brotherhood, önceki oyunlardan farklı bir sunuma sahip değil ancak yenilik peşinde koşmasına da hiç gerek yok. Yeterince süre ve para ayrıldığı her yerinden belli olan prodüksiyonun kalitesi sayesinde, etkileyici bir sunuma sahip Brotherhood. Sade ama ilginç bir şekilde fazlasıyla çarpıcı menü tasarımları, hikayenin geçtiği dönemi eksiksiz bir şekilde yaşamanızı sağlayan genel atmosferi ve müzikleriyle kusursuz bir havaya sahip oyunumuz.


Resim


ÖYKÜ:

2012 yılındayız. Templar saldırısından kurtulan Desmond Miles ve ekibi, Animus projesini gözlerden ırak ve güvenli bir şekilde devam ettirebilmek için Monteriggioni’ye, harabe halindeki Villa Auditore’ye giderler. İkinci oyundan tanıdık gelecek olan Villa Auditore’de saklanan ekibimiz, Ezio ile birlikte maceralarına kaldıklarına yerden devam edeceklerdir.

Animus’a girdiğimizde 1499 yılında açıyoruz gözlerimizi. İkinci oyunun sonunda gördükleri yüzünden kafası karışık olan ve canını zor kurtaran Ezio Auditore, amcası Mario ile birlikte Monteriggioni’ye geri döner. Ancak beklenmedik bir saldırıyla karşılaşırlar. Cesare Borgia kasabaya saldırır, Mario’yu öldürür ve Apple of Eden’ı ele geçirir. Ailesi ile birlikte güçlükle kaçan Ezio, dağılan suikast kardeşliğini tekrar toparlamak için Templar’ların merkezi olan Roma’ya gitmeye karar verir.

Brotherhood, seri içinde öykü anlatımı konusundaki en yetenekli oyun. Kaliteli ve dramatik tonu yüksek ara videolarla sıklıkla desteklenen hikaye, oyuncuyu şaşırtan dönemeçleriyle oldukça derin. Uzun oyun süresiyle beraber sizi içine alacak kalitede bir hikaye bu ve Brotherhood öyküsünü anlatırken bir an bile tökezlemiyor. Serinin ikinci oyununda yer alan Ezio’yu tekrar yönetmemiz de oyunun artılarından. Zaten tanıdığımız ve benimsediğimiz bir karakteri yönettiğimiz için yeni hikayenin içine girmekte zorlanmıyoruz. 


Resim


GRAFİKLER:

Ubisoft Montreal, ufak dokunuşlarla en yakışıklı Assassin’s Creed’ e hayat vermiş. Serinin ilk iki oyununda pek çok görsel sıkıntı mevcuttu hatırlarsanız. Yoğun ekran kırılmaları, AA problemi, özensiz kaplamalar ve göz acıtan gölgelendirmeler, serinin çarpıcı atmosferine balta vuruyorlardı. Brotherhood’da bu sorunlar tamamen ortadan kalkmış değil ancak olabildiğince törpülenmiş. Böylece çok daha temiz grafiklerle karşılaşıp çocuklar gibi sevindik.

Karakter animasyonlarındaki kalite aynen korunmuş. Özellikle ikinci oyunu baz alırsak, neredeyse aynı işçilikle karşılaştığımızı söyleyebiliriz. Kötü birşey değil bu elbette; Ezio binaları tırmanırken, koşarken ve savaşırken, inanılmaz gerçekçi animasyonlarıyla göz dolduruyor. Kontrol ettiğiniz kişinin gerçek bir insan olduğunu hissettirecek kadar güzel ve zengin animasyonlara sahip Brotherhood. Sokakları dolduran halka baktığımız zaman da benzer bir kalite görüyoruz. Yaşanan olaylara tepki veren, şaşıran, korkup kaçan insanlarla dolu sokaklar. Görsel açıdan bu kadar çarpıcı bir atmosferin sunulduğu oyunlarla pek sık karşılaşmıyoruz bugünlerde.

Resim

Düşmanlarda ise bu durum birazcık değişiyor ve gerçeklikten uzaklaşan animasyonlar çıkıyor karşımıza. Sizi kovalamak için binaları tırmanırken bir anda Spider-man esnekliğine kavuşan, çekirge gibi sıçrayan ve hızlı çekime alınmış gibi yanınızda bitiveren düşmanlar, öldüklerinde de kemiksiz bir canlı gibi esnek pozisyonlarda yere serilebiliyorlar. Serinin başından süregelen bir problem bu. Yüz animasyonları ise genel açıdan baktığımızda kaliteli ancak sizi rahatsız edecek bir donukluğun varlığı hemen hissediliyor. Karakterlerin gözleri cam gibi, donuk ve tepkisiz. Dudak animasyonları ise zaman zaman diyaloglara eşlik edemiyor ve senkron bozuluveriyor. Gene de bu söylediklerimizin oyunun genel kalitesini bozacak boyutlarda sıkıntılar olmadığını belirtelim.


Resim


Mekan tasarımlarına baktığımızda, eşine zor rastlanır bir oyunla karşı karşıya olduğumuzu hemen anlıyoruz. İlk Assassin’s Creed bu konuda bizi yeterince tatmin etmemiş ancak ikinci oyunda müthiş bir tempo yakalamıştı seri. Yapımcıların özenli işçiliği, Brotherhood ile zirve yapmış durumda. Oyunda Roma başta olmak üzere birkaç farklı haritada gezineceksiniz. Zamanınızın büyük bölümünü çalacak olan Roma ise ağzınızı açık bırakacak. 1400′lü yılların Roma şehri, tüm gerçek tarihi yapılarıyla hayat bulmuş durumda. Bu güzel şehri ziyaret edenlerin hemen gözüne çarpacak olan görkemli Colosseum (kolezyum), bugün altından arabaların geçtiği dev su kemerleri ve sütunlar, Roma harabeleri ve inatla zamana direnen Pantheon, haritayı zenginleştiren detaylar olarak dikkat çekiyorlar. Brotherhood sizi ensenizden tutuyor ve 1499 yılının Roma şehrine bırakıveriyor. Atmosfer yaratma konusunda o kadar yetenekli ki, alışma süreci yaşamadan geçmişte hissediyorsunuz kendinizi.

Farklı kültürlerden gelen sanatçılardan oluşan yapım ekibi, tarih hakkındaki engin bilgilerini oyunun her karesine yedirmiş durumda. Bugün bile ayakta olan tarihi yapıların yakınına geldiğinizde SELECT tuşuyla kısa ama yararlı bilgiler edinebiliyorsunuz, üstelik gerçek görseller eşliğinde yapılıyor bu kısa sunum. Bunun dışında dönemin yaşam tarzını bize olabildiğince doğru gösteriyor Brotherhood. Sokaklardaki insanların durumu, dini yaymak için vaaz veren rahipler, gondollara evsahipliği yapan su kanalları, dönemin sanatçıları tarafından yaratılmış gerçek tablolar ve benzeri eserler, şehir halkının kıyafetleri, kısacası en ufak detay tarihi gerçeklere olabildiğince dayanıyor. Bu bile Assassin’s Creed: Brotherhood’un (dahası tüm serinin) ne kadar uzun bir çalışmanın ürünü olduğunu kanıtlıyor aslında. 

Resim

Kaplamalar oldukça kaliteli, serinin önceki oyunlarına oranla daha özenli bir işçilik duruyor karşımızda. Roma’nın ve ziyaret ettiğimiz diğer bölgelerin gerçekten yaşadığını hissetmemize yardımcı oluyor kaliteli kaplamalar. Kamerayı manuel olarak çok yakın noktalara çektiğiniz zaman detaylarda ufak kaybolmalar yaşanıyor ancak bunlar çok doğal kusurlar. Dinamik ışıklandırma ise tek kelimeyle muhteşem. Haritayı detaylandırmanızı sağlayan kulenin birine çıkıp senkron işini yaptığınızda batan akşam güneşinin yüzünüzü ısıttığını hissedeceksiniz. Kulenin dibindeki samanlığa gerçekleştireceğiniz mantıksız atlayışın hemen öncesinde Roma’ya derin bir nefes alarak bakın. Muhteşem şehir manzarasına vuran güneş ışığı ve dar sokaklarda yarattığı gölge 
oyunları sizi büyüleyecek. İyice baktınız mı? Tamam, şimdi atlayabilirsiniz samanlığa.

Resim

Kamera istifa etmeyi düşünen, bu yüzden de işini savsaklayan bir şirket çalışanı gibi davranıyor çoğu zaman. Siz binalara tırmanıp örümcek yeteneklerinizi sergilerken, sizi başarıyla takip etmiyor ve alakasız noktalarda durup tırmanacağınız bir sonraki basamağı görmenizi engelliyor. O yüzden sağ başparmağınızı analogdan ayırmayacağınızı ve kamerayı manuel olarak ayarlayacağınızı belirtelim. Bu sorun çatılarda koştururken de ortaya çıkıyor. Ezio’nun kıvraklığına ve ani yön değiştirmelerine ayak uyduramıyor kamera. Siz bir sonraki çatıya atlamaya çalışırken, sırf kameranın yanlış açısı yüzünden 20 metreden aşağı düşüp yere kapaklanabiliyorsunuz. Bu sorun size iki iş yüklüyor; hem Ezio’yu yöneteceksiniz, hem de oyunun kameramanı gibi davranıp sürekli manuel ayarlarla en doğru açıda tutacaksınız kamerayı.

Resim

Bazı ufak görsel detaylar, Brotherhood’a müthiş bir zenginlik katıyor. Aksiyon sırasında düşmana soktuğumuz bıçaklar ve kılıçlar sayesinde havaya kan püskürüyor, bıçaklarımızın ve Ezio’nun üzerine kan bulaşıyor. Bir yere tırmanırken tutunduğunuz bölgelerden veya yere düştüğünüzde kalkan tozlar, gözden kolayca kaçabilen ancak bilinçaltınızdan kaçamayıp atmosferi zenginleştiren detaylar olarak dikkat çekiyor. Bir önceki oyundaki rezil gölgelendirmeleri hatırlıyor musunuz? Hani biraz yüksekten bakınca koca koca kutulardan oluşmuş gibi gözüken, detaysız gölgelendirmelerden bahsediyorum. Ubisoft bu konuda çok şikayet almış olacak ki, büyük ölçüde iyileştirmeler gerçekleştirmiş. Hala uzaktaki nesnelerin gölgeleri çok kaliteli değil ve can sıkabiliyor ancak yakına geldiğinizde çok daha detaylı bir işçilikle karşılaşıp rahat bir alacaksınız.

AA probleminde de eskisi kadar büyük bir sıkıntı yaşatmıyor Brotherhood. Artık uzak mekanlar ve arka fon daha detaylı ve yapıları net bir şekilde seçebiliyoruz. Bunu en iyi anlayacağınız yer, gene samanlara atlamak için (pardon, şehir haritasını senkronize etmek için) tırmandığınız kuleler oluyor. Özellikle çok yüksek bir kuleyse tırmandığınız, genel manzara sizi büyüleyecek ve uzunca ekrana bakakalacaksınız.

Resim

Gelelim ikinci oyundan miras kalan sıkıntılara. Ekran kırılması problemi (azalmış olsa da) gene karşımıza çıkmaya devam ediyor. Özellikle oyunun grafik motoruyla hazırlanmış ara videolarda bu sorun arsızca gösteriyor yüzünü. Bu sorun Mafia II’nin bize yaşattıkları kadar insanı oyundan soğutacak yoğunlukta değil neyse ki. Ancak seri bir şekilde ortaya çıktıklarında, limon dilimini ısırmış bir bebek gibi yüzünüzü ekşitmeniz de kaçınılmaz oluyor.

Karakterlerin duvarlardan ve birbirlerinin içinden geçmesi problemi de hala devam ediyor. Ezio düşmanın üzerine sıçradığında bıçağını havada bir yerlere sokuyor, düşmana temas bile etmiyor ama bol bol kan fışkırdığını görüyoruz. Ayrıca ölen düşmanların kolları bacakları duvarın veya çatının içinden geçip garip görüntülerin doğmasına yol açıyor.


Sandbox türüne bir şekilde bulaşmış tüm oyunların ortak bir sorunu vardır. En son örneğini Red Dead Redemption’da gördük bu sorunu. İki tahmin hakkı veriyorum size. Bağımlılık yapması mı? Bu sorun değil ki yahu. Neyse, geri alıyorum tahmin haklarınızı. Objeler ekrana geç geliyor ve dahası kaplamaları da gecikmeli olarak netleşiyor sevgili PST okuru. Örneğin; atınıza binmişsiniz ve keyifli bir gezi yapıyorsunuz. Atınız koşarken yolunuzun ilerisi boş gibi gözüküyor ancak yaklaştıkça silik bir yapı beliriyor, daha da yaklaştığınızda ise bir anda kulübe beliriveriyor. Üstelik kaplamalar yetişememiş bile, onlar daha da geç bir şekilde oyuna dahil oluyorlar. Bu sorun açık alanlarda karşınıza çıkıyor neyse ki. Hikayenin büyük bölümünü şehir sokaklarında ve çatılarında geçirdiğiniz için, pek sık karşı karşıya gelmeyeceksiniz.

Resim

Yükleme ekranları bu serinin can sıkıcı detaylarından biri. Devasa ön yükleme yapmış olmanıza rağmen, her anı geçişinde veya öldüğünüzde sürekli beyaz fonda karizma pozlar veren Ezio ekranıyla karşılaşmak hoş değil. Üstelik ilk oyundan beri değişmeyen bir sunuma sahip bu yüklemeler. Biraz daha interaktif birşeyler sunsa keşke, tırmansak bir yerlere, samanlara atsak kendimizi. Ama yok, illa artistik pozlar verecek kahramanımız, ”cool” yürüyüşünü sergileyecek, bizi etkileyecek. Yemezler Ezio…

Brotherhood yavaşlama gibi bir probleme sahip değil. Çatılarda hızlıca koştururken ani kararlar vermenin ve kalabalık düşmanlarla savaşırken zamanlamanın çok önemli olduğu Brotherhood’un yavaşlamalarla arasının iyi olmaması, oynanabilirliğe olduğu kadar görselliğe de çok olumlu bir etki sağlıyor. Nadiren 30fps ye düşüyor oyun ve bu anlarda ufak takılmalar yaşayabilirsiniz ancak asla oyun zevkiniz yara almayacak.


Resim


OYNANABİLİRLİK:

Ubisoft Montreal, güçlü potansiyele sahip Assassin’s Creed serisini nasıl geliştireceğini çok iyi biliyor. İlk oyunda aksiyonun ağır bastığı oynanabilirlik, ikinci oyun ile birlikte strateji ve karakter gelişimi gibi farklı dinamikleri eklemişti. Brotherhood ile çıtayı iyice yükseltiyor yapımcılar.

Hikaye boyunca serinin kemikleşmiş dinamikleriyle karşılaşacaksınız. Ana görevler alacağız, dilersek sayısız yan görev içinde boğulacağız, haritamızın detaylarını açabilmek için kuleleri arayacağız. Peki nedir oynanabilirliğe yeni bir soluk getiren? Hemen bakalım bunlara. Hatırlarsanız; ikinci oyunda Monteriggioni kasabasında paramızı harcıyor ve yeni dükkanlar açarak daha fazla para kazanabiliyorduk. Kasabanın boyutlarını düşününce bu süreç biraz yüzeysel kalıyordu. Yapımcılar oyuna derinlik katan bu sistemi büyütmüşler ve Roma’ya taşımışlar.


Resim


Bu güzel şehir Borgia ailesinin altında ezilmekte. Dükkanlar kapalı, tarihi yapılar dökülüyor. Ezio ise kazandığı paraları yatırarak kapalı olan dükkanları tekrar çalışır hale getirebiliyor, harabe halindeki yapıları satın alıp iyileştirebiliyor. Peki bunun artısı nedir? Açtığımız her dükkandan belli oranda komisyon kazanıyoruz. Oyun 20 dakikada bir ne kadar para biriktiğini söylüyor size ve bu parayı dilediğiniz zaman en yakınınızdaki bankadan (bu noktaları da satın alıp aktif hale getirmeniz gerekli) çekebiliyorsunuz. Satın alınan arazilerde de halk iş olanağı buluyor ve zalim Borgia’ya karşı halkın desteğini arkanıza alıyorsunuz.

Resim


Bu dükkanları satın alabilmek için bir tek şart var; o bölgedeki Borgia kulelerini yakmak. Dükkanların bağlı bulunduğu kuleyi yakmadan hiçbir işlem gerçekleştiremiyorsunuz. İlk olarak kulenin yerini bulmalı ve buradaki kontrol noktasının generalini öldürmelisiniz. Ardından kuleye tırmanıp yakmanız gerekiyor. Bunu başarıyla gerçekleştirdiğiniz takdirde, o bölgedeki dükkanları ve kısa yol geçitlerini makul bedellerle satın alabiliyorsunuz. Açabileceğiniz dükkanlar ise şunlar; banka, ahır, demirci, terzi, doktor. Halkın kontrolüne verdiğiniz bu dükkanlardan alışveriş de yapabiliyor ve Ezio’ya yeni özellikler kazandırabiliyor, silahlarını yenileyebiliyor, yeni silahlar ve ilaçlar satın alabiliyor ve bankadan biriken parayı çekebiliyorsunuz. Şehir içinde hızlı ulaşım sağlayan geçitleri ise kesinlikle aktif hale getirin. Olmadık zamanlarda uzun bir yol tepmek yerine bu noktaları kullanmak büyük fayda sağlıyor.

Resim


Hikayeyi tamamlamak için yukarıdaki görevleri yapmak veya dükkanları çalışır hale getirmek zorunda değilsiniz. Ancak bu sistem hem oyuna derinlik katıyor, hem de sizi sarıp sarmalıyor ve her bir dükkanı açmak için çaba sarfederken buluyorsunuz kendinizi. Ayrıca ne kadar çok mekanı aktif hale getirirseniz, havadan kazanacağınız düzenli para da o kadar artacak. O yüzden ana görevleri aralıksız takip etmek yerine ilk başlarda şehri canlandırmaya odaklanmanız, karakterinizi daha hızlı geliştirme olanağı sağlayacak.

Resim

Seride bir yenilik daha dikkat çekiyor; ata binmek. Seride ata binebiliyorduk ancak sadece iki şehir arasındaki uzun yolculuklarımızda. Burada ise şehrin içinde, en dar sokaklarda bile atınızla gezinebilirsiniz. Üçgen ile çaldığınız ıslığa hemen karşılık veriyor atınız ve hızlı bir şekilde yanınıza geliyor. Öylesine itaatkar bir hayvan ki bu, yeraltındaki zindanlarda bile çağrılarınıza karşılıp veriyor. Uzak iki nokta arasında koşturmak istemiyorsanız, ulaşım adına çok iyi bir çözüm olmuş bu. Üstelik bazı suikastleri at üzerinde gerçekleştiriyoruz. Hikaye boyunca sürekli başvuracağınızı söylemek mümkün değil ancak belli zamanlarda ata ihtiyaç duyacaksınız (ulaşım anlamında tabii).

Ezio’nun kontrolünde değişen birşey yok. Tüm artıları ve eksileriyle aynen korunmuş kontrol dinamikleri. Çatılarda koşmak her zamanki gibi basit ve eğlenceli. Binalara tırmanmak da kolay ancak bazı sorunlar eğlencenize limon sıkabiliyor. Yüksek bir yere tırmanırken platformlar arasında sadece yön tuşuyla geçiş sağlıyoruz. Zaman zaman Ezio bizim isteklerimizi algılayamayabiliyor ve olduğu yerde kalıyor. Biz de acaba platform mu uzakta diye düşünüp zıplama tuşuna basabiliyor ve Isaac Newton’ın başına düşen elma gibi süratle yere çakılabiliyoruz. Kameranın da azizliğiyle bu tip sıkıntıları yaşayacaksınız ne yazık ki. O yüzden sakince tırmanmakta ve geçiş noktalarını iyice test etmeden farklı aksiyonlara girişmemekte fayda var.

Resim

Aksiyon dinamikleri de birkaç ufak yenilik dışında aynen korunmuş durumda. Açıkçası; bu sistemin biraz değiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zamanlamaya dayalı bu sistem seri içerisinde çok az bir gelişim gösterdi ve biraz kabak tadı verdiği de bir gerçek. R1′e basılıyken düşmanın saldırısını gözlemleyip doğru zamanda tek hamle ile ölümcül saldırımızı gerçekleştiriyoruz. Standart düşman askerleri bu yöntemle kolayca öldürülebiliyor, biraz daha zorlu olanlar ise saldırılarınızı korunarak defedebiliyorlar. Bu durumda yapacağınız şey çok basit; okkalı bir tekme vurup savunmalarını kırmak, hemen ardından da kılıcınızla (veya hani kesici silahı kullanıyorsanız) düşmanı tanıştırmak. Zamanlamanıza bağlı olarak çok sayıda farklı kombo gerçekleştirebiliyorsunuz. Şiddet dozu yüksek bu kombolar, hoş sinematik animasyonlar eşliğinde sunulduğu için büyük keyif almanız kaçınılmaz.

Ezio alıştığımız silahlarının dışında farklı silahlara da sahip olacak hikayesi boyunca. At üstünde makineli tüfek, uzaktaki düşmanları sessizce öldürmenizi sağlayan yay ve Leonardo da Vinci’nin tasarımı olan tahta tank. Bu silahlar teoride çok farklı bir oyun tecrübesi vaadediyor ancak uygulamada çok da başarılı olduklarını söyleyemem. En azından beklenen çeşitliliği getiremiyorlar oyuna ve gene en iyi dostunuz olan kesici aletlerinizle haşır neşir olmaya devam ediyorsunuz.

Resim

Ana ve yan görevler genelde aynı temalara sahip olduğu için serinin üzerindeki en büyük lanet olan rutinlik burada da karşımıza çıkıyor. Bir yerden sonra görevler kendilerini tekrar etmeye başlıyor ve hep aynı şeyi yapmaya başladığınızı hissediyorsunuz. Gene de seri içindeki çeşitliliğin en yüksek olduğu oyun Brotherhood. Şehirdeki görev yapısını başarıyla kıran ve bizi Roma’nın dehlizlerine götüren (kurt kılıklı askerlerle boğuştuğumuz) görevler çok eğlenceli. Burada oyunun platform türüne fazlasıyla göz kırptığını söyleyebiliriz. Prince of Persia’yı utandıracak kalitedeki görevlerden büyük zevk alacaksınız.

Resim

Hikayede bize yardım edecekler sınıflarla da karşılaşacağız. Sıfırdan yarattığımız mekanlarda barınan hırsızlar, eskort kızlar ve işçiler, suikast görevlerinde bize yardımcı oluyorlar. Tek tuş ile suikastçi çağırıp hedefi öldürmelerini uzaktan izleyebilir ve kendimizi tehlikeye atmadan görevi kolayca tamamlayabiliriz. Görevlere taktiksel bir yapı getiren bu özellik, ilginçtir ki tansiyonu alıp götürüyor. Görevleri uzaktan halledebilmek, görsellikten öte bir zevk vermiyor. Açıkçası bu özelliği 1-2 kez kullanıp rafa kaldırdım. Suikastleri zevkli yapan, görünmemek adına sakin davranıp hedefinize sokulmak ve işinizi bitirip kaçmak. O yüzden suikastçi desteğinin çok da önemli bir özellik olmadığını düşünüyorum.

Düşmanlar arasında nam saldığınızda aranma yüzdeniz yükseliyor ve ikinci oyunda olduğu gibi kötü şöhretinizi arttıran posterleri duvarlardan sökmeli, görgü tanıklarını bulup öldürmeli veya sokaklarda vaaz verenlere rüşvet vermelisiniz. Açıkçası; gereksiz yere el oyalayan bir sistem bu. Sağda solda poster arayıp sökmenin inanılmaz bir eğlence sunduğunu söyleyemeyeceğim.

Resim 

Hikaye modu yaklaşık 20-25 saat gibi gayet tatmin edici bir süreye sahip. Tüm görevleri tamamlayıp şehirdeki dükkanları açınca işiniz bitmiyor. Kırmızı göz logosuyla belirtilen yapılardaki gizemli şifreleri bulup çözmeye çalışmak bile başlı başına vaktinizi çalacak. Brotherhood’un en önemli özelliği ise, seride ilk kez online multiplayer moduna sahip olması. Oyunun ömrünü oldukça uzatan ve beklentileri aşacak kadar eğlenceli multiplayer’da (şimdilik) dört tane farklı mod var;

Resim

Alliance - Bu modda ikişer kişiden oluşan takımlar halinde oynuyoruz. Amacımız oldukça basit; ya bizden istenen hedefleri bulup öldüreceğiz, ya da ölmeden olabildiğince hayatta kalacağız.

Manhunt - 4′er kişiden oluşan iki takım halinde oynadığımız Manhunt, inanılmaz bir eğlence sunuyor. Bu mod 5 dakika sürüyor. Amacımız rakip takım üyelerine suikast gerçekleştirmek veya rakip takım üyelerinin saldırılarından korunmak. Sistem dönüşümlü olarak işliyor; bir turda avcı iken, diğer turda avlanan oluyorsunuz.

Wanted - 8 oyuncuya destek veren Wanted, tansiyonun zirveye çıktığı mod olarak dikkat çekiyor. Burada herkes kendi başına. Oyun rastgele bir rakibi kurban seçiyor ve resmi ekranın sağ üst köşesinde beliriyor. Alttaki pusulayı takip ederek kurbanınızın yönünü tayin edebiliyorsunuz. Ancak unutmamanız gereken birşey var; aynı anda sizi de takip eden avcılar olabilir. Ekranın solundaki kırmızı bölümü takip etmeyi unutmayın, dört kişiye kadar avcı peşinize takılabiliyor. Burada önemli olan sürekli hareket halinde olmak ama koşturmamak ve sokaklardaki kalabalığın arasına karışıp ortamı iyice gözlemlemek.

Advanced Wanted – Bir üstteki modun aynısı ancak kurallar daha katı. Pusulanız size detaylı bir şekilde yardımcı olmuyor, içgüdülerinize daha fazla güvenmek zorundasınız. 

Resim 

Brotherhood, beklentilerinizi aşacak kadar eğlenceli bir multiplayer tecrübesi sunuyor. Tansiyon her daim zirvede, günümüz multiplayer oyunlarının alıştığımız hızına sahip değil. Sakin olmalı, gerekmedikçe koşmamalı, başarıyla saklanmayı bilmeliyiz. Multiplayer modunda 10′a yakın oynanabilir karakter var ve herbirinin kendilerine özgü öldürme şekilleri var. Haritalar şehirlerin küçük bölümlerinden oluşuyor ve oynanabilir karakterlerle aynı görüntüye sahip sayısız NPC ile dolu sokaklar. Bu da saklanmanızı kolaylaştırıyor. Birşeyleri tartışan kalabalık bir NPC grubunun arasında saklanıp sokağı gözlemek ve kurbanınızı görüp peşine takılmak oldukça heyecanlı.

Her oyuncuya hitap etmeyen bir yapı bu. Alliance dışındaki modlar oldukça sakin geçiyor ve zaman zaman sinir bozucu bir tansiyonun doğduğu bir gerçek. Ancak multiplayer modunu eğlenceli kılan şey bu. Uzunca bir süre bekliyor veya yapay zekalı bir karakter gibi sakince yürüyorsunuz. Öldürmeniz gereken düşman sizi farketmeden koşarak geçiyor önünüzden. Bir an ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. Hedefinizin peşinden koşup öldürmeniz gerekiyor ancak aynı anda takip edildiğinizi de biliyorsunuz. Siz koşmaya başladığınız anda beklediği fırsata kavuşup bıçağını boğazınıza sokacak düşmanınız tam da arkanızda bekliyor olabilir.


SESLER:

Seslendirmeler oldukça kaliteli. Ezio başta olmak üzere oyundaki tüm karakterler, aralara İtalyanca karışmış diyaloglarıyla kendilerini dinletmeyi başarıyorlar. Yerinde yapılan vurgular kaliteli diyaloglarla birleşince, başarılı bir işçilik çıkıyor ortaya.

Müzikler muhteşem diyebilirim. Dönemin çarpıcı görselliğini bir an bile olsun tökezlemeden destekleyen şarkılar, kulağınızın dikkatini sürekli çekiyor, ”Ben buradayım” diye haykırıyor adeta. Düşman askerleri tarafından farkedildiğinizde sizinle beraber müzikler de hızlı bir tempoya ulaşıyor. Uzun tırmanışlarınız sırasında sahne alan sakin melodiler ise, eşsiz şehir manzarasını tamamlıyor.

Resim

Serideki ses efektlerinin hiç değişmeden karşımıza çıktığını görüyoruz. Kılıç sesleri, çatıda dolaşırken çıkan tıkırtılar, menü seçeneklerinde gezinirken çıkan efektler hep tanıdık. Sizi büyüleyemeyen ama işini de elinden geldiğince iyi yapmaya çalışan efektler bunlar. Çok şikayet edilecek bir durum yok.



SONUÇ:

Brotherhood, Assassin’s Creed serisinin en iyi oyunu, bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak kusursuz olmayı da kılpayı kaçırmasını sağlayan kusurları var. Rutin görevleri, artık iyice yaşlanmış olan dövüş sistemi ve oyuna beklenen kaliteyi getiremeyen suikastçi sınıfı, Brotherhood’un bizi büyülemesini engelliyor. Ancak tüm bu kusurları görmezden gelmemize yardımcı olan önemli yeteneklere de sahip değil dersek okkalı bir yalan söylemiş oluruz. Muhteşem Roma tasviri ve iyileştirilmiş grafikleri, özgün oyun dinamikleri, strateji türüne göz kırpan dükkan/şehir kurma sistemi ve şaşırtıcı derecede eğlenceli online multiplayer modu gibi özellikler sayesinde kesinlikle ıskalanmaması gereken bir oyun bu. Tabii ki seriye bağlı olması sebebiyle ilk olarak Assassin’s Creed fanlarına hitap ediyor Brotherhood ancak kaliteli bir aksiyon oyunu arayanlar için de çok iyi bir seçenek olduğunu söyleyebiliriz. Uzun oyun süresiyle de parasının hakkını kolayca çıkartıyor Ezio.

Resim

Not: İkinci oyuna verdiğimiz inceleme puanından daha düşük bir puan almış olabilir Brotherhood, bu sizi sakın şaşırtmasın. İkinci oyun, ilkine oranla ciddi bir sıçrama yapmış ve en azından oynanabilirlik adına radikal adımlar atmıştı. Brotherhood ise çok taze fikirler barındırıyor ancak ikinci oyunun büyük adımlarını atacak cesarete sahip değil. Gene belirtelim; puanı düşük olabilir ancak Brotherhood serinin dinamikleri en oturmuş oyunu.



Sunum: 9 / 10
Hikaye: 9.1 / 10
Grafikler: 9.4 / 10
Oynanabilirlik: 9 / 10
Sesler: 8.9 / 10
GENEL: 9.1 / 10

ARTILAR:
- Muhteşem Roma tasviri,
- İyileştirilmiş grafikler,
- Uzun oyun süresi,
- Devasa harita,
- Dükkan açma sisteminin getirdiği derinlik,
- Özgürce ata binme olanağı sunması,
- Muhteşem müzikler,
- Esnek kontroller,
- Kaliteli sunum ve hikaye anlatımı,
- Eğlenceli online multiplayer

EKSİLER:
- Hala devam eden görsel kusurlar,
- Rutin görevler,
- Can sıkıcı poster sistemi,
- Suikastçi sınıfların oyunu kolaylaştırıp tansiyonu yoketmesi,
- Yaşlı dövüş sistemi,
- Paraşüt, tank gibi Da Vinci icatlarını kullanmanın zevkli olmaması,
- Donuk yüz animasyonları



SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

EN DÜŞÜK SİSTEM

Windows XP, Windows Vista , Windows 7
İşlemci: Intel Core 2 Duo 1.8 GHZ or AMD Athlon X2 64 2.4GHZ
RAM: 1.5 GB Windows XP / 2 GB Windows Vista - Windows 7
Ekran Kartı: Shader Model 3.0 veya üzeri destekli DirectX 9.0 uyumlu 256 MB
Ses Kartı: DirectX 9.0 uyumlu ses kartı DirectX Version: DirectX 9.0
Hard Disk: 8 GB

ÖNERİLEN SİSTEM

Windows XP, Windows Vista , Windows 7
Intel Core 2 Duo E6700 2.6 GHz ya da AMD Athlon 64 X2 6000+ veya üzeri
Ekran Kartı: GeForce 8800 GT or ATI Radeon HD 4700 veya üzeri
Ses Kartı: 5+1 ses kartı



Cursed Mountain


Resim

Resim
Resim
Resim

Unpack
Burn or mount
Install the game


Cursed.Mountain-ViTALiTY
http://vip5.indirgani.com/Cursed.Mountain-ViTALiTY.rar



Crysis Warhead


Resim

DOWNLOAD

http://vip5.indirgani.com/Crysis.Warhead-RELOADED.rar

İNCELEME

Evet, o mükemmel tropik ada ve 2020 ağustosunun puslu havası tekrar karşımızda. Teğmen Nomad’le altını üstüne getirdiğimiz, Lingshang adlı o kara parçası bu sefer Psycho ile ayaklarımızın altında.

Büyüt (gerçek boyut: 1024 x 768)Resim

Crysis oyun dünyasında grafik alanında devrim yapmıştı. Cry Engine 2, kaliteli sistemi olan her oyuncu için bir göz ziyafeti yaşatıyordu. Sadece mükemmel grafik sunmuyordu; senaryo ve oynanabilirlik de iyiydi. Yalnız dediğim gibi bu oyunu her oyun sever oynayamıyordu ve bu bir oyun için önemli bir eksikti. Ana karakterimiz Nomad ve Prophet’ın komutasındaki ekibimiz ile mücadele veriyorduk. Ekipte bir de Psycho diye emir komuta zincirine pek aldırış etmeyen, çılgın ruhlu ve cesur bir adam vardı ki bu adam çoğu oyuncunun gönlünde taht kurmuştu. Ben hariç, benim favorim Prophet idi.

Crytek Crysis ile aynı adada aynı zamanda geçen ama ana karakterimizin Psycho olduğu bir oyun çıkardı. Crysis Warhead’de Nomad kendi işine bakarken biz de Psycho ile adanın diğer yakasında verilen görevleri yerine getirmeye çalışıyoruz. Psycho’ya ayrı seslendirmesiyle ayrı bir hava katan Bahtiyar Engin bu oyunda da o güzel sesinden mahrum bırakmıyor bizleri. Psycho’nun orijinal İngilizce sesi o etkiyi yapamıyor.

Yalnız aklımıza da gelmiyor değildi; acaba aynı şeyleri mi tekrarlayacağız? Yapımcılar sırf Crysis’ten daha fazla kazanmak için mi böyle bir şey yaptılar? Evet, bu soruları soruyoruz kendimize oyunu oynamadan önce, ama sonra anlıyoruz gerçeği.

Büyüt (gerçek boyut: 1024 x 768)Resim

Ortamı Biraz Isıtalım

Oyunu aldığımızda paketten iki dvd çıkıyor, bunlardan biri Single Player yani senaryo modunun bulunduğu dvd, diğeri ise Crysis Wars yani multiplayer’ın bulunduğu dvd. Crysis Warhead’i oynamak için Crysis’e gerek yok, yani kendi başına kurulum yeterli. Hemen senaryo modunu açıyoruz. Oyunu açtığımda Crysis’in ana menüsünün aynısı karşıma çıkıyor, sadece renkler farklı. Ana şemanın rengini istersek değiştirebiliyoruz. Arka planda ise güzel bir müzik var. Oyuna yeni bir profil açıp, 4 zorluk seviyesinden (kolay, normal, zor ve çok zor) birini seçip başlıyoruz. Giriş videosu olarak Psycho bize ufak bir gösteri sunuyor. Video gerçekten güzel olmuş ve oyuncuyu hemen gaza getiriyor. Başlangıç olarak kısaca tuşlar bize öğretiliyor ve Psycho ile ‘maximum eğlence’ başlıyor.

İlk olarak şunu fark ettim; Warhead’de takım oyunu bir önceki oyuna göre daha çok karşımıza çıkıyor. Crysis’te çoğunlukla Nomad ile tek başımıza ilerleyip görevleri tamamlıyorduk. Fakat Psycho daha oyunun başında kendi arkadaşlarıyla temas halinde. Oyun boyunca buna rastlamak mümkün; yer yer kendi askerimizle birlikte hareket edip düşmanlara karşı koyuyoruz. Yardımlaşma ve toplu harekât yoğun bir şekilde oyuna yansıtılmış. Crysis’teki istediğinde kaydet olayı devam ediyor. Yani öldüğümüz zaman, çok gerilerden yine aynı yerleri geçmek durumunda olmayacağız ki en sevdiğim şey de bu.

Crysis’te oyuncuya adada istediğini yapabilme özgürlüğü sunuluyordu. Bu yine devam ediyor. Araç sürüp, görev yapmadan ada içinde gezinebiliyoruz. Aynı zamanda yeni araçlar ve silahlar da eklenmiş. Araç sürüşü ilk oyuna göre daha gerçekçi ve araçlar daha hızlı gidebiliyor. Araçlarda bulunan makineli tüfekler daha yavaş ısınıyor. Bu sayede daha uzun süre ateş edebiliyoruz. Yalnız araç kullanma demişken, Nomad ile uçak kullanmıştık ama Psycho ile bu oyunda nasip olmuyor. Havada düşman uçaklarıyla veya uzaylılarla didişememek biraz üzücü.

Büyüt (gerçek boyut: 1024 x 768)Resim

Oyun boyunca sürekli olarak iki kişiyle iletişim halindeyiz. Emerson adlı bayan bize telsiz ile istihbarat desteği sağlıyor ve görevlerimizi o belirliyor. Oneil ise bir pilot ve uçağı düştükten sonra, kara da savaşıyor. Ara ara bizimle hareket ediyor ve sürekli olarak telsiz ile iletişim kuruyor. Teğmen Nomad’in adı bir iki kere geçiyor oyun içerisinde. Ben şahsen onun da bu oyuna dâhil edilmesini isterdim. Prophet’dan ise bir kere söz ediyor Psycho.

Yapımcılar Crysis’teki yüksek sistem ihtiyacını Warhead’de düzelteceklerini söylüyorlardı, hatta Warhead için özel bir bilgisayar sistemi kuracaklarını ve bu sistemin 650 dolar olacağını belirtiyorlardı. Buna en çok Crysis’i oynayamayan veya düşük detaylarla oynayan oyuncular sevinmişti. Ben Crysis’i kendi sistemimle yüksek detaylar ve grafiklerle kasmadan oynayabiliyordum (çok yüksek değil yüksek). Crytek’in açıklamalarına dayanarak Warhead’te detay ve grafik kalitesini en yüksek yaptım ama oyun kasmaya başladı. Özellikle çatışmalar esnasında oyun çok yavaşladı. Ayrıca bölüm yükleme süreleri Crysis’e göre daha uzun sürüyor. Yani Warhead benim gibi 8600gt veya onun ayarında ekran kartı kullananlar için bu alanda bir fark göstermiyor. Ancak daha düşük sistemler için deneme fırsatı bulamadığımdan yorum yapmayacağım. Warhead’te de en yüksek verim için Geforce 8800 veya ona yakın ekran kartları şart.

Background… Action!!!

Crysis Warhead’in Crysis’ten en büyük farkı burada ortaya çıkıyor, aksiyon. Bu fark daha oyunun ana menüsündeki müzikte kendini gösteriyor. Bir önceki oyunda müzik hafif ve yavaşken buradaki müzik tempolu ve hareketli. Oyunun ilk bölümü de aynı şekilde heyecan verici biçimde başlıyor zaten ve kendimizi mermilerin ve mermi seslerinin ortasında buluyoruz. Crysis’te çatışmalar, görevler biraz ağır kalıyordu. Özellikle Call of Duty 4 oynayanlar bunu daha net bir biçimde anlıyorlardı. Crysis CoD4’ten bu anlamda çok geri kalıyordu. O hareketli, aksiyon dolu çatışmaları yaşatamıyordu bize. Crytek bunun farkına varmış olacak ki aksiyonu bol, hareketi bol bir oyun yaptılar Warhead’i. Çatışmalar esnasındaki hareketli ve bize gaz veren müzikler inanılmaz etkili. Müzikler sadece çatışmalarda çıkmıyor elbet. Bazen ortamı korkunç bir hale sokan, bizi geren müzikler de çıkıyor düşmanın olmadığı yerlerde. Duyduğumuz müziğin etkisiyle acaba ne çıkacak karşımıza diye soruyoruz kendimize. Oyun bu sayede biraz da gerilim içeriyor haliyle. Bir gelişme de şu; düşman askerini vurduğumuzda kan daha belirgin ve daha gerçekçi çıkıyor.

Ormanın içinde, gece karanlığında muhteşem müzik eşliğinde, onlarca Koreli arasında yaşam mücadelesi vermek, karşılıklı savaşan Korelilerle uzaylılar arasına dalarak çatışmaya katılmak, işte bunlar tam Psycho’ya göre. Çatışmalar esnasında karakterimizin verdiği tepkilerde gelişmiş. Ateş altında kaldığımız zaman ekran kararabiliyor ve adamımız yavaşlayabiliyor. Aksiyonu sadece bunlar sağlamıyor. Kovalamaca bile yaşanıyor Warhead’te. Askeri araçlarıyla Koreliler hem askeri aracımıza ateş saçıyor hem de yakalamaya çalışıyorlar bizi. Crysis’e göre bu oyunda daha fazla çatışma oluyor. Karşılaştığımız düşman sayısı da daha fazla. Bunların yanında nano giysimiz bu sefer daha güçlü ve Psycho Nomad’e göre hem daha atik hem daha hızlı. Ancak yine de Warhead bir önceki oyuna göre biraz daha zor. Yapay zeka daha da gelişmiş. 2-3 kişilik bir düşman gurubuyla çatışmaya girdiğimizde hemen çevredeki askerler yardıma geliyor ve bir anda kalabalık bir gurubun içinde kalıyoruz. Yine çatışma esnasında düşman askerlerinden biri bizi oyalarken öteki arkamızdan dolanabiliyor. Devriye gezen araç sayısı da çok daha fazla. Eğer oyunu zor seviyede oynuyorsanız böyle çatışmalardan uzak durmanızda fayda var. Bu gibi durumlarda görünmezlik pelerinimiz bize çok yardımcı oluyor.

Büyüt (gerçek boyut: 1024 x 768)Resim

5 dakika Film arası

Crysis’te çok az çıkan ara videolar, Warhead’te önemli bir parçası olmuş. Sık sık karşımıza güzel ve ilginç ara videolar çıkıyor ve bunlar oyuna çok iyi monte edilmiş. Bu ara videolar oyuna film tadı vermekle kalmamış, oyuncunun dinlenmesini de sağlıyor. Sürekli çatışma içerisinde ve hareket halinde olduğumuz için ister istemez yoruluyoruz. İmdadımıza hemen bir ara video yetişiyor ve bizde arkamıza yaslanıp filmin tadını çıkarıyoruz. Sonra daha bir istekle oynamaya başlıyoruz yeniden. Bu özellik sayesinde oyuncu oyunu birkaç saat süresince oynasa bile sıkılmıyor. Buna ara videolar, oyunun gidişatı ve senaryosu müsaade etmiyor.

Bir de ara video’lar karşımıza çıkan çekik gözlü bir amcamız var. Koreli bir albay olan bu giyimine kuşamına dikkat eden amcamız Psycho’nun canını çok sıkıyor video’larda. Hatta İngiliz olan Psycho’yu kızdırmanın kolay bir yolunu bulmuş ki ona yankee diyor. Tabi herkesin bir sonu olduğu gibi albayın da sonu var ve bunu da yine bir ara video’da görüyoruz.

Büyüt (gerçek boyut: 1024 x 768)Resim

Psycho

Ben Crysis’te bu karakteri pek sevmemiştim ama bu oyundan sonra sevmemek elde değil bu cana yakın sevimli insanı. Sevimli olmasına aldanmayın, gerektiğinde çabuk sinirlenen ve sinirlendiği kişiyi her an pişman edebilecek güce sahip biri. Yukarıda da belirttiğim gibi İngiliz’dir ve bunu sık olarak belirtir. Çavuş olan Psycho emir komuta zincirine pek aldırmaz. Bunu zaten Crysis’ten de biliyoruz. Kendisi çok delikanlıdır, bir video’da arkadaşını kurtarmak için kendi canını tehlikeye attı ve bir videoda da Oneil’ı silahsız bir Koreliyi öldürmek üzereyken engelledi. Duygusaldır. Hayatın sadece savaştan ibaret olmadığını bilir ve ara ara kendi eğlencesine bakar. Nadiren ciddi olduğu görülür. Genelde ciddi iken aynı zamanda sinirlidir de.

Büyüt (gerçek boyut: 1024 x 768)Resim

Ada, Çevre, Ses ve Grafik

Adada sadece ağaçlar, tepeler veya kumsal yok artık. Şelaleler de mevcut. Çatışmalardan sonra bu şelale manzaraları insana gerçekten huzur veriyor. Aynı zamanda adada tavuk, fare ve cinsini bilmediğim birkaç hayvana rastlayabiliyoruz. Eğer sürekli öldürmekten, kovalamaktan veya kaçmaktan yorulursanız ve sizi stres basarsa yerde gezinen fareleri kapıp havaya suya falan atın. Bu ufak hayvanlarla bile etkileşimde olmak Warhead’te ki hoş yeniliklerden biri. Hava durumu değişebiliyor. Yağmur yağıyor ve rüzgâr çok etkili esebiliyor. Bu esnada havada yapraklar uçuşuyor. Bu sayede oyun farklı atmosferlere bürünebiliyor. Çevredeki nesnelerle etkileşim yine mükemmel. Her nesneye etki edebiliyoruz. Patlamalar esnasındaki etkileşim ise bir önceki oyuna göre daha iyi. Patlamalar daha bir parlak ve daha gerçekçi. Grafikler zaten olağanüstüydü ve yine olağanüstü. Seslerdeki gelişme ise en çok dikkat çeken kısımlardan biri. Derede su akarken onun şırıltısı, şelalenin sesleri, gök gürlemesi, çevredeki kuşların ve böceklerin sesleri, gökyüzün de mücadele veren uçak sesleri, bunların hepsi iyi hazırlanmış ve adanın atmosferi daha bir güzel olmuş. Ayrıca oyunun Türkçe olması da bizlerin senaryoyu ve olayları daha iyi anlamamızı sağlıyor.

Büyüt (gerçek boyut: 1024 x 768)Resim

Eee bu kadar mı?

Bu soruyu incelemeye sormuyoruz tabii ki, bir sürü şey yazdım yani daha ne yazayım. Bu tepkiyi oyuna veriyoruz. Maalesef oyunun senaryosu çok kısa. 5 ile 8 saat arasında değişiyor oyun süresi, zorluğa bağlı. Crysis’in kısa olmasından şikayet ediyorduk ki Warhead ondan da kısa çıktı. Aksiyona doyamadan bitiyor oyun. Warhead 7 ana bölümden oluşuyor; Call me Ishmael, Shore Love, Adapt or Perish, Frozen Paradise, Below the Thunder, From Hells Heart, All the Fury. Bulunduğunuz ortamdaki şartlar el verirse sabah başlayıp akşam oyunu bitirebilirsiniz. Bunu tavsiye ederim. Eğer oruç tutuyorsanız bu oyun bir günlüğüne size ne açlık ne de susuzluk hissi yaşatır. Oyunu bitirince acıktığınızı anlarsınız zaten hemen sonra top atılır siz de iftar yaparsınız.

Final

Crysis Warhead, aynı şeyleri tekrar edeceğimiz korkusunu yersiz kılıyor. Görevler çok daha farklı ve meğerse Psycho, Nomad’den daha çok çalışmış. Grafikler yine harika, oynanabilirlik çok daha iyi. Crysis’teki muhteşem final bu oyunda yok, Warhead’in final bölümü biraz daha sade olmuş. Ama onun haricinde oyun gerçekten Crysis’i aratmıyor ve en az onun kadar iyi. Bol aksiyonlu, bol hareketli, harika grafikli bu oyunu elbette orijinal olarak alın oynayın dememe gerek bile yok. Crytek, Half-Life yapımcılarının Opposing Force ile yaptığının daha da iyisini Crysis Warhead ile yaptı, tebrik ediyorum.

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

İşletim Sistemi: Windows XP - SP2 veya Windows Vista
İşlemci: Intel Pentium 4 2.8 GHz (Windows Vista için 3.2 GHz), Intel Core 2.0 GHz (Windows Vista için 2.2 GHz) / AMD Athlon 2800+ (Windows Vista için 3200+) veya daha iyi bir işlemci
Bellek Miktarı: 1 GB RAM (Windows Vista'da 1.5 GB RAM)
Ekran Kartı: NVIDIA GeForce 6800 GT / ATI Radeon 9800 Pro (Windows Vista'da ATI Radeon X800 Pro) veya daha iyi bir ekran kartı
Ekran Kartı Bellek Miktarı: 256MB
Sabit disk: 15 GB


The Sims Medieval


Resim

CD KEY


DDGQ-3W8M-8D7D-F8D4-KRLD

DGN6-LXYJ-SWM4-KSWJ-ARLD

WH5M-UDBR-4RRF-S4RN-MRLD

B23T-BXK8-P75Q-WP72-WRLD



DOWNLOAD
The.Sims.Medieval-RELOADED
http://vip8.indirgani.com/The.Sims.Medi ... LOADED.rar

UPDATE

http://vip5.indirgani.com/The.Sims.Medi ... LOADED.rar

NOT: ARKADAŞLAR OYUNU KURDUKTAN SONRA PAYLAŞTIĞIMIZ UPDATE YAPIN. DAHA SONRA İÇİNDEKİ CRACKİ YAPIN

İNCELEME

The Sims 3 üzerinde geliştirilen ancak The Sims 3'ten bağımsız bir oyun olan, The Sims Medieval bugün itibari ile tüm Türkiye'de satışa sunuldu.

Resim


PC/Mac için hazırlanan bu bağımsız seri oyunculara kahramanlar yaratmak, onları görevlere çıkarmak, krallık kurmak ve drama, aşk ve komedi dolu destansı hikayeler anlatmak için gereken araçları veriyor.

Resim


Orta Çağ’da geçen oyunda oyuncular krallıklarını kurarken şövalye, ozan, büyücü, rahip, demirci ve casus gibi Kahraman Sim’ler yaratabilecekler. Her bir Kahraman Sim’in mesleki hayatı ve karşılaşacağı görevler farklı olacak.


Resim


The Sims Medieval’deki görev bazlı oynanıştan, orta çağ eşyalarına, karakterlerin görünüşlerinden rengarenk dünyaya kadar her şey, inandırıcı bir orta çağ dünyası yaratmak üzere tasarlandı. Oyuncular krallıklarına gelen her yeni Kahraman Sim’i, kişilik özellikleri ve kusurlarına kadar ayarlayabilecekler. Oyuncular karakterleriyle yakınlaşacak, onları yalnızca görevlere göndermekle kalmayacak, hastaları iyileştirmek, egzotik mal ticareti yapmak veya zırh dövmek gibi günlük sorumluluklarını da yerine getirecekler.


Resim


SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

WINDOWS XP İÇİN

* 2.0 GHz P4 işlemci veya dengi (Bu değer Tek çekirdekli işlemciler için istenmektedir. Eğer çift veya dört çekirdek farklı bir değer mesala Centrino , daha rahat oynanabilir.)
* 1 GB RAM
* Pixel Shader 2.0 destekli 128 MB Ekran Kartı
* DirectX 9.0c ‘nin son sürümü
* Microsoft Windows XP Service Pack 2 (Servis Paketi 2 yoksa Windows Güncellemerinizi kontrol edin. Service Pack 3 varsa daha iyi olur.)
* En az 5,3 GB sabit disk alanı gerekmektedir.

WINDOWS VISTA (ve / veya WIN 7) İÇİN

* 2.4 GHz P4 işlemci veya dengi (tBu değer Tek çekirdekli işlemciler için istenmektedir. Eğer çift veya dört çekirdek farklı bir değer mesala Centrino , daha rahat oynanabilir.)
* 1.5 GB RAM
* Pixel Shader 2.0 destekli 128 MB Ekran Kartı
* Microsoft Windows Vista Service Pack (Servis Paketi 1 yoksa Windows Güncellemerinizi kontrol edin. Service Pack 2 varsa daha iyi olur.)
* En az 5,3 GB sabit disk alanı gerekmektedir.

Windows’un kendi grafik donanımında ise:

* Intel Integrated Chipset, GMA 3-Serisi ve üzeri
* 2.6 GHz Pentium D CPU, ya da 1.8 GHz Core 2 Duo veya eşdeğeri
* 0,5 GB ek RAM gerek duyulmaktadır.

MAC OS X İÇİN

* Mac OS 10.5.8 Leopard veya üstü
* Intel Core Duo İşlemci
* 2 GB RAM
* ATI X1600 veya Nvidia Video RAM 256 MB veya Intel Integrated GMA X3100 ile 7300 GT.
* En az 5,3 GB sabit disk alanı gerekmektedir.
* PowerPC (G3/G4/G5) tabanlı Mac sistemler veya entegre ekran kartı GMA 950 sınıf ını desteklemez.

Windows Ekran Kartı Destekli

NVIDIA GeForce serisi

FX 5900, FX 5950
6200, 6500, 6600, 6800
7200, 7300, 7600, 7800, 7900, 7950
8400, 8500, 8600, 8800
9300, 9400, 9500, 9600, 9800
G100, GT 120, GT 130, 150 GTS
GTS 250, GTX 260, GTX 280, GTX 285, GTX 295

ATI Radeon ™ serisi

9500, 9600, 9800
X300, X600, X700, X800, X850
X1300, X1600, X1800, X1900, X1950
2400, 2600, 2900
3450, 3650, 3850, 3870
4850, 4870

Intel ® Graphics Media Accelerator (GMA)

GMA 3-serisi, GMA 4 serisi

NVIDIA ION bilgisayarların en az 2 GB RAM gerektirir.

NVIDIA GeForce FX serisi Vista desteklenmemektedir.
Mac OS X Desteklenen Ekran Kartları

NVIDIA GeForce serisi

7300, 7600
8600, 8800
9400M, 9600M GT
GT 120, GT 130

ATI Radeon ™ serisi

X1600, X1900
2400, 2600
3870
4850, 4870

Intel ® Graphics Media Accelerator (GMA)

GMA 3-serisi



Lara Croft and the Guardian of Light



Resim

Lara.Croft.and.the.Guardian.of.Light-SKIDROW
http://vip5.indirgani.com/Lara.Croft.an ... KIDROW.rar


İNCELEME

Tomb Raider serisi oyun dünyasına Indiana Jones tadında bir soluk getirdi ve antik kültürlerin gizemlerinden beslenen maceralarıyla büyük bir hayran kitlesini peşinden sürüklemeyi başardı.

Resim

Popüler olan pek çok serinin başına gelen vahim durum Tomb Raider’da da karşımıza çıktı. Yapımcıların elde edilen başarıların arkasına sığınıp ortalama oyunlar geliştirmesi yüzünden seri önlenemez bir düşüşe geçti. Her ne kadar Underworld ile toparlanır gibi olsa da, Lara eski güzel günlerini yaşamaktan çok uzaktı. Eidos radikal bir karar aldı ve seriyi dijital platformda destekleyecek Lara Croft and the Guardian of Light’ı geliştirmeye başladı. PSN ve XBOX Live gibi sanal dükkanları süsleyecek olan oyun, hem firma tarihinde, hem de popüler serilerin geleceği hakkında riskli bir kumar sayılabilir aslına bakarsanız. Oyun ilgi görürse büyük firmalar PSN üzerinden yayımlanacak ve bağımsız ruha sahip oyunlar geliştirmeye ağırlık verebilirler ve oyun sektöründe yeni bir kapı açılabilir. Sonuç başarısızlık olursa diğer büyük yapımcıların gözü korkabilir ve muhteşem olasılıklara gebe bu kapı kapanır, dijital alem gene bağımsız ve küçük yapımcıların elinde kalabilir. Bakalım Eidos ve Crystal Dynamics’in Guardian of Light (yazı içinde kısaca GoL diyeceğiz) ile oynadığı kumar tutmuş mu?

Resim

SUNUM:

Guardian of Light 2.4 GB gibi bir boyuta sahip. Oyunumuzu satın alıp yükledikten sonra ana menüye kısa bir yüklemenin ardından ulaşıyoruz. GoL’ın menü tasarımı şaşırtıcı derecede Uncharted 2: Among Thieves’e benziyor. Kahverenginin ton kullanımı ve antik tasarımlarla bezenmiş seçenekler menüsüne bakınca Uncharted 2 için yayımlanmış bir ek görev paketi oynadığınızı düşünebilirsiniz. Bu benzerliğin boyutu kopyalamaya kadar gitmediği için sorunu çok büyütmeye gerek yok. Gene de biraz daha kendine has bir tasarımın peşinden gidebilirmiş yapımcılar. 

Resim

Fondaki etnik müzikle birlikte sunulan görsel tasarım, oyuna başladığınız zaman karşılaşacağınız atmosfer ile kusursuz bir şekilde uyum içerisinde. Egzotik tatlar barından menüde seçeneklerin sunum şekli de oldukça hoş. Oyunun hikayesini tek kişi oynayacaksınız ekranda sadece Lara’nın yer aldığı fotoğrafın, lokal co-op moduyla oynayacaksanız Lara ve Totec’in birlikte çektirdikleri hatıra fotoğrafının üzerine tıklamanız gerekiyor. Ayarlar menüsü de fotoğraf şeklinde tasarlanmış.

Resim

ÖYKÜ:

Lara Mirror of Smoke isimli antik bir Maya hazinesinin peşindedir. Uzun bir araştırma sonunda hazinenin izini bulan kahramanımız, farkında olmadan büyük bir kötülüğü uyandıracaktır. Dilerseniz burada hikayenin temelini oluşturacak bir tarihe, günümüzden tam 2000 yıl öncesine gidelim. Maya halkının hüküm sürdüğü Orta Amerika’dayız. Dünya Xolotl (migrene iyi gelen bir ilaç ismi gibi, değil mi?) isimli kötü varlığın tehdidi altındadır.

Mirror of Smoke isimli objeyi kullanıp yaratıklardan oluşan bir ordu kuran Xolotl, karşısında Maya’lı kahraman Totec’i bulacaktır. Totec’in ordusunu Mirror of Smoke yardımıyla yenen Xolotl ise zafere çok yakındır. Yüzünde beşlik simit gülüşüyle zafer kutlamalarına erken başlayan bu kötü varlığı yenmenin bir yolunu bulur Totec ve onu kendi silahına, yani Mirror of Smoke isimli aynaya sonsuza kadar hapseder. Kendisi de bu aynayı gözleyecek olan taştan bir heykel haline gelir.

Günümüze geri dönelim. Gizli kalmış hazinelerin ve mezarların kaşifi Lara Croft, istemeden de olsa Mirror of Smoke üzerindeki efsaneyi okur ve Xolotl’un tekrar beden bulmasına yol açar. Elbette Totec boşuna taş olmamıştır. Böyle bir tehlike karşısında hemen canlanan Totec, Lara ile işbirliği yapmak zorundadır. Mirror of Smoke’u ele geçiren Xolotl’u şafak sökmeden durdurmak zorundadırlar. Aksi takdirde dünyaya kaos hakim olacaktır. Gördüğünüz gibi; GoL’un hikayesi hiç de boş değil. Merak uyandıran ve oyuncuyu peşinden sürükleyen hikaye, anlatım konusunda biraz tökezlese bile ritmini asla kaçırmıyor. Hoş ara videolarla da desteklenen öykü, gayet doyurucu.

Resim

GRAFİKLER:

Yapımcı Crystal Dynamics bu başlık altında inanılmaz bir iş ortaya koymuş, bunu hemen belirtelim. Bir PSN oyunundan görselliğe dair ne kadar beklentiniz varsa hepsini yıkıyor GoL ve yeni bir standart belirliyor sizin için. Artık PSN üzerinden yayımlamak üzere oyun geliştiren firmaların işi GoL yüzünden zorlaşacak, çünkü oyunseverlerin beklentileri artık daha yüksek.

İlk olarak karakter tasarımlarının kalitesi ve animasyonlardaki kusursuz akıcılık dikkat çekiyor. Lara Croft ilk oyundan beri bildiğimiz Lara, minik şortu ve dar tişörtü (yazar burada zor tutuyor kendisini) ile oluşturduğu seksi havayı belindeki silahlarla bozmaya devam ediyor. Aksiyon esnasında sergilediği hareketler bile ilk oyundan miras kalmış görüntülerin doğmasını sağlıyor. Bu tip görsel detaylar elbette çok hoş, sonuçta biz Lara’yı böyle sevdik ve sevdiğimiz şekilde karşımıza çıktığı sürece sorun yok. Totec ise Lara’nın aksine hiç de seksi biri değil. Sert bir Maya savaşçısı olan Totec, dövmeleri ve vücudunu dolduran piercingleriyle oldukça güçlü gözüküyor. Düşmanların animasyonları da en az ana karakterler kadar başarılı, bunu da belirtelim. Saldırı anında verdikleri gerçekçi tepkiler, attığınız mızraklar saplanırken tökezleyip geri tepmeleri, göz okşayan detayların başında geliyor. Fırlattığınız mızraklar ise vücutlarına saplanıp kalıyor. Tüm detayları görme şansına sahipsiniz.

Mekan tasarımları tek kelimeyle muhteşem. Şahsen Maya kültürüne ve antik dünyadaki yerine inanılmaz bir ilgi duyduğum için, tasarım departmanının ortaya çıkardığı iş benim zevkten delirmeme yol açtı. Taştan tuğlalarla örülmüş mekanlar, ansızın karşınıza çıkan bubi tuzakları ve Maya kültürünü başarıyla resmeden mimari oyuncuyu kolayca etkiliyor. Üstelik mekanlardaki objelerin (heykel, sandık, dev vazolar gibi) çoğu parçalanabiliyor. Çevre ile etkileşimin beklediğimizden daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Buradaki tek sıkıntı parçalanan objelerin biraz fazla hızlı şekilde ortadan kaybolmasından kaynaklanıyor. Örneğin; devasa bir vazoyu parçaladınız. Parçalar daha yere düşerken gittikçe görünmez hale geliyor ve çabucak ortadan kayboluyorlar. Keşke bu kaybolma işlemine biraz daha zaman tanısaymış yapımcılar. Bunun dışında göze batan bir sorun yok.

Resim

Oyundaki patlama ve alev efektleri de dikkat çekici. Genelde loş mekanlarda koşturduğumuz için ortamı aydınlatmak meşaleler ile hayat bulan alevlere düşüyor. Burada alev efektlerinin oldukça kaliteli olduğunu görüyoruz. Üstelik alevlerin oluşturduğu ışık oyunları da gözlerden kaçmayacak kadar başarılı. Daha aydınlık mekanlarda ise ışıklandırmanın başarısı ortaya çıkıyor. Kısacası; PSN üzerinden yayımlanan bir oyunda bu kadar yetkin bir işçilik görmek, gerçekten şaşırttı bizleri.

Resim

İzometrik bir kameraya sahip GoL. Günümüzde pek örneğini göremediğimiz bu kamera açısı sayesinde inanılmaz rahat bir oyun tecrübesi sunulmuş. Manuel olarak kendisiyle oynamanıza izin vermeyen kamera, geniş bir planda durarak tüm haritayı rahatlıkla görmenizi sağlıyor. Bu sayede kör noktalarda sıkışıp kalmıyorsunuz. Totec’le Lara yalnız kalacak bir an bile bulamıyor anlayacağınız :) . Açının en zor noktalara geçtiği anlarda duvarların hafif şeffaflaşması sayesinde sıfır hataya sahip bir görüş açısına sahipsiniz, kıymetini bilin. Kameranın mekan üzerinde sabit oluşu sadece görsel bir netlik sağlamıyor, aksiyon esnasında oynanabilirliğe de olumlu bir etki yapıyor. Açının sabit ve temiz bir açıda durması sayesinde tüm dikkatinizi Lara’ya ve içinde bulunduğu duruma verebiliyorsunuz.

Yavaşlama gibi problemler Lara’nın kitabında yok. Oyun lokal co-op desteğiyle oynadığınız veya aksiyonun zirve yaptığı anlarda dahi asla yavaşlamıyor. Bu sayede akıcı bir oynanabilirlik doğal olarak Dualshock’ınızda hayat buluyor. Sonuç olarak; görsellik başlığı altında Guardian of Light’a bir kusur bulmakta zorlanıyoruz. Bunun bir PSN oyunu olduğunu düşünürsek, uzun süredir gördüğümüz çıkan en güzel oyunla karşı karşıyayız.

Büyüt (gerçek boyut: 997 x 554)Resim

OYNANABİLİRLİK:

Guardian of Light, shooter ile platform-puzzle türlerinin bir kırması. Oyun bu dengeyi çok iyi kurarak rafine dinamikleriyle dikkat çekiyor. İşin aksiyon ayağını ele alalım ilk olarak. Sağ analoğu herhangi bir yöne ittiğimiz zaman karakterimiz otomatik olarak nişan alıyor. Bu pozisyonda iken R2 tuşuna basarsanız ateş ediyor veya mızrak atıyorsunuz. R1 tuşu ise alternatif özelliğimizi (kanca atmak gibi) kullanmamıza yarıyor. Nostalji yapıp 90′lı yıllara dönersek benzer sistemi kullanan shooter oyunlarıyla karşılaşmak kaçınılmaz. Yapımcıların en büyük başarısı, daha önceden sıklıkla kullanılmış dinamikleri tekrar elden geçirip taze bir soluk getirmek olmuş. Analog kumandanın sağladığı esneklik sayesinde nişan almak ve istediğimiz yere ateş etmek oldukça basit ve eğlenceli. Karakterimiz sürekli hareket halindeyken bile net ve keskin atışlar gerçekleştirebiliyoruz.

Oyunda sınırsız cephaneye sahibiz ve biz bu özelliği çok seviyoruz sevgili PST okurları. Cephane derdi olmadan özgürce ateş edebilmek gerçekten güzel bir his. Ayrıca her iki karakter sınırsız sayıda bombaya sahip. Üçgen ile koyduğumuz bombaları gene üçgen tuşu ile patlatıyoruz. Ancak dikkatli olun, kendinizi patlatmayın. Bombayı yere bıraktığınızda etki göstereceği alan halka şeklinde size belirtiliyor. Bu halkanın dışına çıkıp patlatmaya dikkat edin. Bombaları hem düşmanlar üzerinde, hem de mekan bulmacalarının çözümünde sıklıkla kullanacaksınız.

Büyüt (gerçek boyut: 1024 x 559)Resim

Platform-puzzle ise oyunun diğer yarısını oluşturuyor. İlk Tomb Raider oyununu başarıya götüren en önemli özellik, oyuncuyu zorlayan ancak keşfetmesi inanılmaz zevkli olan mekan bulmacalarıydı hatırlarsanız. Seriye yeni oyunlar katıldıkça bu özelliğin törpülendiğine, işin aksiyon yönüne ağırlık verildiğine tanık olduk. Underworld ile bu durum düzeltilmeye çalışıldı ancak o eski tadı asla alamadık. GoL ile eski güzel günlere hazırlıklı olun çünkü hem zorlayıcı, hem de eğlenceli pek çok mekan bulmacası karşınıza çıkacak.

Bulmacaların tamamı mekanlar üzerine kurulu ancak laf olsun diye oyuna eklenmiş bir bulmaca ile karşılaşmayacaksınız. Her birinin kalite kokan matematiğe sahip olması bu noktada çok önemli. Evet, oyunun başlarında karşınıza çıkacak olan bulmacalar sizi düşünmeye zorlayamayacak kadar kolay. Ancak bunları alıştırma turu olan algılamakta fayda var. Oyun ilerledikçe bulmacaların zorluk kıvamı artacak, sizi elinizde kumanda durum değerlendirmesi yapmaya itecek. Üstelik hiçbiri mantıksızlık boyutuna ulaşmıyor, ekrana bakıp sakince düşünürseniz çözemeyeceğiniz bulmaca yok. Ancak hepsini iki dakikada halledeceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

Resim

Aksiyon ve bulmacanın muhteşem kimyası bile oyunu tek başına kurtarmaya yetiyor ancak yapımcılar bunu yeterli bulmamış olacaklar ki karakter gelişimine dayalı bir sistemi de GoL’a eklemişler. Bu sistem nasıl işliyor, hemen özetleyelim. Oyunda ilerlerken bulacağınız silah geliştirme objeleri ve artifact dediğimiz tarihi objeleri, karakterinizi geliştirmeniz için gerekli olan nesneler. Bunları bulduğunuz zaman SELECT ile karakter menüsünü açmanız ve her bir özelliğe ait boş slota kazandığınız yeni gücü atamanız gerekiyor. Örneğin; ateş gücünüzü arttıran bir seviye yükseltme objesi (upgrade) buldunuz. Menüde silah ile ilgili kısma bu objeyi atadığınız takdirde Lara veya Totec daha yüksek bir saldırı gücüne sahip oluyor. Bulacağınız bir hançer veya totem ise karakterinizin düşmana zarar verdikçe sağlık ve puan kazanmasını sağlayabilir. Oyun boyunca bulacağınız bu objeler sayesinde gittikçe yenilmez biri haline geleceksiniz. Hatta belli bir yerden sonra standart düşmanların size dokunması neredeyse imkansız. Karakter geliştirme sistemi dengeli bir şekilde uygulandığı için oyundan yüzeysel ama kaliteli bir RPG tadı almanız da olası.

Guardian of Light’ın hikayesini tek başınıza oynarak gayet keyif alabilirsiniz. Ancak gerçek eğlence oyunun co-op özelliğiyle ortaya çıkıyor. Şu an için online co-op özelliği yok oyunumuzda ve bu büyük bir eksiklik ancak kısa bir süre içinde yayımlanacak yama ile birlikte oyunun bu özelliğe kavuşacağını hemen belirtelim. Şu an için lokal co-op özelliği aktif durumda. Lokal co-op bile tek başına bu oyunu almak için sebebiniz, bundan emin olun. Burada bir oyuncu Lara’yı, diğer oyuncu ise Totec’i yönetiyor. 

Resim

Oyun bu modun zevkini çıkartabilmeniz için sihirli birkaç numaraya sahip. İki karakter ilerleyebilmek için birbirine bağımlı durumda. Örneğin; Lara’nın ip atıp ulaşamayacağı bir yükseklik düşünün. Burada Totec devreye giriyor ve duvara fırlattığı mızraklar ile Lara’ya basamak oluşturuyor. Hanım kızımız da bu mızrakların üzerinde sekerek normalde ulaşamayacağı platforma çıkabiliyor. Totec’in bir diğer numarası da kalkanını başının üzerine koyarak Lara’nın yüksek yerlere tırmanmasını sağlaması. Aynı şekilde Lara’nın da Totec’e yardım edecek bazı numaraları var. İki platform arasını halat ile geçen Lara, boşluğa halatını gerebiliyor ve Totec’in ip cambazlığı yeteneğini kullanmasına izin veriyor. Bu sayede iki oyuncunun ilerleyebilmek için birbirine ne kadar bağlı olduğunu görüyorsunuz. Takım oyunu olmadan iki adım ileri gidemez ve bubi tuzaklarıyla tanışırsınız, bizden söylemesi.

İki kişi oynarken mekan bulmacalarının da doğaçlama gerektirdiğini görerek şaşırıyoruz. Tek kişilik modda Lara’ya odaklanan ve daha çözümü daha net gözüken bulmacalar, iki kişi ile boyut kazanıyor ve çok daha eğlenceli bir hal alıyor. Oyunun dinamikleri co-op modunda değişiveriyor ve karakterlerin yeteneklerine odaklanıp sizi biraz daha özgür bırakıyor. Bu şaşırtıcı bir esneklik aslına bakarsanız. Arkadaşınızla kafa kafaya verip çözüme ulaşmaya çalışmak oldukça ilginç ve bir o kadar da güzel bir his. Bu doğaçlama aksiyon sırasında da devreye giriyor. Düşmanlarla çatışırken mekanı kullanmanıza izin veriyor GoL. Örneğin; dev kapıların açılmasını sağlayan platforma koymanız gereken dev küreleri düşmanı böcek gibi ezmek için kullanabilirsiniz. Veya bir platforma çıktığınızda yerden alev çıktığını görüyorsanız bunu takım oyunu ile avantaja çevirebilirsiniz. Bir oyuncu düşmanı alevin çıkacağı noktaya çekerken, diğer oyuncu doğru anda platforma çıkıp düşmanları kızartabilir. İzometrik kamera açısına sahip bir oyunun, bu kadar özgür bir yapıyı oyuncusuyla buluşturması bizi şaşırtmadı dersek yalan söylemiş oluruz.

Resim

Guardian of Light’ın süresi yeterince tatmin edici değil. Oyunu bitirmeniz en fazla 7 saatinizi alacaktır. Yapımcıların ileride ek görev paketleri yayımlayıp oyunu genişletme ihtimalini de var ancak tam sürümün tadı damağımızda kalmadı dersek bir kez daha yalan söylemiş oluruz ve size karşı mahçup duruma düşeriz. Neyse ki; tekrar başa dönüp oynamak için yeterli bir içeriğe sahip GoL. Keşfetmeniz gereken gizli noktalar ve bulunacak objeler, oyun dinamiklerinin tek kişi ve co-op modlarına göre farklılık göstermesi ve genel olarak sunduğu eğlenceli oynanabilirlik, defalarca başa dönüp oynayabileceğiniz bir oyun haline getiriyor GoL’u.

Oyunun bir diğer sıkıntısı ise co-op moduna dilediğiniz an geçememeniz. Yani hikayeyi tek başınıza oynarken arkadaşınızın oyuna hemen dahil olmasına izin vermiyor oyun. Oynadığınız görevi kapatmalı ve ana menüye geri dönüp co-op moduna geçiş yapmalısınız. Bu sıkıntının derecesini düşüren bir özelliğe sahip GoL. Hikayede ilerlerken açtığınız görevler her iki modda da açılıyor. Böylece tek başınıza oynadığınız son bölümü co-op modunda da hemen oynayabilirsiniz. Böylece bu sıkıntı büyüyemeden bir kenara kıvrılıveriyor.

Resim

SESLER:

Oyunun zayıf bir performans sergilediği tek başlık burası. Seslendirmelerden başlayalım eleştirmeye. Ne yazık ki; karakterler oldukça tekdüze bir şekilde seslendirilmişler. Diyalogların da sığ oluşu bunda etkili olabilir elbette. 2000 yıllık hikayeyi 3 cümle ile özetlemeye çalışıyor oyun, haliyle diyaloglar kolayca sırıtıyor. Bunun üzerine gayet ortalama ses işçiliğini de ekleyince olumlu bir söz söyleme hakkımızı kendi eliyle ortadan kaldırıyor oyun.

Ses efektlerinde de ortalama bir işçilikle karşılaşıyoruz. Oyuna ihanet etmiyor efektler, kabul. Ancak kolonlarınızı şenlendirmekten ve sizi oyunun havasına sokmaktan da uzaklar. Müzikler ise otantik ritmleriyle ilk başta dikkat çekse de, akılda kalmaktan uzaklar. Uncharted 2′nin ana menüde çalan tema müziğini şimdi sorsanız ıslık ile hatasız çalabilirim. İşte akılda kalıcılık budur. Guardian of Light’ın müziklerinde bu etkiyi verebilecek bir kalite yok ne yazık ki.

SONUÇ:

Lara Croft and the Guardian of Light, tüm beklentileri aşacak kalitede bir PSN oyunu. Dengeli oyun dinamikleri, eğlenceli aksiyonu ve muhteşem mekan bulmacaları ile uzun süre elinizi oyalayacak kalitede bir oyun bu. Lokal co-op özelliği ile asıl gücünü gösteriyor GoL ve bir güneş gibi parlıyor adeta. Yakında online co-op desteği de gelirse tadından yenmeyecek, dileriz çok beklemeyiz. Burada yapımcı Crystal Dynamics’i de kutlamak istiyoruz, seriyi tökezleten ortalama oyunlardan sonra Lara Croft’un gerçek potansiyelini ortaya çıkartan taptaze bir oyunla çıktılar karşımıza. Üstelik dijital platformun büyük oyun firmaları için de ne kadar önemli olduğunu kanıtlayıp yeni bir dönemin kapısını araladılar. Bu oyunu kesinlikle ıskalamayın.



Sunum: 8.7 / 10
Öykü: 8.7 / 10
Grafikler: 9.6 / 10
Oynanabilirlik: 9.7 / 10
Sesler: 8.1 / 10
GENEL: 9 / 10

ARTILAR:
- Muhteşem oynanabilirlik,
- Co-op moduyla birlikte ortaya çıkan eğlence,
- Eğlenceli ve kaliteli mekan bulmacaları,
- Sınırsız cephane ile vites yükselten aksiyon,
- Kaliteli sunum ve hikaye,
- İzometrik kameranın kusursuz bir açı sunması,
- Doğaçlamaya izin veren oyun dinamikleri,
- Harika grafikler,
- Esnek kontroller

EKSİLER:
- Online co-op modunun henüz yer almaması,
- Vasat diyaloglar ve seslendirmeler,
- Ortalama ses efektleri ve müzikler,
- Genel tasarımdaki Uncharted 2 havası,
- Kısa sayılabilecek oyun süresi


SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

İşletim sistemi: Windows 7 / Vista / XP
İşlemci: 3+ GHz Intel veya 2.5+ GHZ AMD
Bellek: 1 GB RAM (XP) / 2 GB RAM (Vista)
Ekran kartı: NVIDIA GeForce 6 serisi (6800GT ve üstü) / ATI 1300XT ve üstü
Sabit disk: 7GB
Ses: DirectX 9.0c uyumlu ses kartı
Yapımcı: Crystal Dynamics
Yayımcı: Eidos Interactive
Tür: Shooter, Platform-puzzle
Yaş Sınırı: 12+
Multiplayer: 2 oyunculu lokal co-op
Trophy Desteği: Var



Call of Duty - Black Ops


Resim


Install Notes:

1. Unpack release
2. Mount image or burn it
3. Install
4. Copy the cracked content from the SKIDROW folder on the DVD
to the main installation folder and overwrite
5. Play the game

Call.of.Duty.Black.Ops-SKIDROW
http://vip5.indirgani.com/Call.of.Duty. ... KIDROW.rar
Alternatif Link 1:
http://vip6.indirgani.com/Call.of.Duty. ... KIDROW.rar
Alternatif Link 2:
http://vip7.indirgani.com/Call.of.Duty. ... KIDROW.rar

Not: Bütün linkler aynıdır server yoğunluğu olacağını düşündüğümüz için farklı serverlarda paylaşım yapılmıştır.



İNCELEME


Son yılların en başarılı serisi olan Call of Duty, oyuncuların isteği doğrultusunda yoluna son hızla devam ediyor. Bugüne dek sayısız cephede yer aldık, birçok önemli insanı kurtardık, milyonlarca insanın başına bela olabilecek düzeydeki isimleri ortadan kaldırdık. İkinci Dünya Savaşı ve Modern Savaş derken, şimdi de Soğuk Savaş ve Vietnam günlüklerine konuk oluyoruz…

Resim

Treyarch'ın World at War'u, Infinity Ward'un da Modern Warfare 2'yi geliştirmesinin ardından, sıradaki oyunun Vietnam döneminde geçebileceğine dair söylentiler vardı, hatta bazı belirtiler de bu ihtimalleri güçlendiriyordu. Activision, Vietnam döneminde yer alan birçok müziğin lisanslarını satın almıştı örneğin. Neyse ki resmi duyuru kısa süre önce geldi ve ilk video da yayımlandı. Biz de ilk bilgilerden yola çıkarak yeni maceramızı tanımaya çalışalım.

Resim


Hava kararıyor…

Black Ops'ta iki düşmanımız olacak; Vietnam ve Sovyetler Birliği. Zaten bilindiği gibi Call of Duty, her serisinde mutlaka farklı gözlerden oynanışa imkân tanımıştır. Bu yeni yapımda da kontrol edeceğimiz birden fazla adamımız var. Soğuk Savaş zamanında hem soğuk hava şartlarından, hem de Sovyetlerden korunmalıyız. Vietnam cepheleri ise, Sovyetlere nazaran daha tehlikeli, karanlık ve kanlı olacak. Özellikle profesyonel orduyu bir kenara bırakırsak, Vietcong militanlarına ekstra dikkat etmemiz gerekecek. Bunların haricinde Kuzey Kutbu ve Küba görevlerini de söylemeden geçmeyelim. Not: Tabii ki bunların dışında farklı görevler de olabilir; gelecekte geçen savaşlar örneğin. Hepsini öğrenmek için yapımcıların ağzından çıkacak harfleri tek tek bekliyoruz. 

Treyarch, Black Ops'ta da şiddetli oynanış geleneğini sürdürüyor. Kan ve karakterlerin parçalanması gibi şiddet içeren öğelerle yine karşılaşacağız. Operasyon tiplerine baktığımızda ise, yeni savaş yöntemleri göze çarpıyor. Kanlı ve heyecanlı kara çarpışmalarının dışında, bu kez havadan da operasyonlara katılacağız. Ha önceki Call of Duty oyunlarında da bir helikopterin minigun'ından ateş etmiyor muyduk - ediyorduk, ancak şimdiki durum farklı.

Şimdi de havadan

Black Ops'ta helikopter kullanabileceğiz. Bu kez sadece silahlarını değil, komple kendisini üstelik. Sadece o da değil, bir de uçak pilotumuz var (videoda görülüyor). Onu kontrol edecek miyiz bilinmez, ama paraşütle gökyüzünden atladığımızda, aşağıda bizi bekleyenlerin kim olduğunu sorgulamak yersiz olacaktır. Tabii ki Vietnam'ın coğrafi koşulları gereği her istenilen noktaya helikopter veya farklı bir hava aracıyla iniş yapamazsınız. Acil durumlarda paraşütümüze sarılıp kendimizi gökyüzüne bırakacağız.

Resim

Yapımcılar, hem tek kişilik oynanış, hem de çoklu oyuncu deneyimleri olarak şimdiye kadarki "en şiddetli" Call of Duty oyununu hazırladıklarını dile getiriyor ve sabırsızlandıkları belirtiyorlar. Modern Warfare 2'de yer verilmeyen "dedicated server" özelliği, bir hayli fazla PC oyuncusunu üzmüştü. Şimdi ise müjdemizi verelim, çünkü dedicated server uygulamasını Black Ops'da göreceğiz. Henüz detay verilmese de, oyunumuzda co-op modu da yer alacak.

Gelelim Multiplayer oynanışa. Şu an Xbox Live'ın en çok oynanan oyunlarından olan World at War, yakın zamanda yerini Black Ops'a devredeceğe benziyor. Zira geliştirilmiş yeni özellikler, yeni silahlar ve tabii ki yeni haritalar, oyuncular için heyecanlandırıcı olacaktır. Oyundaki her sınıf için özel killstreak'ler bulunurken, istersek kendimize özel olarak da hazırlayabileceğiz. Mücadelelerdeki iki numaralı silahımız, muhtemelen keskin bir bıçak olacak. Capture the Flag, Free for All, Damnation ve Team Deatmatch gibi modlar, ayrıca kullanılabilen araçlar da (tank örneğin) Black Ops'da yer alıyor.

İlk Call of Duty oyunundan beri geliştirilerek kullanılan Quake 1 motoru, Black Ops'ta da vazgeçilmeyenlerden. Videodan görüldüğü kadarıyla grafikler kötü değil. Savaşın şiddeti yine iyi yansıtılmış. Tabii ki PC kullanıcıları için de güzel bir gelişme; World at War'u sisteminizde oynayabildiyseniz, Black Ops'u da oynayabileceksiniz.

Resim

Zombi uğultuları ovalara yayılır

Cadılar Bayramı sebebiyle yayınlandığını sanmıştık, gerçekten de öyleydi, ama o videonun gerçeğe dönüşeceğini hiç tahmin etmemiştik. Geçtiğimiz yılın en çok oynanan ve en çok kâr getiren modu olan Nazi Zombies, farklı bir şekilde yine hazırlanıyor. Bu kez Naziler olur mu bilinmez, ancak yapımcıların "zombi" geleneğini devam ettirmek istediğini biliyoruz. Yapılan onca satış ve milyon dolarlık gelirleri de hesaba katarsak, vazgeçmeleri mümkün değil.

Resim

Call of Duty: Black Ops için takvimler 9 Kasım'ı gösteriyor. PC, PS3 ve X360 için hazırlanan oyun, yılın en çok beklenen FPS'lerinden bir tanesi. Tabii ki hazırlanan diğer FPS oyunlarıyla birlikte, büyük bir rekabet baş gösterecektir. Her durumda da kazananlar ise, biz oyuncular olacağız. 


SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

İşletim sistemi: Windows XP, Vista ve 7
İşlemci: Intel Core 2 Duo E6600/AMD Phenom X3 8750
Bellek: 2GB
Sabit Disk: 12GB
Ekran Kartı: Nvidia GeForce 8600GT/ATI Radeon X1950Pro (DX9/SM3.0 destekli, 256MB ve üzeri bellek)
Ses: DX 9.0c uyumlu




Test Drive Unlimited 2


Resim

1. Unrar and burn or mount.
2. Install the game. Use the keygen located in the /Crack directory on the
DVD when prompted for a serial, or use any one of the following:
WJZV-SSRW-7M9F-DSMP
RT23-55JR-TYMJ-XXPT
MJCY-QGNL-46YW-QDEQ
9M4C-TU69-LWFY-DWHM
M37X-57PN-2XWT-F7JS
3. Copy over the cracked content from the /Crack directory to your <install>
directory.


Test.Drive.Unlimited.2.PROPER-RELOADED
http://vip8.indirgani.com/Test.Drive.Un ... LOADED.rar


İNCELEME

İlk Test Drive Unlimited büyük bir online akım başlatmak için doğru zamanda çıkmıştı ve hala devrim niteliği taşıyabilecek kadar farklıydı. Tabii ki, Burnout Paradise da aynı geniş evren ve 8 kişilik çoklu online modu desteğiyle gelmişti, lakin TDU bildik bileli online’dı ve her zaman dünyanın dört bir yanından oyuncuları birbirlerine bağlıyordu. Hawaii adasında nereye giderseniz gidin her zaman peşine takılacağınız bir çete veya 200 km/sa hızla kafadan toslayabileceğiniz bir sürücü bulunabiliyordu. Binlerce kilometre uzunluğundaki yollar, yüzlerce yarış türü, yüzden fazla araba ve çift tekerli taşıt seçimleri mevcuttu. Milyonlarca dolar verip aldığımız evlerin sadece garajını kullanıyorduk. Evet, TDU böyle bir oyundu ve 4 yıllık beklemenin ardından zengin şımarık çocuğu yarışı geri geliyor.

Macun Firarda

TDU2 bizi İspanya’ya, İbiza’ya götürüyor. Söylenene göre İbiza en az 20 saatlik bir içeriğe sahip ve uydu fotoğrafları kullanılarak gerçek geometrik özellikleriyle tasarlanmış. 10. seviyeye gelince -ki seviye sınırı şimdilik minimum 60 olarak gözüküyor- İbiza Havaalanı’nı açmış oluyoruz, bu da bize Hawaii’ye uçup orijinal TDU1’in yenilenmiş ve güzelleştirilmiş haritalarında, o 600 kilometrelik süt gibi asfalt yollarda uçarcasına yarışma fırsatı tanıyor. Eğer yatınız varsa o zaman git gel mesafesi bir tuş kadar yakınımızda oluyor.

Resim

İlk oyunda bazı problemler vardı; el freni çekince kıç atan araba, -normalde sürerken de zaten kibrit kutusu gibi hissettirdiğinden- gözümüze çok kötü gözüküyordu. Dönen arabalar sanki ön teker kullanarak değil ortada gözükmeyen hayali bir teker üzerinde dönüyordu, tıpkı çocukluğumuzda oynadığımız o duvarlara çarpınca farklı yönlere döne döne giden yanıp sönen ışıklı oyuncaklarımız gibiydi. Motosikletlerde durum daha da vahimdi, öyle ki oyun çıkış tarihinden uzun bir süre sonra bile mecburiyetten dolayı yama yayımlanmıştı. Tek sorun sürüş değildi, grafik açısından da rahatsızlıklar vardı. Dar boğazlar hızlı gidilen hızlarda bize arkadaşlık ediyor, kaplamalar kaplanmaya çalışırken takılmalarla bizi yalnız bırakmıyordu.

Bu kadar kabarık bir liste karşısında oyunun yapımcısı Eden’in attığı ilk adım hataları gidermek oldu. Araba sürüşünde ise bana göre doğru bir karar olan yarı simülasyon yarı arcade tarz olan o sevdiğimiz (Race Driver: Grid gibi) sürüş geldi. Bunun sonucunda TDU2 daha berrak bir sürüş, pürüzsüz ve detay manyağı kaliteli kaplamalar ilk düzeltilirken; 2 saatlik çevrim içindeki gece/gündüz değişimi ve hava şartlarının grafiklere dahil edilmesi ile güçlendi. Sonuç olarak ikinci oyun farklı bakış açısıyla türün yeniden yorumlanmış halinden öte, zaten tutmuş bir serinin ufak tefek, kimi yerlerde de önemli denebilecek geliştirmelerle ilk oyunun yeniçağa taşınmış hali olarak düşünülebilir.

Araba yarışı mı, tasarım programı mı?

Atılan bir diğer cesur adım ise rekabete renk getirmek adına oyuna eklenen off-road yarış grubu. Kısacası Grid ve CMR:Dirt aynı oyunda. Bir dakika önce dağ bayır demeden derin tırtıklı tekerlerle tozu toprağa katan canavarlarla yarışırken, bir dakika sonra ışıl ışıl şehrimizin caddelerini Ferrari’mizle arşınlayabileceğiz.

Orijinal oyunun adasındaki gibi, yeni oyunda da İbiza bloklar halinde parçalara ayrılacak ve her bölüm 8 kişiye kadar destekleyecek. Bunun ötesinde bloktan bloğa geçişlerde yoğunluk olursa sürücüler başka bir server’a aktarılacak böylece kaos ortamının önüne geçilmiş olacak. Aynı zamanda TDU2 8 kişilik arkadaş grubunuzla mekandan mekana akmanız için altyapı da sağlayacak. Co-op olarak düşünülen durum ise ikinci oyuncunun sağınızdaki yolcu koltuğuna oturması. Kulağa ilginç geliyor ama görev adamları bu moddan zevk alabilir. Öyle ki sürücü için görünmez olan istikamet ve checkpoint’ler yardımcı oyuncu aracılığıyla belirlenecek ve yardımcı oyuncu yolu doğru tayin edemezse bu yarışa mal olacak.

Resim

Ayağım ağırdır, frene basmam ben aga

Hasar modellemesi biraz ilginç olarak karşımıza çıkanlardan. Ağır bir kaza ardından Dirt veya Grid gibi yam yum olmak yerine Project Gotham’daki şirin ve kozmetik bir şekilde façamız kayacak. Yine de araçta bir bozulma veya sürüşte herhangi bir aksaklık yaşanmayacak. Gta’daki gibi garaja ufak giriş çıkış ise arabayı ilk günkü haline getirecek.

Nasıl World of Warcraft’ta zar zor kesilen dragonlardan düşen eşsiz ejderleri binek olarak kullanıyorsak prestij için, burada arabalar için aynı şey geçerli olacak. Az sonra söyleyeceklerime kendim bile inanmadım ama vadedilen bu: Oyun içi sanal evimize arkadaşlarımızı çağırıyormuşuz da, evimizi/garajımızı gezdiriyormuşuz da, eğer arkadaşlarımız nazikçe “arabanla bir tur atabilir miyim, bende böyle araba yok” diyince anahtarı veriyormuşuz da… Böyle şeylerle geleceğinize bize güzel sürüş hissi ve baymayan sağlam temeller üzerine kurulmuş hoş bir oyun getirin, yeter. Ben Dirt1’i deliler gibi oynadım, ki oyun sadece yarıştan oluşuyordu. Hatırlatırım.

Şov zamanı

MMO ibaresini taşıyan tüm yapımlar gibi, TMU2’de de “item” kavramı önemli. Kimisi o kadar önemli ki sadece göstermek için bile yarışılmaya değecek. Orijinal oyunda, her şeyi elde etmek (%100 progress diyelim daha açıklayıcı olsun) neredeyse imkansızdı ve ön siparişle gelen DLC arabaları hiçbir zaman aktif olmadı. Bu yüzden sadece hardcore dediğimiz, kendini adamış oyuncular, oyun sonu etkinliklerini ve arabalarını açabilmişti. Lakin siz yine de o kadar çok heyecanlanmayın, TDU2’de de sürme şerefine erişemeyeceğinizi, kimi zaman içini bile göremeyeceğiniz arabalarla karşılaşacağınızı ufak ufak kabullenmeye başlayın.

Anlayacağınız oyunun üzerine düşülen en önemli noktası etkileşim sistemleri. Örneğin, araba alırken bile gerçekçiliğin üzerinden fazlasıyla durulmuş. Bir satıcıya giderseniz, öncelikle birinci kişi kamerasına geçeceğiz ki arabamızı daha yakından görelim. İstersek arabanın içine oturup şöyle bir bakabileceğiz bile. Hatta Türk isek kornaya da basmak serbest. Aldınız mı arabayı? İlla sürekli bineceksiniz diye bir şey yok. Çekin güzel bir pastanenin önüne, park edin. Çıkın gezin dolaşın, milletle konuşun ayaküstü, el sallayın. Kısa bir not: Oyun sesli sohbet sistemi içerecek.

Resim

Arabanızın yanında fotoğraf çektirin. Gidin evinize, perdelerinizi değiştirin. Döşemeleri elden geçirin. Geniş evrenli Sims oynar gibi bir araba yarışı. O kadar çok birbirinden farklı boya seçenekleri ve desenli etiketler var ki hiçbir aracın birbirine benzememesi gayet olağan. Para da ortada dönüyor bu şehirde. Tipine kıl mı oldu adamın? Meydan oku, bahisleri yatırın ortaya. Yenen nevaleyi kaldırsın. Online platformun temel sosyal öğelerinin hepsine sahip böylesine bir oyunun aslında araba yarışı olması şaşırtıcı, değil mi?

Doğan görünümlü Şahin mi? Nerede ?! Kaç model?!

Arabalarla yeteri kadar ilgilenirseniz zaten, kaçınılmaz bir şekilde en kısa sürede yolunuz TDU2’nin kulüplerine düşüyor. Bu kulüplerin kendilerine ait sanal alanları var ve 32 kişiye kadar ev sahipliği yapabiliyor. Kulüpler EVE Online’daki gibi şirket olarak geçiyor ve kendi banka hesaplarının yanında kendi araba koleksiyonlarıyla ağzımızın suyunu akıtıyor. Eğer kulüp bu ayrıcalıklı arabalardan birini açarsa, şehirde hava atmak için benzersiz bir seçeneğiniz oluyor. Araç paylaşımı ise birden öteye gidemediği için bu ayrıcalıklı arabalar iyice özelleşiyor.

Yeri gelmişken şuna da değineyim: Otomobillerin hepsi lisanslı ve uydurma dizayn yok. Romaldo, Behckam gibi telifsiz isimlere alışkınız atari salonlarından, ama araba yarışında da olmuyor yahu. İyidir böylesi, iyi.

Seviye atlama sistemi de cilalananlardan. Artık iyi ya da kötü oynamanız sorun değil, sadece oynayın, bol bol giriş yapın, yapımcı arkadaşların ve firmanın ceplerini doldurun yeter. Turnuvaları tamamladıkça “yarışma puanı”, yeni arabalar ve yeni manzaralar ile “keşif”, kankalık ve sohbet/muhabbet işlerine girdikçe “sosyallik” ve eşsiz parçalar topladıkça (ev, giysi, araba vs) “koleksiyon” puanı kazanacağız. Kısacası İbiza’da volta atmak nereden geldiği belli olmayan puan cümbüşü ve beraberinde gelen seviye atlama sistemiyle nefes aldırmayacak. Seviyeyi ne yapacağım, açılan arabaları alamadıktan sonra dediğinizi duyar gibiyim. O zaman değmemeniz gereken yerlerin yanından drift ile geçerken aynı anda da belli bir hız veya özel bir akrobasi yaparsanız kombo puanlarınızla GTA tarzı “trink para” dediğimiz ekstra gelire kavuşacağız. Yine de, asıl para yarışlara. Pink Slip’leri görelim.

Resim

Aşıksan vur saza, şoförsen bas gaza

Eden’in en büyük hatası kendinin de belirttiği gibi, kullanıcılarla pek de ilgilenilmemesi ve başlangıçta yaratılan kitleye uzun vadeli bir eklentiyle destek verilmemesi. Yine kabul ettikleri bir diğer hatanın, oyunun uzun vadede böylesine bir kullanıcıya ulaşacağını ön görülememesi. Öyle ki, dört senelik yaşlı denebilecek eklentisiz bir oyun için bile haftalık çevrimci olan 1000 kullanıcıya sahip. Bu rakam kimi online oyunların yıllık hedefi olabilecek kadar zar zor ulaştıkları bir seviye. TDU2’deki ödüllü yarışmalar, kulüpler arası meydan okumalar oyunculara, ilk oyundaki hatalarından ders çıkardıklarını kanıtlamanın en iyi yolu olarak karşımıza çıkıyor. Unutmamak lazım ki, piyasaya sürülmenin kısa bir süre sonrasındaki DLC’ler (motosikletler, yeni arabalar ve yarış çeşitleri) bu ana stratejinin bir kanıtı niteliğinde.

Alışılmamış, kenarından köşesinden zenginlik damlayan arabalarla tropik bir mekanı durmaksızın sınırsızca gezdiğimiz TDU1 gibi bir oyun yoktu. Takip eden yıllarda daha iyi grafiklisini, daha iyi sürüş hissi verenini, daha geniş dünyalısını, daha zekice hazırlanmış online altyapılısını gördük; lakin hepsini bir arada bu kadar başarıyla harmanlayanına pek az rastladık. İlk oyunda kulüp modları, açık arttırma sistemi benzeri durumlar 4 ay gibi bir süreden sonra aktif olmuştu, bu durumun da geliştirileceğinden eminim. Eklenen insan öğesi şimdilik robotik ve hayatsız gibi, arabalar ise hız hissini pek yaşatamıyor. Fakat bunların pratik ve geliştirme ile düzeleceğine inanıyorum.

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

Minimum:

* Windows XP SP3/ Vista SP2/ 7
* Intel Core 2 Duo 2.2 GHz / AMD Athlon X2 4400+ İşlemci
* 2 GB bellek
* Nvidia GeForce 8800 / Ati Radeon HD 3870
* 14 GB sabit disk alanı
* DirectX 9.0C destekli ses kartı ve diğer ıvır zıvırlar
* ADSL bağlantısı, Microsoft NET 3.5

Önerilen:

* Nvidia GeForce GTX 280 / Ati Radeon HD 4870
* Gerisi aynı :)



NBA 2K 11


Resim

Burn or Mount
Install
Copy the Crack from the Fairlight folder
Play


NBA_2K11-FLT
http://vip5.indirgani.com/NBA_2K11-FLT.rar

İNCELEME

Yapımcılar, 5 dakikalık “Lakers – Celtics maçı”ndan oluşan tanıtımlarında genel olarak üç şeyden bahsettiler: Oynanışa getirilen yenilikler (koşma şekli yani “dribbling” artık yeni bir yönteme sahip), sunumdan ve cilalamadan. Cilalama derken anladığınız üzere, oyundaki eksikleri giderme ve güzelleştirme üzerine çalışmalardan söz ediliyor. Sunum başlığı altında anlatılanlar ise, kamera açıları ve oyuna bakış şekillerimiz. Bunun yanı sıra artık oyuncuların sahaya otobüsleriyle gelişlerini, koridorda soyunma odalarına yürüyüşlerini kapsıyor. Ritim tutarak ve parmaklarını şaklatarak gelen Lebron, hiç de fena bir enstantane olmaz.
Oyundaki renklerden bir diğeri de 2K Games’in, TNT kanalında ve NBA’in canlı yayınlarında çalışmış yapımcılardan da kadrosuna katması. Bu da oyundaki “replay” sunumlarından çekim türlerine kadar ustalığın yansıması olarak bize geri dönüyor. Bire bir top kontrolünü sağlayan değişmiş ve gelişmiş seçenekler, yeni animasyon ve karakter tasarımlarıyla gelen gerçekçilik artık daha bir ön plana çıkıyor. Artık küçük adamlar olması gerektiği gibi, herkesin omuzları Hulk gibi değil. Hava kontrolü de artık dinamik oyun yapısına uygun olarak etkileşimli ve kontrollü.
Kontrolsüz güç, güç değildir.

Resim

Tahmin edeceğiniz üzere Michael Jordan sadece kapak mankeni olmaya gelmiyor. Her ne kadar E3’te açıklamamış olsalar da, MJ tek başına oyunu almak için yeter koşul olabilecek. NBA 2K11’de Jordan’ın birbirinden unutulmaz 10 farklı tarihi maçına tanıklık etmekten öte, o maçları kendi ellerimizle tekrar çizeceğiz. Her maçın amacı birbirinden farklı olurken, tarih tekerrürden ibaret hesabı, minimum olarak bir başarı çizgimiz olacak. Örneğin 98’deki (yaşı tutmayanların bile bilmesi gereken), Jordan’ın son anda topu kaparak 5 saniye kala attığı basket ile takımına kupayı ve Phil amcaya yüzüğünü kazandıran efsane Jazz - Chicago finalindeki amacımız; en az 45 sayı atmak, 4 top çalmak ve oyunu kazanmak olacak (diğer bir deyişle ve bilinen adıyla “Michael’ın son dansı”).
Merak edenler için kalan 9 tanesini kısaca sıradaki sayfada yazıyorum:

İşte MJ’in parlak yolundaki unutulmaması gereken maceralarından oyuna dahil edilenler:
1-) The Arrival: Jordan, açık ara favori gösterilen Celtics karşısında 63 sayıyla ağırlığını koyar
Tarih: 20 Nisan 1986 – Play-off mücadelesi 2. Maçı
Amaç: 63+ sayı atmak, %50+ yüzdeyle oynamak ve maçı kazanmak
2-) 69 Points: Bu kez Jordan, Cleveland’in play-off hayalini attığı 69 sayıyla karartıyor
Tarih: 28 Mart 1990 – Sezon içi maç
Amaç: 69+ sayı atmak, %50+ yüzdeyle oynamak ve maçı kazanmak
3-) Shootout: Jordan ve Dominique Wilkins birbirleriyle tüm zamanların en çok sayısını atma üzerine yarışıyorlar.
Tarih: 1990 sezonundaki bir Hawks maçı.
Amaç: Dominique’ten fazla sayı atmak, onu 25 sayının altında tutmak ve oyunu kazanmak
4-) Bad Boys: Jordan Pistons’a ve tüm dünyaya hiçbir defansif stratejinin kendisini çok uzun tutamayacağını kanıtladı
Tarih: 26 Mayıs 1990
Amaç: 47+ sayı atmak ve oyunu kazanmak (savunma çok sert olacak)

Resim

5-) 1991 NBA Finals: Jordan ilk maçın ardından kendisinden şüphe edenleri finallerde Lakers’ı ezerek susturdu
Tarih: 2 Haziran-12 Haziran 1991
Amaç: 31.0+ ortalamayla oynamak (kalan final maçlarında), %55+ yüzdeyle oynamak ve seriyi kazanmak
6-) The Shrug: Ciddiyetini belli etmek için, Jordan finallerin ilk maçının ilk yarısını domine eder.
Tarih: 3 Haziran 1992
Amaç: İlk yarıda 35+ sayı atmak, yine ilk yarıda 6+ üç sayılık basket atmak, Drexler’ı 20 sayının altında tutmak ve oyunu kazanmak
7-) Double Nickel: Jordan Knicks’i koparmaya ve unutulmaz pasıyla hafızalara kazınmaya gelir
Tarih: 18 Mart 1995
Amaç: 55+ sayı atmak, %55+ yüzdeyle oynamak ve oyunu kazanmak.

Resim

8-) Father’s Day Victory: MJ bu kez de dördüncü şampiyonluğunun en az birincisi kadar benzersiz olduğunu kanıtlar
Tarih: 16 Haziran 1996, Finallerine 6. Oyunu (Bulls 4-2 yendi)
Amaç: 22+ sayı atmak, 9+ ribaunt almak ve oyunu kazanmak
9-) The Flu Game: Çok çok hasta olmasına rağmen maça çıkar, ağırlığını koyar, rakiplerini ezer ve son saniye basketiyle maçı kazandırır.
Tarih: 11 Haziran 1997, finallerine 6. Maçı (seri 7. Maça kalır)
Amaç: 38+ sayı atmak, 7+ ribaunt almak ve oyunu kazanmak
Bunlara ek olarak oyuncular Chicago Bulls takımının 85-86, 89-90, 90-91, 94-95, 95-96, 96-97 ve 97-98 sezonlarındaki takımlarını kontrol edebilecekler.

Resim

Yeni oyunda neler olsun? Neleri geliştirsinler?
''Futbol” gibi haksız rekabet sayılacak ölçüde popüler bir başlığın oyunları olan Fifa veya PES’i saymazsak, NBA serisinin son on senede diğer rakiplerine oranla ne kadar dominant olduğunu fark edememek imkânsız. Yine de bu demek değildir ki bu oyun kusursuz. Hâlâ birkaç küçük, az biraz da büyük denebilecek sorunlar mevcut. My Player (Kendi oyuncum) modu her ne kadar seriye büyük katkı sağladıysa da zımparalanmalı ve cilalanmalı. NBA 2K10 gibi güzel bir oyun için bile hala geliştirilecek bir şeyler vardır.

Mesela smaç basmak. O kadar rahat ki, bir oyunda 80 sayının 40’ı çokrahat potada sallanmalı sayılardan oluşabiliyor. D. Wilkins’in efsanevi hareketlerinden olan “Değirmen Smaç” hareketi bile şaka gibi artık. Günlük hayatta da takip edenler bilir ki, böyle smaçlar özel anlar yaratır ve kana pompalanan adrenalin gibidir. Ama aynı maçta 20 tane görünce de esprisi yok.
Diğer yandan offline olarak oynarken bile karşımıza çıkan FPS sorunu ve bunun yarattığı laglanma sorunu. İnsaf yahu, bilgisayar oyunculuğunun geldiği bu noktada böyle bir sorunu da çözebilirsiniz değil mi? 60 FPS sabit olması bu kadar zor olmasa gerek. Zaten çevrimiçi oynanırken, açıkları kullanılarak atılan sayılardan bahsetmiyorum bile.

Oynanış tarzında da değişikliğe gidilebilir. Bu tür oyunlar ne olursa olsun hardcore oyuncudan çok arada bir girip eğlenme amacıyla tek maç atıp çıkan oyuncuya sahiptir. Artık “göz koordinasyonu” gerektiren ve dikkate dayalı oyun yapısı birçok oyuncuya zor gelebilir. Eskiden iyiydi, sadece koşma pas şut gibi temel seçeneklere dayalı varyasyonlarla taktiksel olarak saldırı yapıyorduk. Şimdi ise istediğimizi yaptırmak için bazen animasyonlara takılıyor, esktradan birkaç saniye kaybediyor veya sıkışıp kalabiliyoruz bile. Seçtiğiniz oyuncunun üzerinde tam kontrolünüzün olmaması hissi pek tatmin edici olmayabiliyor.

Resim

Bir de o seyirciler yahu. Nerden bakarsanız bakın size doğru bakan iki boyutlu “atış poligonu hedefi” kılıklı tiplerden baydık. Baydık ya. En azından sezon içi maçındaki aynı heyecanla play-off finali seyretmesinler. Veyahut arada bir seyircilere yakınlaştırılsın ve pankartlar, maymun gibi dans eden seyirciler görelim.
NBA All-Star hafta sonu adam gibi olsun, smaç yarışmasına yeni bir kaç ekleme gelsin de hep aynı hareketleri dönüp dolaşıp tekrarlamayalım. 3 sayı yarışması veya beceri yarışması bir şeye benzesin. Karakter yaratma biraz daha basitleştirilsin. Mesela, kendi forma tasarımımız veya kendi stadımız olsun. Olmaz mı? Bal gibi olur. Ee, hâlâ oyun gelişebilir miymiş? Kesinlikle. Peki, bunlar yapılırsa verilen emeğe değer ve oyun daha eğlenceli olur mu? Su götürmez.
MJ’in 86’daki Play-off maçında attığı 63 sayıdan sonra Larry Bird: “Tanrı, Michael Jordan olarak kılık değiştirmiş.”
NBA 2K11 Xbox360, Nintende Wii, PS3 ve PC’ye çıkacak. 5 Ekim’de piyasaya sürüş tarihi olarak belirlenmiş durumda. 2K Games cephesinden savaşın şekli iyice boyut kazanmış gibi görünüyor. Son yılların en başarılı spor simülasyonu serilerinden NBA 2K serisinin son yapımı (ve geçen senenin tüm platformlar dahil en çok satan basketbol oyunu) olan NBA 2K11, Michael Jordan gibi tarihi bir devi ve onun efsanevi maçlarını kontrol etme şansını kullanıcılara bahşederek kaliteyi bir sonraki seviyeye taşımış durumda. Artık NBA serisinin üzerinde hiç olmadığı kadar başarı baskısı var.


Sistem Gereksinimleri

Minimum sistem gereksinimleri:
İşlemci: Pentium 4 2.4 GHz tek çekirdekli işlemci veya (Vista için 2.8 Ghz) eşdeğer
RAM: 512 MB veya daha fazla (Vista için 1 GB)
Disk Drive: 8x veya daha hızlı DVD sürücü
Sabit Sürücü: 10.5 GB veya daha fazla boş alan
Video: DirectX 9.0c uyumlu
Ses: DirectX 9.0c uyumlu
Giriş: Klavye veya çift analog gamepad
128 MB veya daha fazla bellek ve aşağıdaki bir çipseti ile ekran kartı gereklidir: ATI x1300 veya üstü; NVIDIA 6600 veya daha yüksek; Shader Model 3.0 desteği ile DirectX 9.0c uyumlu kart.

Önerilen sistem gereksinimleri:
İşlemci: 3 GHz Dual Core işlemci veya eşdeğeri
RAM: 2 GB
Disk Drive: 8x veya daha hızlı DVD sürücü
Sabit Sürücü: 10.5 GB veya daha fazla boş alan
Video: 512 MB (Nvidia (R) Geforce (R) 7900 GT veya daha iyi) ile Shader Model 3.0 desteği
Ses: 100% DirectX 9.0c uyumlu ses kartı
Girişi: Çift analog gamepad



Need for Speed Hot Pursuit

Resim

1. Unrar
2. Burn or mount the image
3. Install the game. Cancel when prompted for activation
4. Use our key generator located in the /Crack dir on the DVD to activate
5. Play the game. But don't go online


Need.for.Speed.Hot.Pursuit-RELOADED
ALTERNATİF 1: http://vip8.indirgani.com/Need.for.Spee ... LOADED.rar
ALTERNATİF 2: http://vip5.indirgani.com/Need.for.Spee ... LOADED.rar

CRACK : http://vip3.indirgani.com/Need.for.Spee ... .crack.rar

Not: Reloaded versiyonunu çalıştıramayanlar aşağıdaki versiyon ile deneyebilir. 4 çekirdekli pc'de denenmiştir. 

Need.for.Speed.Hot.Pursuit-Limited.Edition
http://vip5.indirgani.com/Need.for.Spee ... dition.rar

CRACK : http://vip3.indirgani.com/Need.for.Spee ... .crack.rar


İNCELEME

Bundan yıllar öncesiydi. Benim için arabaların ön planda olduğu oyunlar, gezip eğlenme hedefli olanlardı. Bu düşüncemden dolayı Need for Speed II'nin bende yeri çok ayrıdır. Kokpit kamerasındayken Jaguar sürmek gibisi yoktu… Aynı seriye mensup, tamamen farklı oynanış mekaniklerine sahip Hot Pursuit'e geldiğimizde ise, amaç farklılaşıyordu. Yakalanıp dört duvar arasına sıkışmaktansa, elimizin altındaki gıcır gıcır arabayla son hızla özgürlüğe doğru yol almak…

Resim

2000'li yıllara geldiğimizde modifiye çılgınlığı doğdu, sokak kültürü benimsendi ve bitmek bilmeyen hız tutkusu, gitgide alevlendi. Ömrü bitmek üzere olan NFS ismini tekrardan hayata kazandıran Underground, şimdi de bu görevi Criterion önderliğindeki Hot Pursuit'e devrediyor. Yenilikler iyidir, ama bir noktadan sonra eski efsanevi ruhu da geri getirmek gerekir. İşte yapımcılar bunun için uğraşıyor.

Resim

Criterion Games, Burnout serisiyle nam salmış bir stüdyo. Bundan yıllar öncesinde EA Games, yeni yapılanma dahilinde bir NFS oyununu da Criterion'a vermiş ve fitilin ucunu ateşlemişti. Orijinal oyunun çıkmasından tam 12 sene sonra. Eminim ki çoğu oyuncu, Hot Pursuit'i beklemiyordu. Açıkçası benim için sürpriz oldu. EA'in E3 standında kaçan araçları ve polisleri görünce, işin aslını anladım. Onca zaman sessiz kaldıktan sonra Criterion Games resmen patlamaya hazır bir bomba halini aldı. Tarih de belli; 16 Kasım, Amerika. 19 Kasım, Avrupa…

Olay nedir?

Yapımcılar bu oyunla, klasik Hot Pursuit ruhunu tekrar yakalamayı ve oyuncuları heyecana boğmayı planlıyor. Bu konuda da oldukça iddialılar. Oyunumuz, Pursuit moduna odaklı olarak hazırlanıyor. "Amacımız, o heyecan dolu takip sahnelerini sağlayarak adrenalini üst seviyede tutmak." Büyük ihtimalle bu olacaktır da.

Resim

Kariyer modunu polis veya kaçak bir sürücü olarak oynayabileceğiz. Bir taraf kaçarken, diğer taraf da kovalamak ve en nihayetinde yakalamakla yükümlü. Polislerde saldırgan ekipmanlar, sürücülerde de savunmaya yarayan malzemeler bulunacak. Bir çanta dolusu parayla yola düştünüz ve sınırı geçmek için son hızla gidiyorsunuz, ama o da ne? Polisler karşınızda ve giderek artıyorlar. O halde, sürüş tekniklerinizi konuşturma vaktidir.

Resim

Spot ışıkları, kaçakları işaret ediyor

Takip anlarında nitro basarak fazlasıyla hızlanabilirsiniz, ama bu da araç kontrolünü zorlaştıracak. Nitro'yu devamlı olarak kullanamıyoruz, ancak belirli aralıklarla kendini şarj edebilecek. Bunun dışında bir de jammer'ımız var. Takip işi uzadıkça polisler, takviyeler de çağırabilecek. Mesela bir helikopter. O da havadan takibe başlayacak ve uygun gördüğü zamanda yolu çivili tuzaklarla donatacak. Yine de tüm bunları, yukarıda belirttiğimiz mucizevi sinyal bozucu jammer ile engelleyebiliriz.

Resim

Nasıl bir dünyadayız peki?

Criterion'un belirttiğine göre yeni NFS'de, açık dünya olarak tasarlanan bir dünya ve 100 milden fazla güzergâh var. Bu rakam, Burnout: Paradise'ın 4 katı büyüklüğünde. Polissiniz ve hırsızı yakalamak mı istiyorsunuz? O halde karşınızdakine sürekli çarpmalı ve ona ağır hasar vererek artık çalışamayacak hale getirmelisiniz. Yan yollara, keskin virajlara ve bunları gören sürücünün yapacağı ani manevralara da dikkat etmelisiniz. Kedi fare kovalamacaları sıkça yaşanacağa benziyor.

Resim

Hot Pursuit'teki bazı araçlara göz atacak olursak, bunlar: Crown Vic, Dodge Charger, Bugatti Veyron, Lamborghini Reventon, Koenigsegg CCX, McLaren MP4-12C ve Ford Shelby GT500 gibi sıralanabilir. Muhtemelen 50 adet lisanslı aracı kullanabileceğiz. Bunların dışında DLC paketleriyle de Hot Pursuit'e arabalar aktarılacak. İlk örneği de geçtiğimiz günlerde açıklanmıştı; Porsche 918 Spyder. Her arabadan polis aracı olabilir, bunu unutmayın. Araçlarımız için modifiye unsuru ise, ne yazık ki olmayacak.

Resim

Ve online oynanış…

NFS: Hot Pursuit, bir değişiklik olmazsa 8 kişiye kadar online olarak oynanabilecek. Bu oyunculardan yedi tanesi polis, bir tanesi de kaçak rolünü üstlenecek ve heyecanlı takip anları başlayacak. Tabii ki istatistikler de önemli. Ne kadar hasar verdiniz, ne kadar süre mücadele ettiniz veya ne kadar ekipman kullandınız? Belki siz düşünmeyeceksiniz, ancak oyun tüm bunları hesaplayıp önünüze koyacak (Autolog). Ayrıca diğer NFS oyuncularının istatistikleriyle de karşılaştırıp, rekabet ortamı sağlayacak ve Facebook gibi sosyal ağlarda da yer verebilecek.

Resim

Yayımlanan ilk oynanış videolarına bakılırsa, grafikler iyi görünüyor. Sesler de başarılı. Her NFS oyununda müziklerin de çok başarılı olduğunu biliyoruz, aynı etki yeni üyede de kendini gösterecektir. Teknik bilgilere son madde olarak 3 boyut desteğini verelim. NFS: Hot Pursuit, PC ve PS3 platformlarında 3 boyut teknolojisine de destek verecek. Umarız Criterion Games, bu işin altından alnının akıyla çıkar.

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ
İşletim Sistemi: Windows XP SP3 ve üzeri
CPU: Intel Core 2 Duo 1.8 GHz ya da AMD Athlon X2 64 2.4 GHz
Ram: 1.5 GB (Windows XP) ve 2 GB (Windows Vista/Windows 7)
Disk Alanı: 6.5 GB
Ekran Kartı: 256 MB DirectX 9.0 ve Shader Model 3.0 destekli
(Ati Radeon X1950, HD 2000/3000/4000/5000 serileri ve Nvidia GeForce 7/8/9/100/200 serileri)
Ses Kartı: DirectX 9.0 destekli
Online: 2-8 Kişi için 512 Kbps ve üzeri bağlantı



Fifa 11


Resim

1. Unrar
2. Burn or mount the image
3. Install the game. Use the keygen in the Crack dir
4. Copy over the cracked content
5. Play the game


FIFA.11-RELOADED
http://vip7.indirgani.com/FIFA.11-RELOADED.rar

İNCELEME

Yepyeni Bir Fifa Macerasına Hazır Olun

Artık her sene raflarda görmeye alışık olduğumuz Fifa serisinin bu yılki oyunu PC oyuncularının karşına bambaşka bir şekilde çıkmaya hazırlanıyor. Son bir kaç senedir XBox360 ve PS3'e geliştirdiği Fifa Soccer oyunlarını için farklı bir grafik motoru kullanan Electronic Arts firması, sonunda PC içinde aynı motoru kullanmaya karar verdi. Bu karar şu anlama geliyor. Artık PC oyuncuları da konsollarda ki kadar kaliteli futbol oyunu oynayabilecekler. Geçen sene Fifa 2010 piyasaya sürüldüğünde XBox360 ve PS3 versiyonu övgülerle karşılanırken, PC versiyonu ise yerden yere vurulmuştu. Oyuncular bunda sonuna kadar haklıydı. Çünkü oyunun PC versiyonu, senelerdir aynı kılıkta, farklı bir makyajla oyunculara sunuluyordu. Ne topa dokunuş hissiyatında bir yenilik, ne şutlarda bir düzenleme... hiç bir yenilik göze çarpmıyordu. Konami firması PES serisini her konsol için aynı kalitede port ederken, EA her zaman PC platformunu ikinci planda tuttu. Belki de ülkemizdeki PES hayranlığının en büyük sebeplerinden biride budur. PC oyuncularının çok çok daha fazla olduğu ülkemizde, Fifa 2010'u XBox360 veya PS3'te oynamamış bir oyuncunun, PC'de gördüğüyle PES ve Fifa'yı karşılaştırması sonucu vardığı yargı, tabi ki de PES'in, Fifa'dan çok çok daha iyi bir futbol oyunu olduğu yönünde olacaktır. 

Fakat, geçtiğimiz son bir kaç sene için bu yargı sadece PC'ler için geçerliydi. Çünkü EA çalışanları XBox360 ve PS3'te son derece kaliteli işler çıkardılar. Neyse ki Fifa 2011'le beraber, PC oyuncuları da (Gerçek!) Fifa Soccer'ın yüzünü görecekler. Şimdi gelin bizi Fifa 2011'in PC versiyonunda bekleyen yeniliklere bir göz atalım. 

Yepyeni Bir Fifa Deneyimi!

Öncelikle, oyuna gelecek olan yapay zekadan, topla etkileşimden ve ikili mücadelelerden bahsedelim. Şimdi, PC'lerinizde oynadığınız önceki Fifa oyunlarını bir hatırlayın. Bir adamla topu alıp depar atmaya başladınız mı, kanattan gidip rahatlıkla ceza alanına kadar girebiliyordunuz. İşte artık bunu yapmayı unutun. Çünkü gelecek olan yeni Fifa sistemiyle, topu alıp depar alarak ilerlemeniz tarihe karışacak. Yeni Fifa sisteminde, topu ayağında tutan futbolcu (isterse Messi olsun) yanına defanstan bir oyuncu gelip omuz omuza mücadeleye girdiğinde (isterse Servet olsun) topu kolaylıkla kaybedebilecek. Yani diğer bir değişle, ilerlemek için pas yapmanız mecburi bir hal alacak. 

Büyüt (gerçek boyut: 1200 x 675)Resim

Diğer bir yenilik ise oyuncuların topla etkileşimi yönünde olacak. PC'de ki eski Fifa oyunlarında top oyuncunuzun ayağına adeta yapışırdı. Önünüzdeki oyuncuya son güçte bir pas atsanız bile, bunu mükemmel bir şekilde, sektirmeden önüne alabilirdi. İşte, PC'ler için gelecek olan yeni Fifa 2011'de bu saçma sapan, akla mantığa yakın bile gelmeyen etkileşim sisteminden de kurtulmuş oluyoruz. Artık oyuncularımız, kendisine gelen pasın hızına göre etkileşim içine girecekler ve top sürerken de hızına ve karakteristiğine göre topu ayağına yakın tutabilecek. Yani, diyelim ki Messi'yle top sürüyorsunuz. Bildiğiniz gibi Messi topu ayağından açmadan süren bir futbolcu. Oyunda da Messi ile top sürdüğünüzde top ayağınıza daha yakın duracak. Depar atarak sürdüğünüzde ise hızlandığınızdan dolayı bu mesafe biraz daha artacak. Tabi ki başka bir oyuncuyla topu sürdüğünüzde, o oyuncunun karakteristiğine göre topla oyuncu arasındaki mesafe değişiklik gösterecektir. Kısacası, artık sizi çıldırtan, tek düze bir top sürüş tekniği olmayacak.

Büyüt (gerçek boyut: 1200 x 675)Resim

Gelelim oyundaki yapay zekaya. Futbolda ne yapay zekası olacak diyip geçmeyin. Rakip tarafından avuta veya taca çıkmak üzere olan toplara sizin isteminiz dışında (!) oyuncularınızın müdahale etmesi ve topu rakibe kazandırması yapay zekasızlık değil midir? Eminim sizinde bir çoğunuzun başına bu olay gelmiştir. İşte yeni Fifa 2011'de bu olayda tamamen tarihe karışacak. Oyuncularınız rakipten taca veya avuta giden bir top gördüğünde belli bir mesafeden sonra koşmayı bırakacak ve aynı gerçekte olduğu gibi elini kolunu sallayarak görev bölgesine dönecek. Yani topu çizginin dışına kadar takip etme olayı Fifa 2011'de (çok şükür) olmayacak. 

Büyüt (gerçek boyut: 1200 x 675)Resim

Bu temel yeniliklerin yanı sıra EA firması oyunun menü kısmında da çeşitli yeniliklere gidileceğini açıkladı. Fifa 2011'de çok daha kapsamlı karakter yaratma ekranı bizleri bekliyor olacak. Ayrıca, Fifa 2011'de, aynı Fifa Manager serilerinde olduğu gibi arka planda kendi PC'miz de olan müzikleri çalabileceğiz. Hatta bir kaç adım öteye giderek, gol attığımızda, yada maç başlarken çalacak olan sesleri ve müzikleri bile kendimiz ayarlayabileceğiz. Yani dilerseniz gol sevinci için kendi sesinizi kaydedebilir ve dünyanın en meşhur statlarında kendi sesinizin yankılanmasını dinleyebilirsiniz.


Genel Yorum

EA bir kaç senelik gecikmeyle de olsa sonunda PC için geliştirilen Fifa'ya da el atması gerçekten sevindirici bir gelişme. Aslında bunun daha önce yapılmamış olmasının tek nedeni PC oyuncularının %90'ının korsan oyunları tercih etmeleri. Doğal olarak bir yanda PS3 ve XBox360'la milyon dolarlık kâr dururken, kalkıp da PC için bir şeyler yapmak adamların içinden gelmiyordu sanırım. Yinede bu şartlar altında kaliteli bir Fifa oyununu PC'de oynayabilmek güzel olacak. Sanırım EA, bu sene kendisine bir hayli fan toplayacak. Açık konuşmam gerekirse, bu sene PES'in PC oyuncularının tek gözdesi olabileceğini sanmıyorum. Yinede bekleyip görmek en iyisi. Unutmayın... Herkes oyun oynar!

Büyüt (gerçek boyut: 1200 x 675)Resim

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

Çift çekirdekli CPU (Core duo 2 veya daha iyisi).
Windows XP / Windows Vista / Windows 7 için Intel Core2Duo @ 2.4Ghz
1 Gigabyte RAM (Windows Vista / Windows 7 için 2 Gigabyte).
DirectX® 9.0c destekli 3D hızlandırılmış 256 MB ekran kartı veya eşdeğer (Shader Model 3.0 destekli).

ATI RADEON HD 3870 or NVIDIA GEFORCE 8800 GT 

Need For Speed Collection


Resim

Need.For.Speed.I.Special.Edition
http://vip5.indirgani.com/Need.For.Spee ... dition.rar

Need.For.Speed.II
http://vip5.indirgani.com/Need.For.Speed.II.rar

Need.For.Speed.III.Hot.Pursuit
http://vip5.indirgani.com/Need.For.Spee ... ursuit.rar

Need.For.Speed.Hot.Pursuit.2
http://vip5.indirgani.com/Need.For.Spee ... suit.2.rar

Need.For.Speed.High.Stakes
http://vip5.indirgani.com/Need.For.Spee ... Stakes.rar

Need.For.Speed.Porsche.Unleashed
http://vip5.indirgani.com/Need.For.Spee ... eashed.rar

Need.For.Speed.Underground
http://vip5.indirgani.com/Need.For.Spee ... ground.rar

Need.For.Speed.Underground.2
http://vip5.indirgani.com/Need.For.Spee ... ound.2.rar

Need For Speed Most Wanted Black Edition
http://vip5.indirgani.com/Need.For.Spee ... dition.rar

Need.For.Speed.Carbon.Collectors.Edition
http://vip5.indirgani.com/Need.For.Spee ... dition.rar

Need.For.Speed.Pro.Street
http://vip5.indirgani.com/Need.For.Speed.Pro.Street.rar



The Sims 3


Resim

The_Sims_3-Razor1911
http://vip5.indirgani.com/rzr-sim3.rar

NOT: Arkadaşlar bu crack en son sürüme güncellendikten sonra çalışır yoksa çalışmaz. 

Crack

http://www.fileserve.com/file/43eMQ7j/crack_3.14.6.7z

CD-KEY
BDCC-B5CM-MA3H-HMAJ-MRLD
TFJ2-3L7W-ZCKB-TZC9-GRLD
2KNW-VMZB-L6S5-4L6G-ARLD
X999-VZPC-W96U-QW9U-YRLD
JWB3-VU2V-VRA7-MVRY-BRLD
KK2J-WSZ4-U3B6-BU3Z-ARLD
GU2A-DB8F-BJKD-MBJ9-JRLD
MH4L-U6V9-S3D2-6S3T-6RLD
VZ4U-KUTL-PJMY-RPJB-5RLD
GCQ8-EAZ4-9K86-99KW-ARLD


1990’lı yıllarda hayal edilirdi 2000’li yıllarda yaşamın nasıl olacağı. Hatta 1990 öncesi gelecekte geçen filmler 2000’lerde geçer, 2000’li yılların bir uzay çağı tadında geçeceği izlenimi verilirdi. 2009’un içinde yaşadığımız şu günlerde bu öngörülerin birçoğu gerçekleşmese de ( henüz ) 1999’dan 2000’e geçerken oyun dünyasında yeni bir türün ortaya çıkmasını sağlayacak olan The Sims oyunu piyasaya çıkıyordu.

Resim

2000 Ocak’ta piyasaya çıkan The Sims, insan simülasyonu türündeki ilk oyundu ve oyun dünyasının oldukça ilgisini çekmişti. Birazdan bahsedeceğimiz Sims’in 3.oyununa gelene kadar o kadar çok ek paket çıktı ki Sims 33 adı verilse bu oyuna kimse yadırgamazdı. Sims serisine o kadar çok ek paket çıktı ki Sims 3’ün çıkacağının açıklanması ve oyunun çıkışına kadar geçen sürede yaşanan heyecan minimum seviyedeydi. Sims 3’ün CD’sini bilgisayarıma takmadan önce bu oyunla en fazla 3-4 saat geçirebileceğimi, eski oyunlardan pek farklı bir oyun deneyimi yaşamayacağımı düşünüyordum. Ama düşündüğümün tam aksi oldu ve Sims 3 birazdan değineceğim yenilikleri ve sevimli oyun yapısı ile bizi tekrar ekran başına bağlamayı başardı.

Resim

Dolaptan pratik yemekleri alıp yemek yerine kendiniz pişirirseniz aşçılık yeteğiniz gelişmiş olur. ( Her sims oyununda olduğu gibi )

SIMS OYUNLARININ GENEL YAPISI

Sims 3’ü incelemeye başlamadan önce Sims serisi hakkında hiçbir bilgisi olmayan ya da bu serinin hiçbir oyununu oynamamış, etrafından duyduğu bilgilerle yetinen oyunculara Sims oyunlarının ne olduğunu anlatayım. The Sims yazının başında da belirttiğim gibi insan simülasyonu. Bir insan gerçek hayatta ne yapıyorsa birçoğunu bu oyunda yarattığınız sim’lerle yapıyorsunuz. Genel ihtiyaçların (duş almak, yemek yemek, uyumak, tuvalet yapmak ) yanında eğlenmek, sosyalleşmek gibi ihtiyaçlarını karşılayarak mutlu etmeye çalıştığımız bir sim’i yönetiyoruz. Dış görünüşünü istediğimiz gibi ayarlayabildiğimiz sim’imizin karakter özelliklerini de belirleyerek bu sim’imiz için bir yaşam amacı seçiyoruz. ( Yaşam amacı sims 3’te ilk kez kullanılıyor ) Normal bir insan gibi ihtiyaçlarımızı görürken, aynı zamanda arkadaşlar edinip sosyalleşebiliyoruz, birine aşık olup, evlenip, çoluk çocuk sahibi olurken, haftanın belirli günlerinde çalışıp, para kazanarak evimize eşyalar satın alabiliyoruz. Sims’in en basite indirgenmiş hali bundan ibaret. Şimdi 5 yıl aradan sonra “gerçek” ( ek paket değil ) bir oyunla geri dönüş yapan Sims 3’ü incelemeye başlayalım.

Resim

2004 yılında piyasaya çıkan Sims 2 oyunun içeriğini genişletip, yaşlanma olayını aile kavramıyla birleştirerek Sim serverlerin gönlünü feth etmişti. Sims 3′ün getirdiği en büyük yenilik ise yanlızca kendi evinde ve civarında tam kontrol sahibi olduğumuz sim’leri artık etkileşimli, koca bir kasabada kontrol edebiliyoruz. Süpermarketinden kitapçısına, tiyatrosundan parkına, spor salonundan hükümet konağına, ziyaret edilip, etkileşime girilebilen onlarca mekan Sims 3′te beğenimize sunulmuş. Sims 3′teki kasabayı daha detaylı anlatmadan önce inceleme yazılarında her zaman yaptığım üzere oyunun en başına gidip, oyunu oradan anlatmaya başlayacağım. Yani karakter yaratma ekranından…

Resim

Resim

SİM’İMİZİ ZORLU HAYATA HAZIRLIYORUZ

Oyuna yeni bir karakter yaratarak başlayabildiğimiz gibi önceden hazırlanmış karakterleri de seçip oyuna başlayabiliyoruz. Karakter yaratma ekranında karakterimizin görünümünü, saçını, kıyafetlerini, kişiliğini ve onunla ilgili basit detayları ayarlamamız gerekiyor. Basit detaylar arasında karakterin ismi , cinsiyeti , yaşı , ten rengi gibi detaylar bulunuyor. Yaş konusunda ise seçim yaparken dikkatli olun zira oyunda zaman kısmen çabuk akıyor ve yetişkin ya da genç yetişkin seçeneği yaparsanız planlarınızı gerçekleştirmeden önce yaşlanabiliyorsunuz. Bir karakterimde kariyer hedefi olarak süperyıldız bir atlet olmayı tercih eden bendeniz bu hedefe yaşlı statüsüne ulaşmadan 2-3 gün önce varabildim anca. ( genç yetişkin olarak başlamıştım ) Yaş konusunda şu seçenekler bulunuyor oyunda: Yeni yürümeye başlayan çocuk, çocuk, genç, genç yetişkin, yetişkin , yaşlı. Oyunun karakter yaratma ekranında bir sürü yüz, saç şekli bulunuyor ama Sims gibi bir oyun için kesinlikle yetersiz olduğunu düşünüyorum. Özellikle saç ve sakal konusunda seçimler çok az, 14-15 civarı. Seçilebilir sakal modellerinin de bazıları birbirine benziyor, çoğu zaman istediğim tipte birini yaratamadım. Karakter yaratma ekranında kıyafet seçimi de daha detaylı olabilirdi. Burada da 5 farklı türde kıyafet seçiyorsunuz: Günlük kıyafet, resmi kıyafet, uyku kıyafeti, spor kıyafeti ve yüzme kıyafeti.

Resim

Kıyafet seçiminden sonra benim seçerken en çok keyif aldığım bölüme geliyorsunuz; kişilik seçimi. Burada karakter özelliklerinizi ve favorilerinizi belirliyorsunuz. Karakter özellikleri zihinsel, fiziksel, sosyal ve yaşam tarzı diye 4’e ayrılmış bulunmakta. Bunların arasında oldukça ilginç özellikler bulunuyor ki toplamda 5 tane seçmeniz gereken bu karakter özelliklerini karıştırdığınızda ortaya çok ilginç tipler çıkabiliyor. Zihinsel karakter özellikleri arasında kitap kurdu, bilgisayar delisi, doğuştan aşçı, artistik, deli gibi 11-12 tane özellik bulunuyor. Fiziksel karakter özelliklerinde atletik, cesur, sakar, koltuk patatesi (bütün gün koltuk başında tv izlemeyi seven tipler), korkak, ağır uykucu, asla soyunmayan, pasaklı gibi yine 11-12 tane özellik bulunuyor. Sosyal karakter özellikleri arasında ise karizmatik, flört etmeyi seven, arkadaş canlısı, çocukları sevmeyen, espri anlayışı iyi, sürekli geyik muhabbeti yapan, parti hayvanı gibi oldukça ilginç özellikler bulunuyor. Karakter özelliklerinin son seçeneği yaşam stilinde ise hırslı, gözüpek, iyi, kötü, çabuk sinirlenen, vejetaryan, aşırı duygusal, çocuksu, mükemmelci gibi yine 12’ye yakın seçenek mevcut. Yani toplamda 50’ye yakın karakter özelliğinden 5 tanesini seçmemiz bekleniyor bizden. Bunların arasından yapacağınız karışımlarla oldukça ilginç tipler yaratabileceğinizden bahsetmiştim. Ben bir tane kötü, kaba, deli, cesur ve şanslı karakter özelliklerinin karışımının olduğu bir karakter yarattım. Yaptığım karakter deli olduğu için saçma sapan şeyler yapıyordu. Yüzme kıyafeti ile uyuyor, misafirliğe pijamayla gidiyordu ! Kötü ve kaba olduğu için de sokakta gördüğü biriyle tartışmak, onu korkutmak ve bir güzel pataklamak ruh haletini olumlu yönde inanılmaz etkiliyordu. Kötü olduğu için suç aleminde kariyer yaptırdığım karakterim cesur ve şanslı olduğu için de pis işlere çok rahat bulaşabiliyor, şansıyla işleri hallediyordu. Neyse biz karakter yaratma ekranından sonrasına gidelim artık.
Karakteri yaptıktan sonra isterseniz bir iki kişi daha yapıp bir aile oluşturabilirsiniz ama ben her zaman tek bir karakteri oynamayı daha çok sevdiğim için genelde tek bir karakter yapıp oyuna girerim. Bundan sonra klasik Sims serisinden aşina olduğumuz üzere harita üzerinde bir ev seçmemiz gerekiyor. Mobilyalı ya da mobilyasız olmasının yanı sıra evin büyüklüğü / küçüklüğü de fiyatın artmasını ya da azalmasını sağlıyor. 16 000 simolean ( sims parası ) ile başladığımız oyunda dayalı döşeli güzel bir evi satın alıp, az parayla, çok çalışarak yaşamaya başlamayı tercih edebildiğiniz gibi daha ucuz bir ev satın alıp, kısmen daha fazla para ile de yaşamaya başlayabilirsiniz. Ben genelde 1. seçeneği tercih ettiğim için ilk 4-5 gün işten kazandığım paralarla anca idare edebildim. 5. günden sonra bir şeyler satın almaya başlayabildim. Evimizi de belirledikten sonra sıra geldi sim’imizi yaşatmaya !

Resim/

Şehrin merkezinin gece görünümü… Onlarca mekan gece gündüz demeden emrinize amade

SUNSET VALLEY’DE FIRSATLAR SONSUZ

Sims 3’ün en büyük sürprizi ufak çapta da olsa ( Sims oyunu için büyük çapta bile denebilir ) yaşayan bir kasabayı bize sunması oldu. Oyundaki monotonluğu kırmak adına inanılmaz katkıları oluyor bu kasabanın. Oyun dünyasında sandbox (GTA gibi serbest dolaşım) adı verilen bu özelliğin Sims serisine eklenmesi çok pozitif olmuş. Artık işten eve , evden işe monotonluğuna son veren bu oyun yapısı sayesinde, tanıştığımız sim’lerle dışarıda yemek yemek, parkta yürüyüş yapmak, birlikte sinemaya gitmek, haftasonu sahile inip piknik yapmak, iş çıkışı eve koşarak gidip spor yapmak gibi bir sürü faaliyet yapabilme şansına eriştik. Oyunun geçtiği sunset valley’de kasabada ne var ne yok kısaca bir göz atalım isterseniz. ( Karakter yaratma ekranında sonra direk kasaba ile giriş yaptım çünkü en çok göze çarpan ve en önemli farklılık o ) Tam listesini vermeyeceğim ama kasabada bulabileceğiniz mekanlar şöyle : Bilim merkezi ( burada tur yapıp eğlenebilirsiniz ya da bilimle ilgili bir kariyer için iş başvurusu yapabilirsiniz ), mezar ( ailenizden vefat eden birinin mezarını ziyaret etmenin yanı sıra, gece yarısı bir hayaletle karşılaşmanız muhtemel, ayrıca yer altı mezarlığını ziyaret edip çeşitli hazineleri bulup paraya dönüştürebilirsiniz. Yer altı mezarlığında zombilerle de karşılaşabiliyorsunuz :) ), depo ( mafyanın ve suç teşkilatlarının bulunduğu yer ), hükümet konağı ( çeşitli belgeleri getirdiğiniz bina, ayrıca politika kariyerine de başlayabiliyorsunuz ), spor salonu ( adı üstünde ), masaj salonu, lokanta, hastane, okul, park, karakol, kütüphane, bar, süpermarket ( yemekler için malzeme lazım ) , tiyatro, kitapçı, sahil, stadyum, ordu… Bunlara ek olarak 8-9 tane daha mekan var oyunda ziyaret edebileceğiniz. Hepsiyle etkileşime geçilebiliyor, bazılarında özel kurslar alabiliyor, bazılarında da çeşitli işlere başlayabiliyorsunuz. Kasaba kabaca böyle, kasabanın kullanımı oyunda nasıl oluyor, kasaba teması oyuna başarıyla yedirilmiş mi bunlara birazdan değineceğim. Ondan önce biz sim’imize geri dönelim.

Resim

AMAÇSIZ YAŞAM OLMAZ

Sims 3’ten önce diğer sims oyunlarına az çok bulaşmış birisi için Sims 3’e alışmak hiç problem olmayacaktır. Yine bildiğimiz, tanıdık arayüz bizi karşılıyor Sims 3’te. Sağ alttaki menülerden karakterimizin özelliklerini, kariyerini, ilişkilerini , ihtiyaçlarını, kariyer fırsatlarını, envanterini, yeteneklerini ve yaşam ödüllerini görebiliyoruz. Sim’imizin envanteri buradaki en önemli yeniliklerden biri zira envanterde gerçek hayatta da hiç yanımızdan ayırmadığımız cep telefonu bulunuyor. Cep telefonuyla neredeyse her işimizi görebiliyoruz oyunda. Arkadaşlarımızla konuşmanın yanı sıra, fotoğraf çekmek, bozulan tuvalet için tamirci çağırmak, eve pizza söylemek gibi bir sürü şey yapabiliyoruz cep telefonu ile. Envanterin oyuna kattığı başka bir değer de herhangi bir kitabı yanımızda taşıyıp, dışarıda da okuyabilmemiz, bunun gibi birçok eşyayı evimizin dışında kullanabilmemiz. Sağ alttaki menüde ve oyundaki en önemli değişikliklerden biri de yaşam ödülleri ( life time rewards ) Oyuna başlarken karakter özelliklerine göre ortaya 5 adet farklı yaşam ideali geliyor. Bunlardan birini gerçekleştirmeniz sizin yaşamınızdaki idealiniz oluyor. Yaşam ödülleri puanı ise karakterinizin isteklerini yerine getirdiğiniz ve moralinizin iyi olduğu durumlarda artan puan. Karakterinizin ruh haletinin belirli bir seviyenin üstünde olmasıyla geçen dakikalar boyunca artıyor bu yaşam ödülleri puanı. Bu puanları arttırmanın diğer yolu da karakterimizin o anlık isteklerini yerine getirmekten geçiyor. Bu istekler karakterin kişiliğine göre değişiyor. Kötü bir karakter yeni tanıştığı biriyle kavga etmeyi isterken, atletik bir karakter ise güç antremanı yapmayı isteyebiliyor. Oyunda sıklıkla değişen bu isteklerden en fazla 4 tanesini seçebiliyorsunuz. Bunlardan birini yaptıktan sonra ise yaşam puanı kazanıyorsunuz ve o istek ortadan kalkmış oluyor. Yaşam puanları biriktikçe yaşamınızı kolaylaştıracak oldukça ilginç ve yararlı ödüller satın alabiliyorsunuz. Mesela Vacationer. İşe gitmeyip tatil yaptığınız zaman kimse sizi fark etmeyecek bu ödül ile. Ya da hızlı temizlik yapmanızı sağlayan speedy cleaner. Puanlar arttıkça alabileceğiniz ödüller de daha değerli. Vücut şeklinizi değiştirmenizi sağlayan görünüm değişimi makinesi mesela. Veya bir yerden başka bir yere giderken zaman kaybetmemek için kullanabileceğiniz ışınlanma makinesi. ( Bazen planlamadığınız yerlere ışınlanabiliyorsunuz, makinenin hata payı var :) ) Oyunun başında belirlediğiniz yaşam idealinizi gerçekleştirdiğiniz zaman oldukça yüksek bir yaşam ödülü puanı kazanıyorsunuz. Yaşam ödülleri arasında yaşam idealini değiştirme gibi bir ödül de var, yaşam idealinizi gerçekleştirdikten sonra bu ödülü satın almak oldukça mantıklı oluyor. Yaşam ödülleri oyuna ayrı bir tat katmış. Toplamda 12 tane seçebileceğiniz ödüller arasından kısmen yüksek puanlı 6-7 adet seçebildim 3 dönem atladığım karakterimle. Yani düşük puanlıları aralara serpiştirmezseniz 12 adet ödül kotasını doldurmanız zor.

Resim

PARK VAR AMA PARK’A GİDECEK ZAMAN YOK

Yaşam ideali ve ödüllerinin dışında yine işe gidip, orada yükselmeye çalışmak, sosyalleşip arkadaş ortamına girmek, sevgili bulmak, evlenmek, çoluk çocuk sahibi olmak, kişisel yeteneklerimizi geliştirmek ( tamir, aşçılık, atletik yetenek, mantık yeteneği vs .. ) ve tabi ki yeni, lüks eşyalar, daha büyük evler satın almak, yapmak Sims oyunlarında sıklıkla yaptığımız oyunun ana faaliyetleri. Günlük ihtiyaçları karşılamak da bu oyunun olmazsa olmazlarından. Belki oldukça monoton ve sıkıcı bunları yapmak ama bu bir yaşam simülasyonu oyunu, yaşamda da bunları sürekli yapmıyor muyuz ? :) Karakterimizle belirli bir süre geçirdikten sonra karakterimizin yeteneklerini daha fazla geliştirmek adına bu ihtiyaçları göz ardı edebiliyoruz kimi zaman ama o zaman da farklı sorunlar ortaya çıkıyor. Eşyaların kalitesini arttırıp, yemek pişirme zamanını, uyku süresini kısaltabilsek de o seviyeye gelmek için oyunla bir süre haşır neşir olmamız gerekiyor. ( Para kolay kazanılmıyor ) Karakterimizin kişiliği de oyuna fazlasıyla etki ediyor. Titiz biri bulaşıkları yıkamadan yatmayı reddederken, şanssız biri işyerinde sürekli iddia kaybedip, evi sıklıkla soyuluyor. Kötü biri insanları gülünç duruma düşürüp, evlerinde yangın başlatmaktan hoşlanırken, yalnız takılmayı seven bir karakter de boş kaldığı zaman oturup sessizce kitabını okuyabiliyor. Karakter seçiminde ilginç karışımlar yapmanızı tavsiye ederim. Özellikle deli bir karakterin yaptığı eylemler saçma sapan şeyler :) Boş bıraktığımda saatlerce sandalyeye oturup boş boş duran, etrafındakilere saçma sapan şakalar yapan, komşunun evindeyken yatağına gidip uyumaktan çekinmeyen bir karakter tipi. Kasaba olayının oyuna nasıl yedirildiğinden daha detaylı bahsedeceğimi belirtmiştim yazının önceki bölümlerinde. Kasaba olayı ve serbestlik gerçekten oyuna başka bir hava katmış. Dışarıdaki mekanlarda oldukça ilginç deneyimler yaşadım ki evin sınırları dahilinde kaldığımız eski Sims oyunlarından çok daha eğlenceliydi bu deneyimler. Gece mezarı ziyaret ettiğim bir keresinde bankın yanında altın buldum mesela. Yer altı mezarına girip bulduğum değerli taşları paraya dönüştürüp, işten kazandığım günlük paranın 3 katını kazandım. Sosyalleşmek adına herhangi bir arkadaşımı eve çağırmak yerine dışarıya parka, tiyatroya veya lokantaya davet edebilmek oldukça hoş. Şehirde fırsatlar sonsuz gerçekten. Bir sürü kurs, etkinlik sizi bekliyor. Bunların hepsi iyi, hoş, güzel de bunları yapacak zaman nerede ? Karakterin ihtiyaçlarını halletmek için günün neredeyse yarısını harcamak zorunda kalacaksınız, iş için de en az 6-7 saat ( oyunun ilk başlarında ). Geriye yalnızca 3-4 saat kalıyor kendinize ayırabileceğiniz. Bu zamanda da ya dışarıya çıkıp etkinlik yapacaksınız, ya bir yeteneğinizi geliştirmek için uğraşacaksınız ya da sosyalleşmek için bu zamanı kullanacaksınız. Bana göre EA Games’in burada günlük ihtiyaçlara ayrılan zamanı kısaltması gerekiyordu kasabanın büyüsünü oyuncuya tam anlamıyla yansıtmak için. Duş almak, tuvalet ihtiyacını görmek, yemek yemek gibi ihtiyaçları aşağı yukarı 2-3 saatte halleden bir Sim’in diğer işlere vaktinin olmaması normal oluyor tabi. Bir de bunun üstüne lüks yataklar almadığınız taktirde 9-10 saat uyumayınca enerji ihtiyacını göremeyen bir Sim ekleyin. Bu durum önceki oyunlarda yok muydu? Evet, vardı. Ama artık kasabamız ve onun getirdiği fırsatlar var. Bu zaman kavramı yüzünden o fırsatlardan tam anlamıyla faydalanamıyoruz. Kasabaya eklenecek olan yeni mekanlar veya halihazırdaki mekanlara eklenecek aktiviteler de olacaktır mutlaka. Nereden mi biliyorum ? Bundan önceki Sim’lere çıkan 500 tane ek paketten. Bu tip eklentiler bu oyun için de yapılıp, ek paket sayısı azaltılabilirdi veya eşya sayısı bu kadar az tutulmayıp daha çok eşya konabilirdi ama EA’in Sims için yılladır yürüttüğü satış politikasında ufak tefek eklemeleri içeren ek paketler çıkarmak bulunduğu için bu söylediğim şeyin gerçekleşmesi zordu.

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

WINDOWS XP KULLANICILARI MİNİMUM:

* 2.0 GHz P4 İşlemci yada Dengi
* 512 MB RAM (Eğer ekran kartı onboard (Intel) ise 768 MB RAM)
* 128 MB Video Kartı (ATI yada nVidia) ( Pixel Shader 2.0 Destekli olmalı )

WINDOWS VISTA KULLANICILARI MİNİMUM:

* 2.0 GHz P4 İşlemci yada Dengi
* 768 MB RAM (Eğer ekran kartı onboard (Intel) ise 1 GB RAM)
* 128 MB Video Kartı (ATI yada nVidia) ( Pixel Shader 2.0 Destekli olmalı )

Desteklenen Ekran Kartları:

NVIDIA GeForce series

* FX 5900, FX 5950
* 6200, 6500, 6600, 6800,
* 7200, 7300, 7600, 7800, 7900, 7950
* 8400, 8500, 8600, 8800
* 9600, 9800, GTX 260, GTX 280

Intel® Extreme Graphics
GMA 950, GMA X3000, GMA X3100

ATI Radeon™ series

* 9500, 9600, 9800
* X300, X600, X700, X800, X850
* X1300, X1600, X1800, X1900, X1950
* 2400, 2600, 2900
* 3450, 3650, 3850, 3870,
* 4850

Ayrıca ayrıntılı olarak isteyen arkadaşlar için de:

PC Desktop

XP (Service Pack 2)

* Processor Pentium IV 2.0 GHz / Athlon XP 2000+
* Memory 1 GB
* Graphics GeForce FX 5900 / Radeon 9500
* Graphics Ram 128 MB

Vista (Service Pack 1)

* Processor: Pentium IV 2.4 GHz / Athlon XP 2400+
* Memory: 1.5 GB
* Graphics: GeForce FX 5900 / Radeon 9500
* Graphics Ram: 128 MB

Laptop
XP (Service Pack 2)

* Processor: Pentium IV 2.4 GHz / Athlon XP 2400+
* Memory: 1.5 GB
* Graphics GeForce: Go 6200 / Radeon mobile 9600
* Graphics Ram: 128 MB

Vista (Service Pack 1)

* Processor Pentium: IV 2.4 GHz / Athlon XP 2400+
* Memory: 2.0 GB
* Graphics: GeForce Go 6200 / Radeon mobile 9600
* Graphics: 128 MB




Shogun 2: Total War (PC)



Resim

DOWNLOAD 

DVD 1 : http://vip8.indirgani.com/flt-sh2a.rar
DVD 2 : http://vip7.indirgani.com/flt-sh2b.rar

NOT: KURULUM FAİRLİGHT KLASÖRÜNÜN İÇİNDE İNSTALLER E TIKLAYARAK BAŞLATACAKSINIZ..

İNCELEME

Bu gece öyle bir gece ki nice 10 senelik başarının bir kanıtı gibi adeta... 2000 senesinde doğan güneş şimdi bir kez daha bizleri ısıtıyor. Zaten şu Mart yok mu, iliklerimize kadar soğuyacağımız bir kar yağışı hediye etti... Ama o karlar eriyor, Shogun 2 çıkmadan önce elimize ulaştı ve inceleme imkanı bulduk. 10'uncu yaşını kutlayan Total War serisi, ilk oyunuyla severlerini 15 Mart 2011 günü onore edecek.

Gelişen Warscape oyun motoruyla Creative Assembly, zamanında yapmak isteyip yapamadığı bir türlü teknolojinin el vermediği bütün nimetleri bu oyuna eklemiş durumda. Total War serileri Empire Total War ve Napoleon Total War'la yaşanan inişli çıkışlı süreç geçirdi. Lakin Shogun 2 ile ciddi anlamda çıtayı yükselmiş durumda. Bakalım Creative Assembly neler yapmış?

TOTAL WAR SHOGUN 2

16. yüzyılda (1550) geçen Shogun 2 de önceki iki oyun gibi steam ile et ve tırnak gibi. Hatta bu sefer Steam'in nimetlerinden daha fazla yararlanan bir Total War oyunuyla karşı karşıyayız. Steam başarıları, VAC hile koruma sistemi, lider tablosu ve Steam gruplarını klan olarak tanıtma gibi birçok içerik mevcut. Yazının ilerleyen bölümlerinde bu konulara değineceğim. 

Resim

Oyunu açınca karşınıza tanımsız güzellikte bir video çıkıyor. Shogun 2 sanatsal sunumuyla oldukça dikkat çeken bir oyun. Japon çizim sanatı ukiyo-e mizanseni oyunun her yerine serpiştirilmiş. Menü geldiği anda bir şok yaşıyorsunuz. O bilindik Total War menüsü gitmiş yerine başka bir şey gelmiş. Menülerde Medieval: Total War'dan beri Napoleon: Total War'a olan süreç boyunca hep harp eden ya da sefere çıkan orduları gördük. Bu sefer buram buram sanat kokan bir menü var karşımızda. Arkada devasa bir Japon kalesi, hemen dibinde ise eşsiz güzellikteki kiraz ağaçları bizi karşılyor.

Oyunun menü seçeneklerinde pek bir yabancılık çekmeyeceksiniz. Yine tek kişilikli (singleplayer) bölümünde eğitim, sefer senaryosu, tarihi savaşlar, rasgele savaş ve kayıt bölümleri yer alıyor.

Multiplayer bölümü ise ikiye ayrılmış durumda. Normalde bu tür bir ayrıma da yabancıyız. Multiplayer Campaign'de iki arkadaş sırt sırta verip ya da düşman saflarda mücadeleye girebiliyorsunuz. Multiplayer Campaign'de hem strateji haritasında hem savaş alanında beraber oynama fırsatına erişiyorsunuz. İlk olarak Empire'da beta testlerine başlanan Multiplayer Campaign, Napoleon ile stabil bir hale geldi. Shogun 2 ise durumu bir adım öne taşımış.

Bu arada Multiplayer menüsündeki bir diğer seçenek olan Avatar Conquest'e yazının ilerleyen bölümlerinde değineceğim.

OYNANIŞ - Strateji Haritası

Çok sade, sanatsal ve bir okadar basit komuta sistemine sahip iki ayrı kullanıcı arayüzümüz var. Hem savaş hem strateji haritasındaki menüler ve sekmeler oyuncuya yönelik kolaylıklar sağlıyor. Hatta Shogun ve Medieval adlı ilk klasik oyunların menü tarzına bir dönüş var da diyebiliriz.

Resim


Resimde gördüğünüz üzere sol altta şehir yönetme menüsü, sağ altta diplomasi, klan odası, savaş sanatları, devlet yönetimi ve bir sonraki tura geçiş tuşları yer almakta.

Sol üst kısımda eğitimci, ansiklopedi ve menü tuşları bulunurken sağ üst tarafta harita başta olmak üzere klanımızla alakalı istatistiki bilgilerin listelendiği sekmeler görüyoruz.

Strateji haritasında ilk ilişkiler ve strateji, bulunduğumuz konuma ve komşu klanlarla göre belirleniyor. Yani koca adada bir daimyo'yken Shogun olmak hiç de kolay değil. Harita büyüklüğü Napoleon kadar hatta daha büyük ve detaylı. Dört mevsimi net bir şekilde görüyoruz, eş zamanlı olarak ticaret tüccarlarını, doğanın hareketlerini ve bilumum hayvanı haritada görebiliyorsunuz. Yetmedi mi? E o halde oyun esnasında Q ve E tuşlarıyla 360 derece dönüş gerçekleştirebiliyorsunuz. Böylece en az savaş haritasında olduğu kadar strateji haritasının da sistemi zorlayacak derecede detaylandırıldığını fark ediyorsunuz.

Strateji Haritası içerisinde Geisha, Metsuke, Missonary, Monk, Ninja ve General olmak üzere toplam 6 karakterimiz bulunuyor. Gerçi generali çıkartabiliriz bu listeden, zira diğer adı geçenler klanımız için çalışan bireyler. Kimi düşmana suikast düzenliyor, kimi düşmanın sadece moralini bozuyor.


Oyunda oynanabilir 10 klan ve ele geçirilecek toplam 64 şehri bulunuyor. Oynanamayan ama tarihte var olan birçok klan da haritada sizin yolunuza çomak sokmak için hazırda bekliyor. Her klan adeta Kingdoms'da olduğu gibi başta küçük bir campaign süreci atlatıyor ve yayılmaya başlıyor. Harita yeni yerler açıldıkça parşomen tarzından normal 3 boyutlu atmosfere dönüş yapıyor.

Oyunda yeni diplomasi seçenekleri, aile yönetim ekranı, klanınızın adadaki durumunu gösteren onlarca yeni özellik mevcut. Ayrıca oyunda Sun Tzu'nun öğretileri ve savaş sanatları baz alınmış. Haliyle en gelişmiş Total War yapay zekası da bu oyunda... Açık konuşmak gerekirse ciddi anlamda hiç bir tersliğe rastlamadım. Ayrıca oyun her ne kadar son basın sürümü de olsa ciddi anlamda sürüm farkı mevcut. Yani tam oyun bizi daha da fazla şoke edecektir, eminim.

OYNANIŞ - Savaş Haritası

Oyun grafiksel anlamda seriye seviye atlatmış. Ama nedir anlayamadım en başından demoya, demodan şu anki denediğimiz sürüme kadar AA seçeneğini hiç görmedik. Bundan dolayı güzelim grafiklerde bir yavanlık seziyorsunuz ama merak etmeyin bu tam sürümde olmayacak. 

Haritada savaşa girdiğiniz an bölge her zamanki giri scale edilip savaş alanına ekleniyor. Mevsimler, ışık efektleri, samuraylar... Atmosfer harika! Oyunda birçok özel birim mevcut, Katana Hero, Yeri Hero gibi farklı birimlerin genellikle kendilerine has özellikleri bulunuyor. Bu özellikler aktif olduğu sürece düşmana daha iyi baskı yapıyorsunuz. Klan liderimizin ise last stand özelliği oldukça manidar. Kare düzenine geçen ve bu kare ortasında oturan bir klan lideri düşünün. Düşman geldi mi o etten set pek bir işe yaramaz.

Resim

Kale kuşatmaları oldukça ilginç, mancınıklarımız, roket atarlarımız ve el bombalarımızla kapıları açabiliyor ya da platform platform olan kaleye tırmanmak zorunda kalıyorsunuz. Şehirlerin fethi için kale içerisinde belli başlı ele geçirilmeyi bekleyen noktalar var. Ayrıca yine bazı savaş alanlarında ele geçirildikten sonra askerlere moral verecek yapılar mevcut. Yani bu yapıları korumak, ele geçirmek oldukça önemli.

Shogun 2 ile geri dönen kılıçlar arasında batı kültürüyle iyi geçinen bazı klanlar tüfek de kullanıyor. Birim sayısı ve çeşidi önceki oyunlara nazaran az olan oyunda klanlar arası istatistiki bilgiler mevcut. Az olsun güç olmasın diye değiştiriyorum söylemi, koca Avrupa tarihine göre Japon tarihi baya bir küçük kalıyor. Haliye firma birçok konuya daha da özeniyor.

Deniz savaşlarına da kısaca değineyim. Yüzen kaleler yönetiyorsunuz, aynı karada olduğu gibi sayısı az ama ciddi anlamda farklı stratejiler yürütecek gemilere sahipsiniz. Denize mayın döşemeden tutun ateşli oklar ve Batı'nın teknolojisiyle toplara sahip gemilerle bir hayli eğleniyorsunuz. Grafikler burada da dudak uçuklatıcı... Deni savaşları için kara ve deniz savaşlarının bazı anlarda eş zamanlı yürütüldüğünü (kıyı savaşı) de vurgulayalım. Bur da ciddi anlamda güzel bir yenilik olmuş.

Oyun için hem strateji hem savaş haritasından sınıfı geçmiş, geçmekle kalmamış seriye uzun sürecek bir istikrar getirmiştir.

Resim


SHOGUN 2 MULTIPLAYER

İşte geldik oyunun en heyecanlı anlarından birine. Oyunda kendi klanınızı kurup savaşlara dahil olabiliyorsunuz. Ama önce kendinizi oyuna aktarmanız lazım. Önce ad belirliyoruz, sonra banner, trait ve skiller geliyor. Savaş kazandıkça, singleplayer oynadıkça yeni Steam başarı listeleri açılıyor. Böylece yeni zırh ve özelliklere kavuşuyoruz. Ayrıca birçok kez multiplayer'da savaştığımız askerleri listeleyip daha önceki savaşlarda kazandıkları yıldızlarla savaş alanına sokabiliyorsunuz. Bu mücadele yetmiyor tabi, Steam'de kurduğunuz grubu oyuna tanıtarak klanınızı kaydettirmiş oluyorsunuz. Klanlar için yapılan savaşlar büyük önem arz ediyor. Olabildiğince rasgele savaş arayın ya da tek kişilik senaryolarınıza devam edin. Unutmadan ekleyeyim, oyunda legendary diye bir zorluk modu var. Bu seviyeyi seçenlerin vay haline...


Rome'da tutulan chat lobi sistemi de nihayet son safhasına ulaştı. Oysa ne zorluklar çekmiştik son iki oyunda.... Biraz önce bahsettiğim klan kaydı konusu sonrası 20 gün süren ve Japon adasını fethe dayalı bazı etkinlikler söz konusu. Ben kendi klan üyelerimle Shogun 2 içi hazırız, daimyoluk yetti artık Shogun olalım...

SHOGUN 2 VE ROL YAPMA ÖĞELERİ

Oyun içerisinde generalleriniz ve klan için çalışan birimleriniz tecrübe puanı kazanabiliyor. Bu tecrübe puanları savaşlarla ya da başarıyla bitren görevlerle elde ediliyor. Puanlar biriktikçe yeni yeni özellikleri aktif ederek ordu yönetimini kolaylaşıyor ya da giriştiğiniz görevlerdeki başarılarınız artıyor. İşte devrim budur. Empire'daki deniz savaşları neyse, Shogun 2'de de devrim rol yapma öğeleridir. Tabi bu şahsi görüşüm, çoğu kişi multiplayerdaki gelişmelerin devrim niteliğinde olduğunu söylüyor. Biz her ikisi de devrim diyerek işi tatlıya da bağlayabiliriz.

Resim

GRAFİKLER VE MÜZİKLER

Oyunumuzu Yabgu 1071 adlı sistemimizde inceledik. Elimize geçen ve aylar önce çıkmış olan sürümlere nazaran oyun çooook stabil. Oyunu tecrübe edinirken Shogun ve Shogun 2 yeni müzikleri karışmış atmosferiyle haşır neşir oluyoruz. Jeff Van Dyck, son iki oyun için ortadan kaybolmuştu ama Shogun 2 için tekrar stüdyoya geçti ve o eşsiz müzikleri yaptı. Gaza getiren mi dersiniz, ağlatan mı dersiniz ne derseniz deyin bu adam işinde üst seviyelerde!

SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

Minimum sistem gereksinimler:

2 GHz Intel Dual Core işlemci / 2.6 GHz Intel Single Core işlemci veya bunlara eşdeğer bir AMD işlemci
1GB bellek (XP), 2GB bellek (Vista / Windows7)
256 MB DirectX 9.0c uyumlu ekran kartı
En düşük 1024×768 ekran çözünürlüğü
20 GB boş alan


Tavsiye edilen sistem gereksinimleri:

2. nesil Intel Core i5 işlemci veya daha yükseği veya ona eşdeğer AMD işlemci
2 GB bellek (XP), 4 GB bellek (Vista / Windows 7)
AMD Radeon HD 5000 ve 6000 serisi ekran kartı veya bunlara eşdeğer DirectX 11 uyumlu bir ekran kartı
En düşük 1280x1024 ekran çözünürlüğü
20 GB boş alan


StarCraft II - Wings of Liberty


Resim

1. Unrar
2. Burn or mount the image
3. Install the game. When the game is installed in offline mode, a message
will be displayed that you need to be online. Click the orange button to
enter a media key: G8MN8UDG6NA2ANGY6A3DNY82HRGF29ZH
If you have an internet connection enabled during setup, at the end of
the setup, the autoupdate starts, close the autoupdate window
4. Copy over the update files to the install dir and run update.bat
5. Copy over the cracked content to the install dir
6. Play the game


StarCraft.II.Wings.of.Liberty-RELOADED
http://vip5.indirgani.com/StarCraft.II. ... LOADED.rar

Update Crack
http://vip5.indirgani.com/rzr-scii.rar

Bir çok sunumu çıktığı için en düzgününü beklemek zorunda kaldık.Bu yüzden biraz geç sunmak zorunda kaldık.


Fifa Manager 11


Resim

1. Unrar
2. Burn or mount the image
3. Install the game.
4. Play the game


Fifa.Manager.11-RELOADED
http://vip8.indirgani.com/Fifa.Manager.11-RELOADED.rar


İNCELEME

FIFA MANAGER 11 tüm yeni özellikler geniş bir dizi yer franchise 10 baskı vardır. oyuna iyileştirmeler yüzlerce çekirdek alanlara özel bir odak yönüyle yapılmıştır. Geçen yıl tanıtılan aynı zamanda 8 oyuncu internet üzerinden birbirlerine karşı oynamak ayrı bir online modu içeriyor.

Yöneticinin hala bir futbol kulübünün yönetimi üzerinde tam kontrolü vardır. oyunda line-up sorumlu, taktik ve ekibinizin eğitim - yanı sıra, doğru transferlerle kulübün tesis ve stadyum iyileştirilmesinide detaylar çoğalmış Özel olarak fazladan 13.000 orijinal oyuncu resimleri, oyuncu yönetici modu, milli takım teknik direktörü modu, Create-a-Club modu ve Maç Prognoz Aracı FIFA 3D motor seçeneğinde mevcut..

Features: Özellikleri:

. Line-up ve Taktikler - FIFA MANAGER 11 taktik alan ve tamamen yeniden tasarlanmış şimdi benzersiz bir karmaşıklık sunuyor. Saldırı ve savunma oyunda her oyuncu için hedef pozisyonlar (Full HD bile) sahada direkt olarak ayarlanabilir. Yöneticisi şimdi de hedef için çeşitli varyasyonlar arasında seçim yapabiliyor. Çeşitli taktik hazır ve oluşumları ve tanımlanabilir hale getirilmiş. Ve tek bir fare tıklaması ile bir oyun daha önce seçilmiş taktiğe geri dönüyor. Yeni bir oluşum asistanı optimum ayarı garanti yöneticinin line-up yöneticisinin sürekli çabaları olmaksızın yasak veya yaralanması durumunda. Yeni başlayanlar için Yeni Taktikler Sihirbazı hayat gerçekten kolaylaştırıyor. Onun kullanmadan önce her taktik seçenek ve ayrıntılı olarak açıklanmıştır yöneticisi adım adım kararlar haberdar yapabilirsiniz.

Resim

Yeni Rating, Beceri ve Moral Sistemi - FIFA MANAGER 11 olan yaklaşık 40.000 oyuncu ve oyuncular daha belirgin arasındaki farkları yapmak oranı yeni bir sistem kullanır. Her oyuncu, her pozisyon için oyun seviyesi alır pozisyonlar arasında beceri farkı çok daha gerçekçi olacak. Oyuncular daha yeni pozisyonları öğrenmek için esnek olacak ve tecrübe daha önemli hale gelir. Oyun da daha zorlu kullanıcı oyuncular arasında rekabet çok güçlü takımlar olmak üzere tüm oyuncular için yüksek bir moral tutmak için yapar yeni bir moral sistemi tanıttı.
Transfer Market - birçok hayran için yaz aylarında transfer artık daha gerçek sezon daha heyecan verici olmuştur. Bu dönemin gerçekçi uygulanması, kesinlikle en herhangi bir yöneticisi için stresli, bu yılki FIFA MANAGER başka bir odak noktasıdır. Her futbol menajerliği simülasyonu Bu temel özelliği artık gerçek yöneticileri yüzleşmek zorunda tüm zorluklarla yöneticisi yüzleşir. Onlar çok akıllı olacak ve biz sadece doğrudan rekabet zayıflatmak için oyunculara teklif yapmak, örneğin gerçek hayattan bildiğimiz tüm taktiklerini kullanmak öncesinde görüşmeler ve AI kulüplerin ne beklediğinizi Oyuncular ve ajanlar şimdi anlatacağım. Sadece 1 yıllık sözleşme genellikle para ya da son bir yıl için mutsuz bir oyuncu arasında sadece karar sol varsa Yaşam küçük bir kulüpte de çok zorlaşır. Kulüpleri şimdi ve uzun vadeli stratejiler olacak bir sezon beklendiği kadar iyi değil giderse hemen tepki verir.
Medya basınç olağan dedikodu ile yöneticiler, teklif ve sözleşme uzatma veya haber tatminsiz oyuncular hakkında görüşmeler için merkezi bir mücadeledir. tüm başlıklardan ve makalelerden ilk söylentiler arasında imzalanan sözleşme ile bir gazete arşivi bile var.
Ama yönetici de onun avantajlı basın doğası kullanabilirsiniz.O tüm sonra kendi kulübü onları yönlendirmek, onları öven veya ölçüde değil onlara danışmanlık onların sözleşmesi kulüpte tarafından, en sevdiği oyuncular ile müzakerelerin erken bir aşamada medya içerebilir. yöneticisi çok erken bir aşamada yaklaşık yeni anlaşmanın umurunda olmadığını çok gerçeklik olduğu gibi, onu öder.
* FIFA MANAGER iyi bilinen kulüp yönetimi tüm yönleriyle aynısı. Bu yıl yeni bir mod, kullanıcıya sadece takım ve transferler üzerinde odaklanmasına izin verir. Oyunu daha erişilebilir hale Diğer özellikleri hızlı ve en sık kullanılan oyun alanları atlamak için kulüpler, oyuncular ve çok daha hızlı lig veri ve yeni bir "Links Widget" bulmak için yeni Arama özelliği vardır.
Ayrı Dünya Kupası Mode - Bu ana menüden 2010 FIFA Dünya Kupası Güney Afrika ™ doğrudan oynatma mümkündür. Bu yöneticinin başarısı ve aşk ayrıntılar için bağlı olarak tamamlamak için 20 dakika ila 2 saat sürer hızlı bir oyun modu.

Resim

Topluluk Dilek - FIFA MANAGER 11 yerel bir maç özel bir sunum gibi, toplum odaklı iyileştirmeler bir dizi ile birlikte geliyor, yeni fincan berabere, son 24 saat içindeki tüm "Bulunan Club" ligler için kulüpleri, daha transferleri ayarlama olanağına önce transfer pazarı oyunun hemen hemen her alanda, Live Ticker metin yeni hatlar, yeni FIFA oyuncu yüzleri, gençlik oyuncunun sözleşme görüşmeleri binlerce, ve diğer birçok gelişmeler kapatır.
Yeni ön maç ekranlarında önümüzdeki rakibe yöneticisi ek bilgiler, önemli diğer maçlar, tarihsel sonuçları ve şehirleri ve stadyumları verecek.
Genişletilmiş Online Modu - FIFA MANAGER 11 de başarıyla geçen yıl getirilmiştir uzun Online modu içerir. Arasında diğer özellikleri, yeni bir aksiyon-kart sistemi maç eylem üzerinde daha doğrudan etkisi sağlayan, uygulamaya konmuştur. 



SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

MİNİMUM SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

Microsoft XP SP3 (Microsoft Windows 95, Windows 98/ME, Windows 2000 ve Microsoft Windows NT desteklenmiyor),
Microsoft Windows Vista™, Microsoft Windows 7
İşlemci: Intel Pentium 4 2.4 GHz veya eşdeğeri
RAM: 1 GB
Ekran Kartı: ATI Radeon 9500 Pro 128MB vey daha yüksek,
NVIDIA GeForce 6600 256MB veya daha yüksek, Pixel shader 2.0

TAVSİYE EDİLEN SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

Windows Vista™ SP2 / Windows 7
İşlemci: Intel Pentium 4 2.8 GHz veya eşdeğeri
RAM: 1.5 GB
Ekran Kartı: ATI Radeon 9500 Pro 128MB veya daha yüksek,
NVIDIA GeForce 6600 256MB veya daha yüksek, Pixel shader 2.0.

8 GB harddisk boşluğu
8x DVD-ROM
DirectX 9.0c uyumlu ses kartı 



Grand Theft Auto Episodes From Liberty City


Resim

1. Unrar.
2. Burn or mount the image.
3. Install the game.
4. Run the included update to update your game to version 1.1.1.0.
5. Copy over the cracked content.
6. Play the game by starting LaunchEFLCc.exe. 


Grand.Theft.Auto.Episodes.from.Liberty.City-RELOADED
DVD1: http://vip5.indirgani.com/Grand.Theft.A ... D.DVD1.rar
DVD2: http://vip5.indirgani.com/Grand.Theft.A ... D.DVD2.rar


Grand Theft Auto IV’ün çıktığı günü hatırlıyorum. Birçok otorite oyuna tam puan vererek seriye mesafeli oyuncuları bile bu oyuna yöneltmişti. O oyunculardan birisi olarak GTA IV’ten itibaren seriyi daha çok sevmeye başladım. Tabi serinin eski fanatikleri arasında 4. oyunun biraz abartıldığını düşünenler de var, hatta bazıları eski oyunların daha iyi olduğunu bile söylüyorlar. Bu üzerinde tartışılabilecek bir konu olsa da fanların ortak kanısı serinin her oyununun kaliteli olduğu ve mutlaka oynanması gerektiğidir.

GTA 4’te Amerika’yı doğru düzgün bile tanımayan Doğu Avrupalı Niko Bellic ana kahramanımızdı. Nico, kuzen’i Roman’ın ısrarı sonucu Amerika’ya gelen, Bosna savaşından sonra bir daha silaha başvurmak zorunda kalan Sırp asıllı bir savaş gazisiydi. Onun öyküsü koskoca şehrin yutmaya çalıştığı bir kişinin hayatta kalma mücadelesi gibi gözükse de aslında onun gibi birçok kişi vardı; çünkü Liberty City’de herkese yetecek kadar suç ve bela var.

Resim

Mükemmel bulunan ilk oyundan sonra Microsoft ile olan anlaşması gereği Rockstar Games, Xbox 360 için ek paket yapacağını duyurdu. İlk ek paket olan The Lost and Damned orijinal oyundan yaklaşık 10 ay sonra 17 Şubat 2009’da Xbox 360’a özel olarak piyasaya sürülmüştü.

Başroldeki Johnny "The Jew" Klebitz bir anti-kahramandı ve The Lost adlı motosiklet çetesinin üyesiydi. Bu oyundaki amacımız Nico’nunkinden oldukça farklıydı; çünkü bir suç çetesinin üyesiydik. 20 çeşit yeni araç, 50’den fazla yeni şarkı, yarım düzineden fazla yeni silah, yan görevler, 10 saatlik senaryo modu ve çok oyunculu seçenekleriyle 20 dolar karşılığında piyasaya sürülen The Lost and Damned oldukça beğenilmişti.

Rockstar Games; ikinci ek paketi ilkinden yaklaşık 8 ay sonra yine Xbox 360 kullanıcılarına özel olarak piyasaya sürdü. İster internetten indirebileceğiniz, isterseniz de The Lost and Damned ile beraber kutulu olarak satın alabileceğiniz Ballad of Gay Tony, GTA IV’ün ikinci ek paketi olarak karşımıza çıkıyor.Oyunumuz kutulu olarak GTA: Episodes from Liberty City adıyla satılıyor. İçinde The Lost and Damned ve Ballad of Gay Tony oyunları bulunuyor ve menüden bir tanesini seçerek oyunlara başlayabiliyoruz.


lk olarak Ballad of Gay Tony adını duyduğumda herkes gibi benim de aklıma “Oyundaki ana kahramanımız bir eşcinsel mi?” sorusu geldi. Bu tür oyunlarda eşcinsellerin ana karakter olarak kullanılmasına alışık olmayan oyun otoritelerinin tamamının bu soruyu sorduğunu söylemeliyim. Oyunumuz bir eşcinselin öyküsünü anlatıyor, ama ana kahramanımız eşcinsel değil. Daha açık konuşmak gerekirse yönettiğimiz karakter Luis Fernando Lopez adında Dominik asıllı Amerikalı bir genç. Başı derde girdiğinde Anthony Prince adında çevresinde “Gay Tony” olarak bilinen bir gece kulübü işletmecisinin onu kurtardığını Luis’in sözlerinden anlıyoruz. Gay Tony’e olan vefa borcunun da etkisiyle Luis onun yakın koruması olup aynı zamanda pis işlerini halletmeye başlıyor. Annesinin sürekli olarak okula gitmesini söylediği Luis, aslında tam da bu işlerin adamı diyebiliriz. Oyunun adının Ballad of Gay Tony olmasından da anlayacağınız gibi her ne kadar Luis’i yönetsek de aslında Rockstar Games; Gay Tony’nin hikâyesini Luis Fernando Lopez’in gözünden anlatmak istemiş.Böylece bize yine Nico gibi bir göçmen olan Luis ile şehri birbirine katmaya şansı verilmiş. Luis bir eşcinsel değil, suç dünyasına girmesinin nedeni de tabi ki Gay Tony değil, oyun ilerledikçe aslında onun ruhunda bu suç işlerinin olduğunu anlıyorsunuz. Ona hayatta kalmaya çalışan ama çırpındıkça batan bir karakter görüntüsü vermek iyimserlikten de öteye gider. Gay Tony’nin işlerini halletmenin yanında Yusuf Amir gibi Arap asıllı parayla ve suçla kafayı bozmuş psikopatların da işlerini hallediyoruz. Bunun yanında çocukluk arkadaşlarımızla uyuşturucu işlerine girip çeşitli çetelere baskın yapıyor ve mallarını ellerinden alıyoruz. Uyuşturucu işini bir yan görev olarak görebilirsiniz, yaklaşık 25 civarında uyuşturucu savaşlarıyla ilgili görev bulunuyor. Bunun dışında genellikle Gay Tony’nin ve onun istediği kişilerin işlerini hallediyoruz. Gay Tony sert tutumlu bir iş adamı ama çatışma çıkınca ödü kopuyor. Örneğin oyunun başında Çin mahallesindeki bir apartmana iş görüşmesine gidiyoruz, fakat tabi ki işler yolunda gitmiyor ve çatışma çıkıyor. Apartmandan çıkına kadar biz çatışırken Gay Tony eline silah alma zahmetine girmiyor ve arkamızda “lanet olsun” gibisinden laflar edip duruyor. Neyse ki ilerideki görevlerimizde pek yanımızda olmuyor.


Luis ayrıca onun barlarının işletmesine de bakabiliyor. Buraların güvenliğini sağlamak için kamera ile barın içini kontrol edebiliyoruz veya kendimizi dans pistinde atabiliyoruz. Dans pistine çıkıp ortama uyum sağlayan mükemmel müziklerle çeşitli tuş birleşimlerini başarıyla yaparsak gecelik bir kız arkadaş bile edinebiliyoruz. Yine de bu tür şeyler oyundaki ana amacımızı oluşturmuyorlar. Gay Tony ve Yusuf Amir ve ön planda yer alan karakterler için yaptığımız görevler çok daha zor. Trenleri ve uçakları bombalamak; bir tank veya helikopter çalmak gibi zorlu görevler hem daha eğlenceli hem de yapılmaları zorunlu.

Ana görevleri tamamladıkça oyuna daha çok hareketlilik geliyor. İlerideki bölümlerde yapışkan bombaları kullanıp motosiklet çetelerinden kaçacak, helikopter ve tank kullanacağız. Ayrıca GTA: San Andreas’tan hatırlayacağınız paraşütü de kullanma şansına sahibiz. Oldukça fazla aksiyon sahnesi içeren Ballad of Gay Tony, GTA 4 ve The Lost and Damned ile benzer kontrol mekanizmasına sahip. Genel olarak oyunumuz bu yönden oldukça başarılı. Çatışmalarda herhangi bir kontrol zorluğu yaşamıyoruz, fakat oyunun tıpkı The Lost and Damned gibi oldukça zor olduğunu belirtmeliyim. Bu nedenle bazen kontrol mekanizmasına kızsanız da bunun nedeni kontrollerin kötü olması değil, oyunun zor olması.

Resim

Bu zorluk bana kalırsa oyunun eksi yönlerinden birisi olarak değerlendirilemez, sonuçta oyunda yaptığınız iş zaten oldukça zor. Yalnız araç kullanımı daha iyi olmalıydı; özellikle helikopteri kullanmak hiç kolay değil, bu konuda Rockstar bir değişikliğe gitse daha iyi olurdu. Tank’ı kullanmak ise zor olmasa da çok da zevkli değil; çünkü elimizdeki bir mini tank. Yüksek ateş gücüne sahip değil. Bir polis arabasını tek atışta havaya uçurmayan tank’tan kimsenin memnun olabileceğini düşünmüyorum. Yine de tank’ın oldukça seri atışlar yapması bu hayal kırıklığımızı biraz hafifletiyor. Zaten kullanacağımız araç sayısı hayli fazla; bu araçlar arasında yeni olarak 2 çeşit helikopter, 9 araba, 3 bot ve daha fazlası var.
Ballad of Gay Tony’de toplam 7 yeni silah çeşidi bulunuyor. Bunlar arasında magnum mermisi de kullanan bir tabanca, patlayıcı mermilere sahip Shotgun, Yusuf Amir’in altın Uzi’si, 2 adet gelişmiş makineli tüfek ve DSR–1 adlı keskin nişancı tüfeği bulunuyor. Ayrıca “Sticky Bomb” adındaki yapışkan bombalar da oldukça işimize yarayacak. Tabi bunların yanında serinin eski oyunlarından hatırladığımız shotgunlar, makineliler, tabancalar ve beyzbol sopası gibi silahlarımız da kullanıma hazır durumdalar. Bunları yine çeşitli silah satış mağazalarından alabilirsiniz, tabi ayrıca çatışmalar sırasında ele geçireceğiz silahlar da olacaktır.

Resim

Ballad of Gay Tony’nin en çarpıcı özelliklerinden birisi de kesinlikle müzikleri, hatta müzikler oyunun en güzel yanı diyebilirim. Bu tarz müziklerden benim gibi fazla hoşlanmasanız bile bu müzikler oyunun atmosferine o kadar iyi oturmuş ki bu konuda Rockstar’ı cidden tebrik etmek gerek. Bir gece kulübüne girdiğinizde etraftaki ışıklandırmalar ve harika müzikler eşliğinde Luis’i dans ettirmeye çalışmak gerçekten büyük zevk. Müzikler o kadar uyumlu ki bu dans olayını başarmak için geçen sürede hiç sıkılmıyorsunuz. Sesler konusunda sadece oyunun müzikleri başarılı değil, karakter seslendirmelerinde de Rockstar mükemmel bir iş çıkarmış. Bulgarların ve Arapların İngilizce aksanlarından tutun konuşma biçimlerine kadar yapılabilecek en iyi seslendirmeler yapılmış. Özellikle Yusuf Amir’in seslendirmesini duyunca eminim hepiniz çok beğeneceksiniz. Sesler kesinlikle oyunun atmosferine en büyük katkıyı yapıyor.

Resim

GTA IV’de zaten mükemmel olan grafikler The Lost and Damned’da da büyük değişikliklere uğramamıştı. Aradan bunca zaman geçmesine rağmen Ballad of Gay Tony’de de hala bu konuda göze batan değişiklikler bulunmuyor. Barlardaki ışıltılı ortamlar grafikler konusunda oyunun en büyük artısı. Yine de GTA her zamanki gibi yaşayan mükemmel bir şehir sunuyor. Gerçekten bir şehir hayatının içinde koşuşturduğunuzu anlıyorsunuz. Grafiksel olarak bazı aksaklıklar elbette var, mesela evinizin içine bir patlayıcı yerleştirin, patlama sonucunda evde en küçük bir değişiklik meydana gelmiyor. Sanırım bu kadar geniş kapsamlı bir oyundan bu tür ayrıntılar istemek pek doğru olmaz, ama yine de bu tür ayrıntılar olsa daha iyi olurdu. Her şeye rağmen Liberty City büyülemeye devam ediyor. Silahlardan, karakterlere ve çevre tasarımlarına kadar oyunun oldukça tatmin edici olduğunu söyleyebilirim.

Resim

Ballad of Gay Tony; bir ek paketten öte 10 saatlik senaryo modu ile sizi oldukça tatmin edecektir. Paraşütle atlama yapabileceğimiz, yeni silah ve araçlarla desteklenmiş çoklu oyuncu desteğiyle beraber uzun bir oynanış süresi de sizi bekliyor. The Lost and Damned’ı oynamayanlar GTA: Liberty City Stories’i alarak bu mükemmel 2 ek pakete aynı anda sahip olabilirler. Kusursuz seslendirmeleri ve mekânları ile adı kadar ilginç bir oyun sizi bekliyor. Sonuç olarak GTA fanlarının mutlaka edinmesi gereken bir oyun olan Ballad of Gay Tony’yi seriye mesafeli duran oyuncuların da denemesinde fayda var. Sadece Xbox 360 sahipleri için piyasaya çıkan oyunumuz GTA serisine yeni bir renk katıyor. GTA fanlarına konsol aldırır mı bilinmez, ama Xbox 360 sahipleri bu oyunu kaçırmamalı.

Resim

Luis bir eşcinsel değil, suç dünyasına girmesinin nedeni de tabi ki Gay Tony değil, oyun ilerledikçe aslında onun ruhunda bu suç işlerinin olduğunu anlıyorsunuz. Ona hayatta kalmaya çalışan ama çırpındıkça batan bir karakter görüntüsü vermek iyimserlikten de öteye gider. Gay Tony’nin işlerini halletmenin yanında Yusuf Amir gibi Arap asıllı parayla ve suçla kafayı bozmuş psikopatların da işlerini hallediyoruz. Bunun yanında çocukluk arkadaşlarımızla uyuşturucu işlerine girip çeşitli çetelere baskın yapıyor ve mallarını ellerinden alıyoruz. Uyuşturucu işini bir yan görev olarak görebilirsiniz, yaklaşık 25 civarında uyuşturucu savaşlarıyla ilgili görev bulunuyor. Bunun dışında genellikle Gay Tony’nin ve onun istediği kişilerin işlerini hallediyoruz. Gay Tony sert tutumlu bir iş adamı ama çatışma çıkınca ödü kopuyor. Örneğin oyunun başında Çin mahallesindeki bir apartmana iş görüşmesine gidiyoruz, fakat tabi ki işler yolunda gitmiyor ve çatışma çıkıyor. Apartmandan çıkına kadar biz çatışırken Gay Tony eline silah alma zahmetine girmiyor ve arkamızda “lanet olsun” gibisinden laflar edip duruyor. Neyse ki ilerideki görevlerimizde pek yanımızda olmuyor.

Resim

Luis ayrıca onun barlarının işletmesine de bakabiliyor. Buraların güvenliğini sağlamak için kamera ile barın içini kontrol edebiliyoruz veya kendimizi dans pistinde atabiliyoruz. Dans pistine çıkıp ortama uyum sağlayan mükemmel müziklerle çeşitli tuş birleşimlerini başarıyla yaparsak gecelik bir kız arkadaş bile edinebiliyoruz. Yine de bu tür şeyler oyundaki ana amacımızı oluşturmuyorlar. Gay Tony ve Yusuf Amir ve ön planda yer alan karakterler için yaptığımız görevler çok daha zor. Trenleri ve uçakları bombalamak; bir tank veya helikopter çalmak gibi zorlu görevler hem daha eğlenceli hem de yapılmaları zorunlu.

Resim

Ana görevleri tamamladıkça oyuna daha çok hareketlilik geliyor. İlerideki bölümlerde yapışkan bombaları kullanıp motosiklet çetelerinden kaçacak, helikopter ve tank kullanacağız. Ayrıca GTA: San Andreas’tan hatırlayacağınız paraşütü de kullanma şansına sahibiz. Oldukça fazla aksiyon sahnesi içeren Ballad of Gay Tony, GTA 4 ve The Lost and Damned ile benzer kontrol mekanizmasına sahip. Genel olarak oyunumuz bu yönden oldukça başarılı. Çatışmalarda herhangi bir kontrol zorluğu yaşamıyoruz, fakat oyunun tıpkı The Lost and Damned gibi oldukça zor olduğunu belirtmeliyim. Bu nedenle bazen kontrol mekanizmasına kızsanız da bunun nedeni kontrollerin kötü olması değil, oyunun zor olması.

Resim

Bu zorluk bana kalırsa oyunun eksi yönlerinden birisi olarak değerlendirilemez, sonuçta oyunda yaptığınız iş zaten oldukça zor. Yalnız araç kullanımı daha iyi olmalıydı; özellikle helikopteri kullanmak hiç kolay değil, bu konuda Rockstar bir değişikliğe gitse daha iyi olurdu. Tank’ı kullanmak ise zor olmasa da çok da zevkli değil; çünkü elimizdeki bir mini tank. Yüksek ateş gücüne sahip değil. Bir polis arabasını tek atışta havaya uçurmayan tank’tan kimsenin memnun olabileceğini düşünmüyorum. Yine de tank’ın oldukça seri atışlar yapması bu hayal kırıklığımızı biraz hafifletiyor. Zaten kullanacağımız araç sayısı hayli fazla; bu araçlar arasında yeni olarak 2 çeşit helikopter, 9 araba, 3 bot ve daha fazlası var.

Ballad of Gay Tony’de toplam 7 yeni silah çeşidi bulunuyor. Bunlar arasında magnum mermisi de kullanan bir tabanca, patlayıcı mermilere sahip Shotgun, Yusuf Amir’in altın Uzi’si, 2 adet gelişmiş makineli tüfek ve DSR–1 adlı keskin nişancı tüfeği bulunuyor. Ayrıca “Sticky Bomb” adındaki yapışkan bombalar da oldukça işimize yarayacak. Tabi bunların yanında serinin eski oyunlarından hatırladığımız shotgunlar, makineliler, tabancalar ve beyzbol sopası gibi silahlarımız da kullanıma hazır durumdalar. Bunları yine çeşitli silah satış mağazalarından alabilirsiniz, tabi ayrıca çatışmalar sırasında ele geçireceğiz silahlar da olacaktır.
Ballad of Gay Tony’nin en çarpıcı özelliklerinden birisi de kesinlikle müzikleri, hatta müzikler oyunun en güzel yanı diyebilirim. Bu tarz müziklerden benim gibi fazla hoşlanmasanız bile bu müzikler oyunun atmosferine o kadar iyi oturmuş ki bu konuda Rockstar’ı cidden tebrik etmek gerek. Bir gece kulübüne girdiğinizde etraftaki ışıklandırmalar ve harika müzikler eşliğinde Luis’i dans ettirmeye çalışmak gerçekten büyük zevk. Müzikler o kadar uyumlu ki bu dans olayını başarmak için geçen sürede hiç sıkılmıyorsunuz. Sesler konusunda sadece oyunun müzikleri başarılı değil, karakter seslendirmelerinde de Rockstar mükemmel bir iş çıkarmış. Bulgarların ve Arapların İngilizce aksanlarından tutun konuşma biçimlerine kadar yapılabilecek en iyi seslendirmeler yapılmış. Özellikle Yusuf Amir’in seslendirmesini duyunca eminim hepiniz çok beğeneceksiniz. Sesler kesinlikle oyunun atmosferine en büyük katkıyı yapıyor.

GTA IV’de zaten mükemmel olan grafikler The Lost and Damned’da da büyük değişikliklere uğramamıştı. Aradan bunca zaman geçmesine rağmen Ballad of Gay Tony’de de hala bu konuda göze batan değişiklikler bulunmuyor. Barlardaki ışıltılı ortamlar grafikler konusunda oyunun en büyük artısı. Yine de GTA her zamanki gibi yaşayan mükemmel bir şehir sunuyor. Gerçekten bir şehir hayatının içinde koşuşturduğunuzu anlıyorsunuz. Grafiksel olarak bazı aksaklıklar elbette var, mesela evinizin içine bir patlayıcı yerleştirin, patlama sonucunda evde en küçük bir değişiklik meydana gelmiyor. Sanırım bu kadar geniş kapsamlı bir oyundan bu tür ayrıntılar istemek pek doğru olmaz, ama yine de bu tür ayrıntılar olsa daha iyi olurdu. Her şeye rağmen Liberty City büyülemeye devam ediyor. Silahlardan, karakterlere ve çevre tasarımlarına kadar oyunun oldukça tatmin edici olduğunu söyleyebilirim.

Resim

Ballad of Gay Tony; bir ek paketten öte 10 saatlik senaryo modu ile sizi oldukça tatmin edecektir. Paraşütle atlama yapabileceğimiz, yeni silah ve araçlarla desteklenmiş çoklu oyuncu desteğiyle beraber uzun bir oynanış süresi de sizi bekliyor. The Lost and Damned’ı oynamayanlar GTA: Liberty City Stories’i alarak bu mükemmel 2 ek pakete aynı anda sahip olabilirler. Kusursuz seslendirmeleri ve mekânları ile adı kadar ilginç bir oyun sizi bekliyor. Sonuç olarak GTA fanlarının mutlaka edinmesi gereken bir oyun olan Ballad of Gay Tony’yi seriye mesafeli duran oyuncuların da denemesinde fayda var. Sadece Xbox 360 sahipleri için piyasaya çıkan oyunumuz GTA serisine yeni bir renk katıyor. GTA fanlarına konsol aldırır mı bilinmez, ama Xbox 360 dan sonra Pc sahipleri bu oyunu kaçırmamalı.



Arkadaşlar kısa olmasını beklemeyin.içinde iki oyun var ama sonuçta en yeni gta bu.


Minimum sistem gereksinimleri ;

İşletim sistemi - Windows Vista (Service Pack 1) / XP (Service Pack 3) / Windows 7;
İşlemci - 2,4 GHz saat hızı ile 1,8 GHz ya da AMD Athlon X2 64 bir saat hızı ile Intel Core 2 Duo işlemci;
Bellek - 1,5 GB (XP) / 2 GB (Vista / Windows 7);
Ekran Kartı - NVIDIA 7900 veya ATI X1900s 256 video belleği MB;
HDD - 16 GB Boş Alan

Maksimum sistem gereksinimleri ;

İşletim sistemi - Windows Vista (Service Pack 1) / XP (Service Pack 3) / Windows 7;
İşlemci - Intel Core 2 işlemci 2,1 GHz frekansta ile 2,4 GHz ya da AMD Phenom X3 bir frekans ile Quad
Bellek - 2 GB (XP) / 2,5 GB (Vista RAM / Windows 7);
Ekran kartı - NVIDIA 8600 veya ATI 3870 video belleği 512 MB;
HDD - 16 GB Boş Alan




Comments