Makaleler‎ > ‎

“Günahkar Kelimeler”

“Günah” insanoğlunun beyniyle vicdanı arasında hiçbir aracıya gereksinimi olmadan serbestçe karar vermesinin şifrelerini okuyucuya sunuyor. Doğru diye ezbertilenin yanlış, günah diye bellenenin gerçek olabileceğini işliyor. “Yazılı bir yalanın, yazılmamış bir gerçekten daha gerçek” olduğunun altını çiziyor.

 


Okuduğunuz bir kitap kafanızda önceden oluşmuş düşünceleri, yargıları pekiştirebilir, geliştirebilir ya da tersine tepe taklak edebilir. Yazar Hesenê Metê'nin Kürtçe orijinal ismiyle “Gutinên Gunehkar”, Türkçe ismiyle “Günah” adlı romanı böylesi bir etkiye sahip.

Metê kitabında, Tanrı ile Ahriman arasındaki anlaşmazlığın genel kabul gören ve bilinenin dışında farklı bir gerçekliğe sahip olduğunu belirtir. Tanrı, Ademoğulları ve kızlarını yaratırken, Ahriman'ın Tanrı'yı uyarılarıyla başlayan görüş ayrılığı, kitabın sayfalar içinde karşılıklı diyaloglarla nakış gibi işlenir. Metê bilmenin, düşünmenin suç olarak sayılmasını, romanın baş kahramanı günahlı toprakların evladı Gevaşlı Behram'ın hayal dünyası içinde gerçeğe uzunan yoluculuğuna sizi de dahil eder.

“Günah” teolojik açıdan alışılmışın dışında, ezber bozan, çok farklı kodlar taşıması özelliğine sahip bir yapıt. Gevaşlı Behram'ın şu ana kadar Tanrı ve evren hakkında öğrendiklerinin doğru olmadığını kavraması, gelmiş olduğu ulusal ve dinsel yapının bu konudaki hassasiyeti ve tutuculuğu göz önüne alındığında eserin önemi ayrıca artar. Bu açıdan “Günah”, Metê'nin entelektüel yazınsal cesaretini göstermesi açısından önemlidir. Çünkü değişimi ve aykırı düşünceleri günah, tabu olarak nitelemeye alışık toplumlarda, uç noktada aykırı şeyler söylemek aforoz edilme, lanetlenme riskini de kendi içinde taşır. Metê, Ahriman'ın yaptığı gibi kendisine göre inandığı doğruları yazmaktan çekinmemiştir.

Okuyucu Metê'nin yapıtında oluşturduğu özgün kodları, bir metafor olarak hayatın her alanına tatbik etme ve onlardan sonuçlar çıkarma avantajına sahiptir. “Yanlışlığın çelişkiye, çelişkinin de savaşa dönüştüğü” anda hafızanın doğruları bulmak için başkaldırışını “Günah”ta hümanist bir dille okursunuz. Kötülüklerin başlangıcı, düşünme ve bilmenin suç olarak sayılmaya başladığı anda, size dayatılan kolektif akıl ve ezberin, gerçek günahın kendisi olduğunu anlarsınız. Günümüzdeki ret ve inkar siyasetinin, resmi ideolojik formatların bu anlayışla üst üste düştüğünü, bir birinden farkı olmadığını kavrarsınız.

Hafızanın doğruları bulmak için başkaldırışına katılarak “günah” işlersiniz. Başkalarının kafalarını kendi omuzlarınız üzerinde taşımanın, diğerlerinin sureti olmanın, gerçek günahın kendisi olduğunu anlarsınız. İşgalle ele geçirilen bir kilisenin camiye veya bir caminin kiliseye, sinagoga dönüştürülmesinin gerçek günahın kendisi olduğunu tespit edersiniz. Boyunda taşınan haçın dini kimiliği açığa çıkardığı için onu muska gibi örerek taşımak zorunda bırakılmanın, hayatta kalmak için dinini, dilini değiştirmek, gizlemek zorunda kalmanın gerçek günahın kendisi olduğunu görürsünüz.

“Günah” insanoğlunun beyniyle vicdanı arasında hiçbir aracıya gereksinimi olmadan serbestçe karar vermesinin şifrelerini okuyucuya sunuyor. Doğru diye ezbertilenin yanlış, günah diye bellenenin gerçek olabileceğini işliyor. “Yazılı bir yalanın, yazılmamış bir gerçekten daha gerçek” olduğunun altını çiziyor.

Bu açıdan günahlı toprakların evladı Gevaşlı Behram'ın, Ademoğulları ve kızları için Ahriman'ın neden Tanrı ile arasını bozduğu sorusuna verdiği cevabı anlamlı buluyorum:

“Bazı zaferler ve yüksek katlar vardır ki, çoğu zaman utanırsın onlardan, oralarda bulunmaktan, adınla gurur duymaz, nefsinle rahat etmezsin oralarda. Ama öyle yenilgi ve günahkarlılar vardır ki gurur verir sana. İşte Allah'la olan hikayemde ben ikincisini seçtim.”

Sevgili Muhsin Kızılkaya'nın Türkçe'ye güzel çevrisi ile “Günah”, İthaki yayınları arasında Türk okurlarına ulaşırken, Hesenê Metê'nin cesur kalemiyle Kürt ve yazın dünyasındaki hak ettiği yeri almasını umuyorum.100417
Comments