02kirkoryeteroglu
 

 Esen Yel/Kadıköy 1976 

 

esence

bir yaşamın izdüşümü

 

anasayfa 

Kirkor Yeteroğlu

 

ESEN YEL ÜZERİNE GECİKTİRİLMİŞ BİR YAZI

Evrensel Kültür Şubat 2005

 

Eylüldü.. Kıyıdan epeyce uzaklaşmıştık. Onun evine giden hafif engebeli yolu birlikte yürürken az sonra ayrılığa yelken açacağımızı, az sonra yanımdaki insanın "birisi" olacağını biliyordum. Dayanmanın ne denli zor olduğunu bedenime zerk edilen ölümcül bir iğnenin kanıma karışan zehri gibi her adımda hissediyordum. Geçmişte çok yaşamıştım hiç de yabancısı olmadığım ayrılıkları. Yaşamım belki de 'Ayrılıklar toplamı'ydı..

 

Çok iyi hatırlıyorum..

 

Yirmi bir eylül bin dokuz yüz seksen bir'di ve günlerden pazardı. Saatler 17.50'yi gösteriyordu. "Onunla" sokağın başında el sıkışmış ve ayrılmıştık. Kafamda dinmeyen bir uğultuyla caddeye çıktığımı ve ağır adımlarla evin yolunu tuttuğumu biliyordum. Sıkıntılı ve kederliydim.

 

Oturduğum yer cumbalı eski bir Kadıköy eviydi. Yüz yılı aşkın geçmişi vardı.. Marsilya'dan getirilen tuğlalarla yapıldığı ve bir dönem Mühürdar'ın en güzel evlerinden olduğu söyleniyordu..

 

Deniz evin önüne kadar geliyormuş eskiden. Ev sahibi çatıda kendine özel bir yer yaptırmış.. Akşamları guruba karşı içki sofrasını kurar, gecenin karanlığında içer, karşı kıyıları, Marmara'yı ve yıldızları seyre dalarmış..

 

Evin alt katındaki oyuncakçı dükkanı, günlerden pazar olmasına karşın açıktı. Yarı aralık kapısından usulca içeri girdim. Oyuncakçı komşumla selamlaştık. Tanımadığım ve müşterisi olduğunu sandığım iki kişi vardı. Tezgahın üzerindeki açık teypten şiir okunuyordu.

 

Şiir yaşamımın önemli bir gerçeği. Sevgilim.. Onsuz yaşanmaz dediğim yıllar.. Ayaküstü konuşurken sevdiğim şairlerden de şiirler okunduğunu fark ettim. Diğer iki kişiyle de tanıştık. Biri, kasetteki şiirleri kendisinin okuduğunu ve adının da Esen Yel olduğunu söyledi. Benim için hoş bir sürpriz olmuştu.

 

Tanıdığım bir isimdi. Zıkkımın Peki adlı kitabını, 1977 yılında Politika Gazetesinde yazdığı "Eğitimin Yüz karası MC'nin Ders Kitapları" yazı dizisini okuduğumu hatırlattım. Az önce gönül yoldaşımdan ayrılmanın hüznünü yaşamıştım..

 

Adını duyup kitabını ve yazılarını okuduğum, kendisini yakından tanımadığım bir yazarla karşılaşmak beni sevindirdiği gibi, sonraki günlerin sıcak dostluklara ve kardeşliklere dönüşmesinin de ilk habercisiydi.

 

zaman içinde Esen Yel'le dostluğumuz gelişti ve sık görüşmeye başladık. Meğer oturduğum evin arka sokağındaymış evi. Küçük ayrıntılar dışında ortak duygu ve düşüncelerin potasında olduğumuzu anladım.

 

Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra yazarlığını da sürdürüyordu. Sıradışı bir           öğretmendi. Alışılmışın dışında öğrencilerine en iyi şekilde yardımcı olmaya ve edebiyatı sevdirmeye çalışıyordu. Gençlerin ülke sorunlarına duyarlı olmalarını ve çok çalışmalarını istiyordu.

 

Ülke sancılı bir dönemden geçiyor ve bütün değer yargıları hallaç pamuğu gibi atılıyordu. Birkaç yıl öncesinin dinamik toplum kesimleri bile büyük bir suskunluk içindeydi. Bütün idealler, insani değerler ayaklar altına alınmış paspas gibi çiğneniyordu. Hemen herkes köşe dönme derdindeydi. Elbette bu durumdan herkes nasibini almış, aydınlar küstürülmüş susturulmuş ve kliklere bölünmüştü.

 

İşte tam bu sırada yayımlanmıştı "Demokrasi Sakız Çiğniyor" adlı romanı.. Ancak diğer kitapları kadar ilgi görmedi. Yaşamın çoğu alanında olduğu gibi edebiyat dünyasında da 'ahbap-çavuş' ilişkileri yaşanıyordu. Bu yüzden nice değerler ve onların ürünleri gün ışığına çıkmadı. Karanlıkta göz kırparcasına yitip gittiler. Her aydın gibi o da büyük kırgınlıklar ve yalnızlıklar yaşadı. Özel yaşamında, öğretmenlik mesleğinde ve yazarlık alanında..

 

En verimli çağında birikimlerini yazmasını beklerken küstü ve köşesine çekildi. Ortamın düzelmesini ve yazın dünyasındaki magazinleşmenin son bulacağını umuyordu. Kimbilir belki de bir geçiş dönemiydi bu. Toplumsal yozlaşma ve çürüme sona ermeden sağlıklı bir şey yazılabilir miydi.. Yazılsa bile ne işe yarardı.. Zaman zaman:

 

"Ağabey neden yazmıyorsun" dediğimde..

"Bir gün yazarım, kimin için yazayım ki" dediği oluyordu..

 

Son yirmi yıldır gözlemlediğimiz hiç de hak etmeyenlerin öne çıktıklarını, vitrine oynayanların ortama egemen olduklarını görüyoruz. Toplumdaki kirlenme ve kokuşma nedeniyle o güzel insanlar geri çekildiler. Geçmişte yaşamlarını uğruna adadıkları toplum çok değişmişti. Her konuda duyarsızlık egemen olmuştu. Bu durum onları fazlasıyla yaraladı..

 

Esen Yel 1942 yılında Ege'nin şirin bir yöresinde, bir köyde doğdu. Yatılı okudu. Nice acıların ve yoksullukların imbiğinden geçti. Ülke sorunlarını hep kendine dert edindi. Bedelini de ödedi. Moda Ağabey Sokak'ta, Mühürdar Hacıhüsam Sokak'ta oturduğu yıllarda kimi gün sabahlara kadar süren sohbetlerimiz oldu. Şiirleri, öyküleri, romanları, bireysel ve toplumsal konuları, aşkları ayrılıkları konuşmuştuk..

 

Altı yıl Savaştepe İlköğretmen Okulu.. Üç yıl Bursa'nın bir köyünde ilkokul öğretmenliği.. İzmir'de asker öğretmenlik.. Sonra İstanbul Eğitim Enstitüsü'nde yeniden öğrencilik.. Niğde-Aksaray ve Ankara'da Türkçe Edebiyat öğretmenliği.. Yenigün ve Yenihalkçı gazetelerinde köşe yazarlığı.. Bir yıl kadar Ankara Kazıkiçi Bostanları'nda mahpusluk..

 

Ve yirmi yedi yıl İstanbul.. Yani yirmi yedi yıl Kadıköy.. Öğrencilik.. Öğretmenlik.. Bu zaman dilimlerine sığdırılan aşklar.. Dostluklar.. Kitaplar.. Özgürlük Perisi, Adını Çocuklar Koysun, Zıkkımın Peki, Komünistleri Tanıyan Köpek, Demokrasi Sakız Çiğniyor.. Üsküdar Sunar Tiyatrosunda bir oyun: Bir Dünya Masalı.. İstanbul Akademik Sanat Topluluğu'nun oynadığı.. Ve bir yığın gazete yazısı.. Bunca çaba ve emeğin ödülü bu mu olmalı diye düşünüyor insan..

 

Doğu toplumlarına özgü müdür nedir bilmiyorum. Aydınlarına sahip çıkmayan, onlara olmadık acılar çektirmeyi doğal karşılayan bir toplum yapısı hala aşılmış değil. Yoksa giden ağam gelen paşam diyenlere bir sözümüz yok. Her dönemin adamı olanlar geçmişte olduğu gibi şimdi de el üstünde tutuluyorlar. Çıkar ilişkilerinin egemen olduğu ve her şeyin dibe vurduğu bir dünyada yaşamak insana acıdan başka bir şey vermiyor..

Esen Yel çok sevdiği İstanbul'u, Kadıköy'ü bırakıp Ege'ye döndü.. Ağustos 2000'den beri oralarda yaşıyor.. İlk bakışta büyük kentin sıkıntılarından kurtulmuş gibi görünüyor. Oysa ülkesinin sorunlarını kendine dert edinen, bedeller ödeyen, yüreği insan sevgisiyle dolu bir aydının yalnızlığa terk edilmesi değil de nedir yaşanan..

 

Behçet Aysan'ın dizeleriyle selamlar yolluyorum Esen Yel'e Kadıköy'den.. Mühürdar'dan.. Moda'dan.. Mutlu yaşa diyorum.. Gönlünce yaşa diyorum..

 

"hoşça kal ayak izim / serseri sokaklarda

 

hoşça kal / dolunayın altında / ıhlamur ağaçlarına / kazıdığım şey

 

bir gün gelecek bu gün de / bir anı olacak nasılsa

 

oturduğumuz bu masa / bu kum saati bu rüzgar bu eski komodin /

bu kırık sandalye /  bu kelepir yürek / bu aşk nasılsa

 

hoşça kal / yarım kalmış / duvar yazıları / hoşça kal

 

gidiyorum / bu şehri bu yağmuru / bu düşleri /

bu aşkı bu kavgayı bu kederi / size bırakarak..(içimde taşıyarak*)"

            

( * ) Sevgili Kirkor.. Behçet Aysan'ın "size bırakarak" dizesini şöyle

 algıladığımı ve yaşadığımı belirtmek istedim.. "içimde taşıyarak" / Esen Yel