bakirkasabasi manisa kirkagac bakirbeldesi bünyaminaydin zeytin diyarı kavun cedit52

 

***

Bakır hakkındaki yazıların çoğu 1940-1941 yıllarında 224 Sayılı Bakır Tarım Kredi Müdürü olarak görev yapan Necmettin Yalçın'ın Manisa'da yayınlanan Gediz Mecmuası'nın 1 Nisan 1941 tarih, 48 sayılı ve takip eden nüshalarından aynen veya kısaltılarak alınmış ve yeni bilgiler eklenmiştir.

 

Necmettin Yalçın yazılarına başlarken: "Tarihçi olmadığım halde gezdiğim yerlerin coğrafi ve tarihi vaziyetlerini araştırarak elimden geldiği kadar muhitimi tanımak ve tanıttırmak ben de bir âdet halini almıştır."dedikten sonra Sâlâh Demir'in Yeni Mecmua'da yayınlanan " Meşhur Rüyalar " adlı yazılarından Evliya Çelebi'nin Rüyası bölümünü aynen nakletmiştir:

 

"Çelebi , Hicrî 1040 yılının leyle-i aşûresi'nde Yemiş İskelesi civarında Âhı Çelebi Camii'nde islâmın bütün rüknü toplanmış, çetin bir harbe girişmiş olan Tatar Hanı'na yardıma gideceklermiş. Peygamberimiz de camiye gelip sabah namazı kılacaklarmış. Evliya Çelebiye Peygambere karşı nasıl davranacağını, neler yapacağını öğretiyorlar ve ( Şefaat ya Resûlallah)

diyerek şefaat istemesini unutmamasını tenbih ediyorlar. Çelebi söylenenlerin hepsini yapıyor fakat son sözü söyleme zamanı gelince Şefaat ya Resûlallah yerine dili sürçüyor (Seyahat Yâ Resûlallah) diyor. Camiden çıkılırken Kemankeşlerin piri Said: -Sana müjdeler olsun…bu mecliste gördüğün ve ellerini öptüğün bütün ervahı (ruhları) ziyaret edip seyyah-ı âlem (dünyayı

gezen olacaksın ama dolaştığın yerlerin kalelerini, sanayini, yiyecek ve içeceklerini, nehirlerini, dağlarını, sakinlerini (oturanlarını) ve acayip şeylerini yazmayı unutma "demiş.

 

Necmettin Yalçın: Hayatımda iki haneli köye gitsem köyün kuruluşu, isminin nereden geldiğini, tarihi, coğrafi ve iktisadi vaziyetini anlamağa çalışırım dedikten sonra köyü anlatmaya başlıyor:

 

KÖYÜN   KURULUŞU  VE   ADLARI

 

İlk mülkî teşkilâta göre Hüdavendigâr Vilâyeti'nin Karasi Sancağı 'nın Tarhala Kazasına bağlı bir köy olan Bakır'ın ilk isminin Nakrazos olduğunu, eskiden Bakır'da oturan "Papa Yani ismindeki bir rahibin babasından naklen bildirmesi ve sonradan 1325(1909) yılında Bakır'da Hatip Mustafa Bey'in (Çoban) evinde açılan Kız Mektebi'ndeki Hocahanımı teftişe gelen Maarif Müfettişlerinden Niyazi Bey tarafından  Nakraza olarak beyan edilmesi, bazı yapıtlarda da bu civarda Nakrazos isminde  bir yerleşim yerinin varlığından bahsedilmesi köyün ilk adının Nakrazos veya Nakraza olduğunu göstermektedir.

 

Kırkağaç Kazası'nın daha Kırkağaç Çiftliği diye anıldığı sıralarda ve daha da evvelden Manisa Yunt Dağları'nın doğu eteklerinde kurulmuş olan bu köyün kuruluş tarihi kesinlikle belli değildir. Yalnız Fatih Sultan Mehmet'in babası Padişah II.Murat tahtı oğluna bırakıp Manisa'da istirahata çekildikten sonra Sultan Mehmet'in babasını tekrar tahtına oturması için İstanbul'a çağırması üzerine Padişah Manisa'dan  hareketle,  Yayaköy'den Bakır'dan geçerek Kırkağaç Çiftliği'ne gitmiş, civardaki Karaköy, Işıkköy, Kaşköy, İğdeliköy, Çilengir, Harta ve Evciler gibi 3-5 haneden ibaret köyleri bir araya toplamak için Kırkağaç'ın Sarıhoca Mahallesindeki camide gömülü Sarıhoca'yı  kasdederek (Evcileri Sarıhocaya vakfettim, Kırkağaçlı'nın öşürlerini affettim) diyerek etraf köylülerin Kırkağaç ve Bakır'a göçmelerine ve zamanla büyümelerine vesile olmuştur.

 

Köyün adının BAKIR olarak değişmesinin zamanı ve zemini belli değilse de bu hususta hiçbir kayda dayanmayan birçok  söylenti vardır. Şöyle ki:

 

1-      Kırkağaç'ın çiftlik olduğu sıralarda köyde kurulan pazarda bakır ticareti yapılmasından,

2-      Çok eski zamanlarda katırlarına bakır yükleyerek bu bu yöreden geçen kervanların mallarının eşkiyalar tarafından gaspedilip sahiplerinin öldürülmüş olmasından,

3-      Kırkağaç'taki Sarıhoca'nın Kırkağaçla Bakır Köyü arasındaki  Kabakbahçe nâmı diğeri Kaşköy olarak bilinen Zambaktepe'nin altlarında kurulmuş ağıllarından Bakırlılar'ın her sabah ellerindeki bakraçlarla süt almağa gelmeleri ve ağıldaki çobanların birbirlerine (Bakırlılar Geliyor) şeklinde seslenmelerinden, bu köye BAKIR ve ahalisine de  BAKIRLI denmiştir. Biz de üçüncü şıktaki söylentinin daha akla yakın olduğunu söyleyebiliriz.

 

EGE'NİN  ELEKTRİKLE  SÜSLENMİŞ  İLK  KÖYÜ

 

Bakır'n İhtiyar Kurulu Başkanı ( Muhtarı) olan yörenin tanınmış simalarından Hüseyin Hûlki Kasapoğlu köyün elektrikle tenvir edilmesini( aydınlatılmasını) kafasına yerleştirmiş bütün mahrumiyet ve müşküllere (zorluklara) binaen her maniayı (engeli) atlayarak ve büyük bir enerji sarfetmek suretiyle ve köylülerin de gayret ve yardımlarıyla medeniyetin bu güzel ihtiraından (buluşundan) Bakır'ı istifade ettirerek zulmetten nura (karanlıktan aydınlığa) kavuşturmuştur. Bakır'ın terkedilmiş mezarlıklarındaki selvi ağaçları kesilip direk yapılarak Kırkağaç'tan Bakır'a elektrik hattının çekilmesi temin edilmiştir. Bu suretle elektrik Kırkağaç'tan Bakır'a  1939 yılında 15.000 (onbeşbin) liraya getirilmiştir.

 

Resmî Daireleri, camileri, evleri, çarşıdaki dükkânları ve kahvehaneleri elektrikle aydınlatılmış ve her sokak başlarına 2-3 lâmba konmak suretiyle sokaklar da ışığa kavuşmuştur. Elektriğin ulaştığı tüm binalardan radyo sesleri sokaklara taşmıştır. (Necmettin Yalçının Gediz Mecmuasındaki yazılarından)

 

MİLLΠ MÜCADELE'DE  VE  VATAN  SAVUNMASINDA BAKIRLILAR

 

Hüseyin Hulki  Kasapoğlu (1882 - 1941) :  18 Ekim 1882 tarihinde Bakır'da doğmuş, Kırkağaç Mekteb-i Rüştiyesini (ortaokul) bitirdikten sonra Kırkağaç Maliye Dairesinde memuriyete başlamış, burada çalışırken 14 Aralık 1918 de Kırkağaç'ta Kuvay-ı Milliye teşkilâtını kurmaya memur edilmiş, 1919 yılı temmuz ayında Balıkesir Kongresi'nce Soma Millî Tabur Kumandanlığına, Soma Millî Alay Kumandanı Kırkağaçlı Emin Efendi'nin Aznavur takibinde şehit olmasından sonra 1920 Şubat ayında ayni kongrece Soma Millî Alay Kumandanlığına atanmıştır. Bu görevleri sırasında 1. ve 2.Anzavur takiplerine katılmış ve 24 Haziran 1920 de toplayabildiği 46 efrat ile Harta'ya gelen 14 K.süvari alayı ile birlikte Harta Boğazı'nda cephe tutmuş, Akhisar istikametinden gelen Yunanlılarla çatışmış, üstün düşman güçleri karşısında tutunamayan süvarî alayı ile birlikte geri çekilerek İnegöl'de bulunan 61. Fırkaya(Tümene) katılmaya karar vermiştir. Yolda zaman zaman Yunanlılarla çatışarak giderken Bigadiç yakınlarında Balatlı'da bulunduğu sırada (29 Haziran 1920 de) bir çoğu Harta bozgunundan sonra dağılan müfrezesi efradından olan 29 zu Bakırlı 31 kişi gelip müfrezeye katılmışlardır. Bunlar :

 

Gölcüklü Ramazan Çavuş, Deli Mehmetin oğlu İbrahim ve kardeşi Mustafa ( sonradan Saçlı Efe), Himmetoğlu Emin Çavuşun kardeşi Bayram, Hacı Hafız oğlu Zabit Vekili (yedek subay) Hilmi Bakırlı,  amcası Hacı Mustafa oğlu Hüsnü (hastalanarak 12 Ağustos 1920 de Yenişehir'de ölmüş, askerî ve resmî merasimle Bursa Şosesi üzerindeki kabristana gömülmüştür ) , Kanlının Ramazan oğlu İsmail, Yortanlızâde Muharrem oğlu Hafız Bahri , Fişenkçioğlu Muharrem Çavuş, Yiyenin Kara Mustafa, Arifin Halil Efenin oğlu Ahmet, Üryan Çavuşun Mehmet,  Dolmancıların Ahmet Çavuşun oğlu Süleyman, Dangalakoğlu Hüseyin Şamlıoğlu Ahmetin oğlu Hasan, Hacı Hasanın Hacı İsmailin oğlu Ethem, Develioğlu Süleyman, Ayan Ahmetin Hacı İbrahimin oğlu Alibey, Bıçakçıoğlu Mustafa, Acıbademoğlu Ramazan, Milingeli Kara Halilş İlyaslarlı Delimehmet, İlyaslarlı Kopağın Adilin oğlu Gani, Demircioğlu tekaüt Mehmetin oğlu Ethem, Şatıroğlu Mustafa Çavuş, Karakulakoğlu İsmail, Kahvecioğlu Süleymanın Mehmet,Kırkağaçtan Eşref Çavuş'un oğlu Alibey, Kırkağaç'ta oturan Manisalı Şerif' ten ibaret idiler.

 

 Bunların bir kısmı Saçlı Efe dahil 7 Temmuz'da Kütahya'ya gitmek üzere Tavşanlı'da kalmışlar, müfrezesinin diğer kısmı da 18 Ağustos'ta Tavşanlı'ya gitmek üzere Pazarcık'ta müfrezeden ayrılmışlardır. 61.Fırkaya katılmak üzere iki arkadaşıyla yola çıkan Kasapoğlu, Fırka merkezi Zincirliğikuyu'ya vardığında Fırkanın iki gün önce oradan ayrıldığını, nereye gittiklerinin bilinmediğini öğrenince fırkayı aramak için yola koyulmuş , yolda hastalanmış Burdur'da tedavi edildikten sonra Kırkağaç'ın düşman işgali altında bulunuşu ve işgalciler tarafından Kuvay-ı Milliyeci olarak aranması nedeniyle memleketine dönemeyip Antalya'ya gidip orda bir memuriyete girmiş, 31 ekim 1922 de Kırkağaç'a dönüp eski memuriyetine devam etmiş, terfian Malmüdürü olmuş, 19-12-1927 de isteği ile memuriyetten ayrılıp Bakır'a dönmüştür. Bu senelerde Mücahede-i Milliyedeki hizmetlerinden dolayı kendisine bir kıt'a kırmızı şeritli İstiklâl Madalyası verilmiştir. Köy Muhtarı olarak köyüne hizmet ederken hastalanmış, tedavi için gittiği İstanbul'da 12 Temmuz 1941 tarihinde vefat etmiş naâşı getirilerek Bakır Mezarlığındaki ebedî istirahatgâhına tevdi edilmiştir.

 

Hüseyin Hûlki Kasapoğlu , otoriter ve fakat saygın bir kişiliğe sahipti. Köy halkı arasındaki anlaşmazlıkların çoğunu Köyodası'nda çözer, karakollara ve mahkemelere pek iş bırakmazdı. Köy içinde ve dışında âşâyişi ( kamu düzenini) sağlamaktaki başarısı yörede halen efsane şeklinde özlemle anlatılmaktadır. Milliyetçi, laik, ileri görüşlü ve yeniliklere açıktı. Köyüne hizmet etmek için çırpınırdı.1939 yılında birçok ilçe ve hatta ilde elektrik yokken köye elektriğin getirilişi, çarşı içi hoparlör teşkilâtının kuruluşu, birçok gazete yazıhanesinde daktilo makinesi yokken Muhtarlık Odasına biri küçük iki daktilo  makinesinin alınışı onun görüş ve düşünüşleri ve ısrarlı  takipleri neticesinde mümkün olabilmiştir. Köyün güzelleştirilmesi için daha birçok plânları vardı. Sıra köyiçi telefon teşkilâtını kurmaya gelmişti. Ne yazık ki ömrü bu plân ve projeleri gerçekleştirmeye yetmedi.(Millî Mücadele Anıları-Ahmet Kasapoğlu-Kültür Bakanlığı Yayınları, 1998)

 

Saçlı Mustafa Efe (1899 - 1980) :  1915 yılında,daha  16 yaşında iken Bakırda manifaturacılık yapan Hristo isimli bir Rum'un dükkânına giderek onu rovolverle öldürdükten sonra dağa çıkmış, tek başına dolaşırken  yanına gelen Gölcüklü Uzun Ramazan  adlı kişiden çeteciliğin inceliklerini öğrenmiş, birkaç çeteciyle birlikte bir çete kurup Akhisar , Gördes, Sındırgı , Demirci, Simav yörelerinde halka eziyet eden, tehditle ve zorbalıkla  para ve mallarını gaspeden diğer  eşkıya ve çetelerle çatışarak yerli halkın hâmisi /(koruyucusu) olmuştur.Ancak Mustafa Efe'nin 1.Dünya Savaşı sırasında 3-4 senelik müddet zarfında nerelerde olduğu ve ne yaptığı pek bilinmez; ancak 15 Mayıs 1919 da İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalinden sonra 19 Haziran 1919 da kurulan Yüzbaşı Kemal'in (sonradan Balıkesirli Paşa)  kumandası altındaki Soma cephesi'ne  Aralık 1919 da 17 arkadaşıyla birlikte katıldığı bilinmektedir.. Bu sıralar Savaştepe'nin Urbut civarında kızanlarıyla birlikte karargâh kuran Saçlı Mustafa Efe vur-kaç taktikleriyle düşmanı oyalamıştır. Soma Cephesi dağıldıktan sonra geri çekilerek 29 Haziran 1920 de Hüseyin Kasapoğlu'un Milli Müfrezesine katılmış sekiz gün sonra 7 Temmuz 1920 de Kütahya'ya gitmek üzere Tavşanlı'da kalmıştır.

 

Kırkağaç Soma işgal altında olduğundan Efe tekrar Akhisar Bölgesine döner, Koldereli Sarımehmet Efenin çetesine dahil olur. Sarımehmet Efe'nın Yunanlılarla çatışırken şehit edilmesi üzerine 180 mevcutlu çete ikiye ayrılır; yarısı Demircili Mehmet Efeye diğer yarısı Kolderelinin kardeşleriyle birlikte Saçlı Efe'ye katılırlar. Sonra Efe kızanlarıyla birlikte Demirci Kaymakamı İbrahim Ethem Bey'in kurduğu ve Büyük Millet Meclisi tarafından da desteklenen Akıncı Müfrezelerinden karargâhı Akdağ'da olan 12. Akıncı Müfrezesine katılır ve komutanı olur.Akhisar, Gördes,Demirci,Simav ve Sındırgı,Soma yörelerinde düşmanlarla savaşırken yaralanır, arkadaşları bir sedye ile kendisini çatışma alanına çıkarıp Savaştepe'ye bağlı Urbut Köyüne götürürler, orada bir evde uzun süre gizlice bitkilerden yapılan ilâçlarla tedavi edilir, bu süre zarfinda saçlarını  kesmez ve uzatır, İyileşince Saçlı Efe diye anılmaya başlar.(Saçlı Efe'nin tanınmaması için saçlarını örüp kadın kılığına girerek ara sıra dağlardan şehre indiği söylenmektedir ; daha etraflı bilgiler zaten sitede mevcuttur) .

 

Kamalı Ahmet Efe ( 1881 – 1938 ) : Halk arasında Koca Kamalı lâkabiyle tanınan  Efe, I.Dünya Savaşı'nda 8.Fırkanın (tümenin) 23. Alay, 2.Tabur, 6. Bölüğünde Onbaşı iken Çanakkalede, Anafartalarda, Conk Bayırı'nda iki gün süren şiddetli savaşın ikinci gününde sabahleyin erkenden düşman mevzilerine gizlice sokularak açıkta duran bir makineli tüfeği kapıp getirerek Tabur Kumandanı Binbaşı Sabri Bey'e teslim etmiş takdir almıştır. Oradan Muş Cephesi'ne gönderilen Ahmet Efe, Kargit Boğazı'nda düşmana karşı yapılan bir saldırıda kıtasından ayrılarak tek başına esir aldığı iki düşman erini getir kumandanlarına teslim etmiş, bu önceki kahramanlıkları nazara alınarak Çavuş rütbesi verilmek suretiyle onurlandırılmıştır. Milli Mücadele'de Balıkesir ve Soma Cephelerinde hilâfet ayaklanmalarının takip ve bastırılmasında büyük yararlıkları görülmüştür. 30 Mart 1938 de Bakır'da vefat eden Efe, Kırkağaç'tan gelen Belediye Bandosu eşliğinde ilçe resmî ve askerî erkânının da iştirakiyle muhteşem bir Cenaze Merasimiyle Bakır Mezarlığı'na defnedilmiştir.

 

Bakırlı Halil İbrahim Efe ( ? - ? ) :   Küçük yaşında bir kaza  kurşunuyla  babasının   ölümüne sebep olan Halil İbrahim , Bakırlı Mustafa Efe takma adıyla dağlara çıkmış 1293 (1877) deki Ruslarla yapılan savaş için bayrak açarak topladığı gönüllülerle Kafkas Cephesi'ne gitmiş, Batum – Çürüksu yöresinde gösterdiği kahramanlıklar neticesi kendisini Osmanlı Devleti yetkililerine affettirmiş, sonra da Akhisar'ın Yeşilkarasonya'sına bağlı Yenice Köyü'ne yerleşip kalmıştır. Ege Bölgesinde söylene gelen aşağıdaki türkünün bu Efe için yakıldığı söylenmektedir.

 

Bakırlı Efe enip te gelir, enişten

Her yanları görülmeyor gümüşten,

Bakırlım da aman hinci gelmiş cümbüşten

Haydi ülen Bakırlım da  Bakırlım zeybek Bakırlım.

 

Bakırlımın  aman çınkıştaklı maşası

Ah azil olmuş Kütahya'nın Paşası,

Bakırlımın şimdi gelmiş âsâsı

Haydi ülen Bakırlım da Bakırlım zeybek Bakırlım.

 

Bu Efe hakkında, 1281 (1865) doğumlu Salkoloğlu İsmail: -1302 (1886) tarihinde muvazzaf askerliğini yaparken Kırkkilise'de 2.Alay, 1.Tabur, 4. Bölükte Hacı Efendi adındaki bir Yüzbaşı'nın kendisine "- Sizin Bakırlı ile 93 harbinde beraberdik, bütün kumandanlar ve asker Bakırlı'nın savlet ve kahramanlıklarına âşık olmuştuk; o ne mübareze (savaşma,vuruşma) idi Yarabbi!...Bakırlılar hep böyle mi? " demiş olduğunu nakletmiştir (.Necmettin Yalçın'dan).

 

Bakırlı Mehmet Efe (? - ?) :  Akhisar'da öldürülmüştür. Bütün Ege Bölgesinde ünlü, sözü geçen ve etkili bir Efe'dir. 1879 yılında Türk-Rus Savaşı'na katılan 800 den fazla zeybeğin yer aldığı "Zeybek Taburu"nu komuta etmiştir. ( www.zeybekler.net adlı siteden alınmıştır.)

 

Bakırlı Kocamanoğlu (? - ? ) :   Padişah II. Mahmut zamanında Yeniçeriliğin ilgası ve Yeniçeri Ocaklarının kapatılması üzerine  vatan sathına  dağılan Yeniçeri kafileleri  halka işkence edip, tehditle para , yiyecek ve mallarını gasba başlamaları  karşısında köyün korunmasını tek başına üstlenen Kocamanoğlu  elindeki koca bıçakla yol kenarına durmuş  pürsilâh gelmekte olan ve köye girmeye yeltenen Yeniçeri kafilesine (-Yolunuz bu tarafa gider ağalar!..) diyerek İlyaslar Köyü  tarafına giden yolu göstererek onları n Bakır'a girmelerini önlemiştir. (Söylenti-N.Yalçın)

 

Mehmet Ali Toprak (1866 – 1940) :  Yüzbaşı Kemal Bey (sonradan Kemal Balıkesir Paşa) kurduğu Soma Cephesi'ni güçlendirme çalışmaları sırasında 9 Haziran 1919 da Bakırlıları toplayıp bir konuşma yapmış onları vatan savunmasına çağırmıştır. Kendisini ilk karşılayan Mehmet Ali Toprak'ın ,Kemal Bey'in konuşmasından çok etkilenmiş ve diğer Bakırlılardan önce ileri atılarak önerdiği "Bakır ve Havalisi Kuvay-ı Milliye Reisliği" ni kabul etmiştir.(Kemal Bey'in Bakır'da  yaptığı konuşma aşağıdadır)

 

 Bakır Müdafaay-ı Hukuk Reisi Veliağazâde Eminağa'dır.(  Eminağa, iki dönem Manisa Milletvekilliği yapmış olan Veli Bakırlı'nın dedesidir.)

 

BAKIRIN  ESKİ  OYUNLARI   VE  OYUNCULARI

 

Kalkan Oyunu :Bakır'ın en iyi ve eski kalkan oyuncularından Bıyıklıoğlu Hafız İsmail'den nakledildiğine göre :  kalkan oyunları bilhassa düğünlerde rağbet görür, mektep çocuklarından oluşan bir Amin Alayı arasında götürülen gelinin önünde giden kalkancılar  ancak sokak başlarında, meydan yerlerinde oğlan ve kız evlerinin avlularında, birbirlerini taş vesaire atarak kızıştırdıktan sonra, eski kalkan bıçaklarıyla çatışmaya başlarlar ve bu çatışma saatlerce devam edermiş. Bugün maziye karışmış olan Keçecioğlu Emin, Karakaşoğlu Hafız,  Papoğlu Ali Efendi, Yortanlıoğlu Muharrem  tanınmış ve şöhret bulmuş kalkancılardan imiş.

 

Değnek Atma Oyunu:Sonraları bunun yerine  düğünlerde Kırkağaç – Akhihar Şosesinin iki tarafına dikilen 4-5 metrelik direklere ip gerilip  10-15 santim aralıklarla bu ipe renkli kumaş ve mendiller bağlanır ve atlara binmiş değnek atıcıları  atlarını süratle sürerek ellerindeki 70-80 cm. uzunluğundaki değnekleri evvelâ yere vurdurup bu kumaş bağlı ipin üzerinden aşırmaya çalışırlar, aşıranlar ipteki kumaşlardan birini kazanmış olurlardı. Ancak motorlu taşıtların artışıyla birlikte bu oyun da kalkan oyunları gibi zamanla ortadan kalktı.

 

 

(+) Kurmay YüzbaşıKemal Bey (sonradan Kemal Balıkesir Paşa) anlatıyor:

 

Arkadaşlarım Bakırköyü'nün ve sizlerin yiğitliklerini bana anlata anlata tüketemediler.

 Ben de dinledikçe göğsüm kabardı ve memnun olmuştum.

 Görmeden bu köye karşı, sizlere karşı bağlılığım arttı. Ben cesur ada­mı severim.

 Allah insanın alnına ne yazarsa o olur, korkak da olsan, cesur da olsan alın yazısı mutlaka olacaktır değil mi?

 

Mademki böyledir. Akıllı adam cesur yaşar, cesur ölür.

 Korkakça ölmektense cesurane ölmek daha akıllılıktır. Ben sizlere güvenerek buraya geldim.

Bu gece Akhisar'da bulunan düşmana  baskın yapmak için geldim.

Buraya gelirken yolumuz Kırkağaç'dan geçiyordu. Şehirden geçerken içim sızladı.

Bütün Rumlar ve hıristiyanlar bayram gibi yeni elbiselerini giymişler, sokaklara dökülmüşler,

sarhoş bir halde laterna çalgılarını çalıyorlar, yarın Kırkağaç'ı

işgal etmek üzere zafer takları kurmuşlar. Minareler ıssız, kiliseler canlı ve faal, müslümanlar ve Türkler pusmuş, Rumlarda coşkunluk ve taşkınlık sel gibi, sevinç gırla gidiyordu. Ben aralarından geçerken haince bakışlar, bana küfreder gibi tavırlar arasında, dişlerimi gıcır gıcır gıcırdatarak bu halleri bıçak gibi kalbime saplanır gibi olmuştum.

 

Ben ve hepimizi yarın sabah için uç kısmı Yaya Köyü'nde olduğu halde,

Kırkağac'a bu geceden girmeye ve şehri işgal etmeye hazırlanmakta olan Akhisar'daki düşmana karşı, bu gece baskın yaparak düş­manı şehirden atmak, bu sayede Kırkağaç'ı kurtarmak için köyünüze ve sizlere geldim. Var mısınız ar­kadaşlar benimle, der demez.

 Hey gözünü sevdiğim, Allah mı gönderdi seni yiğit kardeşim, kumandanım diyerek elime sarılanlar, boynuma sarılanlar olmakla beraber hep bir ağızdan bütün köylüler -hazırız be­yim demişlerdi.

 Bu meydanda birisi kalkarak, bizim dağda gezen arkadaşımız da vardır. Onları da bera­ber alalım demeleri üzerine, benim eşkiya ile işim yok, bana namuslu adamlar, sizler yeter demiştim. Bunun üzerine bana, beyim bu dağdaki arkadaşlar gavur öldürdükleri için dağda geziyorlar demeleri üze­rine, öyle ise o arkadaşlar da bizdendir, bizimle beraber gelsinler demiş ve bu bakış için planı şu şekilde yapmıştım;

Dağda gezen Mustafa Efe arkadaşlarıyla beraber en uzakta bulunan Akhisar'ın doğusundaki köylere geleceklerdir. Buradaki sizler ise Kamalı Efe'nin emri altında Akhisar'ın kuzeyindeki köylere gideceksiniz. Bu köylerde silahlı olanlar silahlarıyla, av tüfeği olanlar av tüfekleriyle, tabancası olanlar tabancasıy­la, silahları olmayanlar ise yatağanlarıyla, baltalarıyla gelerek baskına katılacaklardır. Düşmandan korkmayacaksınız. Düşman sizlerden, bizlerden korksun. Düşman sağ salim kaçabilmeye razı ola­caktır. Mutlaka Akhisar'ı sabaha karşı düşmandan alacağız. Yarın sabah hep beraber Akhisar'da buluşacağız. Ben de müfrezemle demiryolu boyunca Akhisar'a yürüyeceğim ve bu cepheden Akhisar'ı ba­sacağım. Tekrar ediyorum, korku denilen şeyi hiç hatırınıza bile getirmeyin. Gözü kara saldırış istiyorum.

Köylere iki üç koldan adamlar göndereceksiniz, bu adamlar köylerin ortasında bağıra bağıra bütün köylüleri cesarete getirecekler, köylerde yalnız ihtiyarlar, yürüyemeyecek derecede küçük çocuklar kala­caktır. Hatta güçlü kadınları bile teşvik edin. Mutlaka düşmanı Akhisar'dan atacağız. Asıl düşmanlar korksun. Bizler değil. Bizim Allah'ımız ve imanımız var, sel gibi akacağız. Her köyden,her taraf­tan........Akhisar'a sel gibi gireceğiz. Düşman bizlerin bu hareketinden şimdiden sizlere söylüyorum ki çok korkacak, çok ürkecektir. Haydi, hepinize Allah'tan muvaffakiyetler ve sizlerden hepinizden çakı gi­bi, arı gibi gayretler isterim. Yolunuz açık olsun arkadaşlarım. Sabaha karşı Akhisar'da buluşalım arka­daşlarım. Benim kahraman yiğit kardeşlerim diyerek, bütün Bakırköylüler'i uğurlamış, köyde hastalar­la, ihtiyarlar ve imam kalmıştı. Ve bütün arkadaşlar şevk ile imanla, ümitle ve büyük bir cesaretle ve aşkla hareket etmişlerdir.

Her harekete geçen köylülerin, bu hareketlerini köyün kenarında yakacakları çalı ateşiyle birbirlerine belirtmelerini de tembih etmiştim.

Hep beraber yürüyüşe geçmiştik. Ben de müfrezemle demiryolunu takip ediyordum. Soma'dan Bakırköyü'ne geldiğim arabayı da yanımda götürüyordum. Harta Boğazı'nı aşmak üzereydim. Arkamdan hızla gelen bir atlıdan, Kırkağaç telgrafçılarından bir tel sureti aldım. Bu telgrafı bana Bakırköyü'nün imamından aldıkları bir atlı ile göndermişlerdi. Telgrafta : (Kemal Bey. düşman Akhisar'dan ağırlıklarını bırakarak kaçmaktadır.) diyordu. Aradan 10-15 dakika vakit geçmeden ikinci bir telgraf gelmişti. Bu telgrafta ise (Kemal Bey, yarın sabah düşman Bergama'yı da işgal edecektir. Aman Bergama'ya gel biz­leri de kurtar.) diyordu. Bu telgrafları alır almaz, Akhisar emelimiz gerçek olmuştur. Bergama'yı da kurtarmak niyetiyle arabaya atlamış, Balıkesir'den yanıma aldığım Raşit'le beraber olarak Kırkağaç, Soma, Kınık, Bergama yolunu tutmuştum.

Bakır köylüleriyle beraber Akhisar baskınımızı, bu muvaffakiyetimize bizi ulaştırma kapılarını, açanın da Soma Belediye azalarından Bakırlı Hafız Hüseyin Bey'in bana vermiş olduğu Bakır köylüleri ve halkı hakkında karakter ve yiğitliği tanıtması olduğuna göre, bu işte Soma'nın ve Somalıların da payı olduğu­nu burada tebarüz ettirmeğe mecburum.

.(Bu anı www.cenkyeri.com.tr adlı siteden alınmıştır.)

                                        

 Emekli Hâkim Bakırlı Ahmet Kasapoğlu

 

e-mail:    bakirbeldesi@gmail.com