Vildane Dinç

Bir Savaşın Bellek Alanlarında Yeniden Üretiminin İşlevleri: 1877-78 Türk-Rus Savaşı (93 Harbi) Örneği

Vildane Dinç

Vildane Dinç is a Lecturer Doctor in the Department of Sociology at Uludağ University. She is interested in comparative cultural sociology. More specifically, her work examines everyday life and cultural interactions in the Eastern Europe.

Functions of Re-Production of a War in Realms of Memory: Case of Turkish-Russian War of 1877-78

Abstract: The Turkish-Russian War of 1877-78 ended 140 years ago. In the article, the focus is on the part of the war in Bulgaria. The 1877-78 War is today constantly being reproduced in the memory areas of Bulgaria especially with the support of Russia, which is the champion of the war. Today there are about 400 monuments dedicated to this war in Bulgaria. However, the monuments in question are increasing day by day. In Bulgaria, various discourses, memory records, war revival games, films, celebrations, postcards, tourism, competitions, novels etc. as well as the monuments each year are increasingly pompous and spectacular. When the mentioned production is examined, it can be said that the war was regenerated and thus the 1877-78 War is being continued as symbolically in Bulgaria. However, in the party defeated in battle, Turkey, is almost no production. The realms of memory produced by Turkey are substantially as the traumatic memory. However, with the great support of Russia, the memory areas produced in Bulgaria are blended with a liberation and victory cult. However, at the same time, there is a trail of a resentment caused by the annulment of the Yesilkoy Agreement (in other words “Big Bulgaria” project) by the Berlin Treaty. In the article, the focus is on memory, not history. First of all is descripted how in Russia’s foreign policy is positioned Turkey and Bulgaria. Secondly, the realms of memory produced in Bulgaria for 140 years about the 1877-78 War, are given. Finally, various functions of the realms of memory are discussed. It also mentions how the western construction has sometimes benefited from the symbolic feeling that can be called “liberation cult” built by Russia. In the study, in addition to the data obtained from the written sources and monitoring the agenda, the primary data obtained from observations and interviews since 2010 is used.

Keywords: Turkish-Russian War of 1877-78; realms of memory; function; resentment.

1. Rus Dış Politikasında Türkiye ve Bulgaristan’ın Konumu

Geçmişi beşyüz yılı aşan Türkiye ve Rusya arasında yaklaşık olarak otuz yılda bir savaş çıkmış ve sekiz büyük barış antlaşmasına imza atılmıştır. İkili ilişkiler tarihinde savaşlar, diplomatik mücadeleler ve politik sorunlar dikkatleri çekmektedir. İkili ilişkileri inceleyen araştırmalar; ekonomik, kültürel ve toplumsal boyutlardan daha çok politik sorunlar ve güvenlik kaygıları üzerine yoğunlaşmaktadır (Büyükakıncı, 2004).

Çar I. Petro’nun (1672-1725) ünlü öğüdüne göre, Rusların güçlü bir dünya devletine sahip olmalarının gerek koşulu; sürekli savaş koşullarında bulunmaktan, rakip ülkeler arasında düşmanlık tohumları serpip birbirlerine düşürmekten, siyasi çıkarları gözeten yabancılarla evliliklerden, denizcilikte ileri teknoloji ve devlet idaresinde güçlü bir sisteme sahip olmaktan, Rus sınırlarını genişleterek sıcak denizlere ulaşabilmekten ve İstanbul’a sahip olma ve Türklere karşı sürekli savaş açmaktan geçmektedir (Grushevskiy, y.k.). Turan’a (2009) göre, sıcak denizlere inme ideali çerçevesinde İstanbul ve Çanakkale boğazlarını denetleyecek konuma geçme düşüncesi, Rus dış politikasının değişmez hedefleri arasında yer almaktadır.

1877-78 Türk-Rus Savaşı, Rus dış politikasının sözü edilen bağlamı çerçevesinde okunabilir. Türk tarihyazımında genellikle “93 Harbi” diye geçen 1877-78 Türk-Rus Savaşı, son yüzyılda Türkiye, Bulgaristan ve Rusya tarihinin dönüm noktalarından birisidir, aynı zamanda yakın çağ dünya tarihinin de büyük askeri ve politik olaylarından sayılır (Öztuna, 2006, 23). Ancak savaşın sonuçları her üç ülke için de farklı olmuştur. Türkiye, Bulgaristan’ı kaybetmiş. Rusya, Bulgaristan’ı kazanmış. Bulgaristan ise, Osmanlı İmparatorluğu’na bağımlılıktan kurtulup Rusya’ya bağımlı hale gelmiştir.

Rus dış politikasında ve aynı zamanda Rus tarihyazımında, “93 Harbi”; o kadar önemli bir rol oynamaktadır ki 1.Görsel’deki kitap kapağında bunun ipuçları apaçık görülmektedir. Kitap kapağı, Rus dış politikasının ve tarihyazımının, hem Türkiye’yi hem Bulgaristan’ı nasıl konumlandırdığının da ipucunu verir. Nagaeva’nın (2015) kaleme aldığı ve Moskova’da basılan “Rusya Tarihi Üzerine Kısa Notlar” adlı kitabın konusu, 6.yy’dan 2013 yılına kadarki Rus tarihidir. Kitap kapağı olarak seçilen görsel ise ilginçtir. Çünkü neredeyse bin dört yüz yıllık Rus tarihini anlatan kitap için seçilen kapak görseli, 1877-78 Türk-Rus Savaşı’ndan bir kesittir. Görsel, Rusların Bulgaristan’daki Nikopol Kalesi’ni 4 Temmuz 1877’de Türklerden teslim almalarını resmeden bir tablodur. Tablo, 1883’te Rus ressam Nikolay Dmitriyev Orenburgskiy tarafından çizilmiştir. Nikopol Kalesi’ndeki savaşta Rus tarafının generali Gurko iken, Türk tarafınınki Süleyman Paşa’dır. Ünlü Rus General Gurko adına Bulgaristan’da çok sayıda bellek alanı inşa edilmiştir.

1877-78 savaşı gibi, 1665-1917 yılları arasında Osmanlı Türkleri ile Ruslar arasında çıkan savaşları, genellikle Türklerin kaybetmesi sonucunda Karadeniz’in kuzey bölgeleri ve Balkanlar dereceli olarak Rusların hâkimiyet alanına girmiştir. Süregelen savaşlardan sonra, genel olarak Balkanlardaki, özel olarak Bulgaristan’daki Türk nüfusu, ilgili siyasi otoriteler tarafından uygulanan çeşitli ayrımcı politikalar nedeniyle genellikle yaklaşık olarak bugünkü Türkiye Cumhuriyeti topraklarına sığınmıştır (Özkan ve Dinç, 2015).

Rus Çarlığı’ndan günümüze kadar Rus dış politikasında değişmeyen hedefler; 12 Şubat 2013 tarihinde onaylanan Rusya Federasyonu’nun yeni dış politika anlayışında da gözlenmektedir: Rusya’nın dış politikasının mutlak bağımsızlığı. Lavrov (2013), söz konusu bağımsızlığın Rusya’nın coğrafi büyüklüğü, eşsiz jeopolitik konumu, halkın uzun tarihsel geçmişi, kültürü ve kimliğinden kaynaklandığını söylemektedir. Rusya Federasyonu’nun dış politika anlayışının temel ilkeleri; Rus ulusal çıkarlarına karşıtlık olmaksızın yararcılık, açıklık, çok-ayaklılık ve süreklilik olarak çerçevelenmektedir. Rusya’nın uluslararası faaliyetlerinin temel hedefi ise, yenilik yaratmak ve insanların yaşam standartlarını yükseltmek için ekonominin yükselişini sağlayacak uygun dış koşulları yaratmak olarak belirlenir.

Söz konusu dış politika kavrayışına göre; Rusya Federasyonu’nun bugünkü temel amacı, doğrudan ve tümüyle Batı-karşıtı olmasa da Batı’nın (özellikle de ABD’nin) tek kutuplu dünya egemenliğine karşı Batı-dışında bir kutup yaratmak olduğu söylenebilir. Bu bağlamda Rus dış politikasında, Türkiye ve Bulgaristan’ın konumlandırılma biçimi, ekonomi, yenilik ve enerji değişkenlerini de kullanarak onları olabildiğince Batı’dan uzaklaştırmaktır. Bunu başaramadığında ise, Çar I. Petro’nun öğüdünde de önerildiği gibi Türkiye ve Bulgaristan arasına düşmanlık tohumları ekmektir. 1877-78 Türk-Rus Savaşı’na adanan bellek alanları, söz konusu düşmanlık tohumları olarak da okunabilir.

1.Görsel: “Rus Tarihi Üzerine Kısa Notlar” kitabının kapağı: 4 Temmuz 1877’de Nikopol Kalesi’nin Türklerden Rusların eline geçmesinin, Rus ressam Nikolay Dmitriyev Orenburgskiy tarafından 1883’te yapılan çizimi (Görsel ve düzenleme: Vildane Dinç, 10.01.2018).

Lukyanov (2013) Rusya’nın dış siyasetiyle ilgili tartışmaların son zamanlardaki odak noktasının ‘yumuşak güç’ olduğunu söylemekte ve Rusya’nın yumuşak güç anlayışının, Batı’dan radikal olarak farklı olduğunu yazmaktadır. Ayrıca Lukyanov, gözlemcilerin silahlar ve diğer geleneksel güç unsurlarının belirleyici rolüne hâlâ inanan Moskova’nın enformasyon ve imge savaşını kaybediyor olduğunu ileri sürdüklerini de belirtmektedir. Gözlemcilerin tesbitinin bir ölçüde haklılık payı vardır. Örneğin Bulgaristan’da 1877-78 Savaşı’yla ilgili üretilen geleneksel imgenin (“mağdur Bulgarları, vahşi Türklerden Ruslar özgürleştirdi ve kurtardı”) güçlü klasik etkisinin günümüzde kırıldığı söylenebilir.

Ayrıca Lukyanov, Rus otoritelerinin, dış siyaset alanında üç hedef ortaya koyduklarını söylemektedir: Birincisi, Rus kültürü, Rus dili ve Rus eğitim sistemini cazip ve rekabet edebilir olarak teşvik etmektir; ikincisi, yabancı medyanın ülkenin siyaseti ve Rus yaşam biçimine karşı olumsuz tasvirine karşı koymak; üçüncüsü, dünya etrafında ‘Rusya’nın dostları’ grubu yaratmaktır. Başka bir deyişle, Rusya, çok etkili olmuş olan Sovyet-çağı pratiklerini canlandırmayı planlamaktadır. Belli ölçülerde de Avrupa’da ve Bulgaristan’da başarılar elde ettiği söylenebilir. Bulgaristan’da Batının değil, Rusya’nın çıkarları doğrultusunda hareket etmeyi tercih eden etki örgütleri bulunmaktadır. Söz konusu kesimler ve örgütlenmeler, Bulgaristan’da 1877-78 savaşıyla ilgili bellek alanlarını da en fazla üretmek, teşvik etmek ve sürdürmek isteyenlerdir.

1877-1878 Türk-Rus Savaşı’nda Rusların iddiası, Osmanlı topraklarındaki Hıristiyanların yoğunlukla yaşadığı bölgeleri, Osmanlı hâkimiyetinden kurtarmaktı. Savaş sona ereli 140 yıl oldu. Günümüzde söz konusu savaş, büyük ölçüde Rusya’nın desteğini alarak Bulgaristan’daki bellek alanlarında yeniden üretilmektedir. Söz konusu yeniden üretim, Rusya’nın Türkiye ve Bulgaristan’a yönelik yüzyıllara dayanan günümüzdeki dış politikasıyla uyumludur. Bu bağlamda Rus dış politikasının Bulgaristan’ı konumlandırma biçimi şöyle özetlenebilir: Bulgaristan’ı düşman olarak konumlandırdığından kurtarıp, kendine bağlamak.

2. Bellek Alanlarında 1877-78 Türk-Rus Savaşı

Osmanlı ile Rusya imparatorlukları arasında 1877-78 Savaşı’nı Rusya’nın kazanması sonucunda, 3 Mart 1878 tarihinde iki imparatorluk arasında Yeşilköy (Ayastefanos) Anlaşması imzalandı. Böylece Bulgaristan’a özerklik verildi. Anlaşma’ya göre, Bulgaristan’ın sınırları Tuna Irmağı’ndan Ege denizine ve Trakya’dan Arnavutluk’a kadar uzanacaktı. Böylece Bulgaristan, Balkanlar’ın en büyük devleti olabilecekti. Bu sınırlar “Büyük Bulgaristan” olarak da bilinmektedir. Ancak Rusya’yı Bulgaristan aracılığıyla Avrupa’nın doğusunda tek güç haline getirebilecek olan Yeşilköy Anlaşması’nın uygulanması, özellikle Avusturya-Macaristan ve İngiltere tarafından engellendi ve birkaç ay sonra 18 Temmuz 1878 tarihinde Bulgaristan’ın Yeşilköy Anlaşması’ndaki sınırlarını küçülten ve bugünkü Bulgaristan sınırlarını belirleyen Berlin Anlaşması imzalandı. Berlin Anlaşması’yla “parçalanan” Yeşilköy Anlaşması’ndaki Bulgaristan topraklarının yeniden birleştirilmesi, Rusya’nın desteğiyle Bulgaristan’ın sonraki yıllarda politik amacı oldu. “Büyük Bulgaristan hayali” olarak da bilinen ve Makedonya, Yunanistan, Türkiye gibi komşu ülkelerden toprak iddiasında bulunan bu yayılmacı amaca, günümüzde Bulgaristan’da sokaklarda ve hediyelik eşya mağazalarında satılan “Bılgariya na tri moreta [Bulgaristan – üç denizde]” yazılı tişörtlerde olduğu gibi gündelik yaşamda da görüp rastlanabilir. Büyük Bulgaristan hedefinin, doğrudan destekleyicisi ve teşvik edeni ise Rusya’dır.

Yeşilköy Anlaşması’nın imzalandığı gün olan 3 Mart’ın, ulusal bayram günü olarak kurumsallaşmasının yanısıra, 1877-78 Türk-Rus Savaşı’nı kazanan Rus çarı (İkinci Aleksandr) ile koruyucu azizi (Aleksandr Nevski) ve savaşa katılan generaller (örneğin Gurko gibi) de Bulgaristan’da simgesel olarak (heykel, anıt, sokak adı vs.) kurumsallaştırılmıştır. Günümüzde çeşitli eyleyiciler ve alanlar aracılığıyla Rusya, 1877-78 Savaşı’ndaki zafer sonrası özerklik nedeniyle Bulgaristan’ın kendisine tarihsel olarak borçlu olduğunu ve bu borcunu yerine getirmesi gerektiğini yüz yılı aşkın bir süredir anımsatmayı sürdürmektedir.

Savaşı kazanıp Bulgarları sözde “Türk köleliği”nden kurtaran Rusya çarı İkinci Aleksandr için 1907 yılında inşa edilip günümüzde Sofya’da Parlamento binasının tam karşısında bulunan heykelde “Özgürleştirici Çara - Minnettar Bulgaristan” ifadesi yazmaktadır. İkinci Aleksandr, 1861’de Rusya’da köylülere çeşitli toplumsal haklar verdiğinden dolayı Ruslar için ve 1878’de Bulgaristan’ı Türklerden kurtardığından dolayı Bulgarlar için “özgürleştirici/kurtarıcı” sıfatına sahip olmuştur.

Bugün Bulgaristan Parlamentosu’nun hemen arkasında inşası 1912’de tamamlanan Aziz Aleksandr Nevski Katedrali bulunmaktadır. Aleksandr Nevski, çar İkinci Aleksandr’ın koruyucu azizidir. Böylece Çarlık Rusyası’na, başka bir deyişle “Türk köleliğinden kurtarıcı”sına minnettarlığı göstermek için “özgürleştirici çar”ın heykelini inşa etmenin yanısıra, çarın koruyucu azizi adına da bir katedral inşa ettirilmiştir. Bu, Avrupa’nın doğusundaki en büyük Ortodoks katedrallerden biridir.

3 Mart 2018 tarihinde Bulgaristan, “kölelikten kurtuluş”unun 140. yıldönümünü kutladı. Neredeyse son yüz kırk yıldır Bulgar tarihyazımında “kölelik-özgürlük” ikici düşünce biçimine dayanan bir söylemin başat bir konumda olduğu görülmektedir. Basit bir indirgemecilik ve özcülüğe dayanan söz konusu ikicilik, Bulgaristan’da tarihyazımı, edebiyat, heykel ve anıt sanatı, park ve cadde adları, gündelik şakalar, gündelik yaşam, duygu ve algılar, okullarda çocuklar arasındaki etkileşimler vs.’ye kadar nüfus etmiştir.

Bulgar tarihyazımındaki “kölelik” söylemi, Rus tarihyazımındaki “kölelik” söyleminden etkilenmiştir. Buna temel bir örnek olarak Rus tarihyazımında 16.yy’ın başlarında küçülmeye başlayan Altın Orda Devleti’nin üçyüz yıllık başat varlığı için “Altın Orda köleliği”, “Moğol-Tatar köleliği” ya da “Tatar köleliği” tanımlamalarıyla inşa edilen söylem gösterilebilir. Rusya’da bir üniversite tarih dersi kitabında şöyle yazmaktadır:

“Moğol istilası ve Altın Orda köleliği, Rus topraklarının Batı Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinden kopmasına dolayısıyla gelişememesine neden olmuştur. … Ayrıca Rus dış politikasının yönü, ‘güney-kuzey’ (göçebe tehlikeyle savaş, Bizans ile ve Baltık aracılığıyla Avrupa ile sürdürülen ilişkiler) iken, odağını aşırı bir biçimde ‘batı-doğu’ olarak değiştirdi. Böylece Rus toprağının kültürel gelişme hızı yavaşladı.” (Orlov, 2005, 58)

18. ve 19. yy’dan günümüze kadar Bulgar milliyetçiliğinin ve Bulgar ulusal kimliğinin temel ötekisi olarak “Türkler inşa edilmiştir”. Bulgar ulusal kimliğindeki “kötü Türk” imgesinin mühendisliğinin ise büyük ölçüde Rus entelijensiyası ve politik otoriteleri tarafından yapıldığı bilinmektedir. Rusya’nın “Batı’ya göre geri kalması”ndan üç yüz yıllık “Moğol-Tatar köleliği”ni ve benzer bir biçimde Bulgaristan’ın da “Batı’ya göre geri kalması”ndan beş yüz yıllık “Osmanlı/Türk köleliği”ni sorumlu tutan söylem, günümüzde Rusya’da ve Bulgaristan’da geçmişe yönelik nüfusun algı ve bellek yönetiminde etkisini sürdürmektedir. Günümüzde de bölgedeki algılarda “Balkanlarda kötü şeylerin Türk köleliği nedeniyle olduğu” söylemi büyük ölçüde sürdürülmektedir (Lilov, 2013).

Günümüzde Bulgaristan’da ders kitaplarında yazan “Türk köleliği” ifadesinin kaldırılması ve yerine “Türk yönetimi” ya da “Osmanlı yönetimi” ifadesinin geçirilmesi yönündeki tartışmalar, zaman zaman Bulgaristan’da medyada temel tartışma konusu olmaktadır. 2016 yılı başlarında en son tartışmalardan biri, yine 3 Mart arifesinde, Ocak 2016 tarihinde Bulgaristan’da eğitim bakanı ders kitaplarından “Türk köleliği” şeklindeki dışlayıcı ve somut olmayan bir ifadeyi kaldırma yönünde bir adım attığı için gelen tepkiler sonunda istifa etmek zorunda kalmıştır.

3 Mart, Bulgaristan’da Türklerden kurtuluş günü olarak kutlanıyor, aynı zamanda 18 Temmuz 1878’de Berlin Anlaşması’yla sınırları çizilen bugünkü Bulgaristan’a değil 3 Mart 1878’de Yeşilköy Anlaşması’yla çizilen “Büyük Bulgaristan”a atıf yapıyor.

Bulgaristan’da 3 Mart, ilk kez 1888’de “Türk köleliğinden kurtuluş” bayramı olarak kutlanmaya başlandı. 3 Mart, 1917’den 1949’a kadar yeni bir biçimde kutlanmıştır. 1950’lerde Georgi Dimitrov’un talebi üzerine 3 Mart “Osmanlı köleliğinden kurtuluş günü” olarak tatil günü olmaktan çıkarılmıştır. Böylece 3 Mart’ın yerine Bulgaristan için en önemli gün olarak 9 Eylül konmuştur. SSCB’de olduğu gibi Bulgaristan’da da 9 Eylül, Nazi faşizminden Rusya’nın Avrupa’yı ve dünyayı kurtardığı gün olarak kutlanmaya başlanmıştır. 3 Mart, Bulgaristan’da 1978’de Yeşilköy Anlaşması’nın imzalanmasının 100. yıldönümü dolayısıyla bir kere için resmi bayram olarak kutlanmıştır. 1987’de Bulgar Komünist Partisi, 3 Mart’ı resmi bayram olarak yeniden konumlandırmıştır. 5 Mart 1990 tarihinde ise Bulgaristan Parlamentosu, 3 Mart’ı ulusal bayram günü olarak konumlandırmıştır (bTV, 2016). Rusya’da meydana gelen rejim değişiklikleri, “Bulgaristan’ın neyden kurtuluşu daha önemlidir?” sorusunun yanıtını da ulusal düzeyden resmi düzeye kadar büyük ölçüde belirlemiştir. Günümüzde Bulgaristan’da büyük bir çoğunluk 3 Mart’ı, “Türk köleliğinden kurtuluş günü” olarak tanımlamayı sürdürürken, kimileri de GADUM gibi kuruluşların ürettiği yeni tarihyazımının etkisiyle “kölelikten kurtuluş günü” yerine “Osmanlı egemenliğinden kurtuluş günü” olarak tanımlamaktadır.

Dimitrov tarafından 3 Mart’ın konumunun bir ölçüde düşürülmesi, SSCB yönetimiyle ilişkilendirilmektedir. Çünkü Sovyet yönetimi, Bulgaristan’da Çarlık Rusyası’nın zaferinin en önemli ulusal bayram günü olarak kutlanmasını onaylamıyordu. Ancak çelişkili bir biçimde Kırım Savaşı’nda Çarlık Rusyası’nın Osmanlı İmparatorluğu’nu yenilgiye uğratması, SSCB ordusunun resmi bayramlarından biri olarak sosyalizm döneminde de kutlanmayı sürdürmüştür (İndjev, 2012).

1877-78 Savaşı’nda Rusya’nın zaferi, resim sanatında da cisimleştirilmiştir. Savaşta Rusya’nın zaferi birçok Rus ve Bulgar ressamın çalışma konusu olmuştur. Savaşı resmeden en ünlü tablolardan biri Rus ressam Aleksey Nikolaeviç Popov’un 1893 tarihli çizimidir. Tablo, bugün S.Petersburg’da askeri-tarih müzesinde bulunmaktadır. Popov’un tablosu, Bulgaristan’da ünlüdür ve yaygın bir biçimde bilinmekte ve gündelik yaşamda da durumsal olarak kullanılmaktadır. Örneğin günümüzde Bulgarca çevrimiçi hesaplarda söz konusu tablonun özellikle genç nüfus tarafından zaman zaman profil resmi olarak da konumlandırıldığı görülmektedir.

Savaşın resim sanatındaki başka ünlü bir üretimi de, Rus ressam Vasiliy Vereştagin’in “Balkanskaya seriya [Balkan serisi]”dir.

1877-78 Türk-Rus Savaşı, çeşitli yıllarda dizi ve film alanında da yeniden üretilmiştir. Örneğin 1954’de SSCB yapımı “Geroi Şipki [Şipka’nın Kahramanları]” filmi; 1979 tarihli Bulgar-Rus dizisi “Pıtyat kım Sofiya [Sofya’ya Yol]”; 2003 yapımı Rus tv dizisi “Bayazet [Bayezit]” ve 2005-2006 tarihli yüksek bütçeli Rus filmi ve dizisi “Turetskiy gambit [Türk hamlesi]” bulunmaktadır. “Türk Hamlesi” filmi, son yıllarda Rusya’da çekilen en büyük bütçeli filmlerden biridir.

Rus yazarlar tarafından konusu, 1877-78 Türk-Rus Savaşı olan romanlar da yazılmşıtır. Bunlar arasında, Nemiroviç-Dançenko’nun 1886 yılında yazdığı Skobelev adlı kitabı, Valentin Pikul’un 1960’da yazdığı Bayazet adlı kitabı ve Boris Akunin’in 1998 yılında yazdığı Turetskiy Gambit adlı kitabı bulunmaktadır. Ayrıca yayın yılı belli olmayan Boris Vasilev’in yazdığı ve Balkanlar’ın Ruslar tarafından kurtarılmasına adanan “Bıli ili Nebıli” adlı kitabı bulunmaktadır.

Rusya’nın savaştaki zaferi ve “kurtarıcı rolü”nün heykel ve anıt alanında günümüzde cisimleştirilmesi sürdürülmektedir. Bulgaristan’da 1877-78 savaşına adanmış yaklaşık 400 anıt bulunmaktadır. Örneğin Sofya’da Rus Kültürel Enformasyon Merkezi’nin önünde 3 Mart 2003 tarihli bir heykel bulunmaktadır. Heykel, 1877-78 Türk-Rus Savaşı’na adanmıştır. Üzerinde yazan yazıya göre heykel, “Osmanlı yönetiminden Bulgaristan’ın kurtarılışının ve Bulgar devletinin (devletliğinin) yeniden doğuşunun 125. yıldönümüne adanmıştır”.

Günümüzde NATO ve AB üyesi olan Bulgaristan, yakın geçmişte “16. Sovyet Cumhuriyeti olmak için başvurma aşamasına gelen Bulgaristan”dan oldukça farklılaşmıştır. Bulgaristan’ın Rusya’yla ilişkilerindeki söz konusu farklılaşma ve uzaklaşma nedeniyle bu yıl 3 Mart arifesinde anaakım Rus medyasının temel kuruluşlarından Komsomolskaya Pravda’da Bulgaristan’a yönelik olarak “Hey biraderler, nerede kaldı sizin vicdanınız [minnettarlığınız]?” başlıklı bir yazı yayınlanmıştır (Baranov, 2016). Günümüzde Rusya, Bulgaristan’a her fırsatta 1877-1878 Türk-Rus Savaşı’nı Rusya’nın nasıl kazanarak “Bulgarları Türk köleliğinden kurtardığı”nı anımsatmakta ve Bulgaristan’ın kendisine minnettarlığını sürdürmesi gerektiği konusunda uyarmaktadır. Bulgaristan, Rusya’dan uzaklaştığı her adımda anaakım Rus medyası tarafından hor görülmekte, alaya alınmakta ve “kurtarıcısına nankörlük ve vicdansızlık” ile suçlanmaktadır. 2016 yılında Moskova’da 1877-78 Türk-Rus Savaşı’nın 138. yıldönümüne adanan bir sergi açıldı (Petrova, 2016). Diğer yandan Rusya anaakım medyası, 3 Mart’ın 138. yıldönümünde de “19. yüzyıldan bugüne Türkiye hala kötülüklerin tarafında” imgesi yaratmayı sürdürmektedir (Sputnik, 2016). Ancak Bulgaristan üzerinde Rusya’nın giderek daralan etkisine rağmen, günümüzde Bulgaristan üzerine ABD ve AB merkezli raporların odak konularından biri, Bulgaristan üzerinde Rusya’nın etkisi olmayı sürdürmektedir (Örneğin bkz. Veçev, 2016).

Bulgaristan’da sosyalist rejimin ilk döneminde 3 Mart bayramının konumu, 9 Eylül bayramına göre bir ölçüde düşürülmüş olmasına rağmen, sonraki yıllarda 3 Mart günü kutlamalarını okulda okurken deneyimleyen görüştüğüm birçok Türk azınlık mensubu mağdur, travmatik belleklerinde yer eden kutlama günleri ve tarih derslerinde yaşadıkları üzücü deneyimlerinden bahsetmektedirler. Örneğin görüştüğüm onlarca mağdurdan biri olan Yıldız, “3 Mart demek, sürekli hır gür demekti” diyor. Okullarda tarih derslerinde, tarih kitaplarında, çizilen resimlerde vs. öğrencilere “Türklerin ne kadar kötü, zalim, vahşi ve barbar oldukları ve Bulgarları sürekli nasıl vahşice katlettikleri”nden söz edilmektedir. Alper adında bir başka mağdur, “tarih derslerinden sonra sınıftaki Bulgar çocukları ‘bak senin dedelerin bize ne yapmış’ diye bize hep sataşıyorlardı” sözleriyle sosyalizm dönemindeki tarih derslerinden anımsadıklarını yutkunarak dile getirmektedir.

Süleyman adlı bir mağdur, sosyalist Bulgaristan’da okulda 3 Mart kutlamalarında yaşadığı bir anısını aşağıdaki sözlerle anlatıyor:

“3 Mart, 1878 yılı için, Bulgarın, Rus harbinde işte, Bulgarlar onu kutluyor. 3 Mart'ta ilkokuldum, ilk anılarım oradan başlıyor işte, okulda Bulgar çocukları da var, okuduğum yerde, onlar tören yapıyordu, ardıç diyorduk, ardıçları bir araya toplayıp böyle büyük ateşler yakılıyordu. … O büyük sınıflardan Bulgar çocukları, iki tane bizim yaştaşı diyelim, üzerime saldılar ‘dövün bu Türkü’ diye. Ama babam bana güreş öğretirdi … birisi yüzüme geliyo ama ben onu yatırdım yere, diğeri de, öbür çocuk da üstüme çullandı, tabi orada ben, yüzümü yoldular yani, ben bastırdım birisini, ordan tırnak filan olmuş. Ben eve gittikten sonra babam bana sordu, kimle kavga yaptın dedi, devamlı tembihleniyoruz ya kavga yapmıycan dışarda diye. Ben daha onun bilincinde değilim yani, ama burda [yanağını gösteriyor] o tırnakları görünce, belli zaten de, babam hemen anladı, ‘aaahhh oğlum’ dedi, o anlamış Türk olduğumuz için dövüldüm diye. İlk hayatımda o olaydan sonra ben farklı bakmaya başladım, daha on yaşındaydım.”

Adı Sevcan olan bir başka mağdur, dilden dile geçen şu sözleri ifade ediyor: “Daha 93 Harbi’nde, işte 77-78 Türk-Rus Savaşı’nda, Rus general Bulgaristan’ı Osmanlı’dan alıp Bulgar generale teslim ederken emrediyor: ne yapın edin Bulgaristan’da Türklerin sayısını az tutun, denize mi dökersiniz, öldürür müsünüz, yoksa buradan kovar mısınız, bilemem, ama bunların sayısını az tutun.”

Günümüzde Sofya da dahil olmak üzere Bulgaristan, 1877-78 Savaşı’nda “Bulgarları Türklerden özgürleştiren/kurtaran” Rus generaller ve askerlerin anıtları ve heykelleri ile doludur. Bulgaristan’da bu savaşa adanan 400’den fazla anıt bulunmaktadır. Bunların sayıları da giderek artmaktadır. Ayrıca günümüzde Bulgaristan’da sokaklarda, mahallelerde, parklarda, gündelik yaşamda, komşu ve arkadaşlar arasında vs. sadece geçmişe yönelik değil günümüz için de “bugün yine ve hala Türk köleliği altındayız” diye bir Türk-düşmanlığı duygusu ile konuşulduğunu sıklıkla duyabilirsiniz. Ancak aynı zamanda sosyalizm sonrası günümüzde Bulgaristan’da, Rusya’nın “minnettar Bulgaristan” tezi tartışılmaya da açılmıştır. “Bulgaristan, 1877-78 savaşı için ne borçludur Rusya’ya?”, “Bulgaristan, Rusya’ya borçlu mudur?”, “Türkler düşmanımız mıdır?”, “Türkler barbar mıdır?”, “Osmanlı yönetimi altındayken gerçekten de köle konumunda mıydık?” sorularının sorulduğu tartışmaların, 3 Mart’ın yıldönümlerinde farklı tarihyazımlarının etkisiyle giderek artan bir biçimde yükseltildiği görülmektedir.

Yine de günümüzde “Türk köleliği” ve “Bulgarların Ruslar tarafından Türk köleliğinden kurtarıldığı gün olarak 3 Mart” söyleminin, açık bir biçimde genellikle ırkçı kesim, medya ve politik partiler tarafından işlevsel kılınması sürdürülmektedir. Örneğin Bulgaristan Parlamentosu’nda sandalyeleri bulunan Ataka, RZS, VMRO, NFSB gibi ırkçı partiler, “yeni Türk esaretine hayır”, “iktidarda Türk istemiyoruz”, “Bulgaristan’ı geri verin” gibi Türk-karşıtı sloganlar atmayı neredeyse gündelik olarak sürdürmektedirler (Yalımov, 2015, 86).

1877-78 Türk-Rus Savaşı sonucunda, Bulgaristan devleti, de facto etnik temelli bir devlet olarak kuruldu, ancak sınırları içerisinde kalan azınlıkların haklarını koruyacağına dair birçok sözleşmeyi imzaladı, yine de sözleşmeye neredeyse uyulmadı (Bulgarian Helsinki Committee, 1998, 2-3).

Bu yüzden 1878 sonrasında Bulgaristan’dan kaçış başladı. İlhan Tekeli (2008, 43-49), Balkanlar’daki politik şiddetten sağ kalıp kaçabilenlerin ya da kovulanların neredeyse tamamına yakınının tarihsel olarak bugünkü Türkiye coğrafyasına sığınmasını “Türkiye’ye yönelik Balkanlaşma göçleri” ifadesiyle tanımlamaya çalışmaktadır.

Bulgaristan’daki Rus etkisi birinci olarak 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’na bağlıyken, ikinci olarak Stalin-Hitler arasındaki savaşa bağlıdır. Bu iki tarihsel olayla ilgili inşalar olarak tarihyazımı, sokak ve cadde adları, heykeller, anıtlar çoğunlukla yan yana ve içiçe konumlandırılmaktadırlar. Bu anıtların dikildiği yerler ve yollar ise son derece uğrak yeri olan stratejik ve merkezi alanlardır.

1944’te sosyalistlerin iktidara gelmesiyle birlikte Türklerden kurtuluşla ilgili günler (örneğin 3 Mart), anıtlar vs.’nin yanına ve/veya yerine daha kabartılı bir biçimde Faşistlerden kurtuluş günleri (örneğin 9 Mayıs), anıtlar vs. konumlandırılsa da bu kısa sürmüştür. Sosyalizmin ilk aşamasında Bulgar ulusal kimliğinde “barbar ve köleleştirici Türklerden kurtuluş” imgesi örtülü bir biçimde konumunu korururken, ülkede özellikle 1956’dan sonra Türklerden kurtuluş günleri ve anıları, yeniden güçlü bir biçimde kabartılmaya başlanmıştır. 1989’un sonunda sosyalist rejimin çöküşünden sonra ve NATO ve AB üyeliği ile birlikte Bulgaristan’da “Faşist Almanlar”dan kurtuluş günleri ve anıtları yerine yeniden “Barbar Türkler”den kurtuluş günleri ve anıtları, Rusya’nın etkisiyle kabartılmaya başlanmıştır.

1989 öncesi Rus etkisiyle inşa edilen “kahraman Rusların mağdur Bulgarları barbar Türklerden kurtarışı” efsanesi, günümüzde yer yer kırılsa da gündelik yaşamda güçlü ve etkili bir biçimde varlığını sürdürmektedir. Söz konusu efsane, toplumsallaşma sürecinde (özellikle eğitim kurumu aracılığıyla) o kadar güçlü, etkili ve incelikli bir biçimde duygu ve düşüncelere nüfuz ettirilmektedir ki, bazen Bulgaristan’da Türkler arasından da “1877-78’de Osmanlıdan kurtulduğuna sevinenler” çıkabilmektedir. Bulgaristan’da bugün sosyalizmle bağlantılı Rus heykellerine karşı saldırılar görülse de, 1877-78 Savaşı’yla bağlantılı Rus heykellerine karşı saldırıya rastlanmamaktadır.

Turistlerin ziyaret ettiği kavşak ve mekanlarda 1877-78 Türk-Rus Savaşı’yla ilgili anıtlara sıkça rastlamak mümkündür. Örneğin eski yaşam biçimiyle ilgili biriktirilmiş örneklerin yer aldığı ünlü turistik alan Etır’ın hemen giriş yolunda 1877-78 Türk-Rus Savaşı’ndaki Rus zaferine adanmış bir anıt bulunmaktadır. Anıt, “Türklerden özgürleşmenin” 100. yılını kutlamak için 1977’de yapılmıştır.

Bulgaristan’da Türklerin en yoğun yaşadığı Kırcaali’nin kent merkezinde İçişleri Bakanlığı binasındaki saat kulesinden, sabah 07:00'den akşam 21:00'e kadar, saatte bir 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Rus-Bulgar zaferini öven müzikler çalınmaktadır. Kırcaali'de her saat başında bu, 30 yıldan uzun bir zamandır devam etmektedir.

3. Bellek Alanlarında 1877-78 Türk-Rus Savaşı’nın İşlevleri

“Bellek alanları” kavramı, Pierre Nora’nın kullandığı bir kavramdır ve arşiv, örgütlü kutlama, müze, mezarlık, festival, heykel, anıt gibi çeşitli kültürel biçimleri tanımlar (Mistzal, 2003, 160).

Ancak birçok durumda toplumsal-kültürel belleği inşa etme ve denetleme gücü, tek bir başat güçte değil, birden fazla karşıt başat güçlerde bulunabilmektedir. Dolayısıyla aynı geçmişe ilişkin birden fazla ve birbirine karşıt bellekler ve dolayısıyla da karşıt bellek alanları üretilebilmektedir. Michel Foucault’nun karşıt-bellek kavramıyla ifade ettiği gibi geçmişin sürümleri inşa edilirken birbiriyle mücadele eden özel, kamusal, resmi, resmi olmayan, popüler ve hegemonik bellekler gibi birbirinden farklı sesler de söz konusu olabilmektedir (Passerini, 1987). Geçmişe ilişkin bellek politikası üretip uygulayabilme gücünü elinde bulunduran kesimler, belleğin içeriğini denetleyip dayatabildikleri ölçüde hem otoriteyi meşrulaştırmayı hem kitleleri bir kültür biçimi içinde toplumsallaştırarak toplumsal denetlemeyi sağlamanın kapsamlı olanaklarını üretebilmektedirler (Hobsbawm, 2006; Anderson, 2007; Gellner, 1993; Misztal, 2003).

Günümüzde 1877-78 Türk-Rus Savaşı’yla ilgili arşivler, örgütlü anma törenleri, müzeler, mezarlıklar, festivaller, heykel ve anıtlar, film ve belgeseller vs. gibi bellek alanları inşa edilmektedir. Ancak karşıt bellek inşası da söz konusu olmaktadır. Örneğin, “Rusya Bulgaristan’ı Türklerin köleliğinden kurtardı” söylemi karşısında, Batı merkezli “Bu bir kölelik değildi, Bulgaristan sadece Osmanlı yönetiminden ayrılarak bağımsız oldu” söylemi kullanılmaktadır. Söz konusu iki söylem birbirine karşıt bellek alanları üretmektedir.

Sözü edilen her iki başat karşıt bellek inşasında da kapsam dışında tutulan boyutlar söz konusudur. Buna rağmen 1877-78 Türk-Rus Savaşı sonrası gerçekleşen şiddetin ve ilgili mağdurların travmatik belleklerinin, güç ilişkileri bağlamında büyük ölçüde Anglo-Sakson bellek inşaları tarafından kapsandığı görülmektedir. Bu konuda en ünlü çalışma McCarthy’e (2012) aittir. “Travmatik bellek”, kavramı, kökü korkunç/dehşet deneyimler içinde bulunan ve özellikle canlı, müdahaleci, denetlenemeyen, kalıcı ve somut olan belleği tanımlar (Misztal, 2003, 161).

1877-78 Türk-Rus Savaşı’nın 140 yıl önce bitiminden bu yana, Rusya’nın büyük desteği ve güdümüyle savaşla ilgili anlatılar ve bellek alanları inşa edilmiştir. Günümüzde söz konusu bellek alanları giderek artmaktadır. Rusya’da “zafer kültü” Rus ulusal kimliğinn temel değerlerinden biridir. Altın Orda’ya karşı zafer, Kazan Hanlığı’na karşı zafer, Napolyon’a karşı zafer, Osmanlı’ya karşı zafer, Hitler’e karşı zafer vs. şeklinde sıralanan ve bellek alanlarında sürekli yeniden üretilen zaferlere yenilerini eklemek üzere günümüzde, Rusya’nın dış politikası bağlamında uğraşılmaktadır. Bu konuda son zaferlerden biri, Kırım’ın ilhakı ve Suriye’deki kısmi etkiler olmuştur.

Rusya için bugün birşeyi Batı merkezinden uzaklaştırarak kendisine bağlamak temel hedeflerden biridir. Aynı zamanda söz konusu hedefler gerçekleştiği durumda, onlar temel zaferler olarak konumlandırılarak ulusal kimlik inşa müfredatına eklemlenecektir. Rusya dışındaki politik yapıların Batı yörüngesinden uzaklaştırılarak Rusya yörüngesine çekilmesi ise, “kurtarma” ya da “özgürleştirme” olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda 1877-78 Savaşıyla ilgili Ruslar tarafından üretilen bellek alanlarında, Bulgarlar sürekli mağdur, Ruslar kurtarıcı, Türkler de köleleştirici olarak konumlandırılmaktadır. Bu konumlandırmanın ise Rusya’nın dış politika çıkarları açısından işlevsel olduğu söylenebilir.

Kimi bilim insanlarına göre, günümüzde Balkanlar’da ondokuzuncu yüzyıldakine oldukça benzer milliyetçi yükselişler olmaktadır. Bunun romantik bir milliyetçilik olduğu söylenebilir, ancak aynı zamanda son derece saldırgan ve köktencidir (Tsaneva, 2015). Bölgede dönemsel olarak biçimsel değişiklik gösterse de, söz konusu saldırganlık ve köktenciliğin yüz yılı aşan etkili varlığından söz edilebilir ve bunun görünüm kazandığı alanlardan biri, ders kitapları ve müfredatıdır. Elbette aynı zamanda diğer bellek alanlarıdır. Belgradlı tarihçi Dubravka Stoyanoviç, Bulgaristan da dahil olmak üzere Balkan ülkelerine vurgu yaparak tarih dersi kitaplarının “sanki savaş öncesi hazırlıklar” gibi göründüğü tespitini yapmıştır (Kuparanis ve Andreev, 2013).

Bu bağlamda, 1998’de kurulan Güneydoğu Avrupa Demokrasi ve Uzlaşma Merkezi (GADUM), Avrupa’nın güneydoğusundaki ülkelerde tarih dersi kitaplarını sorunsallaştırmaya başladı. GADUM, yeni bir tarihyazımı içeren eğitim kitapları hazırladı. Bu girişimin gerekçesi olarak, Güneydoğu Avrupa’da ortak geçmişin mevcut yorumu ve okullarda öğretildiği biçimiyle tarihin içeriğinin, hem komşu ülkeler arasında hem aynı ülke içerisinde farklı etnisitelere yönelik saldırganlığa ve tektaraflı etnik bakış açısına dayanıyor olması gösterildi. Mevcut tarih dersi kitaplarında sorunsallaştırılan ve GADUM tarafından yeni bir tarihyazımı önerilen temel dört konu şunlardır: 1. Osmanlı imparatorluğu, 2. uluslar ve devletler, 3. Balkan savaşları ve 4. İkinci dünya savaşı (Center for Democracy and Reconciliation in Southeast Europe, 2008).

Günümüzde Bulgaristan’da sözü edilen dört konuya ilişkin tarihsel ve politik olarak üretilmiş bellek alanlarındaki çeşitli tabular yer yer kırılmakla beraber yine de birçoğunun etkili bir biçimde sürdürülmeye devam ettiği görülmektedir. Etkisini sürdüren söz konusu tabular arasında belki de en önemlisi 3 Mart tabusudur. 3 Mart, Bulgar tarihyazımı ve ulusal kimliğinin inşası sürecinde en belirleyici konumlardan birine sahiptir. Hem Bulgar hem Rus tarihyazımında 3 Mart, baskın bir biçimde “Rusların Bulgarları 1878’de beşyüz yıllık Türk köleliğinden kurtarıp özgürleştirdiği gün” olarak neredeyse kutsallaştırılmıştır. Günümüzde 3 Mart, Bulgaristan’ın ulusal bayramları arasında en önemlilerinden biri ve Bulgar ulusal kimliği açısından da en önemli değerlerden biri olarak kutlanmayı sürdürmektedir. 3 Mart bayramı, geçmişe yönelik bir olay etrafında kutlanmakla beraber yüz yılı aşkın bir süredir Bulgaristan’da düşmanlık üretip sürdüren bir etki alanıdır.

1396-1878 yılları arasında Bulgaristan, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçasıydı. Yaklaşık beş yüz yıllık bu dönemin, Bulgar tarihyazımında nasıl tanımlanacağı, özellikle sosyalist dönem boyunca mutlak bir biçimde Rus politik otoritesi ve entelijensiyasının etkisi tarafından belirlenmiştir. Buna göre bu yarım asırlık dönem, “Bulgarların Türkler tarafından köleleştirildiği bir dönem” olarak tanımlanarak, “Osmanlı köleliği”, “Türk köleliği”, “Osmanlı esareti” vb. imge ve söylemler içinde konumlandırılmıştır. Bulgar edebiyatındaki en ünlü ve klasik eserlerden biri olan İvan Vazov’un (2004) “Pod İgoto [Esaret Altında]” adlı romanı, söz konusu söylemin en önemli inşalarından birini oluşturmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu, etnik kökene dayalı bir imparatorluk olmamasına rağmen “Bulgarların Türkler tarafından beş yüz yıl boyunca köleleştirildiği” söylemi, bellek politikaları kapsamında bir gerçeklik olarak inşa edilip algılatılmıştır. Bu türden bellek alanlarında ise, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Bulgar kültürünün sahip olduğu gelişme olanaklarından ise söz edilmez: Örneğin Bulgar kilisesi, Bulgar okuma evleri (çitalişte), Bulgarca vb. Dolayısıyla bellek alanlarının gizleme ve çarpıtma işlevlerinin de ayrıntılandırılması gerekir.

4. Sonuç

Günümüzde Bulgaristan’da ve Bulgar ulusal kimlik inşasında Rusya’nın etkisinin en önemli unsurlarından birinin, 1877-78 Türk-Rus Savaşı oluşturmaktadır. Çünkü sosyalist rejim Rusya’da da çöktükten sonra Faşistlerden kurtuluş bayramlarının etkisi sınırlanmaya başladı. Son genetik çalışmalarla birlikte ise 19.yy’ın “ırk” tezinde büyük sınırlamalar yaşandı. Bu yüzden “Slav ırkı kardeşliği” varsayımı ve inşası da sınırlandı. “Slav ırkı” varsayımı ve inşasını sınırlayan unsurlardan bir diğeri de elbette gündemdeki ‘Batı’ tarafından inşa edilen “Bulgarlar Trakların devamıdır” tezidir.

Rusya bu nedenle Bulgaristan üzerinde enerji kaynakları bağımlılığı gibi unsurların dışında kültürel inşa olarak en güçlü bir biçimde Türk-karşıtlığını kullanmaktadır. Bunun için en uygun unsurlardan biri ise 1877-78 Türk-Rus Savaşı’yla ilgili üretilen bellek alanlarıdır. Sovyet Rusyası gibi, Sovyet-sonrası bugünkü Rusya da, 1877-78 Türk-Rus Savaşı’ndaki galibiyeti sonucu bağımsızlık kazanan Bulgaristan’ı kendisine sürekli minnettar olmaya çağırıyor. Söz konusu minnettarlık çağrısı, kendisine mutlak bağımlılık çağrısı olarak da okunabilir.

Kaynakça

Anderson, Benedict. (2007). Hayali Cemaatler, Çev. İskender Savaşır, İstanbul: Metis Yayıncılık.

Baranov, Andrey. “Эх, братушки, где же ваша совесть?”, Komsomolskaya Pravda, 02 Mart 2016, http://www.kp.ru/daily/26501.4/3368892/ (Erişim: 10.01.2018).

Bourdieu, P. and Passeron, J-C. (2015). Yeniden Üretim, Türkçeye çevirenler: A. Sümer, L. Ünsaldı ve Ö. Akkaya. Ankara: Heretik.

bTV. (2016). Честваме 138 години от Освобождението на България, 3 Mart 2016, http://btvnovinite.bg/article/bulgaria/obshtestvo/chestvame-138-godini-ot-osvobozhdenieto-na-balgarija.html (Erişim: 10.01.2018).

Büyükakıncı, Erhan. (2004). Soğuk Savaştan Günümüze Türkiye-Rusya İlişkileri. http://www.academia.edu/2104741/Soguk_Savastan_Gunumuze_Turkiye-Rusya_Iliskileri (10.01.2018)

Bulgarian Helsinki Committee. (1998). Report Submitted Pursuant to Article 25 Paragraph 1 of the Framework Convention for the Protection of National Minorities (30 September 1998), Eylül 1999, http://www.greekhelsinki.gr/pdf/fcnm-reports-bulgaria-ngo.PDF (Erişim: 10.01.2018)

Center for Democracy and Reconciliation in Southeast Europe. (2008). Modern Güneydoğu Avrupa Tarihi Öğretimi – Alternatif Eğitim Materyalleri / Çalışma Kitabı 1 - Osmanlı İmparatorluğu, Çev. Hasan Tahsin Özkaya, Atina, 2008, http://cdrsee.org/jhp/pdf/WorkBook1_bul.pdf (Erişim: 10.01.2018).

Gellner, Ernest. (1993). Nations and Nationalism, Oxford: Blackwell.

Grushevskiy, I. (y.k.). Rozhdeniye mifa 'zaveshchaniye Petra'. Aktual'naya Istoriya. http://actualhistory.ru/69 (10.01.2018)

Hobsbawm, Eric J. ve Ranger, Terence. (2006) Geleneğin İcadı, Çev. Mehmet Murat Şahin, İstanbul: Agora Kitaplığı.

İndjev, İvo. (2012). ‘Който ни освободи, той ще ни зароби’ е сбъднато предупреждение, 3 Mart 2012, http://ivo.bg/2012/03/03/%d0%ba%d0%be%d0%b9%d1%82%d0%be-%d0%bd%d0%b8-%d0%be%d1%81%d0%b2%d0%be%d0%b1%d0%be%d0%b4%d0%b8-%d1%82%d0%be%d0%b9-%d1%89%d0%b5-%d0%bd%d0%b8-%d0%b7%d0%b0%d1%80%d0%be%d0%b1%d0%b8-%d0%b5-%d1%81%d0%b1/ (Erişim: 10.01.2018).

Kuparanis, P. ve Andreev, A. (2013). Балканските народи и историческите (не)истини. DW, 1 Kasım 2013, http://www.dw.com/bg/балканските-народи-и-историческите-неистини/a-17197920 (Erişim: 10.01.2018).

Lavrov, Sergey. (2013). Vneshnepoliticheskaya filosofiya Rossii. Rossiyskiy Sovet po Mezhdunarodnym Delam,29 Mart 2013. http://russiancouncil.ru/inner/?id_4=1629#top (Erişim: 10.01.2018)

Lilov, E. (2013). Ако не беше турското робство. DW, 23 Mart 2013, http://www.dw.com/bg/ако-не-беше-турското-робство/a-16685514 (Erişim: 10.01.2018).

Lukyanov, Fyodor. (2013). Why Russia’s Soft Power Is Too Soft. Russia in Global Affairs, 1 Şubat 2013. http://eng.globalaffairs.ru/redcol/Why-Russias-Soft-Power-Is-Too-Soft-15845 (Erişim: 10.01.2018)

McCarthy, Justin. (2012). Ölüm ve Sürgün. Osmanlı Müslümanlarının Etnik Kıyımı (1821-1922). Çeviren: Fatma Sarıkaya. Ankara: Türk Tarih Kurumu.

Misztal, Barbara A. (2003). Theories of Social Remembering, McGraw-Hill Education, sf. 56-61, http://site.ebrary.com/lib/hacettepe/reader.action?docID=10172378 (Erişim: 10.01.2018)

Nagaeva, G. (2015). Pamjatka po Istorii Rossii. Moskva: Feniks.

Orlov, Aleksandr Sergeeviç vd. (2005). История РоссииУчебник, İkinci Baskı, İzdatelstvo Prospekt, Moskova.

Özkan, Vildane ve Dinç, Artum. (2015). Rusya’nın Batı-Karşıtı Politikasında Türkiye Nasıl Konumlandırılmaktadır? Sosyal Bilimler Dergisi / SOBİDER, Yıl: 2, Sayı: 2, s. 100-121.

Öztuna, Y. (2006). 93 ve Balkan Savaşları. İstanbul: Ötüken.

Passerini, Luisa. (1987). Fascism in Popular Memory. The Cultural Experience of the Turin Working Class, Cambridge University Press.

Petrova, Vesela. (2016). Проф. Божидар Димитров: На 24 февруари в Държавната дума в Москва НИМ ще открие изложба от гравюри, посветени на Руско-турската освободителна война. Focus-news.net, 23 Şubat 2016, http://www.focus-news.net/news/2016/02/23/2198757/prof-bozhidar-dimitrov-na-24-fevruari-v-darzhavnata-duma-v-moskva-nim-shte-otkrie-izlozhba-ot-gravyuri-posveteni-na-rusko-turskata-osvoboditelna-voyna.html (Erişim: 10.01.2018).

Sputnik. (2016). 19. yüzyıldan bugüne, Türkiye yine kötülüklerin tarafında, 24 Şubat 2016, http://tr.sputniknews.com/rusya/20160224/1021102638/turkiye-rusya-nariskin.html#ixzz419vaCHiS (Erişim: 10.01.2018).

Tekeli, İlhan. (2008). Göç ve Ötesi. Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul.

Tsaneva, Elya. (2015). Предговор. Българска Етнология, 3 (2015): 309-312, http://bulgarianethnology.org/file/ms_website/w780/file/repository/PREDGOVOR_TSANEVA.pdf (Erişim: 10.01.2018).

Turan, İlter. (2009). Türk-Rus İlişkileri: Sorunlar ve Fırsatlar. BilgeSAM, 11 Şubat 2009. http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=278:turk-rus-ilikileri-sorunlar-ve-firsatlar&catid=104:analizler-rusya&Itemid=136 (Erişim: 10.01.2018)

Vazov, İvan. (2004). Под Игото, İkinci Baskı, Veliko Tırnovo: Slovo.

Veçev, Dimitır. (2016). Russia’s Influence in Bulgaria, 24 Şubat 2016, http://europeanreform.org/index.php/site/event/russias-influence-bulgaria (Erişim: 10.01.2018).

Yalımov, İbrahim. (2015). Bulgaristan’da Azınlık Hak ve Özgürlükleri Sorunu. Sofya: Müslüman Diyaneti Başmüftülüğü.