Bir çok sıkıcı deneme yazısından sonra, bir süre daha konu hakkında herhangi bir yazı yazmazsak bir daha hiç yazmayacağız gibi geldiğinden (maymun iştahlılığa bağlı soğuma durumu) eksik, aksak da olsa bir başlangıç yapıyor, kendimizi Yapay Zeka’ nın (YZ) engin okyanusuna kulaç atarken buluyoruz. Kıyıdan uzaklaştıkça işin ciddiyeti artacaktır katılacağınız üzere (dilerim bir gemi geçer:)
Akıllı olmak, akıllı gibi davranmak. İnsanoğlunun sahip olmakla övündüğü bu şey nedir gerçekte ? Hayatımızdan bir örnekle başlayalım: Şu anda masamın üzerinde bulunan mavi renkli kahve fincanından cılız dumanlar yükseliyor. Gözümde çubuk ve koni hücreleri ile bu bilgiyi aldım(ne kadar kolay oldu). Bu durumu cepte sayıyorum(cepte 1 -> cp1). Cılız dumanların ortamdaki havaya karıştırdığı minik kahve tanecikleri, rastgele hava akımlarıyla burun deliklerimden içeri giriyor ve her bir kokuya has alıcı uçlarla birleşip tekrar karar verme organıma (beynime) gönderiliyor. Bu da cepte (cp2). Benim kahvemden bir ses çıkmıyor bu yüzden kulaklarım şimdilik istirahatta J İsteme, arzu duyma eylemini şimdilik işin içine karıştırmamak hem de istirahattaki kulaklarımızı işe koşmak için bir zil sesinin ya da daha insancıl olması (ve koşullanma eylemini anımsatmaması) açısından bir dış sesin “kahve iç” ricasını dile getirdiğini düşünelim. “Kahve iç” demenin oluşturduğu ademelması civarındaki ses tellerinin çiğerlerimizden geçen havanın basıncı ile oluşturduğu, titreşim frekansına karşılık gelen seslerin, bir horn antene benzeyen (daha doğrusu horn anten kulak kepçesine benzer, aslında benzemez*) ancak daha incelikli tasarlanmışkulak kepçesinden gelen dalgalar önce kulak zarında bir nevi uyumlaştırılıp çekiş-örs-üzengi düzeneğiyle oval pencereyi titreştirir. Oval penceredeki hareketlilik koklea sıvısındaki binlerce alıcı tüyden oluşan korti organının titreşmesine ve bu dalgaların taşıdığı bilgilerin elektrik sinyallerine dönüştürülerek ilgili beyin bölgesine gönderilmesini içerir(cp3).” Ne şimdi bu ? “ dediğinizi duyabiliyorum. Duyma konusundaki son açıklamalar işin ayrıntılarına girdikçe en basit işlemin bile gerçekte o kadar basit olmadığını göstermekti. Ayrıcananoteknolojideki gelişmelerle yakın gelecekte birebir kopya pekala üretilebilir. Sorunun bu noktada olmadığı anlaşılmıştır sanırım.
Dış dünya ile ilişkimizi kurduğumuz algı organlarımızı kullanarak cp1, cp2 ve cp3 bilgileri beynimizin farklı noktalarında toplandı ve işlenmeyi beklemekte.( Burada dikkatinizi çekmek istediğim önemli bir nokta cp1 ve cp2 bilgilerinin cp3 bilgisini (kahve iç ricasını içeren) aldıktan sonra önem kazanması oldu. Oysa cp3 bilgisi gelmeden de bu bilgiler işlem için hazırdı. Ancak o an için gereksizdi. Böylece beynin çalışma mantığı ile ilgili önemli bir ipucu elde etmiş olduk. Bu bilginin ileride çok işimize yaradığını göreceğiz). Bu ricaya peki deyip, cp1 ve cp2 algılarına göre yerini belirlediğim(bu belirleme işleminin algılama işlemini mumla aratacak derecede karmaşık olduğunu söylemeliyim ) fincana doğru elimi uzatıyorum. Önce omuzum hafif yukarı doğru kalkıyor. Bu anda dirseğim bükülerek, elimin, fincanın kulbuna yaklaşmasına yardım ediyor. Fincanı kavradıktan sonra el bileğim diğer iki eklemle eş zamanlı çalışmaya başlayarak kahveyi içmem için dengeli bir biçimde ağzıma yaklaştırıyor (tutup getirme işlemi görece en kolayı gibi gözükmesine rağmen insansı robotların hantallığını gördüğünüzde yine göründüğünden zor bir şeylerin J gerçekleşmekte olduğunun farkına varabilirsiniz )
Tamam güzel. Kahveyi içmeyi başardık J bu anlatılanlar zor da olsa bugünün teknolojisiyle robotların gerçekleştirilebileceği şeyler. Ancak tek bir şey eksik: Biz tüm bu olan bitenin farkındaydık.
Farkında olma durumu ya da diğer bir değişle bilinç(lilik), bizi gerçekten biz yapan etmen. Öyle bir dünya ki betimlemeye çalışırsam dış dünyanın somut gerçeklerinin veya el atmadan önce varolmayan gerçeklerin (daha doğrusu farkında olunmayan) soyut birer modelinin üretildiği, kısaca yaşamın saklı şifrelerini bizim için çözmekte(platonun mağarasına benzedi biraz :). Farkında olma durumunun da kademeleri var elbette”. Mesela maymunlara aynada kendi siluetlerini göstererek yapılan deneylerde(Bkz:deney) önce karşısındakini başka bir maymun olarak gördüğü, daha sonra yaptığı hareketlerin karşıda aynen tekrar edilmesi üzerine aynadakinin kendi aksi olduğunu anladığı gösterilmiştir. Buradan maymunun kendi hareketlerinin farkında olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Ayrıca maymunlar basit anlamda alet de kullanabilmektedirler. Örneğin çok sevdikleri ağaç karıncalarını, uçlarını dilleriyle ıslattıkları dal parçalarını oyuklardan içeri sokarak yuvalarından dışarı çıkartabilmektedir. Bir diğer örnek de şehir hayatına mükemmel uyum sağlamış kargaların kabuklu yemişleri kırabilmek için otoyollardaki araçları kullanmasıdır. Yola attıkları kabuklu yemişlerin üzerinden araçların üzerinden geçmek suretiyle kabuğu parçalamasını sağlarlar. İşin daha da ilginç bir başka boyutunda ise, kargaların bu iş için genellikle araçların periyodik olarak durduğu trafik lambalarının olduğu bölgeleri seçmiş olmalarıdır. Kargaların bu birkaç durum arasında bağlantı kurup akıllı sayabileceğimiz bir işe imza atması taktire değerdir(Yok daha neler diyorsanız: http://www.yourdailymedia.com/media/1157804897/Clever_Birds
).
İnsanların kendileri hariç diğer türleri akılsız olarak nitelemesi biraz da daha karmaşık işlere imza atabiliyor olmasındadır. Öyle ki bu yazıları okuduğunuz bilgisayarın gelişim sürecini incelediğinizde veya Einstein ’ın adını ölümsüzleştiren görelilik yasalarında ortaya koyduğu “zaman” kavramına baktığınızda neden sözettiğimi anlayabilirsiniz ( o günlere kadar öyle bilinen ve {hala} öyle olması gerektiği düşünülen/hissedilen yapıyı yıkmış, bize yepyeni bir evren modeli sunmuştur.) İleride çok daha şaşırtıcı keşiflere veya icatlara(tartışmalıdır. Kanımca bazıları buluş/keşif bazıları ise icat sınıfına sokulabilir) rastlamamız muhtemeldir(kuantum fiziğinin açtığı yol bunun en açık göstergesidir) .
Şimdi ise kabul edilen zeka tanımlamalarına bir göz atalım dilerseniz. Amerikan Ruhbilim Derneğinin (American Psychological Association) üzerinde anlaşmaya vardığı iki tanım var. Bir göz atalım:
İlk tanım:
Zeka; Bireysel olarak başlı başına karmaşık fikirleri anlama, çevreye etkin olarak uyum sağlayabilme, deneyimlere bağlı olarak öğrenebilme, çözüm için farklı yöntemler sağlayabilme ve düşünerek engelleri aşabilme yeteneğidir. Sözü edilen bu farklılıklar zekanın varlığı konusunda tatmin edici yanıtlar sağlayabilmesine rağmen, hiçbir zaman tamamen tutarlı olamayacaktır. Çünkü bir insanın ya da bir canlının entelektüel başarımı farklı durumlarda değişiklik gösterecektir. Özelliklefarklı etki alanlarında, farklı değerlendirme ölçütlerinde. Zeka kavramı bu kabiliyetlerin açıkça ifade edilebilmesi ile anlaşılır olacaktır1
Bir diğer tanım ise şöyle:
Zeka; diğer akli yeteneklerin arasında, çözümleme, planlama, problem çözme, soyut düşünme, karmaşık fikirleri anlama hızlı öğrenme ve, deneyimlerden öğrenme yeteneğidir.bu durum sadece kitaplardan öğrenmek, kısıtlıbir akademik yetenek geliştirmek veya test ilesorgulanmaya karşı kabiliyet değildir. Daha doğrusu geniş ve derin anlama yeteneğimizin yakalama, etki uyandırma ve ne yaptığımızın farkında olma yeteneğidir2.
Görülebildiği gibi yaklaşık olarak benzer ifadeler. Ancak içlerinden birine önem sıralamasından dolayı dikkati çekmek istiyorum: Soyut düşünme yeteneği. Nedir soyut düşünme yeteneği peki ?
Bir nesneyi, bir yığını nitelerken boyutu, biçimi, rengi, sayısı gibi
niteleyicilerden faydalanırız. Örneğin:Üç beyaz küre. Burada kavramları o kadar rahat kullanabiliyoruz ki
altında yatan esrarengiz dünya gözden kaçabiliyor. Nasıl mı?
Örneğin üç ile üç kalem, üç top, üç adam, üç dakika, x<sup>3</sup>+x<sup>2</sup>+x+4 ün kökleri. Her biri üç ile ilişkilidir. Bu durumda üç “3” genel bir tanımlayıcı oluyor.Aynı şekilde diğer niteleyicilerde (yuvarlak, kırmızı –şimdilik büyük, pürüzlü gibi referans(karşılaştırma) gerektiren tanımlamalardan uzak duralım-) Diyelim ki kafamızdaki bir sistem her bir nesneye bu soyut atamaları yapabilmek için bir kural dahilinde işliyor. Bu durumda doğuştan ve daha sonradan öğrenerek edindiğimiz bilgilerle nesneleri bu şekilde alt kümeler halinde depolayan bir üst küme oluşturduğumuzu düşünelim. Aşağıdaki şekilde görüldüğü gibi :

Bu durumda tüm bu kümeleri kapsayan bir küme bizim genel tanımlama yetimizi ifade edecektir. Bu durumda böyle bir küme ve elbette bu kümeyi oluşturabilecek algoritma oluşturulabilirse insanın akli yeteneklerini gerçekleştirebilmesi için öncelikle gerçekleştirmiş olduğu soyutlama durumu kesin olarak tanımlanabilecektir. İşte sorun tam bu noktada başlıyor: Böyle bir küme oluşturulabilir mi ??
Georg Cantor’un küme teoremini oluşturmasından itibaren matematiği kesin tanımlamalar ile kurallar çerçevesinde oturtmak, ortaya atılan her önerinin neler getirebileceğini önceden kestirebilmek ve ispatlama biçimlerini bu doğrultuda oluşturma amacında olan biçimcilere göre cevap olumluydu. Ancak Bertrant Russell ‘ın 1901 ‘de öne sürdüğü “Russell Paradoksu (çatışkısı)” olarak bilinen teoreme göre kendisinin elemanı olmayan kümeleri kapsayan bir kümeler kümesi yoktu.( Yani M= {A | A єlemanı değil) A} bulunmamaktadır ).

Bu durumu konumuzla ilintilendirirsek “3’lük” “Kırmızılık” “dairesellik” niteleyicilerini içeren bir üst küme yoktur. Yani her şey bir algoritmaya oturtularak gerçekleştirilemez. Bilinç algoritmasal değildir. Şimdilik bu kadar…
Kaynaklar:
[1] APA Task Force Report, "Intelligence: Knowns and Unknowns"
Aslı:
Individuals differ from one another in their ability to understand complex ideas, to adapt effectively to the environment, to learn from experience, to engage in various forms of reasoning, to overcome obstacles by taking thought. Although these individual differences can be substantial, they are never entirely consistent: a given person’s intellectual performance will vary on different occasions, in different domains, as judged by different criteria. Concepts of "intelligence" are attempts to clarify and organize this complex set of phenomena. Although considerable clarity has been achieved in some areas, no such conceptualization has yet answered all the important questions and none commands universal assent. Indeed, when two dozen prominent theorists were recently asked to define intelligence, they gave two dozen somewhat different definitions.(en.wikipedia.org kayıtları)
[2] Mainstream Science on Intelligence reprinted in Gottfredson (1997). Intelligence p. 13
Aslı:
A very general mental capability that, among other things, involves the ability to reason, plan, solve problems, think abstractly, comprehend complex ideas, learn quickly and learn from experience. It is not merely book learning, a narrow academic skill, or test-taking smarts. Rather, it reflects a broader and deeper capability for comprehending our surroundings—"catching on", "making sense" of things, or "figuring out" what to do.(en.wikipedia.org kayıtları)
[3] R. Penrose, The Emperor’s New Mind, Oxford University Press,1989
Türkçe:
Kralın Yeni Usu, TUBİTAK Popüler Bilim Kitapları, Türkçeye Çeviren:Tekin Dereli, ISBN:975-403-080-4, 975-403-170-3
