Progressive Scan Şart mı? Scan = Tarama Tarama, televizyondan tutun bilgisayar monitörlerine ve plazmalara kadar birçok görüntüleme cihazı tarafından kullanılan eski bir tekniktir. Her ne kadar eski de olsa görüldüğü üzere bugünkü üstün teknolojiler için de bir zemin hazırlamış oluyor. Sözlüğe baktığınızda 'scan' kelimesinin burada kullandığımız haliyle Türkçe karşılığını 'tarama' olarak bulabilirsiniz. Yani ekrandaki renkli minik noktacıkların belli bir sıra halinde parlatılması işlemi. Bu işleme 'tarama' adının uygun görülmesinin sebebi ise noktacıkların satırlar halinde yan yana dizilmiş olmaları. Bir satırın en başından başlanıp en sonundaki noktacığa kadar tek bir satırdaki noktacıkların teker teker aydınlatılması işlemi, bir satırlık tarama anlamına geliyor. Ülkemizde ve diğer birçok Avrupa ülkesinde kullanılmakta olan PAL/SECAM video standardına göre, her görüntü üzerinde bu noktacıkları taşıyan maksimum 625 satırdan oluşuyor (NTSC için bu rakam 525). Düşününce; 625 tane satır, her birinde bir sürü (aslında tam olarak 231 adet) noktacık taşıyor… Tüm bunların bir anda görüntüyü oluşturduklarına inanmak biraz güç gelebilir. Ama tüketici elektroniğinin amacı da zaten sizin şaşırmanız ve algılarınızın yanılması üzerine kurulu. Ancak bu şekilde size istediğini sonucu verebiliyor. Tüm bu işlemler o kadar hızlı oluyor ki "göz açıp kapayıncaya kadar" denilen süre bile tek bir satırın taranması işleminin yanında çok uzun kalıyor. Şimdi ekranın tamamını doldurduk. Ama bize bu da yetmiyor ki. Görüntülerin birbirleri ardından akması ve hareketi sunması gerek. Bunun için de buraya kadar yaptığımız ekranı doldurma işlemini 0,04 saniyede bir tekrar edeceğiz. Yani cam perdemiz, her saniyede 25 kez tam dolmalı. Saniyede minimum 25 kare ile geçen ardışık görüntülerin, bize durağan fotoğraflar yerine film şeklinde göründüğünü herhalde biliyorsunuzdur. Düşününce bu işlemin hızı da oldukça yüksek. Hatta yakın bir geçmişe kadar sahip olunan elektronik becerilerinin bile üzerinde. Bu yüzden de 1930'larda "Interlaced Scan" yani "Sıralı Tarama" adı verilen bir teknik geliştirildi. Halen birçok televizyon bu tekniği kullanmaya devam ediyor. Aslında Türkçe'ye çevirirken adına "Atlamalı Tarama" denseydi bence daha iyi olurdu. Sebebini hemen anlatıyorum: Sıralı Tarama, her 0,02 saniyede bir (yani saniyenin 50'de biri kadar bir zamanda) ekrandaki satırların sadece bir kısmını (yarısını) tarıyor. Böylece ekranımızda her saniyede 25 tam görüntü yerine 50 tane 'yarım' görüntü elde ediyoruz. 'Yarım' dediysek, bunlar ortadan kesilmiş halde değiller tabii. Saniyede 50 defa gerçekleşen yarım görüntü oluşturma işlemi, ilk önce tek numaralı satırları tarıyor, sonra da çift satırlara geçiyor. Böylece biz de saniyede 25 kez ekrandaki görüntüyü tam görüyoruz. Sıralı Tarama tekniği bizleri kolaylıkla aldatıp görüntüyü gerçekten ekrana sığdırmış gibi gösterebilmesine rağmen, uzun süreli izlemelerde gözü yorduğu bir gerçek. Fark edilmemesine rağmen hafif biçimde titreyen görüntü sebebiyle yorucu olduğu kadar göz bozulmalarına bile sebep olduğu gerçeğini biliyoruz zaten. Bu tür sorunların sebebi ise ekranda hareket eden bir kamyonun ardı ardına gelen iki yarım görüntüsünün tamamlanmış halinin Şekil-2'deki gibi gözümüze ulaşmasıdır. Progressive Scan Başlangıçta teknik anlatımı biraz zorlamış olabilirim. Ama umarım resimlerle anlatıma destek yerinde olmuştur. Şimdi sıra Progressive Scan'in ne olduğunu anlamaya geldi. Yine kelime anlamından giriş yaparsak, elektronik terminolojileri arasında "Progressive" kelimesinin karşılığında "İlerlemeli" yazıldığını görüyoruz (kimi yerlerde "kademeli" olarak da geçer ancak tarama esası için doğru karşılık bu değil). Yapılan işlem satırları tek veya çift olarak ayırt etmeden tümünü bir kerede ekrana yazma işlemidir. İşte şimdi Şekil-3'teki gibi bir tam kare görüntümüz olmuş oldu. Böylece her bir görüntü tam olacak ve satırlar "atlanarak" değil, düzgünce "ilerleyerek" ekrana yazılacak. İki-üç yıl önce gündeme gelen Progressive Scan yerine bazen non-interlaced dendiğini görürseniz şaşırmayın. Non-Interlaced tanımı bilgisayar monitörleri için daha öncelerinde kullanılmaya başlanan bir terimdi. Ancak yaptığı iş aynı ve o da ekrana (PAL sistemlerde) saniyenin 50'de biri kadar bir zamanda tam bir görüntü veriyor. Tazeleme Hızı (ya da TV'de Hz) Şimdi Progressive Scan'in faydalı bir şey olduğundan da bahsettiğimize göre konuyu biraz daha genişletebiliriz. Bir DVD oynatıcının üzerinde neden Progressive Scan yazdığını merak edenler birkaç paragraf daha beklemek zorunda kalacak. Çünkü şimdi tazeleme hızından bahsedeceğiz. Tazeleme hızının ne demek olduğunu anlamak aslında oldukça kolay. Sıralı (interlaced) taramada bir saniyede kaç tane "yarım görüntünün" (ya da İngilizce karşılığıyla "field"ın) ekrana geldiğini düşünün. Cevap: 50, yani ekran bir saniye içinde 50 kez tazeleniyor. Diğer bir deyişle tazeleme hızımız 50Hz. Peki ya Progressive Scan'de saniyede ekrana kaç "tam kare" geliyor? Cevap: yine 50. Yani tazeleme hızı değişmiyor. PAL sistemler için standart olan 50Hz'lik tazeleme hızı herhangi bir görüntü elde etmek için ideal olabilir. Ancak ekranın doldurulması işlemi ne kadar hızlı gerçekleşse bile ekran üzerindeki sürekli yanıp sönen (ama bizim fark edemediğimiz) minik noktacıklar uzun süreli izlemede yine rahatsız edici olabiliyor. Bu nedenle günümüzde 100Hz'lik tazeleme hızına sahip televizyonlar markaların üst-düzey ürünleri arasında yer alıyor. Ekran 50Hz'den iki kat hızlı tazelendiği için kimse de görüntüde tazelemeleri fark etmek çok daha güç ve görüntüler de gözleri yormaktan uzak… Progressive Scan DVD Şimdi bunca şeyden bahsettikten sonra, gelelim asıl soruya: "Progressive Scan DVD almalı mı?" Soruya en net şekliyle "Eğer sisteminiz uygunsa evet!" diye cevap verebilirim. Ama sebebini de bilmek istersiniz herhalde. Elinizde eğer Progressive Scan desteğine sahip bir DVD yoksa, televizyonunuz saniyede 50 tane yarım görüntü ile ekranınızı dolduruyor ve hareketli görüntüleri Şekil-2'deki gibi izliyorsunuz demektir. Yani televizyonunuz ne kadar iyi olursa olsun, ona beslediğiniz kaynak cihaz görüntüyü tam kare vermediği sürece sıralı tarama ile izlemeye devam edeceksiniz. Dolayısıyla kaynağınız (ister DVD oynatıcı, ister TV yayını olsun) Progressive Scan destekli olmadığı sürece televizyonunuzun üzerinde yapabilecekleri oldukça sınırlı. DRC (Sony) ve DNM (Philips) gibi teknolojiler sayesinde bu durumun düzeltilmeye çalışıldığı söylenebilir. Çünkü bu gibi teknolojiler satırları (ve hatta üzerlerindeki noktacıkları da) çoklayarak tam görüntü sağlayabiliyor. Ama Progressive Scan destekli bir DVD oynatıcı ile izleyebileceğiniz kadar da başarılı olmadıkları kesin. Sorunlar? Sanırım elektronik ve Murphy kanunlarının kesiştiği yerde sizin de başınıza gelebilecekleri düşününce her şeyin bu kadar kolay çözülebileceğine siz de inanmıyorsunuz. Açıkçası benim bugüne kadar Progressive Scan destekli DVD oynatıcısı yüzünden hiç başım ağrımadı. Ama sorumluluk bilincine sahip bir editör olarak, birileri bu yazıyı okuduktan sonra almaya karar verebilir diye karşılaşmaları muhtemel sorunlardan da bahsetmeliyim. Öncelikle Progressive Scan DVD'nizin televizyonunuzda fark yaratabilmesi için TV'nizin buna uyumlu olması gerekiyor. Buradaki en önemli nokta Progressive Scan görüntülerin sadece komponent bağlantılar (üç kablo ile RGB bağlantı) üzerinden alınabilmesi. Dolayısıyla yaptığınız S-Video veya kompozit bağlantılarda Progressive Scan keyfini maalesef çıkartamıyorsunuz. Eğer TV, projektör veya diğer görüntü aygıtınızda komponent bağlantı yoksa ve elinizde Progressive Scan destekli bir DVD oynatıcı varsa tek yapabileceğiniz; cihazın ayarlarını Progressive yerine Interlaced'e getirmek ve görüntüleri eski haliyle izlemek. Ama buna içiniz razı olmuyor ve yeni bir TV almayı da düşünmüyorsanız, biraz daha harcamayı göze alıp bir "component > scart" veya "component > S-Video" dönüştürücü almayı düşünebilirsiniz. Ama maalesef bu gibi çözümler de geçersiz kalacaktır. Çünkü televizyonunuz, Progressive Scan görüntüleri sadece komponent girişlerinden kabul eder. Tüm bunların dışında, televizyon veya diğer görüntüleme aygıtlarında komponent girişlerin olması da Progressive Scan desteğini kullanabildiklerinin kanıtı olarak görülmemelidir. Görüntü sistemleri komponent girişlere sahip olsalar bile progressive görüntüleri alamayabilir. Dolayısıyla görüntüleme cihazınızın bu desteği sağlayıp sağlamadığını anlamanızın tek yolu beraberlerinde gelen kitapçıklardan geçiyor. Gerekli mi? Sıralı Tarama 1930'larda televizyonun tırmanışı sırasında o yıllar için mükemmel bir teknolojiydi. O zaman neden 21inci yüzyılda halâ bu teknolojiye devam edelim ki? Basit bir sebepten: çünkü çalışıyor! Ve işini de gerçekten iyi yapıyor. Sıralı Tarama ile oluşturulan görüntüler yayıncılık alanında da, video ekipmanlarının düşük fiyatlı olmalarında da büyük rol oynadı. Ayrıca bazı ayrıntıları gizleyerek birçok programın da ufak-tefek hatalarını gizlemeye devam ederek yumuşak bir görüntü de sunuyor. Açıkçası, dünyadaki milyonlarca televizyon izleyicisinin de bu konudan şikâyet ettiklerini de zannetmiyorum. İnsanın aklına haliyle bize bu kadar zamandır hizmet etmiş olan bir teknolojiyi neden Progressive Scan ile kökten değiştirmek istediğimiz takılıyor. Bunun da cevabı aslında oldukça basit: çünkü yapabiliriz! Bugün sahip olunan teknolojiler 1930'ların çok daha ötesinde. Dev tüpler yerine çok daha inceleri ve düz yüzeylileri ortaya çıktı. Hatta atletik görünmeyi bırakın, iyice incelerek duvara bile asılabilir hale geldiler. Gelişmeler bu şekilde ilerlerken, gününün çoğunu bilgisayar başında yakından baktıkları ekranların karşısında geçirmeye başlayan insanların da daha keskin görüntülere alıştığını kabul etmek lazım. Artık herkes görüntülerde daha yumuşak hatlar yerine, berrak görüntü istiyor. Böyle olunca da Progressive Scan geleceğin olduğu kadar bugünün de tercihi haline geliyor. Tüm bunları bir kenara bırakıp düşününce, evinizde komponent girişleri olmayan bir televizyonla birlikte bile Progressive Scan destekli DVD oynatıcı almak mümkün. Kullandığı iç donanımdan tutun teknolojilere kadar, sahip olduğunuzdan çok daha üstün özelliklerle gelecektir. Eğer evde bu teknolojiyi destekleyebilecek televizyonunuz zaten varsa, bir anda görüntü kalitesinde artış olup, izlediğiniz filmlere başka gözle bakmanızı sağlayacağını da hayal etmeyin derim. Nereye bakacağınızı bilmediğiniz sürece -ki bu sayfalardaki resimlerle olabildiğince göstermeye çalıştım- ilk bakışta çok büyük bir değişim hissetmeyeceksinizdir. Ama farkları yakaladıkça bir filmi tekrar seyrederken birçok ayrıntının daha fazla dikkatinizi çekeceği ve durdurup o noktaya zoom yaptığınızda çok daha net bir görüntüyle karşılaşacağınız da garanti… |