NAYLON
Mucit: Du Pont kimyagerleri... Tarih: 1930'lar Kaza: Kimyagerlerin koridorlarda koşturması... 1930lu yıllarda, Du Pont bilim adamlarından Wallace Hume Carothers, polimerin genişleyebilen güçlü bir iplik olduğunu tespit etmişti. Ancak asıl buluş, haşarı kimyagerlerin, eritilmiş polyester geçirdikleri çubukları ellerine alıp ortalıkta koşuşturmaları sonucu ortaya çıktı. Bir çubuk sabitken diğeri ondan uzaklaşınca ortaya çıkan tablo hepsini hayretler içinde bırakmıştı; kopmadan önce oldukça uzayabilen, ayrıca ipeğe benzeyen yapıda bir madde ortaya çıkıyordu. Ne var ki, bu polyester çok çabuk eriyordu, giysi yapmaya uygun değildi. Bunun üzerine kimyagerler aynı işlemi poliyamidle denemeye karar verdiler ve bugün "naylon" olarak bildiğimiz madde doğmuş oldu. Naylon çorabın, elektron mikrograf yöntemiyle 100 kez büyütülmüş haliİpek çorapların yerine naylon çoraplar piyasaya sürüldü ve Du Pont'un en önemli para basma makinesi haline geldi. Bu ürünler ilk günlerde çok pahalıydı. II. Dünya Savaşının patlak verdiği yıllarda Du Pont dikkatini savaşa çevirdi ve çorap yerine paraşüt üretmeye başladı... Naylon çorapların ucuzlaması ve geniş kitlelere yayılması ancak savaş ertesi gerçekleşti...
FOTOGRAF
Mucit: Louis-Jacques Daguerre Tarih: 1838 Kaza: Dağınık laboratuvar dolabı... Bu rastlantısal buluşun nedeni kırık bir termometre... Louis Daguerre, karanlık odada, gümüş iyodür levhada açığa çıkan görüntüyü sabitlemenin yollarını arıyordu. 1938 yılında bir gün, farklı kimyasal maddelerin bulunduğu dolabına, daha sonra kullanmak ve temizlemek üzere bozuk görüntülü bir film levhası koydu. Bunu tekrar dışarı çıkardığında görüntü belirginleşmişti. Ancak Daguerre, bu garipliğe hangi kimyasal maddenin neden olduğunu bilmiyordu. Bunun üzerine levhaları yerleştirdi ve kimyasal maddeleri birer birer dışarı çıkarttı. Dolabı boşaltmasına rağmen hala aradığı maddeyi bulamamıştı. Sonunda dolabın raflarından birinde, kırılmış termometreden dökülmüş civayı fark etti... Gümüşlü levha üzerine alınan görüntü (daguerreotype), modern fotoğrafçılığın başlangıcı oldu... Yerini ancak on yıl sonranegatif ve, pozitif film sürecine bıraktı.
Post-it kağıdı
Mucit: Dr. Spencer Silver Tarih: 1974 Kaza: Kutsal bir ilham ve hatalı üretim... "3M" bilim adamlarından Dr. Spencer Silver, 1970'lerin başlarında dayanıksız yapıştırıcıyı bulduğunda, bunu işe yaramaz bir buluş olarak değerlendirmişti... Bundan yıllar sonra, meslektaşı Art Fry, bir kilisede ilahi kitabındaki ayracın bir türlü istediği yerde durmaması üzerine oldukça sinirlendi. Anlamsız vaazlardan mı yoksa kutsal bir ilhamdan mı bilinmez, kafasını bu konuya yormaya başladı ve birden aklına meslektaşının işe yaramayan buluşu geliverdi... Bu sayede ayıracın kitaba yapışmasını sağlayacak, ancak çıkarttığında da kitaba zarar gelmeyecekti. Post-it kağıdı tabii ki bir gecelik başarının ürünü değil... 3M'in ortaya attığı bu örnek, büro malzemeleri içinde vazgeçilmezler arasında yerini aldı... Vulkanize kauçuk (lastik).Mucit: Charles Goodyear Tarih: 1844
Kaza: Kızgın ocağa atılan kauçuk... Amerikalı Charles Goodyear, 10 yıldan beri ham kauçuğu daha sağlam ve elastik hale getirmenin çarelerini arıyordu. Bu onda bir takıntı halini almıştı ve hatta ödenmemiş borçları nedeniyle hapse bile girdi. Goodyear bu konuda her şeyi denemişti; karışımına kükürt bile eklemişti. Ne var ki, bu karışımı kızgın ocağa atıncaya kadar hiçbir sonuç elde edemedi: Kauçuk erimiyordu... Bunu gece boyunca dışarıya çivileyen Goodyear, ertesi gün karışımın oldukça esnek olduğunu fark etti. Kükürtle sertleştirme yöntemine, Romalılar'ın ateş tanrısından esinlenerek, "Vulkan" adını verdi (vulkanizasyon). Yöntemin Amerika'daki patentini almayı başardı, ancak Fransa ve İngiltere'den yasal formaliteler nedeniyle patent alamadı. Goodyear, Paris'te borçları nedeniyle hapis yattıktan sonra Amerika'ya döndü. Patentleri ortakları tarafından yağmalandığından yoksulluk içinde öldü. Ancak en azından "Goodyear Tyre" ve "Rubber Company" gibi şirketler onun isminin gelecek kuşaklar tarafından da anılmasını sağladı... PENİSİLİN
Mucit: Alexander Fleming Tarih: 1928 Kaza: Havada uçuşan bir küf... St. Mary Hastanesi'nde danışman olarak çalışan ve Alexander Fleming'in hayatta kalan tek meslektaşı, ünlü bilim adamının penisilini 1928 yılında bir rastlantı sonucu bulduğunu anlatmıştı. Fleming bir deney üzerinde çalışırken, muhtemelen laboratuvarın karşısındaki bardan uçup gelen bir küf mikroskoptaki lamın üzerine konmuştu. O sırada Fleming, lam üzerinde zararlı bir bakteri türü olan stafilokokları inceliyordu. Dikkatsiz bir bilim adamı bu küfü büyük olasılıkla önünden uzaklaştırırdı, ama o, küfün bakteri üzerindeki etkisini görmek istedi. Sonuç hayret inciydi... Çünkü Fleming, "Penicilim notatum" isimli yeşil küfün bulunduğu bölümdeki bakterilerin öldüğünü fark etmişti... Daha sonra gerçekkleştirilen testlerde, bu küfün diğer bakteriler üzerinde de etkili olduğu ortaya çıktı. Tavşan, fare ve insanlar üzerinde yapılan testler sonunda, açık bir yan etkisinin de olmadığı görüldü. Ne var ki Fleming, küften sızan maddeyi bir türlü keşfedememişti. Sonuç olarak 1939 yılında, Oxford'dan Howard Florey ve Ernst Chain bu maddeyi ayrıştırmayı başardılar ve buna "penicilin" adını verdiler. Bu madde, öldürücü bakteriyel hastalıklarla savaşabilen ilk antibiyotik olarak tarihe geçti. Fleming ve diğer iki bilim adamı, 1945 yılında Nobel Ödülü aldılar... Çünkü, milyonlarca insanın hayatını kurtaran bir buluş yapmışlardı... BUCKMİNSTERFULLERME
Mucit Harry Kroto Tarih: 1985 Kaza: Karbon atomunun kilisekubbesine benzemesi... Harry Kroto ve meslektaşları, uzayda varolduğu düşünülen anlaşılması zor yapıdaki karbon atomlarını çözmeye çalışıyorlardı. Laboratuar testleri sonucunda karbonun, 60 atomdan oluşan, diğerlerinden daha güçlü ve istikrarlı yapıda olduğu ortaya çıktı. Cevaplar araştırılırken çalışma gruplarından biri, atomların, mimar Richard Buckminster Fullerln tasarladığı, kubbeli kiliseye benzeyen hexagonlardan oluştuklarını ortaya çıkarmıştı. Bu da Kroto'nun aklına, daha önce pentagon ve hexagonlardan oluşturduğu, "Gece Gökyüzü" modelini getirdi. O gece, çalışma gruplarından bir bölümü de karbon atomlarını, futbol topuna benzeyecek şekilde birleştirmişti. Ve grup, pentagon ve hexagonların hep 60 sayısında buluştuğunu keşfetti. 60 karbon atomundan oluşan "Buckyball’lar şu anda karbonun temel biçimi olarak değerlendirilirken, Kroto ve meslektaşları 1996 yılında Nobel Ödülü'nü almaya hak kazandılar...
ŞOK TEDAVİSİ
Mucit: Julius Wagner-Jauregg Tarih: 1917 Kaza: Mezbaha işçilerinin kesim yöntemi... ECT (Electroconvulsive the-rapy) olarak bilinen elektroşok tedavisi, mezbaha işçilerinin, domuzların elektrikle sersemlemelerinden sonra çok sakin durduklarını fark etmelerinin bir sonucu... ECTye, beyne elektrik akımı verilmesi suretiyle, depresyon gibi akıl hastalıklarının semptomlarını engellemekteki son çare olarak bakılıyor. Elektroşok tedavisi fikri, sıtma aşısıyla frengili hastaları te­davi eden Avusturyalı Julius Wagner-Jauregg tarafından geliştirildi. 1927 yılında Nobel Ödülü alan VVagner-Jauregg, bu fikre, "bir sisteme elektrik verilmesinin tedavi edici özellik taşıyacağından yola çıkarak ulaştı. Ve böylece, çok tartışılan şok tedavisi doğmuş oldu... Aynı zamanda, şizofrenlerin doğal yollardan çarpılmalarının, hastalık belirtilerinin iyileşmesine neden olduğu da belirlenmişti. Psikiyatristler, hastaların beynine elektrik akımı uygulamak yoluyla, anlaşılması güç tedavinin gerçekleştiğini belirtiyorlardı. Ancak ECTnin kısa süreli hafıza kaybına neden olması dışında önemli etkisinin bulunmadığına dair klinik bulgulara az da olsa rastlanıyor. Hastaların tedavi edilmesine yönelik olarak bu yöntem çok uzun zamandan beri kullanılmaya devam ediyor. RADYOAKTİVİTE
Mucit: Henri Becquerel Tarih: 1896 Kaza: Fotoğraf camındakisislenme... Fransız fizikçi Henri Becquerel, 1896 Martı'nda laboratuarındaki çekmecesini açtığında büyük bir sürprizle karşılaştı. Kapkaranlık bir ortamda olmasına rağmen bazı fotoğraf camları bulanıklaşmıştı. O sırada Becquerel, yeni keşfedilen röntgen ışınları üzerinde çalışıyor ve bazı kimyasallar yardımıyla bunların yayılmalarını sağlamaya uğraşıyordu, ilk aklına gelen, güneş ışığının etkisiyle kristallerin ışını yaydığı ve fotoğraf camını sislendirdiğiydi... İlk deneyleri onun doğru yolda olduğunu desteklese de hava bozunca olayın seyri birdenbire değişti. Becquerel, kristallerin güneş ışığından etkilenmesini engellemek için kimyasallar kullanarak camları tekrar çekmeceye koydu. Camları dışarı çıkardığında, uranyumlu kristallerden oluşan camlarda artık sisin bulunmayışına oldukça şaşırdı. Ve bugün "bir atom çekirdeğinin ta­necikler veya elektromanyetik ışımalar yayarak kendiliğinden parçalanması" olarak bilinen radyoaktiviteyi keşfetmiş oldu... KAOS TEOREMİ
Mucit: Ed Lorenz Tarih: 1960'lar Kaza: Bilgisayardaki bozuk çıkış... Amerikalı meteoroloji uzmanı Ed Lorenz'in bilgisayarında anlamsız ve komik veriler belirince, Lorenz bunların her zamanki aksaklıklardan kaynaklandığını düşündü. Ancak hatayla ilgili ipuçlarını elde etmek için kağıttaki çıktıda çalışmaya başladı. Bilgisayarın, başlamak için ilk sonuçları eşleştirdiğini, ancak daha sonra haritayı yok ettiğini gördü. Birden jetonu düştü: Lorenz bilgisayara aynı girdileri ikinci aşamada yüklememiş, bu küçük farklılık da, sonraki birkaç hafta boyunca, tamamen değişik sonuçlar verip durmuştu... Lorenz böylece, hava durumu gibi küçük olayların bazen çok büyük sonuçlar doğurabileceğini açıklayan "kaos teoremini" bulmuş oldu... DAYANIKLI CAM
Mucit: Edouard Benedictus Tarih: 1903 Kaza: Kırılması gereken deney tüpünün yere düştüğünde parçalanmaması... Güvenli camın bulunması, tam da en çok ihtiyaç duyulan zaman­da gerçekleştirildi: Motorlu taşıt çağında... 1903 yılında Fransız kimyager Edouard Benedictus, deney tüpünü laboratuarının zeminine düşürdü. Tüp kırıldı ancak dağılmadan tek parça halinde kaldı. Benedictus, kolodyum ihtiva eden sıvının buharlaşmasından sonra tüpte kalan ince plastik tabakanın parçalanmayı engel­lediğini anladı. Bunu not ettikten sonra bu konu üzerine fazla kafa yormadı. Ancak, kaza yapan bir aracın için­deki kızın kırılan camlardan çok feci şekilde yaralanması, bu konuyu tekrar gündeme getirmesine neden oldu. İşte dayanıklılığın fotoğrafı:Camın dış yüzeyini bir aradatutan maddenin adıselüloz nitrat... Gelişimini veyaygın kullanımını sürekliilerleme kaydeden otomobilsektörüne borçlu Daha önceki deneyiminden esinlenerek iki cam tabakasının arasına selüloz nitrat yerleştirerek üç katlı camı oluşturdu. Buluşu 1920'lerde arabaların ön camlarında kullanılmaya ve otomotiv endüstrisinde ciddi şekilde taklit edilmeye başlandı.
Walt Disney'in hikayesi Yaratıcı zekalardan ilginç buluşlar
Parlak Fikirler Üretmenin 10 Yolu Yazar: Darren Roberts Asagida, fikir üretmek için kullanabileceginiz ve çalismalarinizda size faydali olabilecek 10 yöntem siralaniyor. - Sorunu tanimlayin. Is sorunlarini çözecek fikirler üretmek için, hepimizin bir baslangiç noktasina ihtiyacimiz var. JFK Havaalani’na gitmeden, New York’tan Frankfurt’a uçamazsiniz. Nerede oldugunuzu tam olarak bilmiyorsaniz, mevcut konumunuzu belirlemek amaciyla bir harita edinmelisiniz. Daha sonra, JFK Havaalani’na dogru yavas yavas yol alabilirsiniz. Ilerlemeye çalismadan önce, nerede bulundugunuzdan emin olmaniz sarttir. Baska bir deyisle, sizi New York’a götürecek haritayi çok iyi incelemeniz gerekir. - Beyin firtinasi yapin. Bu dahiyane yöntemi, büyük ihtimalle daha önce duymussunuzdur. En basit anlatimla, bir grup insan toplanir ve ana hatlariyla belirlenen hedeflerle ilgili olarak yazabildigi kadar çok sey yazar. Stratejik planlama ya da benzeri bir sey için endiselenmeyin. Yalnizca fikir üretmeye odaklanin. Gruba zaman siniri getirin. Ayrica, zamani ve yeri iyi seçin ki toplam performansa gerçekten katkilari olsun. Herkesin tam formunda oldugundan ve “büyük düsün” mesajini aldigindan emin olun. Saglikli bir beyin firtinasi toplantisinin ardindan tonlarca fikre sahip olabilirsiniz. - Tamamen istediginiz seye odaklanin. Fikirlerinizin is çözümleriniz açisindan üretken olmasini istiyorsaniz, dis etkenlere duyarsiz kalmaniz gerekir. Hiçbir seyi hos görmeyin! Sizi oyalayacak konulardan, günlük asabiyetlerden ve yasaminizdaki tahmin edilebilir dramlardan sonsuza dek kurtulun! Yalnizca sorunu çözmeyin; is programinizi yeniden tasarlayin ki tahmin edilebilir tatsizliklar, bir daha sizi rahatsiz edemesin! - Çözmeye çalistiginiz seye gerçekten ilgi duyun. Mecbur oldugunuz için yaptiginiz, ama kesinlikle nefret ettiginiz bir spor (ya da belli ders konulari) çalismasina katildiginiz okul günlerinizi hatirliyor musunuz? Bu faaliyetlerde ne kadar iyi oldugunuzu animsiyor musunuz? Muhtemelen hayir; çünkü bu, hiç de hos bir ani olarak kalmamis zihninizde. Yine de iyi performans göstermediginizi söylemek, daha güvenli bir yol olabilir. Büyük ölçüde hoslanmadiginiz bir isi yaparken üstün basari göstermek, gerçekten çok zordur. Yapmaya çalistiginiz ise yönelik içten gelen bir ilginiz varsa, basari yüzdesi ciddi biçimde artar. Sizi sikintidan patlama noktasina getiren bir isi çözmeye çalisiyorsaniz, en iyisi, o isten zevk alan birine devredin. Söz konusu kavram, ekip çalismasini kapsar ki bu da apayri bir konudur. Serbest meslek sahibiyseniz, (isinizin gelmesini istediginiz nokta hakkinda bir vizyonunuz oldugunu göz önüne alarak) konuya otomatik olarak ilgi duyarsiniz. - Paralel sorun ve çözümler arayin. Mevcut sorununuzu geçmiste yasadiginiz bir sorunla iliskilendirin ve ikisi arasinda paralellik olup olmadigina bakin. Daha kolay sorunlarin çözümünde kullanilan yöntem(ler), sonraki sorunlarin çözümüne yönelik fikir üretmede size önemli ölçüde yardimci olabilir. Yanal, dikey ve mantiksal düsünün. En iyi fikirler, her zaman, ortak bir amaç için çalisan gruplardan çikar. Grubunuza, konusmaktan ziyade dinleyerek iki kat yaratici olmak için gerekli firsati verin. Bunu mümkün oldugunca gayriresmi bir biçimde yapin ve geçmis örnekleri gün isigina çikarin. Böylece, önceki basarilarin devamini getirip onlari bugünkü mücadeleyle bir adim ileri götürebilirsiniz. - Her görevi bir mücadele olarak görün. Bir soruna salt bir “sorun” olarak bakarsaniz, pek çok insanla ayni bakis açisina sahip olursunuz. Elbette, bu bir sorundur ve bu yüzden, bir çözüme ihtiyaç duyar. Ne var ki, bu “sorunu” bir “varliga” dönüstürmeye çalisirken, söz konusu düsünce, zihnin ön saflarinda olmamalidir. “Sorun” sözcügü, genel itibariyle, olumsuz düsüncelerimizi özetler. Çözüme neredeyse bir engel olusturan da bu olumsuz düsüncelerdir. Madalyonun öteki yüzüne bakarsak, (ilk maddedeki örnegimizde) bulundugumuz noktadan New York’a seyahati, macera dolu bir mücadele olarak görebiliriz. Bu yöntem sayesinde, zihnimizde daha olumlu düsünceler barindirabilir ve potansiyel zorluk tasiyan bir sorunun aksine, bizi bekleyen ilginç mücadelede daha zevkli bir süreç yasayabiliriz. Yalnizca hedefle ilgilenin. Frankfurt’a vardiginizda ne kadar mutlu olacaksiniz! - Mücadeleyi/sorunu cazip hale getirin. Tamam, geçmis örnekleri kullanma ve “mücadelemize yanit bulmak” için paralellik yaratma konusunu ele aldik. Bunun bir adim ötesi, mücadeleyi bir slogan seklinde sunmaktir. Ayni örnegi kullanirsak: “Noel’de Jackie Teyze’ye” “Ya Frankfurt ya da yenilgi” “Yazin Avrupa’ya” “Ömür boyunca bir kez yasanacak rüya seyahat” “Avrupa kültürünü yasamak” “Yarin, saatte 250 km hizla ve yasal olarak seyahat edin” Böyle davranmak, herkese, eldeki sorunun çözülmesiyle saglanacak avantajlar hakkinda bir fikir verecektir. Onlari, zaten olayin içinde olduklarina inandiracaktir. Zihinlerde popüler bir vizyon oldugunda, amaca ulasmak daha kolaydir. Siz hangi slogani önerirsiniz? - Hayal kurun! Yaratici bilinçaltinizin size hizmet etmesine izin verin! Camdan disari sabit bir biçimde bakarak araba kullanirken, yataginizda uyurken, ofiste günlük islerle ugrasirken ya da buna benzer anlarda bilinçaltinizin size hizmet vermeye devam etmesi (her zaman tam olarak bunun farkinda olmasaniz bile), garip bir rastlanti degildir. Tamamen alakasiz bir is yaparken birdenbire akliniza bir fikir geliverdigi hiç olmadi mi? Sik sik? Ara sira? Hiç? Her durumda, sorununuzu çözmek için ciddi miktarda zaman ayirdiktan sonra, zihninizin sizin için çalistigini göreceksiniz. Bazen birseyi çözmek üzere çok fazla çaba harcarsaniz, sinirlenmenin disinda hiçbir sey elde edemezsiniz. Öyleyse, “sakin olun”, mola verin ve isi demlenmeye birakin. Bir süre hiçbir sey yapmamanin ne kadar faydali olabilecegine sasirabilirsiniz. - Rutininizi düzenli olarak degistirin. Aliskanliklari ne kadar kolay edindigimize hiç dikkat ettiniz mi? Çogu aliskanlik, aslinda yaraticiliginizin önünü tikar. Iste birkaç örnek: • Her gün ayni güzergahta gidip gelmek • Her gün ayni masada ayni isi yapmak • Düzenli olarak ayni insanlarla iç içe olmak • Her yil izinde ayni yere gitmek Isimizi, çevremizi, ailemizi, vb. daha iyi bir konuma ulastirmak amaciyla saglikli fikirler üretmeye devam etmek için, sürekli olarak “yenilik” pesinde kosmaliyiz. Asinalik, kendimizi son derece güvende hissetmemizi saglamasi nedeniyle iyidir. Zihnimizi degisime kapatan ve yaratici yeteneklerimizi körelten de iste bu güvenlik hissidir. Zaman zaman sehrin içinden geçen, hatta belki de tamamen farkli bir rota izleyen otobüse ya da trene binin; mesleki sorumluluklarinizi genisletin; baska bir spor dali ya da hobi ile ilgilenin; farkli bir dis görünüme bürünerek farkli insanlarla bir araya gelin. Yukarida özetlenen küçük seyleri yaparak ne kadar çok olumlu enerji kazandiginiza sessizce sasiracaksiniz. - Bir not defteri tasiyin. Yanimda her zaman bir not defteri tasirim. Öyle ki, insanoglunun bildigi en basit esyalardan biri olan not defteri olmadan yasayamaz hale geldim. Büyük ihtimalle, neredeyse “magara adami”ndan bu yana not defteri vardi. Cebe sigacak ölçüde bir defter ve bir kaleminiz olmasi harikadir. Böylece, akliniza gelen her fikri kaydedebilirsiniz. “Sonra yazarim” demek, kesinlikle ise yaramaz; çünkü bunu gerçekten yapma sansiniz çok azdir. Onlar sizin fikirleriniz olacaktir. Onlari kaydedin, saklayin ve uygulayin. Baskalarinin size ideal kazandirmasini umarsaniz kiyamete
kadar beklersiniz. · Bir seyleri kesfetmek onlari kesfetmeyi arzulamak sayesinde mümkündür. · Önemli olan "ne yapabildiginiz" degil, "ne yapabileceginizdir." · Bizi düsüncelerimiz sinirlamazsa hiçbir yaratik sinirlayamaz. · Kader iki kardesin oynarken kurduklari hayalleri bile gerçege dönüstürüyorsa, sizin göz yaslarinizla kurdugunuz hayalleri niçin gerçege dönüstürmesin? · Küçük hedefler için harcayacaginiz çaba büyük hedefler için harcayacaginiz çabadan az degildir. · Yasadiklarimizin üzerimize etkilerini belirleyen ne olduklari degil, onlara ne anlam verdigimizdir. · En büyük basarilari atesleyenler, kendilerinden önce gelen büyük basarisizliklardir. · Nasil yapacaginizi bilirseniz, yediginiz darbeleri vurdugunuz darbelere dönüstürebilirsiniz. · Acinizi sizinle gönülden paylasmaya haziriz, ama olumsuzlugunuzu paylasamayiz. · Nasil düsünmeye devam ederseniz öyle düsünmeye alisirsiniz. · Inandigimiz tek dogru vardir. O da yalan da olsa, kendimize israrla söyledigimizdir. · Acinizi sevince dönüstürerek ondan intikaminizi alin. · Mutluluk gerçek güzelliklerin içinde doganlarin degil, çirkinliklerin bile güzel yanlarini kesfedebilecek kadar güzellik kasifi olanlarindir. · Büyük hedefiniz ömrünüz boyunca isik saçacak yildizinizdir. Büyük hedefi olmayanlar bu dünyadan ayrildiklarinda "Büyük bir yildiz aramizdan kayip gitti" demezler. · Basari ayni yönde sonuna kadar gitmektir. · Baskasinin ürettigi eseri satin alabilirsiniz, ancak kendi basarinizi satin alamazsiniz. · Beyninizin hedefe çözüm bulma çabasi siz uyurken, uyanikken, dalginken, bilinçli iken çözüm buluncaya kadar devam eder. · Açilmis yelkeniniz yoksa okyanustan esen rüzgarlar gelip geçerler. Hedef belirlemek yelken açmak gibidir. · Bize hakim olan, sadece kendimizin sahip çiktigi, bizim karar verdigimiz hedeflerdir. · Ne kadar yüksek isterseniz, yüksege o kadar yakin olacaksiniz. · Ne kadar yetenekli olursaniz olun, istemediginiz kadar yüksege çikamazsiniz. · Hedefsiz insan her zaman kaybeden tarafta kalmaya mahkumdur. · Beyninize ne yapmak istediginizi söylemezseniz, nasil yapabileceginizi sizin için arastirip size söyleyemeyecektir. Hatta onu yapmaniza izin vermeyecektir. · Hayatiniza anlam katacak bir hedef bulmak, yasamak için heyecan ve istek bulmaktir. Hiçbir hedefsiz kimse, ormanlari temizlemeyi kendine hedef edinen karinca kadar mutlu ve heyecanli çalisamaz. · Ne istediginizi bilerek istemeye devam ettiginiz sürece kaderiniz de size vermeye devam edecektir. · Neyi basaracaginiz, neyi, nasil ve ne kadar istediginize baglidir. · Ne kadar güçlü olacaginizi ne kadar siddetli istediginiz belirler. · Bas döndürücü bir basariya imza atabilmek için bas döndürücü isler yapmaya degil, bas döndürücü arzulara sahip olmaya ihtiyacimiz var. · Ne kadar arzularsaniz o kadar enerjiyi, o kadar gücü, o kadar emegi amaciniz ugrunda feda etmeye hazir olursunuz. · Gerçek hedefi öylesine arzularsiniz ki onu elde etmeye çalisirken açlik hissetmezsiniz, akliniza eglence gelmez, uykulariniz kaçar. · Basarmak isteyen tüm gemilerini yakmali ve girdigi yoldan geriye dönüsü imkansiz hale getirmelidir. · Önemli olan nereden basladiginiz degil, nereye varmak isteginizdir. · Büyük olmak istiyorsaniz, daglari sirtinizda tasimaya hazir olmalisiniz. · Hiç kimse bir seyi elde edebilecegine inanmadigi sürece onu elde etmeye hazir degildir. Ne kadar hazir oldugunuzu ne kadar arzuladiginiz belirler. · Salonunuzda suladiginiz çiçek nasil yeserirse, kalbinizde beslediginiz hedef de öyle yeserir; çiçegin gidasi su, hedefin gidasi tekrardir. · Önemli olan arzuyu her gün canli tutmayi basarmaktir. Yaptigimiz en büyük hata ihmal etmektir, israr etmemektir. · Büyük insanlar çirkin konusmalari dinlememek için çok özen göstermislerdir. · Bir defa inandiniz mi, inanilmaz isleri basarirsiniz. Ama bir defa inanmadiniz mi, tüm kainat sizi engellemek için seferber olur. · Çogumuzun basaramama nedeni hedefsizligimiz degil, ama hedefimizin bulanikligidir. Kesinlik Tam olarak neyi, tam olarak nasil, tam olarak nerede, tam olarak ne zaman ve tam olarak ne kadar yapmak istiyorsunuz? · Her küçük hedef büyük hedefe destek oldugu, büyük hedefle ayni yol üzerinde oldugu derecede degerlidir. · Hedeflerinizi yazmak kaderinizi yazmak gibidir. · Hazineyi miras birakabilirsiniz ama kullanmadiginiz bilginin ne size ne de mirasçilariniza faydasi vardir. · Basarmanin yapmaktan baska bir yolu yoktur. · Ögrenmek amaciyla bakmazsaniz ögrenemezsiniz. · Hizli ilerlemek istiyorsaniz, ilerlemis insanlari arayip bulun, onlari kopyalayin. · Zihninizde rasgele dolasan bir hedefin çocukça bir hayalden hiç farki yoktur. · Hedefler okyanusunda yüzen geminize hangi rota üzerinden nereye gitmek istedigini göstermelisiniz. · Kanatlarinizi iyi bildiginiz belli bir yönde çirpmiyorsaniz, içine vücudunuzu terk ettiginiz hayat rüzgari sizi gerçekten mutlu olacaginiz bir vadiye tasimayacaktir. · En kötü sonucu kabullenen, en iyi sonucu elde edecektir. Çünkü sorunla en yikilmaz cesaretle bogustugunuz an, en kötü sonucu göze aldiginiz andir. Hiç bir asker ölmekten korkmayan asker kadar korkutucu olamaz. · Sizin içinizde en önemli varlik sizsiniz. Ona güvenmezseniz kime güveneceksiniz. · Bir insana yapabildigini bizzat görmesinden daha fazla güven verebilecek hiç bir telkin yoktur. · Nice inanilmaz yeteneklere sahip insan cesaretsizligi yüzünden kesfedilememistir. · Baslangiçta hata yapmadan mükemmele ulasan hiç kimse yoktur. · Tüm baskalarini küçük görenler, aslinda kendilerini küçük görenlerdir. · Korkularimizin çogu bunlarin gerçeklesmesinden beter ve gülünçtür. · Evet, ne yazik ki herkes basaramayacak. Iste onlar basaramayacaklarina inananlardir. · Herkes yeteneksiz oldugunu düsündügünde meydan cesaret gösteren ve öylesine tesebbüs eden birkaç kisiye kalacaktir. · Dogruyu yapmak için elimizden gelen tüm çabayi göstermeliyiz. Eger yanlis yapmaktan korkarsak, büyük dogrularimizla insanlari tanistiramayiz. · Yaptiklarinizla varsiniz, yaptiginiz kadar büyüksünüz. · Beyninizin sekreterlik hizmetinden faydalanabilmek için ona görevinizi önceden bildirmelisiniz. · Boynunuzu vurmak için kalkan kiliçtan yarim saat sonra kendinizi korumak ne ise, simdi yapilmasi gereken isi yarim saat ertelemek de odur. · Zihnimiz kuslarin bedenleri gibi hareketli olmalidir. · Çogu zaman yapamamanin tek nedeni vaktinde yapmamaktir. · Islerinizi ertelerseniz, uçaginizin hizi düser, yere çakilirsiniz; çünkü uçagi havada tutan tek güç sahip oldugu hizdir. · Kimsenin dünyada ikinci hayati olmayacaktir. Bir defa sansiniz var ve simdi. · Karar verdiginiz ise, karar verdiginiz dakika geldiginde hemen saldirin. · Bir kere hayata atildiktan sonra, kendilerinin koyduklari disinda insanlarin hiçbir asilmaz engelleri yoktur. · Güzergahinda çukuru, dagi, vadisi, denizi olmayan bir yolculuk yoktur. · Her yagmurda evleri baslarina yikilan karincalar vazgeçmezken biz hangi deprem yüzünden vazgeçecegiz? · Hendeklerin üzerinden atlayamayan develer daglari zapt eden komutanlarin binegi olarak ün salmamistir. · Inanilmaz kurtuluslar en dayanilmaz çaresizliklerle bogustugumuz anda gelir. · Gücünüzün tükendigini sandiginiz yer, bir adim daha direnirseniz kurtulusun aniden kolunuzdan tutacagi yerdir. · Bogustugunuz sartlar ne kadar agirsa, gelecekte ulasacaginiz basari o kadar büyük olacaktir. · Ne kadar kötü yaparsaniz yapin, vazgeçmediginiz sürece en iyisini yapmayi mutlaka ögreneceksiniz. · Ister melek, isterse seytan olsun, girdigi yolun sonuna kadar giden herkes takipçiler bulacaktir. · Ötelere varabilecek olan, yerinde duran büyük dag degil, sürekli ilerleyen küçük karincadir. Baska bir arayisi olmayanin, baska bir bulusu da olmayacaktir. · Yüzmeyi ögrenmenin tek yolu çirpinmaktir. · Zamanlari geldiginde çiçeklerin açmasini hiç bir güç durduramaz. |

İşte dayanıklılığın fotoğrafı: