|
| Soru: |
|
İlâhî kazalar (takdir) bir hikmete dayalı olarak mı takdir edilmişler yoksa bir hikmete dayanmıyorlar mı?
Şayet ilâhî takdirlerin arkasında mutlaka bir hikmet varsa, acaba Allah insanlardan, onların yapmakta oldukları şeyleri irade etmiş midir?
Eğer yaptıklarının öncesinde ilâhî bir irade varsa, bu durumda mazeretin olmasının ne anlamı olabilir ki?
Bize fetva ver, Allah ecrini versin.
|
|
| Cevap: |
|
Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.
Hiç kuşkusuz Rabbimiz her şeyi bilgi, kudret ve hikmetiyle kuşatmıştır. Rahmeti ve bilgisi her şeyi kapsayacak enginlikte ve sonsuzluktadır. Göklerde ve yerdeki her bir zerreyi, anlamlardan her bir anlamı, bilgi ve rahmetinin eksiksizliğiyle, kudret ve hikmetinin kemaliyle görür, müşahede eder. O, mahlûkatı boşuna yaratmamıştır. Hiçbir şeyi abes, amaçsız, hikmetsiz, anlamsız yapmamıştır. Bilakis O, fiili ve sözüyle hikmet sahibidir. Hikmetinin bir kısmından kullarından bazısının haberdar olmasını sağlar. Ama bir kısmını da sırf kendi bilgisine özgü kılar. | |
|