Cahit ARF (1910-1997)
Ülkemizde
matematiğin simgesi haline gelen Cahit ARF 1910 yılında Selanik’te
doğdu. 1932 yılında Galatasaray Lisesi’nde matematik öğretmenliği, 1933
yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde profesör yardımcısı
(Doçent adayı ) olmuştur. Doktorasını 1938 yılında Almanya’da Göttingen
Üniversitesi’nde tamamladı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi’ne dönen
ARF, 1943 de profesör, 1955’de Ordinaryus Profesör oldu.1964-1965
yılları arasında Fransa’da bulunan Princiton’daki Yüksek Araştırma
Enstitüsü’nde konuk öğretim üyesi olarak görev yaptı. 1938
yılından beri Cahit ARF cebir, sayılar teorisi, elastisite teorisi,
analiz, geometri ve mühendislik matematiği gibi çok çeşitli alanlarda
yaptığı çalışmalarla matematiğe temel katkılarda bulunmuş, yapısal ve
kalıcı sonuçlar elde etmiştir. Bütün Türk
matematikçilerine dolaylı veya dolaysız bir şekilde esin kaynağı olmuş,
yaptığı uyarılar ve verdiği fikirlerle çevresindeki tüm
matematikçilerin ufuklarını genişletmiş ve çalışmalarını yeni bir bakış
açısıyla yönlendirmelerini sağlamıştır. Cahit
ARF’ ın ilk çalışması, 1939 yılında Almanya’nın ünlü bir matematik
dergisi olan Crelle Journal Dergisi’nde yayınlanmıştır. Cahit ARF
çözülebilen cebirsel denklemlerin bir listesini yapmak amacıyla
Göttingen’de ünlü matematikçi Hasse’nin doktora öğrencisi oldu.
Hasse’nin önerisiyle özel haller problemini çözdü. Cahit ARF bu
çalışmasıyla sayılar teorisinde çok özel bir yeri olan lokal cisimlerde
dallanma teorisine çok önemli yapısal bir katkıda bulunmuştur. Burada
bulduğu sonuçlardan bir bölümü dünya matematik literatüründe “Hasse-Arf Teoremi”olarak geçmektedir. Bundan
sonra uğraştığı problem, matematikte “kuadratik formlar” olarak bilinen
konudadır. Uzayda konisel yüzey denklemleri buna basit bir örnek olarak
gösterilebilir. Bu konudaki temel problem, kuadratik formların bir
takım invaryantlar, yani değişmezler yardımıyla sınıflandırılmasıdır.
Bu sınıflandırma Witt adında ünlü bir Alman matematikçi tarafından
karekteristiği ikiden farklı olan cisimler için 1937 de yapılmıştır.
Karekteristik iki olunca problem çok daha zorlaşıyor ve Witt’in yöntemi
uygulanamıyordu. Cahit ARF bu problemle uğraştı ve karekteristiği iki
olan cisimler üzerindeki kuadratik formları çok iyi bir biçimde
sınıflandırdı. Bunların invaryantlarını, yani değişmezlerini inşa etti.
Bu invaryantlar dünya literatüründe “Arf İnvaryantları” olarak geçmektedir. Bu çalışması 1944 yılında Crelle Dergisi’nde yayınlandı ve Cahit ARF ‘ı dünyaya tanıttı. 1945’lere
gelindiğinde düzlem bir eğrinin herhangi bir kolundaki çok kat
noktaların çok katlılıklarının yalnız aritmetiğe ait bir yöntem ile
nasıl hesaplanacağı iyi bilinmekteydi. Düzlem halde algoritmanın
başladığı sayılar eğri kolunun parametreli denklemlerinden bilinen bir
kanuna göre elde ediliyordu. Genel durumda ise böyle bir sonuç henüz
bulunamamıştı. Bu sıralarda İstanbul’da Patrick Du Val adında bir
İngiliz matematikçi bulunuyordu. Du Val genel halde algoritmanın
başladığı sayılara “karakter” adını vermiş ve eğrinin tüm geometrik
özellikleri bilindiği zaman bu karakterlerin nasıl bulunacağını
göstermişti. Bunun tersi de doğruydu. Bu karakter bilinirse, eğrinin
çok katlılık dizisi, yani geometrik özellikleri de bulunabiliyordu.
Burada açık kalan problem ise bir eğrinin denklemleri verildiğinde
karakterlerini bulabilmek idi. Cevap düzlem eğriler için bilinmekte,
ama yüksek boyutlu uzaylarda bulunan tekil eğriler için bilinmemekte
idi. Ayrıca, yüksek boyutlu bir uzayda tanımlanmış bir tekil eğrinin
çok katlılık özelliklerini, yani geometrik özelliklerini bozmadan en
düşük kaç boyutlu uzaya sokulabileceği de bu problemle beraber
düşünülen bir soru idi. Bu çeşit sorular matematiksel bakış açısının
temel problemi olan sınıflandırma probleminin eğrilere uygulanması
bakımından son derece önemli ve zor sorulardı. Cahit ARF bu problemi
1945’de tamamı ile çözmüş ve tek boyutlu tekil cebirsel kolların
sınıflandırılması problemini kapatmıştır. Bu sonucun zorluğu hakkında
fikir elde edebilmek için düzgün varyetelerin sınıflandırılması
probleminin bugüne kadar 1,2 ve kısmen 3 boyutlu varyeteler için
çözüldüğünü tekilliklerinin sınıflandırılması probleminin ise 1 boyutlu
varyeteler, eğriler için Cahit ARF tarafından çözüldüğünü göz önüne
almak gerekir. Cahit ARF bu problemi çözerken önemini gözlediği ve
problemin çözümünde en önemli rolü oynadığını fark ettiğini bazı
halkalara “karekteristik halka” adını vermiş ve daha sonra gelen
yabancı araştırmacılar bu halkalara “Arf Halkaları” ve bunların kapanışlarına “Arf Kapanışları” adını vermişlerdir. Cahit ARF’ın bu çalışması 1949 ‘da Proceedings of London Matematical Society dergisinde yayınlanmıştır. Cahit ARF’ın 1940’lı yıllarda yaptığı bu çalışmaların günümüzde hala kullanılıyor olması, onun kalıcılığını ispatlamıştır. Cahit
ARF’ı ilk tanıyan bir kişi onun sadece matematiğe ilgi duyan bir insan
olduğu izlenimini edinebilirdi. Cahit ARF için, matematik her şeyin
üzerinde ve ötesindeydi. Ancak, onu TÜBİTAK’ın kurulmasında ve
gelişmesinde gösterdiği çabayı ve özeni bilenler Cahit ARF’ın öyle
içine kapanık, matematikle uğraşan, dış dünya ile ilgilenmeyen bir kişi
olmadığını bilirler. Mühendisliğin günlük hayattan doğan problemlerine
her zaman ilgi gösterirdi. Ama, bu probleme mutlaka matematiksel bir
model bulmaya çalışırdı. Hele bir de pratikten gelen problemi matematik
olarak çözüme kavuşursa pek keyiflenirdi. Mustafa İNAN’la böyle bir
işbirliği yapmış ve İNAN’ın köprülerde gözlemleyip, araştırdığı bir
sorunun matematiksel kesin çözümünü vermiştir. Bu çalışmaları Cahit
ARF’a İnönü Ödülü’nü kazandırmıştır. Üniversitede
rektörlük, dekanlık gibi idari görevler almaktan kaçınmıştır.
Araştırmacıların bu gibi görevlerden uzak durmaları gerektiği
görüşündeydi. Ama uzun yıllar TÜBİTAK Bilim Kurulu Başkanlığı’nı da
özveriyle yürütmüştür. Ortadoğu Teknik
Üniversitesi’nde bulunduğu yıllarda yeni ve farklı bir üniversite
modelinin ve kültürünün ortaya çıkması için çaba göstermiştir. Akademik
dünyanın yapay hiyerarşik ayrımlarıyla alay etmiştir. Genç öğretim
üyeleri ve öğrencilerle çok güzel, yararlı ve keyifli diyalog
içindeydi. Her zaman üniversite içi çekişmelerden ve politikadan özenle
uzak durduğu halde, ODTÜ sistemi tehlikeye düştüğünde duyarlı ve
sorumlu bir bilim adamı olarak kendini bir mücadelenin içine atmaktan
çekinmemiştir. Bu onurlu mücadele de bile matematiğin aksiyomatik
yaklaşımını kimseye farkettirmeden kullanmıştır. Cahit
ARF 1948’de İnönü Ödülü, 1974’de TÜBİTAK Bilim Ödülü, 1980’de İTÜ ve
KATÜ Onur Doktorası, 1981’de de ODTÜ Onur Doktorası’nı aldı. Genç yaşta
Mainz Akademisi Muhabir Üyeliğine seçildi ve Türkiye Bilimler Akademisi
Onur Üyesi oldu. Cahit ARF matematikte kalıcı
izler bırakarak 26 Aralık 1997 ‘de aramızdan ayrılmıştır. Türkiye’de ve
dünyada her zaman hatırlanacaktır. TANIYANLARIN AĞZINDAN CAHİT ARFPROF. DR. ERDAL İNÖNÜ :( EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ, ODTÜ FİZİK BÖLÜMÜ ) "...
Cahit ARF’ın önemli bir özelliği, her şeyin aslını anlamaya çalışmak
olmuştur. Birisi bir konuşma yaparken, anlamadığı yeri hemen sorardı.
Hiçbir şeyden çekinmezdi, onun için önemli olan anlamaktı; bilime değer
veren bir insan olarak anlamak, araştırıcı zekasını kullanarak
olayların nedeni anlamak...” PROF. DR. ŞAFAK ALPAY: (ODTÜ MATEMATİK BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ) “...
Ortadoğu Teknik Üniversitesi Cahit Hoca’sını 1977 de içine düştüğü
bunalım sırasındaki kararlı, toparlayıcı ve yönlendirici tutumuyla
hatırlayacaktır. İstenmeyen bir rektörün atanmasıyla ortaya çıkan
bunalım nedeniyle eğitim durmuş, kaba kuvvet üniversiteden hesap sormak
amacıyla üniversiteye yerleştirilmişti. Can güvenliğinin olmadığı
ortamda Cahit Hoca kaba kuvvetin tehditlerine aldırmadan üniversiteye
sıcak gülüşü, babacan görünümü, tükenmez enerjisi ile öğrenci ve
öğretim üyelerine esin kaynağı olmuştur. O günlerde özerk ve demokratik
üniversite için yaptığı çalışmalar ve katkılardan ötürü Tüm Öğretim
Üyeleri Derneği’nin değerli bilim adamımız Seha Meray adına koyduğu
ödül Cahit Hoca’ya verilmişti...” “... Tahta
oymacılığını, vişne likörünü, Sabahattin Ali öykülerini, torunlarını
çok seven Cahit Hoca’yı bizde çok sevdik ve saydık. Bölüm
koridorlarındaki tütün kokusu ve gök gürültüsü sesi, zarif yazısıyla
dolmuş kara tahtalar hiç aklımızdan çıkmayacak ve bize her zaman esin
kaynağı olacaktır...” PROF. DR. M. GÜNDÜZ İKEDA: ( TÜBİTAK Ulusal Elektronik Araştırma Enstitüsü ) “...
Tek tür problemler üzerinde, yani merak ettiği problemler üzerinde
çalışanlar var. Şöyle anlatayım: Bazı dağcılar için Himalayalar’a
çıkmak pek bir şey ifade etmese de “kimse tırmanmamıştır” denildiğinde
birden heveslenirler. Bu birinci tip matematikçiler için de geçerli.
Çözülmemiş problemler onlar için dayanılmaz bir çekiciliğe sahiptir.
Bir de genel bir sistemi ele alarak çalışanlar, ‘Bu sistemi nasıl
karekterize edeceğim, benzer sistemler olduğunda bunları nasıl ayırt
edebilirim?’ diye düşünenler var. Cahit Bey bu ikinci sınıfa giriyor...” PROF. DR. HALİL. İBRAHİM KARAKAŞ: (Akdeniz Üniversitesi Matematik Bölümü ) “...
Cahit ARF ömrünü daha çocukluk yıllarında ‘tutku’ ile bağlandığı
matematiğin, daha genel olarak bilimin gelişmesine adamıştır. Bilim
adamlığını yaşam biçimi olarak seçmiş ve öyle yaşamıştır. Nasıl bilim
üretileceğinin en güzel örneklerini sergilediği gibi, ülkemizde bilimin
filizlenip gelişebileceği ortam ve kurumların yaratılmasında da
önderlik yapmıştır. TÜBİTAK’ın kurulmasındaki katkısına ek olarak ODTÜ
Matematik Bölümünün oluşumunu yönlendirmiştir...” “...
Hocalığı konusunda tevazu gösterir, ‘ben iyi hoca değilim’ derdi.
Ancak, derslerinde ve seminerlerinde ele aldığı konuyu sunarken sanki
yeniden keşfediyormuş gibi heyecan ve haz duyduğu belli olur, gözleri
çakmak çakmak parlardı. Cahit ARF, çağdaşları arasında matematiğin her
dalında bilgi ve söz sahibi olan ender matematikçilerden biriydi.
ODTÜ’de bulunduğu yıllarda matematik bölümünün tüm seminerlerine
katılır, ilgi ile izler, soruları ve yorumlarıyla önemli katkıda
bulunurdu...” SİNAN SERTÖZ: (Bilkent Üniversitesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi) “...
Geriye dönüp baktığımda ‘Cahit Hoca’dan öğrendiğim en önemli şey
neydi?’ diye şunu hatırlıyorum: Gebze Araştırma Merkezine Cahit Hoca, o
sıralar 75 yaşında idi, her sabah servisle gelir, odasına çıkar, önüne
kağıtlarını alır ve çalışmaya başlardı. Bir öğle yemeği ve kahve molası
hariç akşam servisine kadar çalışırdı. Her gün! Beklentilerim
aldıklarımın önüne çıkmaya başladığı zaman ‘Cahit Hoca kadar çalıştın mı ?’ diye sorarım kendime...” SON SÖZ DE YİNE USTA’DAN GELİYOR... “ Matematik tümevarımsal bir bilimdir ve bu tümevarımsal bilim sonsuz kümeler için geçerli. Bu sonsuzlukları tümevarımsal bir şekilde kavrıyoruz ve kavradığımız zaman da o sonsuzluğu hissediyoruz , sınırsızlığı. Ve bu bize mutluluk veriyor, çünkü ölümü unutuyoruz... Herkes ölümsüz olduğunu hissettiği alanda çalışmak ister. Ben de matematikte kendimi ölümsüz hissettim...” CAHİT ARF ( İSTANBUL,26,12,1997 ) Kaynak : http://sci-stud.ankara.edu.tr/~mat/arf.htm ;) Türk Matematikçileri
Hüseyin Tevfik Paşa (1832-1901)
- Hüseyin Tevfik Paşa ve Linear Algebra, Kazım
Çeçen, İTÜ Bilim ve Teknoloji Tarihi Araştırma Merkezi Yayın no: 5, 1988 İstanbul.
-
Hüseyin Tevfik Paşa, Kazım Çeçen, Bilim ve Teknik Dergisi, sayı 285, sayfa
42, Ağustos 1991.
-
Salih Zeki Bey'e göre Vidinli Tevfik Paşa, Celal Saraç, Bilim Tarihi, Sayı
9, Temmuz 1992.
Salih Zeki (1864-1921) - Hüseyin Tevfik Paşa ve Linear Algebra, Kazım
Çeçen, İTÜ Bilim ve Teknoloji Tarihi Araştırma Merkezi Yayın no: 5, 1988 İstanbul.
- Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü, Erdal İnönü,
TÜBİTAK-Yapı Kredi Yayınları, 1997, İstanbul.
- Salih Zeki Bey-Hayatı ve Eserleri,
Celal Saraç, Kızılelma Yayıncılık, İstanbul, 2001.
-
Salih Zeki-Matematik Dünyası Dergisi Kış 2003 sayısı
- Kısa biyografi.
- Anabritannica ve Meydan-Larousse ansiklopedileri
"Salih Zeki" maddesi.
Mehmet Nadir (1856-1927)
- Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü, Erdal İnönü,
TÜBİTAK-Yapı Kredi Yayınları, 1997, İstanbul.
Kerim Erim (1894-1952)
İlk doktoralı matematikçimiz.
- Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü, Erdal İnönü,
TÜBİTAK-Yapı Kredi Yayınları, 1997, İstanbul.
-
Matematikçi Kerim Bey ve Einstein, Matematik
Dünyası Dergisi, 2004 Kış sayısı.
- Matematikte Bir Öncü Kerim Erim,
Osman Bahadır, Anahtar Kitaplar Yayınevi, 2006, İstanbul.
-
Einstein ile Bir Saat-Kerim Erim,
Matematik Dünyası Dergisi, 2004 Kış sayısı.
- Anabritannica ve Meydan-Larousse ansiklopedileri
"Erim Kerim" maddesi.
Nazım Terzioğlu (1912-1976)
Orhan Alisbah (1910-1989)
Hüseyin Demir (1916-1995)
- Cem Tezer, Hüseyin Demir: Hayatı ve
Eserleri, Matematik
Dünyası
Cilt 5, Sayı 3 (1995) 1-9.
- Hüseyin Demir'in 1931'de Darüşşafaka'da ortaokul öğrencisiyken bulduğu
Pisagor Teoremi kanıtı. (Kaynak: Ö. Özlük,
A. Şengül, C. Tezer, Pisagor teoreminin çeşitli
ispatları, Matematik Dünyası, Cilt 1, Sayı 3, (1991) 6-9.
Cahit Arf (1910-1997)
- Tübitak Bilim Teknik Dergisi
Cahit Arf ozel
sayisi.
- Tübitak Bilim Teknik Dergisi Cahit Arf
üzerine kapsamlı bir yazı: Sayi 315, Subat 1994, sayfa 72-80.
-
Bir Efsanenin Ardindan:
Tübitak Bilim Teknik Dergisi, Sayi 364, Mart 1998, sayfa 98-99.
- Arf hakkında
"History of Mathematics"
bağlantısından da bilgi alınabilir.
- Türk Matematik Derneği Cahit
Arf'ın toplu eserlerini yayınladı, Collected Papers of Arf.
- ODTU Matematik Bolumu Cahit Arf Sayfasi
-
Benim Tanıdığım Cahit Arf, Robert P. Langlands, Matematik Dünyası Dergisi
Kış 2003 sayısı.
- Anlamak Tutkunu Bir Matematikçi CAHİT ARF, Hazırlayanlar:
Tosun Terzioğlu ve Akın Yılmaz, Türkiye Bilimler Akademisi Yaşam Öyküleri 4,
(2005).
Kitap tanıtımı:
"Anlamak" Tutkunu Bir Matematikçi: Cahit Arf, Ali Nesin,
Matematik Dünyası Dergisi 2004-IV sayısı. - Cahit Arf-Bir Efsane Böyle Geçti, Oyun, 1
perde 2 sahne.
- Cahit Arf'lı Anılar, Baraka Dergisi, İstanbul ODTÜ Mezunları Derneği Yayın Organı, Aralık
2005, s10-11.
- Anabritannica ve Meydan-Larousse ansiklopedileri
"Arf Cahit" maddesi.
- Türk Matematik Derneği Cahit Arf ve
Gündüz İkeda Bursları veriyor.
Masatoshi Gündüz İkeda (1926-2003)
Genel Internet Kaynakları:
Bilim Tarihi
Matematik Dünyası
Türk
Matematik Derneği
Dünya Matematikçileri (İngilizce)
Ömer Hayyam
Doğum: 18 Mayıs 1048, İran
Ölüm: 4 Aralık 1131, İran
Ömer Hayyam, son derece karışık politik yapıya sahip
bir bölgede yaşamıştır. 1038-1040 yılları arasında,
Selçuklular Mezopotamya, Suriya, Filistin ve İran�ın büyük
bölümünü de kapsayan bir coğrafyaya hakim olmuşlardı. 1055
yılında Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey Bağdat�ı da ele
geçirmişti. Hayyam�ın gençliği, Selçuklu egemenliğindeki
topraklarda geçmiştir.
Hayyam, gençlik yıllarında felsefe öğrenimi görmüştür.
Bu yıllarda edebiyatla da ilgilenmeye başlamıştır. Hayyam
bir dönem şiir de yazmıştır. Ancak Hayyam�ın en başarılı
olduğu alan matematik ve astronomidir. Hayyam, yaşadığı
bölge itibarıyla, eğitimin çok zor olduğu bir ortamda
büyümüştür. Bu konuda, Cebir problemlerinin ispatı üzerine
adlı eserinin girişinde eğitim yıllarının çok zor geçtiğini
anlatmıştır.
Hayyam, sıradışı bir matematikçiydi. Çok üstün bir
zekası vardı. 25 yaşından önce Aritmetik problemleri adlı
eseri de dahil olmak üzere bir çok eser yazmıştır. 1070
yılında Orta Asya�daki en eski şehirlerden biri olan
Samarkand�a yerleşmiştir. Samarkand�ın önemli
hukukçularından Abu Tahir, kendisini desteklemiş ve ünlü
eseri Cebir problemlerinin ispatı üzerine adlı çalışmasında
kendisine yardımcı olmuştur.
Selçuklu�ların kurucusu Tuğrul Bey, Eshafan şehrini,
imparatorluğun başkenti yapmış ve 1073 yılında da torunu
Malik Şah�ı Eshafan şehrinin yönetmek üzere
görevlendirmiştir. Malik Şah, Hayyam�ı Eshafan�a davet
ederek orada bir gözlemevi açmasını istemiştir. Hayyam bu
isteği kabul etmiş ve gözlemevini kurmuştur. Bu gözlemevinde
sonraki 18 yıl çalışmış ve bilim adamlarına başkanlık
etmiştir. Bu yıllarda Hayyam çok önemli gözlemler yapmış ve
astronomi tabloları çıkarmıştır.
Hayyam, Eshafan�da yaptığı gözlemlerin sonucunda bir
yılı, 365,24219858156 gün olarak ölçmüştür. Bu ölçüm
neredeyse tam olarak kesin doğru bir ölçüm kabul edilebilir.
Aynı zamanda bu ölçüm, o ana dek yapılan en doğru ölçüm olma
özelliğini de taşımaktadır.
1092 yılında başgösteren olaylar, Hayyam�ın bilimsel
çalışmalarını ve sakin yaşamını bozmuştur. 1092�de Malik Şah
ölmüş ve veziri Nizam al-mulk öldürülmüştür. Bu olaylar
sonucu yönetimi iki yıl, Malik Şah�ın ikinci karısı
sürdürmüş ancak bu dönem bir çok kargaşaya sebep olmuştur.
Bu yıllarda, ortodoks Müslümanlar tarafından Hayyam�ın
çalışmaları sürekli engellenmiştir ve Hayyam, birkaç defa
saldırıya uğramıştır. Bu olumsuz duruma karşın Hayyam,
bilimsel çalışmalarını 1118 yılına kadar Eshafan�da
sürdürmüştür.
1118 yılında Malik Şah�ın üçüncü oğlu Sanjar Selçuklu
hükümdarı olmuştur. Bu dönemde Hayyam�ın Eshafan�dan
ayrıldığı ve Selçuklu�ların yeni başkenti olan
Türkmenistan�daki Merv şehrine yerleştiği bilinmektedir.
Hayyam�ın en önemli cebir çalışması, Cebir
problemlerinin ispatı üzerine adlı eserden önce yazdığı
cebir notlarında kübik denklemlerin (üçüncü derece
denklemlerin) çözümünü göstermiştir.
Hayyam�ın en önemli eseri, yukarıda da belirtildiği
üzere, Cebir problemlerinin ispatı üzerine adlı
çalışmasıdır. Bu çalışmasında, üçüncü derece denklemlerin
çözümünü, kesişen konik parçalarını kullanarak yapmıştır.
Hayyam, konik parçaları kullanarak, üçüncü derece
denklemlerin çözümü için yöntem geliştiren ilk
matematikçidir.
Hayyam, üçüncü derece denklemlerin birden fazla çözümü,
yani kökü olabileceğini söylemiştir. Bazı denklemlerin iki
kökünü bulsa da üç kökünü birden bulamamıştır.
Hayyam�ın kaybolan eserlerinden birinde Pascal üçgenini
de incelediği düşünülmektedir. Ancak Pascal üçgenini ilk
inceleyen matemtikçi, Hayyam değildir. Al-Karaji�nin bu
konuda bir çalışması önceki dönemlerde olmuştur.
Harezmi
Horasan bölgesinde bulunan harezm(bugünkü
Türkmenistan'ın Khiva) şehrinde dünyaya gelen Harezmi'nin
tam adı Abdullah bin Musa el-Harezmi'dir. Harezm'de temel
eğitimimini alan Harezmi gençlinin ilk yıllarında
Bağdat'taki ileri bilim atmosferinin varlığını öğrenir. İlmi
konulara doyumsuz denilebilecek seviyedeki bir aşkla bağlı
olan Harezmi ilmi konularda çalışma idealini gerçekleştirmek
için Bağdat'a gelir ve yerleşir. Devrinde bilginleri
himayesi ile meşhur olan abbasi halifesi Mem'un Harezmideki
ilm kabliyetten haberdar olunca onu kendisi tarafından Eski
Mısır, Mezopotamya, Grek ve Eski hint medeniyetlerine ait
eserlerle zenginleştirilmiş Bağdat Saray Kütüphanesinin
idaresinde görevlendirilir. Daha sonra da Bağdat Saray
Kütüphanesindeki yabancı eserlerin tercümesini yapmak
amaıyla kurulan bir tercüme akademisi olan Beyt'ül Hikme 'de
görevlendirilir. Böylece Harezmi Bağdat'ta inceleme ve
araştırma yapabilmek için gerekli bütün maddi ve manevi
imkanlara kavuşur. Burada hayata ait bütün endişelerden uzak
olarak matematik ve astronomi ile ilgiliaraştırmalarına
başlar. Bağdat bilim atmosferi içerisinde kısa zamanda üne
kavuşan Harezmi Şam'da bulunan Kasiyun Rasathanesin'de
çalışan bilim heyetinde ve yerkürenin bir derecelik meridyen
yayı uzunluğunu ölçmek için Sincar Ovasına giden bilim
heyetinde bulunduğu gibi Hint matematiğini incelemek için
Afganistan üzerinden Hindistana giden bilim heyetine
başkanlık da etmiştir. Harezmi 'nin latinceye çevrilen
eserlerinden olan ve ikinci dereceden bir bilinmeyenli ve
iki bilinmeyenli denklem sistemlerinin çözümlerini inceleyen
El-Kitab 'ul Muhtasar fi 'l Hesab 'il cebri ve 'l Mukabele
adlı eseri şu cümleyle başlar : "Algoritmi şöyle diyor:
Rabbimiz ve koruyucumuz olan Allah 'a hamd ve senalar olsun"
ESerleri:
Matematik İle İlgili Eserleri
1)El-Kitab'ul Muhtasar fi'l Hesab'il Cebri ve'l Mukabele
2) Kitab al-Muhtasar fil Hisab el-Hind
3) el-Mesahat
Astronomi İle İlgili Eserleri
1) Ziyc 'ul Harezmi
2)Kitab al-Amal bi 'l Usturlab
3)Kitab 'ul Ruhname
Coğrafya İle İlgili Eseri
Kitab surat al-arz
Tarih İle İlgili Eserleri
Kitab 'ul Tarih
Ali Kuşçu

Doğum: 1394
Ölüm: 1449
Onbeşinci yüzyılda yaşamış önemli bir astronomi ve
matematik bilginidir. Babası Timur�un torunu olan Uluğ
Bey�in doğancıbaşısı idi. �Kuşçu� lakabı buradan
gelmektedir.
Ali Kuşçu Semerkand�da doğmuş ve burada yetişmiştir.
Burada bulunduğu sıralarda, Uluğ Bey de dahil olmak üzere,
Kadızade-i Rümi ve Giyasüddin Cemşid el-Kaşi gibi, dönemin
önemli bilim adamlarından matematik ve astronomi dersleri
almıştır. Ali Kuşçu, bir aralık, öğrenimini tamamlamak amacı
ile, Uluğ Bey�den habersiz Kirman�a gitmiş ve orada yazdığı
Hall el-Eşkal el-Kamer adlı risalesi ile geri dönmüştür.
Dönüşünde risaleyi Uluğ Bey�e armağan etmiş ve Ali Kuşçu�nun,
kendisinden izin almadan Kirman�a gitmesine kızan Uluğ Bey,
risaleyi okuduktan sonra onu takdir etmiştir.
Ali Kuşçu, Semerkand�a dönüşünden sonra, Semerkand
Gözlemevini�nin müdürü olan Kadızade-i Rümi�nin ölümü
üzerine gözlemevinin başına geçmiş ve Uluğ Bey�in Zici�nin
tamamlanmasına yardımcı olmuştur. Ancak, Uluğ Bey�in ölümü
üzerine Ali Kuşçu, Semerkand�dan ayrılmış ve Akkoyunlu
hükümdarı Uzun Hasan tarafından, Osmanlılar ile Akkoyunlular
arasında barışı sağlamak amacıyla Fatih�e elçi olarak
gönderilmiştir.
Bir kültür merkezi olmanın şartlarından birinin de
bilim adamlarından biraraya toplamak olduğunu bilen Fatih,
Ali Kuşçu�ya İstanbul�da kalmasını ve medresede ders
vermeini teklif eder. Ali Kuşçu, bunun üzerine Tebriz�e
dönerek elçilik görevini tamamlar ve tekrar İstanbul�a geri
döner. İstanbul�a dönüşünde Ali Kuşçu, Fatih tarafından
görevlendirilen bir heyet tarafından sınırda karşılanır.
Kendisi için ayrıca karşılama töreni yapılır. Ali Kuşçu�yu
karşılayanlar arasında, zamanın uleması İstanbul kadısı
Hocazade Müslihü�d Din Mustafa ve diğer bilim adamları da
vardır. İstanbul�a gelen Ali Kuşçu�ya 200 altın maaş
bağlanır ve Ayasofya�ya müderris olarak atanır. Ali Kuşçu
burada, Fatih külliyesinin programlarını hazırlamış,
astronomi ve matematik dersleri vermiştir. Ayrıca
İstanbul�un enlem ve boylamını ölçmüş ve çeşitli Güneş
saatleri de yapmıştır. Ali Kuşçu�nun, medreselerde matematik
derslerinin okutulmasında önemli rolü olmuştur. Verdiği
dersler, olğanüstü rağbet görmüş ve önemli bilim adamları
tarafından da izlenmiştir. Ayrıca dönemin
matematikçilerinden Sinan Paşa da öğrencilerinden Molla
Lütfi aracılığıyla Ali Kuşçu�nun derslerini takip etmiştir.
Ali Kuşçu�nun astronomi ve matematik alanında yazmış
olduğu iki önemli eseri vardır. Bunlardan birisi, Otlukbeli
Savaşı sırasında bitirilip, zaferden sonra Fatih�e sunulduğu
için Fethiye adı verilen astronomi kitabıdır. Eser üç
bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde gezegenlerin küreleri
ele alınmakta ve gezegenlerin hareketlerinden
bahsedilmektdedir. İkinci bölüm, Yer�in şekli ve yedi iklim
üzerinedir. Son bölümde ise Ali Kuşçu, Yer�e ilişkin
ölçüleri ve gezegenlerin uzaklıklarını vermektedir.
Döneminde hayli etkin olmuş olan bu astronomi eseri, küçük
bir el kitabı niteliğindedir ve yeni bulgular ortaya
koymaktan çok, medreselerde astronomi öğretimi için
yazılmıştır. Ali Kuşçu�nun diğer önemli eseri ise, Fatih�in
adına atfen Muhammadiye adını verdiği matematik kitabıdır.
;) |
Euclid (M.Ö. 325 - M.Ö. 265) |
|
|
|
|

Rönesans sonrası Avrupa'da, Kopernik'le başlayan, Kepler, Galileo ve
Newton'la 17. yüzyılda doruğuna ulaşan bilimsel devrim, kökleri
Helenistik döneme uzanan bir olaydır. O dönemin seçkin bilginlerinden
Aristarkus, güneş-merkezli astronomi düşüncesinde Kopernik'i
öncelemişti; Arşimet yaklaşık iki bin yıl sonra gelen Galileo'ya esin
kaynağı olmuştu; Öklid çağlar boyu yalnız matematik dünyasının değil,
matematikle yakından ilgilenen hemen herkesin gözünde özenilen, yetkin
bir örnekti. Öklid, M.Ö. 300 sıralarında yazdığı 13 ciltlik yapıtıyla
ünlüdür. Bu
yapıt, geometriyi (dolayısıyla matematiği) ispat bağlamında aksiyomatik
bir dizge olarak işleyen, ilk kapsamlı çalışmadır. 19. yüzyıl sonlarına
gelinceye kadar alanında tek ders kitabı olarak akademik çevrelerde
okunan, okutulan Elementler'in, kimi yetersizliklerine karşın, değerini
bugün de sürdürdüğü söylenebilir . Egeli matematikçi Öklid'in kişisel yaşamı, aile çevresi,
matematik dışı uğraş veya meraklarına ilişkin hemen hiçbir şey
bilinmemektedir. Bilinen tek şey; Iskenderiye Kraliyet Enstitüsü'nde
dönemin en saygın öğretmeni; alanında yüzyıllar boyu eşsiz kalan bir
ders kitabının yazarı olmasıdır. Eğitimini Atina'da Platon'un ünlü
akademisinde tamamladığı sanılmaktadır. O akademi ki giriş kapısında,
''Geometriyi bilmeyen hiç kimse bu kapıdan içeri alınmaz!'' levhası
asılıydı. Öklid'in bilimsel kişiliği, unutulmayan iki sözünde
yansımaktadır: Dönemin kralı I. Ptolemy , okumada güçlük çektiği
Elementler'in yazarına, "Geometriyi kestirmeden öğrenmenin yolu yok
mu?'' diye sorduğunda, Öklid "Özür dilerim, ama geometriye giden bir
kral yolu yoktur'' der. Bir gün dersini bitirdiğinde öğrencilerinden
biri yaklaşır, ''Hocam, verdiğiniz ispatlar çok güzel; ama pratikte
bunlar neye yarar?'' diye sorduğunda, Öklid kapıda bekleyen kölesini
çağırır, "Bu delikanlıya 5-10 kuruş ver, vaktinin boşa gitmediğini
görsün!'' demekle yetinir . Öklid haklı olarak "geometrinin babası" diye bilinir; ama
geometri onunla başlamış değildir. Tarihçi Herodotus (M.Ö. 500)
geometrinin başlangıcını, Nil vadisinde yıllık su taşmalarından sonra
arazi sınırlarını belirlemekle görevli kadastrocuların çalışmalarında
bulmuştu. Geometri "yer" ve "ölçme" anlamına gelen "geo" ve "metrein"
sözcüklerinden oluşan bir terimdir. Mısır'ın yanı sıra Babil, Hint ve
Çin gibi eski uygarlıklarda da gelişen geometri o dönemlerde büyük
ölçüde, el yordamı, ölçme, analoji ve sezgiye dayanan bir yığın işlem
ve bulgudan ibaret çalışmalardı. Üstelik
ortaya konan bilgiler çoğunlukla kesin olmaktan uzak, tahmin
çerçevesinde kalan sonuçlardı. Örneğin, Babilliler dairenin çemberini
çapının üç katı olarak biliyorlardı. Bu öylesine yerleşik bir bilgiydi
ki; pi' nin değerinin 3 değil, 22/7 olarak ileri sürenlere, bir tür
şarlatan gözüyle bakılıyordu. Mısırlılar bu konuda daha duyarlıydılar:
M.Ö. I800 yıllarına ait Rhind papürüslerinde onların pi'yi yaklaşık
3.1604 olarak belirledikleri görülmektedir; ama Mısırlıların bile her
zaman doğru sonuçlar ortaya koyduğu söylenemez. Nitekim,
kesik kare piramidin oylumunu (hacmini) hesaplamada doğru formülü bulan
Mısırlılar, dikdörtgen için doğru olan bir alan formülünün, tüm
dörtgenler için geçerli olduğunu sanıyorlardı. |
LEONHARD EULER
(1707-1783)
İsviçreli matematikçi. Basel Üniversitesinden 16
yaşında mezun olduktan sonra St.Petersburg'da akademide
çalışmaya başladı (1727). Burada güneşi gözleyerek zamanın
hassas biçimde saptanması konusunda çalışmalar yaptı. Bu
çalışmalar sırasında sağ gözünü kaybetti (1735). Euler
1741'de Berlin'e gitti ve 1766 yılına kadar Bilimler
Akademisinde kaldı. 1766'de tekrar St.Petersburg'a dönen
Euler yaşamının sonuna kadar burada kaldı. 1766'da diğer
gözünü de kaybetti. Euler matematik tarihinin en üretken
kişilerinden biridir. Matematiğin hemen her dalında
araştırma yaptı. Yaşamı boyunca 800'den fazla makale
yayınladı. Euler aynı zamanda bugün de kullandığımız
matematiksel simgelerin de isim babasıdır. Bunların arasında
?, e , i ve f(x) (fonksiyon gösterimi) sayılabilir
| 
Samos'lu Pisagor'un, Milattan önce 596 yıllarında doğduğu tahmin
ediliyor. Doğumu gibi ölüm tarihi de kesin değildir. Bugünkü adıyla
bilinen Sisam Adasında 596 veya 582 yılında doğmuştur. Hayatı hakkında
çok az bilgiler vardır. Bu bilgilerin birçoğu da kulaktan kulağa
söylentiler biçiminde gelmiştir. Fakat, önceleri doğduğu yer olan Sisam
Adasında okuduğu, daha sonraları Mısır ve Babil'e giderek oralarda
bilgilerini ilerlettiği ve ülkesine geri dönerek dersler verdiği
söylenir. Kendisinden
önceki bilgilerin tümünü öğrenmiş ve derlemiştir. Kendisi, bir Yunan
filozofu ve matematikçisidir. Ülkesinde hüküm süren politik baskılardan
kaçarak, İtalya'nın güneyindeki Kroton şehrine gelmiş ve ünlü okulunu
burada açarak şöhrete kavuşmuştur. Yarı söylentilere göre felsefe
okulunun kurucusudur. Bu okul aynı zamanda dini bir topluluk ve o
zamanın politikasına oldukça egemendir. Yine söylentilere göre,
Pisagor'un matematik, fizik, astronomi, felsefe ve müzikte getirmek
istediği yenilik, buluşlar ve ışıkları hazmedemeyen bir takım siyaset
ve din yobazları halkı Pisagor'a karşı ayaklandırarak okulunu ateşe
vermişler, Pisagor ve öğrencileri bu okulun içinde alevler arasında
M.Ö. 500 yıllarında ölmüşlerdir. Bu nedenle Pisagor ve yaptıkları
hakkında az bilgiler bize kadar gelmiştir. Pisagor'un ve öğrencilerinin
yaptıklarının birçoğu bu alevler arasında yok olup gitmiştir.
Pisagor, M.Ö. altıncı yüzyılda, dünyanın güneş etrafında
hareket ettiğini ileri sürdüğü zaman oldukça sert olan bir hareketle
karşılaşmıştır. O tarihlerde kağıt olmadığı için, bu buluşlarını nasıl
elde edildiği, yine bu devirlerdeki bilgilerin hangisinin Pisagor'a ait
olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Hatta, okuldaki öğretim
araçlarının masa üzerindeki ıslak kum olduğu söylenir.
Bu
koşullar altındaki ilmi gerçeklerin tümü o zaman yazıya geçmediği için,
birçoğu da zamanla kaybolup gitmiştir. Bu nedenle, Pisagor'un okulu ve
öğrencileri ile birlikte yanmalarından, eser bırakıp bırakmadığı da
kesin olarak belli değildir. Geometride, aksiyomlar ve postülatlar her
şeyden önce gelmelidir. Sonuçlar bu aksiyom ve postülatlardan
yararlanılarak elde edilmelidir düşüncesini ilk bulan ve ilk uygulayan
matematikçi Pisagor'dur. Matematiğe aksiyomatik düşünceyi ve ispat
fikrini getiren yine Pisagor'dur. Çarpma cetvelinin bulunuşu ve
geometriye uygulanması, yine Pisagor tarafından yapıldığı söylenir. En
önemli buluşlarından biri de, doğadaki her şeyin matematiksel olarak
açıklanması ve yorumlanması düşüncesidir. Yaşayış ve inanışı, ilimle
açıklama ve yorumlamayı o getirmiştir.
|
|

Alman
astronomu, matematikçisi ve fizikçisidir. Daha çocukluğunda, erken
gelişmiş zekası, matematiğe karşı zekasıyla sivrildi ve Brounseweig
dükünün ilgisini çekti. Dük, okul masraflarını üzerine alarak O' nu
Göttingen Üniversitesine gönderdi. Henüz 16 yaşındayken Herschel'in
1781 de keşfettiği Uranüs gezegeninin yörünge elemanlarını
hesaplayarak, Yer'in bir noktasından yapılan ölçülerle, bu gezegenin
yörünge elemanlarını bulmaya yarayan ve günümüzde hala kullanılan bir
metot ortaya koydu. 1798 de Helmesdt'e yaptığı bir inceleme gezisinden
sonra, Braunschweig'a döndü ve birkaç yıl içinde kendisini büyük
matematikçiler sırasına koyacak bir seri çalışma raporu yayımladı. Sayılar üzerine incelemeleri topladığı Disqvisitiones
Arithmetice'de (Aritmetik Araştırmalara) (1805), eşitlikleri, ikinci
dereceden şekilleri, serilerin yakınsaklığını v.b. ele aldı. Piazzi
tarafından 1810 da, küçük gezen Cerez'in keşfinden sonra Gauss, çeşitli
gökmekaniği araştırmaları yaptı, hayatının sonuna kadar bağlı kalacağı
Göttingen rasathanesine müdür oldu (1807) . Theoria
Motus Corporum Coelestium İn Sectionibus Conicis Solem Ambientium
(Konik kesitIi ? gökcisimlerinin güneş çevresindeki hareket kuramı)
(1808) adlı ünlü eserini yazd1. Legendre ile hemen aynı zamanda
düşündüğü ve daha önce 1797 de yararlandığı ?- en küçük kareler
metodundan (1821) başka, yanılmalar teorisi ve iki terimli denklemlerin
çözümü için genel bir metot buldu; uygun-tasvir üzerine araştırmalar,
yüzeylerin eğriliği ve Disqvisitiones Generales Carca Sperficien
Curvas'ta (eğri yüzeyler üzerine genel araştırmalar) (1827) , ispat
ettiği ünlü teoremi de yazmak gerekir. Bu teoreme göre, bükülebilen
fakat uzatılamayan bir yüzeyin eğriliği, yani eğriliklerinin çarpımı
değişmez. Göttingen ile Altona arasındaki meridyen yayının ölçülmesi
sırasında (1821,1824), Gussu, geodezi çalışmalarında ışıklı işaretler
verebilmek için, kendi adını taşıyan Helyotropu tasarladı. Optik
alanında, eksene yakın ışık ışınları için düzenlenmiş merkezi optik
sistemlerinin genel teorisini kurdu. Elektrikle özelIikle magnetizma
ile ilgilendi, bu alanda magnetometreyi icat etti. Ve
Resultate Aus Den Beabochtungen Des Manetischen Vereins (Yer
magnetizmasının genel kuramı) (1839), adlı eserinde, magnetizmanın,
matematik teorisini formülleştirdi. Suclides'ci olmayan hiperbolik
geometrinin keşfinde, bu konuda hiç bir şey yayımlamamış olmakla
birlikte, Gauss, Balyai ve Labocewsky'den önce çalışmalar yapmış ve
başarı sağlamıştı.
|
|

Bir
hukuk profesörü olan Julius Levin Ulrich Dedekind'in dört çocuğundan en
küçük olan Julius Wilhelm Richard Dedekind, Gauss'un doğduğu yerde, 6
Ekim 1831 günü Brunswich'te doğmuştur. Richard, yedi yaşından on altı
yaşına kadar doğduğu kentin Gymnasium'unda okudu. Erken yaşlarda
matematik dehası pek görülmedi. Onun ilk aşkları fizik ve kimya
olmuştur. Matematiğe, ilimlerin hizmetçisi gözüyle bakıyordu. Asıl
yolunu bulmakta da gecikmedi. Daha on yedi yaşındayken, fiziğin
kullandığı düşüncelerde birçok sakatlıklar keşfetti ve daha az
eleştirilere uğrayan matematiğe döndü. Çünkü, onun attığı her adım
sağlam olmalıydı. 1848 yılında, Gauss'un Caroline Kolejine girmiştir. Bu
kolejde, analitik geometri, ileri cebir, diferansiyel ve integral
hesabı ve yüksek mekaniği öğrendi. 1850 yılında Göttingen
Üniversitesine girdiği zaman, ileri çalışmalar yapabilecek düzeyde
ciddi bilgisi vardı. Buradaki öğretmenleri, sayılar kuramı üzerinde pek
çok yazısı olan Moritz Abraham Stren (1807-1894), Gauss ve fizikçi
Wilhelm Weber oldular. Bu öğretmenlerinden, diferansiyel ve integral
hesap, yüksek aritmetik, en küçük kareler yöntemi, yüksek jeodezi ve
genel fizik üzerinde sağlam temeller aldı. Buna karşın, burada da çok
şeyler öğrenmediğinden yakınıyordu. Doktorasını
verdikten sonra birçok konuyu öğrenmek için kendi kendine iki yıl
çalıştı. Halbuki bu dersler, Berlin'de Jacobi, Steiner ve Dirichlet
tarafından parlak bir şekilde okutuluyordu. Dedekind, 1852 yılında
yirmi bir yaşındayken, Euler'in integralleri üzerinde kısa bir tezle
Gauss'tan doktorasını ve ünvanını aldı. Tez kısa ve bağımsız gibi
görülüyordu ama, sonuç hiçte öyle değildi. Onun ne olduğunu, ileride
neler getireceğini, Gauss'un görüp görmediğini kesin olarak
bilemiyoruz. Görmüş olacağı umulabilir. Dedekind, 1854 yılında Göttingen'e yardımcı doçent olarak
tayin edildi. Bu görevde dört yıl kaldı. Gauss, 1855 yılında ölünce
Dirichlet Berlin'den Göttingen'e taşındı. Dedekind, Dirichlet'in önemli
derslerini üç yıl izledi. Dirichlet'in sayılar kuramına ait eserine
kendi cebirsel sayılar kuramını da on birinci bölüm olarak katarak
bastırdı.
Bu sırada mesleğine yeni başlayan Riemann'la dost oldu. Dedekind'in
dersleri genel olarak hafifti. Yalnız iki öğrencisine 1857 ile 1858
yıllarında Galois denklemleri kuramı dersini verdi. Bu, Galois
kuramının bir üniversitede resmi bir ders olarak verilişi ve öğrenciler
tarafından ilk kez alınışıdır. Cebir ve aritmetikte, grup kavramının
temel önemini ilk kavrayanlardan biri Dedekind'tir. Dedekind, yirmi altı yaşındayken, Zürih Politekniği'ne 1857
yılında profesör olarak atandı. Beş yıl burada kaldıktan sonra, 1862
yılında Brunswick'e dönerek teknik okula profesör oldu. İşte, burada
tam elli yıl gibi uzun bir süre profesörlük yaptı. Kummer gibi Dedekind
de çok uzun süre yaşamış ve ölümünden pek az bir zaman öncesine kadar
da matematikle uğraşmıştır. 12 Şubat 1916 günü öldüğünde, bir nesilden
beri, bir matematik klasiği olmuş bulunuyordu. Dedekind'in
dostu ve bazı eserlerinde onun izinden giden Edmund Landau, 1917
yılında onun anısına yapılan ölüm yıl dönümünde şöyle diyordu. "Richard
Dedekind, yalnız büyük bir matematikçi değil, eski ve yeni tüm
matematik tarihinin tam anlamıyla büyük olanlardan biri, büyük çağın
son kahramanı, Gauss'un son öğrencisiydi. O da kırk yıldan beri klasik
olmuştur. Onun eserlerinden yalnız biz değil, bizim öğretmenlerimiz ve
öğretmenlerimizin öğretmenleri de çok şey öğrenmişlerdir." Dedekind, ölümü olan 1916 yılına kadar fikir tazeliğini ve
vücut sağlamlığını korumuştur. Hiç evlenmemiştir. Romancı olarak
tanınan kız kardeşi Julie'nin 1914 yılında ölümüne kadar onunla
oturmuştur. Öteki kız kardeşi Matilda 1860 yılında öldü. Erkek kardeşi
tanınmış bir hukukçu olmuştu. Yaşamının
tüm çerçevesi hemen hemen bu kadarıyla biliniyor. Halbuki, onun
irrasyonel sayıları kuruşunu, Dedekind kesimleri olarak tüm öğrenciler
bilirler. Ölümünden önce de o kahramanlaşmıştı. Ölümünden on iki yıl
önce, 4 Eylül 1899 günü öldüğünü yazmışlardı. Kendi anı defterine, o
günü çok sıhhatli, sağlıklı ve yemekte Halle'li dostu Georg Cantor'la
beraber geçirdiğini ve çok güzel ilmi bir konuda konuşarak yemek
yediklerini yazıyordu. Dedekind'in çalışmaları genel olarak sayılar kuramı üzerine
geçmiştir. En önemlilerinden biri irrasyonel sayılarla olan Dedekind
kesimidir. 1872 yılında "Süreklilik ve İrrasyonel Sayılar" adlı eseri
basıldı. Kesim kavramı kısaca şudur. Bu kesim, rasyonel sayıları iki
kümeye ayırır. Buna göre, birinci kümedeki tüm sayılar ikinci kümedeki
sayılardan küçüktür. Eğer böyle bir kesim rasyonel bir sayıya karşılık
gelmiyorsa, bu kesim bir irrasyonel sayı tanımlar. Bu kesime de karşı
çıkıldığını hemen belirtelim. 12 Şubat 1916 yılında öldü.
|
|

İsviçre'li
bir matematikçi olan Gabriel Cramer, 1704 yılında Cenevre'de doğdu.
Cenevre'de matematik ve felsefe profesörlüğü yaptı. Berlin akademisine
ve İngiliz Kraliyet Akademisine üye seçildi. "Cebirsel Eğrilerin
Analizine Giriş" adlı kitabı 1750 yılında yayımlandı. Cramer'in
bu kitabı, analitik geometri alanında yazılan ilk kitaplardan biridir.
Cramer'in en büyük hizmetlerinden biri de, Jean ve Jacques
Bernoulli'nin tüm kitaplarıyla, Leibniz'in "Commerciu Epistolcum" adını
taşıyan mektuplarını bir araya getirerek toplu halde yayınlaması
olmuştur. Bugün,
denklem sistemlerinin çözümünde kullanılan Cramer kuralı oldukça
kolaylık sağlar. Matematiğin gelişmesinde büyük katkıları olan Cramer,
1752 yılında Bagnols'da öldü |
|
|
|
|
|

Bir
Alman matematikçisi olan Ernst Zermelo, 1891 yılında Berlin'de doğdu.
Özellikle, kümeler kuramının geliştirilmesinde çok katkılarda bulundu.
1904 yılında Zermelo aksiyomunu veya seçme aksiyomunu ortaya attı. Bu
aksiyoma göre, verilen bir kümenin her alt kümesinde, tek ve belirli
bir şekilde üstünlüğü bulunan bir öğe seçmek olanağı vardır. Her küme
iyi sıralanabilir.
Ancak bazı matematikçiler bunu kabul etmiş, bazıları da karşı
çıkmıştır. Bu konudaki tartışmalar, matematiğin modern evriminde önemli
yer tutar.
İyi sıralama, yirminci yüzyılın başında oldukça ateşli tartışmalara
konu olmuş ve bugün herkes tarafından kabul edilmiştir. Zermelo, 1953
yılında Freinburrg'da ölmüştür. |
|
Pierre De Fermat (1601-1665) |
|
|
| 
Fermat
17 Ağustos 1601 yılında Fransa 'nın Beaumont-de-Lomagne kentinde
doğmuştur. Babası zengin bir deri tüccarı ve Beaumont-de-Lomagne 'de
ikinci konsolostu. Fermat 'ın bir erkek kardeşi ve iki kız kardeşi
vardı ve doğmuş olduğu bu kentte büyümüştü. Buna karşın yerel
Fransiscan Manastırına gittiğine dair çok az kanıt vardır. 1920 'lerin ikinci yarısında, Bordeaux 'ya gitmeden önce
Toulouse Üniversitesinde eğitim görmüştür. Bordeaux 'da ilk ciddi
matematiksel araştırmalarına başlamış ve 1629 'da orada bulunan bir
matematikçiye Apollonius 'un Plane loci adlı eserinin,
kendisinin düzenlemiş olduğu bir kopyasını sunmuştur. Bordeaux 'da
Beaugrand ile tanışmış ve bu sırada matematiğe olan ilgisini Fermat ile
paylaşan Etienne d'Espagnet 'e sunmuş olduğu "maximum ve minimum"
üzerindeki önemli çalışmalarını üretmiştir. Bordeaux 'dan, üniversitede hukuk eğitimi aldığı Orléans 'a
gitmiştir. Medeni hukuk alanında derece almış ve Toulouse
parlâmentosunda meclis üyesi olma hakkını kazanmıştır. Böylece Fermat
1631 yılından itibaren artık bir hukukçu ve Toulouse 'da bir devlet
memuru olmuştur ve sahip olduğu bu işinden dolayı, ona Pierre Fermat
olan adını Pierre de Fermat olarak değiştirme yetkisi verilmiştir.. Fermat hayatının geri kalan kısmını Toulouse 'da geçirdi,
ancak orada çalıştığı kadar doğduğu yer olan Beaumont-de-Lomagne 'da ve
Castres yakınlarında bir kasabada da çalıştı. 14 Mayıs 1631 'deki
atamasından itibaren parlâmentonun düşük meclisinde çalışmış ancak 16
Ocak 1638 'de daha yüksek bir meclise atanmış ve 1652 'de ceza
mahkemesinin en yüksek makamına terfi ettirilmiştir. Meslek yaşamında
elde edebileceği daha yüksek terfiler de vardı ancak terfiler
çoğunlukla yaşça daha kıdemliler tarafından veriliyordu ve 1650 'lerin
başlarında veba bu bölgeyi fena vurmuş ve bu kıdemlilerin çoğu ölmüştü.
Fermat 'ın kendisi de vebaya yakalandı ve 1653 'de öldü. Tabi ki Fermat Matematikle de meşgul olmuştu. Toulouse 'ya
gittikten sonra da Beaugrand ile matematik arkadaşlığını sürdürmüştür
ancak burada yeni bir matematik arkadaşı daha kazanmıştır, o da Carcavi
'dir. Carcavi de Fermat gibi bir meclis üyesidir, ancak onları
yakınlaştıran ve aralarında paylaştıkları şey matematik olmuştur.
Fermat Cercavi 'ye matematik üzerine olan buluşlarını anlatmıştır. 1636 'da Cercavi işi dolayısıyla Paris 'e gitti ve Mersenne
ve grubuyla temasa geçti. Carcavi 'nin, Fermat 'ın düşen nesneler ile
ilgili olarak buldukları ile ilgili açıklamaları Mersenne 'in büyük
ilgisini çekti ve Fermat 'a bir mektup yazdı. Fermat 26 Nisan 1636 'da
bu mektubu cevapladı ve Mersenne 'e bazı hataları belirtmenin yanı sıra
spiraller üzerindeki çalışmalarını ve Apollonius 'un Plane loci adlı
eserindeki düzenlemeleriyle ilgili açıklamaları da yazdı. Fermat 'ın
spiraller üzerindeki çalışmaları, serbest düşmede nesnenin izlediği
yolun hesaba katılmasıyla motive edilmiş oldu ve Archimedes 'in
spirallerin altında kalan alanı hesaplamaya yönelik çalışmalarının
genelleştirilmiş hallerinin metodlarını kullandı. Bu ilk mektupta aynı zamanda Fermat 'ın Mersenne 'den, Paris
matematikçilerine vermesini istediği iki tane maximum problemi de
vardı. Bu Fermat 'ın mektuplarının tipik bir özelliğiydi, kendisinin
daha önceden bulmuş olduğu bir sonucu, başkalarının da bulmasını
sağlamak için onlara meydan okuyacaktı.... Roberval ve Mersenne Fermat 'ın bu ilk mektubunu ve diğerlerini
gerçekten oldukça zorlayıcı buldular ve genellikle bilinen tekniklerle
çözülemeyeceğini gördüler. Bunun üzerine Fermat 'tan kullandığı
metotlarını açıklamasını istediler ve Fermat Paris 'teki
matematikçilere "bir eğrinin , maximum, minimum ve teğetlerini
belirleme metotları" 'nı, kendisinin yeniden düzenlemiş olduğu
Apollonius 'un Plane loci adlı eserini ve yine kendisinin geometriye cebirsel yaklaşım -Introduction to Plane and Solid Loci yazılarını gönderdi. Fermat, önemli matematikçiler arasında olma ününü çabuk
yakalamıştı, ancak çalışmalarını yayınlama girişimi çoğu zaman
başarısızlıkla sonuçlandı, çünkü Fermat hiç bir zaman çalışmalarının
kusursuz bir forma sokulup tamamen bitirilmiş bir hale gelmesini
istememişti. Yine de bazı metotları yayınlanmıştı, örneğin; Hérigone,
en önemli çalışmalarından biri olan Cursus mathematicus adlı
eserine Fermat 'ın maximum ve minimum metotlarını eklemişti. Fermat ve
diğer matematikçiler arasında giderek gelişen bu mektuplaşmalar malesef
evrensel bir övgü bulamamıştır. Frenicle de Bessy, çözülmesini imkansız
bulduğu Fermat 'ın problemlerine karşı büyük bir kızgınlık duymuş ve
bunun üzerine Fermat 'a sert bir mektup yazmıştır. Fermat 'ın bu
mektuba detaylı bir açıklama vermesine karşılık yine de Frenicle de
Bessy, Fermat 'ın kendisini aldattığını düşünmüştür. 1643 - 1654 yılları arasındai dönem Fermat 'ın Paris 'teki
meslektaşlarıyla ilişkilerinin zayıfladığı dönemlerdendi. Tabi bunun
bazı sebepleri vardı. Birincisi, Fermat 'ın işlerinin yoğunluğunun
onun matematiğe fazla zaman ayırmasını engellemesiydi. İkincisi ise
1648 yılından itibaren Toulouse 'u ciddi bir biçimde etkileyen Fransa
'daki sivil savaştı ve sonuncusu ise Toulouse 'daki hayatta ve tabii ki
Fermat 'ın hayatında ölümcül izler bırakan 1651 vebası. Buna rağmen
yine de Fermat bu dönemde sayılar teorisi üzerinde çalışmıştı. |
;) Fermat çoğunlukla sayılar teorisi üzerindeki çalışmalarıyla, özellikle Fermat 'ın son teoremi (Fermat 's Last Theorem ) ile bilinir. Bu teorem şu şekildedir; n>2 için xn + yn = zn eşitliğini sağlayan sıfırdan farklı x, y ve z tamsayıları yoktur. Fermat, Diophantus 'un Arithmetica adlı
eserinin Bachet tarafından yapılan çevirisinin kenarına şunları yazdı;
" Gerçekten de kaydadeğer bir ispat buldum ancak bunu kitabın kenarına
sığdırmam mümkün değil". Bu köşe notu ancak Fermat 'ın oğlu Samuel 'in
1670 yılında Diophantus 'un Arithmetica'sının Bachet çevirisinin babasının notlarını da içeren yeni bir baskısını yayınlamasından sonra bilinmeye başlandı. Bugün kesin olmamakla birlikte Fermat 'ın bu ispatının yanlış
olduğuna inanılmaktadır. Fermat 'ın bu iddiası 1993 Haziranında İngiliz
matematikçi Andrew Wiles tarafından ispatlandı, ancak Wiles bir süre
sonra bazı problemler ortaya çıkınca, ispatını bulduğuna dair iddiasını
geri aldı. 1994 Kasımında ise tekrar ,şu an bilinen, ispatı bulduğunu
açıkladı. Fermat 'ın Paris 'li matematikçilerle mektuplaşması 1654
yılında Etienne Pascal 'ın oğlu Blaise Pascal 'ın, Fermat 'tan "olasılık" hakkındaki fikirlerini açıklamasını rica eden bir mektup yazmasıyla tekrar başladı. Aralarındaki kısa mektuplaşma "olasılık teorisi"
ni ortaya çıkardı ve bu sebeple bugün bu teoriye, bu iki matematikçinin
ortaklaşa teorisi olarak bakılmaktadır. Durum her ne kadar böyle olsa
da Fermat, konuyu "olasılık" tan "sayılar teorisi" ne çevirmeye çalıştı. Pascal bununla hiç ilgilenmedi ancak Fermat bunu farketmeden Carcavi 'ye şunları yazdı;
Dahiliklerine gerçekten büyük saygı duyduğum Bay Pascal 'a fikirlerimi
açıkladığım için çok büyük mutluluk duyuyorum. İkiniz de bu baskının
sorumluluğunu üstlenebilirsiniz, kısa açıklamalar ve eklemler
yapabilirsiniz. İşlerim çok yoğun olduğundan dolayı üzerimden büyük bir
yük almış olursunuz. Ancak
Pascal Fermat 'ın bu çalışmalarını yine de yayınlamıyacaktı. Bunun
üzerine Fermat çalışmalarının yayınlanması ile ilgili bu ani fikrinden
yine vazgeçti. Fermat zor problemleriyle her zamankinden daha da ileri
giderek; Fransız, İngiliz, Hollanda 'lı ve hiçbir Avrupalı
matematikçi tarafından çözülemeyen iki problem Bay Fermat tarafından
ortaya atılmıştır.. Şeklinde bir açıklama yaptı. Fermat 'ın problemleri bir çok matematikçinin Sayılar Teorisi ni önemli bir konu olarak düşünmesinden dolayı fazla ilgi görmedi. Ancak Bu problemlerden ikincisi (N bir kare değil iken Nx2 + 1 = y2 ifadesinin tüm çözümlerini bulunuz, şeklinde olan problem) Wallis ve Brouncker tarafından çözüldü ve bu çözüm sırasında continued fraction konusu daha da geliştirilmiş oldu. Frenicle de Bessy belki de Sayılar Teorisi
'ne ilgi gösteren tek matematikçiydi, ancak ne var ki o da Fermat 'a bu
konuda destek olacak kadar bir matematik yeteneğine sahip değildi. Fermat, "iki küp 'ün toplamı bir küp olamaz" adında başka problemler de ortaya atmıştı. ( Bu, Fermat 'ın Son Teoremi
olarak bilinen teoremin özel bir halidir. Bu da Fermat 'ın genel kural
için bulmuş olduğu ispatın yanlış olduğunun farkına vardığını
gösteriyor.) Bu problemler şu şekildeydi: x2 + 4 = y3 ifadesinin iki, x2 + 2 = y3 ifadesinin ise tek tamsayı çözümü vardır. 1656 yılında Fermat Huygens ile mektuplaşmaya başladı. Bu mektuplaşmalar zamanla Fermat 'ın sayesinde Sayılar Teorisi
'ne doğru yönlenmeye başladı. Bu Huygens 'in ilgisini çekmiyordu ancak
Fermat bu konuda ısrarlıydı ve 1659 yılında Carcavi vasıtasıyla Huygens
'e "New Account of Discoveries in the Science of Numbers" adlı eseri yolladı ve daha önce yapmadığı kadar çok metodunu ortaya koydu. Fermat, sonsuz iniş 'in metotlarını açıkladı ve bunu 4k+1
formundaki asal sayıların iki kare toplamı olarak yazılabileceğini
kanıtlamada kullandı. Farz edelim ki 4k+1 formundaki bir asal sayı iki
kare toplamı olarak yazılamasın, öyleyse 4k+1 formunda iki kare toplamı
olarak yazılamayan daha küçük bir sayı vardır. Fermat 'ın bu mektupta
açıklayamadığı ise küçük sayının daha büyük olan sayıdan nasıl
üretileceğidir. Bir varsayım Fermat 'ın bu adımı nasıl
gerçekleştireceğini bilmediğini söylemektedir, ancak şu bir gerçektir
ki Fermat 'ın metodunu açıklamada düşmüş olduğu bu çıkmaz,
matematikçilerin ilgisini konu üzerinde yitirmesine neden olmuştur. Ve
bu Euler 'in bu konudaki problemleri tekrar ele alıp bu boşlukları
doldurmasına dek sürmüştür. ÖKLİD
(Yaklaşık MÖ 300 dolayları) Yunan matematikçisi. Öklid
geometri dünyasında kapladığı bu seçkin yerini kendisinin
büyük matematikçi olmasından çok, geometrinin başlangıcından
kendi zamanına kadar bilineni Öğeler adını verdiği
kitaplarında toplamış olmasına borçludur. Öklid
derlemesini tutarlı bir bütün olmasını sağlamak için, apaçık
gerçekler olarak düşünülen beş aksiyom ortaya koyar ve diğer
bütün önermeleri (teoremleri) bu aksiyomlardan çıkarır.
Öğeler onüç kitaptan oluşmaktadır. Bunlar
Benzerlikler, paraleller, Pisagor teoremi
Özdeşlikler, alanlar, altın kesim
Daireler
Çokgenler
Oran ve orantı
Çokgenlerin benzerlikleri
Sayılar teorisi - 1
Sayılar teorisi - 2
Sayılar teorisi - 3
Ortak ölçüsü olmayan büyük
lükler Uzay geometrisi - 1
Uzay geometrisi - 2
Uzay geometrisi - 3 ÖKLİD'in 5 Aksiyomu geometri üzerine
I.İki noktadan bir ve yalnız bir doğru
geçer. II.Bir doğru parçası iki yöne sınırsız bir
şekilde uzatılabilir. III.Merkezi ve üzerinde bir noktası verilen
çember çizilebilir. IV.Bütün dik açılar eşittir. V.Bir doğruya dışarıdan alınan bir noktadan
bir ve yalnız bir paralele çizilebilir.
ALAN TURİNG (1912 -1954)

Manchester England Bugün bilinen bilgisayar mantığının
gelişmesinde öncüdür. Yapay zeka kavramını ortaya atan ilk
kişilerdendir. Eğitimi: 1926 Sherborne okulu, 1931 Wrangler,
Matematik Tripos, Kings Koleji,Cambridge 1938 Princedon
Üniversitesi Alan Mathison Turing bilgisayar alanının büyük
öncülerindendir. Günümüzde "Turing makinası" ve "Turing
testi" ile anılır. Matematiksel algoritmayı dijital
bilgisayarlara uygulamıştır. Araştırmaları yapay zeka
alanının doğal yaratılması ve makinalar arasındaki
ilişkisinde yoğunlaşmıştır. Zekası ve öngörüsü onun bilgi
çağında ön sıralara adım atmasını sağlamıştır. Matematik
kariyerine 1931 'de Cambridge üniversitesindeki King
Kolejlinde başlamıştır. Burada öğretim görevlisi oldu ve
buradan Princeton Üniversitesine tayin edildi. Bu zamanlar
onun sonradan "Turing makinası " diye adlandırılan makinayı
araştırdığı zamanlardı. Turing dijital bilgisayar kavramının
gelişmesine öncülük etmiştir. Turing makinasını günümüzde ki
çok amaçlı bilgisayarların aynısını tasavvur ederek
yapmıştır. Bir ve sıfırlardan oluşmuş seriyi teypden
okuyabilen bir makina tasarlamıştır. Bu birler ve sıfırlar
problem parçalarını çözmeye ihtiyaç duyulan adımları
tanımlar. Turing makinası bütün bu adımları okur ve ardışık
olarak yapar. O bütün problemler için bir algoritma
geliştirilebileceğine inanırdı. II. dünya savaşı sırasında
Turing bilgisini ve düşüncelerini Büyük Britanya'nın
Haberleşme bölümünde kullandı. Almanların haberleşmede
kullandıkları kodları deşifre etmek için matematiksel
becerisini kullandı. Bu özellikle zor bir işti çünkü
Almanlar Enigma (anlaşılmaz) adında bir bilgisayar teybi
geliştirmişlerdi. O zamanın kod çözücüleri, bunu çözecek bir
yapının geliştirilmesini imkansız görüyorlardı. Bu
haberleşme merkezinde çalıştığı müddetçe Turing ve
asistanları COLOSSUS isimli makinayla uğraşmışlardı.
COLOSSUS hızlı ve verimli bir şekilde Almanlar tarafından
yapılan enigmanın kodunu çözdü. Sonuçta COLOSSUS gerçekten
servomotorlar ve metalden oluşuyordu fakat, bu dijital
bilgisayarlara geçişin ilk adımıydı. İkinci dünya savaşından
sonra Turing NPL (National Physical Laboratory) çalışmak
için gitti ve dijital bilgisayarlar üzerindeki çalışmalarına
devam etti. Otomatik bilgisayar motorlarını geliştirmek için
çalıştı, doğru dijital bilgisayarın yapılması konusundaki
ilk teşebbüslerden biriydi. Bu durumda doğa ile
bilgisayarlar arasındaki ilişkiyi incelemeye başladı ve
"Akıllı makineler" adında sonradan 1969 da basılan yazıyı
kaleme aldı. Bu yapay zeka kavramının yayılmaya başladığı
ilk zamanlardan biriydi. Turing zeki makinaların insan
beyninin ayrıntılı tasarımı yapılarak oluşturulabileceğine
inanırdı. 1950'de "Turing testi" diye bilinen bir makale
yayınladı. Test bir kimsenin klavye aracılığı ile bir insana
ve bir zeki makinaya soru sormasından oluşmaktadır. Turing 7
haziran 1954 ölmüştür. Ölümünde birçok iddia ortaya
atılmıştı, ama ne tür olursa olsun O ölmüştü. Ve gerçekten
Turing bilgisayar alanının en büyüklerinden biriydi.
Günümüzde bilgisayar bilimcileri hala onun makalelerinden
yararlanmaktadırlar.
NİKOLAY LOBÇEVSKİ
(1793-1856)
Rus matematikçisi. 21 yaşında Kazan Üniversitesinde
öğretim üyeliğine, 34 yaşında da aynı üniversitenin
rektörlüğüne getirildi. Rektör olarak üniversiteye büyük
katkılardabulundu. Öğretim üyelerini, oldukça kötü duruma
düşmüş olan akademik düzeyi iyileştirmekiçin yeniden
örgütledi. Kütüphaneyi zenginleştirdi, l aboratuarlar kurdu.
1830'da kolera salgınına, 1842'de de büyük yangın
tehlikesine karşı üniversiteyi korudu. Lobaçevski,
bütünidari başarılarının yanında matematik dalında da önemli
katkılarda bulundu. Bu alandaki en önemli katkısı 2000
yıldır saltanatını koruyan Öklid geometrisinin dışında
dageometriler varolabileceğini göstermesidir. Öklid
geometrisi beş aksiyom üzerine kuruludur. Bunlardan ilk
dördü 'aksiyom' sözcüğünü hak edecek denli önemli
olduklarıhalde, beşincisi biraz zor inanılır niteliktedir.
Yani sanki kanıtlanması gerekirmiş gibi gelir.Bu aksiyom
kısaca paralellik aksiyomu adı verilen aksiyomdur.
Paralellik aksiyomunun bu niteliğinden dolayı 1800 'lerin
başına kadar bir çok matematikçi beşinci aksiyomungerçekte
bir aksiyom olmayıp, ilk dört aksiyom kullanılarak
kanıtlanabilecek bir teorem olduğu sanısına kapılara bu
yönde büyük çaba harcadı. Ancak bütün bu çabalar boşa çıktı.
Beşinci aksiyom ilk dört aksiyomdan çıkarılamıyordu.
Matematikçiler Öklid'e bir kez daha hayran oldular.
Lobaçevski olaya başka türlü yaklaştı. Beşinci aksiyom
tutarlı bir geometrinin kurulması için gerekli değildi.
Belki de beşinci aksiyomun değiştirilmesiyle ya da
yadsınmasıyla, Öklid geometrisi olmayan, ama oluşturacağı
tutarlı bütünlük açısından geometri olan başka geometriler
yaratılabilirdi. Lobaçevski paralellik aksiyomunu şöyle
değiştirdi: Bir doğruya dışından alınan bir noktadan en az
iki paralel çizilebilir. Öklid'in diğer dört aksiyomunu da
kullanarak bambaşka bir geometri geliştirdi ve bu
fikirlerini 1829'da yayınladı. Lobaçevski geometrisinin
geçerli olduğu iki boyutlu bir uzay, geniş uçlarından karşı
karşıya getirilerek birbirine tutturulmuş, diğer uçları da
giderek incelen sonsuza dek uzanan bir çift zurnaya benzeyen
bir şeklin yüzeyi olarak düşünülebilir. Lobaçevski'nin,
Bolyai'nin ve Riemann'ın kurdukları Öklid dışı geometrilere
uzun süre işe yaramaz birer matematik garibesi olarak
bakıldı. Ta ki Einstein, içinde yaşadığımız üç boyutlu
uzayın Öklid geometrisine değil, Riemann'ın oluşturduğu
Öklid dışı geometriye uyduğunu gösterene kadar
Neumann
Bugünün çocukları zaman zaman "yirminci yüzyılda
matematikçi olmayı düşünmem" derler. Diğer bilim adamları
roket ateşleme yada denizaltı araştırmalarını yürütme gibi
heyecanlı şeyler yapıyorlar, halbuki matematikçiler sadece
birçok sayılarla uğraşıp oturuyorlar. Bu yorum John Von
Neumann'ı kimbilir ne kadar eğlendirmiştir! Bu yüzyılın en
parlak matematikçilerinden biri olarak kariyeri, pür
matematik sahasına yapılan mükemmel katkıların yanısıra,
atom bombası ve roketler üzerine bir kitap, poker ve diğer
şans oyunları üzerine bir inceleme ve yüksek hızlı
elektronik bilgisayarların geliştirilmesinde öncülüğüde
kapsamaktadır. Bütün bunlara sıkıcı denemezdi! Fakat sınıf
arkadaşları onun matematik başarılarından ziyade, fotoğraf
makinası gibi işleyen belleğinden etkilenmişlerdi. Bir
öğleden sonra onun telefon rehberini karıştırıp birkaç
sayfasına gözattığını ve derhal isimleri, adresleri ve
telefon numaralarını aklından ezbere söylediğini hayret
içinde seyrettiler. Öğretmenleri de on yaşındaki bir
öğrencinin 46 ciltlik Alman Tarihi'ni okuduğunu ve sonra
Macar askeri liderleri ile eseri ayrıntılı biçimde
tartıştığını gördüklerinde aynı hayrete düşmüşlerdi. Henüz o
erken yaşlarında matematiksel başarısını ve parlak zekasını
ispatladıktan sonra eğitimlerin en iyisini aldı. Öncelikle
Macaristan'da en iyi okullardan birisi olan Protestan Gramer
Okulu'na girdi. Onbeş yaşında ailesi, Gabor Szego'dan özel
ders almasını sağladı. Szego'nun eşi sık sık, onun bu
şaşırtıcı insanla ilk buluşmasından ağlayarak geldiğini
söyler. Orta öğretimi izleyen yıllar John Von Neumann'ı
mükemmel bir bilimsel eğitim aramaya Almanya ve İsviçre'ye
götürdü. 1921 yılından 1923 yılına kadar Berlin
Üniversitesinde kimya tahsili gördü. İki yıl sonra
İsviçre'de Teknik Yüksek Okulundan kimya mühendisliği
diploması aldı. Nihayet 1926 yılında Budapeşte
Üniversitesinden matematik doktorası aldı. Budapeşte'deki
çalışmalarını bitirir bitirmez, genç matematikçiye Göttingen
Üniversitesinde Rockofeller bursu verilmişti. Burada,
yirmiüç yaşındayken ilk şaheser eseri "Kuantum Mekaniğinin
Matematik temelleri"ni yayınladı. Bu eser bütün atom ve
nükleer fiziğin üzerine kurulduğu Kuantum Teorisi anlayışı
için çok önemliydi. Gene o yıllarda Von Neumann Berlin
Üniversitesi'nde ilk öğretim üyeliğini kabul etti. Yeni
hocanın öğretim metotları pek çok kaşın kalkmasına yol açtı;
notsuz ders veriyor ve sınıfları için henüz çözmediği
problemler seçiyordu ki, böylece öğrencilerle birlikte
çözümlerini bulabiliyordu. John Von Neumann Berlin'de iken
poker oyununu incelemeye başladı. Özellikle bu oyun onun
ilgisini çekmişti, çünkü bu oyunla sadece şans faktörü değil
aynı zamanda oyuncunun strateji meselesi de işe karışıyordu.
Böyle bir oyun matematik terimleriyle tarif edilebilirmiydi?
Genç matematikçi işe girişti! Birkaç ay içinde matematik
incelemelerine yeni bir saha getiren "Oyunlar teorisi"ni
geliştirdi. Bu yaklaşımı sadece şans ve strateji oyunlarına
değil , aynı zamanda ekonomi, askeri strateji ve sosyoloji
gibi önemli alanlara da uygulandı. "Oyunlar teorisi" Von
Neumann yalnızca yirmibeş yaşında iken, matematiksel bir
sanat eseri olarak kabul edildi. 1930 yılında Princeton'un
bir yıllık ders teklifini kabul etti ve 1931 yılında burada
kalmaya karar verdi. Burada da Berlin'de olduğu gibi farklı
öğretim metotları ile öğrenci ve profesörlerin ilgisini
çekmiştir. Hatta bazı profesör arkadaşları ondan ürktüler.
1933 yılında Von Neumann, Princeton'da araştırmacılar için
yeni açılan uluslararası bir merkez olan İleri Araştırmalar
Enstitüsü'nde profesör olması çağrısı aldı. Orada birkaç yıl
matematik araştırmalarına derinlemesine daldı. 2. Dünya
savaşına uzanan yıllarda ve savaş süresince Von Neumann,
askeriye için çalışmıştır. O olmasaydı, içinde bulunduğu Los
Alamos projesi bir sene erkenden tamamlanamazdı. Kendisi
burada askeriye için ilk elektronik hesaplayıcı olan "ENIAC"
ı 1945'te savaş sona erene kadar tamamlamıştı. Ayrıca burada
1957'de kanserden ölümüne sebep olan radyasyon hastalığı ile
temas ettiği tahmin ediliyor. Savaştan sonra bir matematikçi
(kendi türü bir matematikçi) ile yaşantısını sürdürmeye
devam etti. Kendini yalnızca çalışmalarına adamaktan başka,
hoş partilerden ve yeni arabalardan zevk alıyordu.
Bilgisayar araştırmalarında ilk adım olarak Von Neumann
psikiyatri çalıştı, nörolojistlere danıştı. Uzun
araştırmalar sonucu onun harika makinesi MANIAC (
Matematiksel Analizci, Nümerik Integralci ve Computer),
insanların hizmetine hazırdı. Öyle ki bu makina önceleri
birkaç yıl alan bir problemi bir saatte tamamlıya biliyordu.
NORC (Noval Ordinanse Research Computer-Askeri Düzeni
Araştırma Bilgisayarı) Von Neumann'ın ikinci bilgisayarıydı.
Bu hünerli makina yirmidört saatlik bir hava tahminini
birkaç dakikalık zamanda verebiliyor, yerkürenin özü
hakkında bilgi kaydedebiliyordu. Atlantik ve Pasifik
Okyonuslarının med ve cezir hareketlerini hesaplayabiliyor
ve askeri manevra problemlerini çözebiliyordu. O sıralarda
insanlar makinalarını bu kadar gelişmesinden ürkerek "Acaba
insan aklının yerini alabilir miydi?" diye düşünmekteydiler.
Ne var ki insan beyninin kapasitesi hakkında şüpheye düşen
bir kimse aşağıdaki hikaye ile tekrar güvenini kazanmalıdır.
Bir öğleden sonra Von Neumann bir araştırma şirketinden
arandı. Bilinen bilgisayarın çözemediği kadar güç bir
problemi anlatan ümitsiz bir telefon konuşması oldu. Şirket
yetkilisi Von Neomann'dan bu müşkül problemi halletmek için
yeteri kadar geliştirilmiş bir makina tertiplenmesi istedi.
Von Neumann sadece problemi sunan bir açıklama isteyerek
şirket bilim adamlarıyla toplanmayı kabul etti. Durum bilim
adamlarının sadece yeterli bir tanımlama vermek için bile
saatlerini alacak kadar karmaşıktı. Onlar durumun izahını
bitirdikten sonra , kısa bir sessizlik oldu. Sonunda Von
Neumann birkaç rakam yazarak, "pekala beyler, sizin yeni bir
bilgisayara ihtiyacınız yok" dedi. "Aradığınız cevap işte
burada. Şimdi, yemeği nerede yiyebiliriz." Fizikçi Edward
Teller'in dediği gibi "düşünce oyununun ve bu faaliyetin
sürekli tatbikinin ilk icadı "Von Neumann'ın esrarengiz
yeteneği sayesindeydi. Eğlendirici "demiryolu hikayesi "
Teller'in işaret ettiği bu noktayı ispatlıyor gibi
görünmekte: Bir sabah bir arkadaşı Von Neumann'ı Chicago
trenine yetiştirmek için almıştı. Yolda, adam cebinden bir
kağıt tomar çıkardı ve gülerek "İşte önümüzdeki birkaç saat
için seni uğraştıracak şeyler" dedi. Bu "şeyler" bir hafta
sürekli çalışmadan sonra, trenle Rusya'da seyahat eden
parlak bir Rus matematikçisi tarafından yalnızca bir kere
çözülen bir matematik problemiydi. Eğer Von Neumann'ın
arkadaşı onun bakışlarındaki parıltıya dikkat etseydi, o
zaman bunu biraz düşünürdü. Von Neumann'ın mektuba bir not
eklemişti: "Chicago'ya yolculuk süresi 15 saat, 26 dakika.",
Von Neumann sık sık matemetik düşüncelerine kendini
kaptırdığında, dalgın olmakla suçlanırdı. O, cüzdanını veya
uçak biletini ararken arkadaşları muzipçe bakışırlardı, bu
kaybettikleri genellikle Princeton'daki bürosuna geri
gelirdi. Birkaç defa da seyahat ederken bir problemle
öylesine uğraşmıştı ki, niçin seyahat ettiğini öğrenmek için
ilk mola yerinde eşini aramıştı. Öte yandan, gerekli
olduğundan hayret verecek şekilde yoğunlaşabiliyordu;
çalışmalarının çoğunu oturma odasında müzik dinlerken
yapmıştır ve kalabalık restoranlarda ya da görüntülü
partilerde düzenli biçimde problem çözmüştür. 1953 yılında,
Amerikan güdümlü mermi programına paha biçmeye çalışan bilim
adamları ve askeri liderler komisyonuna başkan atandı. Onun
başkanlığında Kıtalararası Balistik Güdümlü Mermi (ICBM)
projesi üzerinde çalışmaya başladı. ICBM projesinin
geliştirilmesi sırasında, aşağı yukarı bir yıldır bir safha
üzerinde deneyler yapmış olan fizikçi Von Neumann'a buraya
kadarki çalışması hakkındane düşündüğünü sordu. O, kağıt
yığınını yavaş yavaş çevirdi, sonra birkaç dakika düşündü.
Sonunda "bu işlemez" cevabını verdi. Bu cevabı şüpheyle
karşılayan fizikçi projeyi yeniden gözden geçirmek için
laboratuarına döndü. İki aylık çok titiz bir çalışmadan
sonra Von Neumann'ın haklı olduğunu anladı. 1954 yılında Von
Neumann en büyük düzeyde olan Atom Enerjisi Komisyonuna
atandı ve burada hücre otomata teorisi üzerine kanserden
öldüğü 1957 yılına değin çalışmışmalarına devam ederek miras
olarak geriye bugün hayatımızın ihtiyaçlarını karşılayan
teorileri ve kavramları bıraktı. Von Neumann'ın olağanüstü
başarıları yeniden gözden geçirilirse, bunların insan
aklının ürünü olduğuna inanmak imkansız gibi görünür.
Fizikçi Hans Bethe'nin sözleri Von Neumann'ın dehasını
belkide en iyi biçimde açıklar. Şöyle yazmıştır: "O farklı
bilgileri,insanları biraraya getirip şaşırtıcı ürünler
üretebilen korku verici bir kabiliyete sahipti. Zaman zaman
Von Neumann gibi bir beynin insan oğlunun beyninden üstün
bir tür olup olmadığını merak etmekteyim
LAGRANGE(1736-1813)

Lagrange Fransız asıllı olup 25 Ocak 1736 da İtalya'da
doğdu. Onun matematik tarafından büyülenmesi daha erken
yaşlarda okuduğu Newton'un calculusu üzerinki Halley in
denemesini okumasıyla olmuştur. 19 yaşındayken Turin 'deki
Royal Artileriy Okulu 'nda matematik profesörü oldu.
Lagrange matematiğin ve fiziğin birçok dalında önemli
makaleler yapmıştır, onların arasında sayılar teorisi,
denklemler teorisi, kısmi ve sıralı diferansiyel denklemler,
değişim hesapları, analitik geometri, akışkan dinamiği, ve
göksel mekanik. Üçüncü ve dördüncü dereceden polinomial
denklemleri çözmekte kullandığı metod Galois tarafından
alınan polinomiallerin çözümlerinde grup-teorik yaklaşım
için temel radikaller kullanmıştır. Lagrange temiz ve zarif
üslubuyla çok dikkatli bi r yazardı. 40 yaşındayken Lagrange
Euler tarafından Berlin Akademisinin Başına atandı. 1787 de
XVI Louis tarafından Paris 'e davet edildi ve kral ve
kraliçe Marie Antionette'nin yakın arkadaşı oldu. 1793 'de
Laplace ve Lavoisier'inde içinde bulunduğu bir komisyonun
başındaydı. Ağırlık ve ölçmenin yeni bir sistemini planladı.
Bunun başında metrik sistemi geldi. İlerleyen yaşlarında
Napolyon için hesap yaptı. 10 nisan 1813 de öldü.
ARŞİMED

Doğum: m.ö 287, Sicilya
Ölüm: m.ö 212, Sicilya
Arşimed, Sicilya�nın yerlilerindendi. Babası Phidias
adında bir astronomdu. Arşimed�in yaşamı hakkında bazı eski
tarihçilerin yazdıklarından faydalanılarak bilgi
edinilebilmiştir. Bazı yazarlara göre Arşimed Mısır�ı
ziyaret etmiş ve orada Arşimed�in vidası olarak bilinen bir
alet yapmıştır. Arşimed�in bulduğu alet bugün de dünyanın
bir çok yerinde kullanılan bir çeşit pompadır.
Arşimed, İskenderiye�de Euclid�in öğrencileriyle
çalışmıştır. Arşimed, Mısır�da gelişen matematiğe ayak
uydurmuş ve Mısır�dan ayrıldığı zamanlarda da Mısır�la bu
alanda diyaloğunu koparmamıştır. O dönemde Mısır�da yaşayan
Conon�a büyük saygı duymuş ve yakın arkadaş olmuşlardır.
Arşimed Mısır�a ürettiği bazı teorileri gönderiyordu.
Mısır�daki matematikçi arkadaşları da bu teorileri
inceliyorlardı.
Arşimed�in çalışmaları hakkında Plutark ve Livy�nin
yazılarından da bazı bilgiler edinilebilmiştir. Plutark bir
yazısında Arşimed�in,Sicilya�daki Syracuse bölgesinin, ki
Arşimed burada doğmuştur, Kralı 2. Hieron ile yakın
ilişkiler içinde olduğunu söylemiştir. Bunun yanında
Arşimed�in, Kral�ın ailesiyle de yakın ilişkiler içinde
olduğu ve bir buluşu olan Sandreckoner�i Kral�ın oğlu
Gelon�a ithaf ettiği de söylenir.
Arşimed, yaşadığı dönemde büyük ün yapmış bir bilim
adamıydı. Aynı zamanda dönemin matematikçileri ve devlet
adamları tarafından çok seviliyordu. Bu durumun en önemli
nedeni Arşimed�i bir çok alet keşfetmesi ve bu aletlerin
bazılarının savaş aleti olarak kullanılmasıydı. Özellikle
Marcellus yönetimindeki Roma ordusunun Syracuse�a saldırısı
sırasında Arşimed�in ürettiği silahların Syracuse�un
korunmasında büyük pay sahibi olduğu söylenmektedir.
Arşimed�in savaş silahları geliştirmeye çok hevesli
olmadığı fakat bu konuda Kral Hieron�un ricalarını
kıramadığı düşünülür. Arşimed�in o dönemde yaptığı buluşlar
ve ürettiği makine ve aletler çok muazzam başarılardı.
Teorik matematiğin geliştiği bir dönemde teorik matematiğin
yanında mekanik aletler üretmek Arşimed�in gereken üne
kavuşmasını sağlamıştır. Arşimed�in o dönemdeki en ünlü
buluşlarından biri de karmaşık makara�dır. Bu makara
sayesinde çok ağır cisimler çok az güç harcanarak
kaldırılabiliyordu. Bu buluşa özellikle Kral Hieron�un çok
şaşırdığı ve beğendiği söylenmektedir.
Arşimed, mekanik buluşları sayesinde bilinen ününe
kavuşmuştur. Bu mekanik buluşları yaparken geometri
bilgisinden çok yararlandığı bilinmektedir. Bu konuda
Plutark bir yazısında şunları demiştir:
Arşimed�i çok seven hizmetkarlar bir gün Arşimed�i
yıkamayı teklif etmişler, Arşimed de bu teklifi kabul etmiş.
Arşimed�i değişik tür sabunlar, yağlar ve kokularla
yıkamışlardır. Arşiemed, vücuduna her yağ dökülmesi
sırasında yağlarla vücuduna ve yere değişik geometrik
cisimler çizmiştir. Arşimed o anda geometriyle uğraşmanın
verdiği zevkle transa geçmiştir.
Aerşimed�in çalışmaları ve ürettikleri gerçekten
sıradışıdır. Arşimed, bir çok tarihçiye göre tüm zamanların
en büyük matematikçilerinden biridir. Arşimed, alan ve hacim
hesabı yapmak için bir integrasyon metodu geliştirmiştir.
Arşimed ayrıca sayısının değerini çok yaklaşık biçimde
bulmuştur ve karekök bulma konusunda çalışmıştır. Karekök
konusunda da o döneme kadar ulaşılan en iyi sonuçlara
ulaşmış ve çok yaklaşıklıkla karekök hesabı yapmayı
başarmıştır. Arşimed, çok büyük sayıları ifade etmek için
bir sistem de geliştirmiştir.
Arşimed, mekanik alanında da belli başlı teorilerin
sahibidir. Düz geometrik şekillerin ve katıların ağırlık
merkezleri ile ilglenmiş ve bu konuda teoriler üretmiştir.
Arşimed�in en ünlü teorisi hiç kuşku yok ki, sıvıya
batırılan bir cismin ağırlığını veren ve Arşimed Prensibi
olarak bilinen teorisidir.
Arşimed�in günümüze kadar kalan eserleri şunlardır:
Denge Üzerine (2 kitap), İkinci derece paraboller, Küre ve
Silindir Üzerine (2 kitap), Spiraller Üzerine, Konoidler
Üzerine, Küremsi Cisimler Üzerine, Yüzen Cisimler Üzerine,
Direnin Ölçülmesi, Sandreckoner. 1906 yılında Kopenhag
Üniversitei filoloji bölümü profesoru J.H Heiberg bir 10.
yüzyıl yazmasını buldu. Bu yazıtta Arşimed�in çalışmaları
anlatılmaktaydı.
Arşimed�in, Denge Üzerine adlı eserinde, mekaniğin
belli başlı prensipleri, geometri metodları ile
açıklanmaktadır. Arşimed düz cisimlerin ağırlık merkezlerini
de içeren çalışmalarını bu kitapta ele almıştır.
Küre ve Silindir Üzerine adlı eserinde, bir kürenin bir
parçasının alanı, bir dairenin alanı, silindirin alanı ve bu
cisimlerin alanlarının karşılaştırılması ile ilgili bilgiler
vermiştir.
Spiraller Üzerine adlı eserde Arşimed, spirali
tanımlamış, spiralin yarıçap vektörünün uzunlukları ile
açılarını incelemiş, vektörün tanjantını hesaplamıştır.
Arşimed�in Yüzen Cismler Üzerine adlı eserinde,
hidrostatiğin temel prensipleri verilmiştir. Bu eserinde
ünlü teoremi Arşimed Prensibi de yer almaktadır.
Sandreckoner de, Arşimed�in sayı sistemleri üzerine
yazdığı ve büyük sayıları ifade etmek için oluşturduğu
sistemi içeren önemli bir çalışmasıdır.
Arşimed�in kaybolmuş eserlerini de olduğunu gösteren
önemli kanıtlar vardır. Arşimed m.ö 212 yılında Roma�lıların
Syracuse kuşatması sırasında yakalanmış ve öldürülmüştür
Blaise PASCAL

Doğum: 1623
Ölüm: 1662
Pascal, henüz küçük yaşta kendisini gösteren
dehalardandır. Henüz 12 yaşındayken, hiç geometri bilgisine
sahip olmadığı halde, daireler ve eşkenar üçgenler çizmeye
başlamış, bir üçgenin iç açılarının toplamının iki dik açıya
eşit olduğunu kendi kendisine bulmuştur. Avukat olan ve
matematikle çok ilgilenen babası, onun Yunanca ve Latince�yi
iyi öğrenmeden matematiğe yönelmesini istemiyordu. Bu
nedenle bütün matematik kitaplarını saklayarak Pascal�ın bu
konu ile ilgilenmesini yasaklamıştır. Pascal, çocukluğunda
�Geometri neyi inceler?� sorusunu babasına sormuş ve �doğru
biçimde şekiller çizmeyi ve şekillerin kısımları arasındaki
ilişkileri inceler� cevabını almıştır. Pascal, bu cevaba
dayanarak, gizli gizli geometri teoremleri kurmaya ve
kanıtlamaya başlamıştır. Sonunda babası, onun yeteneğini
anlamış ve ona Euklid�in Elementler�ini ve Apollonius�un
Konikler�ini vermiştir.
Dil derslerinden arta kalan zamanlarında babasının
verdiği kitapları okuyan Pascal, 16 yaşında konikler üzerine
bir eser yazmıştır. Bu eserin mükemmelliği karşısında
Descartes, eserin Pascal gibi genç biri tarafından yazılmış
olduğuna inanmakta güçlük çekmiştir.
Pascal, 19 yaşında, aritmetik işlemlerini mekanik
olarak yapan bir hesap makinesi icat etmiştir.
Pascal yalnızca teorik bilimlerde değil, pratik ve
deneysel bilimlerde de yetenekli ve özgün bir
araştırmacıydı. 23 yaşında, Toricelli�nin atmosfer basıncı
ile ilgili çalışmasını incelemiş ve bir dağa çıkartılan
barometredeki civa sütununun düştüğünü, yani yükseğe
çıkıldıkça hava basıncının azaldığını göstermiştir. Diş
ağrısından uyuyamadığı bir gece rulet oyunu ve sikloid
üzerine düşünmüş ve sikloid eğrisinin özelliklerini
keşfetmiştir.
Pascal, Fermat ile yazışarak, olasılık teorisini kurmuş
ve bir binom açılımında katsayıları vermiştir. Pascal
Üçgeni�nin keşfi de ona aittir.
Pascal, çok genç yaşlarda çok önemli çalışmaları
tamamlamış ve matematiğin gelişimine çok önemli katkılar
yapmıştır. Pascal, 25 yaşına geldiğinde kendisini felsefe ve
dine adamış, 39 yaşında da ölmüştür.
Evariste Galois
Doğum: 1811
Ölüm: 1832
Paris yakınlarındaki küçük bir kasabanın belediye
başkanının oğlu olan Galois, matematiğe okul yaşamı
sırasında ilgi duymaya başlamış ve 14 yaşındayken Lagrange
ve Abel�in eserlerini okumuştur.Sınıfta, büyük
matematikçilerin kuramları üzerine düşünmesi, ödevlerini
unutması ve dikkatsizliği nedeniyle öğretmenlerini
kızdırdığı bilinmektedir. Galois�in matematiğe karşı duyduğu
sevgi o kadar büyüktü ki birgün öğretmenlerinden birisi,
�Anne-babasının Galois�e sadece matematik dersi
aldırmalarının iyi olacağını düşünüyorum.� demiştir.
Matematik yeteneğinin gelişeceği düşüncesiyle, Ecole
Polytechnique�e gitmek istemiş, fakat iki kez başvuruda
bulnumuş olmasına rağmen geri çevrilmiştir. Ecole Normale�e
gitmiş, ancak buradan da atılmıştır. Bir taraftan matematik
dersleri vererek hayatını kazanmaya çalışan Galois bir
tarfatan da siyasete bulaşmıştır. 1830 Devrimi�ne
Cumhuriyetçi olarak katılmış, birkaç ay hapishanede kalmış,
21 yaşındayken de bir düelloda öldürülmüştür.
Yayımlanması için yolladığı iki makalesi kaybolmuştur;
Fransız Bilimler Akademisi�ne gönderdiği çalışmaları
anlaşılamamış, bazı makaleleri de ölümünden sonra
yayımlanmıştır.
Düellodan önceki akşam, Galois, denklemler kuramına
ilişkin buluşlarını bir arkadaşına yazmış ve ondan,
buluşlarını önde gelen matematikçilere sunmasını istemiştir.
Galois�in matematiğe yapmış olduğu katkılar arasında en
önemli olanı grup teorisidir. Söz konusu mektupta, cebirsel
bir denklemin köklerine ait dönüşüm grubunun temel
özelliklerini açıklayan Galois, bu köklerin rasyonellik
alanlarının grup tarafından belirlendiğini ileri sürmüştür.
Ancak bu mektup, ilgili yerlere iletilmediği için,
makalelerinin çoğu 1846�da yayımlanıncaya kadar gün ışığına
çıkmamıştır. Bu tarihte Cauchy, grup kuramı hakkında
yayınlar yapmaya başlayınca, Galois�in çalışmaları da
matematikçilerin ilgisini çekmiştir.
Galois�in öneminin tam olarak anlaşılması, Camille
Jordan�ın 1870 yılındaki yayımlarıyla gerçekleşmiştir. Eğer
Galois, Newton ya da Gauss gibi uzun yıllar yaşamış olsaydı,
matematiğe yapacağı katkıların çok daha fazla olacağı
kesindir.
Ferdinand Gothold Max Eisenstein
Doğum: 16 Nisan 1823, Berlin, Almanya
Ölüm: 11 Kasım 1852, Berlin, Almanya
Eisenstein, Johan Eisenstein ve Helena Pollack�ın
çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Eisenstein�ın beş kardeşi
de çeşitli hastalıklar yüzünden çocuk yaşlarda ölmüşlerdir.
Eisenstein da önemli hastalıklarla mücadele etmiş ama
çocukluğunda hayatta kalmayı başarmıştır. Eisenstein�ın
hastalıkları ve kardeşlerinin erken ölümleri, onun yaşamında
çok önemli psikolojik ve fiziksel etkiler bırakmıştır.
Gotthold, çocuk yaşlarından itibaren zekasını belli
etmiştir. Henüz iki yaşındayken, annesinin yardımıyla, yazı
yazmasını öğrenmiştir. Küçük yaşlarda müziğe de ilgi duymuş
ve piyano çalmayı öğrenmiştir.
Ailesi Gotthold�un sağlık problemleri, özellikle
psikolojik problemlerinden kurtulması için 10 yaşındayken
onu askeri bir disipline sahip Cauer Akademi�sine
göndermişlerdir. Bu disiplin ortamı, Gotthold üzerinde
olumsuz etki yapmış ve fiziksel ve ruhsal sağlığı bu dönemde
de kötüye gitmiştir.
1837 yılında, Gotthold 14 yaşındayken, Friedrich
Wilhelm Gymnasium�una geçmiş ve ardından da Berlin�deki
Friedrich Werder Gymnasium�unda öğrenimini tamamlamıştır.
Gotthold, 15 yaşlarındayken matematiğe özel bir ilgi
duymaya başlamış ve özellikle Euler ve Lagrange�ın
eserlerini okuyarak diferansiyel ve integral hesabı
öğrenmiştir.
17 yaşından itibaren Gotthold, bir yandan okuluna devam
ederken bir yandan da Berlin Üniversite�sinde Dirichlet�in
derslerini takip ediyordu.
1842 yılında, Gauss�un Aritmetik Araştırmaları adlı
eserinin Fransızca tercümesini almıştır. Bu eser onu çok
etkilemiş ve sayı teorisine ilgi duymasına yol açmıştır.
1842 yazında, Gotthold, annesiyle birlikte İngiltere�ye,
orada iyi bir iş arayan babasını ziyarete gitmiştir.
İngiltere ve Galler�i iş bulmak için dolaşan babasıyla bir
süre o bölgede kalmıştır. Bu dönemde 1843�de Hamilton�la
tanışmıştır. Hamilton, Gotthold�a Abel�in, beşinci derece
denklemlerin çözümünün imkansızlığı üzerine yaptığı
çalışmasının bir kopyasını vermiştir. Bu çalışma üzerinde
Gotthold, uzun süre çalışmalar yapmıştır.
1843 Haziran�ında annesiyle beraber Almanya�ya geri
dönmüşlerdir. Okul mezuniyetini, İngiltere�ye gittiği için
askıya alan Gotthold, Almanya�ya dönünce son sınavlarını da
vermiş ve mezun olmuştur.
Dedekind
Doğum: 1831 Almanya
Ölüm: 1916 Almanya
Bir hukuk profesörü olan Ulrich Dedekind�in dört
çocuğundan en küçüğü olan Richard Dedekind, Gauss�un doğduğu
yer olan Brunswick�de doğmuştur. Eğitimine 16 yaşına kadar
şehirdeki Gymnasim�da devam etmiştir.
Eğitiminin ilk yıllarında matematik dehası ortaya
çıkmamış olsa da üniversiteye başlamadan önce matematik
üzerine yoğunlaşmaya başlamıştı. 16 yaşında Caroline
Koleji�ne girdi. Burada analitik geometrinin, integral
hesabın, yüksek mekaniğin ve cebrin elementer kısımlarını
çok iyi öğrenmiş olması, 19 yaşında başladığı Göttingen
üniversitesindeki eğitimini çok olumlu yönde etkilemiştir.
Göttingen�deki en büyük şansı, burada Gauss, Stern ve Weber
gibi üstün matematikçilerden ders alma şansını bulmasıdır.
Dedekind bu üç kişiden diferansiyel ve integral hesap,
yüksek aritmetik elemanları, en küçük kareler metodu, yüksek
jeodezi ve genel fizik üzerinde sağlam temeller aldı.
Kummer, Göttingen�den mezun olurken, okulda kendini iyi
yetiştiremediğinden, yani okuldaki eğitimin ileri düzeyde
olmadığından şikayet etmiştir. Bu yüzden doktorasını
verdikten sonra kendi kendine, eliptik fonksiyonları, modern
geometriyi, yüksek cebri ve fizik matematiği öğrenmek için
iki yıl çalışmak zorunda kaldı.
Dedekind 1852�de Euler integrallerine dair kısa bir tez
ile Gauss�dan doktor ünvanı almıştır. Dedekind iki yıl sonra
Göttingen�de ders vermeye başladı. Bu dönemde, 1855 yılında
Gauss�un ölümü üzerine Dirichlet�in Göttingen�e gelmesi,
Dedekind�in onun derslerini dinleme fırsatını doğurdu. Yine
bu dönemde, mesleğine yeni başlayan Riemann�la dost oldu.
Yirmialtı yaşında iken Zürih üniversitesine profesör
tayin edilen Dedekind, burada beş yıl kaldıktan sonra1862�de
Brunswick�e dönerek teknik okula profesör oldu ve burada
elli yıl geçirdi. Dedekind, ölümünden birkaç yıl öncesine
kadar Brunswick�de matematik çalışmalarına devam etti.
Dedekind, ölümüne kadar hiç evlenmemiş ve sade bir hayat
yaşamıştır.
Dedekind�in matematik çalışmalarının temeli, sayılar
üzerine olmuştur. Dedekind, bir irrasyonel sayılar teorisi
yaratmak için uzun gençlik yıllarında çok uğraşmıştır. 1872
yılında, ilk önemli eseri olan �Süreklilik ve İrrasyonel
Sayılar� basıldı. Dedekind, bu eserinde oldukça radikal bir
yaklaşım sergilemiştir. Dedekind�in irrasyonel sayılar
teorisinin temeli, bir �kesim� kavramına dayanır. Dedekind,
irrasyonel sayı teorisini açıkladığı eserinde, sayı
kavramını da tarif etmiştir.
Dedekind, irrasyonel sayılar teorisini ortaya attıktan
sonraki yıllarda, cebirsel sayılar teorisini oluşturmaya
çalıştı. Çalışmalarında �ideal� kavramını ortaya attı ve
tanıttı, snınf kavramını geliştirdi. Cebirsel aritmetikle
rasyonel aritmetiği kaynaştırmayı başardı.
|
De L'Hôpital (1661 - 1704) |
|
|
|
|

L'Hôpital,
amatör bir Fransız matematikçisidir. 1661 yılında Paris'te doğmuştur.
Asil bir Fransız ailesinden gelir. Johann Bernoulli'nin yönetiminde
çalışmış ve kendisini yetiştirmiştir. L'Hôpital çok kabiliyetli bir
matematikçiydi ve brachystochrone adı verilen problemi çömüştür. L'Hôpital 'in en ünlü eseri 1692 yılında yazmış olduğu
"Analyse des infiniment petits pour l'intelligence des lignes courbes"
dir. Bu eser aynı zamanda diferansiyel analiz üzerine yazılmış ilk ders
kitabıdır. Bizim analizde bugün kullanmış olduğumuz ve L'Hôpital kuralı
olarak bildiğimiz, "rasyonel fonksiyonların limit durumunda pay ve
paydasının sıfır olması halinde uygulanan kural" yine bu kitapta yer
almaktadır. L'Hôpital 2 Şubat 1704 yılında Paris'te ölmüştür.
|
Thales (M.Ö.624 - M.Ö.547) |
|
|
|
|

Antik dönemin ünlü filozofudur. ataları Fenikelilerdir.. Son kaynaklar, M.Ö. 625 yılında Milletos'ta doğup, 545'te öldüğünü kabul eder.
Yaşadığı yıllarda; geniş bir araştırma, inceleme, düşünme ve
mühendislik yeteneği ile ilginç bir ticari zekası sonucu üne
kavuşmuştur. Miletos Okulu' nun korucusudur.
THALES zamanımıza kadar intikal eden yazılı bir eser
bırakmamıştır. Düşünceleri öğrencileri yoluyla zamanımıza kadar intikal
etmiştir.
THALES, ARİSTO' nun (M.Ö. 384,322) eserlerine atfen, fizik ve
doğal felsefenin, EUDEME' nin (Aristo'nun öğrencisi), eserlerine atfen
de astronomi ve matematiğin kurucusu kabul edilir. Bu tür görüşler,
konu ile ilgili yayınlarda her geçen yıl hızla yaygınlaşmıştır. Netice
itibariyle de THALES' e mümtaziyet ve ebedilik vasıfları verilmiştir.
THALES' in astronomide kurucu addedilmesine ve üne kavuşmasına sebep olan olaylardan birisi şudur.
Atina'da M.Ö. 28 Mayıs 585 tarihinde görülebilecek Güneş
tutulma olayını, tutulmanın vukuundan önce haber vermiş olmasıdır.
Thales' e büyük ün kazandıran bu olay Babilleler tarafından bilinmekte
idi.
Burada önemli olan, tutulma olayının kendisi değil, haber
verenin bu bilgiyi aldığı kaynaktır. Gerçekte: THALES' in bu bilgiyi
eski Mısır ve Mezopotamya' dan elde ettiğinde bütün kaynaklar
birleşmektedir.
Matematikte kurucu addedilmesine sebep olan bilgileri de şunlardı.
Bir dairenin içine üçgen çizme probleminin çözümü. cisimlerin
(piramitlerin) gölgesi yardımıyla yüksekliğinin hesabını. üçgenlerin
kenarları ile ilgili bağıntılar ters açıların eşitliği konusu, küresel
üçgenlerin bazı özellikleri eşkenar üçgenlerin taban açılarının
eşitliği teoremi...
Fizikte kurucu addedilmesine sebep olan bilgileri de şunlardır. Bazı cisimlerin demir üzerindeki çekim etkisi, Nil Nehri'nin taşmasının nedenlerinin açıklanması.
THALES'e atfedilen ve bilimlerde kurucu unvanını almasına
sebep olan bu bilgiler, THALES'ten 2000 yıl kadar önceleri Eski
Mısırlılar ve Mezopotamyalılar tarafından bilinmekte idi. THALES, eski
Mısır ve Babil'e yaptığı birçok seyahatleri sırasında, buralarda eski
dönemlerin bilim ve tekniklerini dönemin bilginlerinden (kahin, katip,
rahip) öğrenmiştir. Bu ilk medeniyetlerin, eski imparatorluk
dönemlerinden öğrenmiş ve bu suretle Grek felsefesinin, geometri ve
astronomisinin gelişmesine ilk çıkış noktası olarak temel kavramlar
edinmiştir.
Ülkemizde, diğer antik dönem bilginlerine olduğu gibi THALES'
e mümtaziyet ve ebedilik verilmesine sebep, Batı' lı kaynakların
yayınlarıdır. Değişik bir ifade ile bilgilerimizin noksan olduğu
dönemlerin damgasını taşır.
Bize göre: THALES'in bilim tarihindeki yeri ile ilgili gerçekleri şu şekilde özetlemek mümkündür.
|
|

Brook
Taylor, İngiltere'de Norton kentinde 9 Kasım 1685 günü doğmuştur.
Eğitimi ve öğretimi Cambridge'de Saint John College'inde görmüştür.
1712 yılında bugün kendi adıyla bilinen Taylor açılımı teoremini bulmuş
ve bu teoremi 1715 yılında yayınlamıştır. Seriler, logaritmalar ve
fizik konuları üzerine birçok buluşu vardır. Bunların tümünü de
yayınlamıştır. Gerek bu buluşları gerekse Taylor açılımı teoremiyle
genel matematiğe ve onun gelişmesine ölçüsüz yardımlarda bulunmuştur.
1712 yılında Royal Society'ye üye seçilen Taylor, daha
sonraki yıllarda Newton'la Leibniz arasında süren yarışmalardan doğan
sürtüşmelerde karar verecek üyelerden biriydi. Tam verimli ve oldukça
genç sayılan kırk altı yaşında, 29 Aralık 1731 günü Londra'da öldü.
Matematik kitaplarının tümünde Taylor teoremi hala yaşamaktadır ve daha
da yaşayacaktır.
|
Weierstrass (1815 - 1897) |
|
|
|
|

Wilhelm
Weierstrass (1790-1869) ile karısı Teodora Forst'un büyük oğlu olan
Karl Wilhelm Teodora Weierstrass, Almanya'nın Münster kasabasında,
Ostenfeld'te 31 Ekim 1815 günü doğdu. Babası o zaman Fransa hizmetinde
bir gümrük memuruydu. 1815, Napolyon'un Waterloo'da İngiliz ve
Prusya'lılara yenilmesi yılıydı. Bu
yıl aynı zamanda Bismarck'ın da doğduğu yıldır. O çağın ünlü adamları
yanında oldukça silik kalan Weierstrass, bugün hayatta göremediği şan
ve şöhretin en yüksek noktasındadır. Oysa, o ünlü adamların şimdi adı
bile anılmamaktadır.
Weierstrass'ın ailesi, dinine fazla düşkün demokratik bir
Katolik'ti. Babası, evlendiği yıl Protestanlık'tan dönmesi olasılığı
vardır. Karl Wilhelm Weierstrass'ın 1904 yılında ölen Peter adlı bir
erkek kardeşi ile Clara (1823-1896) ve Elise (1926-1898) adında iki kız
kardeşi vardı. Her iki kız kardeşi de, yaşadıkları süre içinde
kardeşleri Weierstrass'ın iyiliği için çalışmışlardır.
Anneleri,
Elise'nin doğumundan biraz sonra, 1826 yılında öldü. Babaları ertesi
yıl yeniden evlendi. Bu nedenle, Karl'ın annesi hakkında pek az şey
biliyoruz. Yalnız, kocasına nefretle baktığı ve evliliğinin hayal
kırıklığı ile geçtiği tahmin ediliyor. Karl'ın üvey annesi tam bir
Alman ev kadınıydı. Çocukların zihni gelişmesinde etkisi olmamıştır.
Diğer yandan baba pozitif bir idealist ve zamanında öğretimde bulunmuş
kültürlü bir adamdı. Hayatının
son on yılını Berlin'de ünlü olan oğlunun evinde, iki kızı ile birlikte
rahatlık içinde geçirdi. Çocuklarından hiç biri evlenmedi. Bir ara
evliliğe heveslenmiş olan zavallı Peter'i babası ile kız kardeşleri bu
düşüncesinden hemen vazgeçirdiler. Böylece, bu evlilikte olmadı.
Babanın sertliği, uzağı gören otoritesi, Prusya'lı inadı,
aile içinde bazı geçimsizliklere neden oluyordu. Sürekli uyarılarla
Peter'in hayatını hemen hemen söndürdü ve onu yok etti. Karl'ı da,
parlak yeteneklerinin farkına varmadan ona uygun olmayan bir mesleğe
zorla sürüklemekten geri kalmadı.
Baba
Weierstrass, ufak oğluna kırk yaşına kadar öğüt vermek ve işlerine
karışmak cüretini göstermiştir. Ancak, büyük oğlu başka bir yapıdaydı.
Böyle bir baba ile çarpıştığını belki o da fark etmediği halde,
babasının kendisi için seçtiği yolu baltalamaktan geri kalmadı. İşin
garibi, ne babanın ve ne de oğlunun olup bitenlerden haberdar
olmamalarıydı. Weierstrass bunları ancak altmış yaşında anlamıştı.
Fakat bu kadar dolambaçlı yıllardan ancak Karl gibi, vücut ve fikir
yapısı sağlam bir adam başarı kazanabilirdi.
Karl'ın doğumundan az sonra, aile babanın gümrük memuru
olduğu Westphalia'nın Westernkotten tarafına yerleşti. Weierstrass,
çocukluk yıllarının en mesut günlerini burada geçirdi. Bu yörede uzun
bir süre kaldı ve burada ünlü oldu. Boşta durmadı.
|
|
|
|

Bir
Fransız matematikçisi olan Elie Cartan, 1869 tarihinde Dolomieu' da
doğdu. 1912 yılında Sorbonne'da profesörlüğe yükseltildi. 1924
tarihinden 1940 yılına kadar yüksek geometri dersleri verdi. Çalışmalarının
çoğu gruplar kuramının incelenmesi ve uygulaması yönündedir. Sürekli ve
sonsuz grupların yapısıyla ilgili kuramı ve yeni evrenler düşünülmesine
yol açan genelleştirmeler ve uzaylar kuramını kurdu. 1922 yılında
ortaya attığı, hiç eğrilik göstermeyen tamamen paralel bir uzay
kavramı, en önemli buluşlarından sayılır. Cartan'ın
bu çalışmalarından haberi olmayan Einstein, 1828 yılında aynı
gerçekleri yeniden buldu. Çok sayıda yayını ve kitapları olan Cartan,
1951 yılında Paris'te öldü.
|
|

İskoçya'lı bir matematikçi olan Colin Maclaurin, 1698 yılında
Kilmodan'da doğdu. 1717 yılında Aberdeen'deki Marischal Kolejinde
matematik dersleri verdi. Maclaurin, Newton'un en başarılı
öğrencilerinden biriydi. Geometri, cebir ve sonsuz küçükler hesabıyla
ilgili eserler verdi. 1719 yılında "Organik Geometri" adlı eseri
yayınlandı. Bu
eserde, konikler, üçüncü ve dördüncü dereceden eğriler incelendi.
Eğriler ve maksimumları üzerine buluşlar yaptı. 1742 yılında
yayınladığı kitapta, kendi adıyla anılan, formülü ve bazı fizik
buluşları vardır. Maclaurin'i yaşatan ve çok kullanılan Maclaurin
açılımı veya serisidir. 1746 yılında Edinburgh'ta öldü.
|
|

Pascal,
19 Haziran 1623 günü Fransa'da Clermont'ta doğdu. Babası kültürlü bir
adamdı. Pascal yedi yaşına gelince, babası Paris'e yerleşti. Yedi
yaşına gelen parlak çocuk öğrenimine başladı. Kendisi gibi çok güzel ve
kültürlü iki kız kardeşi vardı. Özellikle Jak Qualine, Pascal'ın
yaşamında önemli rol oynamıştır. Kız kardeşinin bu etkisi bazen iyi,
fakat çoğu kötü yönde olmuştur. Pascal doğduğunda, Descartes yirmi yedi yaşındaydı. Descartes
öldükten sonra Pascal daha on iki yıl yaşadı. Newton'dan sadece birkaç
yıl önce doğmuştur. Descartes ve Fermat gibi büyük matematikçilerle
çağdaş olması bir yerde kendisi için bir şanssızlıktı. Bu
nedenle, tek başına oluşturabileceği olasılıklar kuramının keşfini
Fermat'la paylaştı. Kendisini harika çocuk diye ünlü yapan yaratıcı
geometri fikrini, kendisinden daha az ünlü olan Desargues'dan
esinlendi. Daha çok din ve felsefe konularına eğildiği için matematiğe
az zaman ayırdı. Kız kardeşi ona bu konuda egemendi. Buna karşın,
yapabileceğinin çok daha fazlasını verdi.
Pascal, çok erken gelişen bir çocuktu. Fakat, vücutça oldukça
zayıftı. Bunun tersine, kafası çok parlaktı. Öğrenimi başlangıçta çok
başarılı geçiyordu. Çok küçük yaşta olmasına rağmen, matematiğe
gösterdiği ilgi çok dikkati çekiyordu. Hatta, matematik problemleriyle
gece gündüz uğraşmaya başladı. Sağlığının bozulacağından kuşkulanan
babası, bir aralık onun matematik çalışmasına engel olduysa da, onun bu
davranışı Pascal'ın matematik çalışmasına daha çok yöneltti.
Geometri
çalışmak için oyunlarını bıraktı. On iki yaşında babasına, geometrinin
ne dernek olduğunu sordu. Euclides'in "Elements" adlı geometri kitabını
kısa bir zaman içinde yutarcasına bir roman gibi okudu. Hiç bir yardım görmeden ve hiç bir geometri okumadan, çok
küçük yaşta bir üçgenin iç açılarının toplamının 180 derece, yani iki
dik açı olduğunu kanıtlamıştır. Daha önce, hiç bir kitabı okumadan,
Euclides'in birçok önermesini ispatlamıştı, Yine, Pascal hakkında
abartma yapmaktan özellikle kaçınan kız kardeşi Gilbert'in
anlattıklarına göre; Pascal Euclides'in ilk otuz iki önermesini
Elements adlı kitabındaki sıraya göre bulmuştur. Otuz ikinci önerme
ise, bir üçgenin iç açılarının toplamı ile ilgili ispatıdır.
Pascal on dört yaşına gelince, Mersenne tarafından yönetilen ilmi
tartışmalara kabul edildi. Bu tartışmaların yapılması, Fransız İlimler
Akademisini doğurdu. Pascal kendi kendine bir geometrici olmuştu. Baba
Pascal'ın hükümet makamlarıyla boğuşması aileyi kötü duruma düşürdü.
Güzel
ve parlak kız kardeşi Jacqueline, vergi konusunda babası ile
anlaşmazlığa düşen Cardinal de Richelieu'yu eğlendirmek için, önünde
oynatılan bir oyunda kendisini tanıtmadan oyuna çıkar. Kendini hayran
eden artistin kim olduğunu öğrenen Cardinal, tüm aileyi bağışlar ve
ondan sonra baba Pascal'a bir memurluk verir. Pascal, on altı yaşından önce, 1639 yılında, geometrilerin en
güzel teoremini ispat etti. On dokuzuncu yüzyılda yaşayan İngiliz
matematikçisi ünlü Sylvester, Pascal'ın bu büyük teoremine "kedi
beşiği" adını vermiştir. Pascal, on bir yaşına gelince sesler hakkında
bir eser vermiştir. On
altı yaşındayken, konikler üzerine bir eser yazarak, ünlü Descartes'i
hayretlere düşürmüştür. On sekiz yaşına gelince, şimdi Paris sanayi
müzesinde saklanan hesap makinesini bulmuştur. Fizikte, havanın
ağırlığını, sıvıların denge halini ve basıncı hakkında Pascal
kanunlarını bulmuştur. Apollonius ve başkalarının çalışmalarını birer
sonuç kabul eden dört yüz tane önerine ortaya koymuştur.
Bu eserin tümü basılamadığı için, bir daha da ele geçmemek üzere
kaybolmuştur. Fakat, Leibniz bu eserin bir kopyasını görmüş ve onu
inceleme şanslılığına ermiştir. Pascal'ın bu eseri geometrik bir metrik
olmayıp bir izdüşüm geometrisidir. Aristo, matematiği çokluklar ilmi
diye tanımlıyordu. Oysa Pascal'ın geometrisinde çokluk yoktur. Pascal, on yedi yaşından ölümü olan otuz dokuz yaşına kadar
ızdırapsız ve acısız gün görmedi. Hazımsızlık, mide ağrıları,
uykusuzluk, yan uyuklamalar ve bu ağrıların verdiği gece kabusları onu
yedi bitirdi. Böyle olmasına karşın, yine de bu ağrılar içinde durmadan
çalışıyordu.
Yirmi üç yaşlarında, kız kardeşinin baskı ve etkisiyle
Hıristiyan dinine ve bunun içinde bazı tarikatlara girdi. Bu konuda
epey sarsıntılar da geçirdi. Fakat, yine onda matematik ağır bastı.
Pascal, hurma ağaçları gibi tepeden kurumaya başladı. Aynı yıl hazım
organları bozuldu. Bu ara geçici bir felç geçirdi. Bu ona çok ağrılar
verdi. Her şeye rağmen, düşüncesi ve kafasının çalışmaları sürüyordu.
1648 yılında Toriçelli'nin (1608 -1647) çalışmalarını
inceleyerek, onun da önüne geçti. Yükseklikle basıncın değiştiğini
saptadı. Descartes, Pascal'la çeşitli konuları konuşmak ve özellikle
barometre hakkında bilgi almak için geldi. Bu iki bilginin yaradılış ve
ruhsal durumları pek uyuşmuyordu.
Descartes,
konikler üzerine yazılan eserin on altı yaşında bir çocuk tarafından
yazıldığına inanmayı açıkça kabul etmedi. Daha da ileri giderek,
Pascal'ın barometre deneyleri düşüncesini, Mersenne'nin çalışmalarından
çalmış olmasından şüphelendi. Descartes'le Pascal'ın aralarında
çekememezliğe neden olan üçüncü konu din üzerine olan düşüncelerindeki
ayrılıklardı. Descartes Cizvitleri tutuyor, Pascal'sa Jansen'in
mezhebini savunuyordu. Pascal'ın
açık sözlü kız kardeşi Jacqueline'nin sözlerine bakılırsa, bu iki dahi
birbirlerini oldukça kıskanıyorlardı. Bu nedenle de, adı geçen
yukarıdaki görüşme ve ziyaret soğuk bir buluşma olmuştu. Descartes'in
genç dostuna bazı öğütleri oldu. Pascal da onu ciddiye almadı. 1658
yılının bir gecesinde, uykusuzluk ve diş ağrılarından kıvranan Pascal,
kerpetenin egemen olduğu bir zamanda, korkunç ağrılarını unutmak
amacıyla, birçok ünlü matematikçinin uğraştığı zarif sikloid eğrisine
daldı. Tüm ağrılarının geçtiğini gördü. Ya
da, sikloid üzerine o kadar daldı ki, tüm ağrı ve acılarını unuttu. Tam
sekiz gün sikloid geometrisi üzerinde çalıştı. Bu eğri ile ilgili olan
çeşitli problemleri çözmeyi başardı. Bu buluşlarının bazılarını takma
Amos Detonville imzasıyla, Fransız ve İngiliz matematikçilerine meydan
,okumak amacıyla basılmıştır. 1658 yılında kendini oldukça hasta
hissetti. Kısa
aralıklarla gelen uyuklamalar dışında, şiddetli ve dinmek bilmeyen baş
ağrıları ona çok eziyet ediyordu. Tam dört yıl bu ağrılarla kıvrandı.
1662 yılının haziran ayında otuz dokuz yaşındayken öldü. Ölümünden
sonra yapılan otopsisinde, ağrılarının nedeninin ciddi bir beyin
hastalığından ileri geldiği saptandı. Pascal, Fermat ile birlikte olasılıklar kuramını kurmakla,
yeni bir matematik dünyası yaratmış oluyordu. Bu kuramın tüm
inceliklerini ortaya döktü. Bu kuramı oluştururken, Fermat'la sürekli
haberleşmişlerdir. Yapılan bu mektup görüşmeleri incelendiğinde, bu
kuramın gerçek kurucularının Pascal ile Fermat'ın eşit payları olduğu
görülür. Yaptıkları şeyler temelde aynı, fakat derinlemesine inilmeleri
ayrı ayrıdır. Bu arada Pascal'ın düştüğü ufak hatayı Fermat belirtince,
Pascal da bu hatasını hemen düzeltti. Bu haberleşmedeki ilk mektuplar
kaybolmuşsa da, daha sonraki mektuplar hala eldedir. Bu büyük olasılıklar kuramının çıkış nedeni, Pascal'a
kumarbaz Chevalier de Mere tarafından önerilmesiydi. En önemli görevi
de elli iki kağıt oyunu oynuyordu. Bu ara tavla zarlarının, şekilleri
aynı olan ayrı renkli bilyelerin önemi büyüktür. Buna bağlı olarak,
ünlü Pascal üçgeni doğdu. Pascal'ın bu üçgeni, daha sonraki yıllarda
çok kullanıldı. Özellikle seri açılımları ve binom açılımı bu yöntemle
kolaylıkla bulunur. 1 11 121 1331 14641
Pascal üçgeni, binom açılımındaki katsayıları bulmaya yarar.
Pascal'ın bu üçgeni, olasılıklar kuramında da ustalıkla kullanılır. Bu
üçgen, biyolojideki uygulamalar, matematik, istatistik ve pek çok
modern fizik konularında uygulama alanı bulunur.
Hıristiyan dini, mezhepler ve sonu gelmez ağrılar içinde bir
dahi maddi olarak yok olup gitmiştir. Fakat, bıraktıklarıyla
yaşamaktadır.
|
|

Bir
Fransız matematikçisi olan Adrien Marie Legendre, 1752 yılında Paris'te
doğdu. 1775 ile 1780 yılları arasında, Paris Askeri okulunda matematik
dersleri verdi. 1787 yılında, Paris Gözlemevi ile Greenwich Gözlemevi
arasında kurulacak jeodezi bağlantısında görev aldı. Fransız devrimi
sırasında, metre sisteminin kabul edilmesini ve girişilen jeodezi
işlemlerinin hazırlıklarına katıldı. Bu
fırsatı değerlendirerek, o zamana kadar uygulanan tüm yöntemleri
yeniledi. Daha sonra, trigonometri alanında önemli teoremler ileri
sürdü. Özellikle küresel üçgeni düzlem olarak düşünüp açılarda bazı
düzeltmeler yaparak alanını hesapladı. 1784 yılında, "Gezegenlerin
Şekli üstüne" adlı bir İnceleme yazısında, kendi adıyla anılan
çokterimlileri ortaya attı. 1794 yılında "Geometrinin Temel Bilgileri"
adlı eseri yayınlandı. Bu
eserde, Euclides postülatını ispatlamak için çok çeşitli ve yeni yollar
denedi. Bununla birlikte, Euclidean olmayan geometrilerin ortaya
çıkmasıyla, Legendre'nin bulduğu sonuçların geçerliliği yeniden
tartışma konusu oldu. 1798 yılında "Sayılar Kuramı" adlı eseri
yayınlandı. Bu kitabında, ikinci dereceden kalanların karşıtlığı kanunu
gibi ilgi çekici sonuçlar yer alır. Yine
de en değerli eseri, 1825 ile 1832 yılları arasında hazırladığı
"Eliptik Transandantlar Kuramı" adlı inceleme kitabıdır. Bu eserde,
eliptik integrallerden hareket ederek ustaca bir çözümlemeyle bu
integralleri kendi adıyla anılan üç şekle indirgemeyi başarmıştır.
Legendre'nin bu alandaki araştırmaları daha sonra Abel ve Jacobi'nin
çalışmalarıyla tamamlandı. Legendre'nin, kırk yılın üstünde çalışmayla
elde ettiği sonuçları, Abel oldukça kısa ve kesin bir yolla elde
ediyordu. Bu nedenle, onun kırk yıllık çalışmaları boşa gidiyor gibiydi.
Legendre'nin hem matematiğe ve hem de matematikçilerin
yetişmesinde önemli hizmetleri vardır. Bazı matematikçiler onun
kitaplarından ilham almışlardır. 1833 yılında Paris'te ölen Legendre,
Abel'in öncülerinden biriydi.
|
|

Litvanya'lı
bir matematikçi olan Hermann Minkowski, 1864 yılında Aleksotas'te
doğdu. 1896 ile 1902 yılları arasında Zürih Federal Politeknik Okulunda
ve ölünceye kadar da Göttingen Üniversitesinde profesörlük yaptı. 1882
yılında, tam katsayılı ikinci dereceden şekiller kuramının temelleri
üstüne inceleme yazısıyla Fen Akademisinin büyük matematik ödülünü
aldı. Euclides olmayan geometriyle karıştırılmaması gereken bir sayılar
geometrisi kurarak sayılar kuramına bazı geometrik kavramlar getirdi.
Sonunda özel bir metrikle donatılmış dört boyutlu özel bir uzaya
başvurarak, Einstein'in kısıtlı bağlılık kuramının, bugün klasik
sayılan geometrik bir yorumunu verdi. Buna
Minkowski uzay zamanı denir. Sayılar geometrisi, 1896 yılında basıldı.
1907 yılında "Diophantus Yaklaşımları" adlı eseri yayınladı.
"Çalışmalar" adlı yapıtı da 1911 yılında çıktı. Analizin birçok dalında
Minkowski eşitsizliği kullanılır. Kendisi, 1909 yılında Göttingen'de
öldü.
|
|

Bir
Alman matematikçisi olan David Hilbert, 1862 yılında Königsberg'de
doğdu. 1895 ile 1929 yılları arasında Göttingen Üniversitesinde
profesörlük yaptı. Yirminci yüzyılın başlarında, Alman matematik
okulunun önderi sayılır. 1897 yılında cisim kavramını ve cebirsel
sayılar cisminin kuramını kurdu. 1890
yıllarındaki ilk çalışmaları sırasında, cebirsel geometri ve modern
cebirde önemli bir rol oynayan çokterimli idealleri kuramının
temellerini atarak, invaryantlar kuramının temel kanunlarını ortaya
koymayı başardı. 1899
yılında, geometrinin temelleri üstüne araştırmalarının bit sentezi olan
"Geometrinin Temelleri" adlı eserini yayınladı. Bu, matematiğin çeşitli
bölümlerinde aksiyomlaştırma amacına yönelen birçok verimli çalışmaya
yol açtı. Somut görüntülere başvurmaktan kaçınan Hilbert, noktalar,
doğrular ve düzlemler diye adlandırdığı "Üç nesne sistemini" matematiğe
soktu. Ne oldukları kesin olarak gösterilmeyen bu nesneler, beş grupta
toplanmış yirmi bir aksiyomla açıklanan bazı ilişkiler ortaya koyar.
Ait olma, sıra, eşitlik veya denklik, paralellik ve süreklilik aksiyomu
bunlardandır. Bundan sonra, aksiyomlardan birinin veya öbürünün
doğrulanmadığı geometriler kurdu. Temel terimleri kendilerine
aksiyomlarla yüklenen özelliklerden başka özelikleri bulunmayan
mantıksal varlıklar olarak ele aldı. Klasik matematiği savunmak ve
ondaki apaçıklığı göstermek için Brouwer ile giriştiği tartışmalar,
matematikte geniş biçimli incelemelere yol açtı. 1943 yılında
Göttingen'de öldü.
|
|

Bir
terzinin oğlu olan Jean Babtiste Joseph Fourier, 21 Mart 1768 günü
Fransa' da Auxerre kentinde doğmuştur. Henüz dokuz yaşındayken hem
annesini ve hem de babasını yitirmiştir. Hayırsever Madam Moiton ve
Auxerre kasabasının baş rahibine ne kadar teşekkür edilse azdır. Çünkü,
bu hayırsever kimseler öksüz ve kimsesiz kalan Fourier'i şehirdeki
askeri okula gönderdiler. Fourier
kendisini bu okulda çok iyi bir şekilde yetiştirdi. Bu okulda kısa bir
sürede kendisini gösterdi. On iki yaşındayken yazdığı dini yazıları,
Paris kiliselerinde okunuyor ve benimseniyordu. Bu sıralarda, güç
beğenen, titiz, inatçı, hırçın, sert ve şeytan bir çocuk kesildi.
Matematikle ilk karşılaşınca büyülenmiş gibi oldu. Kendi kendine neyin
zararlı olduğunu anladı ve kısa bir sürede kendi kendini iyi etti.
Herkesin uyuduğu saatlerde topladığı mum parçalarını birleştirerek gece
paravanaların arkasına gizlenerek ders çalışıyordu. İyi kalpli
benediktenler genç dahiyi papaz olması için razı ettiler.
Fourier, müritliğini yapmak için Saint-Benoit manastırına gitti. Yemin
etmeden önce 1789 Fransız Devrimi ona yetişti. O, subay olmak
istemişti. Fakat, terzi oğluna subaylık diploması verilmediğinden,
askeri papaz olmak istemişti. İhtilal onu bu durumdan da kurtardı. Onun
eski arkadaşları Fourier'in bir papaz olamayacağını anladıkları için,
geri Auxerre'e çağırdılar ve onu matematik öğretmeni yaptılar.
Hastalanan arkadaşları yerine onlardan daha iyi fizik ve klasik dersler
veriyordu. 1789 yılında yirmi bir yaşında denklemlerin sayısal çözümüne
ait bir çalışmayı Akademiye sundu. Fourier, başlangıçta devrim tarafını tuttu. Daha sonraki
terör ve şiddete karşı da cephe aldı. Cahilliğin yenilmesi için
Napolyon'a okullar açtırdı. Ecole Normale' de bu amaçla öğretmenler
yetiştirildi. Bu okulun matematik kürsüsüne öğretmen olarak atandı.
Ders vermeleri bir ciddiyete soktu. Kendisi de orada tüm hocalara örnek
dersler veriyordu. Fourier, 1787 ile 1794 yılları arasını orta dereceli
okullarda öğretmenlik yaparak geçirdi. Fransız devrimi sırasında önemli
görevler aldı. Bu
etkin görevlerden dolayı fazla göze battı ve 1794 yılında bazı zamanlar
da Auxerre hapishanesinde yattı. Hapishaneden çıktıktan sonra, EcoIe
Normale'de ve Ecole Polytechnique'te matematik öğretmenliği yaptı. Bu
aralık, denklemler kuramı ve uygulamalı matematikte bazı araştırmalarda
bulundu. Fourier serilerini ve Fourier analizini oluşturdu.
1798 yılında Napolyon Mısır'a giderken Fourier, onun yanında
bu yolculuğa katıldı. Mısır yolculuğunda Napolyon'a arkadaşlık etti.
Bir yıl sonra, Napolyon Fourier'i bu seferdeki ilim heyetinin başına
atadı. Yukarı Mısır'da araştırma yapma, kayıtları, yazıları inceleme ve
tapınaklarda araştırma yapmalarını istedi. 1801 yılında Mısır'dan
Fransa'ya dönen Fourier'e Napolyon tarafından çok ağır yöneticilik
görevleri verildi. Bu dönüşten sonra 1803 yılında Baron oldu. Bu kadar
ağır ve yoğun yönetici görevlere karşın, Fourier yine araştırmalar için
kendine zaman buldu. Bu ara yine ısının matematik kuramı üzerine
araştırmalarını yaptı.
En önemli çalışması "Isının Analitik Kuramı" adlı yapıtıdır. Bu eser,
1822 yılında yayınlandı. Fourier, ısının iletkenliği kuramı hakkında
olan araştırmasıyla, fizik matematiğin bugünkü gelişmesi çağını
açmıştır. Bu nedenle, bugünkü medeniyetimizin gelişmesinin büyük bir
kısmını Monge ve Fourier'e borçluyuz. Fourier'in yaptıkları pratik
sahalarda oldukça çok kullanılır. El kitaplarında verilen birçok kural
onundur. Elektrik, ses ve radyo teknikleri bugün herkesçe bilinir.
Fourier, Grenoble' de kaldığı sırada kaleme aldığı "Isının
Analitik Kuramı" adlı kitabını 1807 yılında Akademiye sundu. Bu eseri
çok tartışıldı ve beğenilmedi. Raportörlükte, Laplace, Lagrange ve
Legendre vardı. 1812 yılındaki ödül için başka bir çalışma sunması
istendi. Fourier, bu ödülü aldı. Fakat daha önce sunduğu çalışmasının
dönmesine çok kırıldı. Onun tartışmasız olan eseri, halen yaşayan
Fourier analizidir. Devirlilik kavramı, Ayın, Güneşin ve Dünya' nın
hareketleri, gece, gündüz, mevsimler ve Güneşin lekeleri gibi olaylar
hep bu türdendir. Bundan sonra çok katlı devirlilik çıkacaktır.
Fourier, 1807 yılında kaleme aldığı eserini 1822 yılında bitirdi ve bu
şaheser oldu.
1 Mart 1815 yılında Napolyon' un Elbe Ada'sından kaçarak
Fransız kıyılarına ayak basınca, gelişen olaylar Fourier'i esir
düşürdü. Bourgain'de bulunan Napolyon' un huzuruna çıkarıldı. Napolyon'
un iğneleyici sözleriyle karşılaştı. Fourier yeniden Napolyon tarafına
geçti. Fakat, Napolyon'un yüzüne karşı da "Kaybedeceksiniz" sözünü
söylemekten kendini alamadı. iktidarların sürekli el değiştirmesi ve karşılıklı ihtilaller
Fourier'i güç durumlara soktu. Bu çalkantılı dönemlerden sonra
eşyalarını rehine verecek kadar perişan oldu. Dostları onu açlıktan
ölmesin diye Seine istatistik Bürosuna müdür olarak atanmasını
sağladılar. 1816 yılında Akademiye üye seçilmesine hükümet karşı koydu.
Ancak ertesi yıl üye seçilebildi. Bu onun için çok acınacak bir hal
oldu. Yine de rahat durmadı. Boş kaldığı zamanlarda çalışmalarını
sürdürdü. Fourier'in son yılları gürültü ve patırtı içinde sönüp gitti.
Akademinin sürekli katibi olduktan sonra kendine dinleyici bulmakta
güçlük çekmiyordu. Napolyon devrinde yaptıklarıyla övünmesi boşa giden
çırpınışlardı. Artık O, dayanılmaz bir gevezeden başka birisi değildi.
İlmi çalışmalara devam edeceğine, dinleyicilerine yapacağı büyük
işlerden söz ediyordu. Aslında kendine düşen görevi fazlasıyla yerine
getirmişti. Son yıllarda kendi kendine övünüyordu. Onun buna hiç
gereksinimi de yoktu. Mısır'da kaldığı süre içinde garip bazı alışkanlıklar da
edinmişti. Çölün sıcağının sağlık için en iyi bir ortam olduğuna
inanmıştı. Bu nedenle bir mumya gibi örtünüyor, çöl sıcağı kadar sıcak
odalarda oturuyordu. 16 Mayıs 1850 yılında altmış üç yaşında bir kalp
hastalığından veya bazılarına göre de bir damar çatlamasından öldü.
Medeniyetin izlerinin Fourier'in eserlerinde taşındığı bir gerçektir.
|
|

Rene
Baire, 1874 yılında Paris'te doğdu. Ecole Normal Superieure'de
öğrenimini tamamladı. Daha sonra Dijon Fen Fakültesinin matematik
analiz derslerini okuttu. Kendisi gibi Fransız matematikçileri olan
Henri Poincare, Emil Borel ve Henri Lebesgue ile beraber gerçel
değişkenli fonksiyonlar üzerinde yeni çığırlar açtı. Gerçel analiz üzerinde çok değerli kitaplar yazdı. Baire sınıfları oldukça Ünlüdür. 1932 yılında Chaber'de öldü.
|
Christoffel (1829 - 1900) |
|
|
|
|

Bir
Alman matematikçisi olan Elwin Bruno Christoffel, 1829 tarihinde
Montschau, Rheinland'de doğdu. Önce Zürich Polytechnicum'unda, sonra
Berlin ve Strasbourg Üniversitelerinde matematik profesörü olarak
çalıştı. Özellikle;
Abel fonksiyonları, cebirsel fonksiyonlar, parçalı türevli denklemler
ve diferansiyel geometri üzerinde çalışmalarda bulundu. Riemann ile
birlikte matematiğe tensör kavramını getirdiler ve tensör hesabı
üzerinde çalıştı. 1900 yılında Strasbourg'da öldü.
|
|

Hermann Amandus Schwarz, 1843 yılında Almanya'da doğdu. Berlin
Üniversitesi'nde Weierstrass'ın en parlak öğrencilerinden biriydi.
Kendisini, özel ilgisi ve Weierstrass'ın dersleriyle çok iyi
yetiştirdi. İyi bir analizci oldu. Çok parlak bir zekası ve keskin bir
görüşü vardı. Öğretmenleri
kendisini çok beğenirlerdi. Diğer yandan da, çok değişik görüşlü ve
orijinal bir matematikçiydi. Bu nedenle de, matematiğin birçok dalında
eserler verdi. Minimum yüzeyler kuramı ve fonksiyonlar kuramı, bu
çalıştığı sahalardan yalnız ikisidir. 1897 yılında Berlin'de
Weierstrass'ın yanında profesör oldu.
Burada, çok sayıda eser verdi. Özel olarak Weierstrass'tan çok
yardımlar gördü. Weierstrass onu hep desteklerdi. 1921 yılında öldü.
|
|

Felix Edouard Emil Borel; 7 Ocak 1871 günü Fransa'da Saint Affrique
denen küçük bir kasabada doğdu. Babası, Protestan olan bu şehrin
papazıydı. Annesi de, tüccar olan bir aileden geliyordu. Borel ilk
önce, 1889 yılında Ecole Normale girdi. Bu okulu bitirince, Linne
Üniversitesinde, Ecole Normale'de ve Sorbonne'da matematik dersleri
verdi. Analiz ve olasılıklar kuramında oldukça önemli keşiflerde
bulundu. Aynı
zamanda, oyunlar kuramının kurucusu kabul edilir. Üç yüzün üzerinde
ilmi makalesi yayınlandı. Bu makalelerin her biri bir çığır açacak
niteliktedir. Bunların içinde en önemlilerinden biri analizde çok iyi
bilinen ve çok kullanılan Heine-Borel teoremidir. Bu sonuç, Borel
tarafından hazırlanan ünlü tezinin bir parçasıdır. Borel, aynı zamanda
Lebesgue tarafından geliştirilen Lebesgue ölçümü kuramının ilk
öncülerinden biridir. Borel'in, Borel ölçülebilir kümeler üzerinde
çalışmaları bir yerde Lebesgue'e ilham vermiştir. Borel, 1901 yılında Marguerite Appel ile evlendi. Bu
evlilikten hiç çocukları olmadı. 1924 ile 1940 yılları arasında yoğun
bir biçimde politika ile uğraştı. 1940 yılında Alman'lar tarafından
kısa bir süre tutuklandı. 1955 yılında Brezilya'da toplanan ilmi bir
toplantıya katıldı. Bu toplantıdan dönerken gemide düştü. Yaşı da epey
ilerlediği için bu düşmede çok incindi. Kendini bu düşmeden sonra bir
türlü toparlayamadı. Bu tarihten tam bir yıl sonra, 3 Şubat 1956
yılında seksen beş yaşındayken Paris'te öldü.
|
|

İlk
büyük Fransız matematikçisi Auguston Louis Cauchy, Bastille'in
işgalinden altı haftadan az bir zaman sonra Paris'te 21 Ağustos 1789
günü doğdu. İhtilal çocuğu eşitlik ve hürriyete olan borcunu yoksulluk
içinde büyüyerek ödedi. Yarı açlık içinde ancak babasının iş bilmesi ve
aklını kullanması sayesinde yaşadı. Babası, parlamentonun avukatıydı. Okumuş
aydın biriydi. Katolik'ti. Bastille düştüğünde giyotinden nasıl
kurtulduğunu Allah bilir. İhtilal döneminde polisti. İhtilalden iki yıl
önce kendisi gibi dindar, çok iyi bir kadın olan Maria Madeleinc
Desestre ile evlendi. Bu evlilikten altı çocuk oldu. Bunların ikisi
erkek ve dördü de kızdı. Bunların en büyüğü Cauchy'ydi. İhtilal
sonrasında aile Arcueil köyüne taşındı. Tam
on bir yıl burada kaldılar. Cauchy, çocukluğunda kötü beslendiği için
sıhhati hiç bir zaman iyi gitmedi. Başlangıçta iyi bir eğitim gördü.
Dindardı. Bu yüzden başına çok belalar da geldi. Yine Abel'e göre,
Cauchy tutuculuğu seven bir ilim adamıydı. Weierstrass ve Hermite'te
Katolik'ti. Cauchy, ilk dini eğitimi annesinden aldı. Zaten ihtilal
döneminde okullar kapanmıştı. Zamanın ihtilalci yönetimi okuyanları
sevmiyorlar, bilginleri ve kültürlü adamları yoksulluk içinde
bırakıyorlardı veya giyotine sevk ediyorlardı. Arcueil köyünde matematikçi Laplace ve kimyacı olan
Berthollet (1748-1822) kapı komşuydular. İlişkileri de iyiydi.
Berthollet kesinlikle bir yere gitmezdi. Laplace biraz daha alçak
gönüllüydü. Bir gün fakir komşusunun evine gitti. İyi beslenmemiş,
kitaplar ve defterler içinde cezalı bir çocuk gibi gömülmüş zayıf
Cauchy'yi görünce hayrete düştü. Az zamanda çocuğun matematik
yeteneğini anladı. Ona, kendisine iyi bakmasını önerdi. Birkaç yıl sonra aynı Laplace, Cauchy'nin seriler hakkındaki
konferanslarını dinlemeye çağrıldığı zaman, delikanlının serilerin
yakınsaklığı hakkındaki keşiflerinin, kendi gök mekaniğinin büyük
binasını yıkmasından korkuyordu. Çünkü, ya kendi serileri ıraksaksa
diye düşünüyordu. Bu korkulu konferanstan sonra eve geldi ve
hesaplarının tümünü teker teker gözden geçirdi. Hemen
hemen küresel olan yerkürenin yörüngesi biraz daha eliptik olsaydı,
Laplace'ın dayandığı seri de ıraksak olacaktı. Bereket versin ki,
Laplace'ın, korktuğu başına gelmedi ve rahat bir nefes aldı. Laplace,
kendi serilerinin yakınsaklıklarını Cauchy'nin yakınsaklık ölçütleriyle
teker teker kontrol ettikten sonra ancak aklı başına geldi. Çünkü,
büyük Laplace tehlikeyi görmüş ve daha önce oldukça dikkatsiz adımlar
atmıştı. Şimdi, Cauchy'nin ölçütleri onu rahatlatmıştı. 1 Ocak 1800 günü, Paris'le İlişkisini kesmemiş olan
Cauchy'nin babası, senato katibi oldu. Bürosu Luxembourg sarayındaydı.
Bir köşeyi de oğluna ayırmıştı. O zaman Polytechnique'te profesör olan
Lagrange sık sık katiple konuşmaya gelirdi. Cauchy ile burada
karşılaşan Lagrange, Laplace gibi çocuğun matematiğine ve onun
matematik yeteneğine hayran kaldı. Bir gün Laplace ve başkalarının
huzurunda Lagrange, köşede çalışan genç Cauchy'yi göstererek, "Bu
delikanlıyı görüyor musunuz? O, matematikte hepimizi geçecektir" dedi. Lagrange, nazik ve zayıf olan fakat çok çalışkan Cauchy'ye on
yedi yaşına kadar yüksek matematik kitabının verilmemesini söyledi.
Aslında, bu da yanlıştı. Çünkü, dahi bir kimse için bilgi kısıtlaması
söz konusu olamaz. Kısıtlama veya sıkma onu o yoldan alıp yok olmasına
neden olabilir. Cauchy , on üç yaşına kadar babasının yanında eğitim
gördü. Daha
sonra Ecole Centrale du Pantheon'a girdi. Bu okulda, Yunanca, Latince
ve bu dillerin edebiyatlarında açılan yarışmaların tüm ödüllerini
alarak okulda bir kahraman oldu. Bu okuldan ayrıldıktan sonra on ay iyi
bir öğretmenle matematik çalıştı. 1805 yılında on altı yaşındayken
Polytechnique okuluna ikincilikle girdi. Orada dini görevlerini yerine
getirirken arkadaşları kendisi ile alay ediyordu. Bu alaylara bazen
aldırmıyor bazen de onları imana getirmeye çalışıyordu. 1807
yılında mühendis okuluna geçti. 1810 yılında bu okulu bitirdi. Üç yıl
Napolyon'un ordusunda askeri mühendis olarak Cherbourg'ta çalıştı.
Cherbourg'a, Laplace'ın, Lagrange'ın, Kempis'in ve Virgilus'ün birer
kitabını götürmüştü. Lagrange'ın eseri sayesinde, onun eserindeki
hatalardan uzak bir fonksiyonlar kuramı kurmayı tasarladı. Boş
zamanlarında aritmetikten başlayıp astronomiyi bitirdi. Bazı
ispatları sadeleştirerek matematiğin tüm kollarını gözden geçirdi.
Terör, savaşlar, yenilgiler, ihtilaller ve karşı ihtilaller devrinin
matematikçisi olan Cauchy de bu olaylardan, kurtulamadı. Fakat, yine de
bir şeyler yapmaya çalıştı. Birincisi, analize yakınsaklık ölçütünü
getirerek analizi sıhhate kavuşturdu. En önemli atılımlarından birisi
buydu. İkincisi, olasılıklar analizi ve gruplar kuramını kurmasıdır.
Üçüncüsü de, karmaşık fonksiyonlar kuramıdır. 1812 yılında
Moskova yenilgisi, 1813 yılında Prusya ve Avusturya'ya karşı Leipzig
yenilgisi, Napolyon'u İngiltere'yi işgalden vazgeçirdi. Bu
hazırlıklarda Cauchy de bulunuyordu. Cherbourg' daki inşaatlar
yavaşladı. Cauchy çok çalışmaktan bitkin bir halde yirmi dört yaşında
1813 yılında Paris'e geri döndü. Bu sırada en verimli yaşındaydı. Çok
yüzlü geometrik şekiller, simetrik fonksiyonlar ve bunlarla ilgili
eserini verdi. Cauchy'nin bu eserleri basıldı ve çok taktir toplayarak
Cauchy'nin bir anda ünlü olmasını sağladı. Legendre,
Cauchy'nin bu çalışmasına devam etmesini istedi. İkinci eseri Ocak 1812
tarihinde basıldı. Sübstitüsyonlar kuramı, sonlu gruplar ve işlem
grupları üzerindeki çalışmaları çok etkili oldu. Permütasyon grupları
üzerine makaleler yazdı. Alt gruplar, grupların ve alt grupların
sıraları arasındaki bağlılıkları inceledi. Grup tabloları onun en
ilginç çalışmalarını gösterir. Katı cisim dönmeleri ve simetrilerin
oluşturduğu gruplar hep Cauchy'nin çalışmalarının ürünleridir. Sonlu,
sonsuz ve devirli gruplar üzerinde çalıştı. Bunların atom ve kristal
yapılara uygulanmasını verdi. Permütasyonların devirlerini yazdı.
1816 yılında yirmi yedi yaşındayken, hayatta olan
matematikçilerin en önde gelenlerinden, biri oldu. Tek rakibi,
kendisinden on iki yaş büyük olan ve çok az konuşan, yaptıklarını
saklayan ve yayınlamayan Gauss'tu.
1814 yılında, karmaşık fonksiyonlar kuramını geliştirdi.
Bugün, Cauchy teoremi adıyla bilinen ünlü teoremi ifade ederek
ispatladı. Bu alanda integraller ve bunların hesaplanma yöntemleri yine
Cauchy tarafından verildi. Bu sahadaki eseri 1827 yılında basıldı.
Akademi ve Polytechnique'e 80 ile 300 sayfalık orijinal eserler
yağdırıyordu. 1815 yılında, Fermat'ın bir teoreminin ispatını verdi.
1816
yılında sıvılar üzerinde dalgaların yayılmasının kuramını içeren
yapıtıyla Akademi ödülünü aldı. 1815 yılında Polytechnique'te analiz
öğretmeni ve az sonra da profesör oldu. Sorbonne'a ve College de
France'a girdi. Her işte başarılı oluyordu. Akademiye haftada iki
çalışma sunduğu oluyordu. Geliştirdiği ve yaptığı çalışmaları öğrenmek
için Avrupa'nın her yanından matematikçiler geliyordu. 1816 yılında
Akademiye başkan seçildi.
1818 yılında Aloise de Bure ile evlendi. Karısı, görgülü, bir
ailenin kızıydı. Cauchy gibi o da Katolik'ti. Bu evlilikten iki kızı
oldu. Tam kırk yıl eşi ile çok mesut evlilik hayatı sürdürdü. Laplace
ve diğerlerinin önerisi ile 1821 yılında Polytechnique için çok şahane
bir analiz kitabı yazdı. Bu kitapta, limit, süreklilik, diferansiyel,
integral, dizi, seri, dizilerin ve serilerin yakınsaklığı hakkında çok
güzel konularda kendini gösterdi.
|
|

Bir
Alman matematikçisi olan Rudolph Otto Sigismund Lipschitz, 1832 yılında
Königsberg'de doğdu. 1864 yılından itibaren Bonn üniversitesinde
matematik profesörlüğü yaptı. Matematik analiz ve diferansiyel
geometrinin gelişmesine önemli katkılarda bulundu. Diferansiyel
denklemler sisteminin varlığı ve genel integralinin tekliği
teoremlerini ispatladı.
Bu ispat, Cauchy'nin ispatında kullanılan koşullardan daha çok genel
koşullar altında geçerlidir. Diferansiyel geometri alanında, Ricci ve
Levi-Civita'nın çözümlediği diferansiyel hesabın formül haline
getirilmesinde çok önemli rol oynayan incelemeler yaptı. 1903 yılında
Bonn'da öldü. |
|
|

Bernhard
Bolzano, Çekoslovakya'nın Prag kentinde 5 Ekim 1781 günü doğdu. Babası
bir İtalyan göçmeni ve küçük bir esnaftı. Annesi de, Prag' da madeni
eşya ile ilgilenen bir ailenin kızıydı. Bolzano, Prag Üniversitesinde,
felsefe, fizik, matematik ve ilahiyat çalıştı. 1807 yılında Prag'da
aynı üniversiteye din ve felsefe profesörü olarak atandı. 1816 yılına
kadar bu üniversitede başarılı dersler verdi. 1816 yılında, Hıristiyan
kilisesince benimsenen inanç, duygu ve düşünceye ters düştüğü için, bu
inançlarından dolayı suçlandı. 1820
yılında Avusturya hükümeti Bolzano'nun bu yıkıcı ve kendileri için
kırıcı olan konuşmalarından dolayı onu ülkeden uzaklaştırdı. Bolzano,
İtalyan asıllı bir Çek filozofuydu. Aynı zamanda iyi bir mantıkçı ve
çok iyi de bir matematikçiydi. Bolzano, 1820 yılında daha çok
akılcılıkla suçlandı. Onun matematiğe dayalı bir felsefesi ve düşüncesi
vardı. Bu nedenle Kant'ın idealizmine karşı çıktı. Kendisi
aslında bir Katolik papazıydı. 1805 yılından sonra, Prag
Üniversitesinde din felsefesi okuttu. Matematikte, sonsuzluk ve sonsuz
küçükler hesabı üzerinde çalıştı. "Sonsuzluk üzerine Paradokslar" adlı
kitabı 1851 yılında yayınlandı. Noktasal kümeler üzerine de çalışmaları
olmuştur.
Bolzano'nun en acıklı yılları, 1819 ile 1825 yılları arasına
rastlar. Prag Üniversitesince, tam yedi yıl ders vermemek ve yayın
yapmamak üzere cezalandırılır. Bu üniversitece profesörlüğü de elinden
alınır. Tüm bu baskılara karşı onun yüksek kafası hiç durmadan
çalışmıştır.
Analizde, geometride, mantıkta, felsefede ve din üzerinde çok sayıda
yayınını gerçekleştirmiştir. Bugün, analizde bildiğimiz ünlü
Bolzano-Weierstrass teoremini ilk kez "Fonksiyonlar" adlı kitabında o
kullandı. Fakat, teoremin ispatını daha önceki çalışmalarında yaptığını
ve kaynak olarakta bu çalışmasını verir. Ancak, sözü edilen bu çalışma
ve kaynak bugüne kadar bulunamamıştır. Çok
kullanılan ve kendisinin de çok kullandığı bir teoremin ispatının
Bolzano tarafından verilmiş olması olasılığı çok fazladır. Zaten bu
teoreminin ispatı verilmeseydi Bolzano tarafından bu kadar çok
kullanılmazdı. Sonraki yıllarda bu teoremin ispatı tam olarak
Weierstrass tarafından verilmiştir. Bu nedenle bu teorem analizde
Bolzano - Weierstrass teoremi adıyla bilinir.
Bolzano'nun temel çalışmaları, sonsuzlar paradoksu
üzerinedir. Bolzano'ya yayın yapma yasağı konduğu için, yaşamı
sürecinde bu eserlerini ne yazık ki yayınlayamamıştır. "Sonsuzlar
Paradoksları" adlı çalışması ancak onun ölümünden iki yıl sonra 1850
yılında basılmıştır. Bu çalışması, sonsuz terimli serilerin birçok
özelliğini içerir. Diğer birçok matematikçide olduğu gibi yaşam
sürecinde çok hırpalanan, şanssızlıklar ve baskılarla horlanan Bolzano,
18 Aralık 1848 günü yine Prag'da öldü. Bugün hala, sınırlı ve sonsuz
her dizinin en az bir yığılma noktası vardır teoremiyle anılır.
Bolzano, çalışmalarının birçoğu ile Weierstrass'a benzer.
Çalışmalarının birçoğu zaten bu yöndedir. Çok sayıda ilginç ve
kullanışlı fonksiyon örnekleri vardır. Bolzano' nun kümeler kuramındaki
çalışmaları da Cantor'a benzer.
Matematikteki
özlü çalışmaları, sonsuzun paradoksu üzerine yoğunlaşır. Bu
buluşlarının tümü ölümünden sonra yayınlanmıştır. Kendisi
yayınlandığını görememiştir. Hiç bir yerde türevlenemeyip salınım
yapan, x=0 noktasında sürekli olan fonksiyon örnekleri buldu ve bu
fonksiyonların grafiklerini çizdi. Fakat, Bolzano'nun ispatı tam
değildi. Ancak, bu soruya tam ve noksansız yanıtı veren fonksiyonu yine
Weierstrass buldu.
|
Leonhard Euler (1707 - 1783) |
|
|
|
|

18.
yüzyıl İsviçre'si, matematikçiler ailesinin en meşhur matematikçisidir.
Çağdaşları tarafından "Canlı Analiz" adı ile belirtilir. Aynı zamanda;
matematik tarihinde, en çok eser ortaya koyan matematikçi olarak
görülür. Kaynaklar, matematikle ilgili ortaya koyduğu eser sayısını
seksen olarak belirtir.
İsviçre'nin Bale şehrinde, 15 Nisan 1707 tarihinde doğmuştur.
Ertesi yıl, babası Paul Euler ve Annesi Merguerite Brucker ile
birlikte, babasının kalvinist papazı olduğu Bale şehrinin yakınındaki
Richen köyüne yerleşti.
Genç yaşta Bale Üniversitesi'ne girerek teoloji ve İbranice öğrenimi de gördü.
Büyük Petro'nun Rusya'ya getirdiği ressam Gsell'in kızı ile
evlendi. Çocuklarını çok severdi. Sekizi küçük yaşlarında ölen on üç
çocuğu oldu. 1735 yılında aşırı çalışma sonucu beynine kan hücüm
ederek, sağ gözünü kaybetti. Gittikçe artan bir körlük sonucu, geri
kalan ömrünü üzüntü içerisinde geçirdi.
1736 yılında, karısının ölümü, O'na büyük üzüntü kaynağı
oldu. Ertesi yıl, ilk karısının üvey kardeşi Salomone A. Gsell ile
evlendi. Başka bir büyük felaket de, sol gözünü iyi etmek ümidi ile
yapılan ameliyatın muvaffakiyetsizlikle neticelenmesi oldu. Başlangıçta
ameliyat başarılı geçti. Sonraları, yaranın iltihaplanması sonucu,
şiddetli acılar çekti.
7 Eylül 1983 tarihinde, 77 yaşında iken, beyin kanaması sonucu hayata gözlerini kapadı. İLMİ ŞAHSİYETİ
İlk matematik bilgilerini, babası Paul Euler'den aldı.
İlahiyat öğrenimi görmek üzere, Basel Üniversitesine gönderildi. Burada
Jean (I) Bernovilli 'nin derslerine devam etti. O'nun oğulları ile
yakın arkadaş oldu. Onlar, Katerina I tarafından Saint-Betesburg'a
çağrılınca, Euler de beraber gitti. 1732 yılında, İsviçre'ye dönen
Daniel Bernouilli'nin kürsüsünde, O'nun yerini aldı.
1735 yılında, Mekanik Üstüne İnceleme (Traite Comple de Mecanique) adlı
kitabı yayımlandı. Bu eserdeki konular, analizin, hareket bilimine
uygulandığı ilk eserdir. 1741 yılında, Frederich II tarafından Berlin'e
davet edildi ve 1744 yılında, Berlin Akademisi Matematik Bölümü Müdürü
oldu.
Kendilerine oranla, bazı belirsiz fonksiyonların, bütün öteki
fonksiyonlardan daha büyük ve daha küçük olduğu eğrileri veya yüzeyleri
belirlemeye yarayan, Eş Çevreler Teorisi (Theorie des Isoperimetres)
adlı eserini bu sırada bitirdi. Euler, bu eserinde, konu ile ilgili
çözümlerin metodunu geliştirdi ve bunu genel bir formülle gösterdi.
Aynı
yıl, Gezegenlerin ve Kuyrukluyıldızların Hareket Teorisi (Theroie du
Mouvement des Planetes et des Cometes) adlı eserini yayımladı.
Mıknatıslanma Torisi (Theroie de L' Aimantation) için, Paris Fen
Akademisinin koyduğu ödülü kazandı. Bu yıllarda, Prusya Kralı'nın
istediği, balistik problemleri çözdü. Kralın yeğeni, Anhalt-Dessau
Prensesi, O'ndan fizik dersleri almak istedi. Yine bu sırada, Sonsuz
Küçükler Analizine Giriş (İntroduction in Analysis İnfinitrom) (1748)
ve Diferansiyel Hesabın Kuruluşları (İntotuones Calculi Differeniolis)
(1755) adlı iki eseri yayımlandı. Bu kitaplar, uzun yıllar, konusu ile
ilgili temel eserler sayıldı.
1776 yılında; Katerine II tarafından, Saint-Petersburg'a
çağrıldığı sırada, öbür gözünü de kaybetti. Fakat bu sakatlık, O'nu
çalışmalarından alıkoymadı ve İntegral Hesabın Kuruluşları
(İnstitutiones Calculi İntegralis) (1768-1770) adlı eserinin çıkmasına
engel olmadı.
Paris Fen Akademisi, Euler'in birçok çalışmalarını
mükafatlandırmıştı. Ay teorisini, yeniden geliştirmesi için, 1770 ve
1773 yıllarında bir yarışma açtı. Bu yarışmayı, Euler ve oğlu Johann
Alberecht kazandı.
Euler, matematikte yeni olan; Euler Açıları, Euler Çemberi,
Euler Değişmezi, Euler Doğrusu, Euler Formülleri, Euler Fonksiyonu,
Euler şekilleri gibi, pek çok yeni kavramlar kazandırdı.
|
|

2
Kasım 1815 yılında Lincoln'da doğan George Boole, basit bir dükkancının
oğluydu. O çağın İngiltere'sinde dükkancılık oldukça aşağılanan bir
meslekti. Kendi kendini yetiştiren bu dahinin yüksek zekası en aşağı
halk tabakasına verilmişti. Bu zeka, kendi yağıyla kavrularak bulunduğu
çevrede kalacaktı. Bu deha, yüksek tabakaların okullarında da
okuyamazdı. Boole'un girmek istediği okulda Latince gibi lüks dersler
de okutulmuyordu. Servet
ve para yönünden daha aşağı düzeyde doğmuş olanların okulunda
okumalıydı. Kendisinin fakirlikten hiçbir zaman kurtulamayacağını bilen
ve oğluna kapalı kapıları açmak için elinden geleni yapmış olan
babasının sevgiyle dolu ve cesaret verici sözleriyle Boole Latince'yi
tek başına öğrendi. Bunun için babasının bir arkadaşı olan küçük bir
kitapçıya başvurmuş, fakat bu adamcağız da çocuğa Latince'nin ilk
gramer kurallarını açıklayabilmişti. Boole
on iki yaşına geldiği zaman Horace'ın bir şiirini İngilizce'ye çeviri
yapabilecek kadar Latince'yi öğrenmişti. Çeviri tekniğini bilmeyen
baba, oğluyla gurur duyduğu için, bu çeviriyi bulundukları yerin yöre
gazetesinde yayınlatır. Okulda büyük bir gürültü kopar. Bu gürültünün
bir kısmı iyi ve bir kısmı da kötü yöndeydi.
Klasikler öğretmeni, on iki yaşındaki bir çocuğun böyle bir
çeviriyi yapabileceğini bir türlü kabul etmiyordu. Bu çevirideki bazı
yanlışlıklardan mahcup olan Boole, dilbilgisi eksikliklerini tek başına
doldurmaya karar verdi. Bu sırada Yunanca'ya da başlamıştı.
Boole'un babası, oğluna okulunun üstünde matematik dersleri
vermiş ve optik aletlerin yapımıyla ilgisini arttırmıştı. Fakat Boole,
hala klasik çalışmalarının yüksek mevkilerin anahtarı olduğunu
düşünüyordu. Okulu bitirdikten sonra ticaret derslerini izledi. Fakat,
bu derslerin umduğu gibi bir faydası olmadı. On altı yaşına gelince
fakir ailesine yardım etmek gerektiğini anladı.
Bu nedenle de bir ilkokulda ders vermeye başladı. Bu öğretmenliği tam
dört yıl sürdü. Fakat, rahat bir yaşama kavuşamamıştı. Serbest meslekte
çalışmayı düşünüyordu. Asker ve hukukçu da olamazdı. İçinde bulunduğu
öğretmenlikte pek iç açıcı değildi. Geriye papaz olmak kalıyordu. Dört
yıllık öğretmenliği süresince Fransızca, Almanca ve İtalyanca dillerini
de tam olarak öğrenmişti.
Sonunda Boole, tutacağı yolu buldu. Babasının ona vermiş
olduğu ilk matematik dersleri artık meyvesini vermeye başlamıştı.
Boole, yirmi yaşına gelince bir özel okul açtı. Burada matematik
öğretmesi gerekiyordu. Babasından aldığı derslerin faydasını gördü. O
zamanın el kitaplarını gözden geçirdi. Önce hayretle incelediyse de,
sonra onlardan tiksindi.
Acaba
büyük matematikçiler neler yapmışlardı? Abel ve Galois gibi, büyüklerin
kitaplarını okudu. Fazla bir matematik bilgisi olmayanların okuyup
anlayamayacağı kesin olarak bilinen Laplace'ın "Gök Mekaniği" ni hiç
kimsenin yardımı olmadan okuyup anladı. Lagrange'ın "Analitik Mekanik"
adlı eserini tam anladı. Artık, kendisinin yolunu çizmişti. İlk ilmi
çalışması olan değişim hesabı yayınlandı. Yine tek başına çalışmasının
ürünü olan invaryantları keşfetti. Zaten bu invaryantlar olmasaydı,
rölativite (bağlılık) kuramı olmazdı. Cebirsel denklemlerdeki
boşlukları doldurdu. Boole'un yaşadığı
dönemde, bir dergide adamın olmadığı sürece bir çalışmanın
yayınlatılması olanaksızdı. Boole, bu bakımdan şanslıydı. Çünkü, 1837
yılında, İskoçya'lı D.F.Gregory adında bir matematikçi , "Cambridge
Mathematical Journal" adında bir dergi çıkarıyordu. Boole,
derginin müdürüne çalışmalarının birkaçını verdi. Gregory bu
çalışmaların orijinalliğini ve yazış biçimini çok beğendi. Yazıları
yayınladı. Böylece, iki matematikçi arasında dostça bir arkadaşlık ve
mektuplaşmalar başladı ve hayatları boyunca sürdü.
Modern cebir kavramı, Peacock, Herschel, De Morgan, Dabbage,
Gregory ve Boole sayesinde yerini aldı. Boole, sembol ve işlemleri
kullandı. Başlangıçta oldukça çok gürültü kopardı ama, sonunda yerine
oturdu. Boole, de Morgan'ın hem hayranı ve hem de büyük bir dostuydu.
İngiltere'deki
büyük matematikçilerle ya kendisi doğrudan ya da mektupla
haberleşiyordu. 1848 yılında "Mantığın Matematik Analizi" adlı bir
çalışmasını yayınladı. Bu eser, matematikte yeni bir çığır açmış ve
Boole da kesin bir üne kavuşmuştu. Bu broşür, de Morgan'ın da
takdirlerini topladı. Bu eser, bundan altı yıl sonra ortaya çıkacak
olan bir çalışmanın müjdecisi olacaktı.
Boole'a, Cambridge'e gidip eski temellere dayanan matematik
derslerini okuması önerildi. O bunları dinlemedi. İki büklüm bir
vaziyette ailesini geçindirmek için öğretmenliğe devam etti. Tüm
bunlara karşın, araştırmaları ve konferanslarıyla ünü günden güne
yayılıyordu. İrlanda'da Cork kentinde Queen's College yeni açılmıştı.
Bu ün ona bu College'e 1849 yılında matematik profesörü olarak
atanmasını sağladı.
Fakirlikten gelen Boole, kendine açılan bu olanakların değerini bildi.
Bu arada kayda değer eserler yayınladı. 1834 yılında, mantık ve
olasılıklar üzerine büyük bir eser yayınladı. Bu sırada tam otuz dokuz
yaşındaydı. Bu kadar derin orijinallikte bir eser meydana getirmesi
için oldukça gençti. Sürekli
çalışıyor ve yeni yeni buluşları gerçekleştiriyordu. Fakat, Boole'un bu
matematiği uzun bir süre ilerletilmedi. 1910 ile 1913 Yılları arasında
Whitehead ile Russel, Boole'un bu çalışmasını yeniden işlediler.
Sembolik mantığın amansız düşmanı Cantor'dur. Bu kuramı çok
eleştirmiştir. Halbuki, bu kuram onun kuramına da yardım ediyordu.
Eserlerinin yayınlanmasından sonra çok yaşamadı. Marie
Everest ile evlendi. Gitmeye söz verdiği bir konferansa yetişmek için
yağmurlu bir günde sırılsıklam olup yakalandığı bir zatürreden 8 Aralık
1864 günü elli yaşında öldü. Daha sonra karısı Marie Boole, onun
fikirlerini içeren "Boole Psikolojisi" adı altında yayınlanan broşürde
onu anlatır. O, çok büyük bir eser verdiğinin farkında olarak öldü.
|
|

Kurt
Gödel, Avusturya asıllı bir Amerikan mantıkçısı ve matematikçisidir.
Bugün Brno diye bilinen kentte 1906 yılında doğdu 1938 yılında
Amerika'ya geldi. 1948 yılında Amerikan vatandaşlığına geçti. 1953
yılında Princeton Üniversitesinde profesör oldu. "Principia
Mathematica" nın "Benzeri Sistemlerin Formel Hükme Bağlanamayan
Önermeleri Üstüne" yazılar yazdı. Burada, iki teoremin yazarıdır. Bu
önermelere göre, çelişmesiz bir aritmetik eksiksiz olamaz. Çünkü,
çelişmezlik bu sistemde kararsızlığa yol açan bir önermedir. Modern
mantığın kurucusudur. 14 Ocak 1978 yılında Amerika'nın New Jersey
eyaletinde Princeton'da ölmüştür.
|

Fransız
matematikçisi Galois, 1811-1832 yılları arasında yaşadı. Abel'in
çağdaşı olan bu matematikçinin doğum ve ölüm tarihlerine bakarsanız 21
yıllık bir ömür sürdüğünü görür ve bu işte bir yanlışlık olduğunu
düşünebilirsiniz. Hiçbir yanlışlık yok. Galois'nın hayatı Brezilya
dizilerine konu olmaya aday şanssızlıklarla sürüp gitmiş ve 21 yılda
tükenmiştir.
Yakınları kendisinden söz ederken, annesinin erkek huylu,
cömert, şerefli, açık bir şekilde alaycılığa kaçan ve bazen de
çelişkilerde karar kılan bir kadın gibi anlatılıyordu. Anne, 1872
yılında seksen dört yaşında öldü. Aklını ve hafızasını ölünceye kadar
korudu. O da, kocası gibi zulme, haksızlığa karşı bir öfke, kızma ve
hınç besliyordu. Babası gibi, annesinin bu duyguları Galois da da
görülür. Bu duygu ve düşüncelerden Galois da kurtulamamıştır. Onun kısa
yaşamında bu duyguların etkisi çok büyük olmuştur.
Abel yoksulluktan ölmüştü. Galois ise, başkalarının
budalalığından ölmüştür. İlim tarihi, en kaba budalalığın dehaya karşı
zaferine, Galois'nın çok kısa süren hayatı kadar kusursuz ve eksiksiz
bir örnek vermemiştir. Burada bir noktaya dikkat etmek gerekir. Galois
bir melek değildi. Çok taşkındı ve derisine sığmıyordu. Bu onun
yaramazlığından değil de, zekasının kafasının içine sığmamasındandı. O
parlak yeteneği, aleyhine birleşmiş koyu bir budalalıkla boğulup gitti.
Galois'nın her davranışı, taşan zekası ve onun dahi kafasının istediği
yönde yönlendirilmediğinden ileri gelmiştir.
Galois'nın ne anne ve ne de baba tarafından matematiğe karşı
en küçük bir yetenek görülmemiştir. Galois'nın matematik dehası, birden
bire delikanlılık çağına doğru çıkmıştır. Galois, merhametli, acıyan,
seven ve hatta ağır başlı bir çocuk olmakla beraber, babası şerefine
düzenlenen toplantılarda ortamın neşesine katılmasını bilir ve
konukları eğlendirmek amacıyla şiirler ve karşılıklı konuşma yazıları
yazardı. Fakat, beceriksiz, yeteneksiz ve anlayışsız öğretmenlerinin
rahatsız etme, canını sıkma ve tedirgin etmeleri, onların sersem ve pek
akılsız davranışları yüzünden Galois'nın bu atılımları da çok sürmedi.
Onu da hemen körelttiler.
Galois, 1823 yılında on iki yaşında Paris'teki Louis le Grand
Lisesine girdi. Lise, kapıları sürgülü ve pencereleri demirli bir
hapishaneden farksızdı. 1823 Fransa'sı daha Fransız devrimini
unutmamıştı. Yöneticilerin, insanların ve bazı güçlerin tuzakları ve
karşı tuzakları, ayaklanmalar ve ihtilal söylentileri sık sık görülen
olaylardı. Olaylar tam oturmamış ve huzursuzluklar devam ediyordu.
Toplumun bu huzursuzlukları Galois'nın lisesine de yansıyordu.
Cizvitlerin yönetimi yeniden ele almasını sağlamak amacıyla lisenin
müdürünün planlar hazırlamış olmasından kuşkulanan öğrenciler, kilisede
bile okumayı, kabul etmeyerek ayaklandılar.
Müdür,
öğrenci ailelerine bile haber vermeden suçlu diye kuşkulandığı
öğrencileri okuldan kovdu. Galois, bunların içinde değildi. Bulunsa
herhalde Galois'nın geleceği için daha hayırlı olurdu. Çünkü, Galois, o
güne kadar kanunsuz ve keyfi yönetimin, yalnız kelimesini biliyordu.
Artık O, harekete geçmiş, kendisini olayların içinde bulmuştu. Ölünceye
kadar da bu iz onda kalacaktır.
Galois, annesinin ona verdiği temel eğitim ve öğretiminin
yardımıyla öğrenimini çok iyi bir biçimde yürütüyordu. Böylece,
öğrenimine çok iyi başladı. Sınıftaki tüm birincilikleri topladı.
Ertesi yıl 1824 tarihinde Galois'nın hayatında başka bir
davranış daha görüldü. Edebiyata ve klasiklere önce uysallıkla
çalıştığı halde, şimdi onlar canını sıkmaya, buna karşın matematik
dehası uyanmaya başladı. Öğretmenleri sınıfta kalıp bir yıl daha
okumasını istediler. Babası karşı koydu. Zavallı Galois, bitmek
tükenmek bilmeyen edebiyat, Yunanca ve Latince derslerine yeniden
başladı. Orta derecede ve dikkatsiz bir öğrenci olarak tanındı.
Son
söz yine öğretmenlerinin oldu ve Galois sınıfta kaldı. Ne yazık ki, bu
dahi çocuk, zekasının kabul etmediği eski ve onun için anlamsız şeyleri
tekrarlamak zorunda kaldı. Yorulduğu ve zevkini kaybettiği için
derslerine karşı hiç bir gayret, çaba ve ilgi göstermiyordu. O zaman
diğer derslere göre matematiğe çok önem verilmezdi. Matematik dersi
bazen yapılır, bazen de hiç yapılmazdı. Galios, kendisinin bir
matematikçi olduğunu nereden bilebilirdi?
|
Isaac Newton (1642 - 1727) |
|
|
|
|
 1642
yılında İngiltere'nin Woolsthrope kasabasında dünyaya gelen Newton'un
en önemli buluşu, diferansiyel ve integral hesabı keşfetmesidir. Zaten
Newton'u dünyada gelip geçmiş üç büyük matematikçiden biri yapan buluşu
budur. İşin teknik yönü, üniversitelerde uzun uzun verilir. Bu nedenle,
sadece adı bizim için şimdilik yeterlidir. Newton, bir ara teolojiye de
ilgi duydu. Bu konuda bazı yorumları ve düşünceleri de vardır. Newton,
1661 yılının haziran ayında Cambridge'deki Trinity College'e girdi.
Giderlerinin bazılarını karşılamak için okulda bazı işlerde
çalışıyordu. İç harp İngiltere'de tüm şiddetiyle sürüyordu. Önceleri
yavaş, fakat sonraları çabuk olarak kendini toparladı ve çalışmalarına
daldı. Newton'un
matematik öğretmeni Isaac Barrow (1630 - 1677), hem ilahiyatçı ve hem
de matematikçi biriydi. Matematikte parlak fikirli olan Barrow,
öğrencisinin kendisinden çok ileride olduğunu kabul ediyor ve 1669
yılında matematik kürsüsünü bırakıp sırası gelince, yerini o eşsiz
büyük deha Newton'a bırakıyordu. Barrow,
geometri derslerinde kendine özgü yöntemlerle, alanları hesaplamak,
eğrilere üzerindeki noktalardan teğet çizmek için yollar gösteriyordu.
İşte bu dersler Newton'u diferansiyel ve integral hesabı bulmaya ve bu
sahada çalışmaya yönelten ilk adımlardır. Diferansiyel
ve integral hesabın bulunmasında, değişken, fonksiyon ve limit kavramı
kullanılmıştır. Fonksiyon kelimesini ilk kez Leibniz
kullanmıştır. Bugüne kadar da bu sözcük değiştirilmemiştir. Limit
fikrini ve kavramını Newton ve Leibniz kullanmıştır. Özellikle Newton
bu sahada başarılı olmuştur. Her ikisi de çok yönlü olan bu dahiler,
aynı zamanda birbirlerinden habersiz az çok farklılık gösteren
yöntemleriyle diferansiyel ve integral hesabı bulmuşlardır. Isaac Newton, 1727 yılında böbreklerindeki rahatsızlık yüzünden yaşamını yitirdi. |
|
Godfrey Hardy (1877 - 1947) |
|
|
|
|

Bir
İngiliz matematikçisi olan Godfrey Hardy, 1877 yılında Cranleigh,
Surrey'de doğdu. Oxford Üniversitesinde geometri profesörü oldu. Sonra,
yaşamının büyük bir kısmını Cambridge Üniversitesinde matematik
dersleri okutmakla geçirdi. Geniş ve çeşitli olan eserleri genellikle
toplamalı veya analitik sayılar kuramıyla ilgilidir. Eserlerinde
araştırmalara veya saf analiz ve fonksiyonlar kuramıyla ilgili
problemlere rastlanırsa da, bunlar yine az çok sayılar kuramı üstüne
yaptığı çalışmayla ilgilidir. Aynı zamanda öğrenim üstüne, bugün
klasikleşmiş bazı eserleri yayınlandı. Ayrıca, "Cambridge Tracts"
yayınlarını yönetti. Hardy,
olağanüstü etkisi ve ünüyle, İngiliz matematik okulunun en seçkin
temsilcilerinden biri olarak kabul edilir. 1947 yılında Cambridge'de
öldü.
;)
|
|

Bir
Fransız matematikçisi olan Henri Leon Lebesgue, Fransa'da Beauvais
kentinde 28 Haziran 1875 günü doğdu. Çok iyi bir öğrenim gördü ve 1897
yılında Paris Üniversitesinden Ph.D. diplomasını aldı. Bu doktorası
üzerinde bir söylenti de vardır. Dirichlet fonksiyonunun Riemann
anlamında intergalinin olmadığı o çağlarda biliniyordu. Hatırlanırsa,
rasyonel noktalarda bir ve irrasyonel noktalarda sıfır değerini alan
fonksiyon, matematikte Dirichlet fonksiyonu adıyla bilinir. Lebesgue,
bu Dirichlet fonksiyonunu integralleyebilecek bir integral tanımı
getirebilir miyim diye düşündü. Riemann integralinin tersine, bölüntüyü
x ekseni üzerinde değil de y ekseni üzerinde aldı. Bunda başarılı oldu.
Bu getirdiği integral yöntemine de Lebesgue integrali adını verdi.
Böylece, analize yeni ufuklar açtı.
1906 ile 1910 yılları arasında Potiers Fen Fakültesinde
öğretim yaşamını sürdürdü. 1910 ile 1919 yılları arasında öğretim
görevliliği yaptı. 1921 ile 1931 yılları arasında Paris Fen
Fakültesinde çalıştı.
Lebesgue, Fransa'da matematik alanında büyük bir çağın en
seçkin önderlerindendi. Analiz çalışmalarının hemen hemen tümü gerçel
değişkenli fonksiyonlar kuramıyla ilgilidir. Özellikle, integral
kavramının Lebesgue integrali denilen bir genişlemesini ona borçluyuz.
Lebesgue'in
integral tanımına göre, bazı fonksiyonların Riemann anlamında integrali
olmadığı halde, Lebesgue integrali vardır. Buna en güzel örnekte, ünlü
Dirichlet fonksiyonudur. İntegralin bu genelleştirilmiş kavramı
matematikte en çok uygulama alanı bulan bir yenilik olmuştur. Çağımızda
da halen bu kuram tüm canlılığıyla yürütülmektedir. Bu kuram artık
analizin temel dersidir. Analizci herkes önce bu konuları öğrenir.
İleri araştırmalar için gereklidir.
Şüphesiz, Lebesgue integralinin anlaşılması hemen kolay bir
kuram da değildir. Bunun için önce Lebesgue ölçümü kuramını geliştirmek
gerekir. Bu nedenle, Lebesgue önce Lebesgue ölçümünü geliştirdi.
Burada, kümelerin ölçülebilmeleri ve fonksiyonların ölçülebilmeleri
kavramlarını getirdi. Bundan sonra, kendi adıyla anılan ünlü Lebesgue
integralini oluşturdu.
Bu
konuda hazırladığı teze, jüri üyelerinin önce itiraz ettiği, sonra
doktora yöneticisinin ricasıyla, "Bu öğrenci çok zeki ve bana
düşündürücü sorular sorar", diyerek onları razı ettiği söylenir. Bu
söylenti doğru da olsa yanlışta olsa; Lebesgue tarafından bu çalışma
yayınlandığında, bu buluş, tüm dünyada bir bomba gibi patlamış ve tüm
matematikçileri bu sahada çalışmaya ve yeni yeni buluşları
gerçekleştirmeye yöneltmiştir. Bu kuramın çok geniş bir biçimde
meyveleri alınmıştır. Oldukça uygulama alanları bulmuş ve sürekli
genelleştirmeleri yapılmıştır. Artık bu kuram analizin kaçınılmaz bir
aleti durumuna getirilmiştir. Bunun ötesinde, matematiğin diğer
dallarına da yeni ufuklar açarak, onların gelişmesini sağlamıştır.
Lebesgue, ünlü olduktan sonra, birçok üniversitede dersler
vermiştir. 1921 yılında College de France'ta profesör olmuştur.
Lebesgue'in çok parlak ve yaratıcı bir matematik kafası vardır. Ülkesi
içinde ve tüm dünyada oldukça şereflendirilmiş, ödüllendirilmiş ve çok
mesut bir evlilik yapmış biriydi. Bugün, integral kuramının kurucusu
olarak tüm dünya onu kabul eder. Bu kuramda ve analizde çok sayıda
buluşları vardır. Çalışmalarının tüm ürünlerini almış ve kuramının
tutulup ne kadar ileri götürüldüğünü gören mutlu matematikçilerden
biridir. 26 Temmuz 1941 günü altmış altı yaşındayken Paris'te öldü.
"Olasılıklar Hesabı" adlı kitabının üçüncü basımı 1820
yılında çıktı. Astronom ve matematikçi olduğu kadar çok üstün bir yazma
tekniğine de sahipti. Bu yüzden, kolayca görülür deyimi dışında onun
eserleri de eksiksizdi.
On sekizinci yüzyılda, iki Fransız Lagrange ve Laplace birçok
yönüyle zıttılar. Laplace, fizik, matematik grubuna; Lagrange ise
kuramsal matematik grubuna giriyordu. Lagrange, bütün bunların
matematikten başka bir şey olmadığını söylüyordu. Laplace ise,
matematiği kullanılan bir alet gibi görüyordu. Aslında Laplace her
ikisini de yapıyordu. Örneğin, potansiyel kuramın önemi matematik
yönüyledir. Sınır değer problemleri yine aynı değerdedir. Bunun gibi
olan çalışma örnekleri arttırılabilir.
Laplace, 1785 yılında Akademinin sürekli üyesi seçildi.
Sağlam ve karakterli bir yapısı vardı. Askeri okula giriş sınavında
Napolyon Bonapart'ı (1768 -1821) imtihan etmişti. Daha sonra Napolyon
onu siyasetin çamuruna ve bataklıklı sularına sürükleyecekti.
Gerek
Laplace ve gerekse Lagrange ihtilalin dışında kalmadılar. Newton son
yıllarını siyasette geçirdiği gibi, Laplace da onu yenmek amacıyla
siyasete atıldı. Napolyon ona içişleri bakanlığını verdi. Laplace,
oldukça oynak fikirli davranışlarda bulunuyordu. Napolyon devrinin
bütün nişanları göğsünü süslüyordu. Kötü bir yöneticiydi. Zaten
içişleri bakanlığı görevini ancak altı hafta sürdürebilmiştir.
Napolyon'la beraber onun da siyasi hayatı sona ermiştir.
Laplace'ın en iyi tarafı, matematik çalışan gençleri tutar ve
onlara yardım ederdi. Laplace'ın bulunduğu bir toplantıda, Biot adlı
bir genç matematikçi Akademide bir çalışmasını okur. Toplantı bittikten
sonra Biot'u bir kenara çeken Laplace, cebinden çıkardığı ve sararmış
kağıtları göstererek, aynı keşfi kendisinin yıllar önce elindeki.
kağıtların eskiliğinden de anlaşılacağı üzere, bulduğunu ve
yayınlamadığını gizlice söyler.
Laplace,
Biot'a bunu kimseye söylemeyeceğini ve çalışmasını çekinmeden
yayınlamasını içtenlikle istemiştir. Bu onun, binlerce olumlu
davranışlarından biridir. Laplace, matematik araştırmaları yapan
gençleri manevi evladı gibi görür ve onlara kendi öz çocukları gibi
yakınlık gösterirdi.
Laplace'la Lagrange, gerek zamanlarında gerekse onlardan
sonra gelenler tarafından olsun çok karşılaştırılmışlardır. Bazıları
Lagrange'ı tutmuş ve onu göklere yükseltmiştir. Bazıları da Laplace'ı
tutup övmüştür. Aslında böyle bir karşılaştırmaya ve ayırt etmeye hiç
gerek yoktur. İkisi de matematikte ölümsüz buluşlar yapmışlardır.
Laplace, son günlerini Paris yöresinde Arcueil'de geçirmiş,
kısa bir rahatsızlıktan sonra 5 Mart 1827 yılında yetmiş sekiz yaşında
ölmüştür. Sayısız eser bırakmıştır.
|
|

"Doğanın
tüm olayları birkaç değişmeyen kanunun matematik sonuçlandır" diyen
Marquis Pierre-Simon de Laplace, 23 Mart 1749 günü bir köylü çocuğu
olarak dünyaya geldi. Ailesi, Fransa'nın Calvados ilinin
Beaumont-en-Auge Kasabasında yaşıyordu. Laplace'ın ilk çocukluk yılları
hakkında çok az şeyler biliniyor. Onun çocukluğunu ve gençliğini saran
karanlık yılları, kendini Beğenen davranışlarından ileri geliyordu.
Kökeninin fakir bir köylüden gelişi onun yüzünü kızartır ve sürekli onu
gizlemek için elinden geleni yapardı. Kısaca,
bir köylü çocuğu olarak doğmadı ve kendini beğenen birisi olarak ölmedi
cümlesi ile yaşam öyküsü özetlenebilir. Her ne duyguysa, Laplace köylü
olması ve ailesinin fakir olmasından bir aşağılık duyardı. Tüm yaşamı
boyunca bu duygu ve düşünceden kendisini kurtaramadı. Bu da onun zayıf
bir yanıydı. Laplace, ilk yeteneğini köy okulunda gösterdi. Bu başarısı
zengin komşularının sıcak dikkatini çekti. Zengin komşularını görmesi
belki yukarıda sözünü ettiğimiz duyguları daha küçük çocukken şuur
altına alıp baskı kurmuş olabilir düşüncesi akla gelmektedir. İlk
başarılarını, teolojik tartışmalarda elde ettiği söylenir. Laplace, kendisini çok erken matematiğe verdi. O zaman
Beaumont'ta askeri bir okul vardı. Laplace bu okula devam ediyordu.
Söylendiğine göre, Laplace sonraları bu okulda bir süre matematik
dersleri okutmuştur. Yine bir söylentiye göre, onun matematik
yeteneğinden çok daha fazla hafıza yeteneğinin olduğu kanaati vardır.
Bundan dolayı, Laplace on sekiz yaşına gelince zengin koruyucularının
tavsiye mektuplarıyla Paris'in yolunu tuttu. Kendisinin yüksek
yeteneğini biliyor, fakat bunda hiç şişme ve bir abartma göstermiyordu.
Genç Laplace, kendine tam bir güven içinde Paris'e matematik dünyasını
fethetmek için geldi. Paris'te doğru d'Alembert'in evine gitti. Tavsiye
mektuplarını gönderdi. Fakat kabul edilmedi. D'Alembert, büyük ve
kuvvetli kimselerin önerilerinden başka bir varlıkları olmayan
kimselerle uğraşmıyordu. Laplace, övmeye değer bir anlayışla her şeyi
hissetti. Eve döndü ve d'Alembert'e mekaniğin temel kuralları üzerine
bir mektup yazdı. Böylece, oynadığı oyunda başarılı olmuştu.
D'Alembert'in onu görmek için gönderdiği çağrı yazısında şöyle
yazıyordu. "Bayım, görüyorsunuz ki öneri mektuplarına hiç değer
vermiyorum. Sizin bu tür övgü mektuplarına hiç gereksinmeniz yok. Siz
kendi kendinizi daha iyi tanıttınız. Bu bana yeter. Size yardım etmek
bana bir borç olsun." Birkaç gün sonra Laplace, d'Alembert'in sayesinde
Paris'teki askeri okula matematik öğretmeni olarak atandı. İşte bu
sırada Laplace, Newton'un genel çekim kanununun güneş sistemine
uygulaması adlı büyük eserini verdi. Astronom matematikçi olduğu için, kendisine Fransız Newton'u
denmiştir. Olasılıklar kuramının kurucusu gözüyle bakılabilir.
"Bildiklerimiz çok değil, bilmediklerimiz çoktur" sözüyle alçak
gönüllülüğünü göstermiştir. Matematiğe önem vermediğini, şöhret ve ün
için değil de kendi arzularını yenmek için matematikle uğraştığını
söyler. Dahi kimselerin buluşlarını veya yaşayışlarını incelemek ve
kendisini onların yerine koyarak engelleri aşmak düşüncesindedir. Yaptığı çalışmaların tümünün kendisine ait olduğunu ileri
sürer. Bu söz doğru değildir. Örneğin, yazdığı "Gök Mekaniği" adlı
şaheserinde, gelecek kuşaklara bunu, ben yarattım gibi bir izlenimi
vermeyi ustalıkla kullanmıştır. Diğer matematikçilerden aldıklarına
kaynak vermez, kendine yarayan ve dışarıdan aldığı şeyleri kendine mal
etmeyi çok kurnazca becerirdi. Gök Mekaniği için gereken analiz
bilgilerini Legendre'den almış ve adını bile vermemiştir. Yalnız
Newton'un adı geçer. Laplace, Lagrange'da değinilen üç cisim problemini güneş
sistemi için düşündü. Newton'un çekim kanununu Güneş sistemine
uyguladı. Gezegenlerin hareketlerinin Güneş tarafından belirlendiğini,
devirli küçük değişiklikler hariç, gezegenlerin Güneşe olan
uzaklıklarının değişmediğini ispatladı. O zaman yirmi dört yaşında olan
Laplace için tarih 1773 yıllarını gösteriyordu. Bu
başarısından dolayı Paris İlimler Akademisine üye seçildi. Yaşamının ve
meslek hayatının ilk şerefini ve ödülünü almış oluyordu. Bulduğu
matematik sonuçlarının büyük birçoğunu astronomide kullanmak için elde
etti. Sayılar kuramı üzerinde bir süre çalıştı ve onu kısa bir zaman
sonra bıraktı. Olasılıklar kuramı üzerinde çalışması yine onu
astronomide kullanmasından kaynaklandı. Gök Mekaniği adlı yapıtı, yirmi
altı yıllık, bir zaman sürecinde parça parça olarak yayınlanmıştır.
Gezegenlerin hareketleri, şekilleri, gel-git olaylarını inceleyen ilk
iki cilt, 1799 yılında çıktı. 1802 ve 1805 yıllarında iki cilt ve 1823
ile 1825 yılları arasında da beşinci cildi yayınlandı. Yalnız, bu
eserlerde matematik kısımları pek açıklanmıyor ve yorumlardan da
kaçınılıyordu. Hatta,
matematik hesaplar için, "Kolayca görülür" deyimi kullanılıyordu.
Aslında, bu kolayca görülür deyimi ters bir anlam da taşıyordu. Kendisi
bile bu kolayca görülür dediği kısımları günlerce uğraşarak çözüyordu.
Okuyucuları ve öğrencileri daha sonra bu deyim üzerinde haftalarca
uğraşacaklarını bildiklerinden, homurdanmayı adet edinmişlerdi.
|

"Ben
de o kadar fikir var ki, eğer benden daha iyi görmesini bilenler bir
gün onları derinleştirecek ve benim zihin emeğime kendi kafalarının
güzelliğini katacak olurlarsa, sonraları belki bir işe yarayabilir"
diyen Gottfried Wilhelm Leibniz, 1 Temmuz 1646 günü Leibzig'de doğdu.
Ancak yetmiş yıl yaşadı. 14 Kasım 1716 yılında Hannover'de öldü. Babası
ahlak ilmi öğretmeni olup üç nesilden beri Saksonya hükümetine hizmet
etmiş bir aileden geliyordu. Bu nedenle, Leibniz'in ilk yılları oldukça
ağır bir politika ile yüklü bir bilgiçlik havası içinde geçti. Leibniz altı yaşındayken babasını kaybetti. Tarih hevesini
babasından almıştı. Leipzig'de bir okula devam ediyordu. Babasının
geniş kütüphanesinde bulunan çok sayıdaki kitapları sürekli okuyordu.
Sekiz yaşında Latince'ye başladı. On iki yaşına gelince, Latince şiir
yazacak kadar bu dilini ilerletti. Latince dilini öğrendikten sonra,
kendi gayreti ile Yunan'ca öğrendi. Bu
devirdeki zihni ve zekası Descartes'e benziyor ve çok iyi işliyordu.
Klasik çalışmalardan usandığı için mantık ilmine başladı. On beş
yaşından küçük olan bu çocuğun, klasiklerin ve skolastik
Hıristiyanların büyüklerinin ortaya koyduğu mantığı düzeltmek için
"Characteristica Universalis" adlı ilk denemesini verdi. Couturat,
Russell ve başkalarının. dediği gibi, bu eser metafiziğin anahtarıdır.
Yine İngiliz matematikçisi Boole'un söylediği gibi, kendisinin
yarattığı sembolik mantık, Leibniz'in Characteristica'sının bir
parçasıdır. Leibniz, on beş yaşındayken Leipzig Üniversitesine bir hukuk
öğrencisi olarak girdi. Zamanının tümünü hukuka vermiyordu. İlk iki yıl
içinde birçok felsefe eseri okudu. Zamanının filozofları olan Kepler,
Galile ve Descartes'ın keşfettikleri yeni dünya hakkında bilgiler
edindi. Sonuçta, matematik öğrenmeden bu ilimleri kavramının olanaksız
olduğu kanaatine vardı. 1663 yılının yazını Jena Üniversitesinde
geçirdi. Orada matematikçi olan Erhard Weigel'in derslerini izledi. Leibzig'e dönünce yeniden hukuka başladı. 1666 yılında yirmi
yaşındayken doktora sınavı için hazırdı. Oysa, aynı yıllarda Newton,
Woolsthorpe'ta bir köyde diferansiyel ve integral hesap ve genel çekim
kanununu oluşturacak olan düşüncelere dalmıştı. Bu konuda Leibniz de
geç kalmış sayılmazdı. Onu bu ateşe itecek ve tutuşturacak bir
kıvılcımın çıkması gerekiyordu. Bu kıvılcım da, o zamanın Avrupa'sının
ilme karşı görevini yerine getirme isteğiydi. Leibniz'e gıpta eden titiz Leipzig Fakültesi ona resmen
gençliğinden, gerçekte tüm profesörlerden fazla hukuk bildiğinden
dolayı, doktora ünvanını vermeyi kabul etmedi. Halbuki, 1863 yılında on
sekiz yaşındayken parlak bir tezle başölye ünvanını almıştı. Leipzig
Fakültesinde egemen olan mistik düşünceden iğrenen Leibniz, doğduğu
şehri bırakıp Nürnberg'e gitti. 5 Kasım 1666 yılında Alfdorf
Üniversitesine bağlı Nürnberg Üniversitesi Tarihi Yöntem adlı
çalışmasından dolayı doktora ünvanını verdi. Aynı zamanda hukuk
kürsüsünü de kabul etmesini rica etti. Descartes
kendisine verilen generallik ünvanını kabul etmemişse, Leibniz de
öneriye yanaşmayıp isteklerinin ne olduğunu söylememişti. Fakat bu
arzuların küçük prenslerin lehine çene yarıştırmak olduğuna ihtimal
verilmezse de tarih bir süre sonra kendisini bu adamlara bağlamıştır.
Leibniz'in hayatındaki bu acıklı öykü, kanun adamlarına, ilim
adamlarından önce rastlamış olmasıdır. Leibniz, hukuk derslerinin düzeltilmesi üzerine yazdığı
kitabı, Leipzig'den Nürnberg'e olan bir seyahatinde kaleme almıştı, Bu
da, Leibniz'in hangi koşullarda olursa olsun, durmadan okuması, yazması
ve düşünmesini gösteren örneklerden biridir. O, durmadan okurdu,
yazardı ve düşünürdü. Matematik çalışmalarının çoğunu kendisini çağıran
aristokratlara giderken çağın o kötü yollarında kötü arabalar içinde
sallana sallana giderken yollarda yazmıştır. Bu çalışmalarının tümü
bugün Hannover kütüphanesinde bağlı olarak durur, Kimse de ona yanaşıp
el atamaz. Çünkü, bunlar
araştırmak için araştırıcı bir ordunun sabırlı bir çalışması
gereklidir. Bu eserler ve fikirler o kadar çoktur ki, yayınlanmış veya
yayınlanmamış fikirlerin yalnız bir tek kafadan çıktığına bile inanmak
zordur. Bu kadar eseri düşünüp yazan kafa frenelog ve anatomistlerin
dikkatini çekmiştir. Bir söylentiye göre, Leibniz'in kafasını mezardan
çıkarıp ölçmüşler, incelemişler ve normal bir adamın kafasından pek
küçük olduğunu görmüşlerdir. Gerçekten de, sağlığında da kafasının
ölçüleri fazla büyük değildi. Bu kadar küçük kafalı olup da sürekli
okuyan, düşünen ve yazan bir kimse dünyaya az gelmiştir.
1666 yılında olasılıklar kuramına başladı. Bu sıralarda öğrenciydi.
Okuduğu her alanda olduğu gibi, bu sahada da eser veriyordu. Matematik,
Leibniz'in parlak zekasının fışkırdığı bir sahadır. Bundan başka,
hukuk, din, siyaset, tarih, edebiyat, mantık, metafizik ve kuramsal
felsefe konularında sayısız eser bırakmıştır. Bundan dolayı kendisine
evrensel deha denmektedir.
Onun evrensel bir deha oluşu, diferansiyel ve integral hesaptaki
sürekliliği, olasılıklar kuramında ise süreksizliği analize
sokmasındadır. Zaten Newton'la ayrıldığı nokta da olasılıklar
kuramıdır. Verimsiz gibi görünen soyut olasılıklar kuramının öncüsü
Leibniz'dir. Doğru düşünme dediğimiz mantık anatomisinin ve fikirlerin
kanunlarının bir olasılık analizi olduğunu görebilmiştir. Newton'da, yüzyılının matematik düşünme yöntemi belirli bir
şekil ve varlık halini almıştır. Cavalieri (1598-1647), Fermat
(1601-1665), Wallis (1616-1703), Barrow (1630 -1677) ve başkalarının
çalışmalarından sonra, diferansiyel ve integral hesabın
oluşturulmasından kaçınılmazdı. Matematik bu olgunluğa gelmişti.
Archimedes'ten bu yana da 2000 yıllık bir gecikme de olmuştu. İşte
Leibniz, Newton gibi sonsuz küçükler hesabını billurlaştırdı. Leibniz,
zamanının düşünme şeklini ifade eden bir araçtan çok daha büyük bir
varlıktı. Matematikte Newton bu dereceye varamadı. Leibniz, matematik
ve mantık alanında çağının iki yüzyıl ilerisindeydi. Diferansiyelin
geometrik bir yorumunu verdi. Bu,
matematiğe en büyük hizmetti. Süreklilik ve süreksizlik ya da analitik
veya olasılıklar gibi matematik düşüncenin iki karşıt alanında fikir
yürütmüş bir kimseye ne Leibniz'den önce ve ne de Leibniz'den sonra
matematik tarihinde rastgelinememiştir. Leibniz'in olasılıklar
kuramındaki çalışmaları onun yaşamı sürecinde değerlendirilememiştir.
Hatta bir yerde taktir de edilememiştir. Ancak, on dokuzuncu yüzyılda
Boole'un çalışmalarından sonra değer kazanarak yerini almıştır.Yirminci
yüzyılda Whitehead ve Russell'ın çalışmaları, Leibniz'in evrensel bir
gösterim hakkındaki hayalinin kısmen gerçekleştirilmesi olmuştur.
İşte, ancak o devirde Leibniz'in tam istediği üstünlükte, ilmi ve
matematik düşünme biçimi için, matematiğin olasılılıklar tarafının
yüksek önemi gözüktü. Bugün, Leibniz'in olasılıklar yöntemi, gösterim
mantığı ve gelişmelerinde meydana çıkarıldığı biçimde analiz için,
analizin kendisi kadar önemlidir. O zaman, Leibniz ve Newton analizi
bugünkü karışıklığın yoluna koymuşlardı. Çünkü, gösterim yöntemi,
matematik analizi Zeno'dan beri temellerinden sarsan çelişkilerden
ayırabilmek için biricik genel hal çaresini verir. Leibniz, olasılıklar kuramı için Fermat ve Pascal'ın
çalışmalarını da okumuştu. Onların bu yöndeki çalışmalarını daha da
ileri götürmeyi düşünüyordu. Fakat, diferansiyel ve integral hesap daha
çekiciydi. Bu hesabın gelişmesi ve uygulamaları on sekizinci yüzyıldaki
matematikçileri de inanılmaz bir biçimde kendisine çekmiştir. Sonra,
1910 yılına kadar bugünkü fikirleri kabul etmeyen bazı kimseler hariç,
onun olasılıklar analizi kimse tarafından bilinmedi. Leibniz'in
gösterime bağlı düşünme fikri ancak Whitehead ve Russell'ın Principia
Mathematica'larıyla gerçekleşti. 1910 yılından sonra, Leibniz'in bu
programı, modern matematiğin en fazla ilgiyi çeken noktalardan biri
oldu. Bugün bile bu konuda oldukça ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Her
doğru düşünmeyi bir gösterimle ifade etme fikrini Leibniz tek başına da
yapmamıştır. Zaten bu proje daha yapılmamıştır. Leibniz
tüm bunları düşünmüş ve bu alanda cesaret verici bir girişimde
bulunmuştur. Fakat, değersiz şan ve gereksiz ünden çok, parasal
olanaklar elde etmek için, küçük prenslerine karşı olan bağlılığı
fikrinin evrenselliğine ve son yıllarını dolduran tartışmalar,
Newton'un Principia'sına benzer bir şaheser yaratmasına engel oldu.
Leibniz'in başardıklarını kısaca gözden geçirirken içinde birinci
derecede bir matematikçi yeteneğinden çok daha fazla bir varlık sarf
edilen bu para düşkünlüğünün derin izlerini göreceğiz. Newton
hakkı olmayarak halkın kendisine şöhret verilmesini isteyen bir tutumu
vardı. Gauss ise, fikirce kendisinden aşağıda olan insanların dikkatini
çekmek için büyük eserinden uzaklaşması tutumunu sürdürmüştü. Tüm büyük
matematikçiler arasında böyle zayıf tarafları görülmeyen tek
matematikçi, Archimedes'ti. O, birçok kimsenin erişmek istediği
aristokrat gibi yüksek bir zümrenin çocuğuydu ve bu nedenle de oldukça
alçak gönüllüydü. Leibniz'e gelince, kendini kullanan aristokratlardan
bol bol para alıyordu. Bu
şekildeki para kazanmalar Leibniz'in matematiğinin daha çok
ilerlemesine bir engeldi. Gauss'un söylediği gibi, Leibniz, matematik
bilgisinin çoğunu boş yere israf etmiştir. Her ne olursa olsun, Leibniz
bir değil birçok hayat yaşamıştır. Sadece diplomatik alanda yaptığı
işler, bir insanın hayatını doldurmaya yeter. Şüphesiz, bu çok yönlü
yaşamın sonu gelmedi. Eğer onun eğildiği her konuda verdiği eserleri
toplayacak büyük adamlar olsaydı, bugünkü ilim ve özellikle matematik
tarihi bambaşka olurdu. Bunun
yerine, yirmi yaşında Mainz Elektörü için bir hukuk danışmanı ve hatırı
sayılır bir ticaret memuru oldu. 1672 yılına kadar, modern matematik
hakkında çok az şey biliniyordu. Yirmi altı yaşına gelince, Paris'te
fizikçi Christian Huygens'e (1629 -1695) rastladı. Saatler kuramı ve
ışığın dalga kuramının kurucusu olan Huygens aynı zamanda iyi bir
matematikçiydi. Leibniz'e sarkaç üzerinde yaptığı çalışmaları gösterdi.
Huygens'in kendisine dersler vermesini istedi ve onun bu isteği Huygens
tarafından kabul edildi. Doğuştan bir matematikçi olan Leibniz'in
dehası, Huygens'in verdiği dersler altında parlamaya başladı. 1673
yılının ocak ayından Mart ayına kadar İngiltere'ye yaptığı seyahatler
süresince derslere ara verildi. İngiliz matematikçilerinin bazılarına
yaptığı çalışmaları gösterdi. Böylece onlarla tanıştı. Leibniz, Londra'da kaldığı süre içinde Royal Society'nin
toplantılarına katıldı. Orada, kendisinin yaptığı hesap makinesini ve
diğer keşiflerini sundu. 1673 yılında Royal Society'nin ilk yabancı
üyesi oldu. Buna karşın, Newton da, 1700 yılında Paris'teki İlimler
Akademisinin ilk yabancı üyesi seçildi. Londra'ya dönünce, Huygens ona
matematik çalışmalarına devam etmesini öğütledi; 1675 yılında
diferansiyel hesabın bazı basit formüllerini çıkarmış, yine kendi
sözüne göre, temel teoremi keşfetmişti. Fakat
bu teorem ancak 11 Temmuz 1677 yılından önce yayınlanmadı. Newton da
eserini Leibniz'in eseri yayınlandıktan sonra yayınladı. Leibniz, 1682
yılında kurduğu ve baş yazarlığını yaptığı Acta Eruditorum'da imzasız
yazdığı bir yazı ile Newton'un sert bir eleştirisini yapınca kıyametler
koptu ve aralarındaki tartışma ciddi boyutlara ulaştı. 1677 ile 1704
yılları arasında, Leibniz'in yaptığı çalışmalar tüm Avrupa'da yayıldı.
Özellikle, İsviçre'li Jacques ve Jean Bernoulli'nin bu matematiğin
yayılmasında çok fazla yararları oldu. Halbuki, İngiliz'ler Newton'un
çalışmalarını devam ettirmediler. Bu nedenle de İngiltere'den uzun
yıllar matematikçi çıkmadı.
Leibniz'in son kırk yılı, aşağı yukarı Brunswick ailesine
hizmetle geçti. Bu aile için bir arşivci, soylarını çıkaran bir tarihçi
olarak çalışıyordu. Efendilerinin çıkarları için eski evrakları
çıkarıyor ve yerine göre de ustaca tarihi gerçekleri saptırmak için
silinti ve kazıntı bile yapıyordu. 1687 ile 1690 yılları arasında
tarihi araştırmalar yapmak amacıyla tüm Almanya'yı, Avusturya'yı ve
İtalya'yı gezdi.
İtalya'da bulunduğu sırada Roma'yı ziyaret etti. Papa
tarafından Vatikan'ın kütüphanecilik görevini almaya davet edildi.
Koşullardan ilki Katolik olması ile ilgili olduğundan, bu görevi
Leibniz kabul etmeyerek geri çevirdi. Bir ara Katoliklerle
Protestanları barıştırmak için 1683 yılında Hannover'de toplanıldı.
Fakat bir barış sağlanamadı.
Leibniz'in
bu ve bundan sonraki barıştırma ve birleştirme çalışmaları da sonuç
vermedi. 1688 yılında Katoliklerle Protestanlar arasında İngiltere'de
kanlı çarpışmalar oldu. Her iki tarafın karşılıklı suçlamaları ve
kötülemeleri altında bu mezhep kavgaları sürüp gitti. Bu kavgalardan
zarar gören birçok matematikçi de vardır.
Leibniz'in uğraştığı konuların tam bir listesini vermek
olanaksızdır. İktisat, filoloji, devletler hukuku, maden ocakları
yapımı, teoloji, sayısız akademinin kurulması ve geliştirilmesi gibi
her şeye el atmıştır. Onun en az başarılı olduğu saha mekanik ve
fizikti. En önemli eserleri içinde birçok akademiyi kurması ve onları
çalıştırması sayılabilir. Altmış sekiz yaşına doğru iyice
Çöktü. Eski zekası kalmadı. Sanki bir gölge haline gelmişti. Hastaydı.
Çok çabuk ihtiyarlıyordu. Tüm hayatınca prenslere hizmet etmiş olan
Leibniz, bu hizmetlerin karşılığını görüyordu. Tartışmalardan bıkmış ve
kendisi de çökmüştü. Daha önce hizmetini yürüttüğü George Louis, onu
kabul etmiyor ve Hannover kütüphanesine gidip ünlü Brunswick ailesinin
yanına dönmesini öğütlüyordu.
Üç
yüz yıllık bir tarih zamanını inceledikten sonra bu tarihi 1005
yılından öteye götüremedi. Tarihte diplomatça bazı değiştirmeler de
yapmıştır. Bu da onun saygınlığına biraz gölge düşürmüştür. Leibniz'in
bu el yazmalarını da tam olarak inceleyecek kimse çıkmamıştır.
Bu kadar çok yönlü olan Leibniz, yetmiş yaşına gelince, 14
Kasım 1716 günü Hannover'de öldü. Bizde, matematiğe yaptığı sayısız
hizmetleriyle yaşamaktadır.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|