FIKRALAR İLÇEMİZ KÜTÜPHANE MÜDÜRÜ Abdülkadir KOÇ TARAFINDAN DERLENMİŞTİR.
SANA DA GEÇMİŞ OLSUN BANA DA
Yusuf Ceran Yeşilhisar’ın eski sünnetçi ve iğne yapan sıhhiyelerindendir. Bu nedenle İğneci Yusuf Emmi derler. Şu an kendisi rahmetlidir.
Yusuf Emmi bilgili olduğu kadar cesaretli biridir. Sürekli sünnet yapar, hastalarla uğraşır, köyleri dolaşır iğnelerini yapardı. Yeşilhisar Kovalı köyüne gider. Hastaları dolaşır, hal ve hatırlarını sorar, iğnelerini yapar. Velakin acil vaka çıkar, köylü gelir:
-Yusuf Emmi elini ayağını öpem, benim avradın dişi sancıdı, sancıdan duramıyor, ne edersen et kurtar.
Yusuf Emmi gider bakar, çürümüş azı diştir çekilmesi gerekir ama çekecek pense yoktur. Daha sonra elektrikte kullanılan pense bulunur ve onunla çekmeye karar verir. Köy sahası olduğundan evin önü ahırdır. Ahır damı ise (balkon) avlu olarak kullanılmaktadır. Ahırın duvar dibinde ise hayvan gübürü yığılmaktadır. Yusuf Emmi ahır damında kadının dişini sıkıca pense ile kavrar, bırakmaz. Kadıncağız başlar bağırmaya. Yusuf Emmi çekmeye çalışır bir türlü çekemez. O telaşla ahır damının ucuna geldiklerini fark edemezler. Dişe asılınca damdan aşağıya gübürün içine düşer, Yusuf Emmi. Elinde pense, pensenin ucunda diş. Alttan yukarıya seslenir:
-Hadi gavırın gızı sana da geçmiş olsun bana da...
DAŞ İLE DİŞ
Yeşilhisar Belediyesinden emekli temizlik işçisi Mehmet Emmi, lakabı ise Habibe derler, saf ve temiz bir insandır. Okur yazar değildir. Habibe Mehmet Emmi üşütmekten dolayı bağırsaklarından rahatsızdır. Zaman zaman peklik olur, tuvalete çıkamaz. Bir türlü çare bulamaz. Biri der:
-Ya Habibe Emmi bu böyle olmaz al sağlık karneni bir toktora göründe iğne mi yazar hap mı yazar tedavi ol.
Sonunda hastaneye gider. Doktor sorar:
-Şikayetin nedir söyle amca.
Habibe Mehmet Emmi başlar derdini söylemeye:
-Ağzını sevdiğim doktor yeğenim anlamadım gitti. Bazen oluyor daşınan diş, bazen oluyor bardağa goy goy iç.
BANA YATTIĞIN GİBİ YAT
Yeşilhisar’da iki yaşlımızdan biri hastalanır. Eski topraktır nezaketi elden bırakmaz. Kocası alır götürür kadıncağızı doktora. Doktor sorar:
-Buyur amcacığım derdin nedir? Neren ağrıyor?
Kadıncağız anlatır derdini. Doktor:
-Yat muayene edeyim.
Kadın kocasının gözünün içine bakar:
-Ne şekil yatacağım la.
Kocası sinirlenir,bağırır:
-Bana yattığın gibi yat gavurun gızı.
AĞAM SAMANLIKTA
Yeşilhisar’da Oturağın Mustafa derler, biraz akli dengesi yerinde değildir. Babası sürekli içen alemcidir. Oturağın Hacı Hasan olarak tanınır. Arkadaşına ise Ecelin Yusuf derler, her gece beraber olurlar. Şu an ikisi de rahmetlidir. Hacı Hasan Emmi ile Ecelin Yusuf Emmi iki tek atarlar. Kafaları tatlanır, bir olaya karışırlar. Gider evin altında samanlık dediğimiz hayvan yemlerinin altına saklanırlar. Mustafa’ya tembih ederler:
Bizi soran olursa burada olduğumuzu söyleme.
Polis bu şahısları arar fakat ulaşamaz. Polisler tekrar eve varır, kapıyı çalarlar. Mustafa çıkar:
-Ne istiyorsunuz?
Görevliler sorar:
-Oğlum baban nerede?
Mustafa başlar:
-Sen Oturağın Hasan Ağa, ben Ecelin Yusuf, ağam babam evde yok, ağam evde yok.
Görevliler:
-Söyle sana para verelim.
Mustafa kanmaz. Yine:
-Sen Oturağın Hacı Hasan Ağa ben Ecelin Yusuf, ağam evde yok., ağam evde yok. Olacak gibi değil, görevli cebinden çıkarır parayı gösterir Mustafa’ya, hemen gevşer. Mustafa alır parayı:
-Ağam samanlıkta.
UÇ HACI MUSA UÇ
Yeşilhisar’ın Kuzey mahallesinde yalnız yaşayan Hacı Mustafa Emmi şu an rahmetlidir. Hacı Mustafa Emmi, evinde yatsı namazını kılar, sonra oturur tespih çeker, Allah’a zikredermiş. Komşusu Hanım Hala, Hacı Mustafa Emmiyi takip eder. Şaka yapmaya karar verir. Eski evlerde dam seviyesinde pencere bulunur. Bu pencereye tafana penceresi derler. Hanım Hala, Hacı Mustafa Emmiyi yine gözetlemeye başlar. Hacı Musa emmi kendini yine kaptırmış, hiçbir şeyden habersizdir. Tespih ve zikrini yapmaya devam eder. Tam huşu içinde daldığı an başlar hanım hala:
-Uç ya Hacı Musa uç.
Hacı Musa Emmi neye uğradığını bilemez. Nida geldiğini zanneder, daha da yüksek sesle hiddete kapılır. Hanım hala yine tekrarlar:
-Uç ya Hacı Musa uç.
Hacı Musa Emmi işin ciddiyetine varır:
-Uçamıyom ya Resulallah.
Uçmayı dener ama başarılı olamaz. En sonunda Hanım Hala işi cıvıklar:
- Uçamıyorsan s.ç ya Hacı Musa s.ç.
TÜRBE TEKKESİ
Yeşilhisarlı Yusuf Gülşen lakap olarak Colunun Yusuf Emmi derler. Sürekli şaka yapmayı seven, yapılan şakaya da dayanan biridir. Bir gün Türbe Tekkesi denilen mevkie bağ sulamaya gider. Gece yarısı suyu bağlar, uzun sürmez çok şiddetli bir yağmur başlar. Yeşilhisar tabiri sucuk olur iyice ıslanır. Koşarak Türbe Tekkesi dediğimiz yatırın yanına ayakkabısını çıkarır girer. Türbenin bir köşesine oturur. Tütün tabakasını çıkarır, bir cigara dolar içer. Tam o sırada Ahmet Emmi gelir. Ama içeride Yusuf Emminin oturduğundan habersizdir. Ahmet Emmi de ıslanmıştır, tekkeye sığınmak ister. Ahmet Emmi elindeki küreği tekkenin penceresinden içeriye uzatır. Ama Yusuf Emmi bu ya, küreği aldığı gibi dışarı fırlatır. Ahmet Emmi girecektir,kararlı. “Kürek değil neyi fırlatırsan fırlat gireceğim içeri” der. Başlar yüksek sesle bildiği duaları okumaya. Yaratana sığınır girer içeri habersiz olduğu Yusuf Emminin yanına oturur. Ahmet Emmi okumaya devam eder. Yusuf Emmi başlar garip garip sesler çıkarmaya. Ahmet Emmi aldırmaz daha yüksek sesle okumaya devam eder. Baktı olacak gibi değil elinde tuttuğu yarı çamurlu soğuk kuyu denilen lastik ayakkabısını var gücü ile Ahmet Emminin ağzına vurur. Çarpıldığını zanneden Ahmet Emmi yalı ayak var gücü ile bağırarak evin yolunu tutar. Adamcağız 2-3 ay aklını başına toparlayamaz. Hiçbir kimseye de böyle bir olay geçti başımdan demez. Epey bir zaman geçtikten sonra Yusuf Emmi kahvehane önünde:
-Ahmet tekkede nasıl çarpıldın?
-Ulan yoksa vuran sen miydin?
SAKIN YIKILMA HA...
Yıl 1929-1930 arası. Yeşilhisar o dönemlerde İncesu nüfusuna bağlıdır. Evlenecek olan çiftler, nikah yaptırmak üzere İncesu’ya giderler. O zamanlar nikah yaptırmaya “yıkılma” derlermiş. Yeşilhisarlı Havva Hala ile Osman Emmi nişanlanırlar. Yıkılmak üzere İncesu’ya giderler. Havva Teyzeye birkaç kişi öğretir:
-Sakın ha Osman Emmiye yıkılma.
Ona karakucak güreş yapacakmış gibi gelir, o yüzden yıkılmamaya karar verir. Evraklar hazırlanır, nüfus memuru sorar:
-Osman oğlum Havva’ya yıkılmak istiyor musun? (Karılığa kabul ediyor musun).
-Evet.
Havva teyzeye sorar:
-Kızım Havva, Osman’a yıkılmak istiyor musun? (Kocalığa kabul ediyor musun).
Evet demeden Havva teyze Osman Emmiyi aldığı gibi nikah dairesinde sırtını yere getirir. Der ki:
-Ben yıkılmam. İşte Osman’ı nasıl yıktım.
Herkes güler:
-Olmaz ol Havva yıkıl dedikse, öyle yık demedik ya!
BEYİNSİZ
Adı Mahmut, lakabına Beyinsiz Mahmut derler. Gündüzleri inşaatta çalışır duvar örermiş. Geceleri ise sürekli içer, sabah kalkar işine gidermiş. Gün boyunca da kolay kolay ayılamazmış. Yine inşaat alır, binanın taş duvarlarını örmeye başlar. Birinci gün pencere seviyesine gelirler. Birkaç gün duvar örme işi devam eder. Tabii bu arada eve girip çıkacak kapıyı koymayı unuturlar. Öğle paydosu verirler, yemek yenecek, dışarı çıkmak isterler. Ama çıkacak kapı yok. Başlarlar gülmeye:
- Ulan sana beyinsiz dedikleri kadar varmış. Beyinsiz olduğunu biliyorduk ama bu kadar beyinsiz olduğunu bilmiyorduk.
ÇIKABİLSEM
Yeşilhisar merkez karakolda 1950’li yıllarda görev yapan komiser bir taktik uygular. Geceleri halkın huzurunu bozan ağır alkollü kişileri toplar, arabaya bindirir ve 1-2 saatte gelecek mesafeye bırakır, gelirmiş. Her gece içen Yeşil Emmi komiserin bu uygulamasından yılmış artık. Gene oturur içer ama bu kez fazla kaçırır. Eve gidemez haldedir. Komiser gene her akşam olduğu gibi alkollü kişileri topluyor. Bunu gören rahmetli Yeşil Emmi arabanın altına girer saklanır. Lakin komiserin gözünden kaçmaz. Komiser:
-Çık arabanın altından.
Yeşil Emmi başına gelecekleri bildiği için çıkmaz. Komiser seslenir:
-Hadi git ulan işine, zaten çıkabilsem doğru eve gideceğim
Çıkmaz ve orada sabahlar.
NE BİLEĞİM GADASINI ALDIĞIM
Yeşilhisar’ın yaşlılarından Hediye Hala şu an rahmetlidir. Halanın yaşlı bir ineği varmış. Ağzında dişi kalmamış, sütten kesilmiş yaşlı hayvanı satmak istermiş. Kendisinin okur-yazarlığı olmadığından hesaba aklı ermez. Ürgüp eşrafından ineğe talip çıkar. Hala derler:
-Sende inek varmış, almak istiyoruz bakalım.
-Yavrum buyurun inek burada bakın.
Gelen müşteri ineğe bakar, ağzını yoklar, altına bakar, üstüne bakar. Hediye halaya bu ineğin yaşı kaç diye sorarlar. Hediye hala der ki:
-Ne bileyim yavrum, gadasını aldıklarım. Tahdaşı Ali’nin hanımı gelin olduğunda doğduydu.
Adamlar bakar:
- Hala biz ne bilelim Ali Emmiyi, hanımın yaşı kaç.
BANNAK KOMUTANIM
Yeşilhisar ağzı, lakabına Kirimin Mehmet derler. Gençlik çağıdır. Askerliği gelir vatani görevini yapmak üzere askere gider. Birliğine teslim olur. Aylar geçer, yıllar geçer askerlik devam eder. Bölük komutanı İstanbulludur. İstanbul lehçesi kullanır nazik ve nezaketli ince ruhlu bir insandır. Mehmet Emmi bir kaza sonucu parmağını kırar. Revire çıkma gereği hasıl olur. Bölük komutanına varır:
-Gomutanım benim bannağım kırıldı beni revire gönder.
Komutan, Mehmet Emmiye tuhaf tuhaf bakar:
-Oğlum Mehmet, parmak de bakayım.
Mehmet Emmi söyleyemez bir türlü:
-Bannak gomutanım.
Terhis olana dek komutanı parmak de oğlum.
Mehmet Emmi:
-Bannak gomutanım.
Mehmet “parmak” demeden terhis olur gelir.
DA PEK ÇOK OLDU HAKİM BEY
Yeşilhisarlı rahmetli Hasan Emmi, ev arası meskun mahalde hayvan besler. Evler yan yana inşa edilmiş, bu yüzden sık sık anlaşmazlıklar hasıl olur. Ahırdan çıkan hayvan pisliğini, kışın tezek yapıp yakmak üzere sıkma yapar, duvar dibine dizer. Hayvan gübürünün kokusundan rahatsız olan komşusu bu duruma itiraz eder. Anlaşamaz kavga ederler, sonunda mahkemeye düşer. Diğer bir komşusunu da şahit olarak yazdırırlar. Ama şahit genç kadının okur yazarlığı yoktur. İlk kez hakim karşınına çıkmaktadır. Duruşma başlar. Hakim:
-Anlat bakalım olay nasıl oldu Hasan efendi?
Hasan Emmi başlar anlatmaya. Tarif eder olay mahallini:
-Hakim beyim farzımahal senin oturduğun yer ahır, benim bulunduğun yer de evim. Buraya kermeyi dizmeyim de nireye goyum
der masaya vurur. Hakim kızar:
-Anlaşıldı, şahit gelsin.
Kadıncağız gelir, bacakları titrer:
-Yaşın kaç?
diye sorar. Gerçek yaşı 20’dir. Okur-yazar olmadığından yaşının 15 olduğunu söyler. Hakim güler, biraz da şaka vari takılmak ister:
-Kızım senin yaşın 15 değil 40 yaşında gösteriyorsun. Sen 40 yaşındasındır.
Kadıncağız buna çok üzülür, ağlamaklı olur:
- 40 da pek mi çok oldu hakim bey!
Eee GET N’ARAR
Hırsızlık suçlaması nedeniyle yaşlı kadıncağız mahkemeye düşer. Hakim karşısına çıkar. Okur-yazar değildir. Hakim suçlanan kadının yüzüne suçunu söyler:
-Kızım sana keçi çaldığını söylüyorlar, doğru mu? Anlat bakalım.
Hırsızlıkla suçlanan kadın hakime cevap verir:
-Eee get n’arar canını assın geçi meçi çaldığım.
HA BİN LİRA AL
Yeşilhisar’da nakliyecilikle uğraşan, lakabı ,Liliyar saf ve temiz yürekli bir insandır. Okur yazarlığı yoktur. Kamyon kullanır. Şu an rahmetlidir. Liliyar Emmi kamyonuna malı yükler, ulaştıracağı yere götürmek üzere yola çıkar. Fakat ehliyeti yoktur. Okur yazar olmadığından bir türlü ehliyet alamaz. O zamana kadar da ehliyetinin olup olamadığını sormayan trafiğe yakalanmamıştır. Şanssızlık bu ya bir gün trafik çevirir Liliyar Emmiyi. Trafik polisi:
- Ehliyeti ver.
Liliyar Emmi:
-Yok.
-Ehliyetsiz araç kullanmanın yasak olduğunu bilmiyor musun da yola çıkıyorsun. Sana 500 lira para cezası keselim de aklın başına gelsin bakalım.
Liliyar Emminin hesaba aklı ermez. Başlar polis memuruna yalvarmaya:
-Ha gardaş çoluk çocuğun gısmeti, arabanın da borcu var. 500 lira almada n’olur 1000 lira ceza kesin de beni bırakın.
-Ne diyon hemşehrim sen?
Sonra okur yazar olmadığını öğrenirler, ceza kesmez bırakırlar.
NEREDEN İNDİ
Hasan Emmi’nin inatçı mı inatçı bir eşeği varmış. Bir türlü hayvanı ehilleştiremez. Hayvan tor kalır. Hasan Emmi yine eşeğine malzemelerini yükler, üstüne de biner bağa çalışmaya gider. Eşek bu ya yine inatlığı tutar. Eşeğine kızan Hasan Emmi ceza olsun diye üstünden inmemeye şart eder. Yani yemin eder. Kızgınlıkla ne söylediğinin farkına sonradan varır. Yemin ettiği için eşeğin sırtından inemez. Bir süre yaşantı eşeğin sırtında sürer, bir türlü yolunu bulamazlar. Sonunda zamanın hocası Koçum Hocazadeye giderler, durumu anlatırlar. Hoca çok kızar:
-Getirin eşeği, şu ağacın altına yaklaştırın. Çık ağacın üstüne.
Hasan Emmi çıkar.
-İn aşağı. Nereden indin?
-Ağaçtan hocam.
-Meczup bir daha vara yoğa yemin etme, şimdi git. (Abdulkadir KOÇ)
TEŞEKKÜR
Yeşilhisar’da görev yapan makam ve mevki sahibi bir müdür ayakkabısını boyatmak ister. Kahvehane önünde oturan ayakkabı boyacısına varır. Müdür kendisini tanıtır:
- Ben falan dairenin müdürüyüm. Senin ismin ne?
- Ahmet.
Okur-yazarlığı yok, ayakları doğuştan sakattır, geçimini boyacılıkla sağlar.
-Ahmet Bey ayakkabıları parlat bakalım.
Ahmet Ağabey ayakkabıları boyar, pırıl pırıl eder. Müdür çıkarır parayı fazlasıyla verir:
-Teşekkür ederim Ahmet Bey.
Lakin Ahmet ağabey teşekkürün ne olduğunu bilmez, müdürün kendisine küfür ettiğini zanneder:
- Ben de sana bir milyon defa teşekkür ederim.
ÇAYA DÖKTÜM
Rahmetli Hamdi Emmi çok sinirli, sevilen sayılan biridir. Geçimini çiftçilik yaparak sağlar. Gelen giden misafiri çok sever. Fakat gelen misafirlerden çaya, şekeri çok atan olduğu zaman çok sinirlenir, kendi kendine sohranır. Buna şahit olan oğlu Mehmet Ağabey babasını kızdırmak ister:
-Yav ağa bizde torba torba çay şekeri vardı, tüm çaya döktük, kızacağını bilsem çaya dökmeden sana getirirdim.
Hamdi Emmi kızar, bağırır:
- Lan gavurun oğlu o kadar şekeri götürüp çaya döktün ha!
(Not: Çay, küçük dere yatağından akan su)
TANIDI LAN TANIDI
Yeşilhisarın Hacı Bektaş mevkisi , meşhur üzüm bağlarıdır. Sahibi üzüm hırsızlarından yıldığı için, üzümü bozana kadar gece gündüz bağında yatıp kalkmaktadır. Sahibinden habersiz 6-7 arkadaş üzüm çalmaya giderler. Tabii ki sahibi bağda yatmaktadır. Sahibini görmeyen gençler bağa girerler , başlarlar üzüm yemeye. Gece ay ışığı olduğu için olmuş ve olmamış üzümleri seçemezler. Yarı koruklu üzümleri yerler, bir yandan koyunlarına doldurmaya başlarlar. Bağ sahibi uyanır bakar bağı talan ediyorlar. Tutamayacağını aklı kesen bağ sahibi başlar bağırmaya. Sesi duyan gençler tabanı yağlar kaçmaya başlar. Bağ sahibi tekrar bağırır:
-Tanıdım ulan g... kıllılar sizi. Sabah sizlerle görüşürüz.
İçlerinden biri kaçamaz, durur.
-Ulan tanıdı bizi ne yapacağız?
Hemen öbürü atılır oradan kolundan tutar, çeker:
-Yürü ulan yürü herkesin g.tü kıllı olur.