Kemalizmin Karın Ağrısı

Arşiv


 

1)LANET OLSUN SİZE, LANET OLSUN...


Enes radiyallahü anh rivayet ediyor:

Resulallah şarapla ilgili on kişiye lanet etti.

Üzümünü sıkana, sıktırana, içene, içtirene, taşıyana, taşıttırana, satana, satın alana, bağışlayana, parasını yiyene.

(Tirmizi) Rudanî no:5618

*

Peygamberimiz kimlere lanet ediyor?


1- Üzümünü sıkana. (Fabrika işçileri...)

2- Sıktırana. (Fabrika şefleri...)

3- İçene. (Migros'tan alışveriş yapan Atakan bey...)

4- İçirene. (Ben içmem ama kimseye de karışmam diyen Pelin Hanım.)

5- Taşıyana. (Şoförlük zor iş...)

6- Taşıttırana. (Lojistik bölüm genel müdürü Tekin bey...)

7- Satana. (Köşedeki Akın bakkal...)

8- Satın alana. (Abdi İpekçi yurdundaki yurttaşlar...)

9- Bağışlayana. (YTÜ festivalinde biralar benden. İçsin gençler diyen Tekin Bey.)

10-Parasını yiyene. (Tatlı tatlı yemenin...)


Peygamberimiz bunlara lanet ediyor...

Lanet nedir?

Bakın, birgün seferde iken, bir kadın devesine lanet eder...

Peygamberimiz de, 'O deveyi sal gitsin. Aramızda lanetli bir deve olmasını istemem.' diyor.

Koskoca deveyi feda ediyorlar...

Bugünün mercedesini...

Lanetli diye...

Düşünün...






******************************************
******************************************



2)Hutbe


Bismillahirrahmanirrahim.

Sevgili müslümanlar, bugünkü hutbemizde, ülkemizin yetiştirdiği en büyük fikir adamlarından Serdar Ortaç'ın bir şarkısını inceleyeceğiz


***


Diyor ki şairimiz:

-'Hadi diyelim biri çok deli sevdi?'

Burada olasılık bahis mevzuudur.

Gizli özne olan biri, edilgen ve koyulgan olan bir başkasını çok deli severse, bunun toplumsal açıdan ne gibi bir sonuç doğuracağı sorgulanmıştır.


***


-'Onun için herşeyi, herşeyi verdi!'

Yazarımız burada maşuk için herşeyini veren insanları hatırlatarak ilahi aşkın tasavvuftaki yerine vurgu yapmıştır.

Ama klipte tam verme işlemi gerçekleşirken, araya sansür girmiştir.


***


-'Ya bi gün olur da sana bel kıvırırsa?'

Biz bu cümleyi anlayamadık. Sevenle sevilen arasında şifre olsa gerek.


***


-'Binlerce dansöz var!'


Efendim, yazarımız burada 'Bin' kelimesini kullanarak, Emrah bin acılar (Asd)'yi anmış.

'Dansöz var' derken de, sema gösterisinde dönen sûfileri kastetmiştir.


***

Hutbemiz bitmiştir.

Yeşil yeşil paralarınızı bizden esirgemeyin, klimaları yenileyip, LCD televizyon alacağız.

Ne verirsen elinle, öteki tarafta güzel huriler seninle...


***


Elhamdulillah, elhamdulillah, elhamdulillahı rabbil alemin...


***


Can87 sorar:


Camide hutbe verirken: 'Bu vatanı bir avuç piç bölemez' diyen...

Öfkeden ne dediği anlaşılmayan...

Sesi sonuna kadar açık olan hoparlörden köpek havlamasına benzer sesler çıkartan bir imam...

Bir gün bu Hutbeyi de camide okur mu?

Bence Serdar Ortaç'ı ibni memmed yapın...

Dansöz de cariye olsun...

Bir de diyanet verise eline, okur...

Hem de ciddi bir yüz ifadesiyle...


***


Peygamberimiz buyuruyor:

-''Bir zaman gelecek maymun sıfatlı, insan sûretli kimseler, minbere çıkıp, sizlere dinsizliği, din diye söyliyeceklerdir.''


***



Mülayim bir sesle ahireti, kıyameti anlatıp, insanları hidayete çağırmak yerine...

Yerlere çöp atmayalım, sularımızı israf etmeyelim diyor imamlar...

Peygamber varisi değil, belediye davulcuları...

Gel de saygı duy...





******************************************
******************************************



3)Fahişeliğin tarihi: Çarşafı atıp soyunan ilk fahişe...


Sene 1848...

İslam bozula bozula akıllara durgunluk verecek hale getirilmiş.

İran'da bir sapık kol: Bahailik...

Bunlara göre İslam dininin hükümleri kaldırılmıştır, yeni peygamber ise Mirza Ali adında bir sapıktır.

Ve bu sapık kolun bir toplantısı...

Göğsü bağrı açık, sarı saçlı bir kadın kalkıyor ve konuşmaya başlıyor:


- Ahlak ve adetlerimizi değiştirmeliyiz!

-İşte beni görüyorsunuz, bütün kadınlar açılmalıdır.


İşte bu kadın, açık saçık kıyafetiyle, toplantıdaki adamların akıllarını başından almış, uzun bir nutuk irad etmiştir:



-Sizinle kadınlar arasında bulunan utanma duygusunu kaldırınız. Onlarla ortaklaşa iş yaparak, günlük faaliyetlerinizi paylaşarak bu hicabı yırtınız. Sizinle evli olmayan kadınlarla da birleşiniz. Kadınları yalnızlıktan kurtarınız, sosyal hayata çıkarınız. Onlar dünya hayatının çiçekleridir, koklanmak için yaratılmıştır. Çiçekler derlenir, toplanır, dostlara sunulur.



Bu fahişe, Mirza Ali denen sapık adamın peşinde, tam üç yıl kucaktan kucağa gezdi.

Bir yıl sonra Mirza Ali tanrı olduğunu da ilan edince, İran devleti tarafından idam edildi.

Üç yıl sonra da altın saçlı fahişe idam edildi.


***

Şiilik, Alevilik, Vahhabîlik, Selefîlik, Babîlik, Bahâilik, Kadıyanilik ve daha nice sapık kollar.

Biz dört hak mezhebe inanırız ve sonra Gazaliyi, İmam Rabbâni'yi, Mevlâna'yı yolumuzun büyüğü sayarız.

Allah dinimizi münafıkların şerrinden korusun.

İbret almak isterseniz ne büyük hikaye...

Fahişenin dudaklarına bir cümle:

-Kadınları yalnızlıktan kurtarınız, sosyal hayata çıkarınız...








********************************************
********************************************











4)Bir başbakan son model yatlarda tatil yapar mı?


Eğer CHP'liyse yapar...

Kimse de gık diyemez...

Ama AKP'liyse yapamaz...

Yapmamalıdır...

Yüce Peygamberimiz: 'Mümine dünyada rahat yoktur' diyor...

Biz dünyaya yeyip içmeye gelmedik...

Çünkü biz müslümanız...

*

Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve oyalansınlar. Ama yakında anlayacaklar!

HİCR 3

*

Biz onlar gibi yeyip içemeyiz Başbakanım, biz onlar gibi yaşayamayız...

Halk açlıktan kırılırken,İsmet İnönü kendisine lüks bir tren yaptırabilir...

Hatta trenin parasını devletin kasasından alabilir...

Bu trende sabahlara kadar kumar da oynayabilir...

Ama siz kendi paranızla tatile çıkamazsınız...

Atatürk, Hindistan müslümanlarının Türk mücahidlerine gönderdiği parayla İş Bankası'nı kurabilir...

Bu bankanın kârından, kanlı parti CHP'ye maaş bağlayabilir...

Ama siz Kanal 7'nin önünden geçemezsiniz Başbakanım...

Vefat etmeden hemen önce, binbir sıkıntı içindeyken, Peygamberimiz'in mübarek dudaklarından şu kelimeler dökülmüştü:

'Üzülme kızım! Babana bundan başka sıkıntı yoktur...'

Sayın Başbakanım, biz müslümanız...

Sıkıntı, dert bu dünyada hep bize...

İftira atmak, haksızlık yapmak ve eğlenmek onlara...

Demokrasi nâmeleri okuyup, darbe yapmak onlara...

Başörtüsü'nü yasaklamak, Hac ibadeti ile dalga geçmek onlara...

*

Kâfir olanlar, hakkı ortadan kaldırmak için bâtıl yolla mücadele verirler.

Onlar âyetlerimizi ve uyarıldıkları şeyleri alaya almışlardır.


KEHF 56

*

Sabır başbakanım, sabır...










**********************************************
**********************************************






5) Al sana laik devlet, al sana arı dil.




Önce araştırmanın sonucunu verelim:



ABD 71.681

Almanya 70.400

Japonya 44.224

İtalya 31.762

Fransa 30.193

S. Arabistan 13.579

Türkiye 7.260...



Bu rakamlar ne?

İlköğretim okullarında okutulan ders kitaplarının içerdiği kelime ve kavram sayısı...


Araştırmayı yapan: Ankara üniversitesi TÖMER Dil Öğretim Merkezi...


*


İlkokulu bitiren bir amerikan çocuğu 70 bin kelime öğreniyor...

Aynı yaştaki bir Türk çocuğu ise 7.000 kelime...

Yedim, içtim, mıçtım...

Biz büyükler de Amreika'nın edebiyatını, bilimini, tekniğini kıskanıyoruz.



Adamlar yapmış abi...


***


''BİR MİLLETE YAPILACAK EN BÜYÜK KÖTÜLÜK, ONUN DİLİYLE OYNAMAKTIR.''

Bu söz Goethe'ye aitti galiba.

Sözün doğruluğundaki dehşete bakın ki, onu türkçeye çevirince: 'Adamın kucağına oturup diliyle oynamak' gibi bir anlam çıkıyor.

Neden?

Çünkü lisan'ı katlettiler.

Ve bağırıyorlar:


[b]
Yaşasın harf devrimi!
[/b]

*


Necip Fazıl diyor ki:

Bu işin saikini, amilini, illetini bir müessire bağlayamamın sebebi nedir?

Şimdi yeni kurbağa diliyle yazalım:

Bu işin nedenini, nedenini, nedenini bir nedene bağlayamamın nedeni nedir?


[b]
Yaşasın kuş beyinli on milyon genç. [/b]



***


Evet, insan kelimelerle düşünür.

Siz onun kelimelerini çalarsanız salaklaşır, düşünemez.

Yahudiler ölü dilleri İbranice'yi canlandırır...

Biz de öz dilimizi öldürürüz.

Ne diyelim?

[b]

Düşünemiyorum, öyleyse çağdaşım.
[/b]





***************************************
***************************************





6)Misvak


Ben laiklik yıllarımda, daha İslam'la müşerref olmamışken, sizin gibi diş fırçası kullanıyorduım.

Sonra misvakla tanıştım.

Ve diş fırçasını ihmal etmeye, sadece misvak kullanmaya başladım (ki halen öyle).

Aradan üç-dört ay geçti, ben memleketteyim, annemle beraber dişçiye gittik.

Dişçi ne dese beğenirsiniz?

''Senin ağzındakiler çürük falan değil'' dedi.

Hem de: ''Türkiyede böyle bakımlı diş zor bulunur'' dedi.

Hem valla hem billa.

Halbuki beş aydır diş fırçası kullanmıyordum.

Dişçinin dişine baktım, benimkinden daha sarıydı...

Zavallı dişçi...

*

Lisede bu mevzuu açılmıştı.

İngilizce hocamız: 'Ya çocuklar tamam ama, bir tahta parçası ağız bakımı sağlayamaz' demişti.

Şimdi üniversitedeyim, iki yıldır sadece misvak kullanıyorum hocam.

Dişlerim bembeyaz...

Birsürü arkadaşım benden misvak istiyor...

Senin kullandığın, bir naylon parçası, ağız sağlığını sağlayamıyormuş hocam...

*

Nasl temin edilir?

Tramvay'ın Laleli'durağında inin...

İstanbul Üniv. Su ürünleri fakültesinin önünden dosdoğru veznecilere doğru yürüyün...

İlerde, solda YÜMNİ iş hanı var...

Her türlü islami kitap, şeriat malzemesi bulunur...

(Şeriat malzemesi dediysek top tüfek demedik, tesbih seccade falan...)

Haydi gençler, hem paranız cebinizde kalsın...

Hem dişiniz bembeyaz olsun...

Hem sevap kazanın... (Namazlardan önce sünnettir.)

Hem de aynanın karşısında mal mal vakit kaybetmeyin...

Zira ben yatarken, şehirlerarası otobüslerde giderken, internette sürf yaparken hep misvak kullanırım...

Hatta bir derste de kullanıyordum, yanımdaki arkadaşım zorla kullandırtmadı...


*

Peki çağdaşlar?

Efendim, biz şeriatçılar yanımızda misvak taşırız.

Günlük işlerimizin arasında, bilhassa camiye girince hemen dişimizi misvaklarız.

Çağdaşlar ne yapar?

Onların parmak poşetleri vardır.

Özel olarak satılan ilaçlı poşetleri işaret parmaklarına takar, dişlerini ovalarlar...

Misvak gibi tatlı değildir...

Geçen bir arkadaşıma misvak verdim, 'ula bunun tadı ne güzel' dedi hıyar...

Parmak poşeti deterjan gibi tad verir...

Bir de çağdaşların ağız gargaraları olur...

Bir çay bardağı suya bir damla döker, ağzında çalkalarsın...

Güzel kokutur...

Ama tadından iğrenirsin...

Ve dişlerin zarar görür...

*

Neyse...

Ben size anlattım.

Dileyen dilediği yolu seçsin...







********************************************
********************************************



7)Dar pantolon






-Ebu Hureyre (r.a)'dan rivayet edildiğine göre Peygamberimiz(S.A.V.) şöyle buyurdu:

''Cehennemliklerden kendisini dünyada henüz görmediğim iki grup vardır.

Birincisi sığır kuyruğu gibi kamçılarla insanları dövenlerdir.

Diğer grup ise giyinmiş oldukları halde çıplak görünen, öbür kadınları da kendileri gibi giyinmeye zorlayan, başları deve hörgücü gibi olan kadınlardır.

İşte bunlar cennete giremedikleri gibi kokusunu da alamazlar.''

(Müslim cennet, 52)


*


Hadiste geçen sığır kuyruğu gibi kamçılar, kalın ve esnek sopalara işarettir. Eski zamanlarda kamçılar ip gibi ince olurdu.

Vurulduğu zaman sadece deriyi acıtırdı. Şimdi ise 'cop' denilen sopalarla insanların kemikleri kırılıyor.


'Giyindikleri halde çıplak görünen kadınlar' hakkında ise günümüze kadar ilginç yorumlar yapılmış.

İlk zamanlarda tertemiz bir hayat süren âlimlerimiz, bunu 'nimet içinde yaşadığı halde şükür etmeyen kadınlar' olarak yorumlamıştır.

Daha sonraki yıllarda halk islamdan uzaklaşmaya başlayınca, alimler bunu: 'kısa etek giydiği için dizleri görünen kadın' olarak yorumlamışlardır.

İnsanların daha da hayvanlaşmasıyla, bu kıyafetin, 'transparan (yani içini gösteren kıyafetler)' olduğuna kanaat getirilmiştir.

Fakat günümüzde hiçbir hayvanın bile giyemeyeceği dar kıyafetlerle ortalıkta gezinen zevk yoksunu bayan kardeşlerimiz, bu hadiste neyin kastedildiğini ortaya koymuştur.

Allah onlardan razı! olsun...




*********************************************
*********************************************


8)KİMİ SUÇLAYALIM ATAM?



Bugün Sivas'ta bir genç daha intihar etti ATAM.

Yan sınıftaki kıza aşık olduğu için intihar etti.

Silahı kafasına dayayıp, sınıfta, arkadaşlarının önünde intihar etti ATAM!

Bu ölen gencecik fidanların katili kim, bulamıyoruz.

Failleri meçhul olan cinayetleri çözüyoruz, fakat 17 yaşındaki gençlerimizin katillerini bulamıyoruz.

Kim suçlu?

Bu çocukları, kız erkek demeden, bir sınıfa tıkanlar kim ATAM?

Çağdaşlık, laiklik diye Allah'ın emirlerine karşı gelip, her türlü pisliği mübah sayanlar kim?

Bizi dinimizden koparanlar kim ATAM?

'Kişi nasıl intihar ederse, ahirette kendisine aynı şekilde azab olunur' hadisini bize unutturanlar kim?

'Çocuklarınızı erken evlendiriniz' hadisi varken, 25 yaşından erken evlenmeyi gericilik gösteren kimler ATAM?

Flört eden, içki içen, ve sonunda intihar eden nesiller kimin eseri ATAM?

ATAM neden susuyorsun?

Yoksa...









******************************************
******************************************



9)Erkekler aslan sütünü, kızlar birayı tercih ediyor...




Rasulullah (sav) buyurdu:

Sarhoşluk veren her içecek haramdır.

(Altı hadis imamı ittifakla rivayet ettiler.)

*

Deylem el himerî (ra) rivayet ediyor:

Dedim ki: 'Ya rasulallah! Biz soğuk bir ülkedeyiz, zor işlerde çalışıyoruz.

Buğdaydan şarap içiyoruz, güçlü oluyoruz ve soğuğa karşı mukavemetli oluyoruz.'

''Sarhoş yapıyor mu'' diye sordu, 'evet' dedim.

''Ondan uzak durun!'' buyurdu.

'İnsanlar onu içmeyi bırakmazlar.' dedim.

''Bırakmazlarsa onlarla savaşın!'' buyurdu.

(Ebu davud), hadis hakkında detaylı bilgi için bkz: Rudanî, 5606.

*

İbni Ömer radiyallahü anh rivayet ediyor:


Rasulullah (sav) buyurdu:

''Kim içki içerse, Allah onun kırk gün namazını kabul etmez. Tevbe ederse Allah tevbesini kabul eder.

Tekrar içerse, Allah onun namazını yine kırk gün kabul etmez. Tevbe ederse kabul eder.

Dördüncü kez tekrar içerse, Allah onun namazını yine kırk gün kabul etmez ve artık tövbesini de kabul etmez.

Ve ona habal nehrinden içirir.''

Dediler ki:

'Yâ Ömer'in oğlu! Habal nehri nedir?'

'Cehennemliklerin vücutlarından akan irin nehridir.'

(Tirmizi), Rudanî no: 5611

*

Ebu Hureyre radiyallahü anh rivayet ediyor:


Rasulullah (sav) buyurdu:

''Devamlı içki içen, puta tapan gibidir.''

(İbn Mâce) Rudanî no: 5614

*

Ebu'd Derdâ radiyallahü anh rivayet ediyor:


Rasulullah (sav) buyurdu:

''Devamlı içki içen cennete giremez''

(İbni Mâce) Rudanî no: 5615

*

Ebu Musa radiyallahü anh rivayet ediyor:


Rasulullah (sav) buyurdu:

''Benim için ha içki içmişim, ha şu yelken direğine tapmışım hiç fark etmez.''


(Nesâi) Rudanî no: 5619

*

Rasulullah (sav) buyurdu:

''Ümmetimden birtakım insanlar, şarap içecekler ve ona başka başka isimler takacaklardır.''

(Nesai) Rudanî no: 5656

*

Ebu Musa radiyallahü anh rivayet ediyor:


Rasulullah (sav) buyurdu:

''Üç kimse cennete giremez: Devamlı içki içen, akrabayla ilgisini kesen, sihir yapılmasını hoş gören.

Kim şarap içmeye devam ederken ölürse, Allah ona Ğuta nehrinden içirir.''

'Ğuta nehri nedir' diye sorulduğunda şu cevabı verdi:

''Fahişelerin ferclerinden akan nehirdir ki, ferclerinin kokusu cehennem ehlini fevkalade rahatsız eder.''

(Ahmed ibni Hanbel, Ebu Ya'la ve Teberani) Rudanî no: 5656

*

Enes radiyallahü anh rivayet ediyor:


Rasulullah (sav) buyurdu:

''Kim içebildiği halde, şarap içmeyi terk ederse, ben ona Haziretül Kuds'te içireceğim.

Kim giymeye gücü yettiği halde ipek giymeyi terk ederse, ben onu Haziretül Kuds'te giydireceğim.''

(Bezzar) Rudanî no: 5658

***


Şimdi diyecekler ki: Sana ne bizim içtiğimizden Can? Sen git camide namaz kıl!


***

Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları Kur'an ile uyar.

Onlar için Rablerinden başka ne bir dost, ne de bir aracı vardır; belki sakınırlar.


En'am 51

*


Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz.

Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur.

Onlar üzüntü de çekmeyecekler.


En'am 48

*

Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, üzerlerine her bolluğun kapısını açtık.

Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık, birdenbire onlar bütün ümitlerini yitirdiler.


En'am 44

*

Şüphesiz ki bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.


İnsan 29







******************************************
******************************************





10)Put Kemal'in köpekleri...


CHP'nin 15. Yılı şerefine bastırılan Şeref Kitabı'ndan alıntılar:

''Ulu şefimizin gösterdiği yoldan yürüyelim. Onun yolu bizi yalancı ahiret cennetine değil, hayata kavuşturacaktır..''

*

Atatürk'ün heykeline yazılan şiir (aynı kitaptan):


Ufukta sonsuzluğu çizen kudretli bir el

Göklere yükseliyor ilah gibi bir heykel.

Bu varlığın önünde bir dakika dize gel

Bu taş daha kutsidir o Kabe'nin taşından

*

Selanik'ten yükseldi ilahların bir eşi

Doğuşu ile kararttı sanki gökte güneşi

Bütün millet bir olup sarılmalı silaha

Kurtulmak kurtarmakta hacet yoktu Allah'a

*

Ey gökteki melekler, siz de göklerden inin

Yılda bir borcumuzdur cumhuriyete tapmak



******


Allah azze ve celle Kuran'da buyuruyor:



İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını Allah'a denk tanrılar edinir de onları Allah'ı sever gibi severler.

İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise çok daha fazladır.

Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu anlayabilselerdi.

Bakara 165

***

Aslında benim tek istediğim, sizlerin de: 'EL-HÜKMÜ LİLLÂH' demeniz.

Siz: 'Hüküm Allah'ındır' demiyorsunuz, 'hüküm ATA'mızındır' diyorsunuz.

Atamızın koyduğu hükümler değiştirilemez diyorsunuz.

O ne derse doğrudur diyorsunuz.

Halbuki hüküm: "Yalnız Allah'ındır" (Yûsuf, 12/40, 67);

''Hüküm O'nundur" (el-Kasas; 28/70, 88);

''Artık hüküm yüce ve büyük Allah'ındır" (el-Mü 'min, 40/12);

"Hüküm vermek Allah'a âittir" (es-Sûrâ, 47/10),

"Hüküm veren Allah'tır" (er-Ra'd, 17/41);

"Hüküm vermek yalnız Allah'a âittir'' (el-En'âm, 6/57);

"Doğrusu hüküm yalnız O'nundur" (el-En'âm, 6/62)

ve daha birçok âyette de belirtildiği gibi Allah'ındır.

*

Allah-ü Teâla ne diyor?

Hüküm benimdir diyor. Kadınlarınız örtünsün diyor.

Sen bunu yasaklıyorsun.

Hırsızın elini kesin diyor.

Yasaklıyorsun.

Sonra Allahın hükümleri (yani Şeriat) kahrolsun diyorsun.

Sonra da ben müslümanım diyorsun.

Sen müslüman değil, azılı bir kafirsin...

*

(Sana şu talîmatı verdik): Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma.

Allah'ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et.

Eğer (hükümden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak, günahlarının bir kısmını onların başına belâ etmek ister.

İnsanların birçoğu da zaten yoldan çıkmışlardır.


Maide 49

*

Müslüman laik olamaz.

Laiklik küfürdür.

Yüzlerce ayeti delil gösterebilirsiniz.

Allah Kuran'da defalarca: 'Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirdir' diyor.

Bugün Türkiyede İslam değil, putperestlik hâkim.

Adam ATA'sının fotoğrafını alıp altına yazıyor: 'Görüyorum, görüyorum.'

Kim görüyor?

Atası.

Neyi?

Yaptıklarımızı.

'Çüüüş' demek lazım bunlara.

Aslında insanda fıtraten bir şeye tapınma ihtiyacı vardır.

Eğer Allah'a taparsanız, hidayet üzere olursunuz...

Atanızı: 'herşeyi gören, ölmeyen biri' yapıp ona taparsanız, sapıtırsınız.

Lâteşbih, mesela kadına da ihtiyacımız vardır...

Eğer bu ihtiyacımızı kendi karımızla helal yoldan giderirsek hidayet üzere oluruz.

İnekle giderirsek sapıtmış oluruz:)

İşte bu zavallı insanlar da, Ata'larını 'herşeyi gören, hüküm koyan, hesap soran' bir ilah olarak görüyorlar.

Ben de sadece uyarıyorum.

Yanlış yapıyorsunuz arkadaşlar, yanlış yapıyorsunuz.






*******************************************
*******************************************





11)Ey sevgili hoca! Vay sevgili Türkiye!



Dersteyiz...

Tahtadaki hoca sıfatlı yaratık garip sesler çıkartarak birşeyler anlatıyor.

Müthiş bir kasıntı içinde, konuşuyor, anlatıyor, zorla gülüyor.


'-Yahu muhterem, sen ne kadar büyük bir adamsın!'

Deseniz, füze gibi gökyüzüne fırlayacak.


Bu imalat süreci böyle devam etmekte, şu malzemeler kullanılmakta ve hoca mal mal anlatmaktadır.

Ses tonunu ve hareketlerini gören de anlattığı şeylerin büyük bir zeka eseri olduğunu sanır.

Almış eline ders kitabını, sanki sevgilisine aşk şiiri okuyor!!!

Sayın, çok zekî ve büyük hocamız, bu ders anlatma sürecini devam ettirirken, nedense gözleri ön sırada oturan kız arkadaşlarımıza yiyecekmiş gibi bakıyor!

Diyeceğim o ki, daha nerede nasıl konuşacağını bile bilmeyen...

Şereften, utanmadan ve tevazudan zerre kadar nasip alamamış...

İki tane tekerleme öğrenip de, kocaman adam olmuş bu amcayı...

Kim tutup da bizim başımıza hoca yaptı?





Gaipten bir ses:






Türkiye buna layıktır, layık kalacak...









*****************************************
*****************************************




12)CHP'nin İslamiyet ile bir alakası olabilir mi?



1941 yılında, İsmet İnönü iktidarı zamanında, (ki o zaman CHP'den başka parti yoktur), liselerde okutulan Tarih II kitabında alıntılar:

Kuran nedir sorusuna verilen cevap:

-Muhammedin koyduğu esasların toplu olduğu kitaba denir.

Kâbenin tanımı:

-Kâbe mikâp, yani tavla zarı şeklindedir. (Benzetmeye dikkat edin!). Arap gelenekleri kâbeyi İbrahim Peygamberin yaptığını söylüyor. (Arap gelenekleri değil, Allah Teala Kuran'da söylüyor!!!)

Cinlerin varlığı konusunda:

-Muhammed bile cinlerin varlığına samimi olarak inanmıştır. (Cinlerin varlığı ise, yine Kuranı Kerimde 'Cin' suresiyle sabit olub, aksini iddia etmek ayeti yalanlamak olacağından küfürdür.)


CHP'li müslüman (???) kardeşlerimize 'bay bay' edip, kalblerini temiz tutmalarını, yerlere çöp atmamalarını, arada sırada Cuma namazına gelip 'biz de müslümanız canım!' demelerini tavsiye ediyorum.

Ayrıca boş vakitlerinde Zekeriya Beyaz'ı bırakıp, Riyazüs Salihîn adlı hadis kitabını okumalarını, Diyanet vakfı meal'i okuyup, İslam diye bir dinin var olduğunu öğrenmelerini de...

Saygılarla...








******************************************
******************************************



13)Kim Çağdaş olmak ister?



Kenan Koyuşuk'un sunduğu 'Kim çağdaş olmak ister?' yarışmasına hoş geldiniz.

Bugünkü yarışmacılarımız: Elizibit hanım, Aylin hanım, Ayşe hanım, Ümmü Gülsüm hanım.

Bugünkü yarışmamızda bir adet 'Azılı Çağdaş', bir adet 'Ilımsız İslamcı' , bir adet 'Liberal', bir de 'İrticacı' ünvanı verilecektir.

Sonuçlar şimdiden bellidir, ama biz yine de yarışalım, laf olsun torba dolsun...




***




Başlıyoruz...





Soru 1) En sevdiğiniz yemek nedir?

Elizibit hanım: Ksitopalı cikomatsi bir de şarap. (100 puan!!!)

Aylin hanım: Rus salatası ve hamburger. (80 puan!)

Ayşe hanım: Tonoz'un tostu. (60 puan.)

Ümmü Gülsüm hanım: Bazlama, kuru fasulye. (0 pua)


***

Soru 2) Geçen seçimlerde oy verirken, besmele çektiniz mi?

Elizibit hanım: Ohaa, hangi çağda yaşıyoruz beyefendi? (100 puan!!!)

Aylin hanım:[Yarışmacıda buz gibi soğuk bakışlar]. (80 puan!)

Ayşe hanım: Ben besmele çekmedim ama isteyen çekebilir. (60 puan.)

Ümmü Gülsüm hanım: Ne var yani çektiysem? (0 pua)


***


Soru 3) Şeriat gelirse ne yaparsınız?

Elizibit hanım: Kanımın son damlasına kadar kanser olurum. (100 puan!!!)

Aylin hanım: Fazıl Say'ı da alıp Avrupa'ya giderim. (80 puan!)

Ayşe hanım: Siyasal sistem olmadığı sürece sorun yok. (60 puan.)

Ümmü Gülsüm hanım: Evde oturup fındık fıstık yerim. (0 pua)


***


Soru 4) Donunuz ne renk?

Elizibit hanım:[Yarışmacı gülümseyerek açıp gösterir]. (100 puan!!!)

Aylin hanım: Donum pembe, atletim mavi, hatta geçen gün... (80 puan!)

Ayşe hanım: Ben söylemem ama isteyen söylesin. (60 puan.)

Ümmü Gülsüm hanım: [Yarışmacı utanıp susar]. (0 pua)


***


Soru 5) Tayyip'i ne yapmalı?

Elizibit hanım: Partisini kapatıp, bi-tarafına tekme atmalı. (100 puan!!!)

Aylin hanım: Anasını alıp, gemisini çalmalı. (80 puan!)

Ayşe hanım: Siyasi maskot olmadığı sürece hoş görmeli. (60 puan.)

Ümmü Gülsüm hanım: [Yarışmacı korkup kaçar]. (0 pua)


Yakalayın onu, yakalayın vatan hainini...



***

Nohut beyinli dağdaşlara ithaf edilmiştir.

***

Efendim, böyle önemli bir konuya parmak bastığım için Allah benden razı olsun.



Hoşçakalın...










*******************************************
*******************************************



14)Eylemciler



Bugün Tramvayla Sultanahmete çıkarken, Eminönü'ye doğru inen bir kalabalık gördüm.

Aşağıya doğru şerit gibi akıyorlardı.

Yurtdışından gelmiş turistler diye düşündüm.

Erkekleri uzun saçlı, top sakallı, garip mahluklardı.

Kızları ise çok cömertti. Açılabilecek heryerlerini açmış, açamadıkları yerlerini de sıktırmak usûlüyle toplu paylaşıma açmışlardı.

Ben de uzaktan bakıyor, 'küfür milletinin ne kadar hayvanca yaşadığını' düşünüyordum.

Fakat...

Bu düşüncelerim bıçak gibi kesildi.

Ellerinde bir pankart gördüm:


-AKP'yi istemiyoruz.(Vıttırı Vızzık gençlik deyneği!)


Meğer bunlar bizim azgın laikçilermiş.

Hay Allah iyiliğinizi versin, biz de sizi istemiyoruz ki!

Gelin anlaşalım, siz atalarınızın diyarına, uzaya gidin, biz de atalarımızın ruhunu şâd edelim?

Uzaya gitmek zor mu geliyor?

Kolayı var!


Gazete Haberi: ''Rusya, tuvalet bekçiliği için yurtdışından işçi alacaktır.''


***


Yorumlar:


-Atam, Atam, bak ne diyor bu adam!

-Demokrasi memokrasi hikâye, iktidar olunca yiyeceğimiz rüşvetler şahane!

-Yoldaşlar, dondaşlar, boşverin bu yobazı! Bugün eylem günüdür, bugün toplanma günüdür!

Fakat eylemlere gelirken şemsiyenizi de getirin, yağmur yağınca makyajınız bozulmasın. Makyajınız bozulunca insan olup olmadığınızı anlayamıyoruz.


***


Yukardaki yorumları okuyanların yapacağı yorumlar:

-Ezik senii. Acıyorum sana!

-Arkadaş sen nasıl bir psikopatsın çıkaramadım.

-Çok düzeysiz, yüzeysiz, üç boyutlu grafiklerde başarısızsın!

-İnadına toplanacağız, can çekişiyorsunuz dostum!

-Sen provakitorsun! Çizgi filmde izlemiştim!

-Senin hiçi şin yokmu? Nekadar boş şey ler yazmakta oluyorsun. Salak!


Özel tepkiler:

1) Yumuşak tepki: 'Niye karışıyorsun kardeşim. Hayvanca yaşamak onların hakkı. Hoşgörülü ol biraz.'

2) TKP'li tepkisi: 'Yazın çok saçma! Hiç gerilmedim, üzülmedim, hatta cevap bile yazmadım!'

3) MHP'li tepkisi: 'Tanrı Türkü korusun, Türkü yüceltsin, türk mürk bürk...'

4) CHP'li tepkisi: 'Çağdaşım, güzelim, Atam'ın izindeyim, biraz da salağım...'

5) AKP'li olarak benim tepkim: Böyle konularda yazmayacaktım. Fakat tramvayda elimi tutamadım. Kusura bakmayın. Muccccuk!







*********************************************
*********************************************




15)Kürt Abdurrahman





Sene 1826...

Yeniçeriler azdıkça azmış...

İstanbul'da köprüleri tutup haraç kesmeler, ırza tasallutlar, ikide bir isyan çıkarıp padişah indirmeler. Böylece yeni padişahtan bahşiş almalar...

Kendi halkına işkence etmede bu kadar gözükara olan yeniçeri, düşman karşısında korkak tavşan!

Ruslarla savaşmaya giderken, bir avcı tüfeğinden korkan ordumuz, 'Kaçııın, Ruslar geliyor!' Nâraları arasına derede boğulmuştur. Üstelik serasker'le beraber...


***



9 Zilka'de Perşembe gecesi yeniçeri yine ayaklanmıştır.


Güneş battıktan sonra Yeniçeri zorbaları birer ikişer et meydanında toplanmaya başlar.

Et meydanı Aksaray'da... Oradan At meydanına geçip, (şimdiki Sultanahmet), Topkapı sarayını kuşatacaklar...

Peki ayaklanma sebebi?

Sultan Mahmud Han, Yeniçerileri modern silahlarla donatmak istemiştir. Savaş eğitimi getirmiştir. Ve bu şeriate aykırıdır.

O zamanlar şeriatı tersinden anlayan bu yobazlar, bugün çağdaşlığı soyunmak anlayan beyinsizlere ne kadar da benziyor değil mi?

Neyse...

İşte o gün sarayda Sultan Mahmud konuşuyor:

-Tahta çıkışımdan beri Allah'ın vediası olan tebaayı korumak için uğraştığım herkesin bildiği şeydir. Yeniçeriler yine isyan edip taşkınlığa başladı. Eşkıyaca davanışlarına dayanılmaz, ben ki onların dediklerine boyun eğip istedikleri kadar para dağıtmıştım. Bu hainlerin cezalandırılmaları işinde tedbiriniz nedir?

Ulema fetvayı verdi: 'Öldürülmeleri caizdir!'

Peygamber sancağı hazırlandı. Halk askere karşı savaşa davet edilecekti.

Fakat kuruntu... Eğer yeniçeriler kazanırsa? Bu bir ölüm kalım savaşıydı...

Padişah duraksadı, tedirgindi...

İşte o an...

Osmanlı devletinin kaderini belirleyecek olan sessizlik...

Daha önceki ayaklanmalarda hep geri adım atılmıştı.

Yeniçerilere istedikleri kelleler ve bahşişler verilmişti.

Dördüncü Murad, dünyaya bedel Hafız Paşa'yı verip hüngür hüngür ağlamıştı.

Genc Osman şerefini, haysiyetini, canını vermişti...

İşte hep o an...

Ahmed Cevdet Paşa anlatıyor:

- O anda Kürt Abdurrahman söze başladı; hiddetlendi, şiddetlendi, konuşurken öfkeden ağzı köpürdü. Dedi ki: ,

'Bu din ve devletin ayakta kalması Allah'ın istediği şeyse, yeniçerileri vururuz, yok ederiz. Değilse biz de bu din ile batıp gideriz. Daha ne olmak ihtimali kaldı?' ve elindeki tesbihi yere vurdu. Tesbih koptu, taneler mermer üzerinde dağıldı, ve orada bulunanlara ağlamak geldi...'



Sultan Mahmud'un bile gözleri dolmuştu.

İşte o an, karar verilmişti...

Münadiler şehre salındı, Peygamber sancağı açıldı...

Devşirme piçler, 'yeniçeri olan kazanların altına gelsin' diye bağırıyordu...

Münadiler, 'Müslüman olan Sancak-ı Şerif altına gelsin' diye...

Ve çok geçmeden, saray kapısı 'dini bütün halk' ile dolmuştu.

Şeriatın sancağı, Sultanahmet Camisinde dalgalanıyor...

İmamlar, medrese öğrencileri, esnaf sımsıkı kenetlenmiş...

Müslümanlar bir tarafta, padişah kanına susamış devşirme piçler bir tarafta...


***

Netice...

Yeniçeriler imanlı halk karşısında çil yavrusu gibi dağıldı. Aksaraya, Et meydanına çekilip orada toplandılar.

Diyor ki Ahmet Cevdet: 'İstanbul yeniden fetholunmuş gibiydi. Sultanahmet'te yer yer yakalanan yeniçeriler hemen boğuluyor, leşleri çınar altına atılyordu. '

İş burada bitmedi. Halk birlik olup yeniçerinin üzerine yürüdü. Ulema gelip dağılmaları için yeniçerilere nasihat ettiyse de, onlardan ancak köpek havlamasına benzer sesler geldi.

Ve hücuma geçildi...

Önce toplar ateşlendi. Birçok yeniçeri telef oldu, birçoğu da arkalarındaki kışlaya sığındı...

Sonra Topçu Mustafa maytap ile kışlayı ateşe verdi. Kışla içindeki yüzlerce âsi yeniçeri cayır cayır yandı.


***


Bütün mesele Kürt Abdurrahman Paşa olabilmekte...

Onu bulabilmekte...


***

Tarihten ders almak lazım...

Şu an Tayyip teredütte...

Yeniçeri; Ergenekon...

Kürt Abdurrahman nerede?







******************************************
******************************************





16)KİM MÜSLÜMAN KİM KAFİR?




Bir ayet:

*

Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir.

Maide 44

*


Bazı insanlar laik olalım derler, şeriat gelmesin derler...

İşte onlar kâfirdir.

Bazıları da mecburen laik olur...

Gönüllerinden ise Allah'ın hükümlerinin gelmesini ister...

İşte onlar müslümanlardır...

Birbirimize küfretmeye gerek yok...

AMA SAKIN BİZİM DİNİMİZİ SAHİPLENMEYİN.

Bu dünya sizin olsun.

Devlet de sizin olsun.

AMA AHİRET BİZİMDİR.

Hem dünya'yı, hem de ahireti istemeyin.

Sadece hatırlatmak istedim....




********************************************
********************************************



17)Vah kızlarımız, zavallı kızlarımız...



Battal isminde bir kardeşimiz DİR açıp, liseli kızların kendisine cilve yaptığını utanmadan anlatımış.

Ben de yorum yapıp, bu konunun gereksiz olduğunu söyleyince de bize yüklenmiş.

Bu kardeşimize nazik bir cevap verelim...


***


Sevgili Battal göbek, small beyin.

Sen bu sexy DİR'i açmakla, benim atış alanıma girdin.

Mevzînin ucuna oturdun.

Fakat, ben sana hiçbir şey demeyeceğim.

Hakaret etmeyeceğim.

Sadece şunu söyleyelim:


Peygamberimiz der ki: 'Gençleri evlendirmede acele ediniz!'


***


Peki bugün hâlimiz nedir?

Kızlarımız, sahipsizdir, yalnızlık korkusuyla hastadır.

Erkekler ise azgınlığın sınırlarını zorlamaktadır, bohemdir.

Şimdi, çıktık açık alınla, on günde onbeş kızla!


***


Anladın mı, battal göbek!

Dînimizde kadının yeri, evinin en saklı yeridir.

Günümüzde kadının yeri, hosteslik, sekreterlik, ve genel evlerdir...

Kızlar, çıplak kadın gazetleri ve magazin programları yoluyla pazarlanır...

Çağdaşlık makinasının zevk verici bir parçası olur.

Örtünüp kendilerini saklamaları yasaklanır...

Fakat, ben çıkıp da burada bir yanlışlık var, bu kızların yeri burası olmamalı deyince...

Neyse...

Bak sevgili kardeşim, hatasız kul olmaz.

Onlar cilve yapar, sen sellektör yaparsın!

Ne yaparsan yap!

Ama şunu iğrenç bir aymazlıkla anlatma!

Anladın mı dostum?

Günah işlemek fıtrattandır, bunu utanmadan anlatmak ise hayvanlıktandır.


Kardeşlikle hoşçakalın...





********************************************
********************************************





18)Ne alakası var?



Başörtülü olduğu için okula alınmayan kızlarla...

Bira göbeğinin pörtlemesi sonucu düğmesi patlayan savcıların...

*

Star fotokopideki makinanın fır fır dönen çarklarıyla...

Tahtada birşeyler geveleyip, kendini hoca sanan dedelerin...

*

Televizyondaki toz pembe magazin programlarıyla...

Sevgilisi olmadığı için intihar eden küçük kızların...

*

Beşiktaş meydanındaki Barbaros'un sarıklı heykeliyle...

Demokrasi borusundaki kadının açık bacaklı heykelinin...

*

Bir zamanlar Bizans'ı dize getiren kahraman ordumuzla...

Avcı tüfeğini Rus ordusu sanıp kaçarken, derede boğulan ordumuzun...

*

Topkapı'daki surlara, canı pahasına İslam sancağını diken Ulubatlı Hasan'la...

Komşusunun kızına tecavüz etmeye çalışan astsubayımızın...

*

16. yüzyılda birer edep ve hâyâ abidesi olan çarşaflı kadınlarımızla...

21. yüzyılda, eski sevgilisinde kalan çocuğunu boğup çöpe atan çıplak kadınların...

*

Çuval çuval paraları heybeye atan iktidar partisi ile...

Bu paraları kaçırdığı için kuduran muhalafet partisinin...

*

XXX dersinde oturmuş bu yazıyı yazan can87 ile...

Yorum yapmaya hazırlanan okurlarının...




Arasında ne fark var anlayamadım. Yardımcı olursanız sevinirim.







********************************************
********************************************




19)Okulumuzun Pijamalı Eşekleri!




Geçtiğimiz pazartesi günü okulumuzun A blok koridorlarında büyük bir kavga vardı.

Kıymetli bir hocamız, yakın arkadaşı Ömer Bey'le kavga ediyordu.


***


Sayın Hocamız, sevdiği bir arkadaşını; hayvanat bahçesi işleten Ömer Bey'i davet edip okulu gezdirmek istemiş.

Geçen Pazartesi buluşup, A bloğu gezmeye başlamışlar.

Ömer bey hayret içinde kalmış!

Koridorlarda sigara içen maymunlar, böğürerek kahkaha atan öküzler...

Çiftleşme zamanı gelmiş, ikili eşler halinde goriller...

Efendim Ömer Bey tutturmuş, şunlardan iki tanesini bizim bahçeye götüreyim diye...

Sevgili hocamız zar zor ikna etmiş, fakat tam dışarı çıkacaklarken...

Olan olmuş...

Ömer Bey, yıllardan beri arayıp da bulamadığı bir hayvan görmüş efendim.

Bir pijamalı eşek görmüş.

Gel de tut, Ömer beyi...

Efendim, Sevgili hocamız, bu yaratığın bir zebra olmadığını ispat edememiş.

Ömer bey de başlamış eşeği kovalamaya.

Tam yakalayacağı sırada, sevgili arkadaşımız pijamasını çıkarıp, çağdaş insanlar gibi çıplak kalmış.

Ömer Bey'in aklı başına gelmiş, arkadaşımız da kurtulmuş!

Yani sizin anlayacağınız: MUTLU SON :)






********************************************
********************************************


20) CHP ve Camiler...



Caminin gelirlerine saldıran Belediye başkanı!

Eşcinsel Bergama Kralı Attalos’un heykelini Antalya’ya dikmeye çalışan CHP’li Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Bekir Kumbul, camilerin gelirlerine göz dikti.

Kumbul, Antalya Toptancı Hali’nde bulunan 'Camiye ait dükkânların' kiralarına el koydu.

Antalya toptancı sebze halindeki esnaflar, halkın gelirleri ile yapılan caminin kirasına CHP’li Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin el koymasına isyan ediyor.

*

Sabetay Sevi’nin evine restorasyon, Camiye mühür...

1997 yılında ibadete kapatılan Bulgurca Camii, CHP'li İzmir Belediyesi'nin inançtan kopuk zihniyeti dolayısıyla adeta çürümeye terk edildi...

*

Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk'ün, Göztepe'ye cami yapımına izin vermedi.

*

CHP'li Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal, Yeni Levent'te projelendirilmiş ve evrakları tamamlanmış cami inşaasına bir yıldır izin vermiyor.

*

CHP'li Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz, Köşk Camii inşaatını durdurup jet hızıyla mühürledi.


*


Kainatın Efendisi, Ulu önderimiz, Başöğretmenimiz şöyle buyurdular:

Allah Teâlâ’nın bir beldede en sevdiği yer oranın mescitleri, en sevmediği yer de oranın çarşı-pazarıdır.”

Müslim, Mesâcid 288.


*

Alemleri yaratan Allah'ü Teala hazretleri şöyle buyuruyor:


Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır!

Onların, oralara girmemeleri, girseler bile korka korka girmeleri gerekir.

Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük azap vardır.


Bakara, 114

*


Başka bir ayette, Rabbimiz şöyle buyurdu:


Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder.

İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.

Tevbe, 9






******************************************
******************************************






21)ÜNİVERSİTE MANZARASI...





Şu an dersteyiz, hoca anlatıyor...

Hemen yan sırada oturan çocuk, şaftı kaymış bir vaziyette ders kitabının üzerine kapaklanmış uyuyor. Yüzünde tatlı bir gülümseme...

Bu çocuğun yanındaki diğer arkadaş, kafasını sıraya gömmek suretiyle uyuyor. Yüzü nasıl, göremiyorum.

Bunların sağ çaprazındaki arkadaş, kalemini ağzına sokmuş, salatalık gibi yemeye çalışıyor...

Bunun hemen yanındaki uzun saçlı arkadaş ise, saçının ucunu ışığa karşı tutmuş, dikkatle inceliyor...

Bir kız kediyi tutmuş seviyor, başka bir kız aynası elinde kendine bakıyor...

Pencere tarafında oturan arkadaşlar ise manzara seyrediyor. Kimi efkârlı, kimi dalgın, kiminin ağzında sakız... Sanki Aydos yaylasında dinleniyorlar...

En önde oturanlar ise tahtada sağa-sola hareket eden hocayı izliyorlar. Hoca elini kaldırıp tahtaya şekiller çiziyor, bu sırada ağzı sürekli açılıp kapanıyor...

Bilgiç bilgiç hocayı seyreden bu arkadaşlar, hocanın söylediklerine kafa sallayıp onay verirken, bıyığına bakarlar, burnuna bakarlar, güldüğü zaman dişlerinin rengine bakarlar. Arkasını dönünce, pantolonunun markasına bakarlar...

İçlerinde de şöyle derler; 'Benim gibi bir öğrenciyi geçirmezsen, internet ortamında itina ile öpüleceksin...'

Bana, 'Sen ne yapıyorsun' diye sorup, ne yaptığımı anlayamayan mallar çıkarsa, şok olup şokella yiyeceğim...

Ve sonunda dayanamayan bir arkadaş, sesizce sınıftan çıkıp gidiyor... Sanki içinden hocaya küfretmiyormuş gibi...

Hoca bozuntuya vermeden devam ediyor... Sanki çocuğa küfretmiyormuş gibi.



Şu an dersteyiz, hoca anlatıyor...




********************************************
********************************************




22) ALLAH ve ŞERİAT



Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir.

Maide 44



Efendim, malum Türkiye'de Allah'ın hükümlerini Anayasa'ya koymak suç.

Çünkü biz laik bir devletiz.

Hatta teklif etmek bile suç.

Allah'ın emirleri, kuranda durduğu sürece iyidir.

Uygulandığı an, şeriat gelmiş olur, yassak!

Ama Allah diyor ki, benim hükümlerimle hükmetmeyenler kâfirdir...

Hayda...

Burada bir tercih yapmak gerekiyor galiba...

Ya laik olacaksınız, ya da mümin...

Şahsen ben Mümin olmayı tercih ederim...





*********************************************
*********************************************




23) İki farklı kız portresi...




İsmi: Meçhul...

Başında, dininin gereği olarak saçını göstermeyen bir şapka...

Ayak bileğine kadar inmiş uzun ve geniş bir etek...

Mantosunun rengi; gayet sade, kahverengi...

Ayakkabısı siyah, adımları hafif...

Sesi kısık, gülmesi duyulmaz...

Kendisini güzelleştiren tüm vasıflarını dışardan kıyafetiyle, içerden utangaç ruhuyla saklamış...

Tavırları zerafet, asalet ve hâyâ ile örülü...

Allah'ın Hz. Adem'e eş olarak yarattığı kadın, kendisine bu mânâdan daha güzel bir anlam bulamaz...


*


İsmi: Meçhul...

Saçları garip bir kırmızı tonuyla boyanmış...

Çorabından tokasına kadar takındığı tüm kıyafetler cırtlak renklerde...

Başı açık, kolları açık, bacakları açık...

Vücudunun en mahrem yerlerini bile, dar kıyafetlerle örtmek suretiyle açmış...

İnsanda hayvanî bir şehvet uyandırmaktan başka hiçbir cezbeye sahip değil...

Sesi, karşı köydeki çobana bağırır gibi yüksek perdeden...

Kahkaha atarken, boğazından çıkardığı müthiş sesler, civardaki tüm erkeklerin dikkatını çekmekte...

Yanındaki karşı cins arkadaşları ile konuşuyor, dövüşüyor, çekişiyor...

Kaba bir ses, donuk bakışlar, zerafetini kaybedip kabalaşmış el hareketleri...

Kendisini güzelleştirmek çabasıyla, dışardan, dikkat çekebilecek tüm organlarını açmış, içerden ise kendini iğrenç gözlere peşkeş çekmek suretiyle, ruhunu öldürmüş...

Zerre kadar zevk sahibi olan erkek, bu yaratıktan tiksinmemek için ne yapsın?


*


Beni bu yazıyı yazmaya iten bu iki arkadaşımız, bulundukları yolun hakiki temsilcileridir.

Örtü; kadını yücelten ve ulvi mânâsına kavuşturan ilahi emirdir...

Çıplaklık ise; özgürlük hakkımızı isteriz diye bağıran kadınların, açıla açıla tiksinti uyandıracak derecede hak sahibi olmasıdır...

İşte bütün mesele budur. Örtünüp de hâyâsız olanlar, açılıp da edep sahibi olanlar ise işin istisna kısmıdır.


*


İsmi: Türkiye

Geleceği: Meçhul...

Allah'ım tek dayanağımız sensin, Çanakkale'de bizi yüzüstü bırakmadın, şimdi de bırakma...

Senden sana sığınır, sadece senden yardım bekleriz...







********************************************
********************************************






24) AKP'yi istemiyoruz!!!

Şimdilerde okulumuzun duvarlarına yapıştırılmış bir afiş görüyoruz: 'AKP'yi istemiyoruz'.

'Demokrasi ile yönetilen ülkelerde, son sözü iki tane zibidi değil, halk söyler...' Diyerek kimseyi gıdıklamak istemiyorum.

Fakat bu arkadaşlar, sandıkta yedikleri tokattan sonra, 'it ürür kervan yürür' ama biz ne kadar çok ürürsek, o kadar yavaş yürür diyerek, iyice azıtmaya başladılar.

Şunların güzel aklına bakın ki; yaptırdıkları afişin, inançlı gençler tarafından sökülüp lağım deliğine atılmaması için, sökülemez yapıştırıcı kullanmışlar.

Bu afişleri, iğrenç bir aymazlıkla okulumuzun ders tahtalarına, işaret levhalarına yapıştırmışlar.

Bugün davutpaşadan aşağı inerken, yolun hemen sağ tarafındaki tabelada, yine bu afişi gördüm.

Fakat biraz farklıydı...

Bu afişi gören bir kardeşimiz A harfinin içini doldurup, tepesine de bir çizgi koyarak 'TKP'yi istemiyoruz' şekline getirmiş.

İşte her türlü fikirden uzak, tabelalara afiş asacak kadar vahşi, Türk milletinin ruh köküne düşman olan zavallılara, bu müthiş cevabı veren zekî arkadaşımızı kutlar, ona selam ederiz...

Peki afiş ne olacak?

Sevgili Kominicikler hadi çıkarın çıkarabilirseniz...




********************************************
********************************************




25) Tramvaya binelim Baba noluur!

Tespit: İstanbul'da yaşayan çocuklarda, rengârenk oyuncaklar diyarı olan lunaparklara gitme istidâdı kaybolmuş, onun yerine Zeytinburnu-Kabataş tramvayına binme arzusu başgöstermiştir.

Gözlem: Beş yaşındaki Küçük Mehmed, babasının yanında oturmuş, sabırsızlıkla beklerken, Tramvay hareket eder ve Küçük Mehmed yeni bir serüvenin heyecanıyla yuppiii! Der...

Tramvay hızlandıkça, düz ve doğrusal olma sıfatını çoktan kaybetmiş bulunan 'yamuk raylar', tramvayı hoplatıp-zıplatarak akrobatik hareketler yaptırmaya başlar...

Önce anî hareketlerle bir sağ- bir sol, sonra merdivenden iniyormuş gibi küt-küt-küt sesleri...

Ardından, yumuşak zemin yüzünden kayık gibi sallanan tramvay...

Biraz düz gidip insanlara güven verdikten sonra, uçurumdan uçar gibi aniden sağa dönüş...

Sonra yola çıkan bir 'öküz' nedeniyle, ayaktaki herkesi yere yapıştırabilme şiddetinde bir acı fren...

Önüne çıkan öküzün öfkesiye kuduran makinist, gaza öyle bir çöker ki, görenler babasının arabasına patinaj çektirmeye çalışıyor sanır...

Mâceralı yolculuk böyle sürerken, vagonda, kaynayan sütün taşması kadar doğal ve kabul edilmiş görünen kavgalar başlar...

-Sen niye benim arkama geçtin?

-İyi ama sen de benim önüme geçtin?

-Sen benim yanımdan geçersen ben nasıl önüne geçmeyim?

-Sen de beni geriye itmeseydin o zaman?

-Defol git burdan, köylü!

-Ayy şuna bak, kokana!



İşte bütün bunlar olurken, küçük Mehmed heyecanla izlemektedir...

Kel amcalar, şişko teyzeler, vücudu çıplak-beyni boş ablalar, kulağında kulaklık misitk âlemlerde uçan garip sakallı abiler...

Öfkeden kuduran makinist, kızlara bakan babası...



Mehmed, eğer bu ülke düzelecekse senin ellerinle düzelecek!

Şimdi seyret Mehmed'im, davranmak vakti de gelir...

Kutlu diyarın mimarı sen olacaksın Mehmed!

Mahzun bayrağımızın beklediği rüzgâr sensin Mehmed!

Yeryüzünde müminler, gökyüzünde melekler seni bekliyor...


***



Karayel, bir kıvılcım; simsiyah oldu ocak!

Gün doğmakta, anneler ne zaman doğuracak?






*******************************************
*******************************************




26)TÜRKÇÜLÜK, MİLLİ GÖRÜŞCÜLÜK, TARİKATÇILIK VE NECİP FAZIL KISAKÜREK



Bir anıyla başlayalım...

Üstad, konferans veriyor...

Konuşma sırasında üstad bir cümle söylüyor:

Türk, ancak müslüman olduktan sonra Türk'tür...

Ve bir adam, sessiz kalabalığın içinden ayağa kalkıp haykırıyor:

-Bir daha söyleyin, bütün dünya bunu duysun istiyorum...

Ve üstad tekrar ediyor: 'Türk, ancak müslüman olduktan sonra Türktür...'

***

Necip Fazıl soylu bir Türk ailesine mensup idi.

Hayatı boyunca, posacı kelle milliyetçiliğini, dindar ve hoşgörülü bir milliyetçilik haline getirmek için uğraştı.

Ve netice aldı da...

Üstad öldükten sonra, onu seven ve yolundan giden milliyetçi gençler, şamanist MHP'ye karşı durdular... Ve büyük birlik Partisini kurdular...

Allah yardımcıları olsun...

*

Peki bugünkü MHP?

Devlet Bahçeli'nin geçen seçimlerde laik çevrelerden destek gördüğünü biliyoruz.

Yine Devlet Bahçeli, MHP genel merkezinde çalışan imamı, kendisini cumaya çağırdığı ve gelmemekte diretmesi üzerine: 'Cuma size farz değil mi' dediği için dövdürüp, işten attırır.

Şimdi onların mantığını yansıtan diğer haberleri okuyalım:

MHP adayı Gündüz Aktan başörtülüleri ‘sıkmabaş’, Kuran’ın bazı ayetlerini de laikliğe aykırı olarak niteledi, partililer rahatsız oldu.


İlhan Selçuk, MHP'nin Türk-İslam sentezinden vazgeçerek, milliyetçi özüne döndüğünü söyledi ve övgüler dizdi...

Vs vs...

***

Üstad ve Erbakan...

Necip Fazıl, Erbakan'ı hiç sevmezdi...

Onun için: 'Benlik abidesi derdi...'

Hamarat gözükmeye çalışan bir şapşal gözüyle bakardı Erbakan'a...

***

Üstad ve tarikatlar...

Diyor ki Neco Üstad:

'Biz, karşımızdaki küfür buzdağını, nefesimizle, tırnağımızla erittik. Din'den bahsetmek yasakken, en keskin çıkışları yaptık. Şimdi ise buzdağı eridi, ortalık çamurdan geçilmiyor. Her köşede bir sahte hoca, din satıyor...'

***

Üstad ve AKP...

Bugünkü AKP yöneticileri, civciv misali gözlerini üstadın kanatları altında dünyaya açtılar...

Üstad'da ezik, garip ve bitkin müslüman portresi yerine, güçlü, enerji dolu ve küfür ahmaklarının ağızlarını açık bırakacak kadar atılgan bir müslüman karakteri gördüler...

Bugünün yaşlı bir yazarından kısa bir örnek:

'Biz üstadla masada oturuken, Bülent bize çay getirdi...'

(Bülent Arınç...)

***

Necip Fazıl, yakın tarihimizin semasında çakan işaret fişeğidir...

Onu okumadan övmek, ahmakların işidir...

Okumak ve anlamak dileğiyle...

Necip Fazıl ölmedi...

Fikirleriyle, azmiyle, davasıyla, işte burada yaşıyor...





*****************************************
*****************************************





27) Irkçılık üzerine...





Peygamber efendimiz buyuruyor:

"Öyle milletler gelecek ki, ölmüş babaları ile övüneceklerdir.

İşte onlar cehennemin kömürleridir.

Ve onlar, Allah katında pisliği burnu ile yuvarlayan böcekler gibidir!..

Allah sizden cahiliyet devrinin övünmesini ve babalarla büyüklenmeyi kaldırmıştır.

İnsanlar iki gruptur: ya muttaki mümin ya da perişan kafir!

Bütün insanlar Âdem'in çocuklarıdır. Âdem de topraktan yaratılmıştır."

(Tirmizi, Beyhaki, Ebu Davud)



*


Veda haccında Rasullulah (sav) buyurdu:



"Ey İnsanlar! Rabbiniz birdir.

Dikakt ediniz. Hiç bir arabın arap olmayana, arap olmayanın da araba üstünlüğü yoktur...

Hiçbir beyazın siyaha; siyahın da beyaza takvadan başka bir şeyle üstünlüğü yoktur.

Şüphesiz Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır."


*


"Irkçılığa davet eden bizden değildir!..

Irkçılık için çarpışan bizden değildir!..

Ve ırkçılık uğrunda ölen de bizden değildir..."

(Ebu Davud)


*


Peygamberimiz yine bir hadiste:

'Her kim müslüman olmayan dokuz atasıyla övünürse, onuncuları olarak cehenneme atılır.' buyurmuştur...






********************************************
********************************************




28) Münafıklar siteye girdiklerinde...



1. Münafıklar sana geldiklerinde: Şahitlik ederiz ki sen Allah'ın Peygamberisin, derler.

Allah da bilir ki sen elbette, O'nun Peygamberisin.

Allah, münafıkların kesinlikle yalancı olduklarını bilmektedir.

*

2. Yeminlerini kalkan yapıp Allah yolundan yan çizdiler. Gerçekten onların yaptıkları ne kötüdür!

*

3. Bunun sebebi, onların önce iman edip sonra inkâr etmeleridir. Bu yüzden kalpleri mühürlenmiştir. Artık onlar hiç anlamazlar.

*

4. Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider...

Konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir.

Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır. Onlardan sakın...

Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hale geliyorlar?

*

5. Onlara: Gelin, Allah'ın Peygamberi sizin için mağfiret dilesin, denildiği zaman başlarını çevirirler ve sen onların, büyüklük taslayarak uzaklaştıklarını görürsün.

*

6. Onlara mağfiret dilesen de, dilemesen de birdir. Allah onları kesinlikle bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, yoldan çıkmış topluluğu doğru yola iletmez.

*

7. Onlar: Allah'ın elçisinin yanında bulunanlar için hiçbir şey harcamayın ki dağılıp gitsinler, diyenlerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Fakat münafıklar bunu anlamazlar.


*

8. Onlar: Andolsun, eğer Medine'ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır, diyorlardı. Halbuki asıl üstünlük, ancak Allah'ın, Peygamberinin ve müminlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler.

*

9. Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.

*

10. Herhangi birinize ölüm gelip de: Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam! demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın.

*

11. Allah, eceli geldiğinde hiç kimsenin ölümünü ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.


Münafıkun Suresi


***


Bu ayetleri böylece, hiç yorum yapmadan bırakırsanız, herkes sizi sever...

Allah razı olsun der...

Ama şimdi izleyin:


***


Kendi yemeğini yapamayan, yaşlı, hasta ve engellilerin bulunduğu ailelere yıl boyunca sıcak yemek ulaştırıyoruz.

Çocukların yemekten hoşlandıkları bisküvi, çikolata, vs. ürünleri alıyoruz...

Her bayram on binlerce yetim, öksüz ve yoksul çocuk Deniz Feneri'nin kendisine ulaştırdığı bayramlıklarla mutlu oluyor.

Evleri oturulamaz hale gelen yoksul ailelerin evlerinin gerekli tüm tadilatını yapıyoruz.

Projemiz okula beslenme getiremeyen çocukları hedef almakta ve tüm okulda uygulanmaktadır.




***

Kim yapıyor bunları?

Deniz Feneri...

Şimdi Deniz Fenerin'e yöneltilen linç kampanyasını düşünün...

Hürrüyet, Milliyet, Cumhuriyet'in tükrük dolu, bire bin katan hücumlarını...

Ve şimdi ayeti okuyun:



'Onlar: Allah'ın elçisinin yanında bulunanlar için hiçbir şey harcamayın ki dağılıp gitsinler, diyenlerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Fakat münafıklar bunu anlamazlar.'

*

İşte şimdi kaşıntı başlar...

Hakaretler, küfürler başlar...

*
Aslında ben Deniz Fenerini sevmem...

Hantal bir yapısı var...

Bence İHH daha güzel işler yapıyor...

Ama mesele bu değil...

Onların elinden gelse, müslümanların el fenerini bile söndürürler...

Onlar...


''O kafirler ki, dinlerini bir eğlence ve oyun edindiler de dünya hayatı onları aldattı. Onlar, bu günleri ile karşılaşacaklarını unuttukları ve ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de bugün onları unuturuz.''

Araf 51






*******************************************
*******************************************





29) Arabaya atılan kız!




04.04.2008 tarihinde, saat 14:30 civarında, Davutpaşa'da yukarı çıkmak için otobüs bekliyoruz...

Gelmiyor...

Ben içimden bir türkü tutturmuşum:


'Davutpaşa yolları çamurdur Allah,

İne çıka, ine çıka yorulduk Allah,

Mat2 Fizik2 şaşırdık Allah,

Bizleri de mahrum eyleme Allah...'


Bekliyoruz, nazlı otobüsümüz gelmiyor...

Herkes çileden çıkıp, kapıyı dışarıdan kapatmak üzereyken...

Salına salına bir otomobil geliyor...

Tekerleği kabak, rengi solmuş, boyası dökülmüş, eski bir Polo...

Hava bulutlu ve kapalı olmasına rağmen, güneş gözlüklü şoförümüz, geliyor geliyor ve tek başına bekleyen bir kız arkadaşımızın önünde zınk! diye duruyor.

Efendim, şahsen ben erkek olmama rağmen, o ayının arabasına binmeye korkarken...

Giydiği dar pantolonun himmetiyle, alt kısmının bütün hatları '3 boyutlu simülasyon' oyunlarındaki gibi meydanda olan kız arkadaşımız, arka kapıyı açıp, ceylan gibi atlıyor.

Arabada daha iki kişilik yer olmasına rağmen, bizde o yürek olmadığı için kimse binmeye cüret edemiyor...

Bas gazaaaaaa!

***

Yabancı Diller kavşağına gelince, araba aniden sağa döner...

-Afedersiniz beyefendi, okul şu tarafta değil miydi?

-Evet.

-Biz nereye gidiyoruz?

-Mutluluğu aramaya!

-Şeyy, ben burada insem de siz tek başınıza arasanız?

-Tek başına yapınca çok zevkli olmuyor...

Sevgili kızımız, ağlamaya başlıyor...

Biraz sonra evrim geçirip kadın olacağına mı yansın, makyajının bozulacağına mı yansın, dersini kaçıracağına mı yansın...


***


Ey sevgili 'arabaya atılan' kız!

Ben sana aşık oldum.

Eğer bu yazıyı okuyorsan bana cevap ver, o ayı sana ne yaptı?

İstersen Talha84 ve Melle Ali abinin güven oyunu alarak, o ayının sana yaptıklarını ben de ona yapabilirim.


***


Şimdi pop-up pencereleri kapatıp biraz geniş bakalım.


Ey sevgili Rektörüm!

Her sabah otobüslerde havyanlar gibi taşındığımızı görmüyor musun?

Mediko'da trilyonlar puf! diye uçarken size dokunmuyor da...

Durmadan ring sefer yapacak bir otobüs, iki de şoförün parası çok mu geliyor?

Galiba burada söylenecek tek söz var:


-Başımıza kulak istiyoruz!!!







********************************************
********************************************







30) Baykal yine sapıttı...


Çankaya mahlesinde gezer bir manyak,
Koltuğunun altında, aman aman, bir şişe konyak...

*

Dün gece Çankaya'da devriye gezen polisler, Simon Bolivar caddesinde, yolun kenarında yatan pijamalı bir sarhoş buldu. Nereden gelip nereye gittiği belli olmayan bu sarhoş kimdi, neydi, ne iş yapardı?

İki saat sonra, kahraman Türk polisi vakayı tamamen aydınlatmıştı. İşte polis raporu:

Çankaya'da bulunan bu sarhoş, homo-sapiens-laikens türü, Çaykal adında bir yaratıktır. Kunduracı Mehmet Amca olayla ilgili gördüklerini anlatıyor:

Efendim, bu yaratık buradan geçerken, aniden balık gibi titremeye başladı. Sanki bir kriz geçiriyordu: 'Darbe isterim darbe, yine krizim tuttu dur-be, aleme rezil olacaz dur-be, uuuhhh darbe isterim darbe...'

Efendim, bilâhare yaratık sürünerek telefon kulübesine gitti ve Ordu'ya telefon açtı. Ordu ona şöyle cevap verdi:'Ben şimdi Irak'tayım. Yani çok ıraktayım, gelemem. Sana kardeşim Durdu'yu yolluyorum.'

Aradan çok geçmeden Durdu bey geldiler ve yaratığa şöyle dediler:
'Ne var lan, ne istiyorsun?'

Titreyen yaratık: 'Da-da-darbe isterim!' dedi. Bunun üzerine Durdu bey, ne yapsam acaba, diye düşündüler. Ağabeyim Ordu'yu arasam işi başından aşkın. En iyisi amcam Tayyip'i arayım da sorayım dedi.

Tayyip Bey cevaben şöyle dedi:'Ne istiyorsa ver!'

Bunun üzerine Durdu Bey Çaykal'ın kıçına -altı- tane tekme darbesi vurdu!

Yediği postal darbelerinin etkisiyle ne yapacağını şaşıran Çaykal, salya-sümük Anayasa Mahkemesine doğru koştu...


Zalim Tayyip vurdu vurdu aman vermedi,
Çektikçe burnumu, mendil vermedi...







*******************************************
*******************************************





31) Okuklda öpüşenler...


Efendim, bendeniz, 26.02.2008 tarihinde, saat 14:00 civarında Yıldız kampüsünün otobüs durağına bakan orta kapısında şok olmaktaydım!

Niye? Çünkü 'başı açık' bir kızla sakalsız bir ayı, önümde hem yürüyüp hem de yalaşmaktaydılar. Hem de nereden nereye: ağızdan ağıza…

George W Bush sakız çiğneyerek bisiklet süremez ama bizim Türk milleti hem yalaşır, hem de yan yan yürür efendim!


*


Ara başlık:Üst-üste uçuşan sinekler…


Tövbe tövbe tövbe… Şimdi çok tehlikeli bir konuya girdik işte. Bu yazacağımız konudan dolayı, bilgisayarımızın motoruna bomba koyup, rahmetli Uğur Mumcu gibi bizi de ahirete intikal ettirebilirler. Kimler? Makinacı ve İnşaatçı arkadaşlar. İzah edelim efendim:


İki sinek üst-üste uçarken üstteki rahattır. Hem vurur hem dinlenir. Alttaki ise hem kendini taşır, hem üsttekini. Bir de vurulmanın cabası…


Demem o ki, bizim ayı bu yazıyı okur da sineklere özenirse…

Kızcağıza: Bundan sonra yürümek yok, üstüne bineceğim derse...

Zavallı kızımızın beli de çaat diye kırılırsa…

Kim zaptedecek bu ayıyı efendim!

Yolda yürürken bile kız yiyen bu canavarı kim zaptedecek?

Bir tane Ümraniye sapığı aylarca başımıza bela oldu.

Bir de Yıldız sapığı çıkarsa! Kızlar korkup kaçarsa!

İnşaat ve makine bölümünde, zaten limit sıfıra yaklaşırken bilmem kaç tene olan kız sayısı iyice düşerse!

Makinacılar ve inşaatçı arkadaşlar bizi mevta yapar efendim. Tövbe tövbe tövbe…


*


Ara başlık: Burnuna halka mı takalım yani?


Sevgili ayı, Allah’ın gecesi mi tükendi de güpe gündüz yiyorsun kızı?
Biz ne yiyeceğiz? Senin canın can da bizimki patlıcan mı? Yanına gelip azıcık da bana ver desem öküz gibi böğürürsün! Kendin yemeye gelince…


*


Ara başlık: Siz nasıl rektörsünüz sayın Durul Ören bey!


Son model mercedes’ine yandığım sayın rektörüm! Üniversitemizde böyle ayılar gezerken nasıl rahat rahat oturabiliyorsunuz? Bir şeyler yapın efendim! Mesela sağlam çelikten birer ayı kafesi yaptırın! Ne o, niye susuyorsunuz? Anladım efendim anladım, panter Emel meselesi…

O zaman siz de Üniversitemizin muhtelif yerlerine ‘Dikkat! Ayı çıkabilir’ diye tabela diktirin efendim. Öğrencilere de at gözlüğü dağıtın efendim, Çaykalın başörtüsü dağıttığı gibi...


*


Arabaşlık: İnsanlar konuşa konuşa, ayılar?


Bana bak ayı, eğer bir daha seni Yıldız'da kız yerken görürsem çükünü kesip A bloktaki kedilere atacağım!

Eee, hep ayılar mı yiyecek, biraz da kediler yesin...





********************************************
********************************************





32) Enam suresi...


Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur.

Bunca âyet ve delillerden sonra kâfir olanlar (hâla putlarını) Rab'leri ile denk tutuyorlar

Sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden ancak O'dur. Bir de O'nun katında muayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır. Siz hâla şüphe ediyorsunuz.

O, göklerde ve yerde tek Allah'tır. Gizlinizi, açığınızı bilir. (Hayır ve şerden) ne kazanacağınızı da bilir.

Rablerinin âyetlerinden onlara (kâfirlere) bir âyet gelmeyedursun, o âyetlerden ille de yüz çevirirler.

Gerçekten onlar, kendilerine Hak geldiğinde onu yalanlamışlardı. Fakat yakında onlara alay ettikleri şeyin haberleri gelecektir.

Görmediler mi ki, onlardan önce yeryüzünde size vermediğimiz bütün imkânları kendilerine verdiğimiz, gökten üzerlerine bol bol yağmurlar indirip evlerinin altından ırmaklar akıttığımız nice nesilleri helâk ettik.

Biz onları, günahları sebebiyle helâk ettik ve onların ardından başka nesiller yarattık.

Eğer sana kâğıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik de onlar elleriyle onu tutmuş olsalardı, yine de inkâr ediciler: Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir, derlerdi.

Muhammed'e (görebileceğimiz) bir melek indirilseydi ya! dediler. Eğer biz öyle bir melek indirseydik elbette iş bitirilmiş olur, artık kendilerine göz bile açtırmazdık.

Eğer peygamberi bir melek kılsaydık muhakkak ki onu insan sûretine sokar onları yine düşmekte oldukları kuşkuya düşürürdük.

Senden önceki peygamberlerle de alay edilmiş, bu yüzden onlarla alay edenleri alay ettikleri şey (azap) kuşatıvermişti.

De ki: Yeryüzünde dolaşın, sonra (peygamberleri) yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın!

(Onlara) Göklerde ve yerde olanlar kimindir? diye sor. "Allah'ındır" de. O, merhamet etmeyi kendi zatına farz kıldı. Sizi, varlığında şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. Kendilerini ziyana sokanlar var ya işte onlar inanmazlar.

Gecede ve gündüzde barınan her şey O'nundur. O her şeyi işitendir, bilendir.

De ki: Gökleri ve yeri yoktan var eden, yedirdiği halde yedirilmeyen Allah'tan başkasını mı dost edineceğim! De ki: Bana müslüman olanların ilki olmam emredildi ve sakın müşriklerden olma! (denildi).

De ki: Ben, Rabbim'e isyan edersem gerçekten büyük bir günün (kıyametin) azabından korkarım.

O gün kim azaptan kurtarılırsa, gerçekten Allah onu esirgemiştir. İşte apaçık kurtuluş budur.

Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa, onu kendisinden başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır verirse, (bunu da geri alacak yoktur). Şüphesiz O herşeye kadirdir.

O, kullarının üstünde her türlü tasarrufa sahiptir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, herşeyden haberdardır.

De ki: Hangi şey şahadetçe en büyüktür? De ki: (Hak peygamber olduğuma dair) benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kur'an bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu. Yoksa siz, Allah ile beraber başka tanrılar olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz? De ki: "Ben buna şahitlik etmem." "O ancak bir tek Allah'tır, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden kesinlikle uzağım" de.

Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Resûlullah'ı) kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini ziyan edenler var ya, işte onlar inanmazlar.

Yalan sözlerle Allah'a iftira edenden veya O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir! Şüphe yok ki, zalimler kurtuluşa ermezler!

Unutma o günü ki- onları hep birden toplayacağız; sonra da, Allah'a ortak koşanlara: Nerede boş yere davasını güttüğünüz ortaklarınız? diyeceğiz.

Sonra onların mazeretleri, "Rabbimiz Allah hakkı için biz ortak koşanlar olmadık!" demekten başka bir şey olmadı.

Gör ki, kendi aleyhlerine nasıl yalan söylediler ve (tanrı diye) uydurdukları şeyler kendilerinden nasıl kaybolup gitti!

Onlardan seni (okuduğun Kur'an'ı) dinleyenler de vardır. Fakat onu anlamalarına engel olmak için kalplerinin üstüne perdeler, kulaklarına da ağırlık verdik.

Onlar her türlü mucizeyi görseler bile yine de ona inanmazlar. Hatta o kâfirler sana geldiklerinde: "Bu Kur'an eskilerin masallarından başka bir şey değildir" diyerek seninle tartışırlar.

Onlar, hem insanları Peygamber'e yaklaşmaktan vazgeçirmeye çalışırlar, hem de kendileri ondan uzaklaşırlar. Oysa onlar farkında olmadan ancak kendilerini helak ederler.

Onların ateşin karşısında durdurulup "Ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak!" dediklerini bir görsen !..

Hayır! Daha önce gizlemekte oldukları şeyler (günahlar) kendilerine göründü. Eğer (dünyaya) geri gönderilseler yine kendilerine yasak edilen şeylere döneceklerdir. Zira onlar gerçekten yalancıdırlar.

Onlar, hayat ancak bu dünyadaki hayatımızdan ibarettir; biz, bir daha da diriltilecek değiliz, demişlerdi.

Rablerinin huzuruna getirildikleri zaman sen onları bir görsen! Allah: Bu (yeniden dirilme olayı), hak değil miymiş? diyecek. Onlar da "Rabbimize andolsun ki evet!" diyecekler. Allah da, Öyle ise inkâr ettiğinizden dolayı azabı tadın! diyecek.

Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara Kıyamet vakti ansızın gelip çatınca, onlar, günahlarını sırtlarına yüklenerek diyecekler ki: "Dünyada iyi amelleri terketmemizden dolayı vah bize!" Dikkat edin, yüklendikleri şey ne kötüdür!

Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttakî olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâla akıl erdiremiyor musunuz?


(En'am 1-32)











*********************************************
*********************************************







33) Vakıa suresi



Bismillahirrâhmanirrahim.


Kıyamet koptuğu zaman,

Ki onun oluşunu yalanlayacak hiçbir kimse yoktur;

O, alçaltıcı, yükselticidir.

Yer şiddetle sarsıldığı,

Dağlar parçalandığı,

Dağılıp toz duman haline geldiği,

Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman,

Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!

Soldakiler, ne bahtsızdırlar onlar!

Hayırda önde olanlar ise en öndedirler.

İşte bunlar, Allah'a en yakın olanlardır,

Naîm cennetlerinde .

(Onların) çoğu önceki ümmetlerden...

Birazı da sonrakilerdendir.

Cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler,

Onların üzerlerinde karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.

Çevrelerinde, (hizmet için) ölümsüz gençler dolaşır;

Maîn çeşmesinden doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.

Bu şaraptan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.

(Onlara) beğendikleri meyveler,

Canlarının çektiği kuş etleri,

İri gözlü hûriler;

Saklı inciler gibi...

Yaptıklarına karşılık olarak (verilir).

Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.

Söylenen, yalnızca "selâm, selâm" dır.

Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!

Düzgün kiraz ağacı, meyveleri salkım salkım dizili muz ağaçları,

Uzamış gölgeler, çağlayarak akan sular...

Tükenmeyen ve yasaklanmayan sayısız meyveler içindedirler;

Ve kabartılmış döşekler üstündedirler.

Gerçekten biz hûrileri apayrı biçimde yeni yarattık.

Onları, eşlerine düşkün ve yaşıt bâkireler kıldık.

Bütün bunlar sağdakiler içindir..

Bunların birçoğu önceki ümmetlerdendir.

Birçoğu da sonrakilerdendir.

Soldakiler; ne yazık o soldakilere!

İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,

Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar: Serin ve hoş olmayan.

Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefahete
dalmışlardı.

Büyük günahı işlemekte direnir dururlardı.

Ve diyorlardı ki: Biz öldükten, toprak ve kemik yığını
dikten sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?

Önceki atalarımız da mı?

Onlara de ki: Hem öncekiler hem de sonrakiler, belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır!

Sonra siz ey sapıklar, yalancılar!

Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.

Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.

Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.

Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.

İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur!

Sizi biz yarattık. Tasdik etmeniz gerekmez mi?

Söyleyin öyleyse, (rahimlere) döktüğünüz meni nedir?

Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?

Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve biz, önüne geçilebileceklerden değiliz.

Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir âlemde tekrar var edelim diye (ölümü takdir ettik).

Andolsun, birinci yaratılıtılışını anladınız. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?

Şimdi bana, ektiğinizi haber verin.

Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?

Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız.

"Doğrusu borç altına girdik, daha doğrusu, biz yoksul kaldık" (derdiniz).

Ya içtiğiniz suya ne dersiniz?

Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?

Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?

Söyleyin şimdi bana, tutuşturmakta olduğunuz ateşi,

Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?

Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlerin istifadesi için yarattık.

Öyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et.

Hayır! Yıldızların yerlerine yemin ederim ki,

Bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir.

Şüphesiz bu, değerli bir Kur'an'dır,

Korunmuş bir kitaptır.

Ona ancak temizlenenler dokunabilir.

O, âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.

Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz?

Allah'ın verdiği rızka karşı şükrü, onu yalanlamakla mı yerine getiriyorsunuz?

Hele can boğaza dayandığı zaman,

O vakit siz bakar durursunuz.

(O anda) biz ona çevresindekilerden daha yakınız, ama göremezsiniz.

Madem ki ceza görmeyecekmişsiniz,

O canı geri çevirsenize, şayet iddianızda doğru iseniz!

Fakat (ölen kişi Allah'a) yakın olanlardan ise,

Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.

Eğer o sağdakilerden ise,

"Ey sağdaki! Sana selam olsun!"

Ama yalanlayıcı sapıklardan ise,

İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır!

Ve (onun sonu) cehenneme atılmaktır.

Şüphesiz ki bu, kesin gerçektir.

Öyleyse ulu Rabbinin adını tenzih ile an.




**********************************************
**********************************************




34- Maide Suresi



Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun.

Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin.

Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır.

Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir.

(MAİDE 8)

*

İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar cehennemliklerdir.

(MAİDE 10)

*


Allah ve Resûlüne karşı savaşanların ve yeryüzündeki düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir.

Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır.

Onlar için ahirette de büyük azap vardır.

(MAİDE 33)

*


Ancak, siz kendilerini yenip ele geçirmeden önce tevbe edenler müstesna; biliniz ki Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

(MAİDE 34)

*

Ey iman edenler! Allah'tan korkun. O'na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.

(MAİDE 35)

*

Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir.

(MAİDE 38)

*

Kim (bu) haksız davranışından sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

(MAİDE 39)

*

Bilmez misin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir; dilediğine azap eder ve dilediğini bağışlar. Allah her şeye hakkıyle kadirdir.

(MAİDE 40)

*

Ey Resûl! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyle "inandık" diyen kimselerden ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar seni üzmesin.

Onlar durmadan yalana kulak verirler, ve sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler.

"Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!" derler.

Allah bir kimseyi şaşkınlığa düşürmek isterse, sen Allah'a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın.

Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir.

Onlar için dünyada rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük bir azap vardır.

(MAİDE 41)

*

Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. Sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet. Allah âdil olanları sever.

(MAİDE 42)

*

Biz, içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrat'ı indirdik.

Kendilerini (Allah'a) vermiş peygamberler onunla yahudilere hükmederlerdi.

Allah'ın Kitab'ını korumaları kendilerinden istendiği için Rablerine teslim olmuş zâhidler ve bilginler de (onunla hükmederlerdi).

Hepsi ona (hak olduğuna) şahitlerdi. Şu halde (Ey yahudiler ve hakimler!)

İnsanlardan korkmayın, benden korkun.

Ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın.

Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.

(MAİDE 44)

*

Tevrat'ta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır).

Yaralar da kısastır (Her yaralama misli ile cezalandırılır).

Kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi için o keffâret olur.

Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir.

(MAİDE 45)

*

Kendinden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak peygamberlerin izleri üzerine, Meryem oğlu İsa'yı arkalarından gönderdik.

Ve ona, içinde doğruya rehberlik ve nûr bulunmak, önündeki Tevrat'ı tasdik etmek, sakınanlara bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil'i verdik.

(MAİDE 46)

*

İncil'e inananlar, Allah'ın onda indirdiği (hükümler) ile hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.

(MAİDE 47)

*

Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) gönderdik.

Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma.

(Ey ümmetler!) Her birinize bir şerîat ve bir yol verdik.

Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şerîatlerde) sizi denemek için (böyle yaptı).

Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın.

Hepinizin dönüşü Allah'adır.

Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri(n gerçek tarafını) O haber verecektir.

(MAİDE 48)

*

(Sana şu talîmatı verdik): Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma.

Allah'ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et.

Eğer (hükümden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak, günahlarının bir kısmını onların başına belâ etmek ister.

İnsanların birçoğu da zaten yoldan çıkmışlardır.

(MAİDE 49)

*


Yoksa onlar (İslâm öncesi) cahiliye idaresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı Allah'tan daha güzel kim vardır?

(MAİDE 50)

*

Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin.

Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar).

İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır.

Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.


(MAİDE 51)

*

Kalblerinde hastalık bulunanların: "Başımıza bir felâketin gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün.

Umulur ki Allah bir fetih, yahut katından bir emir getirecek de onlar, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olacaklardır.


(MAİDE 52)

*

Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah'tır, Resulüdür, iman edenlerdir; onlar ki Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler.


(MAİDE 55)

*

Kim Allah'ı, Resûlünü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah'ın tarafını tutanlardır.


(MAİDE 56)

*

Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin.

Allah'tan korkun; eğer müminler iseniz.


(MAİDE 57)

*


Namaza çağırdığınız zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar.

Bu davranış, onların düşünemeyen bir toplum olmalarındandır.


(MAİDE 58)

*

De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi?

Allah'ın lânetlediği ve gazap ettiği, aralarından maymunlar, domuzlar ve tâğuta tapanlar çıkardığı kimseler.

İşte bunlar, yeri (durumu) daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır.


(MAİDE 60)

*

Onlardan birçoğunun günah, düşmanlık ve haram yemede yarıştıklarını görürsün.

Yaptıkları ne kadar kötüdür!


(MAİDE 62)

*

Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et.

Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun.

Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez.


(MAİDE 67)



********************************************
********************************************


35) Araf suresi



3. Rabbinizden size indirilen (Kuran'a) uyun.

O'nu bırakıp da başka dostların peşlerinden gitmeyin.

Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!

*

[Vatandaş çıkıyor: 'en hakiki mürşit ilimdir' diyor.

Öteki çıkıyor: 'Atam izindeyim' diyor...

Allah da: 'Kuran'dan başka rehberler edinmeyin' diyor.

Bu kadar basit...]


***


4. Nice memleketler var ki biz onları helâk ettik.

Azabımız onlara geceleyin yahut gündüz istirahat ederlerken geldi.

*

[Demek ki depremler, felaketler hep Allah'ın takdiriyle oluyormuş...]


***


5. Azabımız onlara geldiğinde çağırışları, «Biz gerçekten zalim kişilermişiz» demelerinden başka bir şey olmadı.

*

[Onlar kim? Kurandan başkasını kendilerine rehber edinenler...]


***


6. Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen peygamberleri de mutlaka sorguya çekeceğiz!

*

[Bir genç düşünün...

Peygamber efendimizin hayatını okumamış...

Onun mübarek sözlerini, hadis-i şeriflerini okumamış...

Ama Ata'sının hayatını okumuş, Fetoş'un sözlerini, Can Dündar'ın fikirlerini, Marx'ın felsefesini okumuş...

Vah zavallı genç vah...]


***


10. Doğrusu biz sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçim vasıtaları verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!

*

[Bana iş bul diye göbekli adamlara boyun eğme, rızkı veren Allah'tır...]


***


26. Ey Âdem oğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık.

Takvâ elbisesi... İşte o daha hayırlıdır.

Bunlar Allah'ın âyetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırsınız.

*

[Neymiş, demek ki ayıp yerlerimizi örtmeliymişiz.

Kıçımızı sıktırıp ona buna göstermemeliymişiz...]


***


27. Ey Âdem oğulları! Şeytan, ana-babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın.

Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler.

Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık.

*

[Ayıp yerlerinizi örtmek hususunda artık diyecek laf kalmadı.]


***


28. Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: «Babalarımızı bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti» derler.

De ki: Allah kötülüğü emretmez.

Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?

*

[İnsanlar şeriate düşmanlık yapıyor, sonra da biz Ata'mızdan böyle gördük diyor...

Sonra da biz hakiki müslümanız diyor, Allah bizi sever diyorlar...

Mesela: Emin Çölaşan...

Geçen hafta TV'de şöyle dedi: 'Aslında gerçek müslümanlar bizleriz...']


***


30. O, bir gurubu doğru yola iletti, bir guruba da sapıklık müstehak oldu. Çünkü onlar Allah'ı bırakıp şeytanları kendilerine dost edindiler. Böyle iken kendilerinin doğru yolda olduklarını sanıyorlar.

*

[Hiç kimse doğru yolda olduğuna emin olmamalıdır.

Bediüzzaman gibi talebelerine cenneti vaad etmemelidir...

Şöyle demeli: Ya Rab bizi doğru yola ilet...]


***


31. Ey Âdem oğulları! Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin; yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.

*

[Kızla buluşmaya giderken değil, namaza giderken güzel giyinmeli...]


***


32. De ki: Allah'ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı?

De ki: Onlar, dünya hayatında hem kâfirlerin, hem müminlerin, kıyamet gününde ise yalnız müminlerindir.

İşte bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.

*

[Dünyadaki zengin kâfirlere özenmemek lâzım, onların saltanatı geçicidir.]


***


33. De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi, Allah'a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.

*

[İlah; kural koyandır. Günümüz Türkiye'sinin ilahı TBMM'dir.

Allah'a kaşı gelsen: Not important, TBMM'ye karşı gelsen: Doğru hapise...

Ne acıklı...]


***


34. Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri gidebilirler.

*

[''Türk Milleti ilelebet var olacaktır...''

NAH var olacaktır...]


***


37. Allah'a iftira eden ya da O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir!

Onların kitaptaki nasipleri kendilerine erişecektir.

Sonunda elçilerimiz (melekler) gelip canlarını alırken «Allah'ı bırakıp da tapmakta olduğunuz tanrılar nerede?» derler.

(Onlar da) «Bizden sıvışıp gittiler» derler. Ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler.

*

[Para, makam, sevgili... Bütün ilahlar biter...]


***


40. Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğine girinceye kadar cennete giremiyeceklerdir! Suçluları işte böyle cezalandırırız!

*

[Ben sitede ayetleri yazdığımda nasıl tepkiler alıyorum, bir düşünün bakalım...]


***


41. Onlar için cehennem ateşinden döşekler, üstlerine de örtüler vardır. İşte zalimleri böyle cezalandırırız!


***


42. İnanıp da iyi işler yapanlara gelince -ki hiç kimseye gücünün üstünde bir vazife yüklemeyiz- işte onlar, cennet ehlidir.

Orada onlar ebedî kalacaklar.


***


43. (Cennette) onların altlarından ırmaklar akarken, kalplerindeki nefretin hepsini çıkarıp atarız.

Ve onlar derler ki: «Hidayetiyle bizi (bu nimete) kavuşturan Allah'a hamdolsun!

Allah bizi doğru yola iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik.

Hakikaten Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler.»

Onlara: İşte size cennet; yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık ona vâris kılındınız diye seslenilir.


***


44. Cennet ehli cehennem ehline: Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, siz de Rabbinizin size vadettiğini gerçek buldunuz mu? diye seslenir. «Evet!» derler.

Ve aralarından bir çağrıcı, Allah'ın lâneti zalimlerin üzerine olsun! diye bağırır.

*

[Üniversiteye giremeyen gencin mahzunluğunu düşünün, bir de o gün cennete giremeyenin mahzunluğunu...]


***


45. Onlar, Allah yolundan alıkoyan ve onu eğip bükmek isteyen zalimlerdir. Onlar ahireti de inkâr edenlerdir.

*

[Zekeriya Beyaz, bu eğip bükme işinde ustadır...]


***


55. Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.

*

[Böğüre böğüre değil, gizli gizli tesbihat yapın...]


***


56. Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah'ın rahmeti çok yakındır.

*

[Allah'ın rahmeti çok yakındır...]