Zulmü Alkışlayamam
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım!...
Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu... MEHMET ÂKİF ERSOY’UN HAYATI
1. Doğumu ve Ailesi Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılının Aralık ayında, İstanbul’un Fatih ilçesinin Sarıgüzel semtinde doğmuştur. 2. Öğrenimi Mehmet Âkif, sırasıyla; mahalle mektebi (yuva), ibtidâî (ilkokul), rüşdiye (orta okul) ve mülkiye idâdîsi (lise), Baytar Mektebi’ne (Veterinerlik Fakültesi) devam etti. 1893’te Baytar Mektebi’nin ilk mezunu ve birincisi olarak diploma aldı. Akif; Arapça, Farsça ve Fransızca’yı, edebiyatlarını takip edecek ve tercümeler yapacak kadar iyi öğrenmiştir. 3. Memuriyeti ve Diğer Yaptığı İşler Öğrenimini tamamladıktan sonra, Ziraat Vekâleti Baytarlık Şubesinde göreve başladı. İlk dört sene Rumeli, Anadolu ve Arap bölgelerinde dolaşarak baytarlık yaptı. Yirmi yıllık bir memuriyetten sonra istifa etti. 5. Evliliği Yirmi beş yaşında iken İsmet Hanım’la evlenen Mehmet Âkif’in üç kızı (Cemile, Feride, Suad) ve iki oğlu (Emin, Tahir) olmuştur. 6. Hastalığı, Ölümü ve Mezarı Âkif Bey, son üç yılında Kahire Üniversitesi’nde Türkçe öğretmenliği yapmıştır. Ancak Mısır’da “siroz” hastalığına tutulmuş ve durumu ağırlaşınca, 17 Haziran 1936’da İstanbul’a dönmüştür.
İstanbul’da tedavi olmuşsa da iyileşememiş ve 27 Aralık 1936 tarihinde saat 19.45’te Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda vefat etmiştir. Kabri, Edirnekapısı’ndaki “Şehitlik”te “Mehmet Âkif Ersoy Meydanı”ndadır. Cihan altüst olurken, seyre baktın, öyle durdun da, Bugün bir serserî, bir derbedersin kendi yurdunda!
Yaşanmaz böyle tek tek, devr-i hâzır. Devr-i cem'iyyet. Gebermek istemezsen, yoksa izmihlâl için niyyet,
"Şu vahdet târumâr olsun!" deyip saldırma İslâm'a; Uzaklaşsan da îmandan, cemâ'atten uzaklaşma.
İşit, bir hükm-i kat'î var ki istînâfa yok meydan: "Cemâ'atten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah(c.c.)'tan.
Nedir îman kadar yükselterek bir alçak ilhâdı, Perîşân eylemek zâten perîşan olmuş âhâdı?
Nasıl yekpâre milletler var etrâfında bir seyret? Nasıl tehvîd-i âheng eyliyorlar, ibret al, ibret!
"Allah'a dayandım!" diye sen çıkma yataktan... Ma'nâ yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan!
Ecdâdını, zannetme, asırlarca uyurdu; Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?
Üç kıt'ada, yer yer, kanayan izleri şâhid: Dinlenmedi birgün o büyük nesl-i mücâhid.
Âlemde "tevekkül" demek olsaydı "atâlet'; Mîrâs-ı diyânetle yaşar mıydı bu millet?
Çoktan kürenin meş'al-i tevhîdi sönerdi; Kur'an duramaz, nezd-i İlâhîye dönerdi. İstanbul, 13 Teşrinisina 1335 (1919) |
Takma adı: Milli şair
Ölümü: 27 Aralık 1936(63 yaşında) İstanbul.
Mesleği: Şair,Düşünür,Öğretmen,Milletvekili ve Veteriner
Dönemi: Cumhuriyet dönemi.
ZULMÜ ALKISLAYAMAM,
Zulmü alkışlıyamam,Zalimi asla sevemem, Gelenin keyfi icin geçmise kalkip sövemem
Atiyi Karanlik görerek azmi birakmak, Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak.
Kendi saglam, hissi, ruhu ölmüs Milletin! Işte en korkuncu hüsranin, helakin, hayberin!
Müslümanlik nerde! Bizden geçmis insanlik bile.
Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir;
Istemem, dursun o payansiz mefahir bir yana...
Isterim sizlerde görmek irkinizdan yadigar,
Varsa sayet, söyleyin, bir parçacik insafiniz:
Böyle düsmüs müydü herkes ayrilik sevdasina?
Hiç görülmüs müydü olsun kayd-i vahdet tarumar?
Böyle açliktan bogazlar miydi kardes kardesi?
Irzimizdir çignenen, evladimizdir dogranan...
"His" denen devletliden olsaydi halkin behresi:
Kurd uzaklardan bakar, dalgin görürmüs merkebi.
Lakin, ask olsun ki, aldirmaz otlarmis esek,
Kâr sayarmis bir tutam ot fazla olsun yutmayi...
Bu hakikattir bu, sasmaz, bildigin usluba sok:
Burnumuzdan tuttu düsman; biz bogaz kaydindayiz;
Saygisizlik elverir... Bir parça olsun arlanin:
Davranin haykirmadan nakus-u izmihaliniz...
Zevke dalmak söyle dursun, vaktiniz yok mateme!
Beklesirken gökte yüz binlerce ervah, intikam;
Kahraman ecdadinizdan sizde bir kan yok mudur?
Gebermek istiyorsan, başka! Lâkin, korkarım, yandın; Ya sen mahkûm iken, sağlık ölüm hakkın mıdır sandın?
Zimâmın hangi, ellerdeyse, artık onlarınsın sen; Behîmî bir tahammül, varlığından hisse istersen!
Ezilmek, inlemek, yatmak sürünmek var ki, âdettir; Ölüm dünyâda mahkûmîne en son bir sa'âdettir:
Desen bir kere "İnsânım!" kanan kim? Hem niçin kansın? Hayır, hürriyetin, hakkın masûn oldukça insansın.
Bu hürriyet, bu hak bizden bugün âheng-i sa'y ister: Nedir üç dört alın? Bir yurdun alnından boşansın ter. İstanbul, 3 Teşrinievvel 1334 (1918) Resmim İçin
Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince, Günler şu heyûlâyı da, er geç, silecektir. Rahmetle anılmak, ebediyet budur amma, Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir? Resmim İçin Bir canlı izin varsa şu toprakta, silinmez; Ölsen seni sırtında taşır toprağın altı. Ey gölgeden ümmîd-i vefâ eyleyen insan! Kaç gün seni hâtırlayacaktır şu karaltı? Resmim İçin Dış yüzüm öyle ağardıkça ağarmakta, fakat, Sormayın iç yüzümün rengini: Yüzler karası! Beni kendimden utandırdı, hakikat şimdi, Bana hiç benzemeyen sûretimin manzarası! Resmim İçin Beni rahmetle anarsın ya, işitsen, birgün Şu sağır kubbede, hâib, sesinin dindiğini! Bu heyûlâya da bir kerrecik olsun bak ki, Ebediyyen duyayım kabrime nur indiğini. | ||||