Uşak - Ulubey - İnay köyü
Ana Sayfa Şiirler Resimler Faydalı Link Video CanlıTV Komedi-mizah Chat Oyun Spor İnay köyü İnay Haber Online kuran-ı kerim Uşak'tan Canlı İletişim Ziyaret Dft
KÖYÜMÜZ İNAY
Köyümüze uydudan bakmak için tıklayın.
>>> İNAY KÖYÜ UYDU GÜRÜNTÜSÜ <<<
İNAY'IMIZ
Ege Bölgesinin İç Batı Anadolu Bölümünde yer alan İnay Köyü, Uşak İli Ulubey İlçesine bağlıdır. Ulubey İlçesine 7 km, Uşak şehir merkezine 38 km uzaklıktadır. Uşak-Eşme karayolu üzerinde Ulubey İle Eşme ilçeleri arasında yerleşmiştir.
KOMŞULARIMIZ
Doğuda; Ulubey İlçesi ve Kıranköy Köyü,
Batıda; Gümüşkol ve Karacaahmet köyleri,
Kuzey ve Kuzeybatıda; Kışla Beldesi,
Güneybatıda; Gedikler Köyü ve Eşme-Ahmetler Kasabası,
Güneyde; Eşme-Güllübağ Köyü, Ulubey-Aksaz Köyü ve Sülümenli
köyleri yer almaktadır.
MAHALLELERİMİZ
İnay Köyü birbirinden ayrı dört yerleşim biriminden oluşmaktadır:
İnay Merkez,
İstasyon Mahallesi,
Deredam Mahallesi,
Merdivenli Mahallesi.
KÜNYE
Nüfusu: 2042 (2000)
Hane sayısı: 373
Yüzölçümü: 100 km2
Tarım Yapılan Arazi: 25000 (hk.)
Muhtar: Ali ÖZTÜRK
Azalar: Şerif Ali ÜSTÜNDAĞ, Atay BIÇAK, Kadir AŞKIN, Ramazan GÜLTEKİN, Ramis DOĞAN
Kurumlar: İlköğretim Okulu, Sağlık Ocağı,
Kooperatifler: İnay Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, İnay Tarım Kredi Kooperatifi.
Dernekler: İnay İlköğretim Okulu Koruma Derneği, İnay Spor Klubü Derneği, İnay Vicdan Hareketi ve İzmir'de Faaliyette Bulunan İnay ve Çevre Köyleri Derneği.
ULASIM
İnay’ın çevre ile demiryolu ve karayolu bağlantısı vardır. İzmir –Afyon demiryolu ve Uşak-Eşme karayolu İnay’dan geçmektedir. Demiryolu Fransızlar tarafından yapılmış ve 1898 yılında işletmeye açılmıştır. Uşak –Eşme karayolu 1979 yılında işletmeye açılmıştır.
İNAY ADI
NAİS-İNAİS-İNAY
İnay adının Roma çağında bu arazi üzerinde kurulduğu belirlenen NAİS (yada İNAİS) adlı antik kentten geldiği bilimsel ve tarihi çalışmalar neticesinde ortaya konmuştur. İnay adının nereden geldiği, tarihi ve kültürü konusunda, köylümüz Muammer SAKARYALI tarafından köklü bir araştırma yapılmış ve bu konuda bir kitap hazırlanarak "İnais'ten İnay'a" ismiyle Arkeoloji ve Sanat Yayınevi tarafından yayımlanmıştır.
İNAY - İNEY
Eskiden köye İnay adının verilişi hakkında halk arasında iki görüş hakimdi:
Birinci görüşe göre; köyde bulunan in (mağara) köyün doğusunda bir tepenin yamacındadır. Ay hilal şeklinde görünüp dolunay şekline gelinceye kadar bu inin kapısını aydınlatmaktadır. İN ve AY sözcüklerinin birleştirilmesinden İNAY adının doğduğu yaygın olarak söylenirdi.
Yine eskiden dile getirilen İkinci bir görüşe göre; inme, kervanların konaklama yeri anlamında köyün adının önce İNEY olarak verildiği, daha sonra bu adın İNAY olarak değiştiği söylenmektedir (İhtiyarlar arasında hala köye İney diyenler vardır).
Ancak İnay topraklarında Nais adında bir yerleşimin olduğu bilimsel çalışmalarla ortaya konulduktan sonra bu görüşler geçerliliğini yitirmiştir.
MİTOLOJİDE İNAY ADI
1. "Nais" isminin populer ingilizce literatürde ilk olarak 1596 dan önce kullanıldığı görülmektedir. "Nais" Latince bir ifade olan "Naiad" dan türemiştir. "Naiad" suda bulanan küçük canlıları ifade eder. Yunan mitolojisinde "su perisi" olarak geçmektedir. (Webster's Online Dictionary)
2. Nais ismi mitolojide bir “peri kızı” olarak da geçmektedir. Anadolu’da Tmolus (Bozdağı) eteklerinde bir kasabanın kralı olan Otrynteus ile evlenmiş ve İpsition adında bir oğlu olmuştur. (Mitoloji Sözlüğü)
3. Karaçay-Malkar Türkleri, XVIII. yüzyıl ortalarında İslam dinini kabul edene kadar, pagan-şaman inançlarını devam ettirmişler ve bu inanç kültür dönemine ait sözlü edebiyat ürünlerinin büyük bir kısmı, destan ve halk şarkılarıyla günümüze kadar yaşatılarak korunmuştur. "İnay" adı bu dönem edebiyatında adı geçen mitolojik bir şarkının adıdır. Yine bu dönem inanışlarında ve edebiyatında "İnay" adı “dokumacılık tanrısı” olarak geçmektedir. (Mitoloji Sözlüğü)
4. Türkistan'da Sibirya'nın güneyinde, Sayan-Altay dağları ve Yenisey nehri yanında ve Altay Cumhuriyeti'nin kuzeyinde yer alan (Hakasya Bölgesinde) yaşayan Hakasların destanlarından birinin adı “Harın Huu İney”dir. Huu İney, Dede Korkut'a benzeyen bilge bir kahramandır. (Kaynak: www.akmb.gov.tr)
TARİH
KURULUŞ
İnay ve çevresi çok eski çağlardan beri yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. İnay Köyü arazisi içerisinde değişik dönemlere ait eşyalar bulunmuştur. 1982 yılında sit alanı ilan edilen İnay Balçıklı Deresi Höyüğünde MÖ 5000-3000 yıllarından (Bakır Devri) kalma kaplar, MÖ 3000'e (Hititler dönemi) tarihlenen küpler bulunmuştur. Köyde halen ayakta olan büyükçe bir mağara ve aynı çevrede küçük mağara yıkıntıları vardır. Ancak bunların yerleşim amacıyla kullanılıp kullanılmadığı bilinmemektedir.
LİDYA-ROMA Dönemleri
Daha sonraki dönemlerde şimdiki İnay Köyü'nün 2 km güneyinde Lidya'ya bağlı bir Nais kenti (kasabası) kurulmuştur. Kent üzerinde W. Ramsay, Buresch, H. Keil, Arundej, Veli Sevin ve Prof.Bilge Umar bazı incelemeler yapmışlardır. Nais kenti ile ilgili en detaylı bilgi İnaylı yazar Muammer SAKARYALI'nın "İnais'ten İnay'a" adlı kitabında bulunmaktadır.
Kentin bulunduğu yerdeki taşlar Roma ve Osmanlı döneminlerinde başka yapılarda kullanılmıştır. Köy içerisindeki çeşitli yapılarda görülen bu taşlar dışında Nais kenti ile ilgili günümüze pek bir şey gelmemiştir.
Nais kenti, Lidya-Friya sınırında Lidya'nın Sardes kentine bağlı bir yerleşim yeridir. Yakınında Blaundos ve Klanudda kentleri bununmaktadır. (Klanudda kentinin de bugünkü İnay arazisi içerisinde yer aldığı sanılmaktadır.) Sart (Sardes), Alaşehir'den gelip İnay arazisi içerisindeki Akkayaönü, Balçıklı Deresi, İnay (Nais) ve Sülümenli'den (Blaundos) geçen tarihi "Kervan Yolu" Nais'ten geçmektedir.
Lidya döneminden sonra Romalılar döneminde de Nais yerleşimi devam etmiştir. İnay'ın bu dönemde bir ticaret yolu üzerinde olduğu, arastasında tüccarların mal alıp sattığı bulunan yazıtlardan tespit edilmiştir.
SELÇUKLU-OSMANLI Dönemleri
Türklerin Anadoluya gelişinden sonra İnay Germiyanoğulları toprakları içerisinde yer almıştır. Zaman zaman Türkler ile Bizanslılar arasında el değiştiren bölge 1233 tarihinden itibaren tamamen Selçukluların, 1428 tarihinden itibaren de Osmanlıların egemenliğine geçmiştir. İnay ve çevresi Türk hakimiyetine girdikten sonraki dönemlerde şimdiki İnay arazisi içerisinde Karaköy, Pazarköy, Çokakköy, Yeniceköy gibi küçük yerleşim birimlerinin kurulmuş olduğu söylenmektedir. Bu yerleşim yerleri hakkında kesin bilgiler bulunmamakla birlikte halen arazi isimlendirmelerinde bu isimler kullanılmaktadır.
Şimdiki İNAY
İnay köyünün şimdiki yerleşim yeri Selçuklular döneminde 14. yüzyılda kurulmuştur. Ege’yi İç Anadolu’ya bağlayan Kervan Yolu üzerinde bulunan bu yerleşim yerinde köy kurulmadan önce kervanların su başında toplandıkları söylenmektedir. Köy içinde Kervan Konağı adıyla anılan bir mevkii de mevcuttur. Burada konaklamakta olan kervanların sık sık baskına uğraması ve soyulması bir kervansarayın inşasını zorunlu kılmış ve 14. yüzyılda bir kervansaray yapılmıştır. Halen ayakta olan bu kervansarayın yapımından sonra da kervanların baskına uğraması devam etmiş, buranın korunması amacıyla devletin de teşvikiyle çevredeki yerleşim birimlerinden bazı ailelerin yerleştirilmeleri sonucu köy kurulmuştur. Çevredeki küçük yerleşim birimlerinin daha sonra buraya toplanmaları ile de büyümüştür.
İNAY VE ATATÜRK
Atatürk Cumhurbaşkanlığı döneminde biri 1925 yılında biride 1934 yılında İran Şahı Rıza Pehlevİ ile birlikte olmak üzere iki defa trenle İnay İstasyonundan geçmiştir. İkisinde de köy halkı tarafından karşılanmış, Atatürk trenden inerek köy halkı ile konuşmuştur.
Atatürk'un Uşak Ziyaretleri:
- 1 Ağustos 1920 - (Afyon üzerinden gelerek Uşak'taki ve batısındaki askeri birlikleri denetlemiştir)
- 2 Eylül 1922 - (Uşak'ın kurtuluşunun ardından gelmiştir)
- 19 Şubat 1923 - (İzmir'den Adana'ya giderken ziyaret etmiştir)
- 16 Ekim 1925 - (İzmir'den Konya'ya geçerken ziyaret etmiştir)
- 8 Nisan 1934 - (Askeri birlikleri denetlemiştir)
- 22 Haziran 1934 - (İran şahı Rıza Pehlevi ile yurt gezisi sırasında Ankara-İzmir yolunda uğramıştır)
(Kaynak: 21. yy Eşiğinde Uşak Sempozyumu Kitabı)
Atatürk bu seyahatleri sırasında İnay İstasyonundan da geçmiştir. Cumhurbaşkanlığı döneminde biri 1925 yılında biri de 1934 yılında İran Şahı ile birlikte olmak üzere iki kez İnay İstasyonunda köy halkı tarafından karşılanmış ve trenden inerek köy halkı ile konuşmuştur
TARİHİ VE KÜLTÜREL YAPILAR
MAĞARA
İnay ve çevresi çok eski çağlardan beri yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Köyde halen ayakta olan büyükçe bir mağara ve aynı çevrede küçük mağara yıkıntıları vardır. Ancak bunların ne zaman yapıldığı ve yerleşim amacıyla kullanılıp kullanılmadığı bilinmemektedir.
KERVANSARAY (HAN)
İnay Köyü merkezinde köy içerisindedir. Tarihi bir yapıdır. M.S. 1500 yıllarında (16. yüzyıl) yapılmıştır. Taş yapıdır. Üzeri önceleri toprak örtü iken sonradan çatı yapılarak kiremitle örtülmüştür. İçerisi kemerli bölmeler halindedir. TRT’de yayınlanan tv dizisi Köroğlu filminin bazı sahneleri bu handa çekilmiştir.
TAŞ KÖPRÜ
Köy içinde, Kervansaray önündeki dere yatağı üzerindedir. Tek gözlüdür. Kış mevsiminde yağmur ve karın bol yağdığı dönemde toplanan sudan oluşan çaydan başka genellikle dere kurudur. Köydeki kervansarayla aynı dönemde yapıldığı sanılmaktadır. Şuanda köprünün yan yüzünde bulunan yazıt köprünün tamir yazıtıdır. Bu yazıtın son cümlesi: "Bin iki yüz altmış altı sene şevval vesselam" şeklinde olup, Hicri 1266, miladi 1888 yılında tamir edilmiştir. Uzunluğu: 8 metre, Genişliği: 3 metre, Yüksekliği: 5 metre.
KOCA ÇEŞME
Yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekte, köyün kuruluş yıllarında yapıldığı sanılmaktadır. Köy kurulmadan önce kervansaray ile birlikte yapılmış olabileceği de söylenmektedir. Taş yapı olan çeşmenin üzeri 1950 yılında onarılarak örtülmüştür. Sol yüzünde üç, ön ve sağ yüzünde ikişer olmak üzere yeni oluğu bulunduğundan “yedi oluklu çeşme” de denir. Köyün kuruluşundan bu yana köylünün su ihtiyacını karşılamaktadır.
CAMİLER
Köy merkezinde üç, İstasyon ve Deredam mahallelerinde birer olmak üzere beş cami mevcuttur.
Köy içerisindeki üç camiden en eskisi köyün kuruluşuyla birlikte yapılan Koca cami (Aşşa Cami de denir)’dir. Yunan işgalinden yanmadan ve ayakta kalarak kurtulabilmiştir. Ön girişi taş kemerli üzeri kubbelidir.
Koca cami Cumhuriyet öncesi dönemde ve 1928 yılında ilkokulun açılışına kadar geçen sürede köyün Mahalle Mektepliği hizmetini de vermiştir. Bu eğitim hizmeti için cami avlusunda köy halkı tarafından bir bina yapılmış, çocuklar burada eğitim görmüştür. Buradan sonra üst öğrenim kademelerinde öğrenim görerek devlet kademelerinde görev almış kişiler vardır. Bunlardan Bekir Efendi orduda subaylık yapmış, Osman Tınaz ise Maliye Bakanlığı personeli olarak Cumhuriyet döneminde de uzun yıllar görev yapmıştır.
Köy merkezindeki diğer iki cami, Mezarlıkbaşı Camisi ve Tahta Camiileri 19. yüzyılda yapılmış ancak Yunanlılar tarafından yakıldığından sonradan yeniden inşaa edilmiştir.
İstasyon Mahallesi camisi 1965, Deredam Mahallesi Camisi ise 1989 yılında yapılmıştır.
BAĞLAR-BAHÇELER
Son yıllarda azalsa da köy içerisinde Koca çeşmenin sularıyla sulanan arazi üzerinde bahçeler kurulmaktadır. Köye yakın Çukur çeşme piknik yeri olarak kullanılmaktadır. Balçıklı mevkiinde ise eskiden çok miktarda olan bağlar bulunmaktadır. Burada da piknik yeri olarak kullanılan tatlı ve acı suyu bulunan içme mevcuttur.
KURUMLAR
İSTASYON
19.yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun başlattığı demiryolu ulaşımından öncelikli olarak pay alan Uşak 1890'lı yıllarda demiryoluna kavuşmuştur. İl Afyon-İzmir demiryolu üzerinde bulunmaktadır. Demir yolu ağının il toprakları içindeki uzunluğu 147 km. olup, hat üzerindeki on istasyondan biri de İnay istaysonudur. (Diğerleri Oturak, Banaz, Nohutova, Kapaklar, Uşak, Ovaköy, Ahmetler, Eşme ve Güneyköy).
KÖY KONAĞI
Yapımına 1991 yılında yapılan köy konağının alt katı kahvehane, bakkal ve santral binası olarak hizmet vermektedir. Üst katta ise muhtarlık odası ve düğün salonu bulunmaktadır. İki katlı binanın üstü de çatısız olup gerektiğinde nişan ve düğünlerde kullanılmaktadır.
PTT ACENTESİ 1975 yılında hizmete başlamıştır.Başlangıçta 20 aboneli telefon santralı bulunan acente, 1987 yılında 100 abonelik telefon santralına kavuşmuştur. 1991 yılından sonra tam otomatik santral kurulmuştur.
İÇME SUYU
1977 yılında hizmete başlamıştır. Köy merkezindeki Koca Çeşmenin kaynağından motopompla yüksekte bulunan İstasyon mahallesindeki su deposuna pompalanan su buradan köy merkezine ve İstasyon mahallesine dağıtılmaktadır.
ELEKTRİK
1975 yılında hizmete açılmıştır. Ev ve sanayi elektriği alarak köy merkezi ve İstasyon Mahallesi bu şebekeden yararlanmaktadır.
SAĞLIK OCAĞI
1979 yılında yapılmıştır. Sağlık ocağı dört daireli lojman binası ile birlikte köy merkezindedir. İnay ve çevresine hizmet vermektedir.
UN FABRİKASI
Kooperatif 1973 yılında kurulmuştur. Çoğunluğu İnay Köyü’nden olmak üzere kooperatifin İnay ve çevre köylerden 740 ortağı vardır. Kooperatifin 75 ton/yıl kapasiteli bir un fabrikası bulunmaktadır. Bu fabrikada yakın çevrede üretilen buğdaylar işlenerek yöre tarımına destek olunmaktadır. Fabrika 1988 yılında işletmeye açılmıştır. Beş katlı bir fabrika ana binası yanında idari ve sosyal hizmet binaları, lojman ve kantar binaları bulunmaktadır.
TARIM KREDİ KOOP
1951 yılında kurulmuştur. İnay, Kışla, Gümüşkol, Karacaahmet, Gedikler, Küçük İlyaslı, Söğütlü, Çamdere, Çırpıcılar köyleri çiftçilerine hizmet vermektedir. 540 ortağı vardır. Çiftçilere gübre, tarım aletleri, yem, zirai ilaç vb sağlamaktadır.
TMO DEPO
1942 yılında İnay İstasyonu yanında kurulan ve önceleri hububat alımı yapan, siloları olan tesisin siloları 1960 yılında kaldırılmıştır. Daha sonraları haşhaş kapsülü alım merkezi ve depo alarak kullanılan ofis tesisi 1995 yılında tamamen kapanmıştır.
COĞRAFYA
YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ
Gerek köyün yerleşim yeri, gerekse köy sınırları içerisinde kalan arazi yapısı engebelidir. Dağ yoktur. Arazi içerisinde yükseklikleri 100-200 metre civarında tepeler mevcuttur. Tavşan Tepesi, Sivri, Göztepesi, Tınastepe, Kemiklitepe, Tabaktepesi belirgin tepelerdir. Kuzey-güney doğrultusunda İnay-Karahallı altı vadisi (İnay Çayı vadisi), Balçıklı Deresi Vadisi uzanır. Kır, Pamukluk, Koçular mevkilerinde arazi biraz düzlüktür. Geniş düzlük alanlar yoktur. Akarsu ve göl yoktur.
YÜZÖLÇÜMÜ VE NÜFUS
İnay Köyü ve arazisinin kapsadığı alan takriben 100 km2’dir. Arazinin büyük bir bölümü engebeli olup irili ufaklı tepelerle kaplıdır. İnay merkezi ve mahalleleri ile birlikte köyün nüfusu Osmanlı’nın son döneminde ve Cumhuriyet dönemi boyunca 1000-2000 arasında değişmiştir.1980 öncesinde 1300-1500 civarında bir nüfusa sahip olan İnay’ın nüfusu son sayımda 2042 olarak tespit edilmiştir. Hane sayısı 375’dir.
YILLARA GÖRE NUFUS
1955 - 1188
1960 - 1257
1965 - 1356
1970 - 1292
1975 - 1268
1980 - 1193
1985 - 1179
1990 - 1072
1997 - 1814
2000 - 2042
BİTKİ ÖRTÜSÜ
Köy içerisinde ve civarında bulunan ve köy çeşmesinin suyundan sulama yapılabilen bahçelerde kavak, söğüt ve meyve ağaçları vardır. Meyve ağaçlarının çoğunluğu ceviz, badem, nar, erik, elma, ayva ağaçlarıdır. Arazi bitki örtüsü bakımından iki ayrı özellik gösterir. Köyün doğu kesimini kaplayan ve Kır mevkii adıyla anılan kesimleri bitki örtüsü yönünden fakirdir. Bu kesim bozkırdır. Köy arazisinin diğer kesimleri ise meşe ağaçları ve çalılıklarla kaplıdır. Tepeler, pürnar, ardıç, ahlat vb. bodur ağaçlıklarla kaplıdır.
KÜLTÜR BİTKİLERİ
1980 öncesi dönemde köyde yetiştirilen en önemli endüstri bitkisi haşhaş iken sonraki yıllarda bunun yerini tütün almıştır. Ancak tütüne getirilen kota uygulaması nedeniyle 2000 yılından itibaren tütün üretimi hemen hemen bitmiştir. Bugün ailelerin kendi ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda, haşhaş ve susam üretilmekte, az miktarda sebzecilik, meyvecilik, bağcılık yapılmaktadır. Kıraç alanlarda pamuk üretimi de yapılmaktadır.
İKLİM
İnay Köyünün deniz seviyesinden yüksekliği 725 metredir. Köyde kara iklimi hüküm sürmektedir. Yazlar sıcak ve kurak geçer. İlkbahar, sonbahar ve kış mevsimlerinde yağış alır.Yağışlar genelde yağmur, kışın ara sıra kar şeklindedir. En soğuk aylar ocak-şubat, en sıcak aylar temmuz-ağustos aylarıdır. En düşük sıcaklık –14°C, en yüksek sıcaklık 30-35°C civarındadır. Rüzgarlar en çok kuzey, kuzeydoğu, kuzeybatı, güney, güneybatı ve batı yönlerinden eser. Köyde, kuzey ve kuzeydoğudan esen rüzgara poyraz, kuzeybatıdan esen rüzgara karayel, güney ve güneybatıdan esen rüzgarlara aşağıyel, kabayel, lodos, batıdan esen rüzgara da akçayel adı verilmektedir.
DEPREM
Ege bölgesi devamlı yer sarsıntılarına maruz kalan bir bölge olmasına, Uşak’ın 2. derece deprem bölgesine girmesine rağmen İnay’da kayda değer bir depreme rastlanmamıştır. Ara sıra deprem hissedilmektedir. En büyük sarsıntı 1969 Gediz depremi sırasında hissedilmiştir. Ancak hasar yapmamıştır.
SOSYAL HAYAT
AİLE YAPISI
İnay’da toplum hayatı köyün kurulması ile başlamıştır. Aileler, uzun yıllar kalabalık çiftçi aileleri şeklinde gelenek ve göreneklerine bağlı, kazancın bir arada toplandığı ve aile büyüğü erkeğin aile reisi olarak aileyi yönettiği bir aile yapısı şeklinde sürmüştür. Halk uzun yıllar tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlamıştır. Kuruluşundan 1950’li yıllara kadar tarım daha çok hayvan ve insan gücüne dayalı olarak yapılmıştır. Bu yüzden kalabalık çiftçi ailelerinde fazla bir dağılma olmamıştır. Ancak okuma-yazma oranının yükselmesi, okuyup çeşitli memuriyetlere girme, arazinin kalabalık ailelerin ihtiyacını karşılayamaması sonucu çeşitli yerlerde iş bularak köyden ayrılma, yurtdışına işçi olarak gitme gibi etkenler sonucu kalabalık aile tipleri yerini çekirdek aile (baba, anne ve çocuklar) tipine bırakmıştır.
YAŞAM ŞARTLARI
Kuruluşunun çevre köylerden daha eski olması ve önceleri kervan yolu üzerinde bulunması sosyal hayatı etkilemiştir.Daha sonra 1898 yılında işletmeye açılan İzmir-Afyon demiryolunun İnay’dan geçmesi, karayolu bağlantısı bulunmayan çevre köylerin merkezi durumuna getirmiştir. İnay İstasyonu, Ulubey, İnay ve çevre köylerin uzun yıllar dış bağlantısını sağlamıştır. Tarımın yanında demiryolu işçiliği de halkın geçim kaynağı olmuştur. Ayrıca demir yolunun geçişi ile köy halkının İzmir ile irtibatı genişlemiş ve İzmir’de iş bularak yerleşenler olmuştur. Halen İzmir’de (özellikle de Büyükçiğli’de) çeşitli sebeplerler yerleşmiş 130 İnay’lı aile mevcuttur.
1928 yılında ilkokulun açılması ve daha sonra yatılı bölge okulu durumuna geçirilmesi gene İnay’ın çevrenin merkezi olma özelliğini korumuş ve çevreye göre okur yazarlık oranının yüksek olmasını sağlamıştır. İlkokullardan sonra diğer okullara giderek okuyanların sayısı çoğalmış ve çeşitli devlet kademelerinde memuriyet görevine girerek geçimlerini bu yolla sağlayanlar çoğalmıştır.
Yukarıda da sözü edilen etkenler İnay’ın çevre ile ilişkilerini geliştirmiş ve bir çok yenilikler çevre köylerden daha önce İnay’a girmiştir. İlk radyo 1938 yılında, ilk traktör 1947 yılında köye girmiştir.
1962 yılından itibaren yurtdışına işçi olarak gidilmeye başlanılmıştır. Dış ülkelerde çalışanların izine dönüşlerinde ve yurtiçinde çeşitli okullarda okuyanların, memur olarak çalışanların izine gelişlerinde köye getirdikleri bir takım yenilikler de sosyal hayatı etkilemiştir. Gene bu yıllardan sonra tarımda makineleşme hızla artmaya başlamıştır.
1975 yılında elektriğe, PTT acentalığına kavuşması, 1976 yılında ortaokulun açılışı, 1977 yılında köy su şebekesinin yapılarak evlere su verilmeye başlanması, 1979 yılında Eşme-Uşak karayolunun İnay’dan geçmesi, 1977’den itibaren televizyon yayınlarının izlenmeye başlanması sosyal hayatı daha rahat yaşanır hale getirmiştir.
EKONOMİ
TARIM
Köyün önemli gelir kaynaklarının genelini tarım teşkil eder. Tarım tarla tarımı şeklindedir. Çiftçilikle uğraşan aileler genellikle kendi arazilerini ekerler. Yeterli arzisi olmayanlar kira oluyla da ekim yapmaktadır.Köy sınırları içerisinde takriben 30.000 dönüm ekilebilir tarım arazisi mevcuttur. Önceleri hayvan ve insan gücüyle yapılan tarım, 1960-1970 döneminden başlayarak hızla makinalaşmaya başlamıştır. Bugün tarımla uğraşan ailelerde traktör ve diğer çiftçilik araçları mevcuttur. Köyde daha çok hububat ekimi yapılmaktadır. En çok Arpa ve Buğday üretilmektedir. Baklagillerden ise nohut yetiştirilmektedir. 1980-1995 arasındaki dönemde çok yaygın olarak yapılan tütün üretimi bugün yapılmamaktadır. Bunlardan başka çiftçilerin kendi ihtiyacını karşılayacak miktarda, haşhaş, susam, pamuk, mısır, yem bitkileri, sebzecilik ve bağcılık gibi küçük çapta tarım çalışmaları da yapılmaktadır.
HAYVANCILIK
Köy halkı tarım çalışmalarının yanında hayvan yetiştiriciliği de yapmaktadır. Hayvancılık genellikle bir ek gelir sağlamak ve kendi ihtiyacını karşılamak için yapılmaktadır. Daha çok süsü hayvancılığı şeklinde koyun ve az miktarda keçi beslenmektedir. İnek ve kümes hayvanları da belenmektedir. Son yıllarda inek besiciliği yaygınlaşmıştır. Geçimini sadece hayvancılıkla sağlayan aileler de vardır. Ayrıca arıcılık da yapılmaktadır.
ÇALIŞMA HAYATI
Köyde sanayi ve ticaret hayatı fazla gelişmemiştir. Köydeki tek önemli sanayi kuruluşu İnay Köyü Kalkınma Kooperatifi Un Fabrikasıdır. Köyde 6 bakkal, 5 kahvehane, bir berber, bir iki tane de atölye vardır. İnay köyünden çalışmak amacıyla yurtiçi ve yurtdışına gidenler vardır. Yurtiçinde, köy dışına çalışmak için gidenleri memur ve işçiler oluşturmaktadır. Bunlardan en fazla gidilen il İzmir’dir. Bugün İzmir’de özellikle de İzmir-Büyükçiğli’de 130 aile yaşamaktadır. Yurtdışına gidişler 1962 yılında başlamış, bugüne kadar 200’den fazla kişi yurtdışına giderek orada yerleşmiştir. Bunlardan 50 kadarı daha sonra kesin dönüş yapmıştır. Yurtdışında en çok gidilen ülke Almanya’dır.
EĞİTİM
OKULLAR
Son yıllara kadar, İnay köy merkezinde 1928 yılında kurulan bir ilkokul ve 1976 yılında açılan bir orta okul, İstasyon Mahallesinde de bir ilkokul bulunmakta idi. Önce İstasyon Mahallesindeki ilkokul öğrenci yetersizliği nedeniyle kapatılarak öğrenciler köy merkezine taşınmaya başlanmış daha sonra sekiz yıllık zorunlu eğitimin uygulanmaya başlanmasıyla da ilkokul ve ortaokul birleştirilmiştir.
1928'DEN BERİ...
1928 yılında öğretime açılan ilkokul önceleri geçici bir binada hizmetini sürdürmüş, 1933 yılında köy halkı tarafından yapılan binaya taşınarak yatılı duruma dönüştürülmüştür.O zamanki adıyla Eşme İlçesi – İnay Yatı Okulu olan bu okul 1948-1949 öğretim yılı sonuna kadar yatılı olarak hizmetini sürdürmüştür. Bu süre içerisinde çevre köylerdeki eğitmenli okulların öğrencileri ve okul bulunmayan köylerin öğrencileri bu okulda öğrenim görmüştür (Eğitmenli okullardan gelenler 4. ve 5. sınıfları İnay’da okumuşlardır). Bu okulun yıkıntıları köy içinde in ve köprünün bulunduğu mevkidedir.
İnay ilkokulu 1956-1957 öğretim yılında üç derslikli olarak yapılan yeni yerine taşınmış, bu binaya 1969 yılında ekleme yapılarak beş derslikli duruma getirilmiştir. Bu bina ilk öğretimin birleştirildiği döneme kadar hizmet vermiştir.
İstasyon mahallesindeki okul ise 1971 yılında İnay İlkokul Müdürlüğüne bağlı bir sınıf olarak açılmış 1977 yılında müstakil okul haline getirilmiştir. Önceleri geçici kiralık bir binada hizmetini sürdürürken 1979 yılında mahalle ve köy halkı tarafından yaptırılan binaya taşınmıştır. 1994 yılında öğrenci azlığı sebebiyle kapatılmıştır. Merdivenli Mahallesinde 1979 yılında bir ilkokul açılmış ancak bu okul da öğrenci yersizliği nedeniyle 1990 yılında kapatılmıştır.
İnay ortaokulu ise 1976-1977 öğretim yılında köy muhtarlığınca temin edilen geçici binada hizmete açılmıştır. 1987-1988 yılında köylü-devlet işbirliği ile yapılan yeni binasına taşınmıştır. Halen bu bina sekiz yıllık ilköğretim okulu olarak hizmet vermektedir.
OKUR YAZARLIK
İnay Köyünde okur-yazarlık oranı %90 civarındadır. Köy halkının geneli okuma yazma bilmektedir. Okuma yazma bilmeyenler 65 yaş ve daha yukarı yaşlardaki kadın nüfustur.
KÜLTÜR
Kıyafetler
İnay’da kadın erkek kıyafetlerinde iki dönem vardır. Medeni kıyafetlerin kabulünden önce milli kıyafet hakimdi. Kadınlar; şalvar, üç peşli, entari giyer bele gümüş tokalı kemerler bağlarlardı. Başta altın fes ve al yazma veya poşu bulunurdu. Entari altına camadan giyilirdi. Erkekler ise; top don, uzun konçlu çorap, körüklü çizme, yakasız gömlek, üzerine de ceket giyerlerdi. Başa poşu bağlarlardı. Daha sonraları sarık, fes, cübbe gibi giyecekler giyildi.
Medeni giyimin kabulünden sonra, kadınlar fistan ve şalvar, erkekler pantolon ve ceket giydiler. Şapka kullanılmaya başlandı.
Bugün her türlü modern kıyafetler giyilmekle birlikte özellikle yaşlı kadınlarda eski giyimin izlerine rastlamak mümkündür.
Yiyecekler
Uşak ve Eşme çevresinde bilinen yemekler genelde İnay’da da yapılır. Dövülmüş veya değirmende kırılmış buğdaydan yapılan “keşkek” düğünlerin geleneksel yemeğidir. Düğün ve mevlitlerde genellikle “un helvası” yapılır. Bayramlarda “baklaya ve kadayıf” yapmak adettir. Günlük olarak “çörek ve pide” türü ekmekler tüketilir. İçi ıspanak türü sebzelerden hazırlanan ve sini içerisinde pişirilen “döndürme” çok sevilir. Ayrıca sac üzerinde yapılan “katmer, bükme ve yufka” önemli yiyeceklerdir.
DİL
Atasözleri
Akşamın hayrından sabahın şerri daha iyidir.
Ak köpeğin pamuk pazarına zararı olur.
Ar yiğidi kambur eder.
Az sadaka çok bela defeder.
Bilinmeyen aş, ya karın ağrıtır ya baş.
Borç yiğidin kamçısıdır.
Çama çıkan keçinin çama çıkan oğlağı olur.
El ile gelen düğün bayram.
El ile tavşan avına gidilir.
Görünen dağın ardı yakındır.
Gün doğmadan neler doğar.
Güvenme dayına, ekmek al yanına.
Kendi başını dermeyen gelin başı derer.
Köpek göle düşmeyince yüzme öğrenmez.
Kumbar ile köpek bağlanmaz (Kumbar: kesilen hayvanın bağırsağı)
Mum dibine kör yanar.
Ne umarsın bacından, bacın ölüyor acından.
Ot köküne göre büyür.
Sabah ola, hayır ola.
Sekiz günlük ömre, dokuz günlük nafaka gerek.
Sevmediğin ot başında biter.
Yanmayacak ocağa Murat Dağı’nın çırasını getirsen nafile.
Deyimler
Adı batmak.
Adı çıkmak.
Ağzından bal damlamak.
Aklından zoru olmak.
Aklını peynir ekmekle yemek.
Başı kazan gibi olmak.
Başına çorap örmek.
Boğazına kurt düşmek.
Boyu devrilmek.
Cehennemin dibine gitmek.
Ciğerinden yanmak.
Çarşıdaki ete soğan doğramak.
Çıra yakıp aramak.
Dibine darı ekmek.
Dile dolamak.
Dipsiz kile boş ambar.
Dişinden tırnağından artırmak.
Dizlerinin bağı çözülmek.
Eli hamur, karnı aç.
Ettiğini bulmak.
Harbi konuşmak.
Kabak çiçeği gibi açılmak.
Kendini dev aynasında görmek.
Ocağı sönmek.
Ocağı tütmek.
Pireyi deve yapmak.
Rahmet okutmak.
Sakalı değirmende ağartmak.
Sineğin yağını çıkarmak.
Sürüsüne kıran girmek.
Şeytana uymak.
Taş kesilmek.
Tepesinden kaynar su dökülmek.
Tüyleri diken dilken olmak.
Ucu ucuna gelmek.
Yaka silkmek.
Yüreğinin yağı erimek.
Yüzüne gözüne bulaştırmak.
Zang ölümünden gitmek.
Zıkkımın kökünü yemek.
Zıvanadan çıkmak.
Bilmeceler
Köyde sorulan bilmeceler genellikle iki türlüdür. Birinci tür köyde yaşayan herhangi bir aileyi sorma amacı güden bilmecelerdir. Bu bilmecelerde sorulacak ailedeki erkekler horoz, kadınlar tavuk olarak adlandırılır ve bilmece “bir evde iki erkek üç tavuk” şeklinde sorulur.
İkinci tür ise bilinen klasik tür bilmecelerdir.
Bilmece örnekleri:
Alçacık tepe, cıngıllı küpe – (Nohut)
Allah’ın işi, tepesinde dişi – (Haşhaş kozağı)
Bir çok çocuklarım var, her gün suya girerler. – (Kaşık)
Bir çok çocuklarım var, sırtı meşinli meşinli. – (Kestane)
Bir çok çocuklarım var, tepesi çöplü çöplü. – (Üzüm)
Bir gelinim var döne döne gebe olur – (Kirman)
Bir gelinim var gelenin gidenin elini öper – (Kapı)
Bir tepem var, bir tarafına kar yağar bir tarafına dolu. – (Pamuk çıkrığı)
Bizim evde Ali var tepesinde gülü var. – (Kandil)
Çalı dibinde bazlamacık – (Mantar)
Çalı dibinde kıllı torba – (Tavşan)
Çalı dibinde mum yanar – (Çiğdem)
Dam ardından keçi geçer, sayın bakın kaçı geçer. – (Karınca)
Tet dedim, met dedim, kapı ardına yat dedim. – (Süpürge)
Yer altında yağlı kayış – (Yılan)
Yol üstünde bazlamacık – (Deve izi)
Yol üstünde kilitli sandık – (Mezar)
SPOR
İNAY SPOR
İnay Spor Kulübü 1956 yılında kurulmuştur. Futbol dalındaki çalışmalarını 1989 yılına kadar Uşak amatör kümede sürdürmüştür.1989 yılında kapanan kulüp, 1990 yılında yeniden kurulmuştur. Futbol takımı amatör kümede müsabakalara katılmaktadır. İki antrenman sahası bulunmaktadır.
HALİDE EDİP ROMANI'NDA İNAY
HİMMET ÇOCUK
Elvanlarda ihtiyar bir kılavuz aldık. Köy kısmen yanmış, perişan, herkes fersiz ve şaşkın gözlerle kamyon denilen canavarın bilüzum görüntüsüne bakıyordu. Herkesin ruhunda sonu gelmeyen meşakkatin, açlığın, her günün gizli felhaket ihtimallerinin yoğurduğu yeis ve lâkaydı vardı. Onun için kimse Uşak'a kadar gelmek istemiyordu. Parayı ne yapacaklardı? Ne alırdı ki? Yalnız zayıf yüzlü bir ihtiyar halsiz bir sesle:
- Ben İney'e kadar yolu biliyorum. Fakat beni Uşak'a götürürseniz ve bana orada bir okka tuz verirseniz gelirim, dedi. Akşam karanlığı basarken kamyon mırıldanarak, homurdanarak Anadolu'nun ıssız, yolsuz beyabanına (çöl) daldı.
Kamyonda İstanbul gazetecileri vardı. Yunan ordusunun emsalsiz mezaliminin külleri ve facia sahnesi üstünde tetkikat yapacaklar, ben cephenin Yunan mezalimi raporunu hazırlarken onlar da ajansla Türk'ü felaketini dünyaya bildireceklerdi. Anadolu'da hakim, insan değil tabiattır. Kuytu ormanlar batak ovalar, sarp keskin yokuşlar, sonra karanlık, kımıldıyormuş gibi insanı keserek dondurarak esen acı rüzgarın ortasından bin bir zahmetle bilmem kaç saat geçtik.
İney, bir derenin yamacından kurşuni bir yangın harabesine inkılap (dönen) eden bir köydü. Kamyon gırlayarak çırpınarak köyün yoluna girerken dünyada hilkati (yaratılış) adem başlamış gibi, etraf insan sesinden, hayatından ariydi. Yalnız bir sürü çakal acı acı, karanlık esiyormuş gibi dereyi yalayıp geçen rüzgarla hemahenk uluyordu. İçimden:
- Eyvah köyden hepsi gitmiş, nasıl tahkikat yapacağız? diyorum.
Biraz sonra sağda bir kaya kovuğunda kızıl bir alevin önünde ısınan iki haki gölgenin kımıldadığını gördüm. Karanlık dereye, kurşuni yangın harabesi olan yamaca vuran yegane ışık bu ateş ve kamuoyunun yürüyen iki göze benzeyen fenerleriydi. Köprünün önünde şoför kocaman atıl makineyi durdurmaya çalışırken önünde birkaç karaltı kımıldadı. Sonra ışığın beyazlattığı taşlı yolda siyah cübbeli, beyaz sarıklı, siyah sakallı bir adam, arkasındaki, henüz ışığın sahasına giremeyen karaltı halindeki arkadaşlarından ayrıldı. Hiç unutamayacağım vahiz bir sesle:
- Halide onbaşı, sizi biz İney istasyonunda bekliyorduk, dedi. - Geleceğimizi nereden biliyordunuz? - İstasyondan biliyorlar. Tahkik heyeti gelecek, dediler.
Bu sesten gazeteci arkadaşlar hemen harekete geldiler, kalem kağıt çıkardılar, kamyondan fırladılar, karaltılardan sormaya başladılar. Kaç ev yandı? Kaç kişi öldü? Siyah sakallı adam yanıma geldi. Fenerlerin verebildiği ışıkla notlarıma yiyecek gibi baktı.
- Kaç ev mi? Bütün köy yandı. Kaç adam mı öldü? Sayısını Allah bilir. Eşkıya gelir öldürür, yakar, soyar. Görüyorsunuz ya ne ev, en yiyecek, ne giyecek var. Sen onları şimdi bırak, İsmet Paşa'ya başka şey söyle! - Benim işim bunları yazmak.
Biraz daha hırçın ve sesi titrek:
- Senin işin bizim halimizi söylemek... Kaç ev yandı, kaç kişi öldü. Karnımızı doyurur, başımızı örtecek dam yapar mı? İsmet Paşa'ya söyle...
Sesinde hayat için mücadele edenlerin amiriyeti vardı; muti (başı eğik) sordum:
- Ne söyleyeyim? - Ev isteriz, rüzgar bıçak gibi kesiyor, çocukların başını sokacak kovuk bile yok. Uşak'ta birçok kereste ve Yunan esiri varmış, bunlardan bize verilmesini emretsin. Hemen kendimize dam yapalım.
Ekmek isteriz, askeri ambarlarda buğday var, bir saat ötede... Emretsin, bize versinler, çiğ olsun çocuklarımıza yedirelim. (Sesi acıyla, merhametle yırtılarak devam etti.) Büyükler söz anlıyor, sesi çıkmıyor, ama çocuklar söz anlamıyor, açlıktan hep ağlıyorlar, sabaha kadar ağlıyorlar, bunu Paşa'ya söyle...
Çakal ulumasıyla, rüzgarın iniltisi arkasından öyle zannettim ki aç çocuklar ağlıyor, göğsü sütsüz, boş, sırtı çıplak analar yumruklarını sallayarak dünyaya, talihe, hayata haykırıyorlar.
- Yazdım, dedim. Şimdi bize Uşak'a kadar bir kılavuz veriniz.
Herkes birbiriyle konuştu; biraz meşveret etti (birkaç kişiyle konuştu) sonra:
- Şu çocuk sizi şoseye çıkarsın, dediler.
Kocaman kurt derisi gocuk, kalın çizmeler, yün başlık artık ısıtmıyor, yakıyordu. Bütün gün yemek yememiştik. Yanımızda ihtiyaten alınmış yarım çuval peksimet vardı ki o da daha ziyade yanımdaki şoförle kamyondaki iki muhafız askere aitti. Fakat ne onlar, ne arkadaşlar, biraz evvel açlıktan şikayet ettikleri halde, yemek arzusundan bir günahmış gibi bahsetmiyorlardı. Yalnız makineyi düzeltmekle meşgul görünen nefer şoförün bir şey söylemeden içini yakan arzusu kalbime geçti, yavaşça:
- Peksimeti köylülere verelim mi? Dedim.
Bu söz yanmak için bekleyen kuru çıra ile temas eden bir kıvılcım gibi oldu. Nasıl oldu bilmiyorum, üç nefer peksimet çuvalını nasıl yakalamış, titremiş gözlerle zorla dağıtıyorlardı. Vakur ve mütehammil bir ses:
- Uşak'ta belki ekmek bulamazsınız. Yanınızda kalsın diyordu.
Yine kamyon hırıldadı, homurdandı, çatırdadı ve karanlığa, rüzgara daldı. Yer olmadığı için kılavuz Himmet kamyonun basamağında, yanımda ayakta duruyordu. Kamyona tutunan küçük çocuk elinin zaafını, zavallılığını görmekle beraber İney'deki küçüklerin açlık feryadıyla içim dolu gibiydi. Açı düşünüyorum. Bu, kaç senedir gezdiğim sahada kül olan, sükkanı aç ve ölmeye mahkum olan kaçıncı köydü.
Anadolu hilkat günlerinin ilk devrelerindeki yoksulluk, harabi ve vasıtasızlık içinde idi. Yeni Türkiye'yi inşa edecek millete yine Hazreti Adem'den sonraki devlere benzeyen kudret ve mesai kabiliyeti lazımdı. Evsiz, ekmeksiz, meyus bir halk... Dünya onların zafer destanını terennüm ederken onlar ölümün gözlerinin içine bakıyorlardı. Memleketi kim yapacak? Nasıl yapacağız? Yanımızda tiz fakat sakin bir çocuk sesi:
- Burası Kuzgunderesi, teyze!
Başımı çevirdim. Küçük, zayıf bir yüzü vardı. Çenesine doğru uzana ensiz yanağının derileri büzülmüş, çene iskeleti olduğu gibi seçiliyordu. Bu açlık ve yeis içinde başının öyle deruni bir sevimliliği, insanı hayata davet eden bir kudreti vardı ki sordum:
- Himmet, niçin peksimetini yemiyorsun? - Sonra yerim, teyze! - Hele bir ye de sonra konuşalım.
Yavaş yavaş koynundan küçük lokmalara ayırarak çıkardığı peksimeti yemesini bekledim, başının bütün iskeleti, peksimeti çiğnedikçe daha büyük bir vuzuhla meydana çıkıyordu. Birdenbire gocuğumun içine kaçak başını almak, bilmem neden vaktiyle kendi çocuğumu uyuturken söylediğim ninniyi söylemek istedim. Fakat bu arzum çok sürmedi. Küçük kuru yüzde merhameti, zaafı meneden bir olgunluk sezdim. Sakin ve arkadaş olmasına çalıştığım bir sesle konuşmaya başladım.
Büyük bir gururla on üç yaşında olduğunu söyledi. Yedi yaşında anasız, babasız, ihtiyar bir nine, genç bir kız kardeş bir çift öküzle kalmıştı. Öküzlerle kocasız iki kadının tarlalarını senelerce sürmüş, ortakçılık etmiş, ninesini, kardeşini beslemiş, hatta kız kardeşini ere vermişti. Fakat bir gün o havaliye bir hayvan hastalığı gelmiş, iki öküzü birden ölmüştü.
Hikayenin burası kalbimi burdu. Sordum:
- Ne yaptın?
Sükunla omuzlarını silkti. Hiç, ne yapacaktı. Öküzsüz çalışmış, gündeliğe gitmiş, dul kadınların tarlalarını sürmüş, üç sene çalışmış ve nihayet iki şişman kocaman dombay almıştı.
Hikayenin burası yine kalbimi heyecana verdi. Kimsesiz, sekiz dokuz yaşında, kuru Anadolu mesaisi ile iki manda alan çocuk, bu benim anladığım bildiğim kahramanlığın en yüksek derecesi gibi bir şey. Avustralya'yı kuru topraktan mesaisi ile yenip medeniyet merkezi yapan ruhlar bu nevi ruhlardır.
- Dombaylar duruyor mu?
Bu defa gözlerimi yaşartan bir ifade ile ince omuzlarını silkti. Kamyon karanlık vadiden geçiyordu. Anadolu'da vadiler, yarlar, uçurumlar insanın muhayyilesini ve arkasını soğuk soğuk ürpertir. Hicretlerin, kavgaların, cinayet ve soygunculukların sahnesi oralardır.
Üç ay evvel bu meşum derede Yunanlılar Himmet çocuğu yakalamışlar, kesmeye yatırmışlar, iki nefer arasında münakaşalar olmuş, biri arabasını, mandalarını alıp bırakmış, öteki öldürmek istiyormuş, nihayet salıvermek isteyen demiş ki:
- Arabasında yumurta varsa bırakalım, yoksa keselim.
Himmet çocuğun sakin sesi titreyerek:
- Ninem yolda yesin diye iki yumurta haşladıydı, teyze... dedi.
Derenin sağ tarafındaki uçurum üstünde karanlık rüzgar tuhaf tuhaf uluyordu. Çocuk susmuş, kamyona yapışmış, gidiyorduk. Tabii bir sesle:
- Seni Uşak'a kadar götürelim, Himmet, dedim. Sen dönmekten korkmazsın, bilirim, fakat biz yolda bir yanlışlık yaparız, şoför bilmiyor. - Olur, teyze.
Nefer şoförün yarım aydınlıkta kayadan oyulmuş gibi sabit erkek yüzü garip bir tebessümle harekete geldi.
Uşak'a girerken düşündüm. Anadolu'da geçen senelerimde yüz haneden otuz haneye eriyerek dağılan, ölen erkeksiz ve kimsesiz köylerde Himmet çocuğun eşlerine tesadüf ediyor, onlara memleketin hayat tarihinde birer ışık ve nişane diye bakıyordum. Hayat diye, insanlık diye Anadolu'da ne kalmış ise gayyur (gayretli) kadınlarıyla bu küçük gündelik kahramanların fevkalbeşer mesaisinden kalmıştı. Bunlardan bir tanesi kafamda ve kalbimde içimi kanatan bir çivi gibi saplanıp kalmıştır.
Antalya'dan Burdur'a gelirken nihayetsiz, kar bürümüş, bozuk, taşlı, bir yanı uçurum, bir yanında daima eşkıya gizlenen yokuşlardan birine tırmanıyorduk.
Buralarda arabalar durur, arabacılar bir araya gelir, her arabaya üç dört çift hayvan takarlar, arabacılar arkasına omuz verir. Bin türlü acayip sesler çıkararak teker teker her arabayı yokuşun başına çekerler. Ve çok zaman da kabl'et tarihî (tarih öncesi) vesaitle, terleyerek, inleyerek günlerce didişip Cine ovasına kadar getirdikleri mallarını eşkıya çeteleri alır götürür, elleri boş geldikleri yere dönerler. Böyle bir hengâme ortasında, kalınlı inceli hayvanları teşvik için birbirine karışan ohlar arasında billûr bir ses:
- Ah kadın aman! Ah gel de bir kez halimi gör!
Dedi. Kalbime ip takılmış gibi, ses gelen yere sürüklendim, on on iki yaşlarında, gocuğundan sular damlayan, el kadar güzel yüzlü, mavi gözlerini örten siyah kirpiklerinde yaş toplanmış bir çocuk arabacı gördüm. Bu da Himmet çocuk gibi ihtiyar bir halaya bakmak için bir fevkalbeşer (insanüstü) hayat mücadelesinde pişen bir çocuktu. Istırabının mercii (döneceği yer) olsa olsa toprak bir kadın kalbi oluyordu.
Hâlâ Türkiye'yi bu küçük Himmet çocuklar yürütüyor. Belki hâlâ acıları bir çocuğun değil bir devin kalbi gibi sağlam olan yüreklerinden taşarsa:
- Ah kadın anam ah! Gel de bir kez halimi gör! diyorlar.
HALİDE EDİP ADIVAR
DAĞA ÇIKAN KURT kitabı HİMMET ÇOCUK adlı bölüm.