260) Yalan Söylemenin Haram Oluşu
Bu bölümdeki iki ayet ve beş
hadis-i şeriften, gerçek bilgi sahibi olunmayan şeyin ardına düşülmemesi
gerektiğini, insanın her söylediği sözün her an kaydedici melekler tarafından
kaydedildiğini, sözde ve işte doğru olmanın hayırlara vesile olduğunu, hayatı
boyunca doğru dürüst olanın doğrulardan yazılacağını, hayatı boyunca yalancılık
yapanın da meslek edindiği yalancılardan yazılacağını, münafıkta bulunan
alametleri, değil gerçekleri, rüyaları bile saptırarak yalan söyleyenlere
ahirette zor işler verileceğini, başkalarının duyması istenmeyen sözü dinlemeye
çalışanın kulağına eritilmiş kurşun döküleceğini, canlı resim yapanlara
kıyamette bunun canını ver deneceğini, Rasulullah'ın rüyasında gördüğü bazı
gerçekleri nasıl yorumladığını öğreneceğiz. (1)
"Bilmediğin şeyin
ardına düşme, çünkü kulak, göz ve kalp hepsi sorumludur. Kıyamette sorguya
çekilecektir." (İsra: 17/36)
"İnsan hiçbir söz
söylemez ki yanında onu gözetleyen, dediklerini kayda geçiren bir melek hazır
bulunmasın." (Kaf: 50/18)
1545. Abdullah İbni Mes'ûd radıyallâhu anh''den
rivâyet edildiğine göre Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
– "Şüphesiz ki sözde
ve işte doğruluk hayra ve üstün iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir.
Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğrucu) diye kaydedilir.
Yalancılık yoldan çıkmaya (fucûr) sürükler. Fucûr da cehenneme götürür. Kişi
yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı (kezzâb) diye
yazılır".(2)
1546. Abdullah İbni Amr İbni'l–Âs radıyallahu anhümâ'dan
rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Dört huy vardır ki
bunlar kimde bulunursa o kişi tam münâfık olur. Kimde de bu huylardan biri
bulunursa, onu terkedinceye kadar o kişide münâfıklıktan bir sıfat bulunmuş
olur:
Kendisine bir şey emânet
edildiği zaman ona ihanet eder.
Konuştuğunda yalan söyler.
Söz verince sözünden
döner.
Düşmanlıkta haddi aşar,
haksızlık yapar."(3)
1547. İbni Abbâs radıyallahu anhümâ'dan rivayet
edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Kim görmediği bir
rüyayı gördüm deyip anlatırsa, âhirette yerine getirmesi mümkün olmayan bir
işe, iki arpa tanesini birbirine düğümleme cezasına çarptırılır.
Kim, bir topluluğun
duyulmasını istemedikleri bir sözü öğrenmeye çalışır (kulak hırsızlığı
yapar)sa, kıyamet günü kulaklarına eritilmiş kurşun dökülür.
Kim de herhangi bir
canlının resim (ve heykelini) yaparsa, o da kıyamette, yapamayacağı halde,
"haydi buna can ver " diye zorlanarak azâb edilir."(4)
1548. İbni Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet
edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"En büyük yalan,
görmediği düşü gördüm diye kişinin gözlerine iftira etmesidir."(5)
* Görmediği bir rüyayı gördüm diyerek kendi gözlerine
iftira edenler ve onları kendi yalanlarına şahid tutmaları büyük bir günahtır,
bunun için iki arpayı düğümlemekle cezalandırılacaklardır.
Bir şahsın veya topluluğun
duyulmasını istemedikleri bir konuşmayı dinleyen veya bir cihana kaydedip
ortaya dökenler kıyamet günü kulaklarına eritilmiş kurşun dökülmek suretiyle
cezalandırılırlar.
Yine canlı yaratıkların resim
ve heykellerini yapan kimselere de “haydi bu yaptıklarınızın canını verin” diye
yapamayacakları bir teklifle azap edileceklerdir.
Bu üç husus ta sahtecilik ve sahtekarlıktır. Her biri kendisine uygun
bir ceza ile cezalandırılacaklardır. Müslüman gerçeklerin peşinde olmalı, her
türlü sahtecilikten uzak durmalıdır. Sanat ve sanatkarlık adı altında
sahteciliği meşrulaştırmak mümkün değildir, haramdır.(6)
1549. Semüre İbni Cündeb radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem, ashâbına:
– "Düş göreniniz var
mı?" diye sorup,
"gördüm" diyenin düşünü, Allah'ın dilediği şekilde yorumlardı. Bir
sabah bize şöyle buyurdu:
– "Bu gece düşümde
bana iki kişi gelerek "haydi yürü, gidiyoruz" dediler. Ben de onlarla
beraber gittim. Yanı üzerine yatmış bir adamın yanına vardık. Elinde bir kaya
parçası bulunan bir başka adam, onun başı ucunda ayakta duruyor, elindeki
kayayı, yanı üzerine yatmış olan adamın tepesine indiriyor, başını yarıyordu.
Taş yuvarlanıp gidiyor, adam taşı arkasından koşup alıyor, o geri gelinceye
kadar ötekinin başı iyileşiyor, eski haline geliyordu. Adam, önce yaptığını
aynen tekrarlayıp duruyordu. Ben yanımdakilere:
– “Sübhânellah! Bu nedir?”
dedim.
–Yürü, yürü hele dediler.
Yürüdük. Derken sırt üstü yatmış bir adamın yanına vardık. Başucunda da, elinde
demir çengel bulunan bir başkası duruyordu. Bu adam, yatan kişinin bir tarafına
geçip elindeki çengelle avurdunu, burnunu ve gözünü ta ensesine kadar yarıyor
sonra öbür tarafına geçip orasını da aynı şekilde parçalıyordu. Bir tarafını
yarıncaya kadar önceki yardığı taraf eski haline geliyor adam da sürekli aynı
şekilde parçalamaya devam ediyordu. Ben:
– “Sübhânellah! Bunlar ne
? dedim.
– Yürü, yürü hele!
dediler. Yürüdük. Fırın gibi bir yapıya vardık.
(Râvi diyor ki, sanıyorum
Peygamber Efendimiz sözlerine şöyle devam etti:)
Orada ne söylenildiği
anlaşılamayan çığlıklar, feryadlar birbirine karışıyordu. O yapının içinde
çıplak bir sürü erkek ve kadınların bulunduğunu anladık. Altlarından alevler
geldikçe, onlar çığlık atıyor, feryat koparıyorlardı. Ben:
– Bunlara ne oluyor?
dedim.
– Yürü, yürü hele!
dediler. Yürüdük. Nihayet bir nehire vardık. (Ravi, herhalde "kan kırmızısı bir nehir" buyurdu,
diyor. ) Nehrin içinde yüzen bir adam, kıyısında da yanına birçok taş yığmış
bir başka adam… Nehirde yüzen kişi, yüzeceği kadar yüzdükten sonra kıyıya
geliyor ve ağzını açıyordu. Kıyıdaki adam da onun ağzına bir taş koyuyor,
yüzen kişi dönüp yüzmesine devam ediyor, sonra dönüp yine kenara geliyor, ağzını
açıyor öteki de ağzına bir taş daha atıyor, o da dönüp gidiyordu. Ben,
yanımdaki iki kişiye:
– "Bu ikisinin hali
nedir böyle? dedim.
– Yürü, yürü hele!
dediler. Yürüdük. Çirkin –gördüğünüz adamların en çirkini de diyebilirsiniz–
bir adamın yanına vardık. Adam, sürekli ateş yakıyor ve ateşin etrafında
dolanıp duruyordu. Ben:
– "Bu adam
neci?" dedim.
– Yürü, yürü hele!
dediler. Yürüdük; içinde baharın tüm çiçek çeşitlerinin bulunduğu geniş
yemyeşil bir bahçeye vardık. Bahçenin ortasında gayet uzun boylu bir adam
vardı. O kadar ki, göğe uzanan başını nerede ise göremeyecektim. Adamın
etrafında, hayatımda hiç görmediğim kadar çok çocuk bulunuyordu. Ben:
– "Bu adam ve bu
çocuklar kim, (ne yapıyorlar)?" dedim.
– Yürü, yürü hele!
dediler. Yürüdük, Gide gide büyük bir ağaçlığa vardık ki ben onun gibi güzel ve
geniş bir ağaçlık görmüş değilim. Beni götürenler, "Gir oraya!"
dediler. Birlikte girdik ve bir tuğlası altın bir tuğlası gümüşten örülmüş bir
şehirle karşılaştık. Şehrin kapısına varıp açılmasını istedik. Kapı açıldı, biz
de girdik. Bizi, vücutlarının yarısı bugüne kadar gördüklerinizin en güzeli,
diğer tarafı bugüne kadar gördüklerinizin en çirkini birtakım adamlar
karşıladı. Yanımdaki iki kişi onlara:
– Gidip şu nehre girin!
dediler. Bir de ne göreyim, suyu süt gibi, bembeyaz, enine doğru akan bir
nehir. Adamlar gidip nehre girdiler sonra çıkıp yanımıza geldiler.
Çirkinlikleri tamamen gitmiş, hepsi de son derece güzelleşmişlerdi.
Resûl–i
Ekrem sallalahu aleyhi ve sellem sözlerine şöyle devam etti:
Beni götüren iki kişi
bana:
– Burası adn cennetidir,
şurası da senin konağındır, dediler. Başımı kaldırıp baktım, bir de ne göreyim;
beyaz buluta benzeyen bir köşk.
– İşte burası senindir,
dediler. Ben o iki kişiye:
– "Allah size büyük
hayırlar ihsan etsin, bırakınız da beni oraya gireyim, " dedim.
– Hayır, şimdi değil! Sen
oraya daha sonra gireceksin, dediler. Bunun üzerine ben:
– "Bu gece boyunca
hayret verici çok şey gördüm. Gördüklerimin anlamı nedir?" dedim. Onlar:
– Anlatalım, dediler ve
anlattılar:
– "İlk önce yanına
vardığın kafası taşla yarılan adam var ya, o, Kur'an'ı öğrendiği halde terkeden
ve farz namaz vaktini uyku ile geçiren kimsedir.
Avurdu, burnu ve gözleri
demir çengelle yarılan adam, evinden çıkıp etrafa yalanlar yayan kişidir.
Fırın içindeki çıplak
erkek ve kadınlar ise, zina eden erkek ve kadınlardır.
Nehirde yüzüp yüzüp de taş
yutan adam, faiz yiyen kişidir.
Yanındaki ateşi sürekli
yakıp, etrafında dolaşıp duran çirkin görünüşlü kişi, cehennemin görevlisi
Mâlik'tir.
Bahçedeki uzun boylu adam,
İbrahim aleyhisselâm'dır. Etrafındaki çocuklar da İslam fıtratı üzere ölen
küçük yavrulardır."
Berkânî'nin rivayetinde, "fıtrat
üzere doğan" kaydı bulunmaktadır.
Müslümanlardan biri:
– Ey Allah'ın elçisi! Müşrik
çocukları da bunlara dahil mi? diye sordu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem:
– "Müşriklerin
çocukları da dahildir" buyurdu.
Vücutlarının yarısı güzel,
yarısı çirkin olan adamlara gelince bunlar, güzel işleri kötü işlere karıştıran
kimselerdir. (Ancak) Allah onları bağışlamıştır."(7)
Buhârî'nin bir başka
rivayetinde Efendimiz'in "Bu gece bana iki adam gelip beni kutsal bir
yere çıkardılar" buyurduğu ve sonra oraya nasıl çıktığını şöyle
anlattığı bildirilmektedir:
"Biz, üstü dar, altı
geniş ve alt kısmında ateş yanan fırına benzer bir deliğin yanına
vardık. Alevler yükseldikçe insanlar
da yükseliyor, neredeyse delikten çıkacak hale geliyorlar,
alevler sakinleşince dibe iniyorlardı."
Bu rivayette , "Orada
çıplak erkekler ve kadınlar bir arada bulunuyorlardı" ifadesi de
bulunmaktadır.
Yine bu rivayette kesin bir
ifade ile "Nihayet kandan bir nehire ulaştık" denilmektedir. "Nehrin
ortasında ayakta duran bir adam, nehrin kenarında da önünde bir yığın taş
bulunan bir başka adam vardı. Nehirdeki adam çıkmak isteyince, kıyıdaki onun
ağzına bir taş atıyor ve onu yerine geri çeviriyordu. Çıkmak için kenara her
gelişinde aynı şeyi yapıyor ağzına bir taş atıyor, o da geri dönüyordu."
Yine aynı rivayette şu
ifadeler bulunmaktadır:
"O iki kişi beni
ağaca çıkardılar ve beni, daha güzelini hiç görmediğim bir eve soktular. İçinde
yaşlı ve genç insanlar vardı."
"Şu ağzının
parçalandığını gördüğün adam var ya, o yalancının biriydi. Sürekli yalan
söylerdi. Onun yalanları ufukları kaplıyordu. İşte o yalancı adam, kıyamet
gününe kadar böyle azâb olunacaktır."
"Bir de şu başının
ezildiğini gördüğün adam var ya, ona da Allah Kur'an'ı öğretmişti, o geceleri
hep uyku ile geçirip Kur'an okumamış, gündüz de Kur'an'la amel etmemiştir. Ona
da kıyamet gününe kadar böyle azâb edilir."
"Girdiğin birinci ev,
mü'minlerin; şu ev ise, şehidlerin evidir. Ben Cebrâil'im, bu da Mikâil'dir.
Kaldır başını! dedi. Başımı kaldırdım bir de ne göreyim, üstümde buluta benzer
bir şey duruyor. Burası da senin konağındır" dediler. Ben:
– Bırakın beni, oraya
gireyim, dedim.
– "Hayır, sen henüz
ömrünü tamamlamadın. Onu tamamlayınca konağına gireceksin" dediler.(8)
Kaynak:
1-Abdullah Parlıyan,
Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 445.
2-Buhâri, Edeb 69; Müslim,
Birr 103–105. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 80; Tirmizi, Birr 46; İbni Mâce,
Mukaddime 7; Dua 5.
Bu hadis önceden 54 numarada
geçmiş, gerekli açıklama orada verilmişti.
3-Buhârî, Îmân 24, Mezâlim 17,
Cizye 17; Müslim, Îmân 106. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 15; Tirmizî, Îmân 14;
Nesâî, Îmân 20.
Bir benzeri 201’de geçen bu
hadis, 690’da geçmişti. 1586 da tekrar gelecek.
4-Buhârî, Ta'bîr 45. Ayrıca
bk. Ebû Dâvûd, Edeb 88; Tirmizî, Rüyâ 8; İbni Mâce, Rüyâ 8.
5-Buhârî, Ta'bîr 45.
Değişik bir şekilde 844’de
geçmişti.
6-Abdullah Parlıyan,
Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 446.
7-Buhârî, Ta'bîr 48.
8-Buhârî, Cenâiz 93.
mehmet selim polat