TERK EDİLEN İSLÂM

    Sayfa yazarları

    • mehmet selim polat
      Temmuz 27, 2009

    Site sahipleri

    • mehmet selim polat

    Mehmet Selim POLAT

    Din,Vatan,Devlet,Millet ve Bayrak Tartışılmaz.
    Hükümet ise,Benim Değildir.

    FİHRİST

    OKUYUP İMAN EDİNİZ

    (TEVBE suresi 23. ayet)

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ آبَاءكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ أَوْلِيَاء إَنِ اسْتَحَبُّواْ الْكُفْرَ عَلَى الإِيمَانِ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

    Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir.

    (MÂİDE suresi 51.ayet)

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

    Ey iman edenler! 

    Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. 

    Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. 

    Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.


    (BAKARA suresi 120.ayet) 

    وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم بَعْدَ الَّذِي جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ

    Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. 

    De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. 

    Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, Andolsun ki, 

    Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.


    (TEVBE suresi 28. ayet) 

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلاَ يَقْرَبُواْ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هَـذَا وَإِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْنِيكُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ إِن شَاء إِنَّ اللّهَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

    Ey iman edenler! Müşrikler ancak Necistir,bir pisliktir.(Tuvalet Pisliği) Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, (biliniz ki) Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir.

    Bayrağı ve Yazıyı Tıkla

    >>Ana Gibi Yar Olmaz

    Big HugRunningJeepDuel GunsBible 2GrenadeProudGrenadeBible 2It

    Şimdi En büyük Düşmanımız,Haççolardır.

    Son site etkinliği

    Ana Sayfa‎ > ‎İslâm’da Laiklik Yoktur.إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ Allah katında tek Din İslâmdır.‎ > ‎Türkiye’de laiklik , Atatürk’çülük ve Demokrasi‎ > ‎Demokratik çalışma ve amel ilişkisi‎ > ‎Demokratik yöntem ile İslam’ı hakim kılmak olamaz mı?‎ > ‎Seçim sandığına giden bir vatandaşın bu davranışının anlamı nedir ?‎ > ‎Milletvekili adayı olmanın anlamı nedir?‎ > ‎Demokratik düzenlerin iddiaları nelerdir ?‎ > ‎İslam’i hareket ve demokrasi‎ > ‎Demokrasi ve seçimler‎ > ‎Demokratik çalışmayı savunanların bazı gerekçeleri‎ > ‎Hüküm koyma ; Allah’a muhalif kanun koymanın ve koydurtmanın hükmü nedir?‎ > ‎Allah’ın ayetlerinin inkar ya da alay edildiği meclislerde oturulabilir mi?‎ > ‎Parlementoyu hep dinsizler mi ele geçirsin; adamlarımız olmasın mı ?‎ > ‎Sert olmayalım , particilere karşı yumuşak davranalım .‎ > ‎Bu kadar alim , hoca var ;onlar bilmiyorlar mı bunu ?‎ > ‎Yusuf (a.s.) parti gibi başa geçmiştir ; bizde onun gibi çalışıyoruz‎ > ‎Hılfu’l - Fudul Andlaşması oy vermeye delil midir ?‎ > ‎Medine vesikası ve Hudeybiye anlaşması, Necaşi delil midir ?‎ > ‎Parti yoluyla İslam’a casus ve ajanlık hizmeti ediyoruz‎ > ‎İslam’i duyarlılığı olan partiye destek ehveni şer midir ?‎ > ‎Said Nursi bile siyaset yapmıştır. Bizde yapıyoruz‎ > ‎İslam’a göre dost ve düşmanlık : Dostluğun gerekleri‎ > ‎Allah’tan başkası için yemin etmek ; hükmü nedir ?‎ > ‎Takiyye nedir , ne zaman olur , şartları nedir ?‎ > ‎Meydanı İslam düşmanlarına mı bırakalım ?‎ > ‎İslam partisi olamaz mı ?‎ > ‎Küfrü meşrulaştırmak‎ > ‎Beşeri düzenin bazı kurum ve görevleri‎ > ‎Demokratik Mücadele Kurumu ; Partiler:‎ > ‎

    Bakanlık ve Üst Düzey Bürokratlığı

    Bakanlık ve Üst Düzey Bürokratlığı :

    Çağımız müslümanlarının karşı karşıya bulunduğu en önemli problemlerinden bir tanesi de düzenin bürokratik kademelerinde görev alıp almamak meselesidir . Müslüman bir kimse için gerçekten de büyük bir problemdir ve İslam’ı yaşamak , inançlarına ters bir hayattan inançlarıyla bağdaşmayan bir takım ilişkilerden uzak kalmak isteyen müslüman için esenlikle atlatılması zor bir dönemeçtir , hatta tercihte zorluk çıkartan , oldukça belirleyici bir yol ayrımıdır . Ancak bir taraftan devlet kademelerinin en üst bürokratik kurumlarından olan , diğer taraftan da partisel çalışmanın bir sonucu olarak ortaya çıkan “ bakanlık “ problemini öncelikle ele almamız gerekmektedir . Esasen hükümetlere katılıp bazı bakanlıklar elde etmek yoluyla İslam’a hizmet etmek iddiası yerinde ve kabul edilebilir bir gerekçe değildir .Çünkü ; “ bakanın” görevi uygulamaya koyacağı düzeni seçmek değildir . Bakan aslında devletin benimsediği düzen ve hükümleri uygulamak üzere ücretle tutulmuş bir kişidir. O , hiçbir şekilde uygulamaya koyacağı düzeni seçmek yetkisine sahip değildir . Üstelik tek başına teşrii (kanun koyma ) bir yetkiye sahip değildir . Bakan sadece yürütmekle görevli bir kimsedir .Müslüman bir kimse , böyle bir düzende bakan olmakla ve yalnızca bu makamı kabul etmekle dahi İslam’a muhalefet etmiştir . Çünkü bakanlık , devletin temelini teşkil eden demokratik düzenin üzerinde yükseldiği makamlardan bir tanesidir . Böyle bir makamı işgal etmek bile tek başına İslami olmayan hükümlerle , Allah’ın indirdiklerinden başkasıyla hükmetmektir ve bu hükümleri kabul etmek olarak değerlendirilir .Diğer taraftan , uyguladığınız bir düzeni reddetmeniz yada onunla çelişmeniz aklen nasıl mümkün olabilir ?

    Kişi bakan olduğu takdirde cahili düzenin direkt baskısı altına girer ve bundan kurtulamaz .en azından reddettiği cahili yönetime , ya da Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyen tağutlara bağlı kalacağına dair yemin eder , söz verir , imza atar . Allah’ın indirdiklerine zıt olan yasama ile doğrudan ilişkisi olur . O zaman da Allah’ın emrine aykırı hareket etmekten kendisi alı koyamaz . Halk kitleleri tarafından müslüman olarak tanınan kimselerin Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyen yönetimlerde bakanlık kabul etmeleri ,cahili düzenlere bir çeşit şer’i kimlik kazandırmaktadır . Cahili düzenler için bir “ temiz kağıdı “ vermek anlamı taşır . Müslüman diye tanınan kimselerin böyle düzenlerde bakanlık yapmaları , onların doğru hareket eden kimseler olduklarını kabul eden halk kitlelerini aldatır . Çünkü onlar bu davranışlarından bu cahili düzen ve bakanlıkların eleştirilecek bir taraflarının olmadığı , bakanlıklarını kabul ettikleri için de müslümanların ve İslami hareketin bu cahili düzen ve kurumlardan razı ve hoşnut olduğu kanaatine sahip olabilirler.

    Bakanlar , fert olarak tek başlarına sorumlu olmakla kalmıyorlar , ortak bir sorumluluğa da sahiptirler . başbakan ve bakanlar , devletin genel politikasını uygulayıp savunmaktan hep birlikte sorumludurlar . Hiçbir bakan bu politikanın dışına çıkamayacağı gibi , buna olumsuz eleştiri de yöneltemez. Bu genel politikanın Allah’ın şeriatine aykırı olması durumu hiçbir şekilde değiştirilmez.

    Devlette Allah’ın helal kıldığını haram , haram kıldığını helal kılan bir çok kanun vardır . Bakanın ise bu kanunları uygulamaktan başka bir görev ve sorumluluğu yoktur . Bakan devlet ve hükümetin politikasını uygulamakla yükümlü olduğuna göre prtaik olarak onun haramları işlemekten uzak kalmasına imkan yoktur . Örnek olarak bütçe kanunu ele alırsak ; bütçeye bütün bakanlar imza atar ve onaylarlar . bu bütçelerde en azından açık ve seçik bir şekilde faiz alıp vermek söz konusudur . Müslüman bir bakanın katii bir şekilde haram kılınmış böyle bir necisin altına imza atması , onu dünya ve ahirette de helake sürükler . çünkü faiz işlemini yapan tarafa lanet edildiği gibi , şahitlerine , yazıcılarına da lanet edildiği bilinen bir husustur. İslami hareketin yakın geçmişini ve şimdiki durumunu ve problemlerini ele aldığı ve bazı çözümler önerip bir takım yanlışlıklara değindiği ve “ Vakıuna’l –Muasır “ adını taşıyan eserinde Muhammed Kutub , bu konuya da değinmektedir . “ Cahili Toplumlarda Hangi Tür Memuriyetleri Kabul Edebiliriz ? “ başlığını taşıyan bölümde özetle şunları söylemektedir :

    “ İçinde yaşadığımız toplumlar , Allah’ın şeriati ile hükmetmedikleri ve Allah’ın şeriatinin hükmüne boyun eğmedikleri için “ cahili toplumlar ” dır. Bu toplumlar , cahili yöntem ve cahili hükümlerle hükmetmektedirler . Allah’ın hükmü dışında kalan her bir hüküm ise , yüce Allah’ın kitabında tesbit ettiği gibi cahili bir yönetimdir :

    “ Onlar hala cahiliyye döneminin ( sapık ) hükmünü mü arıyorlar ? Sağlam bir inanç sahibi olan bir kavim için hükmü Allah’tan daha güzel kim olabilir ? “ ( Maide 50 )

    Ancak bizim bu toplumları Allah’ın indirdikleriyle hükmetmedikleri için cahili toplum olmakla nitelendirmemizin , bu toplumlarda yaşayan insanların itikadi durumlarıyla ilgisi yoktur. Bu toplumlarda yaşayan insanlar müslüman da olabilirler , günümüz toplumlarında görüldüğü şekilde müslüman ve kafirlerin karışık olarak yaşadığı toplumlar da olabilirler . Toplumun niteliği ise , o toplumda yaşayan insanların akideleri göz önünde bulundurulmaksızın , topluma hükmeden düzenin mahiyetine göre isim alır . Toplumun cahili bir toplumun olmasının sebebi , Allah’ın indirdiklerinden başka hükümlerle hükmeden ve toplumu altında barındıran “ cahili bir şemsiye “ nin varlığıdır .Allah’ın yoluna davet eden insanlar da dahil olmak üzere o toplumda yaşayan herkes bu şemsiyenin altındadır . Bu şemsiye altında bulunan insanlara dair verilecek hüküm , Rasulullah (s.a.) efendimizin de beyan ettiği üzere bizzat bu “şemsiye“ ye karşı takındıkları tavırlara göre değişir . Bu şemsiyeye razı olanlar ondandır , onlara karşı çıkan , reddeten de kendine has olan hükmünü alır.

    “ ....Onlara karşı eliyle cihad eden mümindir ; onlara karşı diliyle cihad eden mümindir , onlara karşı kalbiyle cihad eden mümindir . Bunun ötesinde ise hardal tanesi kadar dahi imandan bir eser yoktur . (Müslim , imare 80) “ .... Kim hoş görmezse (o münkerden ) uzak kalır , kim karşı çıkarsa kurtulur , fakat kim de razı olur ve tabi olursa “ ( Müslim , imare 63-64 ; Ebu Davud , sunne 27 ; Tirmizi , fiten 78 )

    Toplumun hükmü ve böyle bir toplum hakkındaki Allah’ın hükmü bu olduğuna göre , böyle bir toplumda müslümanların almaları caiz olan görevler ve memuriyetler nelerdir ?

    Aslında bu konuda oldukça hassas bir ölçü ve kesin bir sınır bulunmamaktadır . Ancak akideye göre şöyle bir ölçü koyabiliriz : Yapılan görev yönetim kademelerinde yukarı doğru çıktıkça , bu makamlara karşı müslümanın takınması gereken tavırdan da zorunlu olarak o oranda uzaklaşılmış olur.