194.
Yazıcılar ve ferisiler
Lazarus'u öldürmek için başkâhinle istişarede bulundular; çünkü, pek çokları,
Lazarus'un insanlarla konuştuğunu, yiyip içtiğini gördüklerinden, Lazarus
mucizesinin büyüklüğü dolayısıyla kendilerinin geleneklerini bırakıp, îsa'ya
iman ediyorlardı. Fakat, Kudüs'te taraftarları olduğundan ve kizkardeşiyle
Magdala ve Beytanya'yı da elinde bulunduran Lazarus güçlü de olduğundan ne
yapacaklarını bilmiyorlardı.
îsa Beytanya'ya, Meryem'le birlikte Marta ve Lazarus'un evine vardı. Kendisine
hizmet ettiler.
Bir gün İsa'nın ayaklan dibinde oturan Meryem onun sözlerini dinliyordu. Bu
sırada Marta îsa'ya dedi : «Rab, görmüyor musun kızkardeşim sana gereken bakımı
yapmıyor ve senin ve havarilerinin yiyeceklerini getirmiyor.»
İsa cevap verdi.- «Marta, Marta, sen yapman gereken şeyin düşüncesine
kapılıyorsun, çünkü Meryem kendinden ebediyen ayrılmayacak bir pay seçti.»
Kendine iman eden büyük bir kalabalıkla birlikte sofrada otururken îsa, konuşup
dedi: «Kardeşler, sizinle kalacak pek az zamanım var. Çünkü, vakit gelmiş
demektir ve benim dünyadan ayrılmam gerekiyor. Bu nedenle, size Allah'ın
Hezekiel Peygambere söylediği sözü hatırlatıyorum:
«Ben, senin Allah'ın ebediyen sağ ve diriyimdir ki, günah işleyen
ruh ölecektir, ama eğer günahkâr, tevbe edecek olursa ölmeyecek, yaşayacaktır.»
Bu bakımdan, şimdiki ölüm, ölüm değil, gerçekte uzun bir ölümün sonudur; nasıl
bedenin bir baygınlık anında içinde ruh varken, candan ayrıldığı zaman, ölenler
ve gömülenler üzerinde bayılmak dışında başka hiç bir avantajı olmuyorsa,
gömülen (vücut) da Allah'ın kendisini yeniden diriltmesini bekler.
«O halde dikkat edin, Allah'ı idraktan yoksun olan bir hayat ölüdür.»
195. "Bana İnananlar Ebediyyen Ölmeyeceklerdir."
Bana inananlar ebediyen
ölmeyeceklerdir. Çünkü, benim sözüm sayesinde Allah'ı içlerinde idrâk edecekler
ve bu nedenle de kurtuluşlarını gerçekleştireceklerdir.
«Ölüm, Allah'ın buyruğuyla tabiatın yaptığı bir hareketten başka nedir? Şöyle
ki, biri bir kuşu tutup, ipini de eline aldığı zaman, baş kuşun uçmasını
dilediğinde ne yapar? Tabii ki, mutlaka ele açılmasını emreder ve böylece kuş
hemencecik uçup gider. «Ruhumuz», peygamber Davud'un dediği gibi, kişi Allah'ın
koruması altında bulunduğu zaman, «kuş avcısının tuzağından kurtulmuş bir serçe
gibidir.» Ve hayatımız, tabiatın kendisiyle ruhu insanın bedenine ve canına
bağlı tuttuğu bir ip gibidir. Ve, bu bakımdan, Allah dilediği ve tabiata
açılmasını emrettiği zaman, hayat kopar ve ruh, Allah'ın ruhları almakla
görevlendirdiği meleklerin elinde kurtulur.
O halde, dostlar, dostları öldüğü zaman ağlamasınlar, çünkü Allah'ımız böyle
dilemiştir. Ama, günah işledikleri zaman, bırakın durmaksızın ağlasınlar.
Çünkü, (günah işlemekle) ruh, Allah'tan, -gerçek hayattan- koptuğundan ölür.
Eğer beden ruhla birleşmeyince çirkinleşiyorsa, ruh, rahmet ve lûtfuyla kendini
güzelleştiren ve dirilten Allah'la birleşmeyince çok daha fazla korkunçlaşır.»
Ve, îsa bunu deyip Allah'a şükretti; sonra Lazarus dedi ki: «Rab, bu ev bana
geçimim için verdiği tüm şeylerle birlikte, yoksullara bakılması için Yaratıcım
olan Allah'a aittir. Bu nedenle, sen de yoksul olduğuna ve pek çok şakirdin de
bulunduğuna göre, istediğin zaman istediğin kadar kalmak için buraya gel.
Çünkü, Allah'ın kulu, Allah sevgisi için gerektiği kadar size hizmet edeceğim.»
196.
îsa bunu duyunca sevindi ve
dedi: «ölmek ne kadar iyi bir şeymiş görün! Lazarus yalnızca bir kere öldü ve
dünyanın, kitaplar arasında büyüyen en akıllı adamlarının bilmediği böyle bir
akideyi öğrendi! Allah için, her insan Lazarus gibi, insanlar yaşamayı
öğrensinler diye yalnızca bir kez için olsun ölmeli.»
Yuhanna karşılık verdi: «Ey muallim, bir söz söylememe izin var mı?»
«Bin tane söyle» (diye) karşılık verdi îsa, «Çünkü, nasıl bir insan Allah'a
kulluk için mallarını dağıtmaya hazırsa, o akideyi dağıtmaya da hazırdır. Ve, o
(böyle yapmaya) ne kadar hazır olursa, mal ölüye yeniden hayat veremezken,
sözün o kadar çok bir ruhu tevbeye getirme gücü olur. Bu bakımdan, yoksul bir
insana yardım etme gücü olan adam, yardım etmeyip de, yoksul açlıktan öldüğü
zaman bir katil olmuş olur. Ama daha kötü katil, Allah'ın Kelâmı'yla günahkârı
tevbeye getirebilen, ama getirmeyip, Allah'ın dediği gibi «dilsiz bir köpek»
örneği oturup duran kişidir. Böylelerine karşı Allah der: «Kelâmımı
gizlediğinden dolayı günahkârın helak olacak olan ruhunu senin ellerinden
isteyeceğim, ey benim imansız kulum.»
«Bu durumda anahtarı olup da sonsuz hayata girmeyen, hatta girmek isteyenlere
engel olan yazıcıların ve Ferisîler'in durumu ne olmaktadır şimdi?»
«Ey Yuhanna, benim yüzbin sözümü dinledikten sonra bir söz söylemek için benden
izin istersin. Bak sana diyorum ki, beni dinlediğin her bir sözün on katını
senden dinlemeye hazırım. Ve, bir diğerini dinleyecek olan, konuştuğu her
defada günah işler. Çünkü, kendimiz için istediğimizi başkalarına da yapmalı,
kendi görmek istemediğimizi başkalarına da yapmamalıyız.»
O zaman Yuhanna dedi: «Ey muallim, neden Allah bunu, yani, kendilerini ve
Yaratıcılarını bilmeleri için, Lazarus'un yaptığı gibi bir kez ölüp geri
dönmeği insanlara bahşetmedi?»
197.
îsa cevap verdi: «Söyle bana
Yuhanna; ev sahibinin biri bir hizmetçisine, evinin manzarasını kapayan ağacı
kesmesi için mükemmel bir balta verdi.
Ama işçi baltayı unuttu ve dedi: «Eğer efendi bana eski bir balta vermiş
olsaydı ağacı kolayca keserdim» Söyle bana Yuhanna, ev sahibi ne dedi? Mutlaka
kızdı ve eski baltayı alıp adamın başına çarptı ve dedi:
«Aptal hilekâr! Sana ağacı zahmetsizce kesebileceğin bir balta verdim, sense
büyük zahmetlerle çalışman gerekecek ve gidip, hiç bir şey elde edemeyeceğin bu
baltayı mı istersin? Ben senin ağacı, çalışman işe yarasın diye kesmeni
isterim. Doğru değil mi bu?»
Yuhanna cevap verdi: «Doğruların doğrusu.» (O zaman îsa dedi) : -Ebediyen sağ
ve diriyimdir ki» der Allah, «Ben herkese iyi bir balta verdim, bu da bir
ölünün gömüldüğünü görmektir. Kim bu baltayı iyi kullanırsa, kalbindeki günah
ağacını sancısız çıkarır; böylece lütuf ve rahmetimi kazanır. Onlara salih
amellerinden dolayı sonsuz yaşama hakkı veririm. Ama, gün be gün başkalarının
ölüp durduğunu gördüğü halde ölümlü olduğunu unutan ve «eğer öbür hayatı
görsem, iyi işler yaparım» diyenin üzerine olacaktır öfkem, ve onu ölümle
öylesine çarparım ki, bir daha hiç iyilik bulamaz.»
«Ey Yuhanna» dedi îsa, «Başkalarının düşüşünden ayakları üzerinde durmayı
öğrenenin avantajı ne büyüktür!»
198.
Sonra, Lazarus dedi:
«Muallim, bakın size diyorum ki, günbegün ölenlerin mezara, götürüldüğünü görüp
de Yaratıcımız Allah'tan korkmayanın hak edeceği cezayı tasavvur edemiyorum.
Böyle biri, tümüyle vazgeçmesi gereken dünyadaki şeyler için kendisine nesi varsa
veren Yaratıcısı'na karşı gelir.»
O zaman îsa havarilerine dedi: «Bana muallim diyorsunuz ve iyi ediyorsunuz,
çünkü Allah benim ağzımla size öğretiyor. Ama, Lazarus'a ne diyeceksiniz?
Gerçekten o burada, bu dünyada akideyi öğreten tüm muallimlerin muallimidir.
Ben şüphesiz size nasıl iyi yaşanacağını öğrettim, ama Lazarus size nasıl iyi
ölüneceğini öğretecektir. Allah sağ ve diridir ki, o peygamberlik hediyesini
almıştır; bu bakımdan onun doğru sözlerini dinleyin. Ve, insan kötü ölürse, iyi
yaşama boşuna olacağından onun sözlerini o derece fazla dinlemelisiniz.»
Lazarus dedi: «Ey muallim, sana teşekkür ederim ki, gerçeğin değerini
veriyorsun; bu nedenle Allah sana büyük hak verecektir.»
O zaman, (bu satırlar)ı yazan dedi: «Ey muallim, Lazarus sana, «hak alacaksın»
demekle, nasıl gerçeği söylemiş oluyor? Halbuki, sen Nikodemus'a insanın
cezadan başka bir şeye hakkı olmadığını söylemiştin. Sen de bu durumda Allah'ın
cezasına mı uğrayacaksın?»
îsa cevap verdi: «Înşallah bu dünyada Allah'ın cezasına uğrarım, çünkü, yapmam
gerektiği kadar imanla ona kulluk etmedim.»
«Ama, Allah rahmetinden dolayı beni öylesine sevdi ki, her ceza benden geri
alındı. O kadar ki, ben yalnızca bir başka kişide azap göreceğim. Ceza benim
için yerindedir. Çünkü insanlar bana Allah dediler. Ama ben gerçek olarak,
yalnızca Allah olmadığımı değil aynı zamanda, Mesih de olmadığımı itiraf
ettiğimden Allah benden cezayı çekti ve utanç benim olsun diye, onu şerli
birine çektirecektir. Bu bakımdan, sana diyorum ki benim Barnabas'ım, bir insan
Allah'ın komşusuna ne vereceğinden söz ederken 'komşusunun onu hak ettiğini de
söylesin. Ama dikkat etsin ki, Allah kendine vereceği şeyden söz ederken «Allah
bana verecek» desin. Ve, «benim hakkım var» dememeye dikkat etsin; çünkü Allah
kullarına günahları nedeniyle Cehennem'i hak ettikleri zaman rahmetini
bahşetmekten memnunluk duyar.
199.
Allah rahmette o kadar
zengindir ki, bin denizin suyu, eğer bu kadarı bulunabilirse, Cehennem
alevlerinin bir kıvılcımını söndüremezken, Allah'a karşı suç işlediğine ağlayan
kişinin bir damla göz yaşı, Allah'ın imdadına yetiştiği büyük rahmetiyle tüm
Cehennem'i söndürür. Bu nedenle, Allah şeytan'ı kahretmek ve kendi nimetini
göstermek için, mü'min kulunun her iyi amelini rahmetinin varlığıyla hak diye
isimlendirmek diler ve onun komşusu hakkında böyle konuşmasını ister. Yine de,
bir insan kendisi hakkında «hakkım var» demekten kaçınmalıdır, çünkü kınanır.»
200.
îsa sonra Lazarus'a döndü ve
dedi: «Kardeş, benim dünyada kısa bir zaman kalmam gerekiyor. Bu bakımdan,
senin evine yakın olduğum zaman, hiç başka yere gitmeyeceğim, çünkü sen bana,
benim sevgim için değil, Allah sevgisi için hizmet edersin.»
Yahudi'lerin Fısıh bayramı yaklaştı, bu nedenle İsa havarilerine dedi: «Kudüs'e
fısıh kuzusu yemeye gidelim.» Ve, Petrus'la Yuhanna'yı şehre gönderip, dedi :
«Şehrin kapısının yanında bir sıpayla birlikte bir eşek bulacaksınız, onu çözüp
buraya getirin; çünkü, Kudüs'e kadar ona binmem gerekiyor. Ve, eğer biri size,
«onu niye çözüyorsunuz» diye sorarsa «muallimin ona ihtiyacı var» deyin, onu
getirmenize izin verirler.» Havarileri gittiler. İsa'nın kendilerine
söylediklerinin hepsini gördüler ve aynı şekilde eşeği ve sıpayı getirdiler.
Havariler cübbesini sıpanın üstüne koydular ve İsa ona bindi. Ve, öyle oldu ki,
Kudüs halkı Nasıra'lı İsa'nın gelmekte olduğunu duyunca, ellerinde palmiye ve
zeytin dalları «Allah Rabb adına bize gelen kutlu olsun; şükürler Davud'un
oğlu!» diye çocuklarıyla birlikte İsa'yı görmek için şehrin dışına çıktılar.
İsa şehre girince, halk, «Allah Rabb adına bize gelen kutlu olsun; şükürler
Davud'un oğlu!» diye diye elbiselerini eşeğin ayaklan altına yazdılar.
Ferisiler İsa'yı azarlayıp dediler: «Görmüyor musun ne diyorlar? Sustur onlan!»
O zaman İsa dedi: «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir kî, eğer
insanlar susacak olsa, habis günahkârların küfrüne karşı taşlar haykıracaktır.»
Ve, İsa bunu deyince, Kudüs'ün bütün taşları büyük bir gürültüyle haykırdılar.
«Allah Rabb adına bize gelen kutlu olsun!»
Yine de Ferisiler küfürlerine devam ettiler ve bir araya toplanıp, onu
konuşurken yakalamak için istişarede bulundular.
201. "İlk Taşı Günahsız Olanınız Atsın!"
İsa mabede girince,
yazıcılar ve Ferisiler kendisine zina suçu işlemiş bir kadın getirdiler.
Aralarında dediler: «Eğer onu kurtarırsa, bu Musa'nın kanununa aykırıdır ve
böylece onu suçlarız; eğer mahkûm ederse, bu kendi akidesine aykırıdır, çünkü o
merhameti tebliğ etmektedir. Bu şekilde Isa'ya varıp, dediler: «Muallim, bu
kadını zina ederken bulduk. Musa, böylesinin recm edilmesini emretmişti; buna
sen ne dersin?»
Bunun üzerine îsa eğilip, parmağıyla yerde bir ayna yaptı ve içinde herkes
kendi kötülüklerini gördü. Cevap için sıkıştırırlarken, İsa doğrulup parmağıyla
aynayı gösterdi ve dedi: «Aranızda günahsız olan ona ilk taşı atsın.» Ve, yeniden
eğilip, aynayı çizdi.
Bunu gören insanlar, en yaşlısından başlayarak bir bir çıktılar, çünkü kirli
işlerini görünce utanıyorlardı.
İsa yeniden doğrulup, kadından başka kimseyi göremeyince dedi: «Kadın, seni
ayıplayanlar nerede?»
Kadın ağlıyarak cevap verdi, «Rab, gittiler; eğer beni bağışlarsan, Allah sağ
ve diridir ki, bir daha günah işlemiyeceğim.»
O zaman îsa dedi: «Allah'ı tesbih ederim! Huzurla yoluna git ve bir daha günah
işleme, çünkü Allah beni seni mahkûm etmek için göndermedi.»
Sonra, yazıcılar ve Ferisiler toplanınca, îsa kendilerine dedi: «Söyleyin bana;
eğer sizden birinizin yüz koyunu olsa ve onlardan birini yitirse doksandokuzunu
bırakıp, onu aramaya gitmez misiniz? Ve, onu bulunca, onu omuzlarınıza atıp,
komşularınızı çağırarak, onlara demez misiniz? «Benimle birlikte sevinin,
çünkü, yitirdiğim koyunu buldum.» Mutlaka böyle yaparsınız.
«Şimdi söyleyin bana, Allah'ımız, dünyayı kendisi için yarattığı insanı daha mı
az sever? Allah sağ ve diridir ki, tevbe eden günahkâr üzerine Allah'ın meleklerinde
böylesine bir sevinç meydana gelir; çünkü, günahkârlar Allah'ın rahmetini
bildirirler.»
202.
«Söyleyin bana, doktor en
çok kimin tarafından sevilir, hiç hastalık görmemiş olanlar tarafından mı,
yoksa doktorun ağır hastalıklarını iyileştirdiği kişiler tarafından mı?»
Ferisiler ona dedi: «Sağlam adam doktoru nasıl sevsin ki? O mutlaka onu,
yalnızca hasta olmadığı için sevecektir; ve hastalığı bilmediği için de çok az
sevecektir.»
O zaman ruhî bir şiddetle îsa konuşup dedi: «Allah sağ ve diridir ki, sizin
kendi diliniz kendi gururunuzu mahkûm ediyor, o kadar ki, Allah'ımız müttakî
olandan çok, Allah'ın üzerindeki büyük rahmetini bilen tevbekâr günahkâr
tarafından sevilir. Çünkü, muttaki Allah'ın rahmetini bilmez. Bu bakımdan,
Allah'ın meleklerinin yanında, tevbe eden bir günahkâr için duyulan sevinç,
doksan dokuz muttaki kişiye (duyulandan) daha çoktur.
«Zamanımızda müttakîler nerede? Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir
ki, takvasız müttakîlerin sayısı çoktur; onların durumu şeytanınki gibidir.»
Yazıcılar ve Ferisiler karşılık verdiler: «Biz günahkârlarız, bu nedenle Allah
bize merhamet edecektir» Ve, onlar bunu İsa'yı kışkırtmak için dediler; çünkü,
yazıcılar ve Ferisîler, kendilerine günahkâr denmesini büyük bir hakaret
sayarlardı.
O zaman İsa dedi: «Korkarım ki siz, takvasız müttakîlersinizdir. Çünkü, günah
işleyip de günahınızı inkâr eder ve kendinize muttaki derseniz, takvasız
olursunuz; ve eğer kalbinizden kendinizi muttaki kabul ediyor ve dilinizle
günahkâr olduğunuzu söylüyorsanız, o zaman bir kat daha takvasız
müttakilersiniz demek olur.»
Yazıcılar ve Ferisîler bunu duyunca, İsa'yı havarileriyle birlikte huzur içinde
bırakıp başları önünde çekip gittiler ve cüzzamı temizlenmiş olan cüzzamlı
Simun'un evine vardılar. Şehir halkı hastalarını Simun'-un evinde toplamış
bulunuyorlardı; Isa'ya hastaların iyileştirilmesi için ricada bulundular.
O zaman, saatinin yakın olduğunu bilen İsa dedi: «Ne kadar hasta varsa çağırın,
çünkü Allah onları iyileştirecek kudrette ve merhamettedir.»
Karşılık verdiler: «Burada, Kudüs'te başka hasta bulunduğunu bilmiyoruz.»
Isa ağlayarak karşılık verdi: «Ey Kudüs, ey İsrail, senin için ağlıyorum. Sen
sana olan ziyareti bilmiyorsun; çünkü, bir tavuğun civcivlerini kanatları
altına topladığı gibi, ben de seni yaratıcınız Allah sevgisinde toplamak
istedim, ama sen istemedin! Bu nedenle, Allah size şöyle
diyor:
203. İlahi Gazaba Uğrayacaklar..
«Ey sert yürekli, sapık
fikirli şehir, sana, seni kalbine çevirmesi için ve sen de tevbe edesin diye
kulumu gönderdim; ama sen ey bozuk şehir, senin için, ey İsrail, Mısır'a ve
Firavun'a yaptıklarımın hepsini unuttum. Kulum hasta vücudunu iyileştirsin diye
defalarca ağlarsın; ama, senin günahkâr ruhunu iyileştirmeye çalıştığı için, kulumu
öldürmenin yollarını ararsın.»
«Cezama uğramayan yalnızca sen mi kalacaksın şimdi? Sen ebediyyen yaşayacak
mısın? Ve, senin gururun seni benim ellerimden kurtaracak mı? Kasinlikle hayır,
çünkü, bir orduyla birlikte karşına reisler çıkaracağım ve onlar seni kuvvetle
saracaklar ve seni onların ellerine öylesine teslim edeceğim ki, gururun doğru
Cehennem'e düşecek.»
«Yaşlıları ve dulları bağışlamıyacağım, çocukları bağışlamıyacağım, seni tümden
kıtlığa, kılıca ve hakarete terk edeceğim ve üzerine rahmetle baktığım mabedi
şehirle birlikte ıssız bırakacağım; o kadar ki, uluslar arasında bir efsane,
bir alay konusu ve bir darb-ı mesel olacaksın. Gazabım üzerinde böyle kalacak
ve benim öfkem uyumaz.»
204.
Bunları söyledikten sonra
İsa yeniden dedi: «Başka hastalar bulunduğunu bilmiyor musunuz? Allah sağ ve
diridir ki, Kudüs'te ruhları sağlam olanlar vücutça hasta olanlardan daha
azdır. Ve, gerçeği bilmeniz için, size diyorum ki ey hasta olanlar, Allah'ın adına
hastalığınız sizden ayrılsın!»
Ve, o bunu söylediği zaman, derhal iyileştiler. -Allah'ın Kudüs üzerindeki
gazabını duyunca insanlar ağladılar ve merhamet için yalvardılar. O zaman îsa
dedi: «Eğer Kudüs günahları için ağlayacak ve pişman olup, yolumda yürüyecek
olursa» der Allah, «bir daha onun kötülüklerini hatırlamıyacak ve söylediğim
belâlardan hiç birini ona vermeyeceğim. Ama Kudüs, uluslar arasında adıma
küfretmekle şanımı lekelediğine değil de, kendi yıkımına ağlar. Bu yüzden öfkem
daha çok tutuştu. Ebediyyen sağ ve dîriyimdir ki, eğer Musa ile birlikte
kullarım Eyub, İbrahim, Samuel, Davud ve Danyal kavimleri için dua etseler,
Kudüs'e olan öfkem yatışmayacaktır.» Ve, İsa bunu dedikten sonra, herkes endişe
içinde evine çekildi.
205. Hain Yahuda'nın İhaneti
îsa cüzzamlı Simun'un evinde
akşam yemeği yerken, bakın ki, Lazarus'un kızkardeşi Meryem eve girdi ve bir
kabı kırıp, İsa'nın başına ve elbisesine yağ merhemi döktü. Bunu gören hain
Yehuda, Meryem'i böyle bir işi yapmaktan alıkoymaya çalışıp, dedi: -Gidip
merhemi sat ve parayı getir de onu yoksullara vereyim.»
îsa dedi: «Ona neden engel olursun? Bırak yapsın, çünkü sizin bulacağınız
yoksullar hep sizinledir. Ama beni her zaman bulamıyacaksınız.»
Yehuda karşılık verdi: «Ey muallim; bu yağ merhemi üç yüz kuruşa satılabilir;
kaç yoksulun yardım göreceğine bakın şimdi.»
îsa cevap verdi: «Ey Yehuda, ben senin kalbini biliyorum; sabr et bakalım, sana
her şeyi vereceğim.»
Herkes korkuyla yemek yedi. Havariler ise üzgündü. Çünkü îsa'nm kendilerinden
ayrılması gerektiğini biliyorlardı. Ama, Yehuda kızgındı, çünkü, îsa'ya verilen
bütün şeylerin onda birini çaldığından, yağ satılmadığı için otuz kuruşu
yitirdiğini biliyordu.
Başkâhini bulmaya gitti; o, kâhinleri, yazıcıları ve Ferisîleri bir heyet
halinde toplamış bulunuyordu; kendisine Yehuda dedi: «Bana ne vereceksin? Ben
kendisini İsrail kralı yapmak isteyen îsa'yı elinize teslim edeceğim.»
Cevap verdiler: «Şimdi, onu elimize nasıl vereceksin?»
Yehuda dedi: «Şehir dışına ibadet etmeye gittiğini öğrendiğim zaman size
söyleyecek ve sizi onun bulunduğu yere ileteceğim; çünkü, onu şehrin içinde
fitne çıkmadan yakalamak imkânsız olacaktır.»
Başkâhin karşılık verdi: «Eğer onu bizim elimize verirsen, sana otuz altın
vereceğiz ve sana nasıl iyi davranacağımızı göreceksin.»
206.
Gün olunca, İsa halktan
büyük bir kalabalıkla birlikte mabede vardı. Bu sırada başkâhin yaklaşıp dedi:
«Söyle bana ey İsa, Allah olmadığını, Allah'ın oğlu veya Mesih bile olmadığını
itiraf etmiştin, unuttun mu hep bunları?»
îsa cevap verdi: «Hayır, asla unutmadım; çünkü bu, Hüküm Günü'nde, Allah'ın
mahkemesi önünde yapacak olduğum itirafımdır. Musa'nın kitabında yazılı olan
her şey doğruların doğrusudur. Öyle ki, Yaratıcımız Allah bir tek (Allah) tır,
ve ben Allah'ın kuluyum ve sizin Mesih dediğiniz Allah'ın Elçisi'ne hizmet
etmek arzu ediyorum.»
Başkâhin dedi: «Öyleyse, mabede halktan bu kadar büyük bir kalabalıkla gelmenin
yararı ne? Yoksa, kendini îsrail'in kralı mı yapmak istersin? Sakın ki, başına
bir tehlike gelmesin!»
îsa cevap verdi: «Eğer ben kendi ün ve şanım için çalışsam ve kendi payımı bu
dünyada istemiş olsaydım, Nain halkı beni kral yapmak istediği zaman kaçmazdım.
Bana gerçekten inan ki, bu dünyada hiç bir şeyin peşinde değilim.»
O zaman, başkâhin dedi: «Mesih'le ilgili olarak bir şeyi bilmek istiyoruz.» Ve,
hemen kâhinler, yazıcılar ve Ferisiler İsa'nın çevresinde bir halka
oluşturdular.
îsa karşılık verdi: «Mesih hakkında bilmek istediğiniz bu şey nedir? Ne belli,
yalan olmasın bu? Emin olun ki, size yalan söylemiyeceğim. Çünkü, yalan
söylemiş olsaydım, tüm îsrail'le birlikte siz, yazıcılar (ve) Ferisîler
tarafından göklere çıkarılacaktım; ama, size gerçeği söylediğim için benden
nefret ediyor ve beni öldürmenin yollarını arıyorsunuz?»
Başkâhin dedi: -Şimdi biliyoruz ki, senin sırtında, cinin var; çünkü sen bir
Samirîsin ve Allah'ın kâhinine saygı duymazsın.»
207.
îsa cevap verdi: «Allah sağ
ve diridir ki, benim sırtımda cinim yok, bilakis ben cini fırlatıp atmaya
çalışıyorum, dolayısıyla, bu sebepten cin dünyayı bana karşı ayaklandırıyor.
Çünkü, ben bu dünyadan değilim. Ben, beni dünyaya gönderen Allah'ın
yüceltilmesi için çalışıyorum. Bu bakımdan, bana kulak verin, size kimin
sırtında cini bulunduğunu söyliyeceğim. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve
diridir ki, cinin iradesiyle çalışanın sırtında cin vardır, o kendisine
iradesinin yularını takmış, onu istediği gibi yönetip, her kötülüğe koşturuyor.
Bir elbise nasıl sahibini değiştirince, aynı kumaş olduğu halde, adını da
değiştirirse, insanlar da tek bir maddeden olmalarına rağmen, insanın içinde
çalışanın yaptıkları nedeniyle farklılaşırlar.
Eğer ben (bildiğim kadarıyla) günah işlemişsem, bir düşman olarak benden nefret
etmek yerine, niye bir kardeş olarak beni uyarmazsınız? Gerçekten, bir bedenin
azaları başla birleştikleri zaman birbirlerinin imdadına koşarlar ve baştan
kopuk olanlar ise ona hiç yardım etmezler. Çünkü, bir vücudun elleri bir başka
vücudun değil, birlikte oldukları vücudun ayaklarının acısını duyarlar, Ruhumun
huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, Yaratıcı'sı Allah'ı seven ve O'ndan
korkan, başının merhamet duyduğu kişiye karşı merhamet duygusu besler. Allah'ın
günahkârın ölmesini dilemeyip, her birinin tevbe etmesini beklediğini görerek,
eğer siz benim de birlikte olduğum şu bedendenseniz, Allah sağ ve diridir ki,
kendi başıma göre hareket etmem için bana yardım edersiniz.