183. "Gerçek Alçakgönüllü Nasıl Olunur?"
Yemekte otururlarken yazıcı
dedi: «Ey muallim, Allah'ın gerçek alçak gönüllülüğü sevdiğini söyledim. Bu
bakımdan, bize alçak gönüllülüğünü ve onun nasıl gerçek, nasıl sahte,
olabileceğini anlatın.»
İsa cevap verdi: «Bakın size diyorum ki, küçük bir çocuk gibi olmayan göklerin
melekûtuna girmeyecektir.»
Herkes bunu duyunca şaşırdı ve birbirlerine dediler ; «Şimdi, otuz ya da kırk
yaşında olan biri nasıl küçük bir çocuk gibi olacak?»
îsa cevap verdi: «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, sözlerim
doğrudur. Size, «(bir insanın) çocuk gibi olması gerektiğini söyledim; çünkü
bu, gerçek alçak gönüllülüktür. Eğer küçük bir çocuğa, «Senin elbiselerini kim
yaptı?» diye sorsanız, «babam» (diye) cevap verecektir. Eğer ona, oturduğu evin
kimin olduğunu sorsanız, «babamın» diyecektir. Eğer «sana kim yiyecek veriyor?»
deseniz, «babam» (diye) karşılık verecektir. Eğer, «sana yürümek ve konuşmayı
kim öğretti?» deseniz, «babam» (diye) cevap verecektir. Ama deseniz ki, «alnını
kim yardı, alnını böyle sardırmışsın» diyecek olsanız, «düştüm ve başımı
yardım» (diye) cevap verir. Eğer, «neden düştün?» derseniz, «görmüyor musunuz
küçüğüm, yetişkin bir insan gibi yürüme ve koşma gücüm yok ki! Bu bakımdan
babam, sağlam yürümem için benim elimden tutmadı. Fakat iyi yürümeyi öğrenmem
için babam beni bir an bıraktı ve ben de koşmak isteyince düştüm.» (diye) cevap
verir. Eğer, «o zaman baban ne dedi?» derseniz, «niye şimdi oldukça yavaş
yürümedin? Bak, ileride benim yanımdan ayrılmayacaksın» dedi (diye) cevap
verir.»
184.
«Söyleyin bana, doğru değil
mi bu?» dedi İsa.
Havariler ve yazıcı cevap verdiler: «Doğruların doğrusu!»
O zaman İsa dedi: «Kalbinden Allah'ı tüm iyiliklerin yazarı, kendini de
günahların, yazarı olarak tanıyan gerçekten alçak gönüllü olur. Ama, dille
çocuk gibi konuşup, hareketle zıtlarını ortaya koyan, emin olun ki, sahte alçak
gönüllülük ve gerçek gurur sahibidir. Çünkü, gurur bu şekilde, insanlar
tarafından azarlanıp tekmelenmedikçe, alçak gönüllü şeyleri kullandığı zaman
zirvesine varır.
Gerçek alçak gönüllülük insana kendini gerçekten bildiren bir ruh alçak
gönüllülüğüdür; ama sahte alçak gönüllülük Cehennem'den bir duman olup, ruhun
anlayışını öylesine karartır ki, insan kendinde bulması gerekeni Allah'ta
bulup, Allah'ta bulması gerekeni kendinde bulur. Bu şekilde, sahte alçak
gönüllü insan kendisinin ağır bir günahkâr olduğunu söyler, fakat biri
kendisine günahkâr olduğunu söylediği zaman, hemen ona karşı gazaba gelir ve
ona eziyet eder.
«Sahte alçak gönüllü insan, sahip olduğu her şeyi kendisine Allah'ın verdiğini
söyler, ama kendi başına kalınca uymaz ve salih ameller yapmış olur. Ve, bu
zamanın bu Ferisîleri kardeşler, söyleyin bana, nasıl yürürler?»
Yazıcı ağlayarak cevap verdi: «Ey muallim, bu zamanın Ferisîleri Ferisi cübbesi
ve adını taşırlar, ama kalben ve amel bakımından Kenanîdirler. Ve, Allah'a
karşı böyle bir adı gasbetmekle kalmıyorlar, bu şekilde basit insanları da
aldatıyorlar! Ey eski zaman, ne kadar zalimce dayrandın bize. Gerçek Ferisileri
bizden aldın ve bize sahtelerini bıraktın!»
185.
İsa karşılık verdi: «Kardeş,
bunu yapan zaman değil, gerçekte şerli dünyadır, çünkü her zaman içinde Allah'a
gerçekten kulluk etmek mümkündür; ama dünyâ ile bir olunca, yani her zaman kötü
tavırlarla insanlar kötüleşir. Elişa peygamberin hizmetçisi Gehazi'nin yalan
söyleyip efendisini utandırdığını, para ve Suriyeli Naaman'ın elbiselerini
aldığını biliyor musunuz? Ama, Elişa'nın da Allah'ın onu kendilerine peygamber
yaptığı çok sayıda Ferisî'si vardı.
«Bakın, size diyorum ki, İnsanlar kötü işlere öylesine meyillidir ve dünya da
onları bu işlere öylesine çeker ve şeytan da kendilerini şerre sürükler ki, bu
zamanın Ferisi'leri her salih amelden ve her kutsal örnekten kaçınmaktadırlar;
ve Gehazi örneği, Allah tarafından lanetlenmeleri için kendilerine yeter.»
Yazıcı karşılık verdi: «Doğruların doğrusu.» Bunun üzerine İsa dedi: «Gerçek
Ferisîleri görebilmemiz için, bize Allah'ın iki peygamberi olan Haggay ve Hoşea
örneğini anlatsana.»
Yazıcı karşılık verdi: «Ey muallim, nasıl diyeyim ki? Danyal peygamber
tarafından yazılmış olmasına rağmen, pek çokları kesinlikle buna inanmıyor; ama
sana itaat ederek, ben gerçeği nakledeceğim.»
Haggay, babadan kalma mirasını satarak, yoksullara verip de, Obadya peygambere hizmet
etmek için Anatos'tan ayrıldığında onbeş yaşındaydı. Haggay'ın alçak
gönüllülüğünü bilen yaşlı Obadya onu, şakirtlerine öğretmede bir kitap olarak
kullandı. Bu nedenle, o sık sık kendisine elbise ve güzel yemekler gönderir,
fakat Haggay her seferinde elçiyi geri gönderip, derdi: «Git, evine dön, çünkü
bir yanlışlık yaptın. Obadya bana böyle şeyler mi gönderecek? Asla; çünkü o
benim hiç bir işe yaramadığımı ve yalnızca günah işlediğimi bilir.»
«Ve, Obadya kötü bir şeyi olduğunda, görmesi için onu Haggay'ın yanında bulunan
birine verirdi. O zaman Haggay bunu görünce kendi kendine derdi: «Bak. şimdi,
Obadya mutlaka seni unuttu, çünkü bu, herkesten kötü olduğundan yalnızca bana
uygundur. Ve bunun kadar pis bir şey yoktur. Allah'ın Obadya'nm elleriyle bana
bahşettiği bu şeyi ondan alsam, bir hazine olurdu.»
186.
«Obadya birine dua etmeği
öğretmek istediğinde. Haggay'ı çağırır ve derdi: «Duanı burada yap ki, herkes
sözlerini işitsin.» O zaman Haggay derdi: «İsrail'in Allah'ı Rabb, Seni çağıran
kuluna merhametle bak, çünkü onu Sen yarattın. Adaletli Rabb Allah, adaletini
hatırla ve kulunun günahlarını cezalandır ki, senin eserini kirletmiyeyim.
Allah'ım Rabb, ben senden mü'min kullarına bahşettiğin nimetleri isteyemem,
çünkü benim günahtan başka bir şey yaptığım yok. Bu bakımdan Rabb, kullarından
birine bir hastalık vereceğin zaman kendi şanın için ben kulunu hatırla.»
«Ve Haggay, böyle davranınca» dedi yazıcı, «Allah onu öylesine sevdi ki,
zamanında yanında bulunan herkese Allah peygamberlik (hediyesini) verdi. Ve,
Haggay dua ederken hiç bir şey istemedi ki, Allah vermemiş olsun.»
187.
Salih yazıcı bunları
söylerken, gemisi parçalanan bir denizcinin ağladığı gibi ağladı.
Ve, dedi: «Hoşea, Allah'a kulluk etmek için gittiği zaman, Naftali kabilesinin
reisiydi ve ondört yaşındaydı. Ve, o da babadan kalan mirasını satarak,
yoksullara verip Haggay'ın şakirdi olmak üzere gitti.
«Hoşea sadakaya öylesine tutulmuştu ki, kendinden istenen her şey için derdi:
«Bunu Allah bana senin için verdi ey kardeş, bu nedenle onu kabul et!»
- «Böyle yaptığından, az sonra iki elbiseyle kalakaldı, bunlar da çuval
bezinden uzun bir gömlekle, bir deri cübbeydi. Babadan kalma mirasını satarak
yoksullara verdi diyorum, çünkü, başka türlü kimsenin Ferisi olarak
çağırılmasına izin verilmezdi.
«Hoşea'da Musa'nın kitabı vardı, onu en büyük ciddiyetle okurdu. Bir gün Haggay
kendisine dedi: «Hoşea, varını yoğunu senden kim çekip aldı?»
Karşılık verdi: «Musa'nın kitabı.»
Komşu bir peygamberin şakirdlerinden biri bir gün Kudüs'e gitmek istedi, ama cübbesi
yoktu. Bunun üzerine, Hoşea'nın iyilik severliğini duymuş olduğundan varıp onu
buldu ve dedi: «Kardeş, Allah'ımıza kurban kesmek için Kudüs'e gitmek istiyorum
ama cübbem yok, bu nedenle ne yapacağımı bilmiyorum.»
Hoşea bunu duyunca dedi: «Bağışla beni kardeş, çünkü sâna karşı büyük bir günah
işledim; Allah bana, sana vereyim diye bir cübbe verdi de, ben unutmuştum. Bu
bakımdan şimdi onu kabul et ve Allah'a benim için dua et.» Buna inanan adam
Hoşea'nın cübbesini kabul edip, gitti. Ve Hoşea Haggay'ın evine varınca, Haggay
dedi: «Cübbeni kim alıp gitti?»
Hoşea cevap verdi: «Musa'nın kitabı.»
Haggay bunu duyunca çok sevindi, çünkü Hoşea' nın iyiliğini anlamıştı.
«Bir gün bir yoksul adam hırsızlar tarafından soyuldu ve çıplak kaldı. Bunun
üzerine, onu gören Hoşea kendi uzun gömleğini çıkanp, çıplak olana verdi;
kendisi ise, gizli yerleri üzerindeki bir keçi derisi parçasıyla kalakaldı. Bu
nedenle, Haggay'ı görmeye gidemeyince, salih Haggay Hoşea'nın hasta olduğunu
sandı. Bunun üzerine, iki şakirtle birlikte onu görmeye gitti. Ve onu palmiye
yapraklarına sarılmış olarak buldular. O zaman Haggay dedi: «Şimdi söyle bana,
neden beni ziyarete gelmedin?»
Hoşea cevap verdi: «Musa'nın kitabı uzun gömleğimi aldı ve oraya gömleksiz
gelmekten korktum.» Bunun üzerine Haggay kendisine bir başka gömlek verdi.
«Bir gün, genç bir adam Hoşea'yı Musa'nın kitabını okurken görüp, ağlayarak
dedi: «Bir kitabım olsa, ben de okumayı öğrenirim.» Bunu duyan Hoşea ona kitabı
verip, dedi: «Kardeş, bu kitap senindir; Allah onu bana, ağlayarak kitap
isteyen birine vermem için verdi.»
Adam ona inandı ve kitabı kabul etti.
188.
Haggay'ın, Hoşea'nın
yakınında bir şakirdi vardı; ve kitabının iyi yazılmış olup olmadığını görmek
arzusuyla Hoşea'yı ziyarete gitti ve ona dedi «Kardeş, kitabımı al ve benimki
gibi olup olmadığına bakalım.»
Hoşea karşılık verdi: «O benden alındı.»
«Kim aldı onu senden?» dedi şakirt.
Hoşea cevap verdi: «Musa'nın kitabı.» Bunu duyan diğeri Haggay'a vardı ve dedi:
«Hoşea delirmiş, Musa'nın kitabının kendinden Musa'nın kitabını aldığını
söylüyor.»
Haggay karşılık verdi: «Bende Înşallah aynı şekilde deli olsam ey kardeş ve tüm
deliler Hoşea gibi olsa!»
Yahudiye ülkesine akın eden Suriyeli soyguncular, peygamberlerin ve Ferisilerin
oturduğu Karmel dağı yanında zar zor yaşayıp giden yaşlı bir dulun oğlunu ele
geçirdiler, öyle denk geldi ki, odun kesmeye gitmiş olan Hoşea, ağlamakta olan
kadına karşı geldi. Bunun üzerine, hemen ağlamaya başladı, çünkü ne zaman gülen
birini görse güler ve ne zaman ağlayan birini görse ağlardı. Sonra Hoşea,
ağlamasının nedeniyle ilgili olarak kadına sordu; ve o da her şeyi anlattı.
O zaman Hoşea dedi: «Gel kardeş, çünkü Allah sana oğlunu vermek diliyor.»
Ve, ikisi birlikte Hebran'a gittiler, Hoşea burada kendisini satıp, parayı dul
kadına verdi, o da Hoşea'-nın parayı nasıl elde ettiğini bilmeyerek kabul etti.
Ve oğlunu kurtardı.
Hoşea'yı satın almış olan onu Kudüs'e getirdi, burada oturacak bir yeri vardı,
Hoşea'yı da tanımıyordu. Hoşea'nın bulunmadığını gören Haggay, üzüntüye
kapıldı. Bunun üzerine Allah'ın meleği, onun bir köle olarak Kudüs'e nasıl
getirildiğini anlattı.
Salih Haggay bunu duyunca, oğlunun yokluğuna ağlayan bir anne gibi Hoşea'nın
yokluğuna ağladı. Ve iki şakirt çağırıp Kudüs'e gitti. Ve Allah'ın dilemesiyle,
şehrin girişinde, efendisinin bağ tarlasındaki işçilere götürdüğü ekmeği
yüklenmiş olan Hoşea'yla karşılaştı.
Haggay onu tanıyıp dedi: «Oğul, nasıl oldu da, yana yakıla seni arayan yaşlı
babanı bıraktın?» Hoşea cevap verdi: «Baba, ben satıldım.» O zaman
Haggay öfkeyle dedi: «Seni satan bu kötü herif kimdir?»
Hoşea cevap verdi: «Allah seni affetsin ey babam; çünkü, beni satan o kadar
iyidir ki, eğer o dünyada olmamış olsaydı, kimse kutsal olmayacaktı.»
«O halde kimdir o?» dedi Haggay. Hoşea cevap verdi: «Ey benim babam, o Musa'nın
kitabıydı.»
O zaman, Haggay kendinden geçip, olduğu yerde kaldı ve dedi: «Seni sattığı gibi
oğlum, Musa'nın kitabı tüm çocuklarımla birlikte inşallah beni de satsa!»
Ve, Haggay Hoşea ile birlikte efendisinin evine gitti, o Haggay'ı görünce dedi:
«Peygamberini benim evime gönderen Allah'ı tesbih ederim»; ve elini öpmeye
koştu. O zaman Haggay dedi: «Kardeş, satın aldığın kölenin elini öp, çünkü o
benden daha iyidir.» Ve, olup bitenlerin hepsini ona anlattı; bunun üzerine,
efendi Hoşea'ya hürriyetini verdi.
«Ve, istediğin tam bu kadar, ey muallim» (dedi yazıcı).
189.
Sonra İsa dedi: «Bu
gerçektir. Çünkü, Allah bunu bana kesinlikle bildirdi. O halde, herkesin bunun
gerçek olduğunu bilmesi için, Allah adıyla güneş olduğu yerde kalsın ve oniki
saat hareket etmesin!» Ve, Kudüs ve Yahudiye'nin dehşeti karşısında böyle oldu.
Ve İsa yazıcıya dedi: «Ey kardeş, böyle bir ilmin varken, benden ne öğrenmek
istersin? Allah sağ ve diridir ki, bu, insanın kurtuluşu için yeterlidir. Öyle
ki, Hoşea'nın iyilik severliğiyle Haggay'ın alçak gönûllülüğü tüm kanunun ve
tüm peygamberlerin istediğidir.»«Söyle bana kardeş, bana mabette soru sormak
için geldiğin zaman, Allah'ın beni belki de kanunu ve peygamberleri yok etmek
için göndermiş olabileceğini düşündün mü?»
«Bellidir ki, Allah bunu istemez. Çünkü O değişmez ve bu nedenle de, insanın
kurtuluş yolu olarak takdir ettiği şeyi tüm peygamberlere söyletmiştir. Ruhumun
huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, eğer Musa'nın kitabı babamız
Davud'un kitabıyla birlikte sahte Ferisi ve fakihlerin insani gelenekleriyle
tahrif edilmemiş olsaydı, Allah bana Kelâmı'nı vermeyecekti. Ve, neden ben
Musa'nın kitabından ve Davut'un kitabından söz ediyorum? Her peygamberliği
tahrif ettiler. O kadar ki, bugün, Allah'ın emrettiği hiç bir şeye bakılmıyor,
ama insanlar, sanki Allah yanılgı içinde de, insanlar hata etmezmiş gibi
fakihler ne diyor, Ferisîler ne yapıyor, ona bakıyorlar.»
«Bu bakımdan, yazıklar olsun bu imansız nesle, çünkü üzerlerine mabedle mihrap
arasında öldürdükleri Berekya'nın oğlu Zekeriyya'nın kanıyla birlikte, her
peygamberin ve takvalı insanın kanı dökülecektir!»
«Hangi peygamberi öldürmediler ki? Hangi takvalı insanı tabii bir ölümle ölüme
bıraktılar? Olsa olsa bir tane: Ve, şimdi de beni öldürmenin yollarını
arıyorlar. İbrahim'in çocukları olmakla ve güzel mabedleri bulunmakla
övünürler. Allah sağ ve diridir ki onlar şeytan'ın çocuklarıdır ve onun
dilediğini yaparlar; bu, yüzdendir, kutsal şehirle birlikte mabed yıkılacak, o
kadar ki, mabedte taş üstünde taş kalmayacaktır.»
190. Va'd İsmail için Yapıldı..
«Söyle bana kardeş, sen
kanunu öğrenmiş bir alimsin. Babamız İbrahim'e yapılan mesih va'di kim içindir?
îshak için mi, İsmail için mi?»
Bilgin cevap verdi: «Ey muallim, ölüm cezasından ötürü bunu sana söylemekten
korkuyorum.»
O zaman İsa dedi: «Kardeş, evinde yemek yemeye geldiğim için üzgünüm, çünkü sen
bu hayatı Yaratıcın Allah'tan daha çok seviyorsun; ve bu nedenle de, hayatını
yitirmekten korkuyor ve dil Allah'ın kanunuyla ilgili olarak kalbin bildiğinin
aksini söylediği zaman yok olan sonsuz hayatı ve imanı yitirmekten
korkmuyorsun.»
O zaman salih yazıcı ağladı ve dedi: «Ey muallim, nasıl sonuç vereceğini bilmiş
olsaydım, insanlar arasında fitne çıkmasın diye söylenmeden bıraktığım pek çok
şeyi anlatırdım.»
İsa cevap verdi: «Ne insanlara, ne tüm dünyaya, ne tüm kutsal kişilere, ne de
tüm meleklere, Allah'a karşı gelmeyi gerektirdiğinde saygı duymamalısın. Bu
bakımdan, yaratıcın Allah'a karşı gelineceğine, bırak bütün (dünya) helak
olsun. Ve günahlarla birlikte ortada kalmasın. Çünkü günah yıkar, korumaz ve
Allah denizdeki kumlar kadar, hatta daha çok dünyalar yaratmaya kadirdir.»
191.
Sonra, yazıcı dedi: «Bağışla
beni muallim, günaha girdim.»
îsa dedi.- «Allah bağışlasın seni; çünkü günahı O'na karşı işledin.»
Bunun üzerine yazıcı dedi: Allah'ın kulları ve peygamberleri Musa ve (senin
yaptığın gibi güneşi yerinde durduran) Yuşa'nın eliyle yazılmış eski bir kitap
gördüm. Bu kitap Musa'nın gerçek kitabıdır. İçinde, İsmail'in Mesih'in babası,
İshak'ın da Mesih'in habercisinin babası olduğu yazılıdır. Ve, kitap şöyle der
ki: «Musa dedi: «Kadir ve Rahim olan İsmail'in Allah'ı Rabb, azametinin nurunu
kuluna göster.» Bunun üzerine, Allah ona Elçisi'ni İsmail'in kucağında gösterdi
ve İsmail de İbrahim'in kücağındaydı. İsmail'in yanında İshak duruyordu,
kucağında bir çocuk vardı. Parmağıyla Allah'ın Elçisi'ni gösterip diyordu: «Bu,
Allah'ın tüm şeyleri kendisi için yarattığı kişidir.»
Bunun üzerine Musa sevinçle haykırdı: «Ey İsmail, sen kucağında tüm dünyayı ve
Cennet'i tutuyorsun; ben Allah'ın kulunu unutma ki, Allah'ın her şeyi kendisi
için yarattığı oğlunun sayesinde Allah'ın gözünde bir lutfa erebiliyorum.»
192.
Bu kitapta, Allah'ın koyun
ve sığır eti yediği bulunmaz; bu kitapta Allah'ın rahmetini yalnızca İsrail
için tuttuğu değil, bilakis Allah'ın, gerçekten yaratıcısı Allah'ı arayan her
insan için rahmet sahibi olduğu yazılıdır.
«Ben bu kitabın tamamını okuyamadım, çünkü ben kitaplığımda iken başkâhin onu
bir Ismaili'nin yazmış olduğunu söyleyerek beni men etti.»
O zaman İsa dedi: «Artık tekrar bir daha gerçeği saklamamaya bak. Çünkü Mesih'e
inanmakla Allah insanlara kurtuluş verecek ve O'nsuz kimse kurtulamayacak»
Ve, İsa konuşmasını burada bitirdi. Bunun üzerine, yemeye oturuyorlardı ki, bir
de ne görelim, İsa' nın ayaklan dibinde ağlayan Meryem Nikodemus'un (yazıcının
adı böyleydi,) evine girip, ağlıyarak kendini İsa'nın ayaklannın dibine bıraktı
ve dedi: «Rab, senin sayende Allah'ın rahmetini gören kulunun bir kız kardeşi
ve bir erkek kardeşi şimdi ölüm tehlikesiyle hasta yatıyor.»
İsa karşılık verdi; «Evin nerededir? Söyle bana, çünkü onun sıhhati için
Allah'a dua etmeye geleceğim.»
Meryem cevap verdi: «Betani erkek ve kız kardeşimin (memleketi) dir. Benim
kendi memleketim Magdala'dır; erkek kardeşim Betani'dedir.»
İsa kadına dedi: «Hemen doğru erkek kardeşinin evine git ve orada beni bekle.
Onu iyileştirmeye geleceğim. Ve korkma, çünkü o ölmeyecek.»
Kadın ayrıldı ve Betani'ye vardığında erkek kardeşinin o gün ölmüş olduğunu
gördü. Bunun üzerine onu babalarının kabrine koydular.
193. Lazarus'un Dirilmesi..
İsa Nikodemus'un evinde iki
gün kaldı ve üçüncü gün Beytanya'ya gitmek üzere ayrıldı; ve kasabaya yaklaştığında,
Meryem'e gelmekte olduğunu söylemeleri için havarilerinden ikisini önden
gönderdi. Kadın koşarak kasaba dışına çıktı ve İsa'yı bulunca ağlayarak dedi:
«Rab, kardeşimin ölmeyeceğini söylemiştin; şimdi ise dört gündür gömülü
bulunuyor. Allah için, ben seni çağırmadan önce gelmiş olsaydın, o zaman
ölmezdi!»
İsa karşılık verdi: «Kardeşin ölmüş değil, uyuyor. Bu bakımdan, ben onu
uyandırmak için geliyorum.»
Meryem ağlayarak cevap verdi «Rab, böyle bir uykudan o Hüküm Günü'nde Allah'ın
meleğinin surunun sesiyle uyanacaktır.»
îsa karşılık verdi: «Meryem, bana inan ki, o (o günden) önce kalkacak. Çünkü,
Allah bana uyku üzerine güç vermiştir; ve bak sana diyorum ki, o ölmüş
değildir. Çünkü yalnızca, Allah'ın rahmetini bulmadan ölenler ölüdür.»
Meryem, kızkardeşi Marta'ya İsa'nın gelişini bildirmek için çabucak geri döndü.
Şimdi, Lazarus'un ölümünde Kudüs'ten gelmiş bir hayli Yahudi ve pek çok yazıcı
ve Ferisi toplanmış bulunuyorlardı. Kız kardeşinden İsa'nın gelmekte olduğunu
duyan Marta aceleyle kalktı ve dışarı koştu; bunun üzerine yahudi, yazıcı ve
Ferisîler'den oluşan kalabalık onu teselli etmek için peşinden gittiler. Çünkü
kardeşine ağlamak için kabre gittiğini sanıyorlardı, îsa'nın Meryem'le
konuştuğu yere varınca Marta ağlayarak dedi: «Rab, Allah için burada olmuş
olsaydın, çünkü o zaman kardeşim ölmezdi!»
Meryem o zaman ağlamaya başladı; bunun üzerine İsa da göz yaşı döktü ve iç
çekerek dedi: «Onu nereye yatırdınız?» Cevap verdiler, «Gel bak.»
Ferisîler kendi aralarında diyorlardı: «Şimdi Nain'deki dulun oğlunu dirilten
bu adam, ölmeyeceğini söylediği halde neden bu adamı ölüme bıraktı?»
İsa, herkesin ağlamakta olduğu kabre varıp dedi: «Ağlamayın, çünkü Lazarus
uyuyor, ve ben onu uyandırmaya geldim.»
Ferisîler kendi aralarında dediler: «Allah için, sen böyle mi uyursun!»
O zaman îsa dedi: «Benim saatim henüz gelmedi; geldiği zaman aynı şekilde
uyuyacak ve süratle uyandırılacağım.» Sonra İsa yine dedi: «Kabrin üzerinden
taşı çekin.»
Marta dedi: «Rab, o kokmuştur. Çünkü öleli dört gün oluyor.»
İsa dedi: «Öyleyse ben niye geldim buraya Marta? Sen benim onu uyandıracağıma
inanmıyor musun?»
Marta cevap verdi: «Senin, Allah'ın bu dünyaya gönderdiği bir mukaddesi
olduğunu biliyorum.»
O zaman, İsa ellerini göğe kaldırdı ve dedi: «İbrahim'in Allah'ı, İsmail ve îshak'ın
Allah'ı, babalarımızın Allah'ı Rabb, bu kadınların başına gelenlere merhamet et
ve kutsal adına şan ver.» Ve, herkes «Amin» diye karşılık verince, îsa yüksek
bir sesle dedi:
«Lazarus, beri gel!»
Bunun üzerine, ölmüş olan kalktı; ve îsa havarilerine dedi: «Onu çözün.» Çünkü,
babalarımızın (ölülerini) gömegeldikleri şekilde, o da yüzünün üzerindeki
peşkirle birlikte kefene sarılmış bulunuyordu.
Yahudilerden büyük bir kalabalık ve Ferisî'lerin bir kısmı Isa'ya iman ettiler.
Çünkü mucize büyüktü.
Küfürlerinde kalanlar ise ayrıldılar ve Kudüs'e gidip Lazarus'un dirilişini ve
pek çok kişinin nasıl Nasara olduğunu başkâhine reislerine anlattılar. İsa'nın
tebliğ ettiği Allah'ın kelâmıyla tevbeye gelenlere böyle (Nasara Nasırîler)
derlerdi.