122. Pişmanlık Nasıl Olmalı?
«Hırs ve tamaha gelince, bu
da sadaka vermeye çevrilmelidir. Bakın, size diyorum ki, nasıl çekülün(terazi)
denge olarak merkezi varsa, tamahkânn da sonunda varacağı yer olarak Cehennem
vardır. Neden biliyor musunuz? Anlatacağım size: Ruhumun huzurunda durduğu
Allah sağ ve diridir ki, tamahkâr diliyle sessiz bile olsa yaptıklarıyla der:
«Benden başka Allah yoktur.» Sahip olduğu ne varsa, başını, sonunu, çıplak
doğup, her şeyi (ardında) bırakarak öleceğini düşünmeden istediği gibi harcar.»
«Şimdi söyleyin bana, Hirodes size bakmanız için bir bahçe verse, siz de
kendinizi hemen sahip yerine koyup, Hirodes'e hiç meyve göndermeseniz ve
Hirodes size adam gönderip meyve istediğinde elçileri kovsanız, söyleyin bana,
kendinizi bu bahçenin kralları yapmış olmaz mısınız?. Mutlaka, öyle. Şimdi,
diyorum ki size, aynen tamahkâr adam da böyle, Allah'ın kendine vermiş olduğu
zenginliği üzerinde kendini ilâh yapar.
«Hırs ve tamah, zevkine göre yaşamasının günahıyla Allah'ı yitiren ve kendinden
gizli olup, çevresini iyilikleri yerine koyduğu geçici şeylerle kuşatan
Allah'tan memnun olmayan nefsin bir susuzluğudur; ve bu (susuzluk) arttıkça,
kendini o kadar çok Allah'tan uzaklaşmış bulur.
«Ve, günahkârın doğru yolu bulması, tevbe etme lûtfunda bulunan Allah'tandır.
Babamız Davud da şöyle der: «Bu değişim Allah'ın sağ elinden gelir.»
«Pişmanlığın nasıl olması gerektiğini bilmek istiyorsanız, size insanın ne tür
(bir şey) olduğunu anlatmam lâzım. Ve, bugün bize iradesini sözlerim
aracılığıyla bildirme lûtfunda bulunan Allah'a şükürler edelim.»
«Bundan sonra ellerini kaldırıp dua ederek, dedi: «Merhametiyle bizi yaratan,
bize Doğru Elçi'nin diniyle kulların insanlar mertebesi veren Kadir ve Rahim
Rabb Allah, tüm nimetlerin için sana şükreder, günahlarımıza hayıflanarak,
namaz kılıp zekât vererek, oruç tutup Kelimen üzerinde çalışarak,
iradeni bilmeyenlere öğreterek, Sen'in sevgin için dünyanın sıkıntılarını
çekerek ve Sana kulluk için ölüm üzerine hayatımızdan geçerek seve seve
yalnızca Sana ibadet ederiz. Sen ey Rabb, seçtiklerini koruduğun gibi, Kendi
benliğin aşkına ve bizi kendisi için yarattığın Elçin aşkına ve tüm kutsal
(kul)lann ve peygamberlerin aşkına bizi şeytan'dan, bedenden ve dünyadan koru!»
Havariler karşılık verdiler: «Amin, Amin Rabb, Amin ey merhametli Allah'ımız.»
123.
Cuma günü gelince, sabah
erkenden namazdan sonra îsa havarilerini topladı ve onlara dedi: «Oturalım;
çünkü işte bu günde Allah insanı yeryüzünün çamurundan yarattı; ben de
inşallah, insanın nasıl bir şey olduğunu size anlatacağım.»
Herkes oturunca yeniden dedi: «Allah'ımız, yaratıklarına iyiliğini, merhametini
ve hoşgörülüğü ve adaletiyle birlikte kudretini de göstermek için birbirine zıt
dört şeyden bir terkip meydana getirdi ve bunları, —toprak, hava, su ve ateş—
her biri zıddını dengelesin diye insan denilen nihai bir nesnede birleştirdi.
Ve bu dört şeyden, sinirler, damarlarla birlikte ve tüm iç parçaları ile
birlikte et, kemik, kan, ilik ve deriden oluşan insan vücudu olarak bir kap
yaptı; içine Allah, bu hayatın iki yönü olarak ruh ve nefsi yerleştirdi; orada
yağ gibi yayıldığı için nefse yerleşim bölgesi olarak vücudun her parçasını
verdi. Ve, ruha da yerleşim bölgesi olarak, nefsle birleşip tüm hayata egemen
olması için kalbi verdi.
«İnsanı bu şekilde yaratan Allah, içine akıl denilen bir ışık yerleştirdi ki,
deri, nefs ve ruhla tek bir hedefte —Allah'a kulluk için çalışmak— birleşsin.
«Bundan sonra, bu eseri Cennet'e koyunca, akıl, şeytan'ın dürtmesiyle nefsin
iğvasına uğradı, beden rahatını yitirdi, nefs kendisiyle yaşadığı zevki yitirdi
ve ruh (da) güzelliğini yitirdi.
«Böylesi kötü bir duruma düşen insan, akıl tarafından engellenmediğinden
çalışmakta huzur bulmayıp, zevk peşinde koşan nefsle, gözlerin kendine
gösterdiği ışığın peşinden gider; bundan dolayı da, gözler, boş şeylerden başka
bir şey görmediğinden kendini aldatır ve böylece dünyevi şeyleri seçerek günah
işler.
«İşte, Allah'ın rahmetiyle, insanın aklının iyiyi kötüden seçmek ve gerçek
zevki (ayırt etmek) için yeniden aydınlatılması gerekmektedir; bunu bilmekle
günahkâr tevbeye yönelir. Bu bakımdan, bakın, size diyorum ki, eğer Rabb'ımız
Allah insanın kalbini aydınlatmazsa, insanın akıl yürütmelerinin hiç bir önemi
yoktur.»
Yuhanna karşılık verdi: «O halde, insanların konuşması hangi, amaca hizmet
etmektedir?»
İsa cevap verdi: «İnsan, insan olarak insanı tevbeye yöneltmek için hiç bir işe
yaramaz; fakat insan, Allah'ın insanı doğruya çekmek için kullandığı bir araç
olarak (işe yarar). İşte Allah böyle, insanın kurtuluşu için gizli olarak
insanda bir şeyler meydana getirir. Bu nedenle kişi, Allah'ın kendinde
konuştuğu birini bulabilirim diye herkesi dinlemelidir.»
Yakup karşılık verdi: «Ey muallim, eğer sahte bir peygamber ve bize ders
veriyormuş gibi davranan yalancı bir muallim gelecek olsa, ne yapmamız
gerekir?»
124.
İsa bir temsille cevap verdi
. «Bir insan ağını alıp balık tutmaya gider ve gittiği yerde pek çok balık
yakalar, ama kötü olanları çıkarıp atar.»
«Bir insan ekin ekmeye gider, ama yalnızca iyi toprağa düşen
tane tohum taşır.» «Siz de aynen böyle yapmalısınız. Her şeyi dinlemeli, (ama)
sadece gerçek ebedî hayata meyve taşıyacağından, yalnızca gerçek olanı
almalısınız.»
O zaman, Andreas karşılık verdi: «Öyle. de, gerçek nasıl bilinecektir?»
îsa cevap verdi: «Musa'nın kitabına uyan her şeyi gerçek diye alırsınız.
Biliyorsunuz, Allah birdir, gerçek birdir; buradan giderek deriz ki, akide
birdir ve akidenin anlamı birdir ve dolayısıyla din birdir. Bakın, size diyorum
ki, eğer gerçek Musa'nın kitabından silinip çıkarılmamış olsaydı, Allah,
babamız Davud'a ikinciyi vermeyecekti. Ve, Davud'un kitabı tahrif edilmemiş
olsaydı, Allah İncil'i bana emanet etmeyecekti; çünkü Allah'ımız Rabb değişmez
ve tüm insanlara tek bir mesajla konuşmuştur. Bu bakımdan, Allah'ın elçisi
geleceği zaman, dinsizlerin benim kitabımda yaptıkları tahrifatın tümünü
temizlemek için gelecektir.»
Sonra, bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «Ey muallim, kanunun tahrif
edildiği ve yalancı peygamberin konuştuğu zamanlarda insan ne yapsın?»
İsa cevap verdi: «Güzel bir soru ey Barnabas. Bu nedenle sana diyorum ki, böyle
bir zamanda, insanlar sonunda Allah'a varacaklarını düşünmediklerinden pek az
kişi kurtulur. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki; insanı
amacından, yani, Allah' tan yüz çevirten her akide en kötü akidedir. Onun için,
akidede göz önünde bulunduracağınız üç şey vardır, Allah'a karşı sevgi, kişinin
komşusuna acıması ve Allah'a karşı gelen, O'na her gün karşı gelen kendinden
nefret etmesi. Öyleyse, bu üç temele zıt olan her akideden kaçın. Çünkü, o en
şerli olandır.»
125. Hırs ve Tamah
«Şimdi de hırs ve tamaha
dönüyorum; ve size diyorum ki, nefs bir şeyi elde etmek istediği veya onu
inatla koruduğu zaman, ki, «böyle bir şeyin sonu olacak» demelidir. Eğer onun
sonu olacaksa, onu sevmenin delilik olduğu ortadadır. Bu bakımdan, kişiye
yakışan, sonu gelmeyecek olanı sevmesi ve korumasıdır.»
«Öyleyse, (bir insanın) haksızca kazandığı şeyleri hakça dağıtmakla, hırs ve
tamah sadakaya dönüşsün.
«Ve, sağ elin verdiğini, sol elin bilmemesine baksın. Çünkü, münafıklar infakta
bulunurken görünmek ve dünya tarafından övülmek arzu ederler. Ama, boşunadır
verdikleri, çünkü insan kim için çalışırsa, ücretini de ondan alır. O halde,
eğer insan Allah'tan bir şey alacaksa, onun Allah'a kulluk etmesi yaraşır.
«Ve, infakta bulunurken, (verdiğiniz) her şeyi Allah sevgisi için Allah'a
verdiğinizi düşünmeye çalışın. Bu bakımdan, vermekte yavaş davranmayın ve sahip
olduğunuz şeyin, Allah sevgisi için en iyisini verin.
«Söyleyin bana, Allah'tan kötü olan bir şeyi almak ister misiniz?. Ey toz
toprak, kesinlikle hayır! O halde, eğer Allah sevgisi için kötü olan bir şeyi
verirseniz, kendinize nasıl inanırsınız?
«Kötü bir şey vermekten hiç bir şey vermemek daha iyidir; çünkü, vermemekle
dünyaya göre bazı mazeretleriniz olacaktır; ama değersiz bir şey vermek ve en
iyiyi kendisi için alıkoymakta, mazeretiniz ne olacaktır?.
«Pişman olmakla ilgili size söylemem gereken şeylerin tümü bu kadar.
Barnabas karşılık verdi: «Pişmanlık ne kadar sürmeli?»
İsa cevapladı: «İnsan günah içinde oldukça, daima tevbe etmeli ve pişman
olmalı. Dolayısıyle, insan hayatı boyunca her zaman günah işlediğinden, daima
da pişman olmalıdır; ayakkabılarınızın patladığı her vakit onları
onarıyorsunuz, ama ayakkabılarınıza ruhunuzdan daha çok dikkat etmeyeceksiniz.»
126.
îsa, havarilerini çağırıp,
«Gidin ve duyduklarınızı anlatın» diyerek, onları ikişer ikişer tüm İsrail
yöresine dağıttı.
(Havariler) baş eğdiler ve (îsa) elini başlarının üzerine koyarak dedi:
«Allah'ın adıyla hastalara sıhhat verin, cinleri çıkarıp atın ve benim
başkahinin önünde dediklerimi kendilerine anlatarak, İsrailîleri benim ne
olduğum konusunda aldatmayın.
Sonra, bu (satırlar) ı yazanla, Yakup ve Yuhanna dışında hepsi ayrıldı; ve tüm
Yahudiye içine girip, İsa' nın kendilerine anlattığı gibi pişman olmayı
anlattılar, her türlü hastalığı iyileştirdiler. O kadar ki, İsrail' de, İsa'nın
«Allah birdir ve İsa Allah'ın peygamberidir» şeklindeki sözleri tasdik edildi
ve bir kalabalık gördüklerinde hastaları iyileştirmekle ilgili olarak İsa' nın
yaptığını yaptılar.
Ama, şeytan'ın oğulları Isa'ya eza etmek için bir başka yol buldular. Bunlar
kâhinlerle yazıcılardı. Ardından, İsa'nın İsrail üzerinde krallığa göz
diktiğini söylemeye başladılar. Fakat, avamdan korktukları için, Isa'ya karşı
gizli gizli plânlar kurdular.
Tüm Yahudiye'yi geçtikten sonra, Havariler İsa' ya geri döndüler, o da
kendilerini bir babanın oğullarını kabul ettiği gibi kabul ederek dedi:
«Söyleyin bana, Allah'ımız Rabb ne işler yaptı?. Emin olun ki, şeytan'ın
ayaklarınızın altına düştüğünü ve onu bağcının üzümleri ezdiği gibi ezdiğinizi
gördüm!»
Havariler karşılık verdiler: «Ey muallim, sayısız hastayı iyileştirdik ve
insanlara eziyet eden pek çok cinleri çıkarıp attık.»
İsa dedi: «Allah sizi affetsin ey kardeşler, çünkü her şeyi yapan Allah olduğu
halde, «biz iyileştirdik» demekle günaha girdiniz.»
O zaman dediler: «Budalaca konuştuk; bu bakımdan, ne diyeceğimizi bize
öğretin.»
îsa cevap verdi: «Her,iyi işte, «Allah yaptı» deyin, her kötü işte de «günah
işledim» deyin.»
«Böyle yapacağız» dedi Havariler ona.
Sonra îsa dedi: «îsrailîler, Allah'ın, benim elimle yaptıklarını şu kadar
insanın elleriyle de yaptığını görünce ne diyorlar?»
Havariler cevap verdi: «Tek bir Allah'ın bulunduğunu ve senin Allah'ın
peygamberi olduğunu söylüyorlar.»
îsa neş'eli bir yüzle karşılık verdi: «Ben, kulunun arzusunu hor görmiyen
Allah'ın kutsal adını tesbih ve ta'zim ederim!» Ve, bunu dedikten sonra
istirahata çekildiler.
127.
îsa çölden ayrılıp, Kudüs'e
vardı; bunun üzerine tüm insanlar O'nu görmek için mabede koşuştular. Mezmurlan
okuduktan sonra îsa, yazıcıların çıkmak adetinde oldukları mabedin kürsüsüne
çıkarak, eliyle sus işareti yapıp dedi: «Bizi alevli ruhtan değil,
yeryüzünün çamurundan yaratan Allah'ın kutsal adını tesbih ve
ta'zim ederim, ey kardeşler. Günah işlediğiniz zaman, Allah'ın huzurunda
merhamet bulunuz ki, şeytan bunu hiç bulmayacaktır, çünkü o gururu yüzünden,
alevli ruh olması nedeniyle her zaman soylu olduğunu söylediğinden bunu hiç
bulmayacaktır.
«Duydunuz mu kardeşler, babamız Davud'un Allah'ımız için, toprak olduğumuzu ve
ruhumuzun gidip, bir daha geri dönmeyeceğini göz önüne alarak bize merhamet
etmiştir dediğini?. Bu sözleri bilenler ne kadar kutsaldır, çünkü onlar,
günahtan sonra tevbe ederek ve günahları sürüp gitmeyerek, Rabblerine karşı
sonsuza değin günah işlemezler. Kendilerini yüceltenlere yazıklar
olsun,çünkü onlar Cehennemin yakıcı kömürleri
olarak azaltılacaklardır. Söyleyin bana kardeşler,
kendi kendini yüceltmenin nedeni nedir? Burada, yer üzerinde herhangi bir
iyilik var mıdır acaba? Kesinlikle hayır; çünkü Allah'ın peygamberi Süleyman'ın
dediği gibi, «Güneşin altında bulunan her şey boştur.» Eğer
dünyada bulunan şeyler bize kendimizi
kalbimizde yüceltme nedeni vermiyorsa, hayatımız çok
daha az verir (bu) nedeni; çünkü, insanın altındaki tüm yaratıklar bize karşı
savaştıklarından pek çok dert ve ızdıraplarla yüklüdür o. Yazın yakıcı
sıcağından niceleri can vermiştir, niceleri kışın soğuğundan ve donundan
ölmüştür; yıldırımdan ve doludan ölmüştür niceleri; niceleri de hastalıklardan
ve kıtlıktan veya vahşî hayvanlara yem olarak, yılanlar tarafından
ısırılarak, yemekten boğularak ölmüştür! Ey, her yerde tüm
yaratıkların kendisi için tuzak kurduğu ve altında ezilecek kadar kendini
yücelten talihsiz insan! Ya, yalnızca fena şeyler arzulayan beden ve nefs için,
günahtan başka bir şey teklif etmeyen dünya için, şeytan'a kulluk edip,
Allah'ın kanununa göre yaşayan herkese eziyet ve zulmeden lânetliler için ne
diyeyim? Açıktır ki kardeşler, eğer bir insan, babamız Davud'un dediği gibi
«Sonsuzluğa gözleriyle bakarsa günaha girer.»
«Kişinin kendini kalbinde yüceltmesi, bağışlanmaması için Allah'ın rahmetini ve
acımasını kilitlemekten başka bir şey değildir. Çünkü, babamız Davud der ki:
«Allah'ımız toprak olduğumuzu ve ruhumuzun gidip bir daha dönmeyeceğini bilir.
Kim kendini yüceltirse, toprak olduğunu inkâr etmiş olur. Bu yüzden de
ihtiyacını bilmeyerek yardım istemez ve böylece yardımcısı olan Allah'ı
kızdırır. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, şeytan kendi
zavallılığını bilse ve her zaman Sübhan olan Yaratıcısı'ndan merhamet
isteseydi, Allah şeytan'ı bağışlardı.»
128. "Ey Duyulmamış Gurur..."
«îşte böyle kardeşler, ben
yeryüzünde yürüyen ve size pişman olun ve günahlarınızı bilin diyen bir
insanım. Toprağım ve çamurum. Diyorum ki kardeşler, Roma askerleri aracılığıyla
şeytan, benim Allah olduğumu söylediğinizde sîzi aldattı. Bu bakımdan, sahte ve
yalan ilâhlara kulluk ederek Allah'ın lanetine uğradıklarından, aman onlara
inanmayın; babamız Davud bile onlara şöyle lanet okur: «Ulusların tanrıları
gümüş ve altındır, kendi ellerinin eseridir; gözleri vardır, görmezler;
kulakları vardır, duymazlar; burunları vardır koklamazlar, ağızlan vardır
yemezler; dilleri vardır, söylemezler; elleri vardır dokunmazlar; ayakları vardır,
yürümezler.» Bu nedenle babamız Davud sağ ve diri olan Allah'ımıza dua ederek
dedi: «Onları yapanlar ve onlara güvenenler de onlar gibî olsunlar.» Ey
duyulmamış gurur, Allah tarafından topraktan yaratıldığı halde kendi durumunu
unutan ve kendi keyfine göre seve seve ilâh yaratan insanın ah bu gururu!
Burada o, sanki «Allah'a kulluk etmekte hiç bir yarar yoktur» diyerek, Allah'la
sessizce alay etmektedir. Çünkü yaptıkları bunu gösteriyor. şeytan, size benim
Allah olduğuma inandırarak, sizi bu duruma düşürmek istedi ey kardeşler; çünkü
bir sineği bile yaratamayan ve geçici ve ölümlü olan ben her şeye kendim muhtaç
olduğumdan, size yararlı hiç bir şey veremem. O halde bunu yapmak Allah'a
aitken ben her şeyde nasıl yardım edebilirim?
«Öyleyse Allah'ımız olarak, sözüyle Kâinat'ı yaratan yüce Allah'ı alacak ve
başka dinden olanlarla ve ilâhlanyla alay mı edeceğiz?»
«Buraya, mabede dua etmek için iki kişi geldi; biri ferisi ve diğeri de bir
vergi kesenekçisiydi. Ferisi ibadet yerine yaklaşıp yüzünü yukarı tutarak şöyle
dua etti: «Şükürler olsun sana ey Allah'ımız Rabb, çünkü ben her kötülüğü yapan
öteki insanlar, günahkârlar ve özellikle şu vergi kesenekçisi gibi değilim.
Şundan ki, haftada iki kez oruç tutar ve varımın yoğumun onda birini veririm.»
«Vergi mültezimi uzakta durup yere doğru eğildi ve göğsüne vura vura başı eğik
dedi: «Rabb, ben ne göğe, ne de ibadet yerine bakacak değilim, çünkü pek çok
günahlar işledim; bana merhamet et!»
«Bakın, size diyorum ki, vergi mültezimi mabetten ferisîden daha iyi bir durumda
indi; çünkü Allah'ımız tüm günahlarını afvedip onu temize çıkardı. Ama ferisi
vergi kesenekçisinden daha kötü durumda mabetten indi; çünkü Allah'ımız
yaptıklarını nefretle karşılayıp onu reddetti.»
129.
«Olur ya, bir insanın bahçe
haline getirdiği ormanı kestin diye balta kendi kendiyle öğünsün mü? Asla,
çünkü her şeyi yapan insandır; baltayı da kendi elleriyle yapmıştır.
«Ve sen ey insan, Allah'ımızın seni çamurdan yarattığını ve yapılan her iyiliği
sende (O'nun) yaptığını göre göre, iyi bir şey yaptım diye kendinle öğünür
müsün?
«Ve hangi nedenle komşunu hor görürsün?. Bilmez misin ki, eğer Allah seni
şeytan'dan korumamış olsaydı, sen şeytan'dan daha kötü olurdun.»
«Şimdi bilmez misin ki, tek bir günah en güzel meleği en iğrenç şeytan yapar.
Ve dünyaya gelen en tam insan Adem'i tüm soyuyla birlikte bizim çektiklerimizi
çeken zavallı bir varlık haline getirdi. O halde hiç korkmadan kendi keyfince
yaşayabileceğin faziletle ilgili hangi hükme sahipsin ki? Yazıklar olsun ey
çamur, çünkü kendini seni yaratan Allah'ın üstüne çıkardığından, sana tuzak
kuran şeytan'ın ayaklarının altına indirileceksin.»
Ve İsa böyle deyip ellerini Rabbe kaldırarak dua etti. Ve insanlar da «Amin,
Amin.» dedi. Duasını bitirince mabedin kürsüsünden indi. Bunun üzerine başına
pek çok hasta üşüştü ve onları iyileştirerek mabetten ayrıldı. O zaman, İsa'nın
hastalığını gidermiş olduğu bir cüzzamlı, Simun kendisini yemeğe davet etti.
İsa'dan nefret eden kâhinler ve bilginler, Roma askerlerine İsa'nın tanrılarına
karşı söylediklerini bildirdiler. Kuşkusuz, O'nu öldürmenin yollarını aradılar,
ama bulamadılar, çünkü halktan korkuyorlardı.
İsa, Simun'un evine varıp, sofraya oturdu. Ve, yemeğini yerken gördü ki, Meryem
adında bir sokak kadını eve girip kendini İsa'nın ayakları altındaki yere atarak
onları gözyaşlarıyla yıkıyor, değerli bir yağ sürüyor ve başının saçlarıyla
siliyor.
Simun yemeye oturan herkesle birlikte bir rezaletle karşılaştığını düşündü. Ve
kalplerinden dediler: «Eğer bu adam bir peygamber olsa, bu kadının kim ye ne
türden olduğunu bilir ve onu kendisine dokundurmaz.»
İsa dedi: «Simun, sana söyleyecek bir şeyim var.»
Simun karşılık verdi: «Konuş
ey muallim, çünkü sözlerini arzuluyorum»
130.
İsa dedi: «Bir adama iki
kişinin borcu vardı. Biri alacaklısına elli kuruş, diğeri beşyüz kuruş
borçluydu. Sonra, bunlardan hiç birinin ödeyecek bir şeyleri olmadığından
paranın sahibi merhamete geîip borcu her ikisine de bağışladı. Bunlardan
hangisi alacaklısını en çok sever?»
Simun cevap verdi: «Kendisine daha büyük borç bağışlanmış olan.»
İsa dedi: «İyi söyledin; sana diyorum ki, öyleyse bu kadına ve kendine bak;
çünkü sen Allah'a iki kez borçlusun, biri bedeninin cüzzamından dolayı, diğeri
de ruhun cüzzamından dolayı, ki bu günahtır.
«Rabbımız Allah dualarımla merhamete gelip, senin bedenini ve ruhunu
iyileştirmek istedi. Sen bu bakımdan beni az seversin. Çünkü benden hediye
olarak az bir şey aldın. Ve böyle, ben evine gelince de benim ayağımı öpmedin
ve başıma da yağ sürmedin. Ama, bu kadın, bakın bakın! Senin evine girer
girmez, kendini doğruca ayaklarıma atıp, onları gözyaşlarıyla yıkadı ve değerli
bir yağ sürdü. Bu bakımdan, bakın size diyorum ki, ona pek çok günahları
bağışlandı, çünkü beni çok sevmiştir. Ve kadına dönüp, dedi: «Huzur içinde var
yoluna git, çünkü, Allah'ımız Rabb günahlarını bağışlamıştır. Bir daha da günah
işlememeye bak. İmanın seni kurtarmıştır.»
131."Gururdan Kurtulmak İçin Ne Yapılmalı?"
Havarileri gece ibadetinden
sonra İsa'nın yanına varıp, dediler: «Ey muallim, gururdan kurtulmak için ne
yapmalıyız?»
İsa cevap verdi: «Yemek için bir reisin evine çağırılan bir yoksul gördünüz mü
(hiç)?»
Yuhanna karşılık verdi: «Ben Hirodes'in evinde yemek yedim. Şöyle ki, seni
tanımadan önce balığa gider ve Hirodes'in ailesine balık satardım. Böyle böyle,
ziyafet verdiği bir gün, ben o tarafa güzel bir balık götürürken beni durdurdu
ve orada yemek yedirdi.»
O zaman İsa dedi: «Şimdi, kâfirlerle nasıl yemek yedin? Allah seni bağışlasın
ey Yuhanna! Ama söyle bana, sofraya nasıl oturdun?. En yüksek yeri mi aradın? En
nefis yemeği mi istedin? Sofrada, kendine soru sorulmadığı zaman konuştun mu?
Kendini sofrada oturan diğer kimselerden daha mı değerli saydın?»
Yuhanna cevap verdi: «Allah sağ ve diridir ki, kralın baronları arasında oturan
kötü giyimli, yoksul bir balıkçı olduğumu görerek, gözlerimi kaldırmaya cesaret
bile edemedim. Böyle iken, kral bana küçük bir et parçası verdiği zaman kralın
bana gösterdiği teveccühün büyüklüğünden dünyanın benim olduğunu sandım. Ve,
işte diyorum ki, kral eğer bizim kanunumuza uymuş olsaydı, hayatımın bütün
günlerinde seve seve ona hizmet ederdim.»
İsa haykırdı: «Ses etme Yuhanna, çünkü, Allah'ın gururumuzdan dolayı Ebiram
gibi bizi Cehennem'e atmasından korkarım!»
Havariler İsa'nın sözleri üzerine korkudan titrerken, O yine dedi: «Bizi
gururumuzdan dolayı Cehennem'e atmaması için Allah'tan korkalım.»
«Ey kardeşler, bir reisin evinde ne yapıldığını Yuhanna'dan duydunuz mu?
Dünyaya gelen insanlara yazıklar olsun, çünkü, gurur içinde yaşarlarken zillet
içinde ölecekler ve şaşırıp kalacaklar.
«Bu dünya da, Allah'ın insanlara ziyafet verdiği ve Allah'ın tüm kutsal
(kul)Ianyla peygamberlerinin yemek yediği bir evdir. Ve, size diyorum ki bakın,
insan aldığı her şeyi Allah'tan alır. Bu bakımdan, insan kendi değersizliğini
ve Allah'ın bizi besleyen büyük nimetleriyle birlikte yüceliğini de tanıyarak,
en derin bir alçak gönüllülük içinde olmalıdır. Öyleyse, insanın «ah, bu
dünyada bu neden yapılır ve bu neden söylenir» demesi değil, gerçekten, kendini
dünyada Allah'ın sofrasında duracak değerde görmemesi meşrudur. Ruhumun
huzurunda olduğu Allah sağ ye diridir ki, burada, yeryüzünde Allah (in elinden
alınan hiç bir şey küçük değildir, öyleyse insan, karşılığında tüm ömrünü Allah
sevgisi için harcamalıdır.
«Allah sağ ve diridir ki, Hirodes'le yemek yemekle günah işlemiş değilsin ey
Yuhanna, çünkü senin yaptığın bize ve Allah'tan korkan herkese bunu anlatman
için Allah'ın bir takdiriydi. Böyle yapın» dedi. İsa havarilerine, «dünyada, Yuhanna'nın
Hirodes'in evinde onunla yemek yerken yaşadığı gibi yaşayasınız, çünkü bu
şekilde, gerçekten tüm gururlardan kurtulacaksınız.»