tekke

TEKKE


www.basdere.net

Tekke-2008

 

www.basdere.net

 

ŞEYH TURESAN-I VELÎ HAZRETLERİNİN HAYATI    < xml="true" ns="urn:schemas-microsoft-com:office:office" prefix="o" namespace="">

Şeyh Turesan Velînin hayat hikayesi hakkında şimdilik maalesef herhangi bir tarihi malumata sahip değiliz. Onun hakkında halk arasında bir kısım menkıbeler anlatılmakta olup kurmuş olduğu tekkesinin Şeyhliği İncesu'da sülalesi olan ailede yakın zamanlara kadar devam etmiştir. Devrin maruf şeyhi olduğu anlaşılan Turesan Velîye Valide Sultan Mahperi Hunat Hatun Tekke Dağında, Durağım mevkiinde bugün de ayakta bulunan tekkeyi(zaviye) yaptırıp hediye etmiş ve etrafındaki geniş araziyi de vakıf yaparak kendisine ve kendisinden sonra devam edecek ta rikatına bağışlamıştır. Tekkenin bu enterasan yeri seçilirken bu yeri Turesan Velînin, şimdi tekke önünde bulunan ortası delikli büyük bazalt siyah taşı, Erciyes'ten atarak tayin ettiği, taşın durduğu bu yere Durağım dendiği hakkında halk arasında menkıbeler anlatılmaktadır.Hunat Hatun Turesan Velîye bu zaviyeyi bağışlarken, oğlu Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev de Kayseri de Kızıl Köşk olarak bilinen Billur Bağlarındaki, şimdi kalıntıları kalmış tekkeyi Mevlana Emir Tac isimli şeyhe, Hisarcık suyunu da vakfederek bağışlamıştır. Yine Şeyh Turesan Velî devrinde çevrede Kayseri'de Seyyid Burhaneddin Hazretleri ve Ahi Evran dergahlarında faaliyette idiler. Küllü Köyünde Bostana Çelebi (baba), Yılanlı Dağ arkasında Koyun Baba , Şeyh Şaban Köyün-de Şeyh Şaban-ı Velî ve Omuzu Gürzlü, Kulpak Köyünde Şeyh Çoban, Şeyh Turesan Velî gibi hâli yerlerde kurmuş oldukları tekkelerinde tasavvufla, ilim, zikir ve taatla meşgul idiler.

      Hunat Hatun'un bu sarp ama âsude, sakin bir manevi hava-sı olan bu güzel vâdîde, çevreden getirttiği taşlarla yaptırmış olduğu tekke yaklaşık 21x14 m.ebadında olup dikdörtgen bir plana sahiptir. Duvarlar küçük sıralı kesme taşlarla inşa edilmiş, bina tanoz ve kemerlerle örtülmüştür. Ortada sembolik küçük bir kubbesi bulunmaktadır.

ŞEYH TURESAN VELÎYE VAKIFLAR BAĞIŞLAYAN HUNAT HÂTUN

     Selçukluların büyük sultanı I.Alaaddin Keykubat, 1220 yılında tahta çıktığında kendisine ilk hedef olarak Alanya şehrinin fethini seçmişti. Büyük sultan ordusu ile muhasara ettiği çok sarp ve müstahkem durumda olan Alanya Kalesini fethetmekte zorlanmış ve hatta o yıl bundan vazgeçip muhasarayı kaldırmağa karar verdiği esnada rüyasında kendisine fethin nasib olacağı bildirilmiştir. Bunun üzerine muhasaraya devam eden Sultan'a az sonra kalenin Bizans valisinin elçileri gelerek, kaleyi teslim edeceklerini, ancak bazı, şartlarının olduğunu bildirmişlerdir. Bu şartların Sultan tarafından kabulü üzerine kalenin tekfuru vâlisi gelip teslim olmuştur. Tekfurun şartlan içinde kendisinin ve ailesinin canlarının bağışlanması kızının Sultan tarafından zevceliğe kabul edilmesi talepleri vardı. Bu şekilde kaleyi teslim alan Sultan büyük bir merasim ve nümayişle, mehterhânenin yeri göğü inleten nağmeleri arasında, Alanya'nın yerli halkının ve papazlarının karşılamaları ile bu cennet şehre girmiş ve Ce-nab-ı Hak'ka hemen şükür niyazında bulunmuştur.

      Hunat Hatun işte Alaaddin Keykubad'ın, Alanya Tekfurunun kızı olan zevcesidir. Müslüman olunca "Mahperi" adını almış, halk ona hanımefendi manasında Huand(Hunat) ismini 'vermiştir. Alaaddin Keykubad 'dan Gıyaseddin Keyhüsrev isminde bir oğlu olan Hunat Hâtun 1236 yılında kocasının Kayseri'de vefatı üzerine oğlunun tahta çıkması ile valide Sultan olmuş ve hemen Hunat Camiinin inşaatını başlatıp 1238 yılında bu büyük mâbeti tamamlatmıştır. Camiinin bir köşesine de kendi türbesini yaptırmıştır. Bundan sonra uzun sürecek hayatını mütedeyyin bir hanım olarak hayır eserleri yapmakla geçiren Hunat Hatun, Tokat, Çekerek (Yozgat) arasına, yol emniyetini sağlamak ve ti-caret yapan tüccarları ücretsiz olarak konaklatmak için altı bü-yük kervansaray yaptırmıştır ki bunlardan Tokatın Pazar ilçesin-de olanı halen ayaktadır. Câmisine ve hanlarına aynı zamanda büyük gelir kaynaklan olan vakıflar bağlamıştır.

Hunat Hatun'un, Ürgüp ilçesi kendisine tahsisli malikânesi idi. İşte oğlunun saltanatı zamanında (1237-1245) bu çevrede dini faaliyetlerini sürdüren ve kendisinin de takdir ve saygısını kazanmış bulunan kerametleri ile mâruf Şeyh Turesan Velî Haz-retlerine İncesu-Ürgüp arasında kuş uçmaz, kervan geçmez Tekke dağında, kervansaray gibi olan tekkesini inşa ettirmiş ve buraya geniş vakıflar bağlamıştır. O zamanki imkanlarla buraya gerekli malzemeyi taşıyıp bu binayı yaptırmak gerçekten büyük bir kadirşinaslık olup, Hatunun Allah yolundaki cehd vasfını ortaya koymaktadır.

KİTABE

     Giriş kapısı üzerinde bulunan 60x50 cm ebadında beyaz mermere yazılmış dört satırlık kitabe, maalesef buradan düşerek kırılıp parçalanmış, bu esnada da binayı yaptıran Hunât Ha- tun'un ismi ve binanın yapılış tarihi kaybolmuştur. Sonradan yerine tekrar yerleştirilmiş bulunan bu kitabede:

Emere bi-imareti hazâ el-meşhed fi eyyâm-ı devlet (is-sultan)

İl-âzam Gıyase'd-dünya ve'd-din Sultan-ı Selâtinü'l-A(rab)

Ve'1-Acem ebi'1-feth Keyhüsrev bin Keyku(bad) (e)mi

rü'l-mü'(minîn)el-meli(ket)

İl-kebiret Safveti'd-dünya ve ve'd-din yazılıdır.

Tercümesi:

      Bu meşhed'in (şehitlik) yapımı, Keykubad'ın oğlu Büyük Sultan, dinin ve dünyanın yardımcısı (Gıyaseddin) Arap ve Acem Sultanlarının Sultanı Fâtih, müminlerin emiri'nin (devrinin Abbasi Halifesinin delili) Keyhüsrev'in saltanat günlerinde büyük Melike, dinin ve dünyanın temiz hanımı (Mahperi Hatun) tarafından (senesinde) emredildi.

Kitabenin kırılarak eksilen kısımlarını Hunat Hatun'un -Kayseri Hunat Cami ve burada bulunan türbesindeki mezar taşı kitabelerine göre tamamlamış bulunuyoruz. Ancak kırılan, binanın yapılış tarihini bulmak mümkün olamamıştır. Saffetü'd-dünya ve'ddin, Hunat-Hatun'un kitabelerde geçen unvanıdır. Yine kitabelerde büyük melike olarak ta anılmakta, ismi "Mahperi" olarak yazılmaktadır. Oğlu Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev de Büyük Sultan, Fatih,Arap ve İran Sultanlarının Sultanı gibi büyük sıfatlarla anılmıştır. Kitabede esas tekkenin Şeyhi Turesan Velînin ismi geçmemekte olup, binadan da tekke.zaviye olarak değil, meshed(şehitlik-türbe) olarak bahsedilmiştir. Bundan anlaşıldığına göre Şeyh vefat ettikten sonra burası bir bakıma onun şehidliği (türbesi) olmuştur.

  Sign in   Terms   Report Abuse   Print page  |  Powered by Google Sites