ZerdAli
İnsan; karşılıksız sevmeyi, paylaşmayı ,başkalarına saygı duymayı becerebildiği ölçüde insandır...
|
1964- ? Ali Alçık Merhaba Efendim..... Herkese merhaba; dostlara, sevenlere,sevilenlere, sevgiyi büyütüp yaşatanlara..... 1900 lü yılların içerisinde adım atmışız şu dünyaya, hayata merhaba demişiz işte... Malatya-Darende'ye yerleşmiş atalarımız, biz ise Kırıkkale'ye..... Memleketin bir önemi yok doğrusu, işte hepimiz dünyalıyız yetmez mi? Yaşadığımız sürece üretken olmak, doğru,güzel şeyler üretmek ve güzel hatıralar bırakarak ayrılmak buradan.... Bu süreçte de mutlu olmak , diğerlerini mutlu etmek, çevrendekilerini, sevdiklerini, aileni, eşini ve çocuklarını..... |
Söz veriyorum;Doğruyu yazacağıma, İyiyi, güzeli savunacağıma, Faydalı olanı seçeceğime, Yalan ve iftira yazmayacağıma Söz veriyorum....... |
Seni korumayı beceremedik, gelecek nesillere seni tüm doğallığınla teslim etmek isterdim ama ne yazık ki buna muvaffak olamadım ve olamadık....
Tüm hoyratlığımızla senin tıkır tıkır işleyen düzenini bozduk, suyunu , havanı ve çevreni kirlettik.... Gelecek nesilleri ve kendimizi hiç düşünmeden sanki bu servet bitmeyecek gibi harcadık ve dağıttık..
Oysa bak şimdi ne kadar şikayetçiyiz! Kirlerimizi, pislerimizi temizlemek ve tahribatımızı düzeltmek için ne kadar emek ve zaman harcıyoruz... Ama nafile hiç bir şey eskisi gibi değil... Daha dün değil miydi tarla domatesi buram buram toprak kokardı. Isırınca aldığımız o lezzeti ne çabuk yitirdik, saman gibi tatlarla karşımıza çıkmakta meyveler ve sebzeler... Kana kana elimizi dayayıp da topraktan, kaynağından su içebiliyor muyuz? Ne gezer...
Balığından yiyemiyor, kuş gribi, deli dana hastalığı yüzünden kuşkuyla yaklaşıyoruz o buram buram kekik kokulu etlere.... Ne yaptıysak kendimize yaptık ve hayatı yaşanmaz hale getirmek için didindik durduk...
Başarılı(!) olduk nitekim bu konuda....
İşte eserimiz ortada. Ne kadar övünsek azdır kendimizle....
Ama her şey bitmiş değil, yapacak daha bir çok şeyimiz, düzeltilecek bir çok tahribatımız var...
Hadi bakalım oturmak yok öyle, kolları sıvayalım ve işe başlayalım....
Saygılarımla..... Katkılarınızı Yayınlayacağım
Özgürlük güzel şey; biz zaten özgür yaşadığımız için bunun çok farkına varamıyoruz ama yıllarca hasret duyanlar ,açık havada esir olanlar bunun özlemi ile yanıp tutuşmaktadırlar. Bundan dolayı da hasretlerini çok veciz şekilde duvarlara resmetmekteler.......
Eeeee, meşhurdur ki adam gün boyunca tuzlu yiyecekler yemiş ve hiç su içmemiş, gece boyunca da rüyasında okyanuslar, denizler, çeşmeler, gürül gürül akan sular görmüş.....
Hasreti çekilmeyen, özlemi duyulmayan özgürlüğün tadı olur mu? O özgürlük adına destanlar yazılabilir mi? Türküler yakılır mı? Hiç zannetmiyorum.....
Haa... Bu resim neresi mi? Tabii ki Filistin..... Ben de yazmak istiyorum
Göz bebeğim, gözümün nuru, canım, canımın parçası;
O uzakları çağrıştıran kokunla ne kadar tatlısın......
Melekler gibi masum ve tertemizsin....
Vücudumun bir yarısı, kalbimin parçasısın...
Masumiyetin yüzünden belli,gözlerinden okunuyor...
Bembeyaz bir sayfayla geldiğin bu hayatta kirlenmeye başladı sayfan...
Bakalım kirlenme nereye kadar devam edecek,hangi renkte son bulacak...
Ümit ederim ve dilerim bahtın açık, talihin yaver gitsin....
Tertemiz yarınlar için önerileriniz
ZERDALİ AĞACI
Havalar güzel gidiyor
Sen de çiçek açtın erkenden
Küçük zerdali ağacım,
Aklın ermeden.
Bak kurt gibi kalın yapılı
Görmüş geçirmiş ağaçlara
Küçük zerdali ağacım,
Pişman olursun sonra.
Şimdi okşar da hafif hafif
Bir gün yerden yere çalar rüzgâr
Küçük zerdali ağacım,
Bakma güzel gitsin havalar.
Sallansın dalların çocuklar gibi
Bakma güneş ısıtsın varsın
Küçük zerdali ağacım,
Sonra donarsın.
Zemheride bahar mı olur
Akşamları seyret anlarsın
Sakın erkenden çiçek açma
Küçük zerdali ağacım.
Cahit Kulebi
Bildiğiniz şiirleri gönderebilirsiniz...
Burası neresi mi? Durun canım hemen ürkmeyin. Göründüğü gibi mezarın içinden çekilmiş bir fotoğraf ve resim değil bu. Sadece sigara içilen ve kapısında zehir odası yazan kamu kuruluşlarından birinde bulunan bir odanın tavan resmidir.
Sigarayı hala bırak(a)mayan arkadaşlara diyor ki; işte içe içe çabucak gideceğiniz yerin görüntüsü. İçiniz ürperdi değil mi? Eyyy sigaradan hala vazgeç(e)meyen arkadaşlar; titreyin ve kendinize gelin....
Bir an önce terketmeye bakın fırsat varken.... Sadece dost uyarısı..... Ben bırakıyorum diyenler....
DUYURU
Bu bir DUYARLILIK çağrısıdır..
İstanbul Beykoz’da Tokatköy İlköğretim Okulu için elele verelim!!
Bu okulumuzun 1,000 e yakın öğrencisi var arkadaşlar. Ayrıca Zihinsel Engelliler Sınıfı’da mevcut.
Fakat bu okulumuz dar gelirli ailelerin çocuklarına eğitim veriyor ve
gerekli yardımları alamadığı için bazı eksiklerini tamamlayamıyor.
Bu eksikler bir elin nesi iki elin sesiyle bir çırpıda halledilebilecek eksikler...
O yüzden gelin ellerimizi birleştirip önce bu okulumuzu hep birlikte boyayalım..
Boya bittikten sonra geriye kalan birinci derece acil ihtiyaçlar : Temizlik Malzemesi, Kitap (çocuk kitapları), ansiklopedi ve oyuncak.
Bunun dışında okul müdürü ile yaptığım görüşme sonucu Bilgisayar, dvd türünde eksiklerini giderdiklerini şu an için en önemli eksiklerinin yukarıda saydığım eskikler olduğunu dile getirdi. Yazının devamı için tıklayınız
Bayrağımız,canımız....
Barış, sevgi ,dostluk varken savaştan bahsetmek hoş değil; ama bir gerçek var ki o da dünyanın bir yerlerinde savaşın tüm hızıyla devam ettiği, çoluk-çocuk masumların öldürüldüğüdür.
Buraya savaşın resimlerini koymak ve sizi tüm çıplaklığıyla gerçekle yüzyüze getirmek istemedim. Ama gerçek olan savaşın görüntüleri ve yapılan zulmü görmek isteyenler için buraya tıklamanız yeterli
Bu kuşu seveceksiniz ,şarkısını bilmem ama sonu kötü oluyor zavallının..
www.netcolic.com adlı siteden alınmıştır....
ÜCRETSİZ LOSEMİLİ ÇOCUKLAR HASTANESİ..........
LOSEV (lösemili çocuklar sağlık ve eğitim vakfı ) 3.5 yıllık bir vakıf olmasına rağmen Türkiye'nin ilk lösemili çocuklar hastanesini Ankara'da kurdu.Yemeğinden pijamasına,muayenesinden tahliline her şey ücretsiz olarak çocuklara sunuluyor. Ankara dışından gelen ailelere de apart oda hizmeti veriliyor. Vakıf kullanmadığımız giysi, ev eşyası, oyuncak, bisiklet ve yiyecek yardımlarını kabul ettiği gibi,YKB 477 Şube 1-002666 hesaba tutar ne olursa olsun bağış da yapılabiliyor.
Tel : 0312- 447 06 60
==============0===============
Sorulara verdiğiniz cevaplar sizin kişiliğinizi ele veriyor? Çok ilginç sorular ve konular var. Denemek isterseniz ve kişilik tahliliniz için tıklayınız....
Böylesini görmemişsinizdir.... Şarkı söyleyen mumlar, hem de rengarenk.... Yanlış okumadınız hepsi de çok şirin....İnanmadınız değil mi ? İşte Mumlar
BİR BABANIN NASİHATLARI
"Oglum,
Türkiye'de hiç bir zaman döviz üzerinden borçlanma.
Başbakan dahil hiç bir siyasi liderin veya bakanın demecine inanıp
işlerini onlara göre sakın düzenleme
Hiçbir zaman acele karar verme ve verdiğin karardan kolay geri
dönme, bu davranış
kendine güvenini arttırır.
Arkadaşına kefil olmak yerine, eğer imkanın varsa ona borç vermeyi
teklif et.
Eğer bir mal satman gerekiyorsa mümkünse vadeli satma, peşin sat,
hatta biraz
zarar etsen bile böyle yap.
yazının devamı için TIKLAYINIZ

Dünyanın bir numaralı yazılım şirketi Microsoft, Windows işletim sistemi kullanıcılarını popüler PowerPoint programı ile gelen ve açılır açılmaz bir ''keylogger'' programı kuran virüs uyarısında bulundu.
Microsoft, kullanıcının klavyede bastığı tüm tuşları kaydeden ve böylece şifreleri elde etme olanağı sağlayan keylogger yazılımı yükleyen virüsle ilgili açığın kapatılması için ''yama'' hazırlanmasının haftalar sürebileceğini, bu nedenle azami dikkatli olunmasını istedi.
Yazılım devi, PowerPoint 2000, 2002 ve 2003 ile gelen bubi tuzaklı virüsün, çok fazla kullanıcıyı etkileyeceğinin düşünülmemesine karşın yine de kullanıcılara dikkatli olmaları çağrısı yaptı.
Bilgisayar güvenlik uzmanları, bir Google GMail adresi ile gelen elektronik postaya ekli PowerPoint sunumunun erkek ile kadın arasındaki aşkı 18 mizahi slayt ile anlattığını belirttiler.
Bubi tuzaklı PowerPoint sunumu açıldığında virüsün tetiklendiğini ve klavyeye basılan her şeyi kaydeden keylogger yazılımını kurduğunu söyleyen uzmanlar, bilgisayarda virüsü gönderenlerin kayıtları elde edebilecekleri ve başka korsan yazılımları da yükleyebilecekleri bir ''arka kapı'' açtığına dikkat çektiler.
Güvenlik uzmanları, daha çok Asya ülkelerindeki kullanıcıları etkilemesi beklenen virüs tehlikesinden korunmak için güvenilir bir kaynaktan gelse bile beklenmedik PowerPoint dosyalarının açılmaması veya kaydedilmemesi gerektiği uyarısı yaptılar.
PowerPoint programı, özellikle iş dünyasında sunumları yapmakta sık sık kullanılıyor.
Kaynak:milliyet.com.tr www.netcolic.com adlı siteden alıntıdır......
Flash proğramı kullanılarak adım adım bir deniz kızının yüz resminin yapılışını izlemek ister misiniz? Çok hoş tıklamanız yeterli . Nereye mi ? Buraya Tabii ki
Harika bir flash çalışması daha. Ama bu sefer ne olduğunu söylemeyeceğim. Siz ne olduğunu merak ediyorsanız aşağıdaki yazıya lütfen tıklayın.... İşte Buraya Canım Burada da Başkası Bir Daha Var
Heyecan verici bir serüven. Bir kabağın sesini ruhunuzun derinliklerinde duyacaksınız, filmin sonunu gördüğünüzde ise sarsılacaksınız. Bir kabağın hayat ve ölüm çizgisindeki hayatı, kısa film dalında çarpıcı bir eser... İzlerken çığlık atmayın lütfen. Bu bir kabağın sonu hazin biten öyküsü. Lütfen sesli izleyin..... Film Burada
BU ÇILGINLIĞIN ADINI SİZ KOYUN.....
Batı gençliğinin son çılgınlığı da dudak uçuklatacak cinsten. Sen tut dudağının içine yazı yaz, dövme yaptır. Bakalım bunun sınırı nerede duracak? Görmek isteyenler İçin
O NE MEYVELERE NE OLMUŞ BÖYLE ?
Meyveleri bu haliyle görüp yemek istermiydiniz? Benim pek hoşuma gitmedi ama herhalde eski alışkanlıklardan dolayı. Gözümüz gördüğüne alışıyor ,farklısını kabullenemiyor. Tipik bir şartlanma refleksi olmalı bu....
MEYVELER DEĞİŞİR DE HAYVANLAR DEĞİŞMEZ Mİ?
Photoshop proğramı ile hayvanlara değişik kılık ve kıyafetler giydiriliyor. Çok hoş görünüyorlar. www.netcolic.com adlı siteden alıntıdır...
LAZCA BİLİR MİSİNİZ?
Ben bilmezdim, ama sağolsun laz dilini öğreten bir site hazırlamışlar. Giriyorsun, kelimeyi yazıyorsun ve lazca o kelimenin karşılığını görüyorsun.. Ali ismimin lazca yazıldığı zaman Türkçe karşılığının "boyun" kelimesine karşılık geldiğini gördüm. Siz de merak ettiğiniz kelimeyi yazıp Türkçe veya lazca ne demek olduğunu öğrenebilirsiniz? Türkçe-Lazca
MUHTEŞEM BİR GÖRÜNTÜ
MAİL İLE GELDİ SİZİNLE PAYLAŞMAK İSTEDİM....
PATATES SOYMA OYUNU
Güzel bir oyun. Karşınıza çıkan patatesi elinize tutuşturulan soyacakla başlıyorsunuz soymaya. Hem de evire çevire, sakın bitti sanmayın arkasını çevirin soymaya devam....Bakalım bir patatesi kaç dakikiada soyacaksınız? Hazır mısınız soymaya? Geriye sayma başladı.... 5 4 3 2 1 Başla
RAHATI KAÇAN AĞAÇ
Tanıdığım bir ağaç var
Etlik bağlarına yakın
Saadetin adını bile duymamış
Tanrının işine bakın
Geceyi gündüzü biliyor
Dört mevsimi, rüzgarı, karı
Ay ışığına bayılıyor
Ama kötülemiyor karanlığı
Ona bir kitap vereceğim
Rahatını kaçırmak için
Bir öğrene görsün aşkı
Ağacı o vakit seyredin.
Melih Cevdet Anday
- Assam: 1800'lü yıllarda Hindistan'ın Assam bölgesinde İskoçyalı Robert Bruce tarafından bulunmuş koyu renkli, güçlü ve keskin kokulu bir çaydır.
- Beyaz Çay: Çaylar arasında en fazla antioksidan içeren çay bu özelliğini üretim aşamasında az işlem görmesine borçludur. Yeşil çaylardan farklı özelikleri dem rengi ve yeşil çayın otsuluğundan uzak kavunsu hoş tadıdır.
- Darjeeling: Nepal yakınlarında deniz seviyesinden çok yüksek dağların doruklarında yetişen çay çeşidi, dünyanın en kaliteli çayları arasında yer alır. Tadı frenk üzümüne benzetilen çay, bu özelliği ile 'çayların şampanyası' ünvanını almıştır.
- Earl Grey: Darjeeling, Assam ve Seylan çaylarından biriyle bergamot yağının karışımıdır.
- English Breakfast: Güne dinç başlamak için Hindistan ve Seylan çaylarının karışımından elde edilen güçlü bir harman çaydır.
- Gunpowder: Hafif aromalı bir tür yeşil Çin çayıdır. Ayırt edici özelliği toplandıktan sonra bitkisinin yapraklarının sıkı sıkıya sarılarak üretilmesidir.
- Jasmine: Yasemin çiçekleri eklenmiş tercihen yeşil ya da yeşil-siyah çay karışımıdır.
- Meyve Çayları: Çeşitli bitki ve meyvelerle tatlandırılıp içimi kolaylaştırılan hoş aromalı çaylardır. Meyve çayları karanfilden naneye, elmadan böğürtlene günden güne genişleyen yelpazesiyle çaya yeni aroma alternatifleri getirmektedir.
- Pouchong & Oolong: Çin veya Tayvan mahsulü aroması şeftaliyi andıran yumuşak bir tür yeşil çaydır.
- Seylan: Sri Lanka ürünü çaylara verilen genel isimdir. Ne kadar yüksekte yetişirse o kadar kaliteli olan çay, hoş kokulu ve aromalı tadıyla ünlüdür.
- Ağız duyusu: Çay, öncelikle ağızda yarattığı duyu ile değerlendirilmelidir. İyi bir çay öncelikle ağızda kuruluk hemen arkasındansa kayganlık yaratacaktır.
- Sıcaklık: Çayın sıcaklığı doğrudan aroma elementlerinin etkisini etkileyeceğinden çay tadımında çayın sıcaklığı çok önemli bir fiziksel unsurdur.
- Demleme methodu: Aroma ve tat elementlerinin suyu içinde etkin bir şekilde çözünürlüğü ve buhar basıncı çayın yapılışı ile direkt ilintilidir.
- Kişisel özellikler: Çayı tadan kişinin fiziksel durumu (fizyolojik ve zihinsel faktörler ile genel sağlık ve yaş faktörleri gibi) çayın tat ve aromasının duyumunun keskinliğini belirleyici faktörlerdir.
- Taze, yumuşak, kireçsiz ve soğuk su kullanmalı.
- Çay, nem ve harici kokulardan etkilenmeyecek şekilde kuru ve hava almaz bir kaptan saklanmalı.
- Daha iyi bir demleme ısısı elde etmek için demliği ısıtmalı.
- Çayın ölçüsüne dikkat etmeli; beher bardak için ortalama bir çay kaşığı dolusu çay ideal ölçü alınmalı.
- Su tam kaynama noktasında iken suyu demliğe eklemeli.
- Tüm lezzetin açığa çıkabilmesi için çayı en az 5-7 dakika beklemeli.
- Eğer çay süt ile içilecekse, daha iyi bir karışım için fincana çaydan önce süt eklenmeli.
- Demlenen çay yarım saat içinde içilmelidir.
Elbette ki çayla kusursuz bir ruh banyosu için iyi demlenmiş çay da yeterli olmayabilir. Bütün sanat dallarındaki gibi eser bir bütündür ve parçalar tamamlanmadan hiçbir şey ifade etmeyebilir. Bunun için çayı demlemek kadar zevke hitap eden bir şekilde sunmaya, sunmak kadar tatmaya, tatmak kadar tadını çıkarmanızı sağlayacak sohbet ve lezzetlerle süslemeye de bir sanatçı estetiği ve inceliğiyle eğilinmelidir.
Alıntıdır................
Alıntıdır...
__._,_.___
TİLKİNİN ORUCU
Tilki ormanda gezmekdedir. bir agacin dalinda asili bir geyik budu görür.
Açtir ama süphelenir kontrol etmeye baslar ve görür ki bu bir tuzak.
Geyik budu bir iple bombaya baglidir. Epeyce uzağa gider ve başini kollarinin
üzerine koyarak yatar, biraz sonra kurt gelir, budu görür ve yatan tilkiyi de tabi...
Tilkiye sorar "napiyorsun dostum"
Tilki cevap verir "hiçç... yatiyorum"
-Burda bir but var
-Evet var
-Neden yemedin
Tilki sakince cevap verir ;
"BU GÜN ORUCUM"
Kurt kendinden emin ;
"Ben yiyeyim o zaman"
Tilki "Buyur afiyet olsun" der.
Kurt but 'a uzanir uzanmaz bir patlama ortalik toz duman kurt yarali hareketsiz
10 metre uzakta perisan halde yatarken tilki sakince budu yemeye baslar.
Bunu gören kurt ;
"LAN ŞEREFSİZ HANİ ORUÇTUN"
Tilki pişkin pişkin ;
"Biraz önce top patladi duymadin mi ?" der....
www.netcolic.com adlı siteden alınmıştır....
www.netcolic.com adlı siteden...
Can Dündar'ın yazıları beğeniyle okunur... Ya sesli dinlemeye ne dersiniz? Eğer başlıklı yazıyı sesle dinlemek isterseniz LÜTFEN tıklayınıız......
Eveeeettt... Sesli hikayeyi dinledinizse bir oyunu hakettiniz demektir... Bir tabak patates kızartmanız var.... her taraftan saldırıyorlar.... Sizin göreviniz ise saldırıları bertaraf etmek.... Hazır mısınız? OYUN burada
Onu detaylarla etkiler, çok çaba harcayarak keşfettiğiniz ve hareket etmek için biraz emir beklediği yönünü keşfedip gerekli noktalarda müdahale ettiğinizde büyük bir zafer kazanırsınız. En ufak ayrıntılara takılışı, baktığında mükemmeli görüşü yüzündendir. Sizde de aynı durum söz konusu olacaktır mutlak. Eleştirilerinin sizin mükemmel halinizi görmesinden ve ufak tefek aksaklıkları sadece sizi düşündüğü için düzeltmeye çalışmasından olduğunu bilemlisiniz. Hayata entellektüel bir çerçeveden bakması duyguları anlamasına veya umursamasına engel değilir; ancak ona hislerinizi uzun uzun oturup açıklamanız gerekebilir.
Bir Terazi'ye mi aşıksınız?
Ona ilgi gösterin ve destekleyin. Kısa süre sonra bir de bakarsınız hayatının en özel yönlerine kadar sizinle paylaşması yetmezmiş gibi size kendini adamış sadık bir eş sahibi oluvermişsiniz. Sorun bu bağlılığı sadece size değil etrafındaki herkese; ailesine, arkadaşlarına tanıdıklarına da göstermesidir. Hep dengeli olmak isteyen ancak hep iki arada bir derede kalan biriyle birlikte olduğunuzu sakın aklınızdan çıkarmayın. Yaptığı bir seçimden memnun değilseniz bunu seslendirmek yerine bekleyin, nasıl olsa bir de diğer seçeneği deneyecektir. Sıradan her şeyi ondan uzak tutmalısınız, dolayısıyla ona bir buket karanfil göndermek yerine orkide veya zambak tercih etmelisiniz. Onun zevkine güvenmeli, evi bir sürü tuhaf eşyayla doldurma fikrini sabırla karşılamalı ve yaratacağı güzellikleri görmeden asla tahayyül edemeyeceğinize inanmalısınız.
Bir Akrep'e mi aşıksınız?
Hareketlerinizi en ince ayrıntısına kadar çözebilen ve her değişimi fark eden Akrep'le birlikteliğinizde ilginiz ve adanmışlığınız her zaman maksimumda olmalıdır. Sır saklayamazsınız, anında yakalar. Dürüstlüğünüzün size fazlasıyla artı puan sağlayacağı bu ilişkide duygularınızı en ufak dalgalanmalara kadar ona hissettirmeniz onu mutlu edecektir. Sözcüklere ihtiyacınız yoktur her zaman, bakışlarınız ancak en çok dokunuşlarınızla ona kendinizi anlatırsınız. Fiziksel temas sizi pek açmıyorsa derhal kendinize yeni bir partner aramaya başlasanız iyi olur. Sadakat onun karşısında bir erden değil gerekliliktir, aklınızdan çıkarmayın. İlişkideki ufak bir hatanızı dahi asla unutmayacaktır; affedebilir ancak unutmaz. Karşılığında mümkün olduğunca az tökezleyen ve yaptığı yanlışları da asla unutmayan bir partner bulacaksınız. Onun gücüne istediğiniz kadar hayran olun, asıl silahlarını hep gizlediğini aklınızdan çıkarmamalı, onunla yarışa girmek yerine, kendinize başka alanlar seçmelisiniz.
Bir Yay'a mı aşıksınız?
Ona karşı dürüst olmalı ve bağımsızlığına saygı göstermelisiniz. Kendiyle baş başa kalmayı seven ve çok zor bağlanan Yay'ı kıskanmamanız gerektiğini kafanıza kazıdıktan sonra her konudaki bilgi ve deneyiminin yanında oldukça keyifli muhabbetini paylaşmaya başlamalısınız.
Dağınık, düzensiz ve sürekli meşgul bir ruhla berabersiniz ancak onun yalandan nefret ettiğini ve asla söyleyemeyeceğini de göz önünde bulundurmalısınız. Bu da demek oluyor ki; sizinle beraberse sizinle beraberdir, değilse öyleymiş gibi yapamaz. Oradan oraya koşuşturup bulaştığı onca projede başarılı olmaya çalışırken desteğinize delicesine ihtiyaç duyar. Hatta denilebilir ki; ne kadar çok görev alırsa sizden o kadar çok destek göreceğinden bu kadar maymun iştahlıdır! Son derece dinamik, eğlenceli, kıpır kıpır bir ilişkiniz, sabahlara kadar muhabbet edebileceğiniz bir partneriniz var.
Bir Oğlak'a mı aşıksınız?
Tam bir işkolikle berabersiniz; ancak onu yanlış anlamayın. O size paranın satın alabileceği en güzel hediyeleri bulmak için bu kadar çalışıyor ve ihtiyacı olan sizin destek ve ilginiz. Her an onun aklındasınız, bunu size çoğunlukla gösteremeyecektir ancak hislerinize güvenin. Kariyeri onun hayat damarı gibi ve en büyük rol de sırtını sıvazlayan partnerinin, ister kabul edin, ister etmeyin. Arada sırada size yönelttiği eleştirilerin dozunu bazen kaçırsa da son derece iyi niyetlie sarf edilmiş, sadece iyiliğinizi hedefleyen sözler bunlar. Esasında utangaç olduğunu siz zaten çoktan çözmüş olmalısınız ve ona eşlik etmeniz temel ihtiyaçlarından biri. Bir oğlakla beraberlik insandan çok şey götürebiliyor, kabul, ancak el ele verdiğinizde hedefiniz yıldızlardan aşağısı olmayacak ve biraz çabayla parıldamayı başaracaksınız.
Bir Kova'ya mı aşıksınız?
__._,_.___
http://www.celebiyiz.biz
Bana mail ile gelen bu muhteşem görüntüyü sizinle paylaşmak istedim. Bana bu maili gönderen Kırşehir'den sayın Emel Ersin'e teşekkürler...
Ne dersiniz muhteşem derken abartmamışım değil mi?
KUSURUMA BAKMAYIN BEN DE KENDİMİ YAZDIM
Tayyar Cem Eralp
31.07.2006
Güzel yazı yazanları hep kıskandım. Ne güzel bir şiir, ne güzel bir hikaye, ne de güzel bir felsefe yazısı yazamadım.Yazanları da kıskandım. Hem de çok kıskandım.
Yazma özürlü olsam da, oldum olası okumayı çok severim. Ancak; yoksul bir ailede büyüdüğüm için üniversiteyi bitirinceye kadar ders kitapları dışında hiçbir kitabım olmadı. Kitap alamadım. Ortaokula giderken ilçe kütüphanesine üye oldum. O zaman başladım okumaya. Lise birinci sınıfta iken edebiyat dersimize üniversite mezunu bir öğretmen geldi. İlk dersinde sözlü sınav yaptı. Sınavda bir tek soru sordu. Soru, “ okuduğun kitapları say” dı. Ben tarihi romanlar yazan Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun ve aşk romanları yazan Kerime Nadir’in bütün kitaplarını saymıştım. “Cihan pehlivanı Kara Ahmet”, “Koca Yusuf”, “Kel Aliço’nun” hikayelerini de o zaman okumuştum. Hoca, bütün sınıfa yaz tatili için ödev verdi. Her birimiz dünya klasiklerinden beş roman okuyacaktık. Lise ikinci sınıfa başladığımız ilk gün ödevimizi yapıp yapmadığımızı kontrol etti. Ve liseyi bitirdiğim yıl dünya klasiklerinin büyük bir kısmını okumuştum.
Hukuk fakültesinde, birinci sınıf ders kitaplarını elden düşme aldım. Hala, kitaba verecek param yoktu. Ancak o yılın sonunda öğrenci olayları başladı ve 1968 den sonra bütün hızıyla sürdü. O yıllarda üniversite öğrencileri arasında öyle bir okuma yarışı başladı ki; kitaplar elden ele dolaşıyor, herkes her şeyi okuyordu. Ve bütün devrimci romanları, hikayeleri de o yıllarda okudum. Fakülte son sınıfta iken sadece Deniz Ticaret Hukuku kitabını 50 lira verip almıştım. Fakültede yeni olarak alabildiğim tek kitap odur. Halen saklarım. Diğer sınıflardaki bütün ders kitaplarını bir sınıf önceki arkadaşlarımdan ödünç olarak alıyor ve dersi geçince kitabı da arkadaşıma iade ediyordum.
1972 yılında fakülteyi bitirdim. Bir iplik- dokuma fabrikasının muhasebe servisinde 900 lira maaşla işe başladım. Her ay maaşımın 100 lirasını kitaba ayırdım. Bazı yayınevleri 100 liralık kitap alana yüzde otuz indirim yapıyordu. O yıllarda kitap fiyatları ortalama yirmi - otuz lira civarındaydı. Her ay 5-6 kitap alıp, okudum. Bu durum işten ayrılıp askere gidinceye kadar devam etti.
Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığım her yerde, mutlaka kütüphanesine gidip üye oldum.
Fakülteden mezun olduktan sonra her zaman kitap alacak param oldu.
Hep yeni yeni kitaplar aldım, okudum…
Bunu, size neden anlatıyorum?..
Araştırmacı- gazeteci yazar Soner Yalçın’ın “Efendi – Beyaz Türklerin Büyük Sırrı” isimli kitabını daha önce okumuştum. Bu aralar “ Efendi 2- Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı” isimli kitabını okuyorum.
Altmışına merdiven dayadık, ama; okumam gereken, öğrenmem gereken çok şey var çook…
Okuyorum… Okuyorum… Okudukça kafam karışıyor…
Olayları yorumlamakta zorlanıyorum. Daha çok okumalı, daha çok öğrenmeliyim ki, bilerek ya da bilmeyerek devletim, vatanım , milletim aleyhine bir eyleme ortak olmayayım.
Kim yaptı, neden yaptı, arkasında kim var. Kim kimi oyuna getiriyor.
Araştırayım, bir bakayım derken atı alan Üsküdar’ı geçiyor. Sanki Ali Musa Sarıçimen “ Kafama Takılanlar 3” yazısında beni anlatıyor.
Sorular, sorular….
Bu sorular yüzünden 68 olayları sırasında hiçbir öğrenci gurubuna girmemiş, hiçbir öğrenci olayına katılmamıştım… Sağda ve solda birbiriyle vuruşan ( vuruşturulan) Türk gençliğinin nasıl da oyuna geldiğini (getirildiğini) yıllar sonra, öğreniyoruz.… Ve “yazık oldu o gençlere” deyip hayıflanıyoruz…
Acaba, şu anda ülkemde ne gibi oyunlar tezgahlanıyor?… Yeni bir Ortadoğu planlayan A.B.D. nin CIA si, Siyonist emellerini gerçekleştirmek, Kenan ülkesinde büyük Filistin devletini kurmak peşinde olan İsrail’in Mossad’ı, iki de bir savaşın eşiğine geldiğimiz Yunanistan, oluşturdukları lobiler vasıtasıyla üçüncü ülkelerin parlamentolarında soykırım yasalarını kabul ettirmeye çalışan ve Türk milletine kin kusan Ermenistan; Almanya’sı, Fransa’sı, Belçika’sı, Hollanda’sı, akla hayale gelmeyen daha niceleri, niceleri… Onlar yetmezmiş gibi ülkede kargaşa ortamı yaratacağını düşünemeyen ve bomba atarak hakimleri eğitmeye çalışanlar… Emperyalist ülkelerin oyuncağı, maşası bölücüler… Saymakla bitmez…
Ülkemde çeşit çeşit oyunlar tezgahlayan, çeşit çeşit olaylar çıkaran bu kişi ya da guruplar; mutlaka bilgili, tecrübeli, donanımlı, iyi yetişmiş, iyi eğitilmiş kişilerden oluşur. Arkalarında gene kendileri gibi iyi yetişmiş, toplumu etkileyebilecek basın-yayın gibi önemli yerlerde destekçileri vardır.
Tabi ki; benim kafam karışacak…
Bu olayları planlayıp yapanların yada yaptıranların amacı da bu…
Kafa karıştırmak…
Bilgi kirliliği yaratmak…
Bilgi kirliliği yaratacaklar ki, kafaları karıştırsınlar…Kimin, neyi, neden yaptığı bilinmesin… Şaşkın ördek gibi ne yapacağımızı yada ne yapmayacağımızı bilemeden kalakalalım ortalıkta… Onların emellerine alet olalım… Bizleri istedikleri gibi sokağa döküp bağırttırsınlar avaz avaz…
Kuzey ırakta kürt devleti kurmak için Barzani’nin İsrail’le anlaştığını delilleri ile ortaya çıkaran Uğur Mumcu’ nun, yazısı yayınlanmadan öldürüldüğünü ve cinayetin hemen ardından, topluma; İran’ın hedef gösterildiğini öğrendiğimde hiç şaşırmadım…
Şaşırmadım, çünkü; Fransız’ların ve Belçika’nın Ruanda’da dini, dili, rengi aynı olan tek bir ulusu nasıl tutu’lar ve tutsi’ler diye ikiye bölüp birbirini öldürttüklerini… Cezayir’de yapılan soykırımı… Cezayir halkını aşırı dinciler ve dinci olmayanlar diye ikiye ayırıp vahşice cinayetler işlettiklerini… Afganistan’da önce Talibanı kurdurup, sonra Afgan halkını kendi kardeşlerine öldürttüklerini… Irak’ta, önce kafalarına aylarca bomba yağdırıp sonra aleviler, Sünniler, Türkmenler diye ayrılık yaratıp çarşıda, pazarda, cami önünde bomba yüklü araçlarla toplu katliamlar yaptırdıklarını biliyorum… Biliyorum ve şaşırmıyorum.
Çünkü onlar kurnaz… Akıllı… Pişkin… Herkesin gözünün içine bakarak Irak’a demokrasi getirmek için geldiklerini söylemekten çekinmezler… Yerli işbirlikçi bulmakta hiç zorlanmazlar…Bizler safız… Her zaman onların oyunlarına geliriz… Afrika’nın kara derili insanını vahşi hayvanlar gibi yakalayıp köle olarak satan… Savaşmayı bile bilmeyen Kızılderilileri vahşice katledip Aztek ve İnka medeniyetlerini yağmalayan acımasız Avrupalı, bizim gibi saf ulusları kandırmakta hiç de sıkıntı çekmemiştir…
Daha birkaç gün önce çok güzel ve insanı duygulandıran bir olay yansıdı basına; bir PKK militanı “kardeşim asker, onunla karşılaşmak, ona silah sıkmak istemiyorum” diye güvenlik kuvvetlerine teslim oldu… Mutluluk duyduk…
Ama onlar kurnaz… Alevi’yi Sünni’ye, Sünni’yi Alevi’ye, Kürt’ü Türk’e, Türk’ü Kürt’e düşman etmeyi çok iyi becerirler… Kardeş kardeşi boğazlasın ki; onlar da ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına el koyabilsin, sömürebilsinler…. Çünkü onlar kurnaz, akıllı, bizler saf insanlarız… 1968 ve devamı yıllarda Türk gençliği kominist – faşist diye vuruşturulmadı mı?...
Şemdinli olaylarının arkasında kimler var. Şemdinli iddianamesine nasıl tepki vermeliyim? Danıştay olayı nedir? Arkasında kimler var?... Kim, hangi amaçla bir yüksek mahkeme yargıcını öldürttü…Bu olaylarla ilgili sağlıklı yorum yapabilmek mümkün mü?
Masonların kendi internet sitelerinden okuyup öğreniyoruz, Türkiye’de bilmen kaç locada kayıtlı onbinlerce mason olduğunu... Kim bu zatı-muhteremler… Hangi önemli mevkii ve makamları temsil ediyorlar… Mason olduklarını neden gizliyorlar... Masonluk, Türk devletinin, Türk milletinin yararına çalışan bir kurum ise neden gizli…
İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya gibi bütün büyük Avrupa devletlerinin ve Amerika’nın ve diğer tüm devletlerin yüzyıllardır hiçbir hükümetinin değiştiremediği ve uygulamak zorunda olduğu gizli anayasaları, gizli siyaset belgeleri varken, neden sadece Türkiye’nin siyaset belgesi sorgulanır?... Sorgulanmak istenir…
Okumalıyım…
Daha çok, daha çok okumalıyım…
Okudukça, çok şey öğrendim…
Okudukça, bilmem gereken daha çok şey olduğunu öğrendim…
Okudukça, işin esasını bilmeden, sazan gibi olayın üstüne atlamamayı öğrendim…
Okudukça, devletim, vatanım, milletim aleyhinde bir faaliyetin içerisinde olmamak için daha çok özen göstermem gerektiğini öğrendim…
Daha da çok okumalıyım ki; Türbana karşı olma ve laikliği savunma görüntüsü altında faaliyet yürüten bazı kurnazların, vatandaşımın saf ve temiz dini duygularını rencide ederek, ülkeme; Hırıstiyanlığı, Yahudiliği ihraç etmek isteyen misyonerlere hizmet edip etmediklerini… Türbanı savunma ve laikliğe karşı olma görüntüsü altında faaliyet yürüten bazı kurnazların ise, vatandaşımın saf ve temiz dini duygularını sömürerek ülkeme; radikal İslama dayalı bir rejim ihraç etmek isteyen ve şeriatla yönetilen devlet yada devletlerin amacına hizmet edip etmediğini anlayabilmeliyim… Bölücüyü, bölücü olmayandan; bir yabancı ülke işbirlikçisi haini namuslu bir vatandaştan ayırabilmeliyim…
Anlayabilmeliyim ve ayırabilmeliyim ki; bilgili, tecrübeli, iyi yetişmiş, iyi eğitilmiş o kurnazlar; benim saflığımdan, bilgisizliğimden, cehaletimden, tecrübesizliğimden yararlanamasın, beni oyununa alet edemesin…
Öyle bir bilinçle görevimi yapmalıyım ki:
Bir yabancı ülke vatandaşını, kendi ülkemin vatandaşından, güçlü bir ülkenin vatandaşını zayıf ve yoksul bir ülkenin vatandaşından ayırmamalıyım.
Kendi ülkemin vatandaşları arasında; dil, din, ırk, renk, mezhep, cinsiyet v.s. ayırımı yapmadan hepsini de birbirine eşit insanlar olarak görmeliyim… Ne Türkü Kürde, ne Kürdü Türk’e, ne Türkü yada Kürdü; Ermeni yada Rum yada Yahudi asıllı bir vatandaşa, ne Sünniyi Aleviye, ne Aleviyi Sünniye yada Şafiye, nede erkeği kadına üstün görmemeliyim… Görmemeliyim ki; o kurnazlar ülkemin vatandaşlarını kötü emellerine alet edemesinler. Ülkemin vatandaşlarına acı çektirip göz yaşı döktüremesinler… Analarını ağlatamasınlar…
Ben bir Cumhuriyet savcısı olarak; vatandaşımın devletine ve adaletine olan güvenini sarsmadan, hukuka uygun ve yasalar çerçevesinde herkese eşit ve adil davranarak devletime, vatanıma, milletime en iyi şekilde hizmet edebileceğimi düşünüyorum.
İşte o zaman; o kurnazlara ve o işbirlikçilerine kullanabilecekleri fırsatı vermemiş olurum…
Anayasa ve yasalarımızda da“bütün insanlar, yasalar önünde eşittir.” diye yazmıyor mu?...
Bizim asıl görevimiz de bütün insanlara eşit davranmak değil midir?...
Not:
Bu günlerde ABD. Güney Kıbrıs’taki İngiliz üslerine askeri yığınak yapmaya başlamış… 10 bin askerini üslerde konuşlandırmış… Acaba, bu defa hangi ülkede katliam yapacak…Irk, dil, din, renk, mezhep farkı gözetmeden; kadın, erkek, çoluk, çocuk, genç, yaşlı demeden hangi masum insanların tepesine; günlerce, haftalarca, aylarca yeni icat akıllı bombalarını yağdıracak…
Ve bizler, masum çocukların kol ve bacaklarının havalarda uçuştuğu görüntüleri TV den canlı yayında, naklen; hiçbir şey yapamamanın çaresizliğiyle insanlığımızdan utanarak izleyeceğiz…
Umarım ki; benim ülkemin bütün vatandaşları birbirlerine öyle bir kenetlenirler, öyle bir kenetlenirler ki; hiçbir ülke benim vatanıma saldırmaya cesaret edemez….
Çünkü onlar, bir ülkede birlik ve beraberliği bozmadan, kendilerine yandaş guruplar bulmadan saldırmazlar…
www.adalet.org adlı sitedeki yazısından alıntıdır............





















