Bu çevreci romanı mutlaka okuyun....
Siparişler
http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=KS31EVQBFG8GJMPFRGNR
Kitap hakkında fazla bilgi veya özel imzalı sipariş için irtibat
Hilal sok.56
48800 Köyceğiz
0554-2810889
Bu romanı satın almadan da internet üzerinden Google ingilizce önce" more" sonra"book search" ü tıklayıp "Sahipsiz Gezegen" yazarak da okuyabilirsiniz.!
Yunus Emre'nin,Aşık Veysel'in tohumlarını ekdiği Tanrı'yı doğayı sevenlerin sevgi bahçesine hoş geldiniz.
Dünyamız kaosa giden yola girdi ama onu kurtarmak hala elimizde..

Artan dünya nüfusu gezegenimizi tehdit ediyor.
"En güzel ahlak merhamettir. " Schoppenhauer
video.google.com/videoplay?docid=1191816883544012530 -
Bu çevreci romanı mutlaka okuyun....
Siparişler
http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=KS31EVQBFG8GJMPFRGNR
Kitap hakkında fazla bilgi veya özel imzalı sipariş için irtibat
Hilal sok.56
48800 Köyceğiz
0554-2810889
Bu romanı satın almadan da internet üzerinden Google ingilizce önce" more" sonra"book search" ü tıklayıp "Sahipsiz Gezegen" yazarak da okuyabilirsiniz.!
Biyografi:
Akın Tekin 1944 Gürün doğumlu.Sosyoloji tahsili yaptı.En büyük ilgi alanı ekoloji oldu.Uzun yıllar Almanya da Alman çalışma Bakanlığı emrinde sosyal danışman olarak çalıştı ve Almanya daki Türk işçi ve çocuklarına ,Türk mahkumlarına hukuki ve sosyal konularda yardım etti. Almanya da beş kitaptan oluşan "Der Herrenlose Planet "adlı romanlarını yazdı. 2004 yılında "Sahipsiz Gezegen" adlı romanı " The Ownerless Planet" adı altında ingilizce olarak da yayınlandı. Yazar almanca ve ingilizce iki lisan
biliyor.Akın Tekin Türkiye ye en elzem olan Türkiye Yeşiller Partisini kurmayı veya kurulmasını istemektedir.Yazarımız halen çevre koruma bazlı film senaryoları yazmaktadır.Akın Tekin ismi Türkiyenin ilk doğa koruma bazlı roman yazarı olarak Türk edebiyatına geçecektir.
Prolog
Dünya kaosa giden yola girdi bile. Kaosu yaratanlar da bilinçsizce çığ gibi büyüyen nüfusları ile dünya insanları. Böyle olmasa atalarımız der miydi? "Nerede çokluk orada zorluk". Gezegenimizin her bir yanında oluşan doğa felaketleri, azgın seller, korkunç fırtınalar, yürekler acısı orman yangınları, yeni ortaya çıkan ruh ve beden hastalıkları, dinmeyen çatışmalar, bitmeyen huzursuzluklar, insanların yozlaşması, ahlaki değerlerin kaybolması, büyüyen işsizlik, geçim sıkıntıları, sosyal patlamalar, kangren gibi yayılan bezginlikten doğan ne yaptığını bilememezlikler,sigara ve içki kullanımının artması, esrar düşkünlüğü ve türlü türlü sapıklıklar bunun sinyalleri -Gazeteler, televizyonlar her gün bu haberlerle dolu-. Anlayana sivrisinek sesi saz, anlamayana davul zurna bile az. Bunlar daha işin başlangıcı. Asıl büyük belâlar yolda. Olacaklara şaşırmasın insanlar. Şaşırmanın yanında belâlara katlanmak da alınlarına yazılı. Bunaldıkça bunalan insanlar, birbirini veya devleti veya aşırı nüfus karşısında biçare kalan devlet adamlarını suçluyor. Ama kaosa giden dünyaya eski zaman insanları gibi çok sayıda çocuk türetenlerin ve bu cahillerin eğitilmesi işlerine gelmeyenlerin hiç mi suçu yok? Var. Bu kaosa gidişten herkes suçlu. Çağ bilgisayar çağı, ama kafalar çoğunlukla yine eski model kafa. Biri diyor „bilim çağı, uzay çağı, diğeri diyor ah, çözüldü yine uçkurumun bağı" Anlayın işte. Ya eski çağlara dönelim bol bol çocuk yapıp tarlaya salalım ve Doğa Ana yönetsin bizi. Ya da bilim çağında bilge olalım. Bu kadar çok çocuğa canavar makinalar iş bırakmadı artık, bilelim. Çok çocuklu ama makinasız o eski rahat çağlar da çok gerilerde kaldı. Dünyada bu gidişle, hangi hükümet ne yaparsa yapsın işsizlik azalmayacak artacaktır. Çünkü her gün insanların işlerini elinden alan yeni makinalar, yeni otomatlar, yeni robotlar icat ediliyor. Buna üzüleceğimiz yer de seviniyoruz. Her yeni otomatın, makinanın icadı milyonlarca gencin ekmek kapısının kapanması anlamına geliyor. Bir vatandaş olarak sizi yönetenlere şunu sorabilirsiniz, artık bu makinalar, otomatlar çağında herkesin istediği kadar çocuk yapma hakkı, hürriyeti var mı? Bunu tartışmanız gerekir. Çünkü çok sayıda çocuk, o makinalar yüzünden iş bulamayınca, dönüp dolaşıp sizin evininizi soyarak, sokakda çantanızı kapıp kaçarak veya öldüğünüz zaman mezardan altın dişinizi sökerek iş sağlıyor. Aslında o çocukların hiç bir suçu yok.. Suç, onları düzensiz toplumlara bilinçsizce getirenlerde.
Kapitalistlere az ücretle çalıştırabileceği işsizler yığını, faşistlere, komünistlere, rasistlere, diktatörlere büyük ordular, lazım olduğu için nüfus planlaması yaptırmak istemiyorlar. Gezegenimizi ve onun bir parçası olarak da bizleri ve geleceğin insanını düşünen yok. Bunları gerçekten düşünen ileriyi gören da ancak bir kaç basiretli bilim adamı, birkaç aydınlıkcı fılozof, bir kaç ileri görüşlü yazar. Onlar da seslerini duyurmakta güçsüz..Üfleseniz toz olur uçarlar. Onlara aldırış eden yok
Unutmayın cennet dünyamızı köstebek gibi alt üst edip hallaç pamuğu gibi attıran, betonlaştıran, çöp deposu yapan, çekirge sürüleri gibi yeşili bozkıra çeviren tek yaratık, aşırı nüfusları ile insanlar. Düşünün bir kere, milyonlarca yıldır dünyamızda vahşi de olsalar milyarlarca hayvan yaşamış. Onların bize bıraktığı çöp dağlarını gören var mı? Onlar ilkel ve can alıcı imişler ama ,doğanın dengesini bozmamış,bize temiz ve sağlıklı bir doğa bırakmışlar . Son zamanda türeyen bizlerse başka türde hem can alıcıyız hem de atıklarımıza çöplerimize artık yer bulamıyor,yeri,göğü,gölü akansuları hatta uzayı bile kirletiyoruz,doğanın dengesini bozuyoruz.Geçmişte aşırı üreyen canlıların, zararlıların hakkından Doğa Ana geliyor ve bir denge kuruyormuş. Bu milyonlarca yıldır böyle olmuş. Aşırı üreyerek dünyayı istilâ edecek farelerin çoğunu yılanlar, tilkiler, baykuşlar yutmuş; aşırı üreyerek tüm bitkileri kemirerek ortalığı cascavlak edecek tavşanların çoğunu çakalgiller dengelemiş; binlerce yıl mağaralarda geceleri birbirlerine sarılan atalarımızın her yıl ürettiği çocukları gündüzleri azgın canavarlar azaltmış. Bugün artık azgın canavarların kırıntısı kalmış. Onların da çoğu hayvanat bahçelerine tıkılmış. Bu durumda insan karşısında Doğa Ana artık güçsüz. Ancak Tanrıya şükür ki, insan aklının ürünü bilgelik var. Ne yazık artık egemen olan insanlar bu bilgeliği kullanmayarak kıt akılları ile önce cennet dünyamızı cehenneme çeviriyor sonra da cenneti başka yerlerde arıyorlar. Demir, beton yığını, çöp ve silah deposuna dönüştürülmüş gezegenimizi, bir astreoidin çarpmasından veya milyarlarca yıl sonra güneşin ömrünü tamamlayıp şişerek yakmasından çok önce bu işi kıt akılları ile insanoğulları başaracak. Zaman her şeyi gösterecek..
Bu dizide sizlere, dünya insanlarına bu yönde devamlı bir uyarıda bulunmak için çırpınan bir gencin Boksör Erol'un, Türkiye'de ve Almanya'da geçen dramatik yaşam öyküsünü anlatacağım. İleri yüzyıllarda gezegenimizin bürüneceği çehreyi, kendi vizyonum içinde sunacağım.
Ancak şunu da iyi biliyorum ki, anlattıklarımızı ve yiğitler yiğidi Erol Atila'nın anlatmak istediklerini yirmibirinci yüzyıl insanı kolay kolay anlamak istemeyecektir. Keyifleri bilir. İleri yüzyıllardaki insanlar, bizi ve bizim gibi çevrecileri çok iyi anlayacak ve yaşadığımız çağda duyarsız toplumlar nedeniyle çektiğimiz acıları bizimle paylaşacaklar.
Geleceğin bahtsız insanları, Doğa Ananın temsili mezarının başında onu hüzünle anacak, resimlerini eski kitaplardan görüp taklit ettikleri suni çiçekleri analarının kabrine koyacaklar. Atalarının hatırası elekronik, delik deşik ölü bir gezegen için gözlerinden akan gözyaşları da, onlara suni hava sağlayan astronot başlıklarının camlarını boncuk boncuk ıslatacak. Ve bu gezegen yine dönecek, güneş olanları umursamazca onu yine ısıtacak. Ama bir zamanlar itlerin uluduğu, kervanların yürüdüğü bu gül bahçesi gezegende, allı turna kuşları bile göklerde süzülemeyecek, çocuklar kırlarda kafalarındaki başlıklarla, geçmişin çocukları gibi saçlarını rüzgârlarda savurarak koşamayacaklar. Ortalığı derin bir hüzün ve kaos saracak.. Ne Hz. Musa'nın sihirli asası, ne Hz. İsa'nın tasası, ne Karl Marx´ın yasası ve ne de yüksek teknolojinin o üstün kafası, ölen doğa anayı geri getiremeyecektir. Ama bundan bize ne? Biz o zamanları zaten göremeyeceğiz. Bu sorunu o zamanın insanları düşünsün... Biz, bu günün insanları, her kıtada ve her safhada rahatımıza bakalım. Çok çocuk yapıp, bu kaosa giden yola dökelim. Yapmıyorsak da yapanlara göz yumalım, "bana ne " diyelim. Veya hâlâ dünyaya egemen büyük millet olma sevdasında hayaller kuralım, çoğalalım başka milletleri ve doğayı boyunduruğumuz altına alalım.
Bu konuya bir kere de daha iyimser açıdan bakmaya çalışalım. Evet, bir zamanlar doğurgan olan sanayi ülkelerindeki nüfus artışını frenleyen teknoloji, halen doğurgan olan diğer ülkelerdeki nüfus artışını da ileri yıllarda frenleyecektir. Ancak bu geçiş sürecinde teknolojinin cahil ellerce yanlış kullanılması sonucu, doğa tarumar edileceği için, kaos hızlanmış olacak, iyi bir benzetmeyle barut ile ateş yanyana gelecektir. Yani bilinçsiz insanlar barut, azgın teknoloji ateştir. Barutla ateşin yanyana gelmesi de son darbeyi vurarak kaosu başlatacaktır.. Bu safhada bu sahipsiz gezegende artık zulüm ve sefahat yolunu seçen, tüyü dökülmüş, eli silahlanmış kuyruksuz yaratıkların saltanatı bitecek, yerine insanlardan daha güçlü nefesi yeri göğü savuran; tükürüğü, teri sellere boğan çıldırmış bir azman, hırçın hasta Doğa Ana tekrar hüküm sürecektir. Ama o artık bildiğimiz bilge Doğa Ana değil yeni adıyla KAOS'tur. Günümüzden başlayarak gün be gün gittikçe ortam kötüleşecektir. Uzun bir dönem bu süreç içinde yaşayacak pek çok güçsüz insan horlanacak, ızdırapla bunalacak, yeri göğü tırmalayacaktır. Onların yanında doğanın alacağı yaralar ve diğer canlıların çekeceği acılar da aynı büyüklüktedir.
İşte bu kitap sahip çıkmadığımız ve hor gördüğümüz bu gezegende yaşamış ve yaşayacak altta kalan güçsüz insanlara, harcanan doğaya ve masum diğer canlılara duyulan merhametin haykıraran gür sesidir. O ses 1999 yılında Japon balina avcısı katil gemilere karşı direnirken vinç çarpması sonucu ölen ve çocukluk yıllarında sezdiği gibi, okyanusun derin sularına, cihan pehlivanı Koca Yusuf gibi gömülen, Greenpeace gönüllü savaşçısı Erol Atila'nın ulu sesidir. O artık bizler gibi değil. O artık sağa sola sürüklediğimiz, kemiklerin ayakta tuttuğu, kalp denilen minik bir pompanın yürüttüğü, etten bir bedeni sırtından indirip attı. Ona artık ne namerdin kurşunu işler, ne insanların kanunu geçer. O bundan böyle kâh okyanuslardan kalkıp gelen yağmur olup o çok sevdiği Anadolu'sunun yayla topraklarına yağacak, duru su olup gözelerden kaynayacak; kâh kar taneleri olup, doğa sever dostlarının yüzlerine özlemle konacak. Bazen hırçınlaşarak okyanusların çılgın rüzgârları olup, gaddar insanlarla yumruklaşmak isteyecek; bazen gezegeninin ve insanlığın haline hüngür hüngür ağlayacak ortalığı sele boğacak. Ama o her seferinden sonra toparlanacak, okyanusların koynuna geri dönecek. Bu hep böyle sürüp gidecek. Ta ki mahşere, ta ki o büyük tecelliye kadar.
Bu kitabın hazırlanışında teknik emeği geçen bay Franz ve Fabian Göhl'e, değerli yayıncı bay Kemal Özdemir'e, kitabın dizaynlarını yapan değerli reklam ajansı sahibi bayan Gonca Yerliyurt'a ressam Özlem Öznalbant'a,grafiker Ergün Salcı ve Ulaş Bilgin'e şükranlarımı sunarım.
Akın Tekin-
|
Yazarın diğer kitapları: The other novels of the author:
The Ownerless Planet 1
A novel by Akin Tekin
www.amazon.com.uk
DER HERRENLOSE PLANET 1
Akin Tekin
http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=NNI6HMVQEH1HSTPCDVH0
“The more people there are, the greater the problems.”


