Deterjandan,
uzay mekiğine kadar her alanda kullanılabilen ve sık sık Türkeye'nin
gündemini meşgul eden madendir bor. Üzerine bir çok tartışma
yapılmıştır, ancak yine de bor madeni hakkında çok az şey bilinir. Bor
nedir, nerelerde bulunur, ne şekilde kullanılır, ne kadar önemlidir ve
Türkiye bu madeni ne kadar iyi bir şekilde değerlendirebilmektedir? Bu
ve benzeri sorular çerçevesinde bor madenini daha yakından tanıyacağız. Öncelikle
bor, sert bir yapıya sahip, dayanıklı ve siyahımsı kahverengindeki bir
madendir. Bor, doğada asla saf halde bulunmaz. Sadece, oksijenle
birleşmiş olarak borikasit, boraks, kolemanit ve kernit gibi tuzlar
halinde bulunmaktadır. Tuz haliyle bulunması nedeniyle de topraktan
çıkarıldığında beyaz görülür.
Türkiye'de Balıkesir, Bursa, Kütahya
ve Eskişehir'de çıkarılmaktadır. Dünyada ise Türkiye dışında ABD,
Rusya, Çin, Kazakistan, Arjantin, Bolivya, Peru ve Şili bor kaynağına
sahip olan ülkelerdir. Görüldüğü üzere dünyada 9 ülkede bor madeni
bulunmaktadır, ancak Türkiye %70'lik oran ile diğer 8 ülkenin
tamamından daha fazla bor kaynağına sahiptir. Bor madeninin
kullanıldığı çok sayıda alan vardır. Bordan, tarım alanında bitkilere
besin maddesi üretiminde, dayanıklı bina yapımında, temizlik
sektöründe, ahşabın korunmasında, ısıya dayanıklı giysi üretiminde,
araçlar için antifiriz üretiminde, atık temizleme alanında,
fotoğrafçılıkta, patlayıcı madde üretiminde, pek çok elektronik
cihazda, roket yakıtı üretiminde ve kanser tedavilerinde
yararlanılmaktadır. Ancak beklide en ilgi çekici kullanım alanı bor ile
üretilen hücre yakıtlarıdır. Hücre yakıtları bor madeni katkısı ile
üretilen yakıtlardır ve ulaşım araçlarında kullanılarak, petrole olan
bağımlılığın azaltılması ve çevre kirliliğinin önüne geçilmesi
düşünülmektedir. Bu alanda çalışmalar sürmektedir. Ancak Türkiye için
bu projenin bir başka önemli yanı olarak, proje sayesinde Türkiye'deki
bor madenin değerinin artacağı ve Türkiye'nin bundan büyük kazanç
sağlayacağı düşünülmektedir. Oysa gerçek bu şekilde değildir. Çünkü
hücre yakıt üretimi için gerekli olan bor miktarı rahatlıkla deniz
suyundan da temin edilebilir. Yazının başında bor madenin doğada asla
saf halde bulunmadığını belirtmiştim. Deniz suyunda da belirli
miktarda bor bulunmaktadır ve bu bor ayrıştırıldığı takdirde rahatlıkla
hücre yakıt üretiminde kullanılabilir. Bu kapsamda Japonya da deniz
suyundan bor elde etme çalışmalarına başlamıştır. İşte bu nedenledir ki
petrolden bor katkılı yakıtlara geçiş yaşansa bile Türkiye'deki bor
madenine olan talep pek fazla artmayacaktır. Oysa bor madeni
250'ye yakın kullanım alanı ile zaten ekonomik açıdan oldukça önemli
bir madendir. Türkiye'nin de bor madeni konusunda asıl düşünmesi
gereken, bu kadar geniş kullanım alanına sahip olan bu madenin nasıl en
iyi şekilde değerlendirilebileceği olmalıdır. Dünya bor piyasasına
geçmeden önce bor madenin iddia edildiği gibi stratejik bir maden olup
olmadığı konusuna değinmek istiyorum. 1958-1961 yılları
aralığında ABD ve NATO tarafından bor stratejik maden olarak kabul
edilmiş ve Sosyalist Blok ülkelerine satılması yasaklanmıştır. Ancak
1963 yılına gelindiğinde NATO bor madeninin askeri açıdan stratejik bir
maden olmadığına karar vererek, bu madeni askeri stratejik madenler
listesinden çıkartmıştır. Bir madenin stratejik öneme sahip olabilmesi
için, o madenin ülke savunması ve ekonomisi için hayati önem arz etmesi
ve talep halinde güvenilir kaynaklardan istenilen miktarda temininin
zor olması gerekmektedir. Bu çerçevede bor madeni Türkiye için
stratejik bir maden değildir. Ancak bor kaynağına sahip olmayan ülkeler
için stratejik bir maden olabilir. Peki Türkiye mevcut bor
kaynaklarını istenilen düzeyde kullanabilmekte midir? Türkiye'de
bulunan bor madenleri 1978 yılında çıkartılan 2172 sayılı kanun
kapsamında Eti Bank tasarrufuna bırakılmıştır. Bu tarihten itibaren de
bor madeni alanındaki çalışmalar önceki yıllara göre artış göstermiş ve
Eti Holding AŞ, Dünya Bor Piyasası'ndaki ikinci şirket haline
gelmiştir. Birinci ise bir Amerikan şirketi olan US Borax'tır. Ancak
Eti Holding'in bor rezervi yönünden bu kadar avantajlı olmasına rağmen
bor piyasasında üstünlük gösteremediği ve mevcut pazardaki payının
sadece %7 olduğu öne sürülmekte, Eti Holding ise pazar payının %36'sına
sahip olduğunu belirtirken ihracat gelirlerini de şu şekilde
bildirmektedir: "1978'de 83 milyon ABD Doları olan ülkemiz bor ihracat
gelirleri, sonraki yıllarda sürekli artarak 2002 yılında 186 milyon ABD
Doları, 2003 yılında 207 milyon ABD Doları, 2004 yılında ise 252 milyon
ABD Doları olarak gerçekleşmiştir." Oysa 2004 yılında Eti Holding ton
olarak dünya üretiminin %33'ünü karşılarken, US Borax ise %27'sini
karşılamış, ancak aynı yıl US Borax 626 milyon dolar kazanırken, Eti
Holding ise sadece 252 milyon dolar gelir elde etmiştir ve bu oranlar
mevcut rezervler göz önüne alındığında oldukça düşündürücüdür. Peki ama
Eti Holding'in pazar payının bu kadar düşük olmasının nedenleri
nelerdir? Öncelikle Türkiye'de bor alanında yıllar yılı yeterli
yatırımlar yapılmamış ve bor madeninin işlenmesi ve bu şekilde
satılması sağlanamamıştır. Pazarlama alanında yeterli girişimlerde
bulunulamamış ve pazar payı arttırılamamıştır. Ve maalesef ki Türkiye
bor madeni konusunda sağlıklı bir politika geliştirememiştir. Eti
Holding'in bir numaralı rakibi olan US Borax asla ham bor satışı
yapmamakta, bunun yerine bor madenini işleyip, bu işlenmiş ürünleri
satışa sunmaktadır. Oysa Eti Holding piyasaya ham bor satışı yapmakta
ve bu satış politikası ile 20'ye yakın ülkede bor sanayi tesislerinin
kurulmasına zemin hazırlamaktadır. Satılan ham borları özellikle Kuzey
Amerika, Batı Avrupa ve Japonya satın almaktadır. Yani bir nevi Türkiye
sanayileşmiş ülkelere ham madde sağlayan bir ülke konumundadır.
Sattığımız bor madeni bu ülkelerde işlenildikten sonra pazara
sunulmakta ve Eti Holding'in ürettiği ürünlere rakip olmaktadır. Ülkemizdeki
madenlerin diğer ülkelere ham olarak satılması, katma değer yaratma
potansiyelleri çok yüksek olan bu kaynakların israf edilmekte olduğu
anlamına gelmektedir. Bu kaynakların işlenerek mamul hale getirilmesi;
istihdam, katma değer, ülke ve kamu yararı açısından hayati önem taşır.
Toprak altındaki rezervin büyüklüğü bir anlam ifade etmez. Önemli olan
bunu çıkarmak, işlemek ve değerlendirmektir. Örneğin ABD'deki bor
rezervinin az olması, bu ülkenin bor piyasasındaki ağırlığını
etkilememektedir. Üstelik Eti Holding'in, bugün Türk sanayicisine
bor madeni satmadığı, bor madenlerinin 2001'den önce, yurtdışına 140,
Türk sanayicisine ise 240 dolara satıldığı, bu nedenle Türkiye'de bor
sanayisi kurulamadığı, kurulan fabrikaların da kapatılmak zorunda
kaldığı ve artık, Türk borlarıyla Yunanistan'da boraks üretilebildiği,
ancak Türkiye'de üretilemediği iddia edilmekte. Ancak Eti Holding bunu
da yalanlamakta ve yurt içi satış fiyatlarının yurt dışına oranla daha
uygun olduğunu belirtmektedir. Buraya kadar gördük ki, bor madeni
konusu oldukça karışıktır, ancak kesin olan şudur ki Türkiye bor
madenini yeterince iyi şekilde değerlendirememektedir. Madenlerimiz
bizim öz kaynaklarımızdır ve ülke için en iyi şekilde kullanılmaları
gerekmektedir. Bor madeninin işlenerek satılabilmesi için gereken
teknoloji elde edilip, iyi bir pazarlama politikası geliştirilebilir ve
bu politika düzgün bir şekilde uygulanabilirse bor Türkiye için oldukça
önemli bir gelir kaynağı olacaktır. Aksi halde Türkiye sanayileşmiş
ülkelere ham madde sağlayan, elindeki kullanım alanı bu kadar geniş ve
rezerv yönünden bu kadar büyük olan bor madenini değerlendiremeyen bir
ülke olmaya devam edecektir.